Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Câsiye Suresi

سُوْرَةُ الْجَاثِيَةِ · 45. sure · 37 âyet · Mekkî · 25. cüz · Mushaf sayfa 499

Câsiye suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

حمٓ ﴿1﴾

ḥâ-mîm.

1. Hâ-mîm.

Kelime meali

حمٓ Hâ Mîm

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿2﴾

tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.

2. Kitabın indirilmesi izzet ve hikmet sahibi Allah’tandır.

Kelime meali

تَنزِيلُ indirilmesi · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · مِنَ (tarafın)dandır · ٱللَّهِ Allah · ٱلْعَزِيزِ üstün · ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi

إِنَّ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿3﴾

inne fi-ssemâvâti vel'arḍi leâyâtil lilmü'minîn.

3. Göklerde ve yerde inananlar için önemli işaretler vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ve yerde · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır · لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlar için

وَفِي خَلۡقِكُمۡ وَمَا يَبُثُّ مِن دَآبَّةٍ ءَايَٰتࣱ لِّقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ ﴿4﴾

vefî ḫalḳiküm vemâ yebüŝŝü min dâbbetin âyâtül liḳavmiy yûḳinûn.

4. Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı diğer kımıldayan canlılarda bilenler için deliller mevcuttur.

Kelime meali

وَفِى ve · خَلْقِكُمْ sizin yaratılışınızda · وَمَا ve · يَبُثُّ yaymakta olduğunda · مِن canlılardan · دَآبَّةٍ · ءَايَـٰتٌۭ ibretler vardır · لِّقَوْمٍۢ kavimler için · يُوقِنُونَ kesin olarak inanan

وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن رِّزۡقࣲ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ ءَايَٰتࣱ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ ﴿5﴾

vaḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ enzele-llâhü mine-ssemâi mir rizḳin feaḥyâ bihi-l'arḍa ba`de mevtihâ vetaṣrîfi-rriyâḥi âyâtül liḳavmiy ya`ḳilûn.

5. Gece ile gündüzün yer değiştirmesinde, Allah’ın gökten indirdiği rızıkta (yağmurda) -ki, onunla öldükten sonra yere yeniden hayat vermektedir- rüzgârları çeşitli yönlerden estirmesinde düşünenler için alınacak dersler vardır.

Kelime meali

وَٱخْتِلَـٰفِ ve değişmesinde · ٱلَّيْلِ gecenin · وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün · وَمَآ ve · أَنزَلَ indirmesinde · ٱللَّهُ Allah'ın · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مِن (sebebi) · رِّزْقٍۢ rızık · فَأَحْيَا ve diriltmesinde · بِهِ onunla · ٱلْأَرْضَ yeri · بَعْدَ sonra · مَوْتِهَا ölümünden · وَتَصْرِيفِ ve estirmesinde · ٱلرِّيَـٰحِ rüzgarları · ءَايَـٰتٌۭ ibretler vardır · لِّقَوْمٍۢ bir toplum için · يَعْقِلُونَ düşünen

تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۖ فَبِأَيِّ حَدِيثِۭ بَعۡدَ ٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ يُؤۡمِنُونَ ﴿6﴾

tilke âyâtü-llâhi netlûhâ `aleyke bilḥaḳḳ. febieyyi ḥadîŝim ba`de-llâhi veâyâtihî yü'minûn.

6. İşte şunlar, sana gerçekten okuduğumuz âyetlerdir. Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra (buna değil de) hangi habere inanacaklar?

Kelime meali

تِلْكَ işte şunlar · ءَايَـٰتُ ayetleridir · ٱللَّهِ Allah'ın · نَتْلُوهَا onları okuyoruz · عَلَيْكَ sana · بِٱلْحَقِّ ۖ gerçek ile · فَبِأَىِّ hangi · حَدِيثٍۭ söze · بَعْدَ sonra · ٱللَّهِ Allah'tan · وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetlerinden · يُؤْمِنُونَ inanacaklar

وَيۡلࣱ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ‏ ﴿7﴾

veylül likülli effâkin eŝîm.

7–8. Kendisine Allah’ın âyetleri okunurken işitip de sonra büyüklenerek işitmemişcesine inkârda ısrar eden her bir günahkâr iftiracıya yazıklar olsun! Bu sebeple göreceği ağır azabı ona bildir.

Kelime meali

وَيْلٌۭ yuh olsun · لِّكُلِّ her · أَفَّاكٍ yalancı · أَثِيمٍۢ günah yüklü kimseye

يَسۡمَعُ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسۡتَكۡبِرࣰ ا كَأَن لَّمۡ يَسۡمَعۡهَاۖ فَبَشِّرۡهُ بِعَذَابٍ أَلِيمࣲ‏ ﴿8﴾

yesme`u âyâti-llâhi tütlâ `aleyhi ŝümme yüṣirru müstekbiran keel lem yesma`hâ. febeşşirhü bi`aẕâbin elîm.

Kelime meali

يَسْمَعُ o işitir · ءَايَـٰتِ ayetlerinin · ٱللَّهِ Allah'ın · تُتْلَىٰ okunduğunu · عَلَيْهِ kendisine · ثُمَّ sonra · يُصِرُّ direnir · مُسْتَكْبِرًۭا büyüklük taslar · كَأَن sanki · لَّمْ hiç onları işitmemiş · يَسْمَعْهَا ۖ · فَبَشِّرْهُ onu müjdele · بِعَذَابٍ bir azab ile · أَلِيمٍۢ acı

وَإِذَا عَلِمَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا شَيۡـًٔا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏ ﴿9﴾

veiẕâ `alime min âyâtinâ şey'en-tteḫaẕehâ hüzüvâ. ülâike lehüm `aẕâbüm mühîn.

9. Âyetlerimiz hakkında bir parça bilgi sahibi olunca hemen onu alay konusu yapmakta. İşte bu gibiler için alçaltıcı bir azap vardır.

Kelime meali

وَإِذَا zaman · عَلِمَ öğrendiği · مِنْ bizim ayetlerimizden · ءَايَـٰتِنَا · شَيْـًٔا bir şey · ٱتَّخَذَهَا onu edinir · هُزُوًا ۚ alay konusu · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَهُمْ öyleleri için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّهِينٌۭ alçaltıcı

مِّن وَرَآئِهِمۡ جَهَنَّمُۖ وَلَا يُغۡنِي عَنۡهُم مَّا كَسَبُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا مَا ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوۡلِيَآءَۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿10﴾

miv verâihim cehennem. velâ yugnî `anhüm mâ kesebû şey'ev velâ me-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâ'. velehüm `aẕâbün `ażîm.

10. Önlerinde cehennem! Ne dünyada elde ettiklerinden ne de Allah’ı bırakıp sırtlarını dayadıkları dostlardan kendilerine bir fayda erişir. Onların nasibi büyük bir azaptır.

Kelime meali

مِّن ötelerinden de · وَرَآئِهِمْ · جَهَنَّمُ ۖ cehennem · وَلَا ve · يُغْنِى bir yarar sağlamaz · عَنْهُم kendilerine · مَّا kazandıkları · كَسَبُوا۟ · شَيْـًۭٔا şeyler · وَلَا ve (sağlamaz) · مَا şeyler · ٱتَّخَذُوا۟ edindikleri · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · أَوْلِيَآءَ ۖ veliler · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌ büyük

هَٰذَا هُدࣰ ىۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ عَذَابࣱ مِّن رِّجۡزٍ أَلِيمٌ ﴿11﴾

hâẕâ hüdâ. velleẕîne keferû biâyâti rabbihim lehüm `aẕâbüm mir riczin elîm.

11. Bu (Kur’an) bir doğru yol rehberidir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenler için ise en şiddetlisinden elem verici bir azap vardır.

Kelime meali

هَـٰذَا işte budur · هُدًۭى ۖ yol gösterici · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · رَبِّهِمْ Rablerinin · لَهُمْ onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مِّن çok çetin · رِّجْزٍ · أَلِيمٌ incitici

۞ٱللَّهُ ٱلَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡبَحۡرَ لِتَجۡرِيَ ٱلۡفُلۡكُ فِيهِ بِأَمۡرِهِۦ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿12﴾

allâhü-lleẕî seḫḫara lekümü-lbaḥra litecriye-lfülkü fîhi biemrihî velitebtegû min faḍlihî vele`alleküm teşkürûn.

12. Buyruğu ile içinde gemiler yüzsün, lutfettiği nimetleri elde edesiniz ve şükredesiniz diye denizi istifadenize veren Allah’tır.

Kelime meali

۞ ٱللَّهُ Allah'tır · ٱلَّذِى O ki · سَخَّرَ boyun eğdirdi · لَكُمُ size · ٱلْبَحْرَ denizi · لِتَجْرِىَ akıp gitsin diye · ٱلْفُلْكُ gemiler · فِيهِ onun içinde · بِأَمْرِهِۦ buyruğuyla · وَلِتَبْتَغُوا۟ ve payınızı arayasınız diye · مِن O'nun lutfundan · فَضْلِهِۦ · وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا مِّنۡهُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ ﴿13﴾

veseḫḫara leküm mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi cemî`am minh. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yetefekkerûn.

13. Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır.

Kelime meali

وَسَخَّرَ ve boyun eğdirdi · لَكُم size · مَّا bulunan şeyleri · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve bulunan şeyleri · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا hepsini · مِّنْهُ ۚ kendisinden · إِنَّ elbette · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler · لِّقَوْمٍۢ bir toplum için · يَتَفَكَّرُونَ düşünen

قُل لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَغۡفِرُواْ لِلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ أَيَّامَ ٱللَّهِ لِيَجۡزِيَ قَوۡمَۢا بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿14﴾

ḳul lilleẕîne âmenû yagfirû lilleẕîne lâ yercûne eyyâme-llâhi liyecziye ḳavmem bimâ kânû yeksibûn.

14. İman edenlere söyle de Allah’ın (yargı) günlerine inanmayanları bağışlasınlar; çünkü (böyle) bir topluluğu, hak etmeleri yüzünden Allah cezalandıracaktır.

Kelime meali

قُل söyle · لِّلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · يَغْفِرُوا۟ affetsinler · لِلَّذِينَ kimseleri · لَا ummayan(ları) · يَرْجُونَ · أَيَّامَ günlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · لِيَجْزِىَ cezalandırması için · قَوْمًۢا bir toplumu · بِمَا sebebiyle · كَانُوا۟ oldukları · يَكْسِبُونَ yapıyorlar

مَنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَسَآءَ فَعَلَيۡهَاۖ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ تُرۡجَعُونَ ﴿15﴾

men `amile ṣâliḥan felinefsih. vemen esâe fe`aleyhâ. ŝümme ilâ rabbiküm türce`ûn.

15. İyi işler yapan kendisi için yapmıştır, kötülük yapanın da kötülüğü kendinedir; sonra rabbinize döndürüleceksiniz.

Kelime meali

مَنْ kim · عَمِلَ yaparsa · صَـٰلِحًۭا iyi bir iş · فَلِنَفْسِهِۦ ۖ yararı kendisinedir · وَمَنْ ve kim · أَسَآءَ kötülük yaparsa · فَعَلَيْهَا ۖ zararı kendisinedir · ثُمَّ sonunda · إِلَىٰ Rabbinize · رَبِّكُمْ · تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحُكۡمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلۡنَٰهُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿16﴾

veleḳad âteynâ benî isrâîle-lkitâbe velḥukme vennübüvvete verazaḳnâhüm mine-ṭṭayyibâti vefeḍḍalnâhüm `ale-l`âlemîn.

16. Biz, şüphesiz İsrâiloğulları’na da kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları güzel şeylerle rızıklandırdık ve kendilerini diğer topluluklardan üstün kıldık.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · ءَاتَيْنَا biz verdik · بَنِىٓ oğullarına · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَٱلْحُكْمَ ve hüküm · وَٱلنُّبُوَّةَ ve peygamberlik · وَرَزَقْنَـٰهُم ve onları besledik · مِّنَ güzel rızıklarla · ٱلطَّيِّبَـٰتِ · وَفَضَّلْنَـٰهُمْ ve onları üstün kıldık · عَلَى üzerine · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler

وَءَاتَيۡنَٰهُم بَيِّنَٰتࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِۖ فَمَا ٱخۡتَلَفُوٓاْ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ﴿17﴾

veâteynâhüm beyyinâtim mine-l'emr. feme-ḫtelefû illâ mim ba`di mâ câehümü-l`ilmü bagyem beynehüm. inne rabbeke yaḳḍî beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.

17. Onlara din konusunda açıklamalar yaptık. Kendilerine bu bilgiler geldikten sonra sadece birbirine karşı hak tanımazlık yüzünden aralarında görüş ayrılığına düştüler. Kuşkusuz rabbin kıyamet gününde, aralarında ihtilâfa düştükleri konularda hükmünü verecektir.

Kelime meali

وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik · بَيِّنَـٰتٍۢ açık deliller · مِّنَ bu işde · ٱلْأَمْرِ ۖ · فَمَا onlar ayrılığa düşmediler · ٱخْتَلَفُوٓا۟ · إِلَّا sadece (yüzünden) · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا kendilerine geldikten · جَآءَهُمُ · ٱلْعِلْمُ bilgi · بَغْيًۢا çekememezlik · بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki · إِنَّ şüphesiz · رَبَّكَ Rabbin · يَقْضِى hüküm verecektir · بَيْنَهُمْ onlar arasında · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · فِيمَا şeylerde · كَانُوا۟ oldukları · فِيهِ onda · يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşüyor(lar)

ثُمَّ جَعَلۡنَٰكَ عَلَىٰ شَرِيعَةࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ فَٱتَّبِعۡهَا وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿18﴾

ŝümme ce`alnâke `alâ şerî`atim mine-l'emri fettebi`hâ velâ tettebi` ehvâe-lleẕîne lâ ya`lemûn.

18. Sonra seni de bu konuda ilâhî vahye dayalı bir yola koyduk. Onu izle, bilmeyenlerin arzularına uyma!

Kelime meali

ثُمَّ sonra · جَعَلْنَـٰكَ seni koyduk · عَلَىٰ üzerine · شَرِيعَةٍۢ bir şeriat · مِّنَ emrimizden · ٱلْأَمْرِ · فَٱتَّبِعْهَا sen ona uy · وَلَا ve · تَتَّبِعْ uyma · أَهْوَآءَ keyiflerine · ٱلَّذِينَ kimselerin · لَا bilmeyen(lerin) · يَعْلَمُونَ

إِنَّهُمۡ لَن يُغۡنُواْ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ اۚ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۖ وَٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿19﴾

innehüm ley yugnû `anke mine-llâhi şey'â. veinne-żżâlimîne ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. vellâhü veliyyü-lmütteḳîn.

19. Şüphesiz onlar, Allah’a karşı sana hiçbir fayda sağlayamazlar ve kuşkusuz haktan sapanlar birbirlerinin dostları ve koruyucularıdır, Allah da itaatsizlikten sakınanların dostudur.

Kelime meali

إِنَّهُمْ çünkü onlar · لَن asla · يُغْنُوا۟ savamazlar · عَنكَ senden · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler · بَعْضُهُمْ bir kısmı · أَوْلِيَآءُ velisidirler · بَعْضٍۢ ۖ diğerinin · وَٱللَّهُ Allah ise · وَلِىُّ velisidir · ٱلْمُتَّقِينَ muttakilerin

هَٰذَا بَصَٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣱ لِّقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ ﴿20﴾

hâẕâ beṣâiru linnâsi vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yûḳinûn.

20. Bu kitap, insanların aklını aydınlatan ışık, inananlar için bir kılavuz, bir rahmettir.

Kelime meali

هَـٰذَا bu (Kur'an) · بَصَـٰٓئِرُ kanıtlar(sunmakta)dır · لِلنَّاسِ insanlara · وَهُدًۭى ve yol göstericidir · وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir · لِّقَوْمٍۢ kavimler için · يُوقِنُونَ kesin olarak inanan

أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجۡتَرَحُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجۡعَلَهُمۡ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَوَآءࣰ مَّحۡيَاهُمۡ وَمَمَاتُهُمۡۚ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ ﴿21﴾

em ḥasibe-lleẕîne-cteraḥü-sseyyiâti en nec`alehüm kelleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti sevâem maḥyâhüm vememâtühüm. sâe mâ yaḥkümûn.

21. Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar? Verdikleri hüküm ne kötü!

Kelime meali

أَمْ yoksa · حَسِبَ sandılar (mı ki?) · ٱلَّذِينَ kimseler · ٱجْتَرَحُوا۟ işleyen · ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükleri · أَن onları yapacağımızı · نَّجْعَلَهُمْ · كَٱلَّذِينَ kimseler gibi · ءَامَنُوا۟ inanan · وَعَمِلُوا۟ ve yapan · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi ameller · سَوَآءًۭ bir olacak (öyle mi?) · مَّحْيَاهُمْ yaşamaları · وَمَمَاتُهُمْ ۚ ve ölümleri · سَآءَ ne kötü · مَا hüküm veriyorlar · يَحْكُمُونَ

وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّ وَلِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ﴿22﴾

veḫaleḳa-llâhü-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳi velitüczâ küllü nefsim bimâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.

22. Halbuki Allah gökleri ve yeri ciddi amaçlarla ve hiçbiri haksızlığa uğramaksızın herkesin hak ettiğine göre karşılık görmesi için yarattı.

Kelime meali

وَخَلَقَ ve yaratmıştır · ٱللَّهُ Allah · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · بِٱلْحَقِّ gerçek olarak · وَلِتُجْزَىٰ cezalandırılsın diye · كُلُّ her · نَفْسٍۭ can · بِمَا şey ile · كَسَبَتْ kazandığı · وَهُمْ ve onlara · لَا asla · يُظْلَمُونَ haksızlık edilmesin

أَفَرَءَيۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلۡمࣲ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمۡعِهِۦ وَقَلۡبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَٰوَةࣰ فَمَن يَهۡدِيهِ مِنۢ بَعۡدِ ٱللَّهِۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿23﴾

eferaeyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâhü veeḍallehü-llâhü `alâ `ilmiv veḫateme `alâ sem`ihî veḳalbihî vece`ale `alâ beṣarihî gişâveh. femey yehdîhi mim ba`di-llâh. efelâ teẕekkerûn.

23. Arzularını tanrı yerine koyan, Allah’ın -bilgisine rağmen (sapmayı tercih ettiği için)- kendini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi bir tasavvur et! Allah’tan sonra onu kim yola getirecek? Düşünmüyor musunuz?

Kelime meali

أَفَرَءَيْتَ gördün mü? · مَنِ kimseyi · ٱتَّخَذَ edinen · إِلَـٰهَهُۥ tanrı · هَوَىٰهُ keyfini · وَأَضَلَّهُ ve saptırdığı · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَىٰ bir bilgiye göre · عِلْمٍۢ · وَخَتَمَ ve mühürlediği · عَلَىٰ üzerini · سَمْعِهِۦ kulağının · وَقَلْبِهِۦ ve kalbini · وَجَعَلَ ve çektiği · عَلَىٰ üstüne · بَصَرِهِۦ gözünün · غِشَـٰوَةًۭ perde · فَمَن şimdi kim? · يَهْدِيهِ ona doğru yolu gösterecek · مِنۢ sonra · بَعْدِ · ٱللَّهِ ۚ Allah'tan · أَفَلَا düşünmüyor musunuz? · تَذَكَّرُونَ

وَقَالُواْ مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنۡيَا نَمُوتُ وَنَحۡيَا وَمَا يُهۡلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهۡرُۚ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِنۡ هُمۡ إِلَّا يَظُنُّونَ ﴿24﴾

veḳâlû mâ hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ yühlikünâ ille-ddehr. vemâ lehüm biẕâlike min `ilmin. in hüm illâ yeżunnûn.

24. Bir de şöyle demektedirler: “Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi öldüren ise zamandan başkası değildir.” Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece boş iddiada bulunuyorlar.

Kelime meali

وَقَالُوا۟ ve dediler ki · مَا yoktur · هِىَ başka bir şey · إِلَّا · حَيَاتُنَا hayatımızdan · ٱلدُّنْيَا dünya · نَمُوتُ ölürüz · وَنَحْيَا ve yaşarız · وَمَا ve · يُهْلِكُنَآ bizi helak etmiyor · إِلَّا başkası · ٱلدَّهْرُ ۚ zamandan · وَمَا fakat yoktur · لَهُم onların · بِذَٰلِكَ bu hususta · مِنْ hiçbir · عِلْمٍ ۖ bilgileri · إِنْ (hayır) · هُمْ onlar · إِلَّا sadece · يَظُنُّونَ zannediyorlar

وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمۡ إِلَّآ أَن قَالُواْ ٱئۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿25﴾

veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtim mâ kâne ḥuccetehüm illâ en ḳâlü-'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.

25. Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğunda, “Doğru söylüyorsanız atalarımızı geri getirin” demekten başka bir delil ileri süremiyorlar.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · مَّا olmamıştır · كَانَ · حُجَّتَهُمْ bir delilleri · إِلَّآ başka · أَن demelerinden · قَالُوا۟ · ٱئْتُوا۟ getirin · بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrular(dan)

قُلِ ٱللَّهُ يُحۡيِيكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يَجۡمَعُكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿26﴾

ḳuli-llâhü yuḥyîküm ŝümme yümîtüküm ŝümme yecme`uküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.

26. Onlara şöyle de: “Allah sizi hayata getirecek, sonra öldürecek, sonra gerçekleşeceği kesin bulunan kıyamet sürecinde sizi bir araya getirecek!” Bunda kuşku yok ama insanların çoğu bilmez.

Kelime meali

قُلِ de ki · ٱللَّهُ Allah · يُحْيِيكُمْ sizi yaşatıyor · ثُمَّ sonra · يُمِيتُكُمْ sizi öldürüyor · ثُمَّ sonra · يَجْمَعُكُمْ sizi toplayıp getirecektir · إِلَىٰ gününe · يَوْمِ · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · لَا asla · رَيْبَ şüphe yoktur · فِيهِ bunda · وَلَـٰكِنَّ ama · أَكْثَرَ çoğu · ٱلنَّاسِ insanların · لَا bilmezler · يَعْلَمُونَ

وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوۡمَئِذࣲ يَخۡسَرُ ٱلۡمُبۡطِلُونَ ﴿27﴾

velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. veyevme teḳûmü-ssâ`atü yevmeiẕiy yaḫseru-lmübṭilûn.

27. Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. Kıyamet vakti geldiğinde; işte o gün, hakkı bırakıp bâtıla sarılanların zarar ettiği ortaya çıkacaktır.

Kelime meali

وَلِلَّهِ Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَيَوْمَ ve gün · تَقُومُ başladığı · ٱلسَّاعَةُ sa'at · يَوْمَئِذٍۢ işte o gün · يَخْسَرُ hüsrana uğrayacaktır · ٱلْمُبْطِلُونَ iptalciler

وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةࣲ جَاثِيَةࣰۚ كُلُّ أُمَّةࣲ تُدۡعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا ٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿28﴾

veterâ külle ümmetin câŝiyeh. küllü ümmetin tüd`â ilâ kitâbihâ. elyevme tüczevne mâ küntüm ta`melûn.

28. Bütün toplulukları diz çöküp boyun eğmiş olarak göreceksin. Her topluluk kendine ait defterin başına çağrılacak, o gün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.

Kelime meali

وَتَرَىٰ ve görürsün · كُلَّ her · أُمَّةٍۢ ümmeti · جَاثِيَةًۭ ۚ toplanmış · كُلُّ her · أُمَّةٍۢ ümmet · تُدْعَىٰٓ çağırılır · إِلَىٰ kendi Kitabına · كِتَـٰبِهَا · ٱلْيَوْمَ bugün · تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız · مَا şeylerle · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيۡكُم بِٱلۡحَقِّۚ إِنَّا كُنَّا نَسۡتَنسِخُ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿29﴾

hâẕâ kitâbünâ yenṭiḳu `aleyküm bilḥaḳḳ. innâ künnâ nestensiḫu mâ küntüm ta`melûn.

29. “Bu, size gerçeği söylemekte olan kitabımızdır, biz bütün yaptıklarınızı kaydetmekte idik” denilecek.

Kelime meali

هَـٰذَا işte · كِتَـٰبُنَا Kitabımız · يَنطِقُ söylüyor · عَلَيْكُم aleyhinize · بِٱلْحَقِّ ۚ gerçeği · إِنَّا çünkü biz · كُنَّا idik · نَسْتَنسِخُ yazıyor · مَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدۡخِلُهُمۡ رَبُّهُمۡ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡمُبِينُ ﴿30﴾

feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti feyüdḫilühüm rabbühüm fî raḥmetih. ẕâlike hüve-lfevzü-lmübîn.

30. İman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanları sorarsan, rableri onları rahmet deryasına daldıracak. İşte apaçık başarı budur.

Kelime meali

فَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · فَيُدْخِلُهُمْ onları sokar · رَبُّهُمْ Rableri · فِى rahmetine · رَحْمَتِهِۦ ۚ · ذَٰلِكَ işte · هُوَ budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْمُبِينُ apaçık

وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَفَلَمۡ تَكُنۡ ءَايَٰتِي تُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡ وَكُنتُمۡ قَوۡمࣰ ا مُّجۡرِمِينَ ﴿31﴾

veemme-lleẕîne keferû. efelem tekün âyâtî tütlâ `aleyküm festekbertüm veküntüm ḳavmem mücrimîn.

31. Hakkı inkâr edenlere gelince şöyle denilecek: “Âyetlerim size okunmuyor muydu? Ama siz kibre kapıldınız ve günaha batmış bir topluluk oldunuz.”

Kelime meali

وَأَمَّا ama gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) · أَفَلَمْ değil mi? · تَكُنْ · ءَايَـٰتِى ayetlerim · تُتْلَىٰ okunurdu · عَلَيْكُمْ size · فَٱسْتَكْبَرْتُمْ fakat siz büyüklük tasladınız · وَكُنتُمْ ve oldunuz · قَوْمًۭا bir toplum · مُّجْرِمِينَ suçlulardan

وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيۡبَ فِيهَا قُلۡتُم مَّا نَدۡرِي مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنࣰّ ا وَمَا نَحۡنُ بِمُسۡتَيۡقِنِينَ ﴿32﴾

veiẕâ ḳîle inne va`de-llâhi ḥaḳḳuv vessâ`atü lâ raybe fîhâ ḳultüm mâ nedrî me-ssâ`atü in neżunnü illâ żannâ vemâ naḥnü bimüsteyḳinîn.

32. “Allah’ın vaadi gerçektir, kıyamet konusunda da bir kuşkuya yer yoktur” denildikçe, “Kıyamet nedir bilmiyoruz, biz bu konuda tahminde bulunmanın ötesinde bir şey yapamayız, kesin bir bilgiye sahip değiliz” dediniz.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · قِيلَ dendiği · إِنَّ şüphesiz · وَعْدَ va'di · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقٌّۭ gerçektir · وَٱلسَّاعَةُ ve sa'atte · لَا yoktur · رَيْبَ şüphe · فِيهَا onda · قُلْتُم demiştiniz · مَّا bilmiyoruz · نَدْرِى · مَا nedir · ٱلسَّاعَةُ Sa'at · إِن (hayır) · نَّظُنُّ sanıyoruz ki · إِلَّا sadece · ظَنًّۭا bir kuruntudur · وَمَا ve değiliz · نَحْنُ biz · بِمُسْتَيْقِنِينَ inananlardan

وَبَدَا لَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ﴿33﴾

vebedâ lehüm seyyietü mâ `amilû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

33. (İlâhî vaad gerçekleşince) yaptıklarının ne kadar kötü şeyler olduğunu açıkça gördüler, alaya aldıkları gerçek onları kuşatıverdi.

Kelime meali

وَبَدَا ve göründü · لَهُمْ onlara · سَيِّـَٔاتُ kötülükleri · مَا şeylerin · عَمِلُوا۟ yaptıkları · وَحَاقَ ve kuşattı · بِهِم onları · مَّا şey · كَانُوا۟ oldukları · بِهِۦ onunla · يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar)

وَقِيلَ ٱلۡيَوۡمَ نَنسَىٰكُمۡ كَمَا نَسِيتُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَا وَمَأۡوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ ﴿34﴾

veḳîle-lyevme nensâküm kemâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ veme'vâküm-nnâru vemâ leküm min nâṣirîn.

34. Kendilerine şöyle denildi: “Siz bu günle yüzyüze geleceğinizi nasıl unuttunuzsa bugün de biz sizi unutuyoruz. Meskeniniz ateştir, size yardım edecek kimseler de yoktur.

Kelime meali

وَقِيلَ ve denildi · ٱلْيَوْمَ bugün · نَنسَىٰكُمْ sizi unuttuk · كَمَا gibi · نَسِيتُمْ unuttuğunuz · لِقَآءَ karşılaşmayı · يَوْمِكُمْ gününüzle · هَـٰذَا bu · وَمَأْوَىٰكُمُ ve yeriniz · ٱلنَّارُ ateştir · وَمَا ve yoktur · لَكُم sizin için · مِّن hiçbir · نَّـٰصِرِينَ yardımcınız

ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذۡتُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوࣰ ا وَغَرَّتۡكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَاۚ فَٱلۡيَوۡمَ لَا يُخۡرَجُونَ مِنۡهَا وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ ﴿35﴾

ẕâliküm biennekümü-tteḫaẕtüm âyâti-llâhi hüzüvev vegarratkümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme lâ yuḫracûne minhâ velâ hüm yüsta`tebûn.

35. Bu azap, âyetlerimizi alay konusu yapmış olmanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olması yüzündendir.” O gün artık oradan çıkarılmazlar, mazeretleri de kabul edilmez.

Kelime meali

ذَٰلِكُم böyledir · بِأَنَّكُمُ çünkü siz · ٱتَّخَذْتُمْ edindiniz · ءَايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · هُزُوًۭا eğlence · وَغَرَّتْكُمُ ve sizi aldattı · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَا ۚ dünya · فَٱلْيَوْمَ artık bugün · لَا onlar çıkarılmazlar · يُخْرَجُونَ · مِنْهَا ondan (ateşten) · وَلَا ve olmaz · هُمْ onlar · يُسْتَعْتَبُونَ mazeret istenenlerden

فَلِلَّهِ ٱلۡحَمۡدُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلۡأَرۡضِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿36﴾

felillâhi-lḥamdü rabbi-ssemâvâti verabbi-l'arḍi rabbi-l`âlemîn.

36. Göklerin rabbi, yerin rabbi, bütün âlemlerin rabbi olan Allah’a, yalnız O’na hamdolsun!

Kelime meali

فَلِلَّهِ Allah'a mahsustur · ٱلْحَمْدُ hamd · رَبِّ Rabbi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَرَبِّ ve Rabbi · ٱلْأَرْضِ yerin · رَبِّ Rabbi · ٱلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlerin

وَلَهُ ٱلۡكِبۡرِيَآءُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿37﴾

velehü-lkibriyâü fi-ssemâvâti vel'arḍ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

37. Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O sonsuz güç, sınırsız hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَلَهُ yalnız O'na aittir · ٱلْكِبْرِيَآءُ ululuk · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hakimdir