Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Kehf Suresi Son 10 Âyet

Kehf suresi 101–110. âyet

▶ Anlayarak oku ve dinle Kehf suresinin tamamı

ٱلَّذِينَ كَانَتۡ أَعۡيُنُهُمۡ فِي غِطَآءٍ عَن ذِكۡرِي وَكَانُواْ لَا يَسۡتَطِيعُونَ سَمۡعًا ﴿101﴾

elleẕîne kânet a`yünühüm fî giṭâin `an ẕikrî vekânû lâ yesteṭî`ûne sem`â.

100–101. Ve (dünyada iken) gözleri beni hatırlatacak delillere kapalı bulunan, vahye kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · كَانَتْ idi · أَعْيُنُهُمْ gözleri · فِى içinde · غِطَآءٍ perde · عَن karşı · ذِكْرِى beni anmaya · وَكَانُوا۟ ve idiler · لَا tahammül edemez · يَسْتَطِيعُونَ · سَمْعًا (Kur'an'ı) dinlemeğe

أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَن يَتَّخِذُواْ عِبَادِي مِن دُونِيٓ أَوۡلِيَآءَۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ نُزُلࣰ ا ﴿102﴾

efeḥasibe-lleẕîne keferû ey yetteḫiẕû `ibâdî min dûnî evliyâ'. innâ a`tednâ cehenneme lilkâfirîne nüzülâ.

102. O inkârcılar, beni bırakıp kullarımı yardımcı edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi inkârcılar için bir konak olarak hazırladık!

Kelime meali

أَفَحَسِبَ mi sandılar? · ٱلَّذِينَ o · كَفَرُوٓا۟ inkarcılar · أَن kendilerine edineceklerini · يَتَّخِذُوا۟ · عِبَادِى kullarımı · مِن benden ayrı olarak · دُونِىٓ · أَوْلِيَآءَ ۚ veliler (dost) · إِنَّآ şüphesiz biz · أَعْتَدْنَا hazırladık · جَهَنَّمَ cehennemi · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · نُزُلًۭا konak olarak

قُلۡ هَلۡ نُنَبِّئُكُم بِٱلۡأَخۡسَرِينَ أَعۡمَٰلًا ﴿103﴾

ḳul hel nünebbiüküm bil'aḫserîne a`mâlâ.

103. De ki: “Size, iş ve davranışları bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?

Kelime meali

قُلْ de ki · هَلْ mi? · نُنَبِّئُكُم size söyleyeyim · بِٱلْأَخْسَرِينَ en çok ziyana uğrayanları · أَعْمَـٰلًا işleri bakımından

ٱلَّذِينَ ضَلَّ سَعۡيُهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ يَحۡسَبُونَ أَنَّهُمۡ يُحۡسِنُونَ صُنۡعًا ﴿104﴾

elleẕîne ḍalle sa`yühüm fi-lḥayâti-ddünyâ vehüm yaḥsebûne ennehüm yuḥsinûne ṣun`â.

104. Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onların · ضَلَّ boşa gider · سَعْيُهُمْ bütün çabaları · فِى hayatında · ٱلْحَيَوٰةِ · ٱلدُّنْيَا dünya · وَهُمْ ve kendileri de · يَحْسَبُونَ sanırlar · أَنَّهُمْ kendilerinin · يُحْسِنُونَ iyi yaptıklarını · صُنْعًا işlerini

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَلِقَآئِهِۦ فَحَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فَلَا نُقِيمُ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَزۡنࣰ ا ﴿105﴾

ülâike-lleẕîne keferû biâyâti rabbihim veliḳâihî feḥabiṭat a`mâlühüm felâ nüḳîmü lehüm yevme-lḳiyâmeti veznâ.

105. İşte onlar, rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır. Bu sebeple biz kıyamet gününde onların (dünyadaki) amellerine değer vermeyiz.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ kimselerdir · كَفَرُوا۟ inkar eden · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · رَبِّهِمْ Rablerinin · وَلِقَآئِهِۦ ve O'na kavuşmayı · فَحَبِطَتْ bu yüzden boşa çıkar · أَعْمَـٰلُهُمْ eylemleri · فَلَا kurmayız · نُقِيمُ · لَهُمْ onlar için · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · وَزْنًۭا bir terazi

ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُمۡ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُواْ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَرُسُلِي هُزُوًا ﴿106﴾

ẕâlike cezâühüm cehennemü bimâ keferû vetteḫaẕû âyâtî verusülî hüzüvâ.

106. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve resullerimi alaya almaları sebebiyle işte onların cezası cehennemdir.

Kelime meali

ذَٰلِكَ işte bu · جَزَآؤُهُمْ onların cezası · جَهَنَّمُ cehennemdir · بِمَا sebebiyle · كَفَرُوا۟ inkarları · وَٱتَّخَذُوٓا۟ ve edinmeleri · ءَايَـٰتِى ayetlerimi · وَرُسُلِى ve elçilerimi · هُزُوًا eğlence

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَانَتۡ لَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلۡفِرۡدَوۡسِ نُزُلًا ﴿107﴾

inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti kânet lehüm cennâtü-lfirdevsi nüzülâ.

107. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, onlar için de konak olarak firdevs cennetleri vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ iman eden · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · كَانَتْ onlar için vardır · لَهُمْ · جَنَّـٰتُ cennetleri · ٱلْفِرْدَوْسِ Firdevs · نُزُلًا konak olarak

خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبۡغُونَ عَنۡهَا حِوَلࣰ ا ﴿108﴾

ḫâlidîne fîhâ lâ yebgûne `anhâ ḥivelâ.

108. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.

Kelime meali

خَـٰلِدِينَ sürekli kalacaklardır · فِيهَا orada · لَا hiç · يَبْغُونَ istemezler · عَنْهَا oradan · حِوَلًۭا ayrılmak

قُل لَّوۡ كَانَ ٱلۡبَحۡرُ مِدَادࣰ ا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّي لَنَفِدَ ٱلۡبَحۡرُ قَبۡلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّي وَلَوۡ جِئۡنَا بِمِثۡلِهِۦ مَدَدࣰ ا ﴿109﴾

ḳul lev kâne-lbaḥru midâdel likelimâti rabbî lenefide-lbaḥru ḳable en tenfede kelimâtü rabbî velev ci'nâ bimiŝlihî mededâ.

109. De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, bir o kadar mürekkep ilâve etseydik dahi rabbimin sözleri bitmeden mutlaka deniz tükenirdi.”

Kelime meali

قُل de ki · لَّوْ şayet · كَانَ olsa · ٱلْبَحْرُ deniz · مِدَادًۭا mürekkep · لِّكَلِمَـٰتِ sözleri(ni yazmak) için · رَبِّى Rabbimin · لَنَفِدَ tükenir · ٱلْبَحْرُ deniz · قَبْلَ önce · أَن tükenmeden · تَنفَدَ · كَلِمَـٰتُ sözleri · رَبِّى Rabbimin · وَلَوْ ve şayet · جِئْنَا getirsek bile · بِمِثْلِهِۦ bir o kadarını daha · مَدَدًۭا yardım için

قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ فَمَن كَانَ يَرۡجُواْ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلۡيَعۡمَلۡ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا وَلَا يُشۡرِكۡ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدَۢا ﴿110﴾

ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥid. femen kâne yercû liḳâe rabbihî felya`mel `amelen ṣâliḥav velâ yüşrik bi`ibâdeti rabbihî eḥadâ.

110. De ki: “Ben, yalnızca sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana, ilâhınızın, sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim rabbine kavuşmayı bekliyorsa dünya ve âhirete yararlı iş yapsın ve rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”

Kelime meali

قُلْ de ki · إِنَّمَآ şüphesiz · أَنَا۠ ben de · بَشَرٌۭ bir insanım · مِّثْلُكُمْ sizin gibi · يُوحَىٰٓ vahyolunuyor · إِلَىَّ bana · أَنَّمَآ şüphesiz · إِلَـٰهُكُمْ Tanrınız · إِلَـٰهٌۭ Tanrıdır · وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek · فَمَن o halde kim · كَانَ ise · يَرْجُوا۟ arzu eder · لِقَآءَ kavuşmayı · رَبِّهِۦ Rabbine · فَلْيَعْمَلْ yapsın · عَمَلًۭا iş(ler) · صَـٰلِحًۭا iyi · وَلَا ve asla · يُشْرِكْ ortak etmesin · بِعِبَادَةِ (yaptığı) ibadete · رَبِّهِۦٓ Rabbine · أَحَدًۢا (hiç) kimseyi