Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Dualar ve Zikirler

Kur’an’dan ve Peygamberimizden dualar; her birinin Arapçası, Türkçe anlamı ve kaynağı. Uygulamada Türkçe + Arapça sesli dinleyip döngüye alabilirsiniz.

▶ Uygulamada dinle

Kur’an okumadan önce

Eûzü Besmele Kur’an

Kur’an okumaya başlarken şeytandan Allah’a sığınmak ve Allah’ın adıyla başlamak için.

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Kaynak: İstiâze emri: Nahl 16:98. Besmele: Fâtiha 1:1; ayrıca Neml 27:30.

Tövbe ve bağışlanma için

İstiğfar Duası (Estağfirullâhe’l-azîm) Hadis

Allah’tan bağışlanma dilemek ve tövbe etmek için.

أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ.

Kendisinden başka ilâh bulunmayan, daima diri ve bütün varlığı ayakta tutan yüce Allah’tan bağışlanma diler; O’na tövbe ederim.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 1517; Tirmizî, 3577. Ebû Dâvûd’daki rivayet Elbânî tarafından sahih değerlendirilmiştir; orada “العظيم” kelimesi bulunmaz. Tirmizî 3577’de “العظيم” kelimesi vardır; Dârüsselâm değerlendirmesi hasendir.

Seyyidü’l-İstiğfar Duası Hadis

Bağışlanma dualarının en üstünü olarak bildirilen dua; sabah ve akşam okunur.

اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ. أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ. أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ، وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ.

Allah’ım! Sen benim Rabbimsin; senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim ahde ve söze bağlıyım. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri ikrar eder, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; günahları ancak sen bağışlarsın.

Kaynak: Buhârî, 6306.

Günahlardan Arınma Duası (Allâhümme bâid) Hadis

Günahlardan arınmak için; namaza başlarken de okunur.

اللَّهُمَّ بَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ. اللَّهُمَّ نَقِّنِي مِنَ الْخَطَايَا كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ الأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ. اللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَاىَ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ.

Allah’ım! Doğu ile batının arasını uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın arasını uzaklaştır. Beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi beni günahlardan temizle. Allah’ım! Günahlarımı su, kar ve doluyla yıka.

Kaynak: Buhârî, 744; Müslim, 598.

Veccehtü Duası (İftitah Duası) Hadis

Namaza başlarken okunan; Allah’a yöneliş, tövbe ve güzel ahlâk duası.

وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ. إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ.

Yüzümü, hakka yönelerek gökleri ve yeri yaratana çevirdim; ben ortak koşanlardan değilim. Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi ve ben teslim olanlardanım.

اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ. أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ، ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا، إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ.

Allah’ım! Mutlak hükümdar sensin; senden başka ilâh yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben senin kulunum. Kendime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla; günahları ancak sen bağışlarsın.

وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ، لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ، وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا، لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ.

Beni ahlâkın en güzeline yönelt; onun en güzeline ancak sen yöneltirsin. Kötü ahlâkı benden uzaklaştır; onu benden ancak sen uzaklaştırırsın.

لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ، وَالْخَيْرُ كُلُّهُ فِي يَدَيْكَ، وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ. أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ، تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ.

Buyur Allah’ım; emrine gönülden hazırım. Hayrın tamamı senin elindedir; şer sana nispet edilmez. Varlığım seninledir ve dönüşüm sanadır. Sen mübarek ve yücesin. Senden bağışlanma diler ve sana tövbe ederim.

Kaynak: Müslim, 771a. Başlangıçtaki ifadeler En‘âm 6:79 ve 6:162–163 ile ilişkilidir; aşağıdaki bütünlük hadis metnidir.

Keffâretü’l-Meclis Duası Hadis

Bir toplantı ya da sohbetin sonunda, orada işlenen hatalara kefaret olarak.

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ.

Allah’ım! Sana hamd ederek seni her türlü eksiklikten uzak tutarım. Senden başka ilâh bulunmadığına tanıklık ederim. Senden bağışlanma diler ve sana tövbe ederim.

Kaynak: Tirmizî, 3433. Tirmizî: “hasen garîb sahih”; Dârüsselâm değerlendirmesi: sahih.

Sıkıntı, korku ve korunma için

Sıkıntı ve Borç Duası (Mine’l-hemmi ve’l-hazen) Hadis

Sıkıntı, üzüntü, tembellik, korkaklık ve borç yükünden kurtulmak için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ.

Allah’ım! Sıkıntı ve üzüntüden sana sığınırım. Acizlik ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun altında ezilmekten ve insanların baskısından sana sığınırım.

Kaynak: Bu lafız: Ebû Dâvûd, 1555; Elbânî’ye göre zayıf. Aynı dua içeriğinin sahih rivayeti: Buhârî, 6369; son kısmı “وضلع الدين وغلبة الرجال” şeklindedir.

Fitnelerden Sığınma Duası (Mine’l-keseli ve’l-heram) Hadis

Tembellik, yaşlılık, borç ve dünya–âhiret fitnelerinden korunmak için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَالْمَغْرَمِ وَالْمَأْثَمِ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَفِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَشَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى وَشَرِّ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ.

Allah’ım! Tembellikten, düşkünleştiren yaşlılıktan, borç yükünden ve günaha düşmekten sana sığınırım. Cehennem azabından ve ateşin fitnesinden, kabir azabından, zenginlik ve fakirlik imtihanlarının şerrinden, Mesih Deccal’in fitnesinin şerrinden sana sığınırım.

Kaynak: Buhârî, 6368. Rivayette kelime sırası farklıdır; ayrıca “kabir fitnesi” ve devam eden başka dua cümleleri de vardır.

Allâhümme Rahmeteke Ercû Duası Hadis

Sıkıntı anında, kendi nefsine bırakılmamak için.

اللَّهُمَّ رَحْمَتَكَ أَرْجُو، فَلاَ تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ، وَأَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ.

Allah’ım! Rahmetini umuyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma. Bütün işlerimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5090; sıkıntı içindeki kişinin duası olarak aktarılır.

Bismillâhillezî Duası (Korunma Duası) Hadis

Sabah ve akşam, her türlü zarardan Allah’ın adıyla korunmak için.

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَىْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ.

Adı anıldığında yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5088. Rivayette sabah ve akşam üç defa okuma vardır.

Hasbiyallâh Duası Kur’an

Allah’a tevekkül etmek, O’nun yettiğini dile getirmek için.

حَسْبِيَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ.

Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na dayandım. O, yüce arşın Rabbidir.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Tevbe 9:129’un son kısmı. Yedi tekrar rivayeti: Ebû Dâvûd, 5081; rivayet Ebû’d-Derdâ’da durur (mevkuf).

Allâhümme Ecirnî Mine’n-Nâr Hadis

Cehennem ateşinden korunmayı istemek için.

اللَّهُمَّ أَجِرْنِي مِنَ النَّارِ.

Allah’ım! Beni cehennem ateşinden koru.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5079. Sabah ve akşam namazlarıyla bağlantılı yedi tekrar rivayeti Elbânî tarafından zayıf değerlendirilmiştir.

Küfür, Fakirlik ve Kabir Azabından Sığınma Duası Hadis

Küfürden, fakirlikten ve kabir azabından Allah’a sığınmak için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ.

Allah’ım! Küfürden, fakirlikten ve kabir azabından sana sığınırım.

Kaynak: Bu üç sığınma ifadesi Ebû Dâvûd, 5090’da daha uzun ve tekrarlı lafızla bulunur; Elbânî isnadını hasen değerlendirir.

Allâhümme Fâtıra’s-Semâvât Duası Hadis

Sabah ve akşam, nefsin ve şeytanın şerrinden korunmak için.

اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ، عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ، رَبَّ كُلِّ شَىْءٍ وَمَلِيكَهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ.

Allah’ım! Gökleri ve yeri yaratan, görünmeyeni ve görüneni bilen, her şeyin Rabbi ve sahibi sensin. Senden başka ilâh bulunmadığına tanıklık ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve onun şirke sürüklemesinden sana sığınırım.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5067. Bazı rivayetlerde sıralama ve son kelimenin okunuşu farklıdır.

Af ve Âfiyet Duası Hadis

Sabah ve akşam; af, afiyet ve her yönden korunma istemek için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي دِينِي وَدُنْيَاىَ وَأَهْلِي وَمَالِي.

Allah’ım! Senden dünyada ve âhirette af ve afiyet isterim. Dinim, dünyam, ailem ve malım konusunda senden af ve afiyet isterim.

اللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَاتِي وَآمِنْ رَوْعَاتِي. اللَّهُمَّ احْفَظْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَىَّ وَمِنْ خَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي وَمِنْ فَوْقِي، وَأَعُوذُ بِعَظَمَتِكَ أَنْ أُغْتَالَ مِنْ تَحْتِي.

Allah’ım! Ayıplarımı ört, korkularımı güvene çevir. Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek tehlikelerden koru. Altımdan ansızın bir felâketle yakalanmaktan senin azametine sığınırım.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5074; İbn Mâce, 3871. İlk cümlede “afiyet” veya “af ve afiyet” şeklinde lafız farkı vardır.

Âfiyet Duası (Allâhümme âfinî fî bedenî) Hadis

Sabah ve akşam; beden, işitme ve görme sağlığı ile inanç için.

اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي بَدَنِي. اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي سَمْعِي. اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي بَصَرِي. لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ.

Allah’ım! Bedenime afiyet ver. İşitmeme afiyet ver. Görmeme afiyet ver. Senden başka ilâh yoktur.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ.

Allah’ım! Küfürden ve fakirlikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilâh yoktur.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5090. Rivayette sabah ve akşam üçer tekrar vardır.

Hüsn-i Hâtime Duası (Allâhümme ahsin âkıbetenâ) Hadis

Bütün işlerin hayırla sonuçlanmasını istemek için.

اللَّهُمَّ أَحْسِنْ عَاقِبَتَنَا فِي الْأُمُورِ كُلِّهَا، وَأَجِرْنَا مِنْ خِزْيِ الدُّنْيَا وَمِنْ عَذَابِ الْآخِرَةِ.

Allah’ım! Bütün işlerimizin sonunu hayırlı eyle. Bizi dünyada rezil olmaktan ve âhiret azabından koru.

Kaynak: Büsr b. Ertât rivayeti: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned; İbn Hibbân; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr. Rivayetin tekil lafzı “أحسن عاقبتي ... وأجرني”dir. Elbânî, es-Silsiletü’d-daîfe, 2907’de zayıf değerlendirir.

Sabah ve uyanış

Uyanma Duası (Elhamdülillâhillezî ahyânâ) Hadis

Uykudan uyanınca okunur.

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ.

Bizi öldürdükten sonra yeniden dirilten Allah’a hamd olsun. Diriliş ve dönüş O’nadır.

Kaynak: Buhârî, 6312.

Sabah Duası (Allâhümme bike asbahnâ) Hadis

Sabah ve akşama erişince okunur.

اللَّهُمَّ بِكَ أَصْبَحْنَا وَبِكَ أَمْسَيْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَإِلَيْكَ النُّشُورُ.

Allah’ım! Senin lütfunla sabaha ve akşama eriştik. Seninle yaşar, senin takdirinle ölürüz. Diriliş ve dönüş sanadır.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5068.

Fıtrat Duası (Asbahnâ alâ fıtrati’l-İslâm) Hadis

Sabaha erişince İslâm üzere olduğunu dile getirmek için.

أَصْبَحْنَا عَلَى فِطْرَةِ الْإِسْلَامِ، وَعَلَى كَلِمَةِ الْإِخْلَاصِ، وَعَلَى دِينِ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَعَلَى مِلَّةِ أَبِينَا إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ.

İslâm fıtratı, tevhid sözü, Peygamberimiz Muhammed’in —Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun— dini ve atamız İbrâhim’in inancı üzere sabaha eriştik. O, hakka yönelmiş bir Müslümandı; ortak koşanlardan değildi.

Kaynak: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, eski baskı 3/406–407 ve 5/123; Nesâî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, 34. Bu referanslar Hısnü’l-müslim, 90’da birlikte gösterilir.

Sabah Duası (Asbahnâ ve asbaha’l-mülkü lillâh) Hadis

Sabah, günün hayrını istemek ve kötülüğünden korunmak için.

أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ هَذَا الْيَوْمِ فَتْحَهُ وَنَصْرَهُ وَنُورَهُ وَبَرَكَتَهُ وَهُدَاهُ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا فِيهِ وَشَرِّ مَا بَعْدَهُ.

Biz sabaha eriştik; egemenlik de âlemlerin Rabbi Allah’a ait olarak sabaha erişti. Allah’ım! Senden bu günün hayrını; açılışını ve başarısını, yardımını, nurunu, bereketini ve hidayetini isterim. Bu günde bulunan kötülükten ve sonrasındaki kötülükten sana sığınırım.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5084.

Borç Duası (Allâhümme fâlika’l-isbâh) Hadis

Borçtan kurtulmak ve fakirlikten korunmak için sabah duası.

اللَّهُمَّ فَالِقَ الإِصْبَاحِ، وَجَاعِلَ اللَّيْلِ سَكَنًا، وَالشَّمْسِ وَالْقَمَرِ حُسْبَانًا، اقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ، وَأَغْنِنِي مِنَ الْفَقْرِ، وَأَمْتِعْنِي بِسَمْعِي وَبَصَرِي وَقُوَّتِي فِي سَبِيلِكَ.

Allah’ım! Tan yerini ağartan, geceyi dinlenme vakti, güneşi ve ayı hesap ölçüsü yapan sensin. Borcumu ödememi nasip et, beni fakirlikten kurtar. İşitmemden, görmemden ve kuvvetimden senin yolunda yararlanmayı bana nasip et.

Kaynak: Mâlik, el-Muvatta’, Kur’an kitabı, kitap 15, hadis 29 (ilgili Arapça dizimde 499; eski İngilizce dizimde 27). Yahyâ b. Saîd’in “bana ulaştı” şeklindeki aktarımıdır. İlk ifadeler En‘âm 6:96’dan uyarlanmıştır.

Şükür Duası (Allâhümme mâ asbaha bî) Hadis

Sabah, verilen nimetlere şükretmek için.

اللَّهُمَّ مَا أَصْبَحَ بِي مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنْكَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ، فَلَكَ الْحَمْدُ وَلَكَ الشُّكْرُ.

Allah’ım! Bu sabah sahip olduğum her nimet yalnızca sendendir. Senin ortağın yoktur. Hamd de şükür de sana aittir.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5073: Elbânî’ye göre zayıf. Hısnü’l-müslim, 81’in kaynak notunda İbn Bâz’ın hasen değerlendirmesi aktarılır.

Şehâdet Duası (Allâhümme innî asbahtü üşhidüke) Hadis

Sabah, Allah’ın birliğine ve Peygamber’in elçiliğine şahitlik etmek için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ أُشْهِدُكَ، وَأُشْهِدُ حَمَلَةَ عَرْشِكَ وَمَلاَئِكَتَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ، أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ.

Allah’ım! Bu sabah seni, arşını taşıyanları, meleklerini ve bütün yaratılmışlarını şahit tutuyorum: Sen Allah’sın; senden başka ilâh yoktur. Teksin, ortağın yoktur. Muhammed de senin kulun ve elçindir.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 5078; bu rivayet şekli Elbânî’ye göre zayıftır.

Tevhid, tesbih ve zikir

Tevhid Duası (Lâ mânia limâ a‘tayte) Hadis

Namazdan sonra okunan; Allah’ın birliğini ve her şeyin O’ndan olduğunu anma.

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهْوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ. اللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ.

Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir; ortağı yoktur. Hükümranlık ve hamd O’nundur. O’nun gücü her şeye yeter. Allah’ım! Senin verdiğini engelleyecek, senin engellediğini verecek yoktur. Varlık ve makam sahibine, sana karşı varlığı ve makamı yarar sağlamaz.

Kaynak: Buhârî, 844; Müslim, 593.

Tehlîl Duası (Lâ ilâhe illallâhu vahdehû) Hadis

Namazdan sonra okunan; ibadeti yalnız Allah’a has kılma zikri.

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ. لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَلاَ نَعْبُدُ إِلاَّ إِيَّاهُ، لَهُ النِّعْمَةُ وَلَهُ الْفَضْلُ وَلَهُ الثَّنَاءُ الْحَسَنُ. لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ.

Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir; ortağı yoktur. Hükümranlık ve hamd O’nundur. O’nun gücü her şeye yeter. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır. Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız O’na ibadet ederiz. Nimet, lütuf ve güzel övgü O’na aittir. İnkârcılar hoşlanmasa da dini yalnız O’na has kılarız; Allah’tan başka ilâh yoktur.

Kaynak: Müslim, 594a.

Bâkıyâtü’s-Sâlihât ve Havkale Hadis

Allah’ı tesbih, hamd, tehlil ve tekbirle anmak için.

سُبْحَانَ اللَّهِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ.

Allah’ı her türlü eksiklikten uzak tutarım. Hamd Allah’a aittir. Allah’tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın yardımıyladır.

Kaynak: İlk dört zikir: Müslim, 2137. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”: Buhârî, 6384.

Cüveyriye Tesbihi (Sübhânallâhi adede halkıh) Hadis

Az sözle çok sevap kazandıran tesbihler olarak bildirilmiştir.

سُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ خَلْقِهِ.

Yarattıklarının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. [Üç defa.]

سُبْحَانَ اللَّهِ رِضَا نَفْسِهِ.

Kendisinin razı olacağı ölçüde Allah’ı tesbih ederim. [Üç defa.]

سُبْحَانَ اللَّهِ زِنَةَ عَرْشِهِ.

Arşının ağırlığınca Allah’ı tesbih ederim. [Üç defa.]

سُبْحَانَ اللَّهِ مِدَادَ كَلِمَاتِهِ.

Kelimelerinin yazılacağı mürekkep miktarınca Allah’ı tesbih ederim. [Üç defa.]

Kaynak: Tirmizî, 3555: dört ifadenin her birini üçer defa söyleyen lafız. Müslim, 2726a: “Sübhânallâhi ve bihamdihî...” ile başlayan birleşik lafzı üç defa söyleme.

Sübhânallâhi Adede Mâ Halaka Hadis

Yaratılmışların sayısınca Allah’ı anmak için.

سُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي السَّمَاءِ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي الأَرْضِ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ بَيْنَ ذَلِكَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ مِثْلُ ذَلِكَ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ، وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مِثْلُ ذَلِكَ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ.

Gökte yarattıklarının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. Yerde yarattıklarının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. İkisi arasında yarattıklarının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. Yaratacaklarının sayısınca Allah’ı tesbih ederim. Aynı ölçüde “Allah en büyüktür”, “Hamd Allah’a aittir”, “Allah’tan başka ilâh yoktur” ve “Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır” derim.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 1500: Elbânî’ye göre zayıf. Yakın rivayet Tirmizî, 3568: Tirmizî “hasen garîb” der; Dârüsselâm değerlendirmesi hasendir.

Radîtü Billâhi Rabben Duası Hadis

Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Muhammed’i peygamber olarak kabul ettiğini dile getirmek için.

رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا.

Allah’ı Rab, İslâm’ı din ve Muhammed’i peygamber olarak kabul edip razı oldum.

Kaynak: Tirmizî, 3389: “hasen garîb” değerlendirmesi. Müslim, 386: ezana cevap bağlamında “Muhammed’i resul” ifadesiyle yakın lafız. Ebû Dâvûd, 5072’deki ayrı rivayet Elbânî’ye göre zayıftır.

Peygamberimize salavat

Salavat Âyeti (İnnallâhe ve melâiketehû) Kur’an

Allah’ın, Peygamber’e salât ve selâm getirmeyi emrettiği ayet.

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Ahzâb 33:56.

Salli-Bârik Duaları (Salât-ı İbrâhîmiyye) Hadis

Namazdaki teşehhütte de okunan, Peygamber’e salât ve bereket duası.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.

Allah’ım! İbrâhim’e ve İbrâhim’in ailesine salât ettiğin gibi Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine de salât eyle. Şüphesiz sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir.

اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.

Allah’ım! İbrâhim’i ve İbrâhim’in ailesini bereketlendirdiğin gibi Muhammed’i ve Muhammed’in ailesini de bereketlendir. Şüphesiz sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir.

Kaynak: Buhârî, 3370. Salavatın farklı sahih lafızları da vardır.

Salavat-ı Şerîfe (Abdike ve Rasûlike) Hadis

Peygamber’e salât ve bereket dileme duasının bir başka sahih lafzı.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَآلِ إِبْرَاهِيمَ.

Allah’ım! İbrâhim’e salât ettiğin gibi kulun ve elçin Muhammed’e salât eyle. İbrâhim’i ve İbrâhim’in ailesini bereketlendirdiğin gibi Muhammed’i ve Muhammed’in ailesini de bereketlendir.

Kaynak: Buhârî, 6358.

Salât-ı Ümmiyye (Ümmî Peygamber Salavatı) Hadis

“Ümmî Peygamber” vasfıyla Peygamber’e ve ailesine salavat.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.

Allah’ım! İbrâhim’e ve ailesine salât ettiğin gibi ümmî Peygamber Muhammed’e ve ailesine salât eyle. İbrâhim’i ve ailesini bereketlendirdiğin gibi ümmî Peygamber Muhammed’i ve ailesini bereketlendir. Şüphesiz sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 981; önceki rivayete atıfla, 980. 981’in isnadı Elbânî tarafından hasen değerlendirilmiştir.

Ezvâc ve Zürriyet Salavatı Hadis

Peygamber’in eşleri, soyu ve Ehl-i beyti için salavat.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ وَأَزْوَاجِهِ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ وَذُرِّيَّتِهِ وَأَهْلِ بَيْتِهِ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.

Allah’ım! İbrâhim’in ailesine salât ettiğin gibi Peygamber Muhammed’e, müminlerin anneleri olan eşlerine, soyuna ve Ehl-i beytine salât eyle. Şüphesiz sen övgüye lâyıksın, şanın yücedir.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 982. Bu özel lafzın isnadına Elbânî “zayıf” demiştir.

Hayır, ilim ve ihtiyaç duaları

Rabbenâ Âtinâ Duası Kur’an

Dünya ve âhiret iyiliğini istemek ve cehennemden korunmak için.

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ.

İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru” derler.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2:201.

Yûnus Duası (Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke) Kur’an

Sıkıntı anında Hz. Yûnus’un balığın karnında yaptığı dua.

لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ.

Zünnûn’u da (Yûnus) zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmiş, kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Sonunda karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!” diyerek yalvardı.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 21:87.

Yâ Mukallibe’l-Kulûb Duası Hadis

Kalbin iman üzere sabit kalması için.

يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ، ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ.

Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.

Kaynak: Tirmizî, 2140.

Faydalı İlim Duası (İlmen nâfiâ) Hadis

Faydalı ilim, helâl rızık ve kabul edilen amel istemek için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا، وَرِزْقًا طَيِّبًا، وَعَمَلاً مُتَقَبَّلاً.

Allah’ım! Senden faydalı ilim, temiz ve helâl rızık, kabul edilen amel isterim.

Kaynak: İbn Mâce, 925; Dârüsselâm değerlendirmesi: sahih.

Allâhümme E‘innî Duası Hadis

Allah’ı anmak, O’na şükretmek ve güzel ibadet için yardım istemek için.

اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ.

Allah’ım! Seni anmak, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek konusunda bana yardım et.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 1522; Muâz b. Cebel rivayeti.

Şükür ve Zikir Duası (Allâhümme’c‘alnî u‘azzımu şükrek) Hadis

Şükrü ve zikri artırmak, öğüdü korumak için.

اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي أُعَظِّمُ شُكْرَكَ، وَأُكْثِرُ ذِكْرَكَ، وَأَتَّبِعُ نَصِيحَتَكَ، وَأَحْفَظُ وَصِيَّتَكَ.

Allah’ım! Beni sana çokça şükreden, seni çokça anan, öğüdüne uyan ve buyruğunu koruyan bir kul eyle.

Kaynak: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/311; numaralı baskılardan birinde 8087. San‘ânî, et-Tenvîr şerhu’l-Câmii’s-sağîr, 3/146: isnadında meçhul râvi bulunduğu değerlendirmesini aktarır.

İsm-i Âzam Duası (Bi-enne leke’l-hamd) Hadis

Allah’ın isimleriyle O’na yalvarmak için.

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، الْمَنَّانُ، بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ، يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ، يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ.

Allah’ım! Hamdın sana ait olduğunu kabul ederek senden istiyorum. Senden başka ilâh yoktur. Sen bol bol lütfeden, gökleri ve yeri örneksiz yaratansın. Ey celâl ve ikram sahibi! Ey daima diri ve her şeyi ayakta tutan!

Kaynak: Ebû Dâvûd, 1495. Hadiste bu dua, Allah’ın büyük ismiyle dua etme bağlamında anlatılır.

Rızâ ve Af Duası (Eûzü bi-rıdâke) Hadis

Allah’ın gazabından rızasına, cezasından affına sığınmak için.

اللَّهُمَّ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ، لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ.

Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan bağışlamana sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Sana olan övgüyü sayıp bitiremem. Sen, kendini övdüğün gibisin.

Kaynak: Müslim, 486.

Kardeşlik Duası (Allâhümme rabbenâ ve rabbe külli şey’) Hadis

Allah’ın birliğine ve kulların kardeşliğine şahitlik ederek ihlâs istemek için.

اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ، أَنَا شَهِيدٌ أَنَّكَ أَنْتَ الرَّبُّ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ. اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ، أَنَا شَهِيدٌ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ.

Allah’ım! Bizim ve her şeyin Rabbi! Tanıklık ederim ki tek Rab sensin, ortağın yoktur. Allah’ım! Bizim ve her şeyin Rabbi! Tanıklık ederim ki Muhammed senin kulun ve elçindir.

اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ، أَنَا شَهِيدٌ أَنَّ الْعِبَادَ كُلَّهُمْ إِخْوَةٌ. اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ، اجْعَلْنِي مُخْلِصًا لَكَ وَأَهْلِي فِي كُلِّ سَاعَةٍ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ، اسْمَعْ وَاسْتَجِبِ.

Allah’ım! Bizim ve her şeyin Rabbi! Bütün kulların kardeş olduğuna tanıklık ederim. Allah’ım! Bizim ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünyada ve âhirette her an sana ihlâsla bağlı kullar eyle. Ey celâl ve ikram sahibi! Duamı işit ve kabul et.

اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ. اللَّهُمَّ نُورَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ. اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ. حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ. اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ.

Allah en büyüktür; büyüklüğü her şeyin üstündedir. Allah’ım! Ey göklerin ve yerin nuru! Allah en büyüktür. Allah bana yeter; O ne güzel vekildir. Allah en büyüktür.

Kaynak: Ebû Dâvûd, 1508.

Esmâ-i Hüsnâ

Esmâ-i Hüsnâ Âyeti (A‘râf 180) Kur’an

Allah’a güzel isimleriyle dua etmeyi bildiren ayet.

وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا

En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin, O’nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler!

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, A‘râf 7:180’in başlangıcı.

Doksan Dokuz İsim Hadisi Hadis

Allah’ın doksan dokuz ismini öğrenip korumanın fazileti.

إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مِائَةً إِلَّا وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ.

Allah’ın doksan dokuz, yani yüzden bir eksik ismi vardır. Kim bunları ihsâ ederse cennete girer.

Kaynak: Buhârî, 2736; Müslim, 2677.

Esmâ-i Hüsnâ (99 İsim) Hadis

Allah’ın doksan dokuz ismi ve kısa anlamları.

Kaynak: Bu sıra, Tirmizî 3507’de yer alan yaygın listeyle örtüşür. Tirmizî bu rivayeti garîb diye niteler; erişilen Dârüsselâm değerlendirmesi zayıftır. Doksan dokuz isim hakkındaki kısa hadisin sahih oluşu, bu sıralamanın tamamının aynı derecede sahih oluşu demek değildir.

Okunan ayet ve sûreler

Zümer Sûresi 53–62 (Kul yâ ibâdiye) Kur’an

Günahı çok olanın bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi ve tövbeye çağrı için okunur.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”

وَأَنِيبُوا إِلَى رَبِّكُمْ وَأَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

Azap size gelip çatmadan önce rabbinize yönelip O’na teslim olun; sonra kimseden yardım göremezsiniz.

وَاتَّبِعُوا أَحْسَنَ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

Hiç farkında olmadığınız bir sırada azap ansızın başınıza gelmeden önce rabbinizden size indirilen en güzel hükümlere uyun;

أَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتَى عَلَى مَا فَرَّطْتُ فِي جَنْبِ اللَّهِ وَإِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرِينَ

Ki sonra hiç kimse, “Allah’a itaat hususunda gerekeni yapmadığım için yazıklar olsun bana! Ben gerçekten de (İslâm ile) alay edenler arasında yer almıştım” diyerek (kendi kendini kınamasın);

أَوْ تَقُولَ لَوْ أَنَّ اللَّهَ هَدَانِي لَكُنْتُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

Yahut “Eğer Allah bana hidayet nasip etseydi günahtan sakınanlardan olurdum” diyerek;

أَوْ تَقُولَ حِينَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ أَنَّ لِي كَرَّةً فَأَكُونَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

Ya da azabı gördüğünde, “Keşke bana bir fırsat daha tanınsa da iyilerden biri olsam!” diyerek hayıflanmasın.

بَلَى قَدْ جَاءَتْكَ آيَاتِي فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ

(Allah ona şöyle diyecek:) “Hayır! Vaktiyle âyetlerim sana gelmişti ama sen onların asılsız olduğunu söylemiştin, büyüklük taslayıp inkârcılar arasında yer almıştın.”

وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ تَرَى الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى اللَّهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّرِينَ

Artık kıyamet gününde Allah hakkında asılsız inançlar ileri sürenleri, yüzleri kararmış göreceksin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer cehennemde değil midir?

وَيُنَجِّي اللَّهُ الَّذِينَ اتَّقَوْا بِمَفَازَتِهِمْ لَا يَمَسُّهُمُ السُّوءُ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

İsyandan sakınanları da Allah, amaçlarına ulaşmış olarak kurtuluşa erdirecektir; onlara ne bir kötülük dokunacak ne de üzüntü çekecekler.

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ

Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Zümer 39:53–62.

Haşr Sûresi Son Üç Âyet (Hüvallâhüllezî) Kur’an

Allah’ın güzel isimlerini ve birliğini anmak için okunur.

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır; duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilir. O rahmândır, rahîmdir.

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır; egemenliğin mutlak sahibidir, her türlü eksiklikten uzaktır, esenlik verendir, güven sağlayan ve kendisine güvenilendir, görüp gözeten ve yönetendir, üstündür, iradesine sınır yoktur, büyüklükte eşi olmayandır. Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan tamamıyla münezzehtir.

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

O, takdir ettiği gibi yaratan, canlıları örneği olmadan var eden, biçim ve özellik veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerdekiler ve yerdekiler hep O’nu tesbih ederler. O üstündür, hikmet sahibidir.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Haşr 59:22–24.

Fesübhânallâh Âyetleri (Rûm 17–19) Kur’an

Sabah, akşam ve gün içinde Allah’ı tesbih etmeyi bildiren ayetler.

فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ

Bu sebeple akşam vaktine eriştiğinizde ve sabah kalktığınızda Allah’ı tesbih edin.

وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ

Göklerde ve yerde her türlü övgü O’na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde de O’nu tesbih edin.

يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ

O ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarıyor ve yeryüzünü ölümünün ardından canlandırıyor. İşte siz de böyle (diriltilip) çıkarılacaksınız.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Rûm 30:17–19.

Şifâ Âyetleri Kur’an

Kur’an’da “şifa” kelimesinin geçtiği ayetler; şifa niyetiyle okunur.

وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ

Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, sizi onlara karşı başarılı kılsın, inananların yüreklerine su serpsin, kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir.

يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır.

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا

Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki, o müminler için bir şifa, bir rahmettir; zalimlerin ise sadece ziyanını arttırır.

قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ

Şayet biz onu yabancı dilde okunan bir kitap olarak indirseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: “Âyetlerinin açık seçik anlaşılır olması gerekmez miydi? Bir Arap’a yabancı dilden bir kitap, öyle mi!” De ki: “O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor.”

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Hastalandığım zaman bana şifa verendir.

Kaynak: Tevbe 9:14’ün sonu; Yûnus 10:57; Nahl 16:69’dan bölüm; İsrâ 17:82; Fussilet 41:44’ten bölüm; Şuarâ 26:80.

Yâsîn-i Şerîf Kur’an

Yâsîn sûresinin tamamı.

يس

Yâ-sîn.

وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen kesinlikle dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin.

إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen kesinlikle dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin.

عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen kesinlikle dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin.

تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

(Bu kitap) aziz ve rahmeti bol olan Allah tarafından, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir.

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

(Bu kitap) aziz ve rahmeti bol olan Allah tarafından, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir.

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Andolsun ki onların çoğu hakkında o söz (azap) gerçekleşecektir; çünkü onlar iman etmeyecekler.

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ

Biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik, bu yüzden kafaları yukarı kalkık durmaktadır.

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

Onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik, böylece gözlerini perdeledik; onlar artık göremezler.

وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler.

إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde rahmândan korkanı uyarabilirsin. İşte böylesini hem bir af hem de değerli bir ödülle müjdele.

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıkları her şeyi ve bıraktıkları her izi de yazıyoruz; aslında biz her şeyi apaçık bir ana kitaba kaydetmekteyiz.

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ

Onlara mâlûm şehir halkını örnek göster. Oraya elçiler gelmişti.

إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ

Biz kendilerine iki kişi göndermiştik ama ikisini de yalancılıkla itham ettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik. Onlar “Biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.

قَالُوا مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ

Diğerleri ise şöyle karşılık verdiler: “Siz de ancak bizler gibi insanlarsınız. Hem rahmân herhangi bir şey indirmiş değil; siz sadece yalan söylüyorsunuz!”

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

“Rabbimiz biliyor ki” dediler, “Biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.

وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

Bize düşen, açıkça tebliğ etmekten ibarettir.”

قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

(İnkârcılar) şu karşılığı verdiler: “Doğrusu sizin yüzünüzden üzerimize uğursuzluk geldi. Eğer vazgeçmezseniz, biliniz ki sizi taşlayacağız ve tarafımızdan size acı veren bir işkence yapılacaktır.”

قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

Onlar da dediler ki: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye öyle mi? Hayır! Siz sınırı aşmış bir topluluksunuz.”

وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi; şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.

اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ

Sizden bir ücret istemeyen o kimselere tâbi olun; onlar doğru yoldadırlar.

وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Hem ne diye beni yaratan ve sizin de dönüp kendisine varacağınız Allah’a kulluk etmeyeyim ki?

أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ

Hiç O’ndan başka mâbudlar edinir miyim! Eğer Rahmân bana bir zarar vermek isterse onların şefaati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar.

إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

İşte o takdirde (başka bir tanrı edinirsem) ben apaçık bir sapkınlık içine düşmüş olurum.

إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

İşte ben rabbinize iman etmiş bulunuyorum; bana kulak verin.”

قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ

Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini keşke kavmim bilseydi!” dedi.

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ

Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini keşke kavmim bilseydi!” dedi.

وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ

Ondan sonra kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirmeyiz de.

إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ

(Cezaları) korkunç bir sesten ibaretti; sönüverdiler.

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

O kullara yazıklar olsun! Kendilerine bir peygamber gelmeye görsün, onu mutlaka alaya alırlardı.

أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi ve onların artık kendilerine dönüp gelmediğini görmezler mi!

وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

Elbette onların hepsi toplanıp huzurumuza getirilecek.

وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

Onlar için ölü toprak açık bir kanıttır. Ona can verdik ve ondan taneler çıkardık; işte bundan (yaptıkları yiyecekleri) yiyorlar.

وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ

Orada nice hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik, içinde gözelerden su fışkırttık;

لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Onun ürünlerinden ve kendi elleriyle ürettiklerinden yesinler diye. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

Toprağın bitirdiklerini, kendilerini ve daha bilmedikleri nice şeyleri çifter çifter yaratan Allah her türlü eksiklikten uzaktır.

وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ

Gece de onlar için açık bir kanıttır. Gündüzü ondan çekip alırız da karanlıkta kalıverirler.

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

Güneş kendisine ait yerleşik bir düzene göre (yörüngesinde) akıp gider. Bu, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

Ay için de menziller belirledik; sonunda o, hurma salkımının (ağaçta kalan) yıllanmış sapı gibi olur.

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Ne güneşin aya yetişip çatması uygundur ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider.

وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Onları ve nesillerini yüklü gemide taşımamız ve binecekleri benzer araçlar yaratmamız da kendileri için açık bir kanıttır.

وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ

Onları ve nesillerini yüklü gemide taşımamız ve binecekleri benzer araçlar yaratmamız da kendileri için açık bir kanıttır.

وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ

Dilesek onları suda boğarız, kimse de onların yardımına koşamaz ve artık kurtarılamazlar.

إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ

Ama tarafımızdan bir rahmet ve belli zamana kadar faydalanma fırsatı vermemiz başkadır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Onlara “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki rahmet göresiniz” dendiğinde (aldırış etmezler).

وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Onlara rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, illâ da ondan yüz çevirirler.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Onlara, “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın” dendiğinde, inkârcılar müminlere derler ki: “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz! Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz.”

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve şöyle derler: “Şayet gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit hani ne zaman gerçekleşecek?”

مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

Onlar, besbelli ki, birbirleriyle uğraşırken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar!

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

İşte o anda onlar ne bir vasiyette bulunabilecekler ne de ailelerine dönebilecekler.

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ

Sûra üflenmiştir. Artık onlar kabirlerinden kalkıp rablerine doğru koşmaktadırlar.

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

Derler ki: “Vay başımıza gelenler! Bizi yattığımız yerden kim diriltip kaldırdı? Rahmânın vaad ettiği işte bu! Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!”

إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

Olup biten yalnızca bir ses! Ama ardından onların tamamı, birden toplanmış olarak işte huzurumuzdalar.

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Bugün hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Sadece yapıp ettiklerinizin karşılığını görürsünüz.

إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ

O gün cennetlikler safa sürmekle meşguldürler.

هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ

Kendileri ve eşleri gölgelik yerlerde, tahtlarına kurulacaklar.

لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ

Orada onlar için her tür meyve vardır ve bütün istekleri yerine getirilir.

سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ

Engin merhamet sahibi rabden gelen söz şu olacak: “Selâm size!”

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

Ve “Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!” (denir).

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

Ey Âdemoğulları! Size “Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır; bana kulluk edin, doğru yol budur” dememiş miydim?

وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

Ey Âdemoğulları! Size “Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır; bana kulluk edin, doğru yol budur” dememiş miydim?

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

Nitekim o şeytan sizden nice nesilleri saptırdı. Hiç aklınızı kullanmıyor muydunuz!

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

İşte size bildirilen cehennem bu!

اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

İnkârcılıkta ısrar etmenize karşılık girin oraya!

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

O gün onların ağızlarını mühürleriz; yapmış olduklarını elleri bize anlatır, ayakları da tanıklık eder.

وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ

Dilesek (dünyada da) gözlerini büsbütün kör ederdik de yolu bulmak için çabalayıp dururlardı; ama o takdirde nasıl görebileceklerdi ki?

وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

Yine dilesek oldukları yerde onların mahiyetlerini değiştirirdik de (taş gibi) artık ne ileri gidebilirler ne de geri dönebilirlerdi.

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

Kime uzun ömür verirsek onu yaratılış çizgisinde tersine çeviririz. Hiç düşünmezler mi!

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ

Biz ona şiir öğretmedik; zaten ona yaraşmazdı da. Ona vahyedilen, ancak bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır.

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

Diri olanları uyarsın ve inkârcılar hakkındaki o söz (ceza) gerçekleşsin diye (gönderilmiştir).

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

Görmezler mi ki kendi kudretimizin eserlerinden olmak üzere onlar için sahip oldukları nice hayvanlar yarattık.

وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

Bunları kendilerine boyun eğdirdik ki bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Bunlarda kendileri için içecekler ve başkaca yararlar da vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ

Onlar yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka tanrılar edindiler.

لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ

Halbuki o sözde tanrılar kendilerine yardım edemezler, aksine kendileri onların hizmetindeki askerlerdir.

فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

Onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da elbette biliyoruz.

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize karşı duran biri olmuştur.

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışıyor ve “Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?” diyor.

قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

De ki: “Onları ilk başta yaratmış olan diriltecek. O yaratmanın her türlüsünü bilir.”

الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ

Yemyeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur; işte ondan yakıp durmaktasınız.

أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ

Gökleri ve yeri yaratan Allah onların benzerini yaratmaya kādir değil mi? Elbette öyledir. O eşsiz yaratıcıdır, her şeyi bilir.

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Bir şeyi istediğinde, O’nun buyruğu “ol!” demekten ibarettir; hemen oluverir.

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Her şeyin egemenliği kendi elinde olan Allah bütün eksikliklerden uzaktır ve hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz.

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Yâsîn 36:1–83. Ayet numaraları sûre içindeki sırayı gösterir.

İhlâs Sûresi Kur’an

Allah’ın birliğini anlatan sûre; sabah ve akşam okunur.

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

De ki: “O, Allah’tır, tektir.

اللَّهُ الصَّمَدُ

Allah sameddir.

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

Doğurmamış ve doğmamıştır.

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

O’nun hiçbir dengi yoktur.”

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, İhlâs 112:1–4.

Felak Sûresi Kur’an

Kötülüklerden Allah’a sığınmak için; sabah ve akşam okunur.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

De ki: “Sabahın rabbine sığınırım;

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

Yarattığı şeylerden gelebilecek kötülüklerden;

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden;

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ

Düğümlere üfürenlerin şerrinden;

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

Bir de kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden!”

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Felak 113:1–5.

Nâs Sûresi Kur’an

Vesveseden ve kötülüklerden Allah’a sığınmak için; sabah ve akşam okunur.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

مَلِكِ النَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

إِلَهِ النَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”

Kaynak: Kur’ân-ı Kerîm, Nâs 114:1–6. İhlâs, Felak ve Nâs’ın sabah-akşam üçer okunması için ayrıca Ebû Dâvûd, 5082.