Meâric Suresi
Meâric suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ ﴿1﴾
seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.
1–3. Birisi, huzuruna yükselmenin birçok yolu bulunan Allah katından inkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabın gelmesini istedi.
Kelime meali
سَأَلَ sordu · سَآئِلٌۢ bir soran · بِعَذَابٍۢ azabı · وَاقِعٍۢ vuku bulacak
لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ ﴿2﴾
lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.
Kelime meali
لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için · لَيْسَ yoktur · لَهُۥ onu · دَافِعٌۭ def edecek
مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ ﴿3﴾
mine-llâhi ẕi-lme`âric.
Kelime meali
مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · ذِى sahibi · ٱلْمَعَارِجِ yüksek makamların
تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ ﴿4﴾
ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.
4. Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Kelime meali
تَعْرُجُ çıkar · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · وَٱلرُّوحُ ve ruh · إِلَيْهِ O'na · فِى içinde · يَوْمٍۢ bir gün · كَانَ olan · مِقْدَارُهُۥ miktarı · خَمْسِينَ elli · أَلْفَ bin · سَنَةٍۢ yıl
فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا ﴿5﴾
faṣbir ṣabran cemîlâ.
5. Şimdi sen güzelce sabret.
Kelime meali
فَٱصْبِرْ şimdi sen sabret · صَبْرًۭا bir sabırla · جَمِيلًا güzel
إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا ﴿6﴾
innehüm yeravnehû be`îdâ.
6. Doğrusu onlar o azabı ihtimalden uzak görüyorlar.
Kelime meali
إِنَّهُمْ onlar · يَرَوْنَهُۥ onu görüyor(lar) · بَعِيدًۭا uzak
وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا ﴿7﴾
venerâhü ḳarîbâ.
7. Biz ise onu yakın görmekteyiz.
Kelime meali
وَنَرَىٰهُ biz ise onu görüyoruz · قَرِيبًۭا yakın
يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ ﴿8﴾
yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.
8. O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur.
Kelime meali
يَوْمَ o gün · تَكُونُ olur · ٱلسَّمَآءُ gök · كَٱلْمُهْلِ erimiş maden gibi
وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ ﴿9﴾
vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.
9. Dağlar da atılmış renkli yüne döner.
Kelime meali
وَتَكُونُ ve olur · ٱلْجِبَالُ dağlar · كَٱلْعِهْنِ renkli yün gibi
وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا ﴿10﴾
velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.
10. Dost dostunun halini sormaz olur.
Kelime meali
وَلَا ve · يَسْـَٔلُ sormaz · حَمِيمٌ dost · حَمِيمًۭا dostun halini
يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ ﴿11﴾
yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.
11–14. Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!
Kelime meali
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ birbirlerine gösterilirler · يَوَدُّ ister · ٱلْمُجْرِمُ suçlu olan · لَوْ keşke · يَفْتَدِى fidye versin · مِنْ azabından (kurtarmak için) · عَذَابِ · يَوْمِئِذٍۭ o günün · بِبَنِيهِ oğullarını
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ﴿12﴾
veṣâḥibetihî veeḫîh.
Kelime meali
وَصَـٰحِبَتِهِۦ ve eşini · وَأَخِيهِ ve kardeşini
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ ﴿13﴾
vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.
Kelime meali
وَفَصِيلَتِهِ ve tüm ailesini · ٱلَّتِى kendisini barındıran · تُـْٔوِيهِ
وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ ﴿14﴾
vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.
Kelime meali
وَمَن ve bulunanları · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا hepsini · ثُمَّ sonra · يُنجِيهِ kendisini kurtarsın
كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ﴿15﴾
kellâ. innehâ leżâ.
15–16. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir.
Kelime meali
كَلَّآ ۖ hayır · إِنَّهَا şüphesiz O · لَظَىٰ alevlenen bir ateştir
نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ ﴿16﴾
nezzâ`atel lişşevâ.
Kelime meali
نَزَّاعَةًۭ kavurur soyar · لِّلشَّوَىٰ derileri
تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ ﴿17﴾
ted`û men edbera vetevellâ.
17–18. Haktan yüz çevirip uzaklaşmak isteyeni ve mal toplayıp üstüne oturanı kendine çağırır.
Kelime meali
تَدْعُوا۟ çağırır · مَنْ kimseyi · أَدْبَرَ sırtını dönen · وَتَوَلَّىٰ ve yüz çevireni
وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ ﴿18﴾
veceme`a feev`â.
Kelime meali
وَجَمَعَ toplayıp · فَأَوْعَىٰٓ biriktireni
۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ﴿19﴾
inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.
19. Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır.
Kelime meali
۞ إِنَّ doğrusu · ٱلْإِنسَـٰنَ insan · خُلِقَ yaratılmıştır · هَلُوعًا hırslı (ve huysuz)
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا ﴿20﴾
iẕâ messehü-şşerru cezû`â.
20. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur.
Kelime meali
إِذَا zaman · مَسَّهُ kendisine dokunduğu · ٱلشَّرُّ kötülük · جَزُوعًۭا sızlanır
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا ﴿21﴾
veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.
21. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz.
Kelime meali
وَإِذَا zaman · مَسَّهُ dokunduğu · ٱلْخَيْرُ hayır · مَنُوعًا eli sıkıdır
إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ ﴿22﴾
ille-lmüṣallîn.
22. Ancak namaz kılanlar başka;
Kelime meali
إِلَّا ancak bunun dışındadır · ٱلْمُصَلِّينَ namaz kılanlar
ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ ﴿23﴾
elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.
23. Namazlarını devamlı kılanlar;
Kelime meali
ٱلَّذِينَ ki · هُمْ onlar · عَلَىٰ namazlarında · صَلَاتِهِمْ · دَآئِمُونَ daimdirler
وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ ﴿24﴾
velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.
24–25. İsteyene ve yoksun kalmışa mallarından belli bir hak tanıyanlar;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · فِىٓ vardır · أَمْوَٰلِهِمْ onların mallarında · حَقٌّۭ bir hak (hisse) · مَّعْلُومٌۭ belli
لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ ﴿25﴾
lissâili velmaḥrûm.
Kelime meali
لِّلسَّآئِلِ isteyenler için · وَٱلْمَحْرُومِ ve mahrumlar için
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿26﴾
velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.
26. Hesap gününün doğruluğuna inananlar;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · يُصَدِّقُونَ tasdik ederler · بِيَوْمِ gününü · ٱلدِّينِ ceza
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ ﴿27﴾
velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.
27–28. Rablerinin azabından çekinenler -ki rablerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz-;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · هُم onlar · مِّنْ azabından · عَذَابِ · رَبِّهِم Rablerinin · مُّشْفِقُونَ korkarlar
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ ﴿28﴾
inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.
Kelime meali
إِنَّ çünkü · عَذَابَ azabına · رَبِّهِمْ Rablerinin · غَيْرُ olmaz · مَأْمُونٍۢ güven
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ﴿29﴾
velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
29–31. İffetlerini koruyanlar -ki eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar; ama kim bunun ötesine geçmeye kalkışırsa böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir-;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · لِفُرُوجِهِمْ ırzlarını · حَـٰفِظُونَ korurlar
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ﴿30﴾
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
Kelime meali
إِلَّا dışındadır · عَلَىٰٓ eşleri · أَزْوَٰجِهِمْ · أَوْ ya da · مَا altında bulunanlar · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin · فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar · غَيْرُ kınanmazlar · مَلُومِينَ
فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ﴿31﴾
femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.
Kelime meali
فَمَنِ ama kim · ٱبْتَغَىٰ ararsa · وَرَآءَ ötesini · ذَٰلِكَ bundan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْعَادُونَ (sınırı) aşanlardır
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ﴿32﴾
velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
32. Emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ emanetlerini · وَعَهْدِهِمْ ve ahidlerini · رَٰعُونَ gözetirler
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ ﴿33﴾
velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.
33. Şahitliklerini dosdoğru yapanlar;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · هُم onlar · بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ şahidliklerini · قَآئِمُونَ yaparlar
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ﴿34﴾
velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.
34. Namazlarının gereklerini titizlikle yerine getirenler;
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · عَلَىٰ namazlarını · صَلَاتِهِمْ · يُحَافِظُونَ korurlar
أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ ﴿35﴾
ülâike fî cennâtim mükramûn.
35. İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · فِى cennetlerde · جَنَّـٰتٍۢ · مُّكْرَمُونَ ağırlanırlar
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ ﴿36﴾
femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.
36–37. O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar.
Kelime meali
فَمَالِ ne oluyor? · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · قِبَلَكَ sana doğru · مُهْطِعِينَ koşuyorlar
عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ﴿37﴾
`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.
Kelime meali
عَنِ sağdan · ٱلْيَمِينِ · وَعَنِ ve · ٱلشِّمَالِ soldan · عِزِينَ ayrı ayrı gruplar halinde
أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ ﴿38﴾
eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.
38. Üstelik bir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor?
Kelime meali
أَيَطْمَعُ umuyor mu? · كُلُّ her · ٱمْرِئٍۢ biri · مِّنْهُمْ onlardan · أَن sokulacağını · يُدْخَلَ · جَنَّةَ cennetine · نَعِيمٍۢ ni'met
كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ ﴿39﴾
kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.
39. Asla! Biz onları, şu bildikleri şeyden yaratmışızdır.
Kelime meali
كَلَّآ ۖ hayır · إِنَّا elbette biz · خَلَقْنَـٰهُم onları yarattık · مِّمَّا şeyden · يَعْلَمُونَ bildikleri
فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ﴿40﴾
felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.
40–41. Doğuların ve batıların rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter, kimse bizim önümüze geçemez.
Kelime meali
فَلَآ hayır · أُقْسِمُ yemin ederim ki · بِرَبِّ Rabbine · ٱلْمَشَـٰرِقِ doğuların · وَٱلْمَغَـٰرِبِ ve batıların · إِنَّا elbette bizim · لَقَـٰدِرُونَ gücümüz yeter
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿41﴾
`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Kelime meali
عَلَىٰٓ onları değiştirmeğe · أَن · نُّبَدِّلَ · خَيْرًۭا daha hayırlısıyla · مِّنْهُمْ kendilerinden · وَمَا ve değil(iz) · نَحْنُ biz · بِمَسْبُوقِينَ önüne geçilecek
فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ ﴿42﴾
feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.
42. Bırak onları, kendilerine geleceği hususunda uyarıldıkları güne ulaşıncaya kadar boş şeylere dalıp oyalanadursunlar!
Kelime meali
فَذَرْهُمْ bırak onları · يَخُوضُوا۟ dalsınlar · وَيَلْعَبُوا۟ ve oynasınlar · حَتَّىٰ kadar · يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya · يَوْمَهُمُ günlerine · ٱلَّذِى kendilerine va'dedilen · يُوعَدُونَ
يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ ﴿43﴾
yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.
43. O gün onlar, bir hedefe çabucak varmak istercesine süratle kabirlerinden çıkarlar.
Kelime meali
يَوْمَ o gün · يَخْرُجُونَ çıkarlar · مِنَ kabirlerden · ٱلْأَجْدَاثِ · سِرَاعًۭا hızlı hızlı · كَأَنَّهُمْ onlar gibidirler · إِلَىٰ doğru · نُصُبٍۢ dikilenlere (putlara) · يُوفِضُونَ koşuyorlar
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ﴿44﴾
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.
44. O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. İşte başlarına geleceği konusunda uyarıldıkları gün o gündür.
Kelime meali
خَـٰشِعَةً korkulu · أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri · تَرْهَقُهُمْ onları bürümüş · ذِلَّةٌۭ ۚ alçaklık · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْيَوْمُ gün · ٱلَّذِى olan · كَانُوا۟ · يُوعَدُونَ onlara va'dedilmiş