Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Kehf Suresi İlk 10 Âyet

Kehf suresi 1–10. âyet

▶ Anlayarak oku ve dinle Kehf suresinin tamamı

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَىٰ عَبۡدِهِ ٱلۡكِتَٰبَ وَلَمۡ يَجۡعَل لَّهُۥ عِوَجَاۜ ﴿1﴾

elḥamdü lillâhi-lleẕî enzele `alâ `abdihi-lkitâbe velem yec`al lehû `ivecâ.

1–3. Hamd Allah’a mahsustur. (O Allah ki, insanları) kendi tarafından gelecek çetin bir azap ile uyarmak, dünya ve âhiret için yararlı işler yapan müminlerin, içinde ebedî kalacakları güzel bir mükâfata (cennet) erişeceklerini müjdelemek için kuluna sağlam ve kusursuz kitabı indirmiş, onda hiçbir bozukluğa yer vermemiştir.

Kelime meali

ٱلْحَمْدُ hamdolsun · لِلَّهِ Allah'a · ٱلَّذِىٓ ki · أَنزَلَ indirdi · عَلَىٰ kuluna · عَبْدِهِ · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَلَمْ ve · يَجْعَل koymadı · لَّهُۥ ona · عِوَجَاۜ hiçbir eğrilik

قَيِّمࣰ ا لِّيُنذِرَ بَأۡسࣰ ا شَدِيدࣰ ا مِّن لَّدُنۡهُ وَيُبَشِّرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرًا حَسَنࣰ ا ﴿2﴾

ḳayyimel liyünẕira be'sen şedîdem mil ledünhü veyübeşşira-lmü'minîne-lleẕîne ya`melûne-ṣṣâliḥâti enne lehüm ecran ḥasenâ.

Kelime meali

قَيِّمًۭا dosdoğru olarak · لِّيُنذِرَ uyarması için · بَأْسًۭا azaba karşı · شَدِيدًۭا şiddetli · مِّن katından (indirdi) · لَّدُنْهُ · وَيُبَشِّرَ ve müjdelemesi için · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · ٱلَّذِينَ yapan · يَعْمَلُونَ · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · أَنَّ kendileri için bulunduğunu · لَهُمْ · أَجْرًا mükafat · حَسَنًۭا güzel

مَّٰكِثِينَ فِيهِ أَبَدࣰ ا ﴿3﴾

mâkiŝîne fîhi ebedâ.

Kelime meali

مَّـٰكِثِينَ kalacaklardır · فِيهِ onun içinde · أَبَدًۭا sürekli olarak

وَيُنذِرَ ٱلَّذِينَ قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدࣰ ا ﴿4﴾

veyünẕira-lleẕîne ḳâlü-tteḫaẕe-llâhü veledâ.

4. (Bir de) “Allah evlât edindi” diyenleri uyarmak için...

Kelime meali

وَيُنذِرَ ve uyarması için · ٱلَّذِينَ diyenleri · قَالُوا۟ · ٱتَّخَذَ edindi · ٱللَّهُ Allah · وَلَدًۭا çocuk

مَّا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمࣲ وَلَا لِأٓبَآئِهِمۡۚ كَبُرَتۡ كَلِمَةࣰ تَخۡرُجُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبࣰ ا ﴿5﴾

mâ lehüm bihî min `ilmiv velâ liâbâihim. kebürat kelimeten taḫrucü min efvâhihim. iy yeḳûlûne illâ keẕibâ.

5. Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi var. Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar çirkin! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

Kelime meali

مَّا yoktur · لَهُم onların · بِهِۦ bu hususta · مِنْ hiçbir · عِلْمٍۢ bilgisi · وَلَا ve yoktur · لِـَٔابَآئِهِمْ ۚ atalarının · كَبُرَتْ ne büyük (küstahça) · كَلِمَةًۭ söz · تَخْرُجُ çıkıyor · مِنْ ağızlarından · أَفْوَٰهِهِمْ ۚ · إِن onlar söylemiyorlar · يَقُولُونَ · إِلَّا başka bir şey · كَذِبًۭا yalandan

فَلَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ إِن لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَسَفًا ﴿6﴾

fele`alleke bâḫi`un nefseke `alâ âŝârihim il lem yü'minû bihâẕe-lḥadîŝi esefâ.

6. Durum böyleyken bu son kitaba inanmazlarsa arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin!

Kelime meali

فَلَعَلَّكَ herhalde sen · بَـٰخِعٌۭ helak edeceksin · نَّفْسَكَ kendini · عَلَىٰٓ peşlerinde · ءَاثَـٰرِهِمْ · إِن diye · لَّمْ inanmıyorlar · يُؤْمِنُوا۟ · بِهَـٰذَا bu · ٱلْحَدِيثِ söze · أَسَفًا üzüntüden

إِنَّا جَعَلۡنَا مَا عَلَى ٱلۡأَرۡضِ زِينَةࣰ لَّهَا لِنَبۡلُوَهُمۡ أَيُّهُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ ا ﴿7﴾

innâ ce`alnâ mâ `ale-l'arḍi zînetel lehâ lineblüvehüm eyyühüm aḥsenü `amelâ.

7. Biz, kimlerin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi oranın süsü yaptık.

Kelime meali

إِنَّا şüphesiz biz · جَعَلْنَا yarattık · مَا şeyleri · عَلَى üzerindeki · ٱلْأَرْضِ yer · زِينَةًۭ süs olsun diye · لَّهَا kendisine · لِنَبْلُوَهُمْ onları denemek için · أَيُّهُمْ hangisinin · أَحْسَنُ daha güzel · عَمَلًۭا iş yaptığını

وَإِنَّا لَجَٰعِلُونَ مَا عَلَيۡهَا صَعِيدࣰ ا جُرُزًا ﴿8﴾

veinnâ lecâ`ilûne mâ `aleyhâ ṣa`îden cüruzâ.

8. Ve biz oradaki her şeyi mutlaka kupkuru bir toprak yapacağız.

Kelime meali

وَإِنَّا biz elbette · لَجَـٰعِلُونَ yaparız · مَا şeyleri · عَلَيْهَا (yerin) üzerindeki · صَعِيدًۭا bir toprak · جُرُزًا kupkuru

أَمۡ حَسِبۡتَ أَنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡكَهۡفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُواْ مِنۡ ءَايَٰتِنَا عَجَبًا ﴿9﴾

em ḥasibte enne aṣḥâbe-lkehfi verraḳîmi kânû min âyâtinâ `acebâ.

9. Yoksa sen, bizim âyetlerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakīm’i mi şaşırtıcı buldun?

Kelime meali

أَمْ yoksa · حَسِبْتَ (mi) sandın? · أَنَّ sadece · أَصْحَـٰبَ sahiplerinin · ٱلْكَهْفِ Kehf · وَٱلرَّقِيمِ ve Rakim · كَانُوا۟ olduklarını · مِنْ bizim ayetlerimizden · ءَايَـٰتِنَا · عَجَبًا şaşılacak

إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةࣰ وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدࣰ ا ﴿10﴾

iẕ eve-lfityetü ile-lkehfi feḳâlû rabbenâ âtinâ mil ledünke raḥmetev veheyyi' lenâ min emrinâ raşedâ.

10. O gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!” demişlerdi.

Kelime meali

إِذْ zaman · أَوَى sığındıkları · ٱلْفِتْيَةُ o gençler · إِلَى mağaraya · ٱلْكَهْفِ · فَقَالُوا۟ dediler · رَبَّنَآ Rabbimiz · ءَاتِنَا bize ver · مِن katından · لَّدُنكَ · رَحْمَةًۭ bir rahmet · وَهَيِّئْ ve hazırla · لَنَا bize · مِنْ şu işimizden · أَمْرِنَا · رَشَدًۭا bir çıkış yolu