Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Nûh Suresi

سُوْرَةُ نُوْحٍ · 71. sure · 28 âyet · Mekkî · 29. cüz · Mushaf sayfa 570

Nûh suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرۡ قَوۡمَكَ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿1﴾

innâ erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî en enẕir ḳavmeke min ḳabli ey ye'tiyehüm `aẕâbün elîm.

1. Biz Nûh’u, “Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce halkını uyar” diyerek kavmine gönderdik.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَا gönderdik · نُوحًا Nuh'u · إِلَىٰ kavmine · قَوْمِهِۦٓ · أَنْ diye · أَنذِرْ uyar · قَوْمَكَ kavmini · مِن önce · قَبْلِ · أَن onlara gelmeden · يَأْتِيَهُمْ · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

قَالَ يَٰقَوۡمِ إِنِّي لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ ﴿2﴾

ḳâle yâ ḳavmi innî leküm neẕîrum mübîn.

2. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

Kelime meali

قَالَ dedi · يَـٰقَوْمِ ey kavmim · إِنِّى şüphesiz ben · لَكُمْ sizin için · نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım · مُّبِينٌ açık

أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ ﴿3﴾

eni-`büdü-llâhe vetteḳûhü veeṭî`ûn.

3. Allah’a kulluk edin; O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin;

Kelime meali

أَنِ ki · ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱتَّقُوهُ ve O'ndan korkun · وَأَطِيعُونِ ve bana da ita'at edin

يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرۡكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمًّىۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُۚ لَوۡ كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿4﴾

yagfir leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫirküm ilâ ecelim müsemmâ. inne ecele-llâhi iẕâ câe lâ yü'eḫḫar. lev küntüm ta`lemûn.

4. Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve size belirli bir vadeye kadar süre tanısın. Şüphesiz Allah’ın belirlediği vade geldiğinde artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!”

Kelime meali

يَغْفِرْ bağışlasın · لَكُم sizin için · مِّن bir kısmını · ذُنُوبِكُمْ günahlarınızdan · وَيُؤَخِّرْكُمْ ve sizi ertelesin · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · مُّسَمًّى ۚ belli · إِنَّ zira · أَجَلَ süresi · ٱللَّهِ Allah'ın · إِذَا zaman · جَآءَ geldiği · لَا ertelenmez · يُؤَخَّرُ ۖ · لَوْ keşke · كُنتُمْ olsaydınız · تَعْلَمُونَ bilenlerden

قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوۡتُ قَوۡمِي لَيۡلࣰ ا وَنَهَارࣰ ا ﴿5﴾

ḳâle rabbi innî de`avtü ḳavmî leylev venehârâ.

5. Nûh, “Rabbim” dedi, “Doğrusu ben kavmimi gece gündüz hakka çağırdım;

Kelime meali

قَالَ dedi · رَبِّ Rabbim · إِنِّى şüphesiz ben · دَعَوْتُ da'vet ettim · قَوْمِى kavmimi · لَيْلًۭا gece · وَنَهَارًۭا ve gündüz

فَلَمۡ يَزِدۡهُمۡ دُعَآءِيٓ إِلَّا فِرَارࣰ ا ﴿6﴾

felem yezidhüm dü`âî illâ firârâ.

6. Fakat benim çağrım sadece kaçışlarını arttırdı.

Kelime meali

فَلَمْ fakat · يَزِدْهُمْ onların artırmadı · دُعَآءِىٓ benim da'vetim · إِلَّا başka bir şey · فِرَارًۭا kaçışlarından

وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوۡتُهُمۡ لِتَغۡفِرَ لَهُمۡ جَعَلُوٓاْ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَٱسۡتَغۡشَوۡاْ ثِيَابَهُمۡ وَأَصَرُّواْ وَٱسۡتَكۡبَرُواْ ٱسۡتِكۡبَارࣰ ا ﴿7﴾

veinnî küllemâ de`avtühüm litagfira lehüm ce`alû eṣâbi`ahüm fî âẕânihim vestagşev ŝiyâbehüm veeṣarru vestekberü-stikbârâ.

7. Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

Kelime meali

وَإِنِّى ve elbette ben · كُلَّمَا her nezaman · دَعَوْتُهُمْ onları da'vet ettimse · لِتَغْفِرَ bağışlaman için · لَهُمْ onları · جَعَلُوٓا۟ koydular · أَصَـٰبِعَهُمْ parmaklarını · فِىٓ kulaklarına · ءَاذَانِهِمْ · وَٱسْتَغْشَوْا۟ ve başlarına çektiler · ثِيَابَهُمْ örtülerini · وَأَصَرُّوا۟ ve direttiler · وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve böbürlendiler · ٱسْتِكْبَارًۭا kibirle

ثُمَّ إِنِّي دَعَوۡتُهُمۡ جِهَارࣰ ا ﴿8﴾

ŝümme innî de`avtühüm cihârâ.

8. Yine de ben onları açıkça çağırmaya devam ettim.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · إِنِّى elbette ben · دَعَوْتُهُمْ onları da'vet ettim · جِهَارًۭا açıkça

ثُمَّ إِنِّيٓ أَعۡلَنتُ لَهُمۡ وَأَسۡرَرۡتُ لَهُمۡ إِسۡرَارࣰ ا ﴿9﴾

ŝümme innî a`lentü lehüm veesrartü lehüm isrârâ.

9. Onlara açık da söyledim, yerine göre gizli de söyledim.”

Kelime meali

ثُمَّ sonra · إِنِّىٓ şüphesiz ben · أَعْلَنتُ açıktan söyledim · لَهُمْ onlara · وَأَسْرَرْتُ ve gizli söyledim · لَهُمْ onlara · إِسْرَارًۭا sır olarak

فَقُلۡتُ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارࣰ ا ﴿10﴾

feḳultü-stagfirû rabbeküm innehû kâne gaffârâ.

10. Dedim ki: “Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır.

Kelime meali

فَقُلْتُ dedim ki · ٱسْتَغْفِرُوا۟ mağfiret dileyin · رَبَّكُمْ Rabbinizden · إِنَّهُۥ çünkü O · كَانَ çok bağışlayandır · غَفَّارًۭا

يُرۡسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡكُم مِّدۡرَارࣰ ا ﴿11﴾

yürsili-ssemâe `aleyküm midrârâ.

11. (Dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.

Kelime meali

يُرْسِلِ göndersin · ٱلسَّمَآءَ gökten · عَلَيْكُم üzerinize · مِّدْرَارًۭا bol yağmur

وَيُمۡدِدۡكُم بِأَمۡوَٰلࣲ وَبَنِينَ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ جَنَّٰتࣲ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ أَنۡهَٰرࣰ ا ﴿12﴾

veyümdidküm biemvâliv vebenîne veyec`al leküm cennâtiv veyec`al leküm enhârâ.

12. Mallar ve oğullar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın.

Kelime meali

وَيُمْدِدْكُم ve size yardım etsin · بِأَمْوَٰلٍۢ mallarla · وَبَنِينَ ve oğullarla · وَيَجْعَل ve versin · لَّكُمْ size · جَنَّـٰتٍۢ bahçeler · وَيَجْعَل ve versin · لَّكُمْ size · أَنْهَـٰرًۭا ırmaklar

مَّا لَكُمۡ لَا تَرۡجُونَ لِلَّهِ وَقَارࣰ ا ﴿13﴾

mâ leküm lâ tercûne lillâhi veḳârâ.

13. Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz?

Kelime meali

مَّا ne? · لَكُمْ oluyor size · لَا ummuyorsunuz · تَرْجُونَ · لِلَّهِ Allah için · وَقَارًۭا saygı

وَقَدۡ خَلَقَكُمۡ أَطۡوَارًا ﴿14﴾

veḳad ḫaleḳaküm aṭvârâ.

14. Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.

Kelime meali

وَقَدْ oysa · خَلَقَكُمْ O sizi yarattı · أَطْوَارًا aşama aşama

أَلَمۡ تَرَوۡاْ كَيۡفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ ا ﴿15﴾

elem terav keyfe ḫaleḳa-llâhü seb`a semâvâtin ṭibâḳâ.

15. Görmüyor musunuz Allah yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yaratmıştır?

Kelime meali

أَلَمْ görmediniz mi? · تَرَوْا۟ · كَيْفَ nasıl · خَلَقَ yarattı · ٱللَّهُ Allah · سَبْعَ yedi · سَمَـٰوَٰتٍۢ göğü · طِبَاقًۭا tabaka tabaka

وَجَعَلَ ٱلۡقَمَرَ فِيهِنَّ نُورࣰ ا وَجَعَلَ ٱلشَّمۡسَ سِرَاجࣰ ا ﴿16﴾

vece`ale-lḳamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.

16. Onların içinde ayı bir ışık, güneşi ışık kaynağı yapmıştır.

Kelime meali

وَجَعَلَ ve yaptı · ٱلْقَمَرَ Ay'ı · فِيهِنَّ bunların içinde · نُورًۭا nur · وَجَعَلَ ve yaptı; · ٱلشَّمْسَ güneşi · سِرَاجًۭا bir lamba

وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ نَبَاتࣰ ا ﴿17﴾

vellâhü embeteküm mine-l'arḍi nebâtâ.

17. Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir.

Kelime meali

وَٱللَّهُ ve Allah · أَنۢبَتَكُم sizi bitirdi · مِّنَ yerden · ٱلْأَرْضِ · نَبَاتًۭا bir bitki olarak

ثُمَّ يُعِيدُكُمۡ فِيهَا وَيُخۡرِجُكُمۡ إِخۡرَاجࣰ ا ﴿18﴾

ŝümme yü`îdüküm fîhâ veyuḫricüküm iḫrâcâ.

18. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve yeniden çıkaracaktır.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · يُعِيدُكُمْ geri çevirecektir · فِيهَا oraya · وَيُخْرِجُكُمْ ve tekrar çıkaracaktır · إِخْرَاجًۭا mükemmel çıkarışla

وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ بِسَاطࣰ ا ﴿19﴾

vellâhü ce`ale lekümü-l'arḍa bisâṭâ.

19–20. Allah yeryüzünü sizin için sergi gibi döşemiştir ki onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz.”

Kelime meali

وَٱللَّهُ ve Allah · جَعَلَ yaptı · لَكُمُ sizin için · ٱلْأَرْضَ yeri · بِسَاطًۭا bir sergi

لِّتَسۡلُكُواْ مِنۡهَا سُبُلࣰ ا فِجَاجࣰ ا ﴿20﴾

liteslükû minhâ sübülen ficâcâ.

Kelime meali

لِّتَسْلُكُوا۟ gidesiniz diye · مِنْهَا ondaki · سُبُلًۭا yollarda · فِجَاجًۭا geniş geniş

قَالَ نُوحࣱ رَّبِّ إِنَّهُمۡ عَصَوۡنِي وَٱتَّبَعُواْ مَن لَّمۡ يَزِدۡهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارࣰ ا ﴿21﴾

ḳâle nûḥur rabbi innehüm `aṣavnî vettebe`û mel lem yezidhü mâlühû veveledühû illâ ḫasârâ.

21. Nûh, “Rabbim, dedi, doğrusu bunlar beni dinlemediler, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka bir şeye yaramayan kimseye uydular.

Kelime meali

قَالَ dedi · نُوحٌۭ Nuh · رَّبِّ Rabbim · إِنَّهُمْ elbette onlar · عَصَوْنِى bana karşı geldiler · وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular · مَن bir adama · لَّمْ artırmayan · يَزِدْهُ · مَالُهُۥ malı · وَوَلَدُهُۥٓ ve çocuğu · إِلَّا dışında · خَسَارًۭا ziyan

وَمَكَرُواْ مَكۡرࣰ ا كُبَّارࣰ ا ﴿22﴾

vemekerû mekran kübbârâ.

22. Onlar çok büyük tuzaklar kurdular.

Kelime meali

وَمَكَرُوا۟ ve tuzaklar kurdular · مَكْرًۭا tuzaklarla · كُبَّارًۭا büyük büyük

وَقَالُواْ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمۡ وَلَا تَذَرُنَّ وَدࣰّ ا وَلَا سُوَاعࣰ ا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسۡرࣰ ا ﴿23﴾

veḳâlû lâ teẕerunne âliheteküm velâ teẕerunne veddev velâ süvâ`av velâ yegûŝe veye`ûḳa venesrâ.

23. İnsanlara dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yegūs’tan, Yeûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!

Kelime meali

وَقَالُوا۟ ve dediler ki · لَا bırakmayın · تَذَرُنَّ · ءَالِهَتَكُمْ tanrılarınızı · وَلَا ve · تَذَرُنَّ bırakmayın · وَدًّۭا Vedd'i · وَلَا ve ne de · سُوَاعًۭا Suva'ı · وَلَا ve ne de · يَغُوثَ ve Yeğus'u · وَيَعُوقَ ve Ye'uk'u · وَنَسْرًۭا ve Nesr'i

وَقَدۡ أَضَلُّواْ كَثِيرࣰ اۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلࣰ ا ﴿24﴾

veḳad eḍallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ ḍalâlâ.

24. Gerçekten de birçoklarını saptırdılar; (Rabbim!) sen de artık bu zalimlerin şaşkınlıklarını arttır!”

Kelime meali

وَقَدْ ve andolsun · أَضَلُّوا۟ yoldan çıkardılar · كَثِيرًۭا ۖ çoklarını · وَلَا ve · تَزِدِ sen (de) artırma · ٱلظَّـٰلِمِينَ o zalimlere · إِلَّا başka bir şey · ضَلَـٰلًۭا şaşkınlıktan

مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمۡ أُغۡرِقُواْ فَأُدۡخِلُواْ نَارࣰ ا فَلَمۡ يَجِدُواْ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارࣰ ا ﴿25﴾

mimmâ ḫaṭîâtihim ugriḳû feüdḫilû nâran felem yecidû lehüm min dûni-llâhi enṣârâ.

25. Sonunda günahları yüzünden tûfanda boğuldular, ardından ateşe atıldılar, kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.

Kelime meali

مِّمَّا dolayı · خَطِيٓـَٔـٰتِهِمْ hatalarından · أُغْرِقُوا۟ boğuldular · فَأُدْخِلُوا۟ sokuldular · نَارًۭا ateşe · فَلَمْ ve · يَجِدُوا۟ bulamadılar · لَهُم kendilerine · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · أَنصَارًۭا yardımcılar

وَقَالَ نُوحࣱ رَّبِّ لَا تَذَرۡ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ دَيَّارًا ﴿26﴾

veḳâle nûḥur rabbi lâ teẕer `ale-l'arḍi mine-lkâfirîne deyyârâ.

26. Nûh “Rabbim” dedi, “Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi sağ bırakma!

Kelime meali

وَقَالَ ve dedi ki · نُوحٌۭ Nuh · رَّبِّ Rabbim · لَا bırakma · تَذَرْ · عَلَى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · مِنَ kafirlerden · ٱلْكَـٰفِرِينَ · دَيَّارًا tek kişi

إِنَّكَ إِن تَذَرۡهُمۡ يُضِلُّواْ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓاْ إِلَّا فَاجِرࣰ ا كَفَّارࣰ ا ﴿27﴾

inneke in teẕerhüm yüḍillû `ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ.

27. Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve sadece günahkâr nankör nesiller yetiştirirler.

Kelime meali

إِنَّكَ çünkü sen · إِن eğer · تَذَرْهُمْ onları bırakırsan · يُضِلُّوا۟ şaşırtırlar · عِبَادَكَ kullarını · وَلَا ve · يَلِدُوٓا۟ doğurmazlar · إِلَّا (olandan) başkasını · فَاجِرًۭا ahlaksız · كَفَّارًۭا inkarcı

رَّبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيۡتِيَ مُؤۡمِنࣰ ا وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارَۢا ﴿28﴾

rabbi-gfir lî velivâlideyye velimen deḫale beytiye mü'minev velilmü'minîne velmü'minât. velâ tezidi-żżâlimîne illâ tebârâ.

28. Rabbim! Beni, annemi babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helâk et.”

Kelime meali

رَّبِّ Rabbim · ٱغْفِرْ bağışla · لِى beni · وَلِوَٰلِدَىَّ ve babamı-anamı · وَلِمَن ve kimseyi · دَخَلَ giren · بَيْتِىَ evime · مُؤْمِنًۭا inanarak · وَلِلْمُؤْمِنِينَ ve inanan erkekleri · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları · وَلَا ve · تَزِدِ artırma · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · إِلَّا dışında bir şeyi · تَبَارًۢا helaki