Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Fâtır Suresi

سُوْرَةُ فَاطِرٍ · 35. sure · 45 âyet · Mekkî · 22. cüz · Mushaf sayfa 434

Fâtır suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ جَاعِلِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُوْلِيٓ أَجۡنِحَةࣲ مَّثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۚ يَزِيدُ فِي ٱلۡخَلۡقِ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿1﴾

elḥamdü lillâhi fâṭiri-ssemâvâti vel'arḍi câ`ili-lmelâiketi rusülen ülî ecniḥatim meŝnâ veŝülâŝe verubâ`. yezîdü fi-lḫalḳi mâ yeşâ'. inne-llâhe `alâ külli şey'in ḳadîr.

1. Hamd, gökleri ve yeri yoktan var eden, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O dilediği kadar fazlasını da yaratır. Kuşkusuz Allah her şeye kadirdir.

Kelime meali

ٱلْحَمْدُ hamd olsun · لِلَّهِ Allah'a · فَاطِرِ yoktan var eden · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضِ ve yeri · جَاعِلِ yapan · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekleri · رُسُلًا elçiler · أُو۟لِىٓ sahibi · أَجْنِحَةٍۢ kanatlar · مَّثْنَىٰ ikişer · وَثُلَـٰثَ ve üçer · وَرُبَـٰعَ ۚ ve dörder · يَزِيدُ artırır · فِى yaratmada · ٱلْخَلْقِ · مَا ne kadar · يَشَآءُ ۚ dilerse · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeyi · قَدِيرٌۭ yapabilendir

مَّا يَفۡتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحۡمَةࣲ فَلَا مُمۡسِكَ لَهَاۖ وَمَا يُمۡسِكۡ فَلَا مُرۡسِلَ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿2﴾

mâ yefteḥi-llâhü linnâsi mir raḥmetin felâ mümsike lehâ. vemâ yümsik felâ mürsile lehû mim ba`dih. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

2. Allah’ın insanlar için açtığı rahmeti kısabilecek yoktur, O’nun kıstığını da O’ndan başkası açamaz. O mutlak izzet ve derin hikmet sahibidir.

Kelime meali

مَّا ne ki · يَفْتَحِ (Allah) açar · ٱللَّهُ Allah · لِلنَّاسِ insanlar için · مِن rahmetten · رَّحْمَةٍۢ · فَلَا olamaz · مُمْسِكَ tutan · لَهَا ۖ onu · وَمَا ve ne ki · يُمْسِكْ (Allah) tutar · فَلَا olmaz · مُرْسِلَ salıverecek · لَهُۥ onu · مِنۢ O'ndan sonra · بَعْدِهِۦ ۚ · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ üstündür · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ هَلۡ مِنۡ خَٰلِقٍ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ ﴿3﴾

yâ eyyühe-nnâsü-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm. hel min ḫâliḳin gayru-llâhi yerzüḳuküm mine-ssemâi vel'arḍ. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tü'fekûn.

3. Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırınızdan çıkarmayın. Allah’tan başka gökten ve yerden size rızık veren yaratıcı var mı? O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse niçin haktan dönüyorsunuz?

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın · نِعْمَتَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ ۚ size olan · هَلْ var mı? · مِنْ hiç · خَـٰلِقٍ yaratıcı · غَيْرُ Allahtan başka · ٱللَّهِ · يَرْزُقُكُم size rızık verecek · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerden · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ ۖ O'ndan · فَأَنَّىٰ nasıl oluyor da? · تُؤْفَكُونَ çevriliyorsunuz

وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كُذِّبَتۡ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِكَۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ﴿4﴾

veiy yükeẕẕibûke feḳad küẕẕibet rusülüm min ḳablik. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.

4. Sana yalancı diyorlarsa (bilesin ki) senden önceki peygamberler de yalancılıkla itham edilmişlerdir. Bütün işler sonunda Allah’a döndürülecektir.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa · فَقَدْ elbette · كُذِّبَتْ yalanlanmıştır · رُسُلٌۭ elçiler (de) · مِّن senden önceki · قَبْلِكَ ۚ · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · تُرْجَعُ döndürülecektir · ٱلْأُمُورُ bütün işler

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ﴿5﴾

yâ eyyühe-nnâsü inne va`de-llâhi ḥaḳḳun felâ tegurrannekümü-lḥayâtü-ddünyâ. velâ yegurranneküm billâhi-lgarûr.

5. Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırmasın.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · إِنَّ elbette · وَعْدَ va'di · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقٌّۭ ۖ gerçektir · فَلَا asla · تَغُرَّنَّكُمُ sizi aldatmasın · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَا ۖ dünya · وَلَا ve · يَغُرَّنَّكُم sizi aldatmasın · بِٱللَّهِ Allah ile · ٱلْغَرُورُ o aldatıcı

إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لَكُمۡ عَدُوࣱّ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۚ إِنَّمَا يَدۡعُواْ حِزۡبَهُۥ لِيَكُونُواْ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﴿6﴾

inne-şşeyṭâne leküm `adüvvün fetteḫiẕûhü `adüvvâ. innemâ yed`û ḥizbehû liyekûnû min aṣḥâbi-sse`îr.

6. Şüphe yok ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin. Çünkü o kendisine uyacaklara yakıcı ateşin mahkûmlarından olsunlar diye çağrıda bulunur.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan · لَكُمْ size · عَدُوٌّۭ düşmandır · فَٱتَّخِذُوهُ siz de onu edinin · عَدُوًّا ۚ düşman · إِنَّمَا şüphesiz o · يَدْعُوا۟ çağırır · حِزْبَهُۥ taraftarlarını · لِيَكُونُوا۟ olmağa · مِنْ halkından · أَصْحَـٰبِ · ٱلسَّعِيرِ alevli ateşin

ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرٌ ﴿7﴾

elleẕîne keferû lehüm `aẕâbün şedîd. velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv veecrun kebîr.

7. İnkâr edenler için çetin bir azap vardır; iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara ise bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَهُمْ onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌۭ ۖ çetin · وَٱلَّذِينَ kimseler ise · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · لَهُم onlara vardır · مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret · وَأَجْرٌۭ ve bir mükafat · كَبِيرٌ büyük

أَفَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ فَرَءَاهُ حَسَنࣰ اۖ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۖ فَلَا تَذۡهَبۡ نَفۡسُكَ عَلَيۡهِمۡ حَسَرَٰتٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا يَصۡنَعُونَ ﴿8﴾

efemen züyyine lehû sûü `amelihî feraâhü ḥasenâ. feinne-llâhe yüḍillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. felâ teẕheb nefsüke `aleyhim ḥaserât. inne-llâhe `alîmüm bimâ yaṣne`ûn.

8. Kötü işleri hoşuna gidip de onları güzel bulan kimse (ile böyle olmayan bir) mi? Allah dilediğini sapkınlık içinde bırakır, dilediğini de doğruya iletir. O halde onlar için üzülerek kendini helâk etme. Allah onların yaptıklarını elbette biliyor.

Kelime meali

أَفَمَن kimse (de) mi? · زُيِّنَ süslendirilen · لَهُۥ kendisine · سُوٓءُ kötü · عَمَلِهِۦ işi · فَرَءَاهُ ve onu gören · حَسَنًۭا ۖ güzel · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُضِلُّ sapıklık içinde bırakır · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيَهْدِى ve yola iletir · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۖ dilediği · فَلَا asla · تَذْهَبْ gitmesin · نَفْسُكَ canın · عَلَيْهِمْ onlar için · حَسَرَٰتٍ ۚ hasretlere · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌۢ biliyor · بِمَا şeyleri · يَصْنَعُونَ onların yaptıkları

وَٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابࣰ ا فَسُقۡنَٰهُ إِلَىٰ بَلَدࣲ مَّيِّتࣲ فَأَحۡيَيۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ كَذَٰلِكَ ٱلنُّشُورُ ﴿9﴾

vellâhü-lleẕî ersele-rriyâḥa fetüŝîru seḥâben fesuḳnâhü ilâ beledim meyyitin feaḥyeynâ bihi-l'arḍa ba`de mevtihâ. keẕâlike-nnüşûr.

9. Rüzgârları gönderip bulutları harekete geçiren Allah’tır. Böylece onu ölü bir bölgeye sevkeder, ölümünden sonra yeryüzüne onunla hayat veririz. İşte öldükten sonra dirilme de böyle olacaktır.

Kelime meali

وَٱللَّهُ Allah'tır ki · ٱلَّذِىٓ gönderir · أَرْسَلَ · ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları · فَتُثِيرُ ve kaldırır · سَحَابًۭا bir bulut · فَسُقْنَـٰهُ böylece onu süreriz · إِلَىٰ bir ülkeye · بَلَدٍۢ · مَّيِّتٍۢ ölü · فَأَحْيَيْنَا ve diriltiriz · بِهِ onunla · ٱلْأَرْضَ yeri · بَعْدَ sonra · مَوْتِهَا ۚ öldükten · كَذَٰلِكَ işte böyledir · ٱلنُّشُورُ diriltme

مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلۡعِزَّةُ جَمِيعًاۚ إِلَيۡهِ يَصۡعَدُ ٱلۡكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلۡعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرۡفَعُهُۥۚ وَٱلَّذِينَ يَمۡكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۖ وَمَكۡرُ أُوْلَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ ﴿10﴾

men kâne yürîdü-l`izzete felillâhi-l`izzetü cemî`â. ileyhi yaṣ`adü-lkelimu-ṭṭayyibü vel`amelu-ṣṣâliḥu yerfe`uh. velleẕîne yemkürûne-sseyyiâti lehüm `aẕâbün şedîd. vemekru ülâike hüve yebûr.

10. Kim izzet isterse bilmeli ki izzet tamamıyla Allah’a aittir. Güzel sözler O’na yükselir; rızâsına uygun iş ve davranışları da O yüceltir. Sinsi sinsi kötülük tasarlayanlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzakları altüst olur.

Kelime meali

مَن kim · كَانَ ise · يُرِيدُ istiyor · ٱلْعِزَّةَ şeref · فَلِلَّهِ Allah'ındır · ٱلْعِزَّةُ şeref · جَمِيعًا ۚ tamamen · إِلَيْهِ O'na · يَصْعَدُ çıkar · ٱلْكَلِمُ söz · ٱلطَّيِّبُ güzel · وَٱلْعَمَلُ ve amel · ٱلصَّـٰلِحُ iyi · يَرْفَعُهُۥ ۚ onu yükseltir · وَٱلَّذِينَ (gelince) · يَمْكُرُونَ tuzak kuranlara · ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötü şeyleri · لَهُمْ onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌۭ ۖ çetin · وَمَكْرُ ve tuzağı · أُو۟لَـٰٓئِكَ onların · هُوَ o · يَبُورُ bozulacaktır

وَٱللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ جَعَلَكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ اۚ وَمَا تَحۡمِلُ مِنۡ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلۡمِهِۦۚ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرࣲ وَلَا يُنقَصُ مِنۡ عُمُرِهِۦٓ إِلَّا فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏ ﴿11﴾

vellâhü ḫaleḳaküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme ce`aleküm ezvâcâ. vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍa`u illâ bi`ilmih. vemâ yü`ammeru mim mü`ammeriv velâ yünḳaṣu min `umürihî illâ fî kitâb. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.

11. Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yarattı. Sonra da sizi birbirinize eş kıldı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır ne doğurur. Bir canlının ömrünün uzun olması da kısa tutulması da mutlaka yazgıya uygun olarak gerçekleşir. Kuşkusuz bunlar Allah için kolaydır.

Kelime meali

وَٱللَّهُ ve Allah · خَلَقَكُم sizi yarattı · مِّن topraktan · تُرَابٍۢ · ثُمَّ sonra · مِن nutfe(sperm)den · نُّطْفَةٍۢ · ثُمَّ sonra · جَعَلَكُمْ sizi yaptı · أَزْوَٰجًۭا ۚ çift çift · وَمَا gebe kalamaz · تَحْمِلُ · مِنْ hiçbir · أُنثَىٰ dişi · وَلَا ve · تَضَعُ doğuramaz · إِلَّا dışında · بِعِلْمِهِۦ ۚ O'nun bilgisi · وَمَا ve verilmez · يُعَمَّرُ ömür · مِن hiçbir · مُّعَمَّرٍۢ canlıya · وَلَا ve · يُنقَصُ azaltılmaz · مِنْ onun ömründen · عُمُرِهِۦٓ · إِلَّا (yazılmadıkça) · فِى Kitapta · كِتَـٰبٍ ۚ · إِنَّ şüphesiz · ذَٰلِكَ bu · عَلَى göre · ٱللَّهِ Allah'a · يَسِيرٌۭ kolaydır

وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡبَحۡرَانِ هَٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ سَآئِغࣱ شَرَابُهُۥ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱۖ وَمِن كُلࣲّ تَأۡكُلُونَ لَحۡمࣰ ا طَرِيࣰّ ا وَتَسۡتَخۡرِجُونَ حِلۡيَةࣰ تَلۡبَسُونَهَاۖ وَتَرَى ٱلۡفُلۡكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿12﴾

vemâ yestevi-lbaḥrân. hâẕâ `aẕbün fürâtün sâigun şerâbühû vehâẕâ milḥun ücâc. vemin küllin te'külûne laḥmen ṭariyyev vetestaḫricûne ḥilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke fîhi mevâḫira litebtegû min faḍlihî vele`alleküm teşkürûn.

12. Şu iki çeşit su kütlesi birbirine eşit olmaz; birisi tatlıdır, susuzluğu giderir ve içimi güzeldir, ötekisi ise tuzlu ve acıdır. İkisinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyaları çıkarırsınız. Gemilerin denizi yararak gittiklerini görürsün ki bu da O’nun lutfuna nâil olmanız ve O’na şükretmeniz içindir.

Kelime meali

وَمَا ve olmaz · يَسْتَوِى eşit · ٱلْبَحْرَانِ iki deniz · هَـٰذَا şu · عَذْبٌۭ tatlıdır · فُرَاتٌۭ susuzluğu keser · سَآئِغٌۭ (boğazdan) kayar · شَرَابُهُۥ içimi · وَهَـٰذَا şu da · مِلْحٌ tuzludur · أُجَاجٌۭ ۖ acıdır · وَمِن ve · كُلٍّۢ hepsinden · تَأْكُلُونَ yersiniz · لَحْمًۭا et · طَرِيًّۭا taze · وَتَسْتَخْرِجُونَ ve çıkarırsınız · حِلْيَةًۭ süs · تَلْبَسُونَهَا ۖ takındığınız · وَتَرَى ve görürsün · ٱلْفُلْكَ gemilerin · فِيهِ orada · مَوَاخِرَ (denizi) yarıp gittiğini · لِتَبْتَغُوا۟ payınızı aramanız için · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ · وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz

يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ لَهُ ٱلۡمُلۡكُۚ وَٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ مَا يَمۡلِكُونَ مِن قِطۡمِيرٍ ﴿13﴾

yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. velleẕîne ted`ûne min dûnihî mâ yemlikûne min ḳiṭmîr.

13. Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye katıyor. O güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır; her biri belirlenmiş bir vadeye kadar kendi yolunu izler. İşte rabbiniz Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka yalvarıp durduklarınız ise bir çekirdek zarına bile hâkim olamazlar.

Kelime meali

يُولِجُ sokar · ٱلَّيْلَ geceyi · فِى içine · ٱلنَّهَارِ gündüzün · وَيُولِجُ ve sokar · ٱلنَّهَارَ gündüzü · فِى içine · ٱلَّيْلِ gecenin · وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır · ٱلشَّمْسَ güneşi · وَٱلْقَمَرَ ve ayı · كُلٌّۭ her biri · يَجْرِى akıp gider · لِأَجَلٍۢ bir süreye kadar · مُّسَمًّۭى ۚ belirtilmiş · ذَٰلِكُمُ işte budur · ٱللَّهُ Allah · رَبُّكُمْ Rabbiniz · لَهُ O'nundur · ٱلْمُلْكُ ۚ mülk · وَٱلَّذِينَ yalvardıklarınız · تَدْعُونَ · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦ · مَا değillerdir · يَمْلِكُونَ sahip · مِن bir çekirdek zarına bile · قِطْمِيرٍ

إِن تَدۡعُوهُمۡ لَا يَسۡمَعُواْ دُعَآءَكُمۡ وَلَوۡ سَمِعُواْ مَا ٱسۡتَجَابُواْ لَكُمۡۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكۡفُرُونَ بِشِرۡكِكُمۡۚ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثۡلُ خَبِيرࣲ‏ ﴿14﴾

in ted`ûhüm lâ yesme`û dü`âeküm. velev semi`û me-stecâbû leküm. veyevme-lḳiyâmeti yekfürûne bişirkiküm. velâ yünebbiüke miŝlü ḫabîr.

14. Onlara yalvarsanız duanızı işitmezler, işitseler bile size karşılık veremezler. Kıyamet günü de onları (Allah’a) ortak koşmanızı kabullenmezler. Hiç kimse sana, her şeyden haberdar olan Allah gibi bilgi veremez.

Kelime meali

إِن eğer · تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız · لَا işitmezler · يَسْمَعُوا۟ · دُعَآءَكُمْ sizin çağırmanızı · وَلَوْ şayet · سَمِعُوا۟ işitseler bile · مَا cevap veremezler · ٱسْتَجَابُوا۟ · لَكُمْ ۖ size · وَيَوْمَ ve günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · يَكْفُرُونَ inkar ederler · بِشِرْكِكُمْ ۚ sizin ortak koşmanızı · وَلَا ve · يُنَبِّئُكَ hiç kimse sana haber veremez · مِثْلُ gibi · خَبِيرٍۢ herşeyi bilen

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلۡفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِۖ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿15﴾

yâ eyyühe-nnâsü entümü-lfüḳarâü ile-llâh. vellâhü hüve-lganiyyü-lḥamîd.

15. Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve mutlak kemaliyle hep övgüye lâyık olan O’dur.

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · أَنتُمُ siz · ٱلْفُقَرَآءُ muhtaçsınız · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۖ · وَٱللَّهُ Allah ise · هُوَ O'dur · ٱلْغَنِىُّ zengin olan · ٱلْحَمِيدُ ve hamde layık olan

إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏ ﴿16﴾

iy yeşe' yüẕhibküm veye'ti biḫalḳin cedîd.

16. O dilerse sizi yok eder ve yerinize yenilerini yaratır.

Kelime meali

إِن eğer · يَشَأْ dilese · يُذْهِبْكُمْ sizi götürür · وَيَأْتِ ve getirir · بِخَلْقٍۢ bir halk · جَدِيدٍۢ yeni

وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏ ﴿17﴾

vemâ ẕâlike `ale-llâhi bi`azîz.

17. Bu, Allah için güç de değildir.

Kelime meali

وَمَا ve değildir' · ذَٰلِكَ bu · عَلَى üzerine · ٱللَّهِ Allah · بِعَزِيزٍۢ zorlu

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ وَإِن تَدۡعُ مُثۡقَلَةٌ إِلَىٰ حِمۡلِهَا لَا يُحۡمَلۡ مِنۡهُ شَيۡءࣱ وَلَوۡ كَانَ ذَا قُرۡبَىٰٓۗ إِنَّمَا تُنذِرُ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَمَن تَزَكَّىٰ فَإِنَّمَا يَتَزَكَّىٰ لِنَفۡسِهِۦۚ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿18﴾

velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. vein ted`u müŝḳaletün ilâ ḥimlihâ lâ yuḥmel minhü şey'üv velev kâne ẕâ ḳurbâ. innemâ tünẕiru-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi veeḳâmu-ṣṣalâh. vemen tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih. veile-llâhi-lmeṣîr.

18. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Günah yükü ağır gelen kimse onun taşınması için yardım çağrısında bulunsa -çağrılan yakını bile olsa- o yükten hiçbir şeyi başkası üzerine alamaz. Sen ancak, görmedikleri halde rablerinden korkanları ve namazı özenle kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa sadece kendi yararına arınmış olur. Her şeyin sonu Allah’a varır.

Kelime meali

وَلَا ve · تَزِرُ çekmez · وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar · وِزْرَ günahını · أُخْرَىٰ ۚ başkasının · وَإِن ve eğer · تَدْعُ (başkalarını) çağırsa · مُثْقَلَةٌ yükü ağır gelen kimse · إِلَىٰ onu taşımak için · حِمْلِهَا · لَا taşınmaz · يُحْمَلْ · مِنْهُ ondan (yükünden) · شَىْءٌۭ hiçbir şey · وَلَوْ ve şayet · كَانَ (dahi) olsa · ذَا akrabası · قُرْبَىٰٓ ۗ akrabası · إِنَّمَا sen ancak · تُنذِرُ uyarırsın · ٱلَّذِينَ korkanları · يَخْشَوْنَ · رَبَّهُم Rablerinden · بِٱلْغَيْبِ görmeden · وَأَقَامُوا۟ ve kılanları · ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı · وَمَن ve kim · تَزَكَّىٰ ma'nen arınıp yücelirse · فَإِنَّمَا şüphesiz · يَتَزَكَّىٰ arınmış olur · لِنَفْسِهِۦ ۚ kendi yararına · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'adır · ٱلْمَصِيرُ dönüş

وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ ﴿19﴾

vemâ yestevi-l'a`mâ velbeṣîr.

19–21. Görmeyenle gören, karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz.

Kelime meali

وَمَا ve değildir · يَسْتَوِى eşit · ٱلْأَعْمَىٰ körle · وَٱلْبَصِيرُ gören

وَلَا ٱلظُّلُمَٰتُ وَلَا ٱلنُّورُ ﴿20﴾

vele-żżulümâtü vele-nnûr.

Kelime meali

وَلَا ve değildir · ٱلظُّلُمَـٰتُ karanlıklar · وَلَا ve ne de · ٱلنُّورُ aydınlık

وَلَا ٱلظِّلُّ وَلَا ٱلۡحَرُورُ ﴿21﴾

vele-żżillü vele-lḥarûr.

Kelime meali

وَلَا ve değildir · ٱلظِّلُّ gölge (ile) · وَلَا ve ne de · ٱلْحَرُورُ sıcaklık

وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَحۡيَآءُ وَلَا ٱلۡأَمۡوَٰتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُسۡمِعُ مَن يَشَآءُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُسۡمِعࣲ مَّن فِي ٱلۡقُبُورِ ﴿22﴾

vemâ yestevi-l'aḥyâü vele-l'emvât. inne-llâhe yüsmi`u mey yeşâ'. vemâ ente bimüsmi`im men fi-lḳubûr.

22. Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah dilediğine elbette işittirir; ama sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin!

Kelime meali

وَمَا ve olmaz · يَسْتَوِى eşit · ٱلْأَحْيَآءُ dirilerle · وَلَا ve · ٱلْأَمْوَٰتُ ۚ ölüler · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُسْمِعُ işittirir · مَن kimseye · يَشَآءُ ۖ dilediği · وَمَآ yoksa değilsin · أَنتَ sen · بِمُسْمِعٍۢ işittirecek · مَّن kimselere · فِى içindeki · ٱلْقُبُورِ kabirler

إِنۡ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ ﴿23﴾

in ente illâ neẕîr.

23. Sen ancak bir uyarıcısın.

Kelime meali

إِنْ değilsin · أَنتَ sen · إِلَّا başka · نَذِيرٌ uyarıcı(dan)

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ اۚ وَإِن مِّنۡ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرࣱ‏ ﴿24﴾

innâ erselnâke bilḥaḳḳi beşîrav veneẕîrâ. veim min ümmetin illâ ḫalâ fîhâ neẕîr.

24. Doğrusu biz seni hak ile desteklenmiş bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.

Kelime meali

إِنَّآ şüphesiz biz · أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik · بِٱلْحَقِّ gerçek ile · بَشِيرًۭا müjdeleyici · وَنَذِيرًۭا ۚ ve uyarıcı · وَإِن ve yoktur · مِّنْ hiçbir · أُمَّةٍ millet · إِلَّا olmayan · خَلَا (gelip) geçmiş · فِيهَا içinde · نَذِيرٌۭ bir uyarıcı

وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلزُّبُرِ وَبِٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُنِيرِ ﴿25﴾

veiy yükeẕẕibûke feḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti vebizzübüri vebilkitâbi-lmünîr.

25. Seni yalancılıkla itham ediyorlarsa, bil ki daha öncekiler de (peygamberlerini) yalancılıkla itham etmişlerdi. Peygamberleri onlara açık kanıtlar, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa · فَقَدْ elbette · كَذَّبَ yalanlamışlardı · ٱلَّذِينَ kimseler de · مِن bunlardan önceki · قَبْلِهِمْ · جَآءَتْهُمْ onlara getirmişlerdi · رُسُلُهُم elçileri · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlar · وَبِٱلزُّبُرِ ve sahifeler · وَبِٱلْكِتَـٰبِ ve Kitap · ٱلْمُنِيرِ aydınlatıcı

ثُمَّ أَخَذۡتُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ﴿26﴾

ŝümme eḫaẕtü-lleẕîne keferû fekeyfe kâne nekîr.

26. Sonra ben o inkârcıları yakalayıverdim; bilsen nasıl bir cezalandırıştı o!

Kelime meali

ثُمَّ sonra · أَخَذْتُ ben de yakaladım · ٱلَّذِينَ kimseleri · كَفَرُوا۟ ۖ inkar eden(leri) · فَكَيْفَ nasıl? · كَانَ oldu · نَكِيرِ benim inkarım

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتࣲ مُّخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهَاۚ وَمِنَ ٱلۡجِبَالِ جُدَدُۢ بِيضࣱ وَحُمۡرࣱ مُّخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودࣱ‏ ﴿27﴾

elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. feaḫracnâ bihî ŝemerâtim muḫtelifen elvânühâ. vemine-lcibâli cüdedüm bîḍuv veḥumrum muḫtelifün elvânühâ vegarâbîbü sûd.

27. Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renkleri ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağların da farklı renklerde; beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları vardır.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · أَنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · أَنزَلَ indirdi · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ su · فَأَخْرَجْنَا böylece çıkardık · بِهِۦ onunla · ثَمَرَٰتٍۢ meyvalar · مُّخْتَلِفًا çeşit çeşit · أَلْوَٰنُهَا ۚ renkleri · وَمِنَ ve · ٱلْجِبَالِ dağlardan · جُدَدٌۢ yollar · بِيضٌۭ beyaz · وَحُمْرٌۭ ve kırmızı · مُّخْتَلِفٌ değişik · أَلْوَٰنُهَا renklerde · وَغَرَابِيبُ ve simsiyah · سُودٌۭ kara

وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ مُخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهُۥ كَذَٰلِكَۗ إِنَّمَا يَخۡشَى ٱللَّهَ مِنۡ عِبَادِهِ ٱلۡعُلَمَٰٓؤُاْۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ ﴿28﴾

vemine-nnâsi veddevâbbi vel'en`âmi muḫtelifün elvânühû keẕâlik. innemâ yaḫşe-llâhe min `ibâdihi-l`ulemâ'. inne-llâhe `azîzün gafûr.

28. Aynı şekilde, insanlardan, binek hayvanlarından ve eti yenen hayvanlardan da farklı tür ve renklerde olanlar var. Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır.

Kelime meali

وَمِنَ insanlardan vardır · ٱلنَّاسِ · وَٱلدَّوَآبِّ ve hayvanlardan · وَٱلْأَنْعَـٰمِ ve davarlardan · مُخْتَلِفٌ türlü · أَلْوَٰنُهُۥ renkte olanlar · كَذَٰلِكَ ۗ böyle · إِنَّمَا ancak · يَخْشَى (gereğince) korkar · ٱللَّهَ Allah'tan · مِنْ içinden · عِبَادِهِ kulları · ٱلْعُلَمَـٰٓؤُا۟ ۗ bilginler · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌ daima üstündür · غَفُورٌ çok bağışlayandır

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ يَرۡجُونَ تِجَٰرَةࣰ لَّن تَبُورَ ﴿29﴾

inne-lleẕîne yetlûne kitâbe-llâhi veeḳâmu-ṣṣalâte veenfeḳû mimmâ razaḳnâhüm sirrav ve`alâniyetey yercûne ticâratel len tebûra.

29. Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar, asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يَتْلُونَ okuyan(lar) · كِتَـٰبَ Kitabını · ٱللَّهِ Allah'ın · وَأَقَامُوا۟ ve kılanlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَأَنفَقُوا۟ ve infak edenler · مِمَّا verdiğimiz rızıktan · رَزَقْنَـٰهُمْ · سِرًّۭا gizli · وَعَلَانِيَةًۭ ve açık · يَرْجُونَ umarlar · تِجَـٰرَةًۭ bir ticaret · لَّن asla · تَبُورَ batmayacak

لِيُوَفِّيَهُمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ غَفُورࣱ شَكُورࣱ‏ ﴿30﴾

liyüveffiyehüm ücûrahüm veyezîdehüm min faḍlih. innehû gafûrun şekûr.

30. Zira Allah karşılıklarını tam olarak ödediği gibi lutfundan onlara fazlasını da verir. O çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bol bol verir.

Kelime meali

لِيُوَفِّيَهُمْ onlara tam ödesin diye · أُجُورَهُمْ ücretlerini · وَيَزِيدَهُم ve fazlasını vermesi için · مِّن lutfundan · فَضْلِهِۦٓ ۚ · إِنَّهُۥ çünkü O · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · شَكُورٌۭ çok karşılık verendir

وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ هُوَ ٱلۡحَقُّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِعِبَادِهِۦ لَخَبِيرُۢ بَصِيرࣱ‏ ﴿31﴾

velleẕî evḥaynâ ileyke mine-lkitâbi hüve-lḥaḳḳu müṣaddiḳal limâ beyne yedeyh. inne-llâhe bi`ibâdihî leḫabîrum beṣîr.

31. Sana vahyettiğimiz kitap kendinden öncekileri doğrulayıcı bir hakikattir. Kuşkusuz Allah kullarından haberdardır, her şeyi görmektedir.

Kelime meali

وَٱلَّذِىٓ vahyettiğimiz · أَوْحَيْنَآ · إِلَيْكَ sana · مِنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · هُوَ O · ٱلْحَقُّ gerçektir · مُصَدِّقًۭا doğrulayan · لِّمَا kendinden öncekini · بَيْنَ · يَدَيْهِ ۗ kendinden öncekini · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِعِبَادِهِۦ kullarını · لَخَبِيرٌۢ haber alandır · بَصِيرٌۭ görendir

ثُمَّ أَوۡرَثۡنَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا مِنۡ عِبَادِنَاۖ فَمِنۡهُمۡ ظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ وَمِنۡهُم مُّقۡتَصِدࣱ وَمِنۡهُمۡ سَابِقُۢ بِٱلۡخَيۡرَٰتِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِيرُ ﴿32﴾

ŝümme evraŝne-lkitâbe-lleẕîne-ṣṭafeynâ min `ibâdinâ. feminhüm żâlimül linefsih. veminhüm muḳteṣid. veminhüm sâbiḳum bilḫayrâti biiẕni-llâh. ẕâlike hüve-lfaḍlü-lkebîr.

32. Sonra biz kullarımızdan seçtiklerimizi o kitaba mirasçı kıldık. Onlardan kimi kendine kötülük eder, kimi orta bir durumdadır, kimi de Allah’ın izniyle hayır işlerinde yarışır; işte büyük lütuf budur.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · أَوْرَثْنَا miras verdik · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · ٱلَّذِينَ seçtiklerimize · ٱصْطَفَيْنَا · مِنْ (arasın)dan · عِبَادِنَا ۖ kullarımız · فَمِنْهُمْ onlardan kimi · ظَالِمٌۭ zulmedendir · لِّنَفْسِهِۦ nefsine · وَمِنْهُم ve kimi · مُّقْتَصِدٌۭ orta gidendir · وَمِنْهُمْ ve kimi de · سَابِقٌۢ öne geçendir · بِٱلْخَيْرَٰتِ hayırlarda · بِإِذْنِ izniyle · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · ذَٰلِكَ işte budur · هُوَ O · ٱلْفَضْلُ lutuf · ٱلْكَبِيرُ büyük

جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ يَدۡخُلُونَهَا يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَلُؤۡلُؤࣰ اۖ وَلِبَاسُهُمۡ فِيهَا حَرِيرࣱ‏ ﴿33﴾

cennâtü `adniy yedḫulûnehâ yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velü'lüâ. velibâsühüm fîhâ ḥarîr.

33. Onların gireceği yer adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada onların giysileri de ipektir.

Kelime meali

جَنَّـٰتُ cennetleri · عَدْنٍۢ Adn · يَدْخُلُونَهَا oraya girerler · يُحَلَّوْنَ takınırlar · فِيهَا orada · مِنْ bilezikler · أَسَاوِرَ · مِن altından · ذَهَبٍۢ · وَلُؤْلُؤًۭا ۖ ve inci(ler) · وَلِبَاسُهُمْ ve giysileri · فِيهَا orada · حَرِيرٌۭ ipektir

وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَذۡهَبَ عَنَّا ٱلۡحَزَنَۖ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورࣱ شَكُورٌ ﴿34﴾

veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî eẕhebe `anne-lḥazen. inne rabbenâ legafûrun şekûr.

34. Şöyle derler: “Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu rabbimiz çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını eksiksiz vermektedir.

Kelime meali

وَقَالُوا۟ ve dediler ki · ٱلْحَمْدُ hamdolsun · لِلَّهِ Allah'a · ٱلَّذِىٓ gideren · أَذْهَبَ · عَنَّا bizden · ٱلْحَزَنَ ۖ tasayı · إِنَّ doğrusu · رَبَّنَا Rabbimiz · لَغَفُورٌۭ çok bağışlayandır · شَكُورٌ çok karşılık verendir

ٱلَّذِيٓ أَحَلَّنَا دَارَ ٱلۡمُقَامَةِ مِن فَضۡلِهِۦ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبࣱ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبࣱ‏ ﴿35﴾

elleẕî eḥallenâ dâra-lmüḳâmeti min faḍlih. lâ yemessünâ fîhâ neṣabüv velâ yemessünâ fîhâ lügûb.

35. O ki bizi lutfuyla sonsuza kadar kalınacak yurda yerleştirdi. Orada artık biz ne bir yorgunluk duyarız ne de bize bir bıkkınlık gelir.”

Kelime meali

ٱلَّذِىٓ O (Rab) ki · أَحَلَّنَا bizi kondurdu · دَارَ yurda · ٱلْمُقَامَةِ durulacak · مِن lutfuyla · فَضْلِهِۦ · لَا asla · يَمَسُّنَا bize dokunmaz · فِيهَا orada · نَصَبٌۭ bir yorgunluk · وَلَا ve ne de · يَمَسُّنَا bize dokunmaz · فِيهَا orada · لُغُوبٌۭ bir usanç

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقۡضَىٰ عَلَيۡهِمۡ فَيَمُوتُواْ وَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُم مِّنۡ عَذَابِهَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي كُلَّ كَفُورࣲ‏ ﴿36﴾

velleẕîne keferû lehüm nâru cehennem. lâ yuḳḍâ `aleyhim feyemûtû velâ yüḫaffefü `anhüm min `aẕâbihâ. keẕâlike neczî külle kefûr.

36. İnkâr edenlere gelince, cehennem ateşi de onlarındır. Ne ölmelerine hükmedilir ki ölsünler ne de onlar için cehennem azabı hafifletilir. İşte inkârcılığa saplanıp kalmış herkesi böyle cezalandırırız.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · كَفَرُوا۟ inkar edenler · لَهُمْ onlara vardır · نَارُ ateşi · جَهَنَّمَ cehennem · لَا hükmedilmez · يُقْضَىٰ · عَلَيْهِمْ onlara · فَيَمُوتُوا۟ ölsünler · وَلَا ve · يُخَفَّفُ hafifletilmez · عَنْهُم onlardan · مِّنْ onun azabı · عَذَابِهَا ۚ · كَذَٰلِكَ işte böyle · نَجْزِى cezalandırırız · كُلَّ her · كَفُورٍۢ nankörü

وَهُمۡ يَصۡطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا نَعۡمَلۡ صَٰلِحًا غَيۡرَ ٱلَّذِي كُنَّا نَعۡمَلُۚ أَوَلَمۡ نُعَمِّرۡكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُۖ فَذُوقُواْ فَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ ﴿37﴾

vehüm yaṣṭariḫûne fîhâ. rabbenâ aḫricnâ na`mel ṣâliḥan gayra-lleẕî künnâ na`mel. evelem nü`ammirküm mâ yeteẕekkeru fîhi men teẕekkera vecâekümü-nneẕîr. feẕûḳû femâ liżżâlimîne min neṣîr.

37. Ve onlar orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur!

Kelime meali

وَهُمْ ve onlar · يَصْطَرِخُونَ feryadederler · فِيهَا orada · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَخْرِجْنَا bizi çıkar · نَعْمَلْ yapalım · صَـٰلِحًا iyi işler · غَيْرَ başka olarak · ٱلَّذِى olduğumuz · كُنَّا · نَعْمَلُ ۚ yapmış · أَوَلَمْ sizi yaşatmadık mı? · نُعَمِّرْكُم · مَّا öğüt alacağı kadar · يَتَذَكَّرُ · فِيهِ orada · مَن kimsenin · تَذَكَّرَ öğüt alacak · وَجَآءَكُمُ ve size geldi · ٱلنَّذِيرُ ۖ uyarıcı · فَذُوقُوا۟ öyle ise (azabı) tadın · فَمَا artık yoktur · لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · مِن hiçbir · نَّصِيرٍ yardımcısı

إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيۡبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿38﴾

inne-llâhe `âlimü gaybi-ssemâvâti vel'arḍ. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

38. Kuşkusuz Allah göklerin ve yerin sırlarını bilmektedir ve O, kalplerin gizlediklerini de çok iyi bilir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَـٰلِمُ bilendir · غَيْبِ gaybını · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · إِنَّهُۥ şüphesiz O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin

هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَكُمۡ خَلَٰٓئِفَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۥۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ إِلَّا مَقۡتࣰ اۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ إِلَّا خَسَارࣰ ا ﴿39﴾

hüve-lleẕî ce`aleküm ḫalâife fi-l'arḍ. femen kefera fe`aleyhi küfruh. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm `inde rabbihim illâ maḳtâ. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm illâ ḫasârâ.

39. Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Artık kim inkâr ederse inkârcılığı yalnız kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfrü rableri katında gazabı arttırmaktan başka bir sonuç doğurmaz; şu halde kâfirlerin küfrü ancak kendi ziyanlarını arttırır.

Kelime meali

هُوَ O'dur · ٱلَّذِى sizi yapan · جَعَلَكُمْ · خَلَـٰٓئِفَ halifeler (yöneticiler) · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ ۚ · فَمَن artık kim · كَفَرَ nankörlük ederse · فَعَلَيْهِ kendi zararınadır · كُفْرُهُۥ ۖ nankörlüğü · وَلَا ve · يَزِيدُ artırmaz · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin · كُفْرُهُمْ küfrü · عِندَ yanında · رَبِّهِمْ Rableri · إِلَّا başka bir şey · مَقْتًۭا ۖ gazabdan · وَلَا ve ne de · يَزِيدُ artırmaz; · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin · كُفْرُهُمْ küfrü · إِلَّا başka bir şey · خَسَارًۭا ziyandan

قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكࣱ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ كِتَٰبࣰ ا فَهُمۡ عَلَىٰ بَيِّنَتࣲ مِّنۡهُۚ بَلۡ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعۡضُهُم بَعۡضًا إِلَّا غُرُورًا ﴿40﴾

ḳul era'eytüm şürakâekümü-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâh. erûnî mâẕâ ḫaleḳû mine-l'arḍi em lehüm şirkün fi-ssemâvât. em âteynâhüm kitâben fehüm `alâ beyyinetim minh. bel iy ye`idu-żżâlimûne ba`ḍuhüm ba`ḍan illâ gurûrâ.

40. De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ve O’na ortak koştuğunuz varlıklar üzerinde hiç düşündünüz mü? Gösterin bana, yeryüzündeki hangi nesneyi yaratmışlar! Yoksa onların göklerde mi ortaklığı var? Yahut biz onlara bir kitap vermişiz de onlar oradaki kesin bir delile mi dayanmaktalar? Hayır hayır! O zalimlerin birbirlerine vaadleri aldatmacadan başka bir şey değildir.

Kelime meali

قُلْ de ki · أَرَءَيْتُمْ siz gördünüz mü? · شُرَكَآءَكُمُ ortaklarınızı · ٱلَّذِينَ yalvardığınız · تَدْعُونَ · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · أَرُونِى bana gösterin · مَاذَا hangi şeyi? · خَلَقُوا۟ yarattılar · مِنَ yerden · ٱلْأَرْضِ · أَمْ yoksa · لَهُمْ onların var (mı?) · شِرْكٌۭ ortaklıkları · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · أَمْ yoksa · ءَاتَيْنَـٰهُمْ biz onlara verdik de · كِتَـٰبًۭا bir Kitap · فَهُمْ onlar da · عَلَىٰ üzerindeler · بَيِّنَتٍۢ bir delil · مِّنْهُ ۚ ondan · بَلْ hayır · إِن va'detmiyorlar · يَعِدُ · ٱلظَّـٰلِمُونَ o zalimler · بَعْضُهُم birbirlerine · بَعْضًا birbirlerine · إِلَّا başka bir şey · غُرُورًا aldatmakdan

۞إِنَّ ٱللَّهَ يُمۡسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ أَن تَزُولَاۚ وَلَئِن زَالَتَآ إِنۡ أَمۡسَكَهُمَا مِنۡ أَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورࣰ ا ﴿41﴾

inne-llâhe yümsikü-ssemâvâti vel'arḍa en tezûlâ. velein zâletâ in emsekehümâ min eḥadim mim ba`dih. innehû kâne ḥalîmen gafûrâ.

41. Gerçek şu ki Allah, koyduğu düzenden sapmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Şayet sapacak olsalar artık O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O halîmdir, çok bağışlayıcıdır.

Kelime meali

۞ إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُمْسِكُ tutmaktadır · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · أَن yıkılmamaları için · تَزُولَا ۚ · وَلَئِن andolsun · زَالَتَآ ikisi yıkılsa · إِنْ onları tutamaz · أَمْسَكَهُمَا · مِنْ hiç · أَحَدٍۢ kimse · مِّنۢ ondan sonra · بَعْدِهِۦٓ ۚ · إِنَّهُۥ şüphesiz O · كَانَ halimdir · حَلِيمًا · غَفُورًۭا çok bağışlayandır

وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِن جَآءَهُمۡ نَذِيرࣱ لَّيَكُونُنَّ أَهۡدَىٰ مِنۡ إِحۡدَى ٱلۡأُمَمِۖ فَلَمَّا جَآءَهُمۡ نَذِيرࣱ مَّا زَادَهُمۡ إِلَّا نُفُورًا ﴿42﴾

veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein câehüm neẕîrul leyekûnünne ehdâ min iḥde-l'ümem. felemmâ câehüm neẕîrum mâ zâdehüm illâ nüfûrâ.

42. Onlar kendilerine bir uyarıcı gelirse herhangi bir ümmetten daha fazla doğru yolu tutacaklarına dair var güçleriyle Allah adına yemin etmişlerdi. Ama onlara uyarıcı gelince bu sadece (haktan) uzaklaşmalarını arttırdı.

Kelime meali

وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler · بِٱللَّهِ Allah'a · جَهْدَ bütün gücüyle · أَيْمَـٰنِهِمْ yeminlerinin · لَئِن andolsun eğer · جَآءَهُمْ kendilerine gelirse · نَذِيرٌۭ bir uyarıcı (peygamber) · لَّيَكُونُنَّ olacaklarına · أَهْدَىٰ daha çok doğru yolda · مِنْ herbir · إِحْدَى · ٱلْأُمَمِ ۖ milletten · فَلَمَّا fakat · جَآءَهُمْ gelince · نَذِيرٌۭ uyarıcı · مَّا onların arttırmadı · زَادَهُمْ · إِلَّا başka bir şey · نُفُورًا nefretten

ٱسۡتِكۡبَارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَكۡرَ ٱلسَّيِّيِٕۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۦۚ فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ اۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلًا ﴿43﴾

istikbâran fi-l'arḍi vemekra-sseyyi'. velâ yeḥîḳu-lmekru-sseyyiü illâ biehlih. fehel yenżurûne illâ sünnete-l'evvelîn. felen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ. velen tecide lisünneti-llâhi taḥvîlâ.

43. Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Halbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın; Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın.

Kelime meali

ٱسْتِكْبَارًۭا büyüklük taslama(larını) · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَمَكْرَ ve tuzak(lar) kurma(larını artırdı) · ٱلسَّيِّئِ ۚ kötü · وَلَا oysa · يَحِيقُ dolanmaz · ٱلْمَكْرُ tuzak · ٱلسَّيِّئُ kötü · إِلَّا başkasına · بِأَهْلِهِۦ ۚ sahibi(nden) · فَهَلْ bekliyorlar-mı? · يَنظُرُونَ bekliyorlar · إِلَّا · سُنَّتَ yasasından · ٱلْأَوَّلِينَ ۚ öncekilerin · فَلَن halbuki · تَجِدَ bulamazsın · لِسُنَّتِ yasasında · ٱللَّهِ Allah'ın · تَبْدِيلًۭا ۖ bir değişme · وَلَن ve · تَجِدَ bulamazsın · لِسُنَّتِ yasasında · ٱللَّهِ Allah'ın · تَحْوِيلًا bir sapma

أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَكَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةࣰۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعۡجِزَهُۥ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمࣰ ا قَدِيرࣰ ا ﴿44﴾

evelem yesîrû fi-l'arḍi feyenżurû keyfe kâne `âḳibetü-lleẕîne min ḳablihim vekânû eşedde minhüm ḳuvveh. vemâ kâne-llâhü liyü`cizehû min şey'in fi-ssemâvâti velâ fi-l'arḍ. innehû kâne `alîmen ḳadîrâ.

44. Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş görsünler! Kaldı ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah’ın kudretine karşı durabilecek yoktur. Şüphe yok ki O her şeyi bilmektedir, her şeye kådirdir.

Kelime meali

أَوَلَمْ hiç gez(ip dolaş)madılar mı? · يَسِيرُوا۟ · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَيَنظُرُوا۟ görsünler · كَيْفَ nasıl · كَانَ olduğunu · عَـٰقِبَةُ sonunun · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن kendilerinden önceki · قَبْلِهِمْ · وَكَانُوٓا۟ onlar idiler · أَشَدَّ daha güçlü · مِنْهُمْ bunlardan · قُوَّةًۭ ۚ kuvvet bakımından · وَمَا ve yoktur · كَانَ Allah'ı · ٱللَّهُ · لِيُعْجِزَهُۥ engelleyecek · مِن hiçbir · شَىْءٍۢ şey · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَلَا ve yoktur · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · إِنَّهُۥ şüphesiz O · كَانَ bilendir · عَلِيمًۭا · قَدِيرًۭا güçlüdür

وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواْ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةࣲ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرَۢا ﴿45﴾

velev yüâḫiẕü-llâhü-nnâse bimâ kesebû mâ terake `alâ żahrihâ min dâbbetiv velâkiy yü'eḫḫiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feiẕâ câe ecelühüm feinne-llâhe kâne bi`ibâdihî beṣîrâ.

45. Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir.

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · يُؤَاخِذُ cezalandıracak olsaydı · ٱللَّهُ Allah · ٱلنَّاسَ insanları · بِمَا yüzünden · كَسَبُوا۟ yaptıkları işler · مَا bırakmazdı · تَرَكَ · عَلَىٰ üzerinde (yeryüzünde) · ظَهْرِهَا onun sırtı · مِن hiçbir · دَآبَّةٍۢ canlı · وَلَـٰكِن fakat · يُؤَخِّرُهُمْ onları erteliyor · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · مُّسَمًّۭى ۖ belirtilmiş · فَإِذَا zaman · جَآءَ geldiği · أَجَلُهُمْ süreleri · فَإِنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ kullarını · بِعِبَادِهِۦ · بَصِيرًۢا görmektedir