Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Cuma Suresi

سُوْرَةُ الْجُمُعَةِ · 62. sure · 11 âyet · Medenî · 28. cüz · Mushaf sayfa 553

Cuma suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡمَلِكِ ٱلۡقُدُّوسِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿1﴾

yüsebbiḥu lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi-lmeliki-lḳuddûsi-l`azîzi-lḥakîm.

1. Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da egemenliğin mutlak sahibi, her türlü eksiklikten uzak, üstün ve her işi hikmetli olan Allah’ı tesbih ediyor.

Kelime meali

يُسَبِّحُ tesbih etmektedir · لِلَّهِ Allah'ı · مَا ne varsa · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve ne varsa · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · ٱلْمَلِكِ padişah · ٱلْقُدُّوسِ mukaddes · ٱلْعَزِيزِ aziz · ٱلْحَكِيمِ hakim

هُوَ ٱلَّذِي بَعَثَ فِي ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ رَسُولࣰ ا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿2﴾

hüve-lleẕî be`aŝe fi-l'ümmiyyîne rasûlem minhüm yetlû `aleyhim âyâtihî veyüzekkîhim veyü`allimühümü-lkitâbe velḥikmeh. vein kânû min ḳablü lefî ḍalâlim mübîn.

2. Ümmîlere kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyacak, onları arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.

Kelime meali

هُوَ O · ٱلَّذِى gönderendir · بَعَثَ · فِى içinde · ٱلْأُمِّيِّـۧنَ ümmiler · رَسُولًۭا bir elçi · مِّنْهُمْ kendilerinden olan · يَتْلُوا۟ okuyan · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerini · وَيُزَكِّيهِمْ ve onları yücelten · وَيُعَلِّمُهُمُ ve onlara öğreten · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti · وَإِن oysa · كَانُوا۟ onlar idiler · مِن önceden · قَبْلُ · لَفِى içinde · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍۢ açık

وَءَاخَرِينَ مِنۡهُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِهِمۡۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿3﴾

veâḫarîne minhüm lemmâ yelḥaḳû bihim. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

3. Henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da (elçi gönderilmiştir). O üstündür, her işi hikmetlidir.

Kelime meali

وَءَاخَرِينَ ve diğerlerine · مِنْهُمْ onlardan · لَمَّا henüz · يَلْحَقُوا۟ katılmayan · بِهِمْ ۚ kendilerine · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hakimdir

ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿4﴾

ẕâlike faḍlü-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.

4. Bu Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

Kelime meali

ذَٰلِكَ bu · فَضْلُ lutfudur · ٱللَّهِ Allah'ın · يُؤْتِيهِ vereceği · مَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَٱللَّهُ ve Allah · ذُو sahibidir · ٱلْفَضْلِ lutuf · ٱلْعَظِيمِ büyük

مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَىٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢاۚ بِئۡسَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿5﴾

meŝelü-lleẕîne ḥummilü-ttevrâte ŝümme lem yaḥmilûhâ kemeŝeli-lḥimâri yaḥmilü esfârâ. bi'se meŝelü-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâti-llâh. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

5. Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer. Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü! Allah zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz.

Kelime meali

مَثَلُ durumu · ٱلَّذِينَ yükletilenlerin · حُمِّلُوا۟ · ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat · ثُمَّ sonra da · لَمْ onu taşımayanların · يَحْمِلُوهَا · كَمَثَلِ durumu gibidir · ٱلْحِمَارِ eşeğin · يَحْمِلُ taşıyan · أَسْفَارًۢا ۚ kitaplar · بِئْسَ ne kötüdür · مَثَلُ durumu · ٱلْقَوْمِ kavmin · ٱلَّذِينَ yalanlayan · كَذَّبُوا۟ · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğunu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler

قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓاْ إِن زَعَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ أَوۡلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿6﴾

ḳul yâ eyyühe-lleẕîne hâdû in za`amtüm enneküm evliyâü lillâhi min dûni-nnâsi fetemennevu-lmevte in küntüm ṣâdiḳîn.

6. De ki: “Ey yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin!”

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ olanlar · هَادُوٓا۟ yahudi · إِن eğer · زَعَمْتُمْ sanıyorsanız · أَنَّكُمْ yalnız sizsiniz · أَوْلِيَآءُ dostları · لِلَّهِ Allah'ın · مِن başka olarak · دُونِ · ٱلنَّاسِ insanlardan · فَتَمَنَّوُا۟ temenni edin · ٱلْمَوْتَ ölümü · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ samimi(ler)

وَلَا يَتَمَنَّوۡنَهُۥٓ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ ﴿7﴾

velâ yetemennevnehû ebedem bimâ ḳaddemet eydîhim. vellâhü `alîmüm biżżâlimîn.

7. Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.

Kelime meali

وَلَا ve · يَتَمَنَّوْنَهُۥٓ temenni etmezler · أَبَدًۢا asla · بِمَا yüzünden · قَدَّمَتْ öne sürdükleri · أَيْدِيهِمْ ۚ ellerinin · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri

قُلۡ إِنَّ ٱلۡمَوۡتَ ٱلَّذِي تَفِرُّونَ مِنۡهُ فَإِنَّهُۥ مُلَٰقِيكُمۡۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿8﴾

ḳul inne-lmevte-lleẕî tefirrûne minhü feinnehû mülâḳîküm ŝümme türaddûne ilâ `âlimi-lgaybi veşşehâdeti feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.

8. Şöyle de: “Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.”

Kelime meali

قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْمَوْتَ ölüm · ٱلَّذِى sizin kaçtığınız · تَفِرُّونَ · مِنْهُ kendisinden · فَإِنَّهُۥ mutlaka · مُلَـٰقِيكُمْ ۖ sizi bulacaktır · ثُمَّ sonra · تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz · إِلَىٰ bilen'e · عَـٰلِمِ · ٱلْغَيْبِ görünmeyeni · وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüneni · فَيُنَبِّئُكُم ve O size haber verecektir · بِمَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿9﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ nûdiye liṣṣalâti miy yevmi-lcümü`ati fes`av ilâ ẕikri-llâhi veẕerü-lbey`. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm ta`lemûn.

9. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · نُودِىَ çağrıldığı(nız) · لِلصَّلَوٰةِ namaz için · مِن günü · يَوْمِ · ٱلْجُمُعَةِ Cuma · فَٱسْعَوْا۟ hemen koşun · إِلَىٰ anmağa · ذِكْرِ · ٱللَّهِ Allah'ı · وَذَرُوا۟ ve bırakın · ٱلْبَيْعَ ۚ alışverişi · ذَٰلِكُمْ bu · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · لَّكُمْ sizin için · إِن eğer · كُنتُمْ bilirseniz · تَعْلَمُونَ

فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿10﴾

feiẕâ ḳuḍiyeti-ṣṣâletü fenteşirû fi-l'arḍi vebtegû min faḍli-llâhi veẕkürü-llâhe keŝîral le`alleküm tüfliḥûn.

10. Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.

Kelime meali

فَإِذَا zaman · قُضِيَتِ kıldığınız · ٱلصَّلَوٰةُ namazı · فَٱنتَشِرُوا۟ dağılın · فِى yeryüzüne · ٱلْأَرْضِ · وَٱبْتَغُوا۟ ve arayın · مِن lutfundan · فَضْلِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٱذْكُرُوا۟ ve anın · ٱللَّهَ Allah'ı · كَثِيرًۭا çokça · لَّعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz

وَإِذَا رَأَوۡاْ تِجَٰرَةً أَوۡ لَهۡوًا ٱنفَضُّوٓاْ إِلَيۡهَا وَتَرَكُوكَ قَآئِمࣰ اۚ قُلۡ مَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ مِّنَ ٱللَّهۡوِ وَمِنَ ٱلتِّجَٰرَةِۚ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ﴿11﴾

veiẕâ raev ticâraten ev lehven-nfeḍḍû ileyhâ veterakûke ḳâimâ. ḳul mâ `inde-llâhi ḫayrum mine-llehvi vemine-tticârah. vellâhü ḫayru-rrâziḳîn.

11. Ama onlar bir ticaret veya eğlence görünce ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: “Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

Kelime meali

وَإِذَا zaman · رَأَوْا۟ gördükleri · تِجَـٰرَةً bir ticaret · أَوْ veya · لَهْوًا eğlence · ٱنفَضُّوٓا۟ dağılıp · إِلَيْهَا ona giderler · وَتَرَكُوكَ ve seni bırakırlar · قَآئِمًۭا ۚ ayakta · قُلْ de ki · مَا bulunan · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah'ın · خَيْرٌۭ hayırlıdır · مِّنَ eğlenceden · ٱللَّهْوِ · وَمِنَ ve · ٱلتِّجَـٰرَةِ ۚ ticaretten · وَٱللَّهُ ve Allah · خَيْرُ en hayırlısıdır · ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin