Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Duhân Suresi

سُوْرَةُ الدُّخَانِ · 44. sure · 59 âyet · Mekkî · 25. cüz · Mushaf sayfa 496

Duhân suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

حمٓ ﴿1﴾

ḥâ-mîm.

1. Hâ-mîm.

Kelime meali

حمٓ Hâ Mîm

وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ ﴿2﴾

velkitâbi-lmübîn.

2. Aydınlatan kitaba yemin olsun!

Kelime meali

وَٱلْكِتَـٰبِ Kitaba andolsun ki · ٱلْمُبِينِ apaçık

إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ﴿3﴾

innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.

3. Biz onu mübarek bir gecede indirdik; biz daima uyarmaktayız.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik · فِى bir gecede · لَيْلَةٍۢ · مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ mübarek · إِنَّا çünkü biz · كُنَّا biz · مُنذِرِينَ uyarıcıyız

فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ ﴿4﴾

fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.

4–7. O gecede bizim katımızdan bir emirle hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler ayrılır. Rabbinden, eğer doğru biliyorsanız göklerin, yerin ve bunlar arasında olan her şeyin rabbinden bir rahmet olarak biz devamlı göndermekteyiz. O her şeyi işitir ve bilir.

Kelime meali

فِيهَا onda (o gecede) · يُفْرَقُ ayırdedilir · كُلُّ her · أَمْرٍ emir · حَكِيمٍ hikmetli

أَمۡرࣰ ا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ ﴿5﴾

emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.

Kelime meali

أَمْرًۭا emir · مِّنْ katımızdan olan · عِندِنَآ ۚ · إِنَّا çünkü biz · كُنَّا biz · مُرْسِلِينَ elçi göndericiyiz

رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ﴿6﴾

raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.

Kelime meali

رَحْمَةًۭ rahmet olarak · مِّن Rabbinden · رَّبِّكَ ۚ · إِنَّهُۥ doğrusu O · هُوَ O · ٱلسَّمِيعُ işitendir · ٱلْعَلِيمُ bilendir

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ﴿7﴾

rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.

Kelime meali

رَبِّ Rabbidir · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَمَا ve bulunanların · بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّوقِنِينَ kesin olarak inanıyor

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿8﴾

lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.

8. O’ndan başka tanrı yoktur, hayat verir ve öldürür. Sizin de rabbinizdir, önceden gelip geçmiş ecdadınızın da rabbidir.

Kelime meali

لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ O'ndan · يُحْىِۦ yaşatır · وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür · رَبُّكُمْ sizin de Rabbinizdir · وَرَبُّ ve Rabbidir · ءَابَآئِكُمُ atalarınızın · ٱلْأَوَّلِينَ önceki

بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ ﴿9﴾

bel hüm fî şekkiy yel`abûn.

9. Gerçek bu iken onlar kararsızlık içinde oyalanıp duruyorlar.

Kelime meali

بَلْ ama · هُمْ onlar · فِى içinde · شَكٍّۢ şüphe · يَلْعَبُونَ oynuyorlar

فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿10﴾

ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.

10–11. Göğün bütün insanları kuşatan belirgin bir dumana bürüneceği günü bekle. Bu acı veren bir azaptır.

Kelime meali

فَٱرْتَقِبْ o halde gözetle · يَوْمَ günü · تَأْتِى getireceği · ٱلسَّمَآءُ göğün · بِدُخَانٍۢ bir duman · مُّبِينٍۢ açık

يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿11﴾

yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.

Kelime meali

يَغْشَى sarar · ٱلنَّاسَ ۖ insanları · هَـٰذَا bu · عَذَابٌ bir azabdır · أَلِيمٌۭ acı

رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ ﴿12﴾

rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.

12. “Rabbimiz, üzerimizden azabı kaldır, bizler artık inanmaktayız” (diyecekler).

Kelime meali

رَّبَّنَا Rabbimiz · ٱكْشِفْ kaldır · عَنَّا bizden · ٱلْعَذَابَ azabı · إِنَّا çünkü biz · مُؤْمِنُونَ inanıyoruz

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ‏ ﴿13﴾

ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.

13–14. Kendilerine apaçık bir elçi geldiği, sonra ondan yüz çevirerek, “Bu, kendisine bazı şeyler öğretilmiş bir deli!” dedikleri halde onlar mı bundan ibret alıp akıllarını başlarına toplayacaklar!

Kelime meali

أَنَّىٰ ne kadar uzak · لَهُمُ onlar için · ٱلذِّكْرَىٰ öğüt almak · وَقَدْ oysa elbette · جَآءَهُمْ kendilerine gelmişti · رَسُولٌۭ bir elçi · مُّبِينٌۭ apaçık

ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ ﴿14﴾

ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler · عَنْهُ ondan · وَقَالُوا۟ ve dediler · مُعَلَّمٌۭ öğretilmiştir · مَّجْنُونٌ cinlenmiştir

إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ ﴿15﴾

innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.

15. Biz azabı biraz hafifleteceğiz, kuşkusuz siz de hemen eski halinize döneceksiniz.

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · كَاشِفُوا۟ kaldırırız · ٱلْعَذَابِ azabı · قَلِيلًا ۚ birazcık · إِنَّكُمْ ama siz · عَآئِدُونَ dönersiniz

يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ﴿16﴾

yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.

16. Amansız bir şekilde yakaladığımız gün yaptıklarının cezasını hakkıyla vereceğiz.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · نَبْطِشُ vururuz · ٱلْبَطْشَةَ vuruşla · ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük · إِنَّا zira biz · مُنتَقِمُونَ öc alıcıyız

۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ ﴿17﴾

veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.

17–18. Onlardan önce Firavun’un kavmini de imtihan ettik; onlara, şunu söyleyen değerli bir elçi geldi: “Ey Allah’ın kulları! Bana istediğimi verin, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”

Kelime meali

۞ وَلَقَدْ ve andolsun · فَتَنَّا sınadık · قَبْلَهُمْ onlardan önce · قَوْمَ toplumunu · فِرْعَوْنَ Fir'avn · وَجَآءَهُمْ ve onlara geldi · رَسُولٌۭ bir elçi · كَرِيمٌ değerli

أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏ ﴿18﴾

en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.

Kelime meali

أَنْ diye · أَدُّوٓا۟ teslim edin · إِلَىَّ bana · عِبَادَ kullarını · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · إِنِّى çünkü ben · لَكُمْ sizin için · رَسُولٌ bir elçiyim · أَمِينٌۭ güvenilir

وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿19﴾

veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.

19–21. “Allah’a baş kaldırmayın. Kuşkusuz size, söylediklerimi kanıtlayacak açık bir delil sunacağım. Beni taşa tutmanıza karşı, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a sığınırım. Eğer bana inanmazsanız bari yolumdan çekilin.”

Kelime meali

وَأَن ve diye · لَّا ululanmayın · تَعْلُوا۟ · عَلَى karşı · ٱللَّهِ ۖ Allah'a · إِنِّىٓ elbette ben · ءَاتِيكُم size getiriyorum · بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil · مُّبِينٍۢ apaçık

وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ ﴿20﴾

veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.

Kelime meali

وَإِنِّى ve elbette ben · عُذْتُ sığındım · بِرَبِّى benim Rabbim · وَرَبِّكُمْ ve sizin Rabbiniz olana · أَن beni taşla(yıp öldür)menizden · تَرْجُمُونِ

وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ ﴿21﴾

veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · لَّمْ inanmadınızsa · تُؤْمِنُوا۟ · لِى bana · فَٱعْتَزِلُونِ benden uzaklaşın

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ ﴿22﴾

fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.

22. Sonuç alamayınca rabbine, “Bunlar günaha batmış bir topluluk!” diye arzıhal etti.

Kelime meali

فَدَعَا sonra du'a etti · رَبَّهُۥٓ Rabbine · أَنَّ ki gerçekten · هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar · قَوْمٌۭ bir toplumdur · مُّجْرِمُونَ suç işleyen

فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ﴿23﴾

feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.

23–24. Rabbi şöyle buyurdu: “Kullarımı gece harekete geçir; kuşkusuz peşinize düşülecektir. Denizde açılan yolu olduğu gibi bırak, onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur.”

Kelime meali

فَأَسْرِ o halde yürüt · بِعِبَادِى kullarımı · لَيْلًا geceleyin · إِنَّكُم çünkü · مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz

وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ ﴿24﴾

vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.

Kelime meali

وَٱتْرُكِ ve bırak · ٱلْبَحْرَ denizi · رَهْوًا ۖ açık · إِنَّهُمْ çünkü onlar · جُندٌۭ bir ordudur · مُّغْرَقُونَ boğulacak

كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏ ﴿25﴾

kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.

25–27. Geride nice bahçeler, su kaynakları, ekili ürünler ve iyi bir konum, vaktiyle içinde yüzdükleri refah bıraktılar!

Kelime meali

كَمْ nice şeyler · تَرَكُوا۟ onlar geride bıraktılar · مِن bahçelerden · جَنَّـٰتٍۢ · وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(den)

وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏ ﴿26﴾

vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.

Kelime meali

وَزُرُوعٍۢ ve ekinler(den) · وَمَقَامٍۢ ve makamlar(dan) · كَرِيمٍۢ güzel

وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ ﴿27﴾

vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.

Kelime meali

وَنَعْمَةٍۢ ve ni'metler(den) · كَانُوا۟ onlar · فِيهَا orada · فَـٰكِهِينَ zevkü sefa sürüyorlardı

كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ﴿28﴾

keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.

28. İşte böyle oldu. Biz de bunları başka bir topluluğa miras olarak verdik.

Kelime meali

كَذَٰلِكَ ۖ işte böyle oldu · وَأَوْرَثْنَـٰهَا ve biz onları miras verdik · قَوْمًا bir topluma · ءَاخَرِينَ başka

فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ ﴿29﴾

femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.

29. Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi.

Kelime meali

فَمَا ağlamadı · بَكَتْ · عَلَيْهِمُ onlara · ٱلسَّمَآءُ gök · وَٱلْأَرْضُ ve yer · وَمَا ve · كَانُوا۟ olmadılar · مُنظَرِينَ fırsat verilenlerden

وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ ﴿30﴾

veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.

30–31. Gerçekten İsrâiloğulları’nı aşağılayıcı bir azaptan, Firavun’un işkencesinden kurtarmış olduk. O haddi aşan, ululuk taslayan birisiydi.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · نَجَّيْنَا biz kurtardık · بَنِىٓ oğullarını · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · مِنَ azabdan · ٱلْعَذَابِ · ٱلْمُهِينِ küçültücü

مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ﴿31﴾

min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.

Kelime meali

مِن Fir'avndan · فِرْعَوْنَ ۚ · إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ idi · عَالِيًۭا ululanan · مِّنَ sınırı aşanlardan · ٱلْمُسْرِفِينَ

وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿32﴾

veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.

32–33. Bunları, bilerek (çağdaşları olan) diğer topluluklara göre seçkin kıldık ve onlara, kendileri için apaçık imtihan içeren mûcizeler verdik.

Kelime meali

وَلَقَدِ ve andolsun · ٱخْتَرْنَـٰهُمْ biz onları üstün kıldık · عَلَىٰ göre · عِلْمٍ bir bilgiye · عَلَى üzerine · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler

وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱ اْ مُّبِينٌ ﴿33﴾

veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.

Kelime meali

وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik · مِّنَ ayetlerden · ٱلْـَٔايَـٰتِ · مَا bulunan · فِيهِ içinde · بَلَـٰٓؤٌۭا۟ bir sınav · مُّبِينٌ açık

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ﴿34﴾

inne hâülâi leyeḳûlûn.

34–36. Onlar, kesin bir dil ile şunu söylüyorlar: “Bu iş bizim ilk (ve son olarak) ölüp gitmemizden ibarettir, biz artık yeniden diriltilecek değiliz. Siz doğru söylüyorsanız (ölmüş) babalarımızı geri getirin!”

Kelime meali

إِنَّ gerçekten · هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar · لَيَقُولُونَ diyorlar ki

إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ ﴿35﴾

in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.

Kelime meali

إِنْ değildir · هِىَ o · إِلَّا başkası · مَوْتَتُنَا ölümümüzden · ٱلْأُولَىٰ ilk · وَمَا ve değiliz · نَحْنُ biz · بِمُنشَرِينَ diriltilecek

فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿36﴾

fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Kelime meali

فَأْتُوا۟ getirin · بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrulardan

أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ ﴿37﴾

ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.

37. Bunlar mı güçlü, Tübba‘ın kavmi ve ondan öncekiler mi? Onların tamamını helâk ettik; çünkü onlar günaha gömülmüşlerdi.

Kelime meali

أَهُمْ onlar mı · خَيْرٌ hayırlı · أَمْ yoksa · قَوْمُ kavmi · تُبَّعٍۢ Tubba' · وَٱلَّذِينَ ve · مِن onlardan öncekiler (mi?) · قَبْلِهِمْ ۚ · أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ biz onları helak ettik · إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ idiler · مُجْرِمِينَ suç işliyorlar

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ ﴿38﴾

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.

38–39. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri oynayıp eğlenmek için yaratmadık. Bunları hakikat ve hikmet çerçevesinde yarattık, fakat çoğu bunu bilmez.

Kelime meali

وَمَا ve · خَلَقْنَا biz yaratmadık · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve bulunanları · بَيْنَهُمَا bunlar arasında · لَـٰعِبِينَ eğlenmek için

مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿39﴾

mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Kelime meali

مَا onları yaratmadık · خَلَقْنَـٰهُمَآ · إِلَّا dışında bir sebeple · بِٱلْحَقِّ hikmetli bir gaye · وَلَـٰكِنَّ fakat · أَكْثَرَهُمْ onların çoğu · لَا bilmiyorlar · يَعْلَمُونَ

إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ﴿40﴾

inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.

40. Yargı günü hepsinin belirlenmiş günüdür.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · يَوْمَ günü · ٱلْفَصْلِ hüküm · مِيقَـٰتُهُمْ varacağı gündür · أَجْمَعِينَ hepsinin

يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰ ى شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ﴿41﴾

yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

41–42. O gün hiçbir dostun dostuna bir faydası dokunmaz, onlar başka yerden de yardım görmezler, ancak Allah’ın rahmetine mazhar olanlar müstesna. Allah izzet ve rahmet sahibidir.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · لَا savamaz · يُغْنِى · مَوْلًى dost · عَن dostundan · مَّوْلًۭى · شَيْـًۭٔا bir şey · وَلَا ve olmaz · هُمْ onlar · يُنصَرُونَ yardım edilenlerden

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ﴿42﴾

illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariçtir · مَن kimseler · رَّحِمَ acıdığı · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · إِنَّهُۥ şüphesiz O · هُوَ O · ٱلْعَزِيزُ üstündür · ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ﴿43﴾

inne şecerate-zzeḳḳûm.

43–46. Zakkum ağacı günahkârın yiyeceğidir. O, karınlarda, fokurdayan su misali kaynayan bir tortu gibidir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · شَجَرَتَ ağacı · ٱلزَّقُّومِ Zakkum

طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ ﴿44﴾

ṭa`âmü-l'eŝîm.

Kelime meali

طَعَامُ yemeğidir · ٱلْأَثِيمِ günahkarların

كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ ﴿45﴾

kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.

Kelime meali

كَٱلْمُهْلِ erimiş maden gibi · يَغْلِى kaynar · فِى karınlarda · ٱلْبُطُونِ

كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ ﴿46﴾

kegalyi-lḥamîm.

Kelime meali

كَغَلْىِ kaynaması gibi · ٱلْحَمِيمِ sıcak suyun

خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ﴿47﴾

ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.

47. (Görevlilere şöyle denir:) “O günahkârı yakalayıp cehennemin ortasına sürükleyin.

Kelime meali

خُذُوهُ tutun onu · فَٱعْتِلُوهُ sürükleyin · إِلَىٰ ortasına · سَوَآءِ · ٱلْجَحِيمِ cehennemin

ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ ﴿48﴾

ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.

48. Sonra başının üstünden kaynar su dökerek cezalandırın.”

Kelime meali

ثُمَّ sonra · صُبُّوا۟ dökün · فَوْقَ üstüne · رَأْسِهِۦ başının · مِنْ azabından · عَذَابِ · ٱلْحَمِيمِ kaynar su

ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ ﴿49﴾

ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.

49–50. “Tat bakalım; zira sen (aklınca) güçlü ve itibarlısın. İşte bunlar sizin şüphe ile karşıladığınız şeyler!” deyin.

Kelime meali

ذُقْ tad · إِنَّكَ zira sen · أَنتَ kendince · ٱلْعَزِيزُ üstündün · ٱلْكَرِيمُ şerefliydin

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ ﴿50﴾

inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · هَـٰذَا o · مَا şeydir · كُنتُم olduğunuz · بِهِۦ ondan · تَمْتَرُونَ kuşkulanmış

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ‏ ﴿51﴾

inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.

51–53. Allah’a itaatsizlikten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler; dostlarla karşı karşıya ipekli ve sırmalı elbiseler giymiş olarak cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler · فِى bir makamdadır · مَقَامٍ · أَمِينٍۢ güvenli

فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏ ﴿52﴾

fî cennâtiv ve`uyûn.

Kelime meali

فِى bahçelerde · جَنَّـٰتٍۢ · وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında

يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ ﴿53﴾

yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.

Kelime meali

يَلْبَسُونَ giysiler giyerler · مِن ince ipekten · سُندُسٍۢ · وَإِسْتَبْرَقٍۢ ve parlak atlastan · مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏ ﴿54﴾

keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

54. Ayrıca onları beyaz tenli, ceylan gözlü eşlerle birleştireceğiz.

Kelime meali

كَذَٰلِكَ ayrıca · وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir · بِحُورٍ hurilerle · عِينٍۢ iri gözlü

يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ﴿55﴾

yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.

55. Orada güven içinde her meyveden isteyebilecekler.

Kelime meali

يَدْعُونَ isterler · فِيهَا orada · بِكُلِّ her · فَـٰكِهَةٍ meyveyi · ءَامِنِينَ güven içinde

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ ﴿56﴾

lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.

56–57. Orada ilk ölümlerinden başka bir ölüm tatmayacaklar. Rabbin, onları bir lutuf olarak cehennem azabından da koruyacak. İşte büyük kazanç budur!

Kelime meali

لَا tadmazlar · يَذُوقُونَ · فِيهَا orada · ٱلْمَوْتَ ölüm · إِلَّا başka · ٱلْمَوْتَةَ ölümden · ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk · وَوَقَىٰهُمْ ve onları korur · عَذَابَ azabından · ٱلْجَحِيمِ cehennem

فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿57﴾

faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

Kelime meali

فَضْلًۭا bir lutuf olarak · مِّن Rabbinden · رَّبِّكَ ۚ · ذَٰلِكَ işte budur · هُوَ o · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ﴿58﴾

feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.

58. Anlayıp düşünsünler diye Kur’an’ı senin dilinde kolaylaştırdık.

Kelime meali

فَإِنَّمَا kesinlikle · يَسَّرْنَـٰهُ biz o'nu kolaylaştırdık · بِلِسَانِكَ senin diline · لَعَلَّهُمْ umulur ki · يَتَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar

فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ ﴿59﴾

ferteḳib innehüm mürteḳibûn.

59. Kuşkusuz onlar bekliyorlar, sen de bekle!

Kelime meali

فَٱرْتَقِبْ biraz bekle · إِنَّهُم onlar da · مُّرْتَقِبُونَ beklemektedirler