Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Ahkāf Suresi

سُوْرَةُ الْاَحْقَافِ · 46. sure · 35 âyet · Mekkî · 26. cüz · Mushaf sayfa 502

Ahkāf suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

حمٓ ﴿1﴾

ḥâ-mîm.

1. Hâ-mîm.

Kelime meali

حمٓ Hâ Mîm

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿2﴾

tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.

2. Kitabın indirilmesi, izzet ve hikmet sahibi Allah’tandır.

Kelime meali

تَنزِيلُ indirilişi · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · مِنَ (tarafın)dandır · ٱللَّهِ Allah · ٱلْعَزِيزِ aziz · ٱلْحَكِيمِ hakim

مَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَمَّآ أُنذِرُواْ مُعۡرِضُونَ ﴿3﴾

mâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi veecelim müsemmâ. velleẕîne keferû `ammâ ünẕirû mü`riḍûn.

3. Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. Ama inkâr edenler kendilerine karşı yapılan uyarıdan yüz çevirmektedirler.

Kelime meali

مَا biz yaratmadık · خَلَقْنَا · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve bulunanları · بَيْنَهُمَآ ikisi arasında · إِلَّا ancak (yarattık) · بِٱلْحَقِّ gerçek ile · وَأَجَلٍۢ ve bir süreye göre · مُّسَمًّۭى ۚ belli · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · عَمَّآ şeyden · أُنذِرُوا۟ uyarıldıkları · مُعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler

قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكࣱ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِۖ ٱئۡتُونِي بِكِتَٰبࣲ مِّن قَبۡلِ هَٰذَآ أَوۡ أَثَٰرَةࣲ مِّنۡ عِلۡمٍ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿4﴾

ḳul era'eytüm mâ ted`ûne min dûni-llâhi erûnî mâẕâ ḫaleḳû mine-l'arḍi em lehüm şirkün fi-ssemâvât. îtûnî bikitâbim min ḳabli hâẕâ ev eŝâratim min `ilmin in küntüm ṣâdiḳîn.

4. Onlara şöyle de: “Allah’ı bırakıp da kendilerinden medet umduğunuz tanrıları bir düşündünüz mü? Yerden hangi parçayı yarattılar bana gösterin? Yoksa göklerde onların ortaklığı mı var? Eğer iddianız gerçek ise bana, bundan önce inmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin.”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَرَءَيْتُم gördünüz mü? · مَّا şeyleri · تَدْعُونَ yalvardıklarınız · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · أَرُونِى bana gösterin · مَاذَا neyi? · خَلَقُوا۟ yarattılar onlar · مِنَ yerden · ٱلْأَرْضِ · أَمْ yoksa · لَهُمْ onların var (mı?) · شِرْكٌۭ bir ortaklığı · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ۖ · ٱئْتُونِى bana getirin · بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap · مِّن önce · قَبْلِ · هَـٰذَآ bundan · أَوْ yahut · أَثَـٰرَةٍۢ bir kalıntı · مِّنْ bilgiden · عِلْمٍ · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrular(dan)

وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّن يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَن لَّا يَسۡتَجِيبُ لَهُۥٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَهُمۡ عَن دُعَآئِهِمۡ غَٰفِلُونَ ﴿5﴾

vemen eḍallü mimmey yed`û min dûni-llâhi mel lâ yestecîbü lehû ilâ yevmi-lḳiyâmeti vehüm `an dü`âihim gâfilûn.

5. Allah’ı bırakıp da -yakarmasından habersiz olduğundan- kıyamete kadar kendisine cevap veremeyecek olan şeylere ibadet ve dua eden kimseden daha şaşkın kim vardır?

Kelime meali

وَمَنْ kim olabilir? · أَضَلُّ daha sapık · مِمَّن kimseden · يَدْعُوا۟ yalvaran · مِن bırakıp da · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'ı · مَن kimselere · لَّا cevap veremeyecek · يَسْتَجِيبُ · لَهُۥٓ kendisine · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · وَهُمْ oysa onlar · عَن bunların yalvardıklarından · دُعَآئِهِمْ · غَـٰفِلُونَ habersizdirler

وَإِذَا حُشِرَ ٱلنَّاسُ كَانُواْ لَهُمۡ أَعۡدَآءࣰ وَكَانُواْ بِعِبَادَتِهِمۡ كَٰفِرِينَ ﴿6﴾

veiẕâ ḥuşira-nnâsü kânû lehüm a`dâev vekânû bi`ibâdetihim kâfirîn.

6. Kıyamet sonrası insanlar toplanınca taptıkları şeyler kendilerine düşman olacak ve (onlara yaptıkları) ibadetlerini de inkâr edeceklerdir.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · حُشِرَ toplandıkları · ٱلنَّاسُ insanlar · كَانُوا۟ olurlar · لَهُمْ onlara · أَعْدَآءًۭ düşman · وَكَانُوا۟ ve · بِعِبَادَتِهِمْ onların kendilerine tapmalarını · كَـٰفِرِينَ tanımazlar

وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ هَٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِينٌ ﴿7﴾

veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne keferû lilḥaḳḳi lemmâ câehüm hâẕâ siḥrum mübîn.

7. Gerçek kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman, “Bu açık bir sihirdir” dediler.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · قَالَ dediler · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لِلْحَقِّ hakk için · لَمَّا kendilerine gelen · جَآءَهُمْ · هَـٰذَا bu · سِحْرٌۭ bir büyüdür · مُّبِينٌ apaçık

أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ إِنِ ٱفۡتَرَيۡتُهُۥ فَلَا تَمۡلِكُونَ لِي مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔاۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِۚ كَفَىٰ بِهِۦ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۖ وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ﴿8﴾

em yeḳûlûne-fterâh. ḳul ini-fteraytühû felâ temlikûne lî mine-llâhi şey'â. hüve a`lemü bimâ tüfîḍûne fîh. kefâ bihî şehîdem beynî vebeyneküm. vehüve-lgafûru-rraḥîm.

8. Yoksa “O’nu Allah adına uyduruyor” mu diyorlar? Şöyle de: “Onu uydurmuş olsaydım, Allah’a karşı beni korumaya asla gücünüz yetmezdi. İçine gömüldüğünüz iftira batağını O daha iyi bilmektedir. Sizinle benim aramda şahit olarak O yeter. Çokça bağışlayan, rahmetini esirgemeyen O’dur.”

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَقُولُونَ (-mu) diyorlar? · ٱفْتَرَىٰهُ ۖ · قُلْ de ki · إِنِ eğer · ٱفْتَرَيْتُهُۥ ben onu uydurmuşsam · فَلَا olmaz · تَمْلِكُونَ sizin hiçbir yararınız · لِى bana · مِنَ Allah-;-tan · ٱللَّهِ Allah-; · شَيْـًٔا ۖ bir şeye (gelecek cezaya) · هُوَ O · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِمَا şeyleri · تُفِيضُونَ taşkınlık yaptığınız · فِيهِ ۖ onda · كَفَىٰ yeter · بِهِۦ O'nun · شَهِيدًۢا şahid olması · بَيْنِى benimle · وَبَيْنَكُمْ ۖ sizin aranızda · وَهُوَ ve O · ٱلْغَفُورُ bağışlayandır · ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir

قُلۡ مَا كُنتُ بِدۡعࣰ ا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدۡرِي مَا يُفۡعَلُ بِي وَلَا بِكُمۡۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏ ﴿9﴾

ḳul mâ küntü bid`am mine-rrusüli vemâ edrî mâ yüf`alü bî velâ biküm. in ettebi`u illâ mâ yûḥâ ileyye vemâ ene illâ neẕîrum mübîn.

9. Yine de ki: “Ben, peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemem, ancak bana vahyedilene uyarım. Ben yalnızca açık bir uyarıcıyım.”

Kelime meali

قُلْ de ki · مَا değilim · كُنتُ · بِدْعًۭا türedi biri · مِّنَ (arasında) · ٱلرُّسُلِ elçiler · وَمَآ ve · أَدْرِى bilmem · مَا ne · يُفْعَلُ yapılacağını · بِى bana · وَلَا ne de · بِكُمْ ۖ size · إِنْ (hayır) · أَتَّبِعُ ben uymuyorum · إِلَّا başkasına · مَا şey(den) · يُوحَىٰٓ vahyedilen · إِلَىَّ bana · وَمَآ ve değilim · أَنَا۠ ben · إِلَّا başka bir şey · نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdan · مُّبِينٌۭ apaçık

قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كَانَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَكَفَرۡتُم بِهِۦ وَشَهِدَ شَاهِدࣱ مِّنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ مِثۡلِهِۦ فَـَٔامَنَ وَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿10﴾

ḳul era'eytüm in kâne min `indi-llâhi vekefertüm bihî veşehide şâhidüm mim benî isrâîle `alâ miŝlihî feâmene vestekbertüm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

10. Ve de ki: “Ne dersiniz, ya o Allah’tan inmiş de siz onu inkâr etmişseniz! Üstelik İsrâiloğullarından bir tanık onun bir benzerine şahit olup iman ettiği halde siz büyüklük tasladınız. Şu kesindir ki Allah hak tanımayan topluluğu doğru yola iletmez.”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَرَءَيْتُمْ hiç düşündünüz mü? · إِن eğer · كَانَ ise · مِنْ katından · عِندِ · ٱللَّهِ Allah · وَكَفَرْتُم ve siz inkar ettiyseniz · بِهِۦ onu · وَشَهِدَ ve görüp · شَاهِدٌۭ bir şahid · مِّنۢ oğullarından · بَنِىٓ · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · عَلَىٰ bunun benzerini · مِثْلِهِۦ · فَـَٔامَنَ ve inandığı halde · وَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖ siz tenezzül etmemişseniz · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ bir toplumu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡ كَانَ خَيۡرࣰ ا مَّا سَبَقُونَآ إِلَيۡهِۚ وَإِذۡ لَمۡ يَهۡتَدُواْ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفۡكࣱ قَدِيمࣱ‏ ﴿11﴾

veḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû lev kâne ḫayram mâ sebeḳûnâ ileyh. veiẕ lem yehtedû bihî feseyeḳûlûne hâẕâ ifkün ḳadîm.

11. İnkâr edenler inananlara şöyle dediler: “Eğer bu iyi bir şey olsaydı bizi bırakıp da onlara gelmezdi!” Onunla doğru yolu bulamadıkları için, “Bu eski bir yalandır” demeye devam edeceklerdir.

Kelime meali

وَقَالَ ve dedi(ler) · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لِلَّذِينَ kimseler için · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَوْ şayet · كَانَ olsaydı · خَيْرًۭا iyi bir şey · مَّا bizi geçemezlerdi · سَبَقُونَآ · إِلَيْهِ ۚ ona (inanmada) · وَإِذْ zaman ise · لَمْ hidayete ermedikleri · يَهْتَدُوا۟ · بِهِۦ onunla · فَسَيَقُولُونَ diyeceklerdir ki · هَـٰذَآ bu · إِفْكٌۭ bir yalandır · قَدِيمٌۭ eski

وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامࣰ ا وَرَحۡمَةࣰۚ وَهَٰذَا كِتَٰبࣱ مُّصَدِّقࣱ لِّسَانًا عَرَبِيࣰّ ا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُحۡسِنِينَ ﴿12﴾

vemin ḳablihî kitâbü mûsâ imâmev veraḥmeh. vehâẕâ kitâbüm müṣaddiḳul lisânen `arabiyyel liyünẕira-lleẕîne żalemû. vebüşrâ lilmuḥsinîn.

12. Oysa bundan önce de bir rehber ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı gelmişti. Bu ise önceki kitapları onaylayan, haksızları uyarmak için ve iyi yolda olanlara müjde olarak Arap diliyle gelmiş bir kitaptır.

Kelime meali

وَمِن ve · قَبْلِهِۦ ondan önce · كِتَـٰبُ Kitabı · مُوسَىٰٓ Musa'nın · إِمَامًۭا önder · وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet · وَهَـٰذَا ve bu · كِتَـٰبٌۭ Kitaptır · مُّصَدِّقٌۭ doğrulayan · لِّسَانًا diliyle · عَرَبِيًّۭا Arap · لِّيُنذِرَ uyarmak için · ٱلَّذِينَ kimseleri · ظَلَمُوا۟ kendilerine yazık eden(leri) · وَبُشْرَىٰ ve müjde (olan) · لِلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlar (için)

إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسۡتَقَٰمُواْ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ﴿13﴾

inne-lleẕîne ḳâlû rabbüne-llâhü ŝümme-steḳâmû felâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

13. “Rabbimiz Allah’tır” diyen sonra da devamlı bu söze uygun yaşayanlara ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · قَالُوا۟ diyen(ler) · رَبُّنَا Rabbimiz · ٱللَّهُ Allah'tır · ثُمَّ sonra · ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru olanlar · فَلَا yoktur · خَوْفٌ korku · عَلَيْهِمْ onlara · وَلَا ve değildir · هُمْ onlar · يَحْزَنُونَ üzülecek

أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿14﴾

ülâike aṣḥâbü-lcenneti ḫâlidîne fîhâ. cezâem bimâ kânû ya`melûn.

14. İşte bunlar, yaptıklarının karşılığı olarak içinde devamlı kalmak üzere cennetliklerdir.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · أَصْحَـٰبُ halkıdır · ٱلْجَنَّةِ cennet · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır · فِيهَا orada · جَزَآءًۢ ceza olarak · بِمَا karşılık · كَانُوا۟ olduklarına · يَعْمَلُونَ yapıyorlar

وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ إِحۡسَٰنًاۖ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ كُرۡهࣰ ا وَوَضَعَتۡهُ كُرۡهࣰ اۖ وَحَمۡلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهۡرًاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرۡبَعِينَ سَنَةࣰ قَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحࣰ ا تَرۡضَىٰهُ وَأَصۡلِحۡ لِي فِي ذُرِّيَّتِيٓۖ إِنِّي تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَإِنِّي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ﴿15﴾

veveṣṣayne-l'insâne bivâlideyhi iḥsânâ. ḥamelethü ümmühû kürhev veveḍa`athü kürhâ. veḥamlühû vefiṣâlühû ŝelâŝûne şehrâ. ḥattâ iẕâ belega eşüddehû vebelega erbe`îne seneten ḳâle rabbi evzi`nî en eşküra ni`meteke-lletî en`amte `aleyye ve`alâ vâlideyye veen a`mele ṣâliḥan tarḍâhü veaṣliḥ lî fî ẕürriyyetî. innî tübtü ileyke veinnî mine-lmüslimîn.

15. İnsana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmete katlanarak taşıdı ve zorluk çekerek doğurdu. Karnında taşıması ve sütten kesmesinin süresi otuz aydır. Nihayet çocuk olgunluğuna ulaşıp kırk yaşına girince şöyle yakarır: “Rabbim! Bana ve anne babama lutfettiğin nimete şükretmeye, razı olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Benden gelecek nesli hayırlı eyle. Dönüp kapına başvurdum ve ben şüphesiz sana boyun eğenlerdenim!”

Kelime meali

وَوَصَّيْنَا ve biz tavsiye ettik · ٱلْإِنسَـٰنَ insana · بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına · إِحْسَـٰنًا ۖ iyilik etmesini · حَمَلَتْهُ onu taşıdı · أُمُّهُۥ anası · كُرْهًۭا zahmetle · وَوَضَعَتْهُ ve doğurdu onu · كُرْهًۭا ۖ zahmetle · وَحَمْلُهُۥ taşınması ise · وَفِصَـٰلُهُۥ ve sütten kesilmesi · ثَلَـٰثُونَ otuz · شَهْرًا ۚ aydır · حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا zaman · بَلَغَ erdiği · أَشُدَّهُۥ güçlü çağına · وَبَلَغَ ve varınca · أَرْبَعِينَ kırk · سَنَةًۭ yaşına · قَالَ dedi · رَبِّ Rabbim · أَوْزِعْنِىٓ beni sevk eyle · أَنْ şükretmeğe · أَشْكُرَ · نِعْمَتَكَ ni'metine · ٱلَّتِىٓ verdiğin · أَنْعَمْتَ · عَلَىَّ bana · وَعَلَىٰ ve · وَٰلِدَىَّ anama babama · وَأَنْ ve · أَعْمَلَ yapmağa · صَـٰلِحًۭا yararlı işler · تَرْضَىٰهُ razı olacağın · وَأَصْلِحْ ve salahı devam ettir · لِى benim için · فِى içinde · ذُرِّيَّتِىٓ ۖ zürriyetim · إِنِّى şüphesiz ben · تُبْتُ yüz tuttum · إِلَيْكَ sana · وَإِنِّى ve elbette ben · مِنَ teslim olanlardanım · ٱلْمُسْلِمِينَ

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنۡهُمۡ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمۡ فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَنَّةِۖ وَعۡدَ ٱلصِّدۡقِ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ﴿16﴾

ülâike-lleẕîne neteḳabbelü `anhüm aḥsene mâ `amilû venetecâvezü `an seyyiâtihim fî aṣḥâbi-lcenneh. va`de-ṣṣidḳi-lleẕî kânû yû`adûn.

16. İşte cennetlikler arasında olan bu kimselerin yaptıkları güzel işleri kabul ederiz, kötülüklerini de görmezden geliriz. Bu kendilerine yapılagelen gerçek vaaddir.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · ٱلَّذِينَ öyle kişilerdir ki · نَتَقَبَّلُ kabul ederiz · عَنْهُمْ onlardan · أَحْسَنَ en iyisini · مَا yaptıklarının · عَمِلُوا۟ · وَنَتَجَاوَزُ ve geçeriz · عَن onların kötülüklerinden · سَيِّـَٔاتِهِمْ · فِىٓ arasındadırlar · أَصْحَـٰبِ halkı · ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet · وَعْدَ sözdür · ٱلصِّدْقِ doğru · ٱلَّذِى olunan · كَانُوا۟ · يُوعَدُونَ kendilerine va'd

وَٱلَّذِي قَالَ لِوَٰلِدَيۡهِ أُفࣲّ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِيٓ أَنۡ أُخۡرَجَ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلۡقُرُونُ مِن قَبۡلِي وَهُمَا يَسۡتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيۡلَكَ ءَامِنۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿17﴾

velleẕî ḳâle livâlideyhi üffil lekümâ eta`idâninî en uḫrace veḳad ḫaleti-lḳurûnü min ḳablî vehümâ yestegîŝâni-llâhe veyleke âmin. inne va`de-llâhi ḥaḳḳun. feyeḳûlü mâ hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.

17. Anne babasına, “Yeter be! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken beni yeniden dirilip çıkmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye anne babası, Allah’tan yardım dileyerek, “Yazıklar olsun sana! İnadı bırak da imana gel. Kuşkusuz Allah’ın vaadi gerçektir” demekteler. O ise, “Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil” cevabını vermektedir.

Kelime meali

وَٱلَّذِى ve o kimse · قَالَ dedi · لِوَٰلِدَيْهِ anasına babasına · أُفٍّۢ öf · لَّكُمَآ size · أَتَعِدَانِنِىٓ siz bana va'd mı ediyorsunuz? · أَنْ benim çıkarılacağımı · أُخْرَجَ · وَقَدْ gelip geçmiş iken · خَلَتِ gelip geçmiş iken · ٱلْقُرُونُ nice nesiller · مِن benden önce · قَبْلِى · وَهُمَا onlar ise · يَسْتَغِيثَانِ sığınarak · ٱللَّهَ Allah'a · وَيْلَكَ yazık sana (dediler) · ءَامِنْ iman et! · إِنَّ şüphesiz · وَعْدَ sözü · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقٌّۭ gerçektir · فَيَقُولُ derken o der ki · مَا değildir · هَـٰذَآ bu · إِلَّآ başka bir şey · أَسَـٰطِيرُ masallarından · ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ فِيٓ أُمَمࣲ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ خَٰسِرِينَ ﴿18﴾

ülâike-lleẕîne ḥaḳḳa `aleyhimü-lḳavlü fî ümemin ḳad ḫalet min ḳablihim mine-lcinni vel'ins. innehüm kânû ḫâsirîn.

18. İşte kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplulukları ile birlikte bunlar hakkında Allah’ın azap sözü gerçekleşmiştir. Onlar gerçekten kaybedenlerden olmuşlardır.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ kimselerdir · حَقَّ hak olan · عَلَيْهِمُ kendilerine · ٱلْقَوْلُ (azab) söz(ü) · فِىٓ arasında · أُمَمٍۢ toplulukları · قَدْ gelip geçen · خَلَتْ gelip geçen · مِن kendilerinden önce · قَبْلِهِم · مِّنَ cin(ler)den · ٱلْجِنِّ · وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan(lardan) · إِنَّهُمْ gerçekten onlar · كَانُوا۟ ziyana uğrayanlardır · خَـٰسِرِينَ

وَلِكُلࣲّ دَرَجَٰتࣱ مِّمَّا عَمِلُواْۖ وَلِيُوَفِّيَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ﴿19﴾

veliküllin deracâtüm mimmâ `amilû. veliyüveffiyehüm a`mâlehüm vehüm lâ yużlemûn.

19. Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah herkesin yaptığının karşılığını haksızlığa uğratılmaksızın tastamam vermek için böyle yapmıştır.

Kelime meali

وَلِكُلٍّۢ her birinin vardır · دَرَجَـٰتٌۭ dereceleri · مِّمَّا işlerden · عَمِلُوا۟ ۖ yaptıkları · وَلِيُوَفِّيَهُمْ ve onlara tam verir · أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıklarının karşılığını · وَهُمْ ve onlara · لَا asla · يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez

وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَذۡهَبۡتُمۡ طَيِّبَٰتِكُمۡ فِي حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنۡيَا وَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهَا فَٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَسۡتَكۡبِرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَفۡسُقُونَ ﴿20﴾

veyevme yü`raḍu-lleẕîne keferû `ale-nnâr. eẕhebtüm ṭayyibâtiküm fî ḥayâtikümü-ddünyâ vestemta`tüm bihâ. felyevme tüczevne `aẕâbe-lhûni bimâ küntüm testekbirûne fi-l'arḍi bigayri-lḥaḳḳi vebimâ küntüm tefsüḳûn.

20. İnkâr edenler ateşin başına getirilince, “Size ait iyi ve güzel şeyleri dünya hayatınızda tükettiniz ve onlardan yararlandınız, şimdi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamanıza ve yoldan çıkmanıza karşılık olarak aşağılayıcı cezayı çekeceksiniz!” denilecektir.

Kelime meali

وَيَوْمَ ve gün · يُعْرَضُ sunulacakları · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · عَلَى ateşe · ٱلنَّارِ · أَذْهَبْتُمْ zayi ettiniz · طَيِّبَـٰتِكُمْ bütün güzelliklerinizi · فِى hayatınızda · حَيَاتِكُمُ · ٱلدُّنْيَا dünya · وَٱسْتَمْتَعْتُم ve sefa sürdünüz · بِهَا bunlarla · فَٱلْيَوْمَ bugün · تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız · عَذَابَ bir azab ile · ٱلْهُونِ alçaltıcı · بِمَا ötürü · كُنتُمْ büyüklük taslamanızdan · تَسْتَكْبِرُونَ · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · بِغَيْرِ haksız yere · ٱلْحَقِّ haksız yere · وَبِمَا ötürü · كُنتُمْ ve yoldan çıkmanızdan · تَفْسُقُونَ

۞وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏ ﴿21﴾

veẕkür eḫâ `âdin. iẕ enẕera ḳavmehû bil'aḥḳâfi veḳad ḫaleti-nnüẕüru mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî ellâ ta`büdû ille-llâh. innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.

21. Âd’in kardeşini (Hûd) hatırlat. Hani o, kum tepelerinin arasında kavmini -kendinden önce ve sonra da bu kabilden uyarılar olmuştur- şöyle uyarmıştı: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size gelecek büyük bir günün azabından gerçekten korkuyorum!”

Kelime meali

۞ وَٱذْكُرْ ve an · أَخَا kardeşini (Hud'u) · عَادٍ Ad'ın · إِذْ hani · أَنذَرَ uyarmıştı · قَوْمَهُۥ kavmini · بِٱلْأَحْقَافِ Ahkaf'taki · وَقَدْ gelip geçti · خَلَتِ gelip geçti · ٱلنُّذُرُ nice uyarıcılar · مِنۢ onun önünden · بَيْنِ · يَدَيْهِ ve · وَمِنْ · خَلْفِهِۦٓ ardından · أَلَّا kulluk etmeyin · تَعْبُدُوٓا۟ · إِلَّا başkasına · ٱللَّهَ Allah'tan · إِنِّىٓ elbette ben · أَخَافُ korkuyorum · عَلَيْكُمْ sizin · عَذَابَ azabına uğramanızdan · يَوْمٍ bir günün · عَظِيمٍۢ büyük

قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَأۡفِكَنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ﴿22﴾

ḳâlû eci'tenâ lite'fikenâ `an âlihetinâ. fe'tinâ bimâ te`idünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

22. “Sen bizi ilâhlarımızdan uzaklaştırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan tehdidini hemen gerçekleştir!” dediler.

Kelime meali

قَالُوٓا۟ dediler ki · أَجِئْتَنَا sen geldin mi? · لِتَأْفِكَنَا bizi çevirmek için · عَنْ tanrılarımızdan · ءَالِهَتِنَا · فَأْتِنَا o halde bize getir · بِمَا şeyi · تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin · إِن eğer · كُنتَ isen · مِنَ doğrulardan · ٱلصَّـٰدِقِينَ

قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمࣰ ا تَجۡهَلُونَ ﴿23﴾

ḳâle inneme-l`ilmü `inde-llâh. veübelliguküm mâ ürsiltü bihî velâkinnî erâküm ḳavmen techelûn.

23. O da, “Bu bilgi ancak Allah katındadır; size bildirmek üzere gönderildiğim mesajı ulaştırıyorum, ama sizi cehalette direnen bir topluluk olarak görüyorum” cevabını verdi.

Kelime meali

قَالَ dedi · إِنَّمَا sadece · ٱلْعِلْمُ bilgi · عِندَ katındadır · ٱللَّهِ Allah · وَأُبَلِّغُكُم ve ben size tebliğ ediyorum · مَّآ şeyi (mesajı) · أُرْسِلْتُ gönderildiğim · بِهِۦ onunla · وَلَـٰكِنِّىٓ fakat ben · أَرَىٰكُمْ sizi görüyorum · قَوْمًۭا bir kavim · تَجْهَلُونَ cahillik eden

فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضࣰ ا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواْ هَٰذَا عَارِضࣱ مُّمۡطِرُنَاۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦۖ رِيحࣱ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿24﴾

felemmâ raevhü `âriḍam müstaḳbile evdiyetihim ḳâlû hâẕâ `âriḍum mümṭirunâ. bel hüve me-sta`celtüm bih. rîḥun fîhâ `aẕâbün elîm.

24–25. Felâketi vadilerine yönelmiş, ufku kaplayan bir bulut olarak görünce, “İşte bize yağmur getirecek bir bulut” dediler. Hayır, o hemen gelmesini istediğiniz ceza; içinde acılı azap bulunan, rabbinin emri ile her şeyi silip süpüren bir rüzgâr! Sonunda sadece evlerinin kalıntılarının görüldüğü bir hale geldiler. Günaha batıp kalmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.

Kelime meali

فَلَمَّا nihayet · رَأَوْهُ onu görünce · عَارِضًۭا geniş bir bulut halinde · مُّسْتَقْبِلَ yönelerek geldiğini · أَوْدِيَتِهِمْ vadilerine · قَالُوا۟ dediler · هَـٰذَا bu · عَارِضٌۭ bir buluttur · مُّمْطِرُنَا ۚ bize yağmur yağdıracak · بَلْ hayır · هُوَ o · مَا şey · ٱسْتَعْجَلْتُم sizin acele gelmesini istediğinizdir · بِهِۦ ۖ onun · رِيحٌۭ bir rüzgardır · فِيهَا içinde bulunan · عَذَابٌ azab · أَلِيمٌۭ acıklı

تُدَمِّرُ كُلَّ شَيۡءِۭ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواْ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمۡۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿25﴾

tüdemmiru külle şey'im biemri rabbihâ feaṣbeḥû lâ yürâ illâ mesâkinühüm. keẕâlike neczi-lḳavme-lmücrimîn.

Kelime meali

تُدَمِّرُ yıkar mahveder · كُلَّ her · شَىْءٍۭ şeyi · بِأَمْرِ emriyle · رَبِّهَا Rabbinin · فَأَصْبَحُوا۟ onlar o hale geldiler ki · لَا görülmez oldu · يُرَىٰٓ · إِلَّا başka bir şey · مَسَـٰكِنُهُمْ ۚ konutlarından · كَذَٰلِكَ işte böyle · نَجْزِى biz cezalandırırız · ٱلْقَوْمَ toplumu · ٱلْمُجْرِمِينَ suç işleyen

وَلَقَدۡ مَكَّنَّٰهُمۡ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمۡ فِيهِ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ سَمۡعࣰ ا وَأَبۡصَٰرࣰ ا وَأَفۡـِٔدَةࣰ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُمۡ سَمۡعُهُمۡ وَلَآ أَبۡصَٰرُهُمۡ وَلَآ أَفۡـِٔدَتُهُم مِّن شَيۡءٍ إِذۡ كَانُواْ يَجۡحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ﴿26﴾

veleḳad mekkennâhüm fîmâ im mekkennâküm fîhi vece`alnâ lehüm sem`av veebṣârav veef'ideh. femâ agnâ `anhüm sem`uhüm velâ ebṣâruhüm velâ ef'idetühüm min şey'in iẕ kânû yecḥadûne biâyâti-llâhi veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

26. Onlara, size vermediğimiz imkânlar verdik; kendilerini kulak, göz ve kalplerle donattık. Onlara kulakları da gözleri de kalpleri de hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini kuşatıverdi!

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · مَكَّنَّـٰهُمْ onlara imkan vermiştik · فِيمَآ şeyi · إِن size vermediğimiz · مَّكَّنَّـٰكُمْ · فِيهِ onu · وَجَعَلْنَا ve yaratmıştık · لَهُمْ onlara · سَمْعًۭا kulaklar · وَأَبْصَـٰرًۭا ve gözler · وَأَفْـِٔدَةًۭ ve gönüller · فَمَآ fakat · أَغْنَىٰ sağlamadı · عَنْهُمْ kendilerine · سَمْعُهُمْ kulakları · وَلَآ ne de · أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri · وَلَآ ne de · أَفْـِٔدَتُهُم gönülleri · مِّن bir · شَىْءٍ şey (yarar) · إِذْ zira · كَانُوا۟ bile bile inkar ediyorlardı · يَجْحَدُونَ · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَحَاقَ ve kuşatıverdi · بِهِم kendilerini · مَّا şey · كَانُوا۟ oldukları · بِهِۦ onunla · يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar)

وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا مَا حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡقُرَىٰ وَصَرَّفۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ﴿27﴾

veleḳad ehleknâ mâ ḥavleküm mine-lḳurâ veṣarrafne-l'âyâti le`allehüm yerci`ûn.

27. Çevrenizdeki nice şehirleri helâk ettik, belki dönerler diye uyarıcı işaretler de vermiştik.

Kelime meali

وَلَقَدْ ave ndolsun · أَهْلَكْنَا biz yok ettik · مَا çevrenizdeki · حَوْلَكُم · مِّنَ kentleri · ٱلْقُرَىٰ · وَصَرَّفْنَا ve tekrar tekrar açıkladık · ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri · لَعَلَّهُمْ belki de · يَرْجِعُونَ (küfürlerinden) dönerler

فَلَوۡلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرۡبَانًا ءَالِهَةَۢۖ بَلۡ ضَلُّواْ عَنۡهُمۡۚ وَذَٰلِكَ إِفۡكُهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ﴿28﴾

felevlâ neṣarahümü-lleẕîne-tteḫaẕû min dûni-llâhi ḳurbânen âliheh. bel ḍallû `anhüm. veẕâlike ifkühüm vemâ kânû yefterûn.

28. Allah’tan başka, O’na yaklaştırsın diye edindikleri tanrılar kendilerine yardım etselerdi ya! Aksine onları bırakıp kayboldular. Bunlar kendi düzmecelerinden ve sürdüregeldikleri asılsız iddialardan ibarettir.

Kelime meali

فَلَوْلَا olmaz mıydı? · نَصَرَهُمُ kendilerine yardım etselerdi · ٱلَّذِينَ şeyler · ٱتَّخَذُوا۟ edindikleri · مِن başka-tan · دُونِ başka · ٱللَّهِ · قُرْبَانًا yakınlık sağlamak için · ءَالِهَةًۢ ۖ tanrı · بَلْ hayır · ضَلُّوا۟ kaybolup gittiler · عَنْهُمْ ۚ onlardan · وَذَٰلِكَ işte budur · إِفْكُهُمْ onların yalanları · وَمَا ve şeyler · كَانُوا۟ oldukları · يَفْتَرُونَ uydurmuş

وَإِذۡ صَرَفۡنَآ إِلَيۡكَ نَفَرࣰ ا مِّنَ ٱلۡجِنِّ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓاْ أَنصِتُواْۖ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوۡاْ إِلَىٰ قَوۡمِهِم مُّنذِرِينَ ﴿29﴾

veiẕ ṣarafnâ ileyke neferam mine-lcinni yestemi`ûne-lḳur'ân. felemmâ ḥaḍarûhü ḳâlû enṣitû. felemmâ ḳuḍiye vellev ilâ ḳavmihim münẕirîn.

29. Bir zamanlar cin topluluğundan bir grubu, Kur’an’ı dinlemek üzere sana doğru yönlendirmiştik. Yanına geldiklerinde “Susup dinleyin!” dediler, okuma sona erince de uyarıcılar olarak kendi topluluklarına döndüler.

Kelime meali

وَإِذْ bir zaman · صَرَفْنَآ yöneltmiştik · إِلَيْكَ sana · نَفَرًۭا bir topluluğu · مِّنَ cinlerden · ٱلْجِنِّ · يَسْتَمِعُونَ dinlemek üzere · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an · فَلَمَّا zaman · حَضَرُوهُ ona geldikleri · قَالُوٓا۟ dediler · أَنصِتُوا۟ ۖ susun (dinleyin) · فَلَمَّا zaman da · قُضِىَ bitirildiği · وَلَّوْا۟ döndüler · إِلَىٰ kavimlerine · قَوْمِهِم · مُّنذِرِينَ uyarıcılar olarak

قَالُواْ يَٰقَوۡمَنَآ إِنَّا سَمِعۡنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏ ﴿30﴾

ḳâlû yâ ḳavmenâ innâ semi`nâ kitâben ünzile mim ba`di mûsâ müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi yehdî ile-lḥaḳḳi veilâ ṭarîḳim müsteḳîm.

30. “Ey halkımız! dediler, “Biz Mûsâ’dan sonra indirilmiş, kendinden öncekileri onaylayan, gerçeğe ve doğru yola kılavuzluk eden bir kitap dinledik.

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler · يَـٰقَوْمَنَآ ey kavmimiz · إِنَّا elbette biz · سَمِعْنَا dinledik · كِتَـٰبًا bir Kitap · أُنزِلَ indirilen · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مُوسَىٰ Musa'dan · مُصَدِّقًۭا doğrulayan · لِّمَا kendinden öncekini · بَيْنَ · يَدَيْهِ kendinden öncekini · يَهْدِىٓ götüren · إِلَى gerçeğe · ٱلْحَقِّ · وَإِلَىٰ ve · طَرِيقٍۢ yola · مُّسْتَقِيمٍۢ doğru

يَٰقَوۡمَنَآ أَجِيبُواْ دَاعِيَ ٱللَّهِ وَءَامِنُواْ بِهِۦ يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُجِرۡكُم مِّنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏ ﴿31﴾

yâ ḳavmenâ ecîbû dâ`iye-llâhi veâminû bihî yagfir leküm min ẕünûbiküm veyücirküm min `aẕâbin elîm.

31. Ey halkımız! Allah’ın davetçisine uyun ve ona iman edin ki, Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi acılı azaptan korusun.”

Kelime meali

يَـٰقَوْمَنَآ ey kavmimiz · أَجِيبُوا۟ uyun · دَاعِىَ da'vetçisine · ٱللَّهِ Allah'ın · وَءَامِنُوا۟ ve inanın · بِهِۦ O'na · يَغْفِرْ bağışlasın · لَكُم sizi · مِّن günahlarınızdan bir kısmını · ذُنُوبِكُمْ · وَيُجِرْكُم ve sizi korusun · مِّنْ azabdan · عَذَابٍ · أَلِيمٍۢ acıklı

وَمَن لَّا يُجِبۡ دَاعِيَ ٱللَّهِ فَلَيۡسَ بِمُعۡجِزࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَيۡسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءُۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ ﴿32﴾

vemel lâ yücib dâ`iye-llâhi feleyse bimü`cizin fi-l'arḍi veleyse lehû min dûnihî evliyâ'. ülâike fî ḍalâlim mübîn.

32. Allah yolunun davetçisine kulak vermeyenler yeryüzünde O’nu âciz bırakamayacak, O’na karşı bir yar ve yardımcı da bulamayacaklardır; bunlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.

Kelime meali

وَمَن ve kim · لَّا uymazsa · يُجِبْ · دَاعِىَ da'vetçisine · ٱللَّهِ Allah'ın · فَلَيْسَ değildir · بِمُعْجِزٍۢ aciz bırakacak · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَلَيْسَ ve olmaz · لَهُۥ kendisinin · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦٓ · أَوْلِيَآءُ ۚ velileri · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · فِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍ apaçık

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَلَمۡ يَعۡيَ بِخَلۡقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿33﴾

evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa velem ya`ye biḫalḳihinne biḳâdirin `alâ ey yuḥyiye-lmevtâ. belâ innehû `alâ külli şey'in ḳadîr.

33. Onlar düşünmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratma konusunda acze düşmeyen Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Şüphe yok ki O her şeye kādirdir.

Kelime meali

أَوَلَمْ görmediler mi? · يَرَوْا۟ · أَنَّ gerçekten · ٱللَّهَ Allah'ın · ٱلَّذِى yaratan · خَلَقَ · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَلَمْ ve · يَعْىَ yorulmayan · بِخَلْقِهِنَّ bunları yaratmakla · بِقَـٰدِرٍ kadir olduğunu · عَلَىٰٓ diriltmeğe · أَن · يُحْـِۧىَ · ٱلْمَوْتَىٰ ۚ ölüleri · بَلَىٰٓ evet · إِنَّهُۥ şüphesiz O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir

وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ﴿34﴾

veyevme yü`raḍu-lleẕîne keferû `ale-nnâr. eleyse hâẕâ bilḥaḳḳ. ḳâlû belâ verabbinâ. ḳâle feẕûḳu-l`aẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.

34. İnkâr edenler ateşe getirilince, “Bu gerçek değil miymiş?” denilecek, “Rabbimiz hakkı için öyle” diyecekler, Allah da “İnkâr etmiş olmanız sebebiyle azabı çekin!” buyuracaktır.

Kelime meali

وَيَوْمَ ve gün · يُعْرَضُ sunulacakları · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · عَلَى karşı · ٱلنَّارِ ateşe · أَلَيْسَ değil miymiş? · هَـٰذَا bu · بِٱلْحَقِّ ۖ gerçek · قَالُوا۟ derler · بَلَىٰ evet · وَرَبِّنَا ۚ Rabbimiz hakkı için · قَالَ der · فَذُوقُوا۟ öyleyse tadın · ٱلْعَذَابَ azabı · بِمَا dolayı · كُنتُمْ olmanızdan · تَكْفُرُونَ inkar ediyor(lar)

فَٱصۡبِرۡ كَمَا صَبَرَ أُوْلُواْ ٱلۡعَزۡمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسۡتَعۡجِل لَّهُمۡۚ كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَ مَا يُوعَدُونَ لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةࣰ مِّن نَّهَارِۭۚ بَلَٰغࣱۚ فَهَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿35﴾

faṣbir kemâ ṣabera ülü-l`azmi mine-rrusüli velâ testa`cil lehüm. keennehüm yevme yeravne mâ yû`adûne lem yelbeŝû illâ sâ`atem min nehâr. belâg. fehel yühlekü ille-lḳavmü-lfâsiḳûn.

35. Azim ve kararlılık sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret. Onlar için de acele etme. Başlarına geleceği vaktiyle söylenen şeyleri gördüklerinde sanki gündüzün kısa bir süresini yaşamış gibi olacaklar. Tebliğ konusu işte budur; hiç günaha sapanlardan başkası helâk edilir mi?

Kelime meali

فَٱصْبِرْ o halde sabret · كَمَا gibi · صَبَرَ sabrettikleri · أُو۟لُوا۟ sahibi · ٱلْعَزْمِ azim (ve irade) · مِنَ elçilerin · ٱلرُّسُلِ · وَلَا ve asla · تَسْتَعْجِل acele etme · لَّهُمْ ۚ onlar için · كَأَنَّهُمْ onlar gibi olurlar · يَوْمَ gün · يَرَوْنَ gördükleri · مَا şeyi (azabı) · يُوعَدُونَ tehdit edildikleri · لَمْ (sanki) yaşamamışlar · يَلْبَثُوٓا۟ · إِلَّا dışında · سَاعَةًۭ bir sa'at · مِّن gündüzden · نَّهَارٍۭ ۚ · بَلَـٰغٌۭ ۚ (bu) bir duyurudur · فَهَلْ helak mı edilecektir? · يُهْلَكُ · إِلَّا başkası · ٱلْقَوْمُ topluluktan · ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış