Saf Suresi
Saf suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿1﴾
sebbeḥa lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.
1. Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah’ı tesbih etmektedir. O azîzdir, hakîmdir.
Kelime meali
سَبَّحَ tesbih etmektedir · لِلَّهِ Allah'ı · مَا ne varsa · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve ne varsa · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۖ · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ üstündür · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفۡعَلُونَ ﴿2﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lime teḳûlûne mâ lâ tef`alûn.
2. Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لِمَ niçin? · تَقُولُونَ söylüyorsunuz · مَا şeyi · لَا yapmayacağınız · تَفْعَلُونَ
كَبُرَ مَقۡتًا عِندَ ٱللَّهِ أَن تَقُولُواْ مَا لَا تَفۡعَلُونَ ﴿3﴾
kebüra maḳten `inde-llâhi en teḳûlû mâ lâ tef`alûn.
3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.
Kelime meali
كَبُرَ büyüktür · مَقْتًا gazabı · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah · أَن söylemenin · تَقُولُوا۟ · مَا şeyi · لَا yapmayacağınız · تَفْعَلُونَ
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِهِۦ صَفࣰّ ا كَأَنَّهُم بُنۡيَٰنࣱ مَّرۡصُوصࣱ ﴿4﴾
inne-llâhe yüḥibbü-lleẕîne yüḳâtilûne fî sebîlihî ṣaffen keennehüm bünyânüm merṣûṣ.
4. Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلَّذِينَ kimseleri · يُقَـٰتِلُونَ çarpışan(ları) · فِى kendi yolunda · سَبِيلِهِۦ · صَفًّۭا saf bağlayarak · كَأَنَّهُم gibi · بُنْيَـٰنٌۭ binalar · مَّرْصُوصٌۭ kenetlenmiş
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ لِمَ تُؤۡذُونَنِي وَقَد تَّعۡلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُمۡۖ فَلَمَّا زَاغُوٓاْ أَزَاغَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿5﴾
veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihî yâ ḳavmi lime tü'ẕûnenî veḳat ta`lemûne ennî rasûlü-llâhi ileyküm. felemmâ zâgû ezâga-llâhü ḳulûbehüm. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.
5. Hani Mûsâ kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Size Allah tarafından gönderilmiş elçi olduğumu gayet iyi bildiğiniz halde ne diye beni üzüyorsunuz?” Onlar eğrilik yapınca Allah da kalplerini eğriltti. Allah günaha saplananları doğruya eriştirmez.
Kelime meali
وَإِذْ bir zaman · قَالَ demişti · مُوسَىٰ Musa · لِقَوْمِهِۦ kavmine · يَـٰقَوْمِ ey kavmim · لِمَ niçin? · تُؤْذُونَنِى beni incitiyorsunuz · وَقَد halde · تَّعْلَمُونَ biliyorsunuz · أَنِّى gerçekten benim · رَسُولُ elçisi (olduğumu) · ٱللَّهِ Allah'ın · إِلَيْكُمْ ۖ size · فَلَمَّا zaman · زَاغُوٓا۟ onlar eğrildiği · أَزَاغَ eğriltti · ٱللَّهُ Allah da · قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ kavmi · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan
وَإِذۡ قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُم مُّصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيَّ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَمُبَشِّرَۢا بِرَسُولࣲ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِي ٱسۡمُهُۥٓ أَحۡمَدُۖ فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ قَالُواْ هَٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ ﴿6﴾
veiẕ ḳâle `îse-bnü meryeme yâ benî isrâîle innî rasûlü-llâhi ileyküm müṣaddiḳal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti vemübeşşiram birasûliy ye'tî mim ba`di-smühû aḥmed. felemmâ câehüm bilbeyyinâti ḳâlû hâẕâ siḥrum mübîn.
6. Meryem oğlu Îsâ da şöyle demişti: “Ey İsrâiloğulları! Bilin ki benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed isimli elçiyi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş elçiyim.” Ama o (Ahmed) kendilerine apaçık kanıtlarla gelince, “Bu (kanıtlar) besbelli bir büyü!” dediler.
Kelime meali
وَإِذْ ve hani · قَالَ demişti · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · يَـٰبَنِىٓ ey oğulları · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · إِنِّى elbette ben · رَسُولُ elçisiyim · ٱللَّهِ Allah'ın · إِلَيْكُم size (gönderilen) · مُّصَدِّقًۭا doğrulayıcı · لِّمَا olanı · بَيْنَ elimde · يَدَىَّ · مِنَ Tevrattan · ٱلتَّوْرَىٰةِ · وَمُبَشِّرًۢا ve müjdeleyiciyim · بِرَسُولٍۢ bir elçiyi · يَأْتِى gelecek · مِنۢ benden sonra · بَعْدِى · ٱسْمُهُۥٓ onun ismi · أَحْمَدُ ۖ Ahmed'dir · فَلَمَّا zaman · جَآءَهُم onlara geldiği · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle · قَالُوا۟ dediler · هَـٰذَا bu · سِحْرٌۭ bir büyüdür · مُّبِينٌۭ apaçık
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُوَ يُدۡعَىٰٓ إِلَى ٱلۡإِسۡلَٰمِۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿7﴾
vemen ażlemü mimmeni-fterâ `ale-llâhi-lkeẕibe vehüve yüd`â ile-l'islâm. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
7. Yalnız Allah’a teslim olmaya çağırılıp dururken Allah hakkında asılsız şeyler yakıştırmaya çalışandan daha büyük haksızlığı kim yapabilir? Allah zalimlere hidayet nasip etmez.
Kelime meali
وَمَنْ ve kim (olabilir?) · أَظْلَمُ daha zalim · مِمَّنِ kimseden · ٱفْتَرَىٰ iftira atan · عَلَى üstüne · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱلْكَذِبَ yalan · وَهُوَ ve o · يُدْعَىٰٓ çağırıldığı halde · إِلَى islama · ٱلْإِسْلَـٰمِ ۚ · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğunu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler
يُرِيدُونَ لِيُطۡفِـُٔواْ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفۡوَٰهِهِمۡ وَٱللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡكَٰفِرُونَ ﴿8﴾
yürîdûne liyuṭfiû nûra-llâhi biefvâhihim vellâhü mütimmü nûrihî velev kerihe-lkâfirûn.
8. İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!
Kelime meali
يُرِيدُونَ istiyorlar · لِيُطْفِـُٔوا۟ söndürmek · نُورَ nurunu · ٱللَّهِ Allah'ın · بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyle · وَٱللَّهُ ve Allah · مُتِمُّ tamamlayacaktır · نُورِهِۦ nurunu · وَلَوْ ve şayet · كَرِهَ hoşlanmasa da · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُشۡرِكُونَ ﴿9﴾
hüve-lleẕî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lḥaḳḳi liyużhirahû `ale-ddîni küllihî velev kerihe-lmüşrikûn.
9. Müşrikler istemese de, bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye resulünü, doğru yol rehberi ve hak din ile gönderen O’dur.
Kelime meali
هُوَ O · ٱلَّذِىٓ ki · أَرْسَلَ gönderdi · رَسُولَهُۥ elçisini · بِٱلْهُدَىٰ hidayetle · وَدِينِ ve din ile · ٱلْحَقِّ hak · لِيُظْهِرَهُۥ onu getirsin diye · عَلَى üstün · ٱلدِّينِ dinlere · كُلِّهِۦ bütün · وَلَوْ ve şayet · كَرِهَ hoşlanmasa da · ٱلْمُشْرِكُونَ müşrikler
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ تِجَٰرَةࣲ تُنجِيكُم مِّنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ ﴿10﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû hel edüllüküm `alâ ticâratin tüncîküm min `aẕâbin elîm.
10. Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · هَلْ size göstereyimmi? · أَدُلُّكُمْ · عَلَىٰ bir ticaret · تِجَـٰرَةٍۢ · تُنجِيكُم sizi kurtaracak · مِّنْ azabdan · عَذَابٍ · أَلِيمٍۢ acıklı
تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿11﴾
tü'minûne billâhi verasûlihî vetücâhidûne fî sebîli-llâhi biemvâliküm veenfüsiküm. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm ta`lemûn.
11. Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Kelime meali
تُؤْمِنُونَ inanırsınız · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · وَتُجَـٰهِدُونَ ve cihadedersiniz · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla · وَأَنفُسِكُمْ ۚ ve canlarınızla · ذَٰلِكُمْ işte budur · خَيْرٌۭ en iyisi · لَّكُمْ sizin için · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · تَعْلَمُونَ biliyor(lar)
يَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡ وَيُدۡخِلۡكُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةࣰ فِي جَنَّٰتِ عَدۡنࣲۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿12﴾
yagfir leküm ẕünûbeküm veyüdḫilküm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru vemesâkine ṭayyibeten fî cennâti `adn. ẕâlike-lfevzü-l`ażîm.
12. O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
Kelime meali
يَغْفِرْ bağışlasın · لَكُمْ sizin · ذُنُوبَكُمْ günahlarınızı · وَيُدْخِلْكُمْ ve sizi koysun · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · وَمَسَـٰكِنَ ve konutlara · طَيِّبَةًۭ güzel · فِى içinde · جَنَّـٰتِ bahçeler · عَدْنٍۢ ۚ durulmağa değer · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük
وَأُخۡرَىٰ تُحِبُّونَهَاۖ نَصۡرࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَتۡحࣱ قَرِيبࣱۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿13﴾
veuḫrâ tüḥibbûnehâ. naṣrum mine-llâhi vefetḥun ḳarîb. vebeşşiri-lmü'minîn.
13. Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi müminleri müjdele.
Kelime meali
وَأُخْرَىٰ bir şey daha var · تُحِبُّونَهَا ۖ seveceğiniz · نَصْرٌۭ bir zafer · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَفَتْحٌۭ ve bir fetih · قَرِيبٌۭ ۗ yakın · وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُوٓاْ أَنصَارَ ٱللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ لِلۡحَوَارِيِّـۧنَ مَنۡ أَنصَارِيٓ إِلَى ٱللَّهِۖ قَالَ ٱلۡحَوَارِيُّونَ نَحۡنُ أَنصَارُ ٱللَّهِۖ فَـَٔامَنَت طَّآئِفَةࣱ مِّنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَكَفَرَت طَّآئِفَةࣱۖ فَأَيَّدۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ عَلَىٰ عَدُوِّهِمۡ فَأَصۡبَحُواْ ظَٰهِرِينَ ﴿14﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû enṣâra-llâhi kemâ ḳâle `îse-bnü meryeme lilḥavâriyyîne men enṣârî ile-llâh. ḳâle-lḥavâriyyûne naḥnü enṣâru-llâhi feâmeneṭ ṭâifetüm mim benî isrâîle vekeferaṭ ṭâifeh. feeyyedne-lleẕîne âmenû `alâ `adüvvihim feaṣbeḥû żâhirîn.
14. Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu Îsâ da havârilerine, “Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” diye sorduğunda havâriler, “Allah’ın yardımcıları biziz” demişlerdi. Sonra İsrâiloğulları’ndan bir kısmı iman etmiş, diğer bir kısmı da inkâr etmişti. Biz inananları düşmanlarına karşı destekledik, böylece üstün geldiler.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · كُونُوٓا۟ olun · أَنصَارَ yardımcıları · ٱللَّهِ Allah'ın · كَمَا nitekim · قَالَ demişti · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · لِلْحَوَارِيِّـۧنَ havarilere · مَنْ kimdir? · أَنصَارِىٓ benim yardımcılarım · إِلَى (yolunda) · ٱللَّهِ ۖ Allah · قَالَ dediler · ٱلْحَوَارِيُّونَ havariler · نَحْنُ biziz · أَنصَارُ yardımcların · ٱللَّهِ ۖ Allah(yolun)un · فَـَٔامَنَت inandı · طَّآئِفَةٌۭ bir zümre · مِّنۢ oğullarından · بَنِىٓ · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · وَكَفَرَت ve inkar etti · طَّآئِفَةٌۭ ۖ bir zümre · فَأَيَّدْنَا biz de destekledik · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · عَلَىٰ karşı · عَدُوِّهِمْ düşmanlarına · فَأَصْبَحُوا۟ onlar oldular · ظَـٰهِرِينَ üstün gelenlerden