Mümtehine Suresi
Mümtehine suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمۡ أَوۡلِيَآءَ تُلۡقُونَ إِلَيۡهِم بِٱلۡمَوَدَّةِ وَقَدۡ كَفَرُواْ بِمَا جَآءَكُم مِّنَ ٱلۡحَقِّ يُخۡرِجُونَ ٱلرَّسُولَ وَإِيَّاكُمۡ أَن تُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ رَبِّكُمۡ إِن كُنتُمۡ خَرَجۡتُمۡ جِهَٰدࣰ ا فِي سَبِيلِي وَٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِيۚ تُسِرُّونَ إِلَيۡهِم بِٱلۡمَوَدَّةِ وَأَنَا۠ أَعۡلَمُ بِمَآ أَخۡفَيۡتُمۡ وَمَآ أَعۡلَنتُمۡۚ وَمَن يَفۡعَلۡهُ مِنكُمۡ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ﴿1﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû `adüvvî ve`adüvveküm evliyâe tülḳûne ileyhim bilmeveddeti veḳad keferû bimâ câeküm mine-lḥaḳḳ. yuḫricûne-rrasûle veiyyâküm en tü'minû billâhi rabbiküm. in küntüm ḫaractüm cihâden fî sebîlî vebtigâe merḍâtî tüsirrûne ileyhim bilmeveddeh. veenâ a`lemü bimâ aḫfeytüm vemâ a`lentüm. vemey yef`alhü minküm feḳad ḍalle sevâe-ssebîl.
1. Ey iman edenler! Eğer benim yolumda cihad etmek ve hoşnutluğumu kazanmak üzere yola çıkmışsanız, benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri kendilerine sevgi göstererek dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmektedirler; üstelik rabbiniz Allah’a iman ettiniz diye peygamberi ve sizi (yurdunuzdan) çıkarıyorlar. Ben sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bildiğim halde onlara gizliden gizliye sevgi besliyorsunuz. İçinizden kim bunu yaparsa bilsin ki doğru yoldan sapmıştır.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · عَدُوِّى benim düşmanımı · وَعَدُوَّكُمْ ve sizin düşmanınızı · أَوْلِيَآءَ dostlar · تُلْقُونَ siz iletiyorsunuz · إِلَيْهِم onlara · بِٱلْمَوَدَّةِ sevgi · وَقَدْ halbuki · كَفَرُوا۟ onlar inkar ettiler · بِمَا şeyi · جَآءَكُم size gelen · مِّنَ haktan · ٱلْحَقِّ · يُخْرِجُونَ (yurdunuzdan) çıkardılar · ٱلرَّسُولَ Elçiyi · وَإِيَّاكُمْ ۙ ve sizi · أَن dolayı · تُؤْمِنُوا۟ inandığınızdan · بِٱللَّهِ Allah'a · رَبِّكُمْ Rabbiniz · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · خَرَجْتُمْ çıkmış · جِهَـٰدًۭا cihadetmek için · فِى benim yolumda · سَبِيلِى · وَٱبْتِغَآءَ ve kazanmak için · مَرْضَاتِى ۚ benim rızamı · تُسِرُّونَ (nasıl) gizliyorsunuz · إِلَيْهِم onlara · بِٱلْمَوَدَّةِ içinizde sevgi · وَأَنَا۠ oysa ben · أَعْلَمُ bilirim · بِمَآ şeyleri · أَخْفَيْتُمْ sizin gizlediğiniz · وَمَآ ve şeyleri · أَعْلَنتُمْ ۚ açığa vurduğunuz · وَمَن ve kim · يَفْعَلْهُ bunu yaparsa · مِنكُمْ sizden · فَقَدْ elbette · ضَلَّ sapmıştır · سَوَآءَ doğru · ٱلسَّبِيلِ yoldan
إِن يَثۡقَفُوكُمۡ يَكُونُواْ لَكُمۡ أَعۡدَآءࣰ وَيَبۡسُطُوٓاْ إِلَيۡكُمۡ أَيۡدِيَهُمۡ وَأَلۡسِنَتَهُم بِٱلسُّوٓءِ وَوَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ ﴿2﴾
iy yeŝḳafûküm yekûnû leküm a`dâev veyebsüṭû ileyküm eydiyehüm veelsinetehüm bissûi veveddû lev tekfürûn.
2. Onlar sizi bir yakalasalar size düşmanca davranırlar, elleriyle ve dilleriyle size kötülük etmeye çalışırlar ve isterler ki sizler de hakkı inkâr edesiniz.
Kelime meali
إِن eğer · يَثْقَفُوكُمْ onlar sizi ele geçirseler · يَكُونُوا۟ olurlar · لَكُمْ size · أَعْدَآءًۭ düşman · وَيَبْسُطُوٓا۟ ve uzatırlar · إِلَيْكُمْ size · أَيْدِيَهُمْ ellerini · وَأَلْسِنَتَهُم ve dillerini · بِٱلسُّوٓءِ kötülükle · وَوَدُّوا۟ ve isterler · لَوْ keşke · تَكْفُرُونَ inkar etseniz
لَن تَنفَعَكُمۡ أَرۡحَامُكُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُكُمۡۚ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَفۡصِلُ بَيۡنَكُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ ﴿3﴾
len tenfe`aküm erḥâmüküm velâ evlâdüküm. yevme-lḳiyâmeh. yefṣilü beyneküm. vellâhü bimâ ta`melûne beṣîr.
3. Kıyamet gününde yakınlarınız da çocuklarınız da size asla fayda vermeyecek. Allah aranızda hükmünü verecek. Yapıp ettiklerinizi Allah görmektedir.
Kelime meali
لَن asla · تَنفَعَكُمْ size fayda vermez · أَرْحَامُكُمْ akrabanız · وَلَآ ne de · أَوْلَـٰدُكُمْ ۚ çocuklarınız · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · يَفْصِلُ ayırır · بَيْنَكُمْ ۚ aranızı · وَٱللَّهُ ve Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · بَصِيرٌۭ görmektedir
قَدۡ كَانَتۡ لَكُمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ فِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ إِذۡ قَالُواْ لِقَوۡمِهِمۡ إِنَّا بُرَءَٰٓؤُاْ مِنكُمۡ وَمِمَّا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ كَفَرۡنَا بِكُمۡ وَبَدَا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُ ٱلۡعَدَٰوَةُ وَٱلۡبَغۡضَآءُ أَبَدًا حَتَّىٰ تُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥٓ إِلَّا قَوۡلَ إِبۡرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسۡتَغۡفِرَنَّ لَكَ وَمَآ أَمۡلِكُ لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۖ رَّبَّنَا عَلَيۡكَ تَوَكَّلۡنَا وَإِلَيۡكَ أَنَبۡنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿4﴾
ḳad kânet leküm üsvetün ḥasenetün fî ibrâhîme velleẕîne me`ah. iẕ ḳâlû liḳavmihim innâ büraâü minküm vemimmâ ta`büdûne min dûni-llâh. kefernâ biküm vebedâ beynenâ vebeynekümü-l`adâvetü vebagḍâü ebeden ḥattâ tü'minû billâhi vaḥdehû illâ ḳavle ibrâhîme liebîhi leestagfiranne leke vemâ emlikü leke mine-llâhi min şey'. rabbenâ `aleyke tevekkelnâ veileyke enebnâ veileyke-lmeṣîr.
4. İbrâhim’de ve ona uyanlarda size güzel bir örneklik vardır; onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Bilin ki bizim sizinle ve Allah’ı bırakıp da taptıklarınızla bir ilişiğimiz yoktur. Sizi (ve değerlerinizi) reddediyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a iman edinceye kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve nefret açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak İbrâhim’in, babasına “Hiç şüphen olmasın bağışlanman için dua edeceğim, ama Allah’tan sana geleceklere karşı yapabileceğim bir şey de yoktur” demesi başka. Rabbimiz! Sadece sana dayanıp güvendik, sana yöneldik; dönüş de ancak sanadır.
Kelime meali
قَدْ elbette · كَانَتْ vardır · لَكُمْ sizin için · أُسْوَةٌ bir örnek · حَسَنَةٌۭ güzel · فِىٓ İbrahim'de · إِبْرَٰهِيمَ · وَٱلَّذِينَ ve bulunanlarda · مَعَهُۥٓ onunla beraber · إِذْ hani · قَالُوا۟ onlar demişlerdi · لِقَوْمِهِمْ kavimlerine · إِنَّا elbette biz · بُرَءَٰٓؤُا۟ uzağız · مِنكُمْ sizden · وَمِمَّا ve · تَعْبُدُونَ taptıklarınızdan · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · كَفَرْنَا tanımıyoruz · بِكُمْ sizi · وَبَدَا ve belirmiştir · بَيْنَنَا bizim aramızda · وَبَيْنَكُمُ sizinle · ٱلْعَدَٰوَةُ bir düşmanlık · وَٱلْبَغْضَآءُ ve nefret · أَبَدًا sürekli · حَتَّىٰ kadar · تُؤْمِنُوا۟ siz inanıncaya · بِٱللَّهِ Allah'a · وَحْدَهُۥٓ bir tek · إِلَّا yalnız hariçtir · قَوْلَ demesi · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in · لِأَبِيهِ babasına · لَأَسْتَغْفِرَنَّ mağfiret dileyeceğim · لَكَ senin için · وَمَآ fakat · أَمْلِكُ gücüm yetmez · لَكَ senin için · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · مِن (gelecek) · شَىْءٍۢ ۖ bir şeye · رَّبَّنَا Rabbimiz · عَلَيْكَ sana · تَوَكَّلْنَا dayandık · وَإِلَيْكَ ve sana · أَنَبْنَا yöneldik · وَإِلَيْكَ ve sanadır · ٱلْمَصِيرُ dönüş
رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ وَٱغۡفِرۡ لَنَا رَبَّنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿5﴾
rabbenâ lâ tec`alnâ fitnetel lilleẕîne keferû vagfir lenâ rabbenâ. inneke ente-l`azîzü-lḥakîm.
5. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Bizi bağışla ey rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan sensin.
Kelime meali
رَبَّنَا Rabbimiz · لَا bizi yapma · تَجْعَلْنَا · فِتْنَةًۭ bir sınav · لِّلَّذِينَ kimseler için · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَٱغْفِرْ e bağışla · لَنَا bizi · رَبَّنَآ ۖ Rabbimiz · إِنَّكَ ancak Sensin · أَنتَ Sen · ٱلْعَزِيزُ yegane galib · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibi
لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِيهِمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَۚ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿6﴾
leḳad kâne leküm fîhim üsvetün ḥasenetül limen kâne yercü-llâhe velyevme-l'âhir. vemey yetevelle feinne-llâhe hüve-lganiyyü-lḥamîd.
6. Şüphe yok ki, içinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar için onlarda güzel bir örneklik vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde lâyıktır.
Kelime meali
لَقَدْ andolsun · كَانَ vardır · لَكُمْ sizin için · فِيهِمْ onlarda · أُسْوَةٌ bir örnek · حَسَنَةٌۭ güzel · لِّمَن kimseler için · كَانَ arzu edenler · يَرْجُوا۟ · ٱللَّهَ Allah'ı · وَٱلْيَوْمَ ve gününü · ٱلْـَٔاخِرَ ۚ ahiret · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّ yüz çevirirse · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O'dur · ٱلْغَنِىُّ zengin olan · ٱلْحَمِيدُ övgüye layık olan
۞عَسَى ٱللَّهُ أَن يَجۡعَلَ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ عَادَيۡتُم مِّنۡهُم مَّوَدَّةࣰۚ وَٱللَّهُ قَدِيرࣱۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿7﴾
`asa-llâhü ey yec`ale beyneküm vebeyne-lleẕîne `âdeytüm minhüm meveddeh. vellâhü ḳadîr. vellâhü gafûrur raḥîm.
7. Belki de Allah sizinle onlardan düşmanınız olan kimseler arasında (karşılıklı) bir dostluk meydana getirecektir. Allah kādirdir. Allah bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kelime meali
۞ عَسَى belki de · ٱللَّهُ Allah · أَن koyar · يَجْعَلَ · بَيْنَكُمْ sizinle · وَبَيْنَ arasına · ٱلَّذِينَ düşman olduklarınız · عَادَيْتُم · مِّنْهُم onlardan · مَّوَدَّةًۭ ۚ bir sevgi · وَٱللَّهُ ve Allah · قَدِيرٌۭ ۚ kadirdir · وَٱللَّهُ ve Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir
لَّا يَنۡهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ لَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَلَمۡ يُخۡرِجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ أَن تَبَرُّوهُمۡ وَتُقۡسِطُوٓاْ إِلَيۡهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ﴿8﴾
lâ yenhâkümü-llâhü `ani-lleẕîne lem yüḳâtilûküm fi-ddîni velem yuḫricûküm min diyâriküm en teberrûhüm vetuḳsiṭû ileyhim. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḳsiṭîn.
8. Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever.
Kelime meali
لَّا sizi men'etmez · يَنْهَىٰكُمُ · ٱللَّهُ Allah · عَنِ kimselerden · ٱلَّذِينَ · لَمْ sizinle savaşmayan · يُقَـٰتِلُوكُمْ · فِى hakkında · ٱلدِّينِ din · وَلَمْ ve · يُخْرِجُوكُم sizi çıkarmayan · مِّن yurtlarınızdan; · دِيَـٰرِكُمْ · أَن iyilik etmekten · تَبَرُّوهُمْ · وَتُقْسِطُوٓا۟ ve adaletli davranmaktan · إِلَيْهِمْ ۚ onlara · إِنَّ şüphesiz ki · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları
إِنَّمَا يَنۡهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ قَٰتَلُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَأَخۡرَجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ وَظَٰهَرُواْ عَلَىٰٓ إِخۡرَاجِكُمۡ أَن تَوَلَّوۡهُمۡۚ وَمَن يَتَوَلَّهُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿9﴾
innemâ yenhâkümü-llâhü `ani-lleẕîne ḳâtelûküm fi-ddîni veaḫracûküm min diyâriküm veżâherû `alâ iḫrâciküm en tevellevhüm. vemey yetevellehüm feülâike hümu-żżâlimûn.
9. Allah ancak, din konusunda sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanlarla dostluk kurmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir.
Kelime meali
إِنَّمَا ancak · يَنْهَىٰكُمُ sizi men'eder · ٱللَّهُ Allah · عَنِ kimselerden · ٱلَّذِينَ · قَـٰتَلُوكُمْ sizinle savaşan · فِى hakkında · ٱلدِّينِ din · وَأَخْرَجُوكُم ve sizi çıkaran · مِّن yurtlarınızdan · دِيَـٰرِكُمْ · وَظَـٰهَرُوا۟ ve yardım eden · عَلَىٰٓ çıkarılmanıza · إِخْرَاجِكُمْ · أَن dost olmanızdan · تَوَلَّوْهُمْ ۚ · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّهُمْ onlarla dost olursa · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا جَآءَكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ مُهَٰجِرَٰتࣲ فَٱمۡتَحِنُوهُنَّۖ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِهِنَّۖ فَإِنۡ عَلِمۡتُمُوهُنَّ مُؤۡمِنَٰتࣲ فَلَا تَرۡجِعُوهُنَّ إِلَى ٱلۡكُفَّارِۖ لَا هُنَّ حِلࣱّ لَّهُمۡ وَلَا هُمۡ يَحِلُّونَ لَهُنَّۖ وَءَاتُوهُم مَّآ أَنفَقُواْۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّۚ وَلَا تُمۡسِكُواْ بِعِصَمِ ٱلۡكَوَافِرِ وَسۡـَٔلُواْ مَآ أَنفَقۡتُمۡ وَلۡيَسۡـَٔلُواْ مَآ أَنفَقُواْۚ ذَٰلِكُمۡ حُكۡمُ ٱللَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡۖ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ ﴿10﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ câekümü-lmü'minâtü mühâcirâtin femteḥinûhünn. allâhü a`lemü biîmânihinn. fein `alimtümûhünne mü'minâtin felâ terci`ûhünne ile-lküffâr. lâ hünne ḥillül lehüm velâ hüm yeḥillûne lehünn. veâtûhüm mâ enfeḳû. velâ cünâḥa `aleyküm en tenkiḥûhünne iẕâ âteytümûhünne ücûrahünn. velâ tümsikû bi`iṣami-lkevâfiri ves'elû mâ enfaḳtüm velyes'elû mâ enfeḳû. ẕâliküm ḥukmü-llâh. yaḥkümü beyneküm. vellâhü `alîmün ḥakîm.
10. Ey iman edenler! Mümin kadınlar göç ederek size geldiklerinde -onların imanlarını Allah daha iyi bilmekle beraber- siz onları sınayın. Eğer mümin olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere iade etmeyin. Bunlar onlara helâl değildir, onlar da bunlara helâl olmaz. Onlara (kocalarına) harcadıklarını (mehirleri) geri veriniz. Mehirlerini ödediğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde sakınca yoktur. Kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın. Siz harcadığınızı (verdiğiniz mehri) isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler. Allah’ın hükmü işte budur. Aranızda hükmünü böyle veriyor. Allah hakkıyla bilmektedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · جَآءَكُمُ size geldiği · ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ mü'min kadınlar · مُهَـٰجِرَٰتٍۢ göç ederek · فَٱمْتَحِنُوهُنَّ ۖ onları imtihan edin · ٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِإِيمَـٰنِهِنَّ ۖ onların imanlarını · فَإِنْ eğer · عَلِمْتُمُوهُنَّ anlarsanız · مُؤْمِنَـٰتٍۢ inanmış olduklarını · فَلَا onları geri döndürmeyin · تَرْجِعُوهُنَّ · إِلَى kafirlere · ٱلْكُفَّارِ ۖ · لَا değildir · هُنَّ bunlar (kadınlar) · حِلٌّۭ helal · لَّهُمْ onlara · وَلَا ve değildir · هُمْ onlar · يَحِلُّونَ helal · لَهُنَّ ۖ bunlara · وَءَاتُوهُم ve onlara verin · مَّآ şey(leri) · أَنفَقُوا۟ ۚ onların harcadıkları · وَلَا ve yoktur · جُنَاحَ bir günah · عَلَيْكُمْ sizin için · أَن bunlarla evlenmenizde · تَنكِحُوهُنَّ · إِذَآ takdirde · ءَاتَيْتُمُوهُنَّ kendilerine verdiğiniz · أُجُورَهُنَّ ۚ ücretlerini · وَلَا ve · تُمْسِكُوا۟ tutmayın · بِعِصَمِ ismetlerini · ٱلْكَوَافِرِ kafir kadınların · وَسْـَٔلُوا۟ isteyin · مَآ şeyi (mehri) · أَنفَقْتُمْ harcadığınız · وَلْيَسْـَٔلُوا۟ ve onlar da istesinler · مَآ şeyi · أَنفَقُوا۟ ۚ harcadıkları · ذَٰلِكُمْ bu size · حُكْمُ hükmüdür · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · يَحْكُمُ (böyle) hükmediyor · بَيْنَكُمْ ۚ aranızda · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
وَإِن فَاتَكُمۡ شَيۡءࣱ مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۡ إِلَى ٱلۡكُفَّارِ فَعَاقَبۡتُمۡ فَـَٔاتُواْ ٱلَّذِينَ ذَهَبَتۡ أَزۡوَٰجُهُم مِّثۡلَ مَآ أَنفَقُواْۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِيٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤۡمِنُونَ ﴿11﴾
vein fâteküm şey'üm min ezvâciküm ile-lküffâri fe`âḳabtüm feâtü-lleẕîne ẕehebet ezvâcühüm miŝle mâ enfeḳû. vetteḳu-llâhe-lleẕî entüm bihî mü'minûn.
11. Şayet eşlerinizden biri kâfirlere kaçar, böylece (tazminat ödemek için) sıra size gelmiş olursa, eşleri gitmiş olanlara harcadıklarına denk bir şey verin. İnandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
Kelime meali
وَإِن ve eğer · فَاتَكُمْ giderse · شَىْءٌۭ herhangibir şey · مِّنْ eşlerinizden · أَزْوَٰجِكُمْ · إِلَى kafirlere · ٱلْكُفَّارِ · فَعَاقَبْتُمْ sonra sıra size gelirse · فَـَٔاتُوا۟ verin · ٱلَّذِينَ gidenlere · ذَهَبَتْ · أَزْوَٰجُهُم eşleri · مِّثْلَ mislini · مَآ harcadıklarının · أَنفَقُوا۟ ۚ · وَٱتَّقُوا۟ ve sakının · ٱللَّهَ Allah'a · ٱلَّذِىٓ ki · أَنتُم siz · بِهِۦ ona · مُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِذَا جَآءَكَ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ يُبَايِعۡنَكَ عَلَىٰٓ أَن لَّا يُشۡرِكۡنَ بِٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَسۡرِقۡنَ وَلَا يَزۡنِينَ وَلَا يَقۡتُلۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ وَلَا يَأۡتِينَ بِبُهۡتَٰنࣲ يَفۡتَرِينَهُۥ بَيۡنَ أَيۡدِيهِنَّ وَأَرۡجُلِهِنَّ وَلَا يَعۡصِينَكَ فِي مَعۡرُوفࣲ فَبَايِعۡهُنَّ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُنَّ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿12﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü iẕâ câeke-lmü'minâtü yübâyi`neke `alâ el lâ yüşrikne billâhi şey'ev velâ yesriḳne velâ yeznîne velâ yaḳtülne evlâdehünne velâ ye'tîne bibühtâniy yefterînehû beyne eydîhinne veercülihinne velâ ya`ṣîneke fî ma`rûfin febâyi`hünne vestagfir lehünne-llâh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
12. Ey Peygamber! Mümin kadınlar Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacakları, hırsızlık yapmayacakları, zina etmeyecekleri, çocuklarını öldürmeyecekleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmeyecekleri, dine ve akla uygun hiçbir konuda sana karşı gelmeyecekleri hususunda sana biat etmeye geldiklerinde onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Kuşkusuz Allah bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · إِذَا zaman · جَآءَكَ sana geldiği · ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ inanmış kadınlar · يُبَايِعْنَكَ sana bi'at ederlerse · عَلَىٰٓ hususunda · أَن ortak koşmamaları · لَّا · يُشْرِكْنَ · بِٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi · وَلَا ve · يَسْرِقْنَ hırsızlık etmemeleri · وَلَا ve · يَزْنِينَ zina etmemeleri · وَلَا ve · يَقْتُلْنَ öldürmemeleri · أَوْلَـٰدَهُنَّ çocuklarını · وَلَا ve · يَأْتِينَ getirmemeleri · بِبُهْتَـٰنٍۢ uydurup · يَفْتَرِينَهُۥ bir iftira · بَيْنَ arasında · أَيْدِيهِنَّ elleri · وَأَرْجُلِهِنَّ ve ayakları · وَلَا ve · يَعْصِينَكَ sana karşı gelmemeleri · فِى iyi bir işte · مَعْرُوفٍۢ ۙ · فَبَايِعْهُنَّ onlarla bi'atleş · وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile · لَهُنَّ onlar için · ٱللَّهَ ۖ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَوَلَّوۡاْ قَوۡمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ قَدۡ يَئِسُواْ مِنَ ٱلۡأٓخِرَةِ كَمَا يَئِسَ ٱلۡكُفَّارُ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡقُبُورِ ﴿13﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetevellev ḳavmen gaḍibe-llâhü `aleyhim ḳad yeisû mine-l'âḫirati kemâ yeise-lküffâru min aṣḥâbi-lḳubûr.
13. Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin. Onlar, inkârcıların kabirlerdekilerden ümit kestikleri gibi âhiretten ümit kesmişlerdir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا dostluk etmeyin · تَتَوَلَّوْا۟ · قَوْمًا bir topluluk ile · غَضِبَ gazabettiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِمْ kendilerine · قَدْ umudu kesmiş olan · يَئِسُوا۟ · مِنَ ahiretten · ٱلْـَٔاخِرَةِ · كَمَا gibi · يَئِسَ umudu kestiği · ٱلْكُفَّارُ kafirlerin · مِنْ halkından · أَصْحَـٰبِ · ٱلْقُبُورِ mezarlık