Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Meâric Suresi

سُوْرَةُ الْمَعَارِجِ · 70. sure · 44 âyet · Mekkî · 29. cüz · Mushaf sayfa 568

Meâric suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ‏ ﴿1﴾

seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.

1–3. Birisi, huzuruna yükselmenin birçok yolu bulunan Allah katından inkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabın gelmesini istedi.

Kelime meali

سَأَلَ sordu · سَآئِلٌۢ bir soran · بِعَذَابٍۢ azabı · وَاقِعٍۢ vuku bulacak

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ‏ ﴿2﴾

lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.

Kelime meali

لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için · لَيْسَ yoktur · لَهُۥ onu · دَافِعٌۭ def edecek

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ ﴿3﴾

mine-llâhi ẕi-lme`âric.

Kelime meali

مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · ذِى sahibi · ٱلْمَعَارِجِ yüksek makamların

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ‏ ﴿4﴾

ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.

4. Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

Kelime meali

تَعْرُجُ çıkar · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · وَٱلرُّوحُ ve ruh · إِلَيْهِ O'na · فِى içinde · يَوْمٍۢ bir gün · كَانَ olan · مِقْدَارُهُۥ miktarı · خَمْسِينَ elli · أَلْفَ bin · سَنَةٍۢ yıl

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا ﴿5﴾

faṣbir ṣabran cemîlâ.

5. Şimdi sen güzelce sabret.

Kelime meali

فَٱصْبِرْ şimdi sen sabret · صَبْرًۭا bir sabırla · جَمِيلًا güzel

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا ﴿6﴾

innehüm yeravnehû be`îdâ.

6. Doğrusu onlar o azabı ihtimalden uzak görüyorlar.

Kelime meali

إِنَّهُمْ onlar · يَرَوْنَهُۥ onu görüyor(lar) · بَعِيدًۭا uzak

وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا ﴿7﴾

venerâhü ḳarîbâ.

7. Biz ise onu yakın görmekteyiz.

Kelime meali

وَنَرَىٰهُ biz ise onu görüyoruz · قَرِيبًۭا yakın

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ ﴿8﴾

yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.

8. O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · تَكُونُ olur · ٱلسَّمَآءُ gök · كَٱلْمُهْلِ erimiş maden gibi

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ ﴿9﴾

vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.

9. Dağlar da atılmış renkli yüne döner.

Kelime meali

وَتَكُونُ ve olur · ٱلْجِبَالُ dağlar · كَٱلْعِهْنِ renkli yün gibi

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا ﴿10﴾

velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.

10. Dost dostunun halini sormaz olur.

Kelime meali

وَلَا ve · يَسْـَٔلُ sormaz · حَمِيمٌ dost · حَمِيمًۭا dostun halini

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ ﴿11﴾

yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.

11–14. Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!

Kelime meali

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ birbirlerine gösterilirler · يَوَدُّ ister · ٱلْمُجْرِمُ suçlu olan · لَوْ keşke · يَفْتَدِى fidye versin · مِنْ azabından (kurtarmak için) · عَذَابِ · يَوْمِئِذٍۭ o günün · بِبَنِيهِ oğullarını

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ﴿12﴾

veṣâḥibetihî veeḫîh.

Kelime meali

وَصَـٰحِبَتِهِۦ ve eşini · وَأَخِيهِ ve kardeşini

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ ﴿13﴾

vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.

Kelime meali

وَفَصِيلَتِهِ ve tüm ailesini · ٱلَّتِى kendisini barındıran · تُـْٔوِيهِ

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ ﴿14﴾

vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.

Kelime meali

وَمَن ve bulunanları · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا hepsini · ثُمَّ sonra · يُنجِيهِ kendisini kurtarsın

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ﴿15﴾

kellâ. innehâ leżâ.

15–16. Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir.

Kelime meali

كَلَّآ ۖ hayır · إِنَّهَا şüphesiz O · لَظَىٰ alevlenen bir ateştir

نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ ﴿16﴾

nezzâ`atel lişşevâ.

Kelime meali

نَزَّاعَةًۭ kavurur soyar · لِّلشَّوَىٰ derileri

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ ﴿17﴾

ted`û men edbera vetevellâ.

17–18. Haktan yüz çevirip uzaklaşmak isteyeni ve mal toplayıp üstüne oturanı kendine çağırır.

Kelime meali

تَدْعُوا۟ çağırır · مَنْ kimseyi · أَدْبَرَ sırtını dönen · وَتَوَلَّىٰ ve yüz çevireni

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ ﴿18﴾

veceme`a feev`â.

Kelime meali

وَجَمَعَ toplayıp · فَأَوْعَىٰٓ biriktireni

۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ﴿19﴾

inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.

19. Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır.

Kelime meali

۞ إِنَّ doğrusu · ٱلْإِنسَـٰنَ insan · خُلِقَ yaratılmıştır · هَلُوعًا hırslı (ve huysuz)

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا ﴿20﴾

iẕâ messehü-şşerru cezû`â.

20. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur.

Kelime meali

إِذَا zaman · مَسَّهُ kendisine dokunduğu · ٱلشَّرُّ kötülük · جَزُوعًۭا sızlanır

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا ﴿21﴾

veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.

21. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz.

Kelime meali

وَإِذَا zaman · مَسَّهُ dokunduğu · ٱلْخَيْرُ hayır · مَنُوعًا eli sıkıdır

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ ﴿22﴾

ille-lmüṣallîn.

22. Ancak namaz kılanlar başka;

Kelime meali

إِلَّا ancak bunun dışındadır · ٱلْمُصَلِّينَ namaz kılanlar

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ ﴿23﴾

elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.

23. Namazlarını devamlı kılanlar;

Kelime meali

ٱلَّذِينَ ki · هُمْ onlar · عَلَىٰ namazlarında · صَلَاتِهِمْ · دَآئِمُونَ daimdirler

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ‏ ﴿24﴾

velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.

24–25. İsteyene ve yoksun kalmışa mallarından belli bir hak tanıyanlar;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · فِىٓ vardır · أَمْوَٰلِهِمْ onların mallarında · حَقٌّۭ bir hak (hisse) · مَّعْلُومٌۭ belli

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ ﴿25﴾

lissâili velmaḥrûm.

Kelime meali

لِّلسَّآئِلِ isteyenler için · وَٱلْمَحْرُومِ ve mahrumlar için

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿26﴾

velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.

26. Hesap gününün doğruluğuna inananlar;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · يُصَدِّقُونَ tasdik ederler · بِيَوْمِ gününü · ٱلدِّينِ ceza

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ ﴿27﴾

velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.

27–28. Rablerinin azabından çekinenler -ki rablerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz-;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · هُم onlar · مِّنْ azabından · عَذَابِ · رَبِّهِم Rablerinin · مُّشْفِقُونَ korkarlar

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ‏ ﴿28﴾

inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.

Kelime meali

إِنَّ çünkü · عَذَابَ azabına · رَبِّهِمْ Rablerinin · غَيْرُ olmaz · مَأْمُونٍۢ güven

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ﴿29﴾

velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

29–31. İffetlerini koruyanlar -ki eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar; ama kim bunun ötesine geçmeye kalkışırsa böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir-;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · لِفُرُوجِهِمْ ırzlarını · حَـٰفِظُونَ korurlar

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ﴿30﴾

illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

Kelime meali

إِلَّا dışındadır · عَلَىٰٓ eşleri · أَزْوَٰجِهِمْ · أَوْ ya da · مَا altında bulunanlar · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin · فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar · غَيْرُ kınanmazlar · مَلُومِينَ

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ﴿31﴾

femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

Kelime meali

فَمَنِ ama kim · ٱبْتَغَىٰ ararsa · وَرَآءَ ötesini · ذَٰلِكَ bundan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْعَادُونَ (sınırı) aşanlardır

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ﴿32﴾

velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

32. Emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ emanetlerini · وَعَهْدِهِمْ ve ahidlerini · رَٰعُونَ gözetirler

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ ﴿33﴾

velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.

33. Şahitliklerini dosdoğru yapanlar;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · هُم onlar · بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ şahidliklerini · قَآئِمُونَ yaparlar

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ﴿34﴾

velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.

34. Namazlarının gereklerini titizlikle yerine getirenler;

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · هُمْ onlar · عَلَىٰ namazlarını · صَلَاتِهِمْ · يُحَافِظُونَ korurlar

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ ﴿35﴾

ülâike fî cennâtim mükramûn.

35. İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · فِى cennetlerde · جَنَّـٰتٍۢ · مُّكْرَمُونَ ağırlanırlar

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ ﴿36﴾

femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.

36–37. O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar.

Kelime meali

فَمَالِ ne oluyor? · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · قِبَلَكَ sana doğru · مُهْطِعِينَ koşuyorlar

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ﴿37﴾

`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.

Kelime meali

عَنِ sağdan · ٱلْيَمِينِ · وَعَنِ ve · ٱلشِّمَالِ soldan · عِزِينَ ayrı ayrı gruplar halinde

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ‏ ﴿38﴾

eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.

38. Üstelik bir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor?

Kelime meali

أَيَطْمَعُ umuyor mu? · كُلُّ her · ٱمْرِئٍۢ biri · مِّنْهُمْ onlardan · أَن sokulacağını · يُدْخَلَ · جَنَّةَ cennetine · نَعِيمٍۢ ni'met

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ ﴿39﴾

kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.

39. Asla! Biz onları, şu bildikleri şeyden yaratmışızdır.

Kelime meali

كَلَّآ ۖ hayır · إِنَّا elbette biz · خَلَقْنَـٰهُم onları yarattık · مِّمَّا şeyden · يَعْلَمُونَ bildikleri

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ﴿40﴾

felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.

40–41. Doğuların ve batıların rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter, kimse bizim önümüze geçemez.

Kelime meali

فَلَآ hayır · أُقْسِمُ yemin ederim ki · بِرَبِّ Rabbine · ٱلْمَشَـٰرِقِ doğuların · وَٱلْمَغَـٰرِبِ ve batıların · إِنَّا elbette bizim · لَقَـٰدِرُونَ gücümüz yeter

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿41﴾

`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

Kelime meali

عَلَىٰٓ onları değiştirmeğe · أَن · نُّبَدِّلَ · خَيْرًۭا daha hayırlısıyla · مِّنْهُمْ kendilerinden · وَمَا ve değil(iz) · نَحْنُ biz · بِمَسْبُوقِينَ önüne geçilecek

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ ﴿42﴾

feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.

42. Bırak onları, kendilerine geleceği hususunda uyarıldıkları güne ulaşıncaya kadar boş şeylere dalıp oyalanadursunlar!

Kelime meali

فَذَرْهُمْ bırak onları · يَخُوضُوا۟ dalsınlar · وَيَلْعَبُوا۟ ve oynasınlar · حَتَّىٰ kadar · يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya · يَوْمَهُمُ günlerine · ٱلَّذِى kendilerine va'dedilen · يُوعَدُونَ

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ ﴿43﴾

yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.

43. O gün onlar, bir hedefe çabucak varmak istercesine süratle kabirlerinden çıkarlar.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · يَخْرُجُونَ çıkarlar · مِنَ kabirlerden · ٱلْأَجْدَاثِ · سِرَاعًۭا hızlı hızlı · كَأَنَّهُمْ onlar gibidirler · إِلَىٰ doğru · نُصُبٍۢ dikilenlere (putlara) · يُوفِضُونَ koşuyorlar

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ﴿44﴾

ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.

44. O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. İşte başlarına geleceği konusunda uyarıldıkları gün o gündür.

Kelime meali

خَـٰشِعَةً korkulu · أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri · تَرْهَقُهُمْ onları bürümüş · ذِلَّةٌۭ ۚ alçaklık · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْيَوْمُ gün · ٱلَّذِى olan · كَانُوا۟ · يُوعَدُونَ onlara va'dedilmiş