Hâkka Suresi
Hâkka suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ٱلۡحَآقَّةُ ﴿1﴾
elḥâḳḳah.
1. O gerçekleşecek büyük olay (kıyamet)!
Kelime meali
ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen
مَا ٱلۡحَآقَّةُ ﴿2﴾
me-lḥâḳḳah.
2. Nedir o büyük olay?
Kelime meali
مَا nedir? · ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ ﴿3﴾
vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.
3. O büyük olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin!
Kelime meali
وَمَآ nerden? · أَدْرَىٰكَ bileceksin · مَا ne olduğunu · ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşenin
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ ﴿4﴾
keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.
4. Semûd ve Âd, kapılarını çalacak felâketi asılsız saymışlardı.
Kelime meali
كَذَّبَتْ yalanladılar · ثَمُودُ Semud · وَعَادٌۢ ve 'Ad · بِٱلْقَارِعَةِ başa çarpan olayı
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ ﴿5﴾
feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.
5. Semûd kavmi çok şiddetli bir depremle helâk edildi.
Kelime meali
فَأَمَّا bu yüzden · ثَمُودُ Semud · فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler · بِٱلطَّاغِيَةِ azgın bir vak'a ile
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ ﴿6﴾
veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.
6. Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi.
Kelime meali
وَأَمَّا ve · عَادٌۭ Ad (kavmi ise) · فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler · بِرِيحٍۢ bir kasırga ile · صَرْصَرٍ uğultulu · عَاتِيَةٍۢ azgın
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ ﴿7﴾
seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.
7. Allah o kasırgayı ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine gönderdi. Öyle ki (orada bulunsaydın), o kavmi devrilmiş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Kelime meali
سَخَّرَهَا onu saldı · عَلَيْهِمْ onların üzerine · سَبْعَ yedi · لَيَالٍۢ gece · وَثَمَـٰنِيَةَ ve sekiz · أَيَّامٍ gün · حُسُومًۭا ardı ardına · فَتَرَى görürsün · ٱلْقَوْمَ o kavmi · فِيهَا orada · صَرْعَىٰ serilmiş · كَأَنَّهُمْ sanki onlar · أَعْجَازُ kütükleridir · نَخْلٍ hurma · خَاوِيَةٍۢ içi boş
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ ﴿8﴾
fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.
8. Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?
Kelime meali
فَهَلْ görüyormusun? · تَرَىٰ · لَهُم onlardan · مِّنۢ hiç · بَاقِيَةٍۢ geri kalan
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ ﴿9﴾
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
9. Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler (halkı) hep o günahı işlediler.
Kelime meali
وَجَآءَ ve geldiler · فِرْعَوْنُ Fir'avn · وَمَن ve kimseler · قَبْلَهُۥ ondan önceki · وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ ve altüst olmuş kentler · بِٱلْخَاطِئَةِ hatalı iş ile
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً ﴿10﴾
fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.
10. Rablerinin elçisine karşı geldiler, O da onları amansız bir şekilde yakalayıp cezalandırdı.
Kelime meali
فَعَصَوْا۟ karşı geldiler · رَسُولَ elçisine · رَبِّهِمْ Rablerinin · فَأَخَذَهُمْ O da onları yakaladı · أَخْذَةًۭ bir yakalayışla · رَّابِيَةً şiddeti gittikçe artan
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ ﴿11﴾
innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.
11. Bir zamanlar sular coştuğu vakit sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık;
Kelime meali
إِنَّا elbette biz · لَمَّا kabarınca · طَغَا · ٱلْمَآءُ su(lar) · حَمَلْنَـٰكُمْ sizi taşıdık · فِى akıp gidende (gemi) · ٱلْجَارِيَةِ
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ ﴿12﴾
linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.
12. Bunu sizin için ibretli bir ders olsun ve kulaklardan hiç çıkmasın diye yaptık.
Kelime meali
لِنَجْعَلَهَا onu yapalım diye · لَكُمْ size · تَذْكِرَةًۭ bir ibret · وَتَعِيَهَآ ve onu bellesin · أُذُنٌۭ kulak(lar) · وَٰعِيَةٌۭ belleyen
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ ﴿13﴾
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.
13. Sûra bir defa üflendiğinde;
Kelime meali
فَإِذَا zaman · نُفِخَ üflendiği · فِى Sur'a · ٱلصُّورِ · نَفْخَةٌۭ üfleme · وَٰحِدَةٌۭ bir tek
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ ﴿14﴾
veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.
14. Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir defa çarptırılarak darmadağın edildiğinde;
Kelime meali
وَحُمِلَتِ yerlerinden kaldırıldığı · ٱلْأَرْضُ arz · وَٱلْجِبَالُ ve dağlar · فَدُكَّتَا çarpıştırıldığı · دَكَّةًۭ çarpma ile · وَٰحِدَةًۭ bir tek
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿15﴾
feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.
15. İşte o gün olacak olur.
Kelime meali
فَيَوْمَئِذٍۢ işte o gün · وَقَعَتِ vuku bulur · ٱلْوَاقِعَةُ olacak olan
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ ﴿16﴾
venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
16. Gök yarılır, o gün (bütün) bunların düzeni çökmüştür.
Kelime meali
وَٱنشَقَّتِ yarılmıştır · ٱلسَّمَآءُ gök · فَهِىَ o · يَوْمَئِذٍۢ o gün · وَاهِيَةٌۭ zayıftır
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ ﴿17﴾
velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.
17. Melekler göklerin etrafındadır. O gün rabbinin arşını bunların da üstünde olan sekiz (melek) yüklenir.
Kelime meali
وَٱلْمَلَكُ vre melekler de · عَلَىٰٓ onun kenarlarındadır · أَرْجَآئِهَا ۚ · وَيَحْمِلُ ve taşır · عَرْشَ tahtını · رَبِّكَ Rabbinin · فَوْقَهُمْ üstlerinde · يَوْمَئِذٍۢ o gün · ثَمَـٰنِيَةٌۭ sekiz (melek)
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ ﴿18﴾
yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.
18. O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz.
Kelime meali
يَوْمَئِذٍۢ o gün · تُعْرَضُونَ arz olunursunuz · لَا gizli kalmaz · تَخْفَىٰ · مِنكُمْ sizden · خَافِيَةٌۭ hiçbir giz
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ ﴿19﴾
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.
19. Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki “Alın kitabımı okuyun;
Kelime meali
فَأَمَّا o zaman · مَنْ kimse · أُوتِىَ verilen · كِتَـٰبَهُۥ Kitabı · بِيَمِينِهِۦ sağından · فَيَقُولُ der ki · هَآؤُمُ alın · ٱقْرَءُوا۟ okuyun · كِتَـٰبِيَهْ Kitabımı
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ ﴿20﴾
innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.
20. Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.”
Kelime meali
إِنِّى süphesiz ben · ظَنَنتُ sezmiştim · أَنِّى elbette benim · مُلَـٰقٍ karşılaşacağımı · حِسَابِيَهْ hesabımla
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ ﴿21﴾
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
21. Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir;
Kelime meali
فَهُوَ artık o · فِى içindedir · عِيشَةٍۢ bir yaşam · رَّاضِيَةٍۢ memmun eden
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ ﴿22﴾
fî cennetin `âliyeh.
22–23. Meyveleri kolayca devşirilebilir yüce bir cennettedir.
Kelime meali
فِى bir bahçede · جَنَّةٍ · عَالِيَةٍۢ yüksek
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ ﴿23﴾
ḳuṭûfühâ dâniyeh.
Kelime meali
قُطُوفُهَا meyveleri · دَانِيَةٌۭ aşağıya sarkmış
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ ﴿24﴾
külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
24. Onlara “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak âfiyetle yiyin için” denir.
Kelime meali
كُلُوا۟ yeyin · وَٱشْرَبُوا۟ ve için · هَنِيٓـًٔۢا afiyetle · بِمَآ ötürü · أَسْلَفْتُمْ yaptığınız işlerden · فِى günlerde · ٱلْأَيَّامِ · ٱلْخَالِيَةِ geçmiş
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ ﴿25﴾
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
25–26. Kitabı sol tarafından verilene gelince o, “Keşke” der, “Bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!
Kelime meali
وَأَمَّا o zaman · مَنْ kimse · أُوتِىَ verilen · كِتَـٰبَهُۥ Kitabı · بِشِمَالِهِۦ sol tarafından · فَيَقُولُ der ki · يَـٰلَيْتَنِى ey keşke bana · لَمْ verilmeseydi · أُوتَ · كِتَـٰبِيَهْ Kitabım
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ ﴿26﴾
velem edri mâ ḥisâbiyeh.
Kelime meali
وَلَمْ ve hiç · أَدْرِ bilmeseydim · مَا nedir · حِسَابِيَهْ hesabım
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ ﴿27﴾
yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.
27. Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi!
Kelime meali
يَـٰلَيْتَهَا ey keşke · كَانَتِ olsaydı · ٱلْقَاضِيَةَ işimi bitirmiş
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ ﴿28﴾
mâ agnâ `annî mâliyeh.
28. Malım bana hiç fayda sağlamadı;
Kelime meali
مَآ hiçbir · أَغْنَىٰ yarar sağlamadı · عَنِّى bana · مَالِيَهْ ۜ malım
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ ﴿29﴾
heleke `annî sülṭâniyeh.
29. Güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti.”
Kelime meali
هَلَكَ yok olup gitti · عَنِّى benden · سُلْطَـٰنِيَهْ gücüm (saltanatım)
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ﴿30﴾
ḫuẕûhü fegullûh.
30. (Ve şöyle emredilir:) Onu yakalayıp bağlayın;
Kelime meali
خُذُوهُ tutun onu · فَغُلُّوهُ bağlayın onu
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ ﴿31﴾
ŝümme-lceḥîme ṣallûh.
31. Sonra onu alevli ateşe atın!
Kelime meali
ثُمَّ sonra · ٱلْجَحِيمَ cehenneme · صَلُّوهُ sallayın onu
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ ﴿32﴾
ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.
32. Sonra da (diğerleriyle birlikte) onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire dizin!
Kelime meali
ثُمَّ sonra · فِى zincire · سِلْسِلَةٍۢ · ذَرْعُهَا uzunluğu · سَبْعُونَ yetmiş · ذِرَاعًۭا arşın · فَٱسْلُكُوهُ vurun onu
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿33﴾
innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.
33. Çünkü o, ulu Allah’a iman etmezdi;
Kelime meali
إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ idi · لَا inanmıyor · يُؤْمِنُ · بِٱللَّهِ Allah'a · ٱلْعَظِيمِ büyük
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ﴿34﴾
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
34. Yoksulu doyurmayı özendirmezdi.
Kelime meali
وَلَا ve · يَحُضُّ ön ayak olmuyurdu · عَلَىٰ doyurmaya · طَعَامِ · ٱلْمِسْكِينِ yoksulu
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ ﴿35﴾
feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.
35. Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
Kelime meali
فَلَيْسَ yoktur · لَهُ onun için · ٱلْيَوْمَ bugün · هَـٰهُنَا burada · حَمِيمٌۭ candan bir dost
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ ﴿36﴾
velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.
36. Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur!
Kelime meali
وَلَا ve yoktur · طَعَامٌ yiyecek · إِلَّا başka · مِنْ irinden · غِسْلِينٍۢ
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ ﴿37﴾
lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.
37. Onu da günahkârlardan başkası yemez.
Kelime meali
لَّا onu yemez · يَأْكُلُهُۥٓ · إِلَّا başkası · ٱلْخَـٰطِـُٔونَ hata işleyenlerden
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ ﴿38﴾
felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.
38–39. Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,
Kelime meali
فَلَآ hayır · أُقْسِمُ yemin ederim · بِمَا şeylere · تُبْصِرُونَ gördükleriniz
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ ﴿39﴾
vemâ lâ tübṣirûn.
Kelime meali
وَمَا ve şeylere · لَا görmedikleriniz · تُبْصِرُونَ
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ ﴿40﴾
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
40. Kur’an elbette değerli bir elçinin sözüdür.
Kelime meali
إِنَّهُۥ şüphesiz o · لَقَوْلُ elbette sözüdür · رَسُولٍۢ bir elçinin · كَرِيمٍۢ değerli
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ ﴿41﴾
vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.
41. O bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
Kelime meali
وَمَا ve değildir · هُوَ O · بِقَوْلِ sözü · شَاعِرٍۢ ۚ bir şa'irin · قَلِيلًۭا az · مَّا ne de · تُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ ﴿42﴾
velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
42. O bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
Kelime meali
وَلَا ve değildir · بِقَوْلِ sözü · كَاهِنٍۢ ۚ bir kahinin · قَلِيلًۭا az · مَّا ne de · تَذَكَّرُونَ düşünüyorsunuz
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿43﴾
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
43. O, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir.
Kelime meali
تَنزِيلٌۭ indirilmiştir · مِّن tarafından · رَّبِّ Rabbi · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ ﴿44﴾
velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.
44. Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı,
Kelime meali
وَلَوْ ve eğer · تَقَوَّلَ iftira etseydi · عَلَيْنَا bize · بَعْضَ bazı · ٱلْأَقَاوِيلِ laflar uydurup
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ ﴿45﴾
leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.
45. Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
Kelime meali
لَأَخَذْنَا elbette alırdık · مِنْهُ onun · بِٱلْيَمِينِ sağını
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ ﴿46﴾
ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.
46. Sonra onun can damarını koparırdık.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · لَقَطَعْنَا keserdik · مِنْهُ onun · ٱلْوَتِينَ can damarını
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ ﴿47﴾
femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.
47. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.
Kelime meali
فَمَا olamazdı · مِنكُم sizden · مِّنْ hiçbir · أَحَدٍ kimse · عَنْهُ ondan · حَـٰجِزِينَ engel
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ ﴿48﴾
veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.
48. Doğrusu Kur’an, takvâ sahipleri için bir öğüttür.
Kelime meali
وَإِنَّهُۥ şüphesiz O · لَتَذْكِرَةٌۭ bir öğüttür · لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ﴿49﴾
veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.
49. İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Kelime meali
وَإِنَّا ve elbette biz · لَنَعْلَمُ elbette biliyoruz · أَنَّ muhakkak · مِنكُم içinizdeki · مُّكَذِّبِينَ yalanlayıcıları
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿50﴾
veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.
50. Muhakkak o, kâfirler için de derin bir pişmanlık sebebidir.
Kelime meali
وَإِنَّهُۥ doğrusu o · لَحَسْرَةٌ elbette hasrettir · عَلَى için · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ ﴿51﴾
veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.
51. O, gerçekten kesin bilginin kendisidir.
Kelime meali
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz O · لَحَقُّ muhakkak gerçektir · ٱلْيَقِينِ kesin
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿52﴾
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
52. Şu halde ulu rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et!
Kelime meali
فَسَبِّحْ öyleyse tesbih et · بِٱسْمِ adını · رَبِّكَ Rabbinin · ٱلْعَظِيمِ ulu