Cin Suresi
Cin suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
قُلۡ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ ٱسۡتَمَعَ نَفَرࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَقَالُوٓاْ إِنَّا سَمِعۡنَا قُرۡءَانًا عَجَبࣰ ا ﴿1﴾
ḳul ûḥiye ileyye ennehü-steme`a neferum mine-lcinni feḳâlû innâ semi`nâ ḳur'ânen `acebâ.
1–2. De ki: Cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle söyledikleri bana vahyolundu: “Biz, doğru yolu gösteren harika bir okuma dinledik ve ona iman ettik. Artık kesinlikle rabbimize kimseyi ortak koşmayacağız.
Kelime meali
قُلْ de ki · أُوحِىَ vahyolundu · إِلَىَّ bana · أَنَّهُ gerçekten · ٱسْتَمَعَ (Kur'an) dinledikleri · نَفَرٌۭ bir topluluğun · مِّنَ cin(ler)den · ٱلْجِنِّ · فَقَالُوٓا۟ ve dedikleri · إِنَّا şüphesiz biz · سَمِعْنَا dinledik · قُرْءَانًا bir Kur'an · عَجَبًۭا harikulade güzel
يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدࣰ ا ﴿2﴾
yehdî ile-rruşdi feâmennâ bih. velen nüşrike birabbinâ eḥadâ.
Kelime meali
يَهْدِىٓ iletiyor · إِلَى doğru yola · ٱلرُّشْدِ · فَـَٔامَنَّا ve inandık · بِهِۦ ۖ ona · وَلَن artık · نُّشْرِكَ ortak koşmayacağız · بِرَبِّنَآ Rabbimize · أَحَدًۭا hiç kimseyi
وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةࣰ وَلَا وَلَدࣰ ا ﴿3﴾
veennehû te`âlâ ceddü rabbinâ me-tteḫaẕe ṣâḥibetev velâ veledâ.
3. Şu muhakkak ki rabbimizin şanı çok yücedir; O, ne bir eş edinmiştir ne de çocuk.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ doğrusu O · تَعَـٰلَىٰ yücedir · جَدُّ şanı · رَبِّنَا Rabbimizin · مَا O edinmemiştir · ٱتَّخَذَ · صَـٰحِبَةًۭ eş · وَلَا ve ne de · وَلَدًۭا çocuk
وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطࣰ ا ﴿4﴾
veennehû kâne yeḳûlü sefîhünâ `ale-llâhi şeṭaṭâ.
4. Demek aramızdaki beyinsiz, Allah hakkında ipe sapa gelmez şeyler söylüyormuş.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ gerçek şu ki · كَانَ idi · يَقُولُ söylüyor · سَفِيهُنَا bizim beyinsiz · عَلَى hakkında · ٱللَّهِ Allah · شَطَطًۭا saçma şeyler
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا ﴿5﴾
veennâ żanennâ el len teḳûle-l'insü velcinnü `ale-llâhi keẕibâ.
5. Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla gerçek dışı şeyler söylemeyeceklerini sanırdık.
Kelime meali
وَأَنَّا ve elbette biz · ظَنَنَّآ sanmıştık · أَن asla · لَّن · تَقُولَ söylemeyeceklerini · ٱلْإِنسُ insanların · وَٱلْجِنُّ ve cinlerin · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · كَذِبًۭا yalan
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالࣱ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالࣲ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقࣰ ا ﴿6﴾
veennehû kâne ricâlüm mine-l'insi ye`ûẕûne biricâlim mine-lcinni fezâdûhüm raheḳâ.
6. İnsanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kimselere sığınırlardı, onlar da bunları daha sapkın hale getirirlerdi.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve doğrusu · كَانَ idi · رِجَالٌۭ (bazı) erkekler · مِّنَ insanlardan · ٱلْإِنسِ · يَعُوذُونَ sığınırlardı · بِرِجَالٍۢ bazı erkeklere · مِّنَ cinlerden · ٱلْجِنِّ · فَزَادُوهُمْ ve onların artırırlardı · رَهَقًۭا şımarıklığını
وَأَنَّهُمۡ ظَنُّواْ كَمَا ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ أَحَدࣰ ا ﴿7﴾
veennehüm żannû kemâ żanentüm el ley yeb`aŝe-llâhü eḥadâ.
7. Tıpkı sizin sandığınız gibi onlar da Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini zannederlerdi.
Kelime meali
وَأَنَّهُمْ ve onlar da · ظَنُّوا۟ sanmışlardı · كَمَا gibi · ظَنَنتُمْ sizin sandığınız · أَن asla · لَّن · يَبْعَثَ diriltmeyeceğini · ٱللَّهُ Allah'ın · أَحَدًۭا hiç kimseyi
وَأَنَّا لَمَسۡنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدۡنَٰهَا مُلِئَتۡ حَرَسࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَشُهُبࣰ ا ﴿8﴾
veennâ lemesne-ssemâe fevecednâhâ müliet ḥarasen şedîdev veşühübâ.
8. Hakikaten biz (cinler) göğü yokladık, onu güçlü muhafızlar ve alev toplarıyla doldurulmuş bulduk.
Kelime meali
وَأَنَّا ve elbette biz · لَمَسْنَا dokunduk · ٱلسَّمَآءَ göğe · فَوَجَدْنَـٰهَا ve onu bulduk · مُلِئَتْ doldurulmuş · حَرَسًۭا bekçilerle · شَدِيدًۭا kuvvetli · وَشُهُبًۭا ve ışınlarla
وَأَنَّا كُنَّا نَقۡعُدُ مِنۡهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمۡعِۖ فَمَن يَسۡتَمِعِ ٱلۡأٓنَ يَجِدۡ لَهُۥ شِهَابࣰ ا رَّصَدࣰ ا ﴿9﴾
veennâ künnâ naḳ`udü minhâ meḳâ`ide lissem`. femey yestemi`i-l'âne yecid lehû şihâber raṣadâ.
9. Halbuki biz (daha önce, göğü) dinlemek için onun oturulabilecek yerlerinde otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse kendisini gözetleyen bir alev topuyla karşılaşıyor.
Kelime meali
وَأَنَّا ve elbette biz · كُنَّا idik · نَقْعُدُ oturur · مِنْهَا onun · مَقَـٰعِدَ oturma yerlerinde · لِلسَّمْعِ ۖ dinlemeğe mahsus · فَمَن artık kim · يَسْتَمِعِ dinlemek istese · ٱلْـَٔانَ şimdi · يَجِدْ bulur · لَهُۥ kendisini · شِهَابًۭا bir ışın · رَّصَدًۭا gözetleyen
وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدࣰ ا ﴿10﴾
veennâ lâ nedrî eşerrun ürîde bimen fi-l'arḍi em erâde bihim rabbühüm raşedâ.
10. Bilmiyoruz, yeryüzündekiler hakkında bir kötülük mü murat edildi yoksa rableri onlar için bir iyilik mi diledi?
Kelime meali
وَأَنَّا ve elbette biz · لَا bilmiyoruz · نَدْرِىٓ · أَشَرٌّ kötülük mü · أُرِيدَ istendi · بِمَن olanlara · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · أَمْ yoksa · أَرَادَ diledi · بِهِمْ onları · رَبُّهُمْ Rabbleri · رَشَدًۭا doğruya iletmek (mi?)
وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدࣰ ا ﴿11﴾
veennâ minne-ṣṣâliḥûne veminnâ dûne ẕâlik. künnâ ṭarâiḳa ḳidedâ.
11. Doğrusu içimizde iyiler var, ama aramızda başka türlü olanlar da var; hâsılı biz farklı gruplardan oluşuyoruz.
Kelime meali
وَأَنَّا bize gelince · مِنَّا bizden vardır · ٱلصَّـٰلِحُونَ iyiler (de) · وَمِنَّا ve bizden vardır · دُونَ başkası (da) · ذَٰلِكَ ۖ bundan · كُنَّا biz · طَرَآئِقَ yollardayız · قِدَدًۭا çeşitli
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعۡجِزَ ٱللَّهَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَن نُّعۡجِزَهُۥ هَرَبࣰ ا ﴿12﴾
veennâ żanennâ el len nü`cize-llâhe fi-l'arḍi velen nü`cizehû herabâ.
12. Sonunda anladık ki yeryüzünde Allah’ın iradesini asla engelleyemeyiz; kaçmakla da O’nun elinden kurtulamayız.
Kelime meali
وَأَنَّا biz · ظَنَنَّآ anladık · أَن asla · لَّن · نُّعْجِزَ aciz bırakamayacağımızı · ٱللَّهَ Allah'ı · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَلَن ve asla · نُّعْجِزَهُۥ O'nu aciz bırakamayacağımızı · هَرَبًۭا kaçmakla
وَأَنَّا لَمَّا سَمِعۡنَا ٱلۡهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦۖ فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسࣰ ا وَلَا رَهَقࣰ ا ﴿13﴾
veennâ lemmâ semi`ne-lhüdâ âmennâ bih. femey yü'mim birabbihî felâ yeḫâfü baḫsev velâ raheḳâ.
13. Ve biz doğru yol rehberini dinler dinlemez ona iman ettik; rabbine iman eden kimse artık ne ziyandan ne de azıp sapmaktan korkar.
Kelime meali
وَأَنَّا biz · لَمَّا ne zaman ki · سَمِعْنَا işitince · ٱلْهُدَىٰٓ yol gösteren (Kur'an)ı · ءَامَنَّا inandık · بِهِۦ ۖ ona · فَمَن artık kim · يُؤْمِنۢ inanırsa · بِرَبِّهِۦ Rabbine · فَلَا korkmaz · يَخَافُ · بَخْسًۭا eksik verilmesinden · وَلَا ve ne de · رَهَقًۭا kötülük edilmesinden
وَأَنَّا مِنَّا ٱلۡمُسۡلِمُونَ وَمِنَّا ٱلۡقَٰسِطُونَۖ فَمَنۡ أَسۡلَمَ فَأُوْلَٰٓئِكَ تَحَرَّوۡاْ رَشَدࣰ ا ﴿14﴾
veennâ minne-lmüslimûne veminne-lḳâsiṭûn. femen esleme feülâike teḥarrav raşedâ.
14. Aramızda ilâhî emirlere boyun eğenler var, ama hak yoldan sapanlarımız da var. Boyun eğenler doğru yolu hedeflemişlerdir.
Kelime meali
وَأَنَّا ve elbette biz · مِنَّا bizden vardır · ٱلْمُسْلِمُونَ müslümanlar · وَمِنَّا ve bizden vardır · ٱلْقَـٰسِطُونَ ۖ doğru yoldan sapanlar · فَمَنْ artık kimler · أَسْلَمَ müslüman olursa · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · تَحَرَّوْا۟ aramışlardır · رَشَدًۭا doğru yolu
وَأَمَّا ٱلۡقَٰسِطُونَ فَكَانُواْ لِجَهَنَّمَ حَطَبࣰ ا ﴿15﴾
veemme-lḳâsiṭûne fekânû licehenneme ḥaṭabâ.
15. Hak yoldan sapanlar ise cehennemin yakıtı olmuşlardır.”
Kelime meali
وَأَمَّا ise · ٱلْقَـٰسِطُونَ hak yoldan sapanlar · فَكَانُوا۟ olmuşlardır · لِجَهَنَّمَ cehenneme · حَطَبًۭا odun
وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقࣰ ا ﴿16﴾
veel levi-steḳâmû `ale-ṭṭarîḳati leesḳaynâhüm mâen gadeḳâ.
16–17. Eğer (kullarımız) hak yolda dosdoğru yürürlerse kendilerini, içinde denemek üzere nimetlere boğarız; kim de rabbini anmaktan yüz çevirirse Allah onu gitgide artan bir azaba uğratır.
Kelime meali
وَأَلَّوِ ve şayet · ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru gitselerdi · عَلَى yolda · ٱلطَّرِيقَةِ · لَأَسْقَيْنَـٰهُم onları sulardık · مَّآءً su ile · غَدَقًۭا bol
لِّنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَمَن يُعۡرِضۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِۦ يَسۡلُكۡهُ عَذَابࣰ ا صَعَدࣰ ا ﴿17﴾
lineftinehüm fîh. vemey yü`riḍ `an ẕikri rabbihî yeslükhü `aẕâben ṣa`adâ.
Kelime meali
لِّنَفْتِنَهُمْ onları sınayalım diye · فِيهِ ۚ onunla · وَمَن ve kim · يُعْرِضْ yüz çevirirse · عَن anmaktan · ذِكْرِ · رَبِّهِۦ Rabbini · يَسْلُكْهُ onu sokar · عَذَابًۭا bir azaba · صَعَدًۭا alt eden
وَأَنَّ ٱلۡمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدۡعُواْ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدࣰ ا ﴿18﴾
veenne-lmesâcide lillâhi felâ ted`û me`a-llâhi eḥadâ.
18. Mescidler yalnız Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına da tapmayın.
Kelime meali
وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱلْمَسَـٰجِدَ mescidler · لِلَّهِ Allah'a mahsustur · فَلَا artık · تَدْعُوا۟ yalvarmayın · مَعَ ile beraber · ٱللَّهِ Allah · أَحَدًۭا hiç kimseye
وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبۡدُ ٱللَّهِ يَدۡعُوهُ كَادُواْ يَكُونُونَ عَلَيۡهِ لِبَدࣰ ا ﴿19﴾
veennehû lemmâ ḳâme `abdü-llâhi yed`ûhü kâdû yekûnûne `aleyhi libedâ.
19. Allah’ın kulu O’na ibadet etmek üzere kalktığında üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz · لَمَّا ne zaman ki · قَامَ kalktığında · عَبْدُ kulu · ٱللَّهِ Allah'ın · يَدْعُوهُ O'na yalvarınca · كَادُوا۟ nerdeyse · يَكُونُونَ oluyorlardı · عَلَيْهِ onun üzerine · لِبَدًۭا keçe gibi birbirlerine geçecek
قُلۡ إِنَّمَآ أَدۡعُواْ رَبِّي وَلَآ أُشۡرِكُ بِهِۦٓ أَحَدࣰ ا ﴿20﴾
ḳul innemâ ed`û rabbî velâ üşrikü bihî eḥadâ.
20. De ki: “Ben kendisine hiç kimseyi ortak koşmaksızın yalnız rabbime yakarıp kulluk ederim.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنَّمَآ ancak · أَدْعُوا۟ ben yalvarırım · رَبِّى Rabbime · وَلَآ ve · أُشْرِكُ ortak koşmam · بِهِۦٓ O'na · أَحَدًۭا hiç kimseyi
قُلۡ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا رَشَدࣰ ا ﴿21﴾
ḳul innî lâ emlikü leküm ḍarrav velâ raşedâ.
21. De ki: “Doğrusu ben size ne zarar verme ne de istikametinizi düzeltme gücüne sahibim.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنِّى elbette ben · لَآ sahip değilim · أَمْلِكُ · لَكُمْ size (vermeye) · ضَرًّۭا zarar · وَلَا ve ne de · رَشَدًۭا akıl
قُلۡ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ ٱللَّهِ أَحَدࣱ وَلَنۡ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدًا ﴿22﴾
ḳul innî ley yücîranî mine-llâhi eḥadüv velen ecide min dûnihî mülteḥadâ.
22–23. Şunu da söyle: “Şüphe yok ki, Allah’ın dinini tebliğ edip gönderdiklerini yerine ulaştırmadıkça beni de Allah’a karşı kimse koruyamaz; O’ndan başka sığınılacak kimse de bulamam.” Artık Allah’a ve resulüne isyan edenler bilsinler ki, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi onları beklemektedir.
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنِّى elbette beni · لَن kurtaramaz · يُجِيرَنِى · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · أَحَدٌۭ hiç kimse · وَلَنْ ve asla · أَجِدَ bulamam · مِن ondan başka · دُونِهِۦ · مُلْتَحَدًا sığınacak kimse
إِلَّا بَلَٰغࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦۚ وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ﴿23﴾
illâ belâgam mine-llâhi verisâlâtih. vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû feinne lehû nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ.
Kelime meali
إِلَّا sadece (yapabileceğim) · بَلَـٰغًۭا duyurmaktır · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَرِسَـٰلَـٰتِهِۦ ۚ ve O'nun elçiliğidir · وَمَن artık kim · يَعْصِ baş kaldırırsa · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · فَإِنَّ şüphesiz · لَهُۥ ona vardır · نَارَ ateşi · جَهَنَّمَ cehennem · خَـٰلِدِينَ sürekli kalacağı · فِيهَآ içinde · أَبَدًا ebedi
حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ أَضۡعَفُ نَاصِرࣰ ا وَأَقَلُّ عَدَدࣰ ا ﴿24﴾
ḥattâ iẕâ raev mâ yû`adûne feseya`lemûne men aḍ`afü nâṣirav veeḳallü `adedâ.
24. Sonunda tehdit edildikleri azabı gördükleri zaman kimin yardımcılarının daha güçsüz ve sayıca daha az olduğunu anlayacaklar.”
Kelime meali
حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا zaman · رَأَوْا۟ gördükleri · مَا şeyi · يُوعَدُونَ kendilerine va'dedilen · فَسَيَعْلَمُونَ bileceklerdir · مَنْ kimin · أَضْعَفُ daha zayıftır · نَاصِرًۭا yardım edeni · وَأَقَلُّ ve daha azdır · عَدَدًۭا sayıca
قُلۡ إِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبࣱ مَّا تُوعَدُونَ أَمۡ يَجۡعَلُ لَهُۥ رَبِّيٓ أَمَدًا ﴿25﴾
ḳul in edrî eḳarîbüm mâ tû`adûne em yec`alü lehû rabbî emedâ.
25. De ki: “Tehdit edildiğiniz azap yakın mıdır yoksa rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, bilemem.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنْ hayır · أَدْرِىٓ bilmem · أَقَرِيبٌۭ yakın mıdır? · مَّا şey · تُوعَدُونَ size söylenen · أَمْ yoksa · يَجْعَلُ koyacak (mıdır?) · لَهُۥ onun için · رَبِّىٓ Rabbim · أَمَدًا uzun bir süre
عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ فَلَا يُظۡهِرُ عَلَىٰ غَيۡبِهِۦٓ أَحَدًا ﴿26﴾
`âlimü-lgaybi felâ yużhiru `alâ gaybihî eḥadâ.
26. Gaybı O bilir, gizlisini kimseye açmaz;
Kelime meali
عَـٰلِمُ bilendir · ٱلْغَيْبِ gaybı · فَلَا göstermez · يُظْهِرُ · عَلَىٰ gizli bilgisini · غَيْبِهِۦٓ · أَحَدًا kimseye
إِلَّا مَنِ ٱرۡتَضَىٰ مِن رَّسُولࣲ فَإِنَّهُۥ يَسۡلُكُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ رَصَدࣰ ا ﴿27﴾
illâ meni-rteḍâ mir rasûlin feinnehû yeslükü mim beyni yedeyhi vemin ḫalfihî raṣadâ.
27–28. Ancak elçi olarak seçtiği başka. Allah, bu elçilerin her türlü durumlarını ilmiyle kuşattığı ve her şeyin sayısını belirlediği halde, rablerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini ortaya çıkarmak için onların önlerinden ve arkalarından gözcüler gönderir.
Kelime meali
إِلَّا ancak (gösterir) · مَنِ kimseye · ٱرْتَضَىٰ razı olduğu · مِن elçiden · رَّسُولٍۢ · فَإِنَّهُۥ çünkü O · يَسْلُكُ sevk eder · مِنۢ önüne · بَيْنِ · يَدَيْهِ önüne · وَمِنْ ve · خَلْفِهِۦ arkasına · رَصَدًۭا gözetleyiciler
لِّيَعۡلَمَ أَن قَدۡ أَبۡلَغُواْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمۡ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيۡهِمۡ وَأَحۡصَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ عَدَدَۢا ﴿28﴾
liya`leme en ḳad eblegû risâlâti rabbihim veeḥâṭa bimâ ledeyhim veaḥṣâ külle şey'in `adedâ.
Kelime meali
لِّيَعْلَمَ bilsin diye · أَن elbette · قَدْ · أَبْلَغُوا۟ duyurduklarını · رِسَـٰلَـٰتِ risaletini · رَبِّهِمْ Rablerinin · وَأَحَاطَ ve kuşatmıştır · بِمَا herşeyi · لَدَيْهِمْ onlarda bulunan · وَأَحْصَىٰ ve saymıştır · كُلَّ her · شَىْءٍ şeyi · عَدَدًۢا bir bir