Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Fetih Suresi

سُوْرَةُ الْفَتْحِ · 48. sure · 29 âyet · Medenî · 26. cüz · Mushaf sayfa 511

Fetih suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿1﴾

innâ fetaḥnâ leke fetḥam mübînâ.

1–3. Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah’ın bağışlaması, sana nimetini eksiksiz vermesi, seni dosdoğru yolda yürütmesi ve Allah’ın sana güçlü bir şekilde yardım etmesi için sana apaçık bir fetih ihsan ettik.

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · فَتَحْنَا açtık (fetih verdik) · لَكَ sana · فَتْحًۭا bir fetih · مُّبِينًۭا apaçık

لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَيَهۡدِيَكَ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا ﴿2﴾

liyagfira leke-llâhü mâ teḳaddeme min ẕembike vemâ teeḫḫara veyütimme ni`metehû `aleyke veyehdiyeke ṣirâṭam müsteḳîmâ.

Kelime meali

لِّيَغْفِرَ ki bağışlasın (diye) · لَكَ senin · ٱللَّهُ Allah · مَا ne varsa · تَقَدَّمَ geçmiş · مِن günahlarından · ذَنۢبِكَ · وَمَا ve ne varsa · تَأَخَّرَ gelecek (günahlarından) · وَيُتِمَّ ve tamamlasın (diye) · نِعْمَتَهُۥ ni'metini · عَلَيْكَ sana olan · وَيَهْدِيَكَ ve seni iletsin (diye) · صِرَٰطًۭا bir yola · مُّسْتَقِيمًۭا doğru

وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا ﴿3﴾

veyenṣurake-llâhü naṣran `azîzâ.

Kelime meali

وَيَنصُرَكَ ve sana yardım etsin (diye) · ٱللَّهُ Allah · نَصْرًا bir yardımla (zaferle) · عَزِيزًا şanlı

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا مَّعَ إِيمَٰنِهِمۡۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿4﴾

hüve-lleẕî enzele-ssekînete fî ḳulûbi-lmü'minîne liyezdâdû îmânem me`a îmânihim. velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

4. İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur ve güven aşılayan da O’dur. Göklerin ve yerin askerleri yalnız Allah’a aittir ve Allah her şeyi bilmekte, yerinde yapmaktadır.

Kelime meali

هُوَ O · ٱلَّذِىٓ ki · أَنزَلَ indirendir · ٱلسَّكِينَةَ huzur · فِى kalblerine · قُلُوبِ · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin · لِيَزْدَادُوٓا۟ artırmak için · إِيمَـٰنًۭا imanlarını · مَّعَ beraber · إِيمَـٰنِهِمْ ۗ imanlarıyla · وَلِلَّهِ Allah'ındır · جُنُودُ askerleri · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا ﴿5﴾

liyüdḫile-lmü'minîne velmü'minâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ veyükeffira `anhüm seyyiâtihim. vekâne ẕâlike `inde-llâhi fevzen `ażîmâ.

5. Böyle yapmıştır ki, mümin erkekleri ve mümin kadınları, orada devamlı kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere koysun ve onların kötü fiillerinin üstünü örtsün. Bu Allah katında (onlar için) büyük bir kazançtır.

Kelime meali

لِّيُدْخِلَ soksun diye · ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkekleri · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları · فِيهَا içinde · وَيُكَفِّرَ ve örtsün diye · عَنْهُمْ onların · سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ kötülüklerini · وَكَانَ ve (gerçekten) · ذَٰلِكَ bu · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah · فَوْزًا bir başarıdır · عَظِيمًۭا büyük

وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِۚ عَلَيۡهِمۡ دَآئِرَةُ ٱلسَّوۡءِۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرࣰ ا ﴿6﴾

veyü`aẕẕibe-lmünâfiḳîne velmünâfiḳâti velmüşrikîne velmüşrikâti-żżânnîne billâhi żanne-ssev'. `aleyhim dâiratü-ssev'. vegaḍibe-llâhü `aleyhim vele`anehüm vee`adde lehüm cehennem. vesâet meṣîrâ.

6. Erkek olsun, kadın olsun, Allah hakkında kötü zan besleyen münafıkları ve müşrikleri de cezalandırsın. Kötülük ve belâ çemberi asıl onların boyunlarına geçmiştir. Allah onlara gazap etmiş, kendilerini lânetlemiş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!

Kelime meali

وَيُعَذِّبَ ve azabetsin diye · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere · وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara · وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşan erkeklere · وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ ve ortak koşan kadınlara · ٱلظَّآنِّينَ zanda bulunan · بِٱللَّهِ Allah hakkında · ظَنَّ zan ile · ٱلسَّوْءِ ۚ kötü · عَلَيْهِمْ başlarına gelsin! · دَآئِرَةُ çemberi (olaylar) · ٱلسَّوْءِ ۖ kötülük · وَغَضِبَ gazab etmiştir · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِمْ onlara · وَلَعَنَهُمْ ve onları la'netlemiştir · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لَهُمْ onlara · جَهَنَّمَ ۖ cehennemi · وَسَآءَتْ ve orası ne kötü · مَصِيرًۭا bir varılacak yerdir

وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا ﴿7﴾

velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

7. Göklerin ve yerin askerleri yalnızca Allah’a aittir; O sonsuz güç ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَلِلَّهِ Allah'ındır · جُنُودُ askerleri · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَزِيزًا azizdir · حَكِيمًا hakimdir

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ شَٰهِدࣰ ا وَمُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا ﴿8﴾

innâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav veneẕîrâ.

8–9. Kuşkusuz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ki, (ey insanlar) Allah’a ve peygamberine iman edesiniz, O’nu destekleyip büyüklüğü karşısında eğilesiniz ve akşam sabah O’nu tenzih ederek anasınız.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik · شَـٰهِدًۭا şahid · وَمُبَشِّرًۭا ve müjdeleyici · وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı

لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۚ وَتُسَبِّحُوهُ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلًا ﴿9﴾

litü'minû billâhi verasûlihî vetü`azzirûhü vetüveḳḳirûh. vetüsebbiḥûhü bükratev veeṣîlâ.

Kelime meali

لِّتُؤْمِنُوا۟ ki inanasınız · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Resulüne · وَتُعَزِّرُوهُ O'nu destekleyesiniz · وَتُوَقِّرُوهُ Ona saygı gösteresiniz · وَتُسَبِّحُوهُ ve O'nu tesbih edesiniz · بُكْرَةًۭ sabah · وَأَصِيلًا ve akşam

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيهِمۡۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿10﴾

inne-lleẕîne yübâyi`ûneke innemâ yübâyi`ûne-llâh. yedü-llâhi fevḳa eydîhim. femen nekeŝe feinnemâ yenküŝü `alâ nefsih. vemen evfâ bimâ `âhede `aleyhü-llâhe feseyü'tîhi ecran `ażîmâ.

10. Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar, Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Bu sebeple kim Allah’a verdiği ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur, Allah’a verdiği sözün gereğini yerine getirene ise Allah yakında büyük ödül verecektir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يُبَايِعُونَكَ sana bi'at eden(ler) · إِنَّمَا gerçekte · يُبَايِعُونَ bi'at etmektedirler · ٱللَّهَ Allah'a · يَدُ eli · ٱللَّهِ Allah'ın · فَوْقَ üzerindedir · أَيْدِيهِمْ ۚ onların ellerinin · فَمَن o halde kim · نَّكَثَ ahdini bozarsa · فَإِنَّمَا şüphesiz · يَنكُثُ bozmuş olur · عَلَىٰ aleyhine · نَفْسِهِۦ ۖ kendi · وَمَنْ ve kim · أَوْفَىٰ tutarsa · بِمَا verdiği sözü · عَـٰهَدَ · عَلَيْهُ O'na · ٱللَّهَ Allah · فَسَيُؤْتِيهِ ona verecektir · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٰلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢاۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا ﴿11﴾

seyeḳûlü leke-lmüḫallefûne mine-l'a`râbi şegaletnâ emvâlünâ veehlûnâ festagfir lenâ. yeḳûlûne bielsinetihim mâ leyse fî ḳulûbihim. ḳul femey yemlikü leküm mine-llâhi şey'en in erâde biküm ḍarran ev erâde biküm nef`â. bel kâne-llâhü bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

11. Arap kabilelerinden savaşa katılmayanlar sana, gönüllerinde olmayanı dillerinin ucuyla söyleyerek, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bu yüzden Allah’ın bizi bağışlamasını iste” diyecekler. Onlara şöyle de: “Size bir zarar gelmesini isterse veya size iyilik etmeyi murat ederse, sizin için Allah’a karşı herhangi bir şey yapmaya kimin gücü yeter? Hayır! Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir;

Kelime meali

سَيَقُولُ diyecekler ki · لَكَ sana · ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar · مِنَ Araplardan · ٱلْأَعْرَابِ · شَغَلَتْنَآ bizi alıkoydu · أَمْوَٰلُنَا mallarımız · وَأَهْلُونَا ve çocuklarımız · فَٱسْتَغْفِرْ mağfiret dile · لَنَا ۚ bizim için · يَقُولُونَ onlar söylüyorlar · بِأَلْسِنَتِهِم dilleriyle · مَّا bir şeyi · لَيْسَ olmayan · فِى kalblerinde · قُلُوبِهِمْ ۚ · قُلْ de ki · فَمَن kim? · يَمْلِكُ engel olabilir · لَكُم sizin için · مِّنَ karşı · ٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًٔا herhangi bir şeyle · إِنْ eğer · أَرَادَ istese · بِكُمْ size · ضَرًّا bir zarar vermek · أَوْ yahut · أَرَادَ istese · بِكُمْ size · نَفْعًۢا ۚ bir yarar vermek · بَلْ hayır · كَانَ Allah · ٱللَّهُ · بِمَا olduklarınızı · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) · خَبِيرًۢا haber almaktadır

بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدࣰ ا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَكُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا ﴿12﴾

bel żanentüm el ley yenḳalibe-rrasûlü velmü'minûne ilâ ehlîhim ebedev vezüyyine ẕâlike fî ḳulûbiküm veżanentüm żanne-ssev'. veküntüm ḳavmem bûrâ.

12. Tam aksine siz, resulün ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyeceklerini sandınız, bu gönlünüze hoş geldi. Kötü zanna kapıldınız ve kaybedenler siz oldunuz!”

Kelime meali

بَلْ herhalde · ظَنَنتُمْ siz sandınız · أَن ki · لَّن dönmeyecekler · يَنقَلِبَ · ٱلرَّسُولُ elçi · وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler · إِلَىٰٓ ailelerine · أَهْلِيهِمْ · أَبَدًۭا bir daha asla · وَزُيِّنَ ve süslendirildi · ذَٰلِكَ bu · فِى gönüllerinizde · قُلُوبِكُمْ · وَظَنَنتُمْ ve zanda bulundunuz · ظَنَّ bir zan ile · ٱلسَّوْءِ kötü · وَكُنتُمْ ve oldunuz · قَوْمًۢا bir topluluk · بُورًۭا helaki hak etmiş

وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَعِيرࣰ ا ﴿13﴾

vemel lem yü'mim billâhi verasûlihî feinnâ a`tednâ lilkâfirîne se`îrâ.

13. Kim Allah’a ve resulüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için kavurucu bir ateş hazırladık.

Kelime meali

وَمَن ve kim · لَّمْ inanmazsa · يُؤْمِنۢ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · فَإِنَّآ bilsin ki biz · أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için · سَعِيرًۭا alevli bir ateş

وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿14﴾

velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yagfiru limey yeşâü veyü`aẕẕibü mey yeşâ'. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

14. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir; dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Bununla beraber O, ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.

Kelime meali

وَلِلَّهِ ve Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · يَغْفِرُ bağışlar · لِمَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيُعَذِّبُ ve azab eder · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا bağışlayandır · رَّحِيمًۭا esirgeyendir

سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَٰمَ ٱللَّهِۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿15﴾

seyeḳûlü-lmüḫallefûne iẕe-nṭalaḳtüm ilâ megânime lite'ḫuẕûhâ ẕerûnâ nettebi`küm. yürîdûne ey yübeddilû kelâme-llâh. ḳul len tettebi`ûnâ keẕâliküm ḳâle-llâhü min ḳabl. feseyeḳûlûne bel taḥsüdûnenâ. bel kânû lâ yefḳahûne illâ ḳalîlâ.

15. Ele geçirmek üzere ganimetlere doğru hareket ettiğinizde, savaştan geri duranlar, “Bırakın bizi, size katılalım” diyecekler. Onlar, Allah’ın hükmünü değiştirmek istiyorlar. De ki: “Asla bizim peşimize takılamayacaksınız, Allah sizin için daha önce böyle buyurdu.” Bunun üzerine de “Hayır, bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Oysa onlar (işin hakikatini) kavramakta güçlük çekiyorlar.

Kelime meali

سَيَقُولُ diyecekler · ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar · إِذَا zaman · ٱنطَلَقْتُمْ gittiğiniz · إِلَىٰ ganimetlere · مَغَانِمَ · لِتَأْخُذُوهَا onları almak için · ذَرُونَا bizi bırakın · نَتَّبِعْكُمْ ۖ sizinle beraber gelelim · يُرِيدُونَ onlar istiyorlar · أَن değiştirmek · يُبَدِّلُوا۟ · كَلَـٰمَ sözünü · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · قُل de ki · لَّن asla · تَتَّبِعُونَا siz bizimle gelemezsiniz · كَذَٰلِكُمْ böyle · قَالَ buyurdu · ٱللَّهُ Allah · مِن önceden · قَبْلُ ۖ · فَسَيَقُولُونَ onlar diyecekler · بَلْ hayır · تَحْسُدُونَنَا ۚ bizi çekemiyorsunuz · بَلْ hayır · كَانُوا۟ onlar · لَا anlamazlar · يَفْقَهُونَ · إِلَّا dışında · قَلِيلًۭا pek azı

قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِي بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ تُقَٰتِلُونَهُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنࣰ اۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿16﴾

ḳul lilmüḫallefîne mine-l'a`râbi setüd`avne ilâ ḳavmin ülî be'sin şedîdin tüḳâtilûnehüm ev yüslimûn. fein tüṭî`û yü'tikümü-llâhü ecran ḥasenâ. vein tetevellev kemâ tevelleytüm min ḳablü yü`aẕẕibküm `aẕâben elîmâ.

16. Arkada kalan bu Arap kabilelerine de ki: “Yakında çetin güç sahibi bir topluluğa karşı çağrılacaksınız; ya kendileriyle savaşacaksınız yahut müslüman olacaklar. Bu çağrıya uyarsanız Allah size güzel bir karşılık verecek, daha önce olduğu gibi geri durursanız sizi acı bir şekilde cezalandıracak.”

Kelime meali

قُل de ki · لِّلْمُخَلَّفِينَ geride kalanlara · مِنَ dan · ٱلْأَعْرَابِ · سَتُدْعَوْنَ siz yakında da'vet edileceksiniz · إِلَىٰ karşı · قَوْمٍ bir kavme · أُو۟لِى sahibi · بَأْسٍۢ güç · شَدِيدٍۢ çok kuvvetli · تُقَـٰتِلُونَهُمْ onlarla savaşırsınız · أَوْ yahut · يُسْلِمُونَ ۖ (onlar) müslüman olurlar · فَإِن eğer · تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz · يُؤْتِكُمُ size verir · ٱللَّهُ Allah · أَجْرًا bir mükafat · حَسَنًۭا ۖ güzel · وَإِن ve eğer · تَتَوَلَّوْا۟ dönerseniz · كَمَا gibi · تَوَلَّيْتُم döndüğünüz · مِّن önceden · قَبْلُ · يُعَذِّبْكُمْ size azabeder · عَذَابًا bir azapla · أَلِيمًۭا acıklı

لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿17﴾

leyse `ale-l'a`mâ ḥaracüv velâ `ale-l'a`raci ḥaracüv velâ `ale-lmerîḍi ḥarac. vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû yüdḫilhü cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. vemey yetevelle yü`aẕẕibhü `aẕâben elîmâ.

17. Gözü görmeyene zorlama yoktur, topala zorlama yoktur, hastaya zorlama yoktur. Kim Allah ve resulünün sözlerini dinlerse onları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar; kim de yüz çevirirse onu acı bir şekilde cezalandırır.

Kelime meali

لَّيْسَ yoktur · عَلَى köre · ٱلْأَعْمَىٰ · حَرَجٌۭ güçlük · وَلَا ve yoktur · عَلَى topala · ٱلْأَعْرَجِ · حَرَجٌۭ güçlük · وَلَا ve yoktur · عَلَى hastaya · ٱلْمَرِيضِ · حَرَجٌۭ ۗ güçlük · وَمَن ve kim · يُطِعِ ita'at ederse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine; · يُدْخِلْهُ onu sokar · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّ yüz çevirirse · يُعَذِّبْهُ onu azablandırır · عَذَابًا bir azaba · أَلِيمًۭا acıklı

۞لَّقَدۡ رَضِيَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَثَٰبَهُمۡ فَتۡحࣰ ا قَرِيبࣰ ا ﴿18﴾

leḳad raḍiye-llâhü `ani-lmü'minîne iẕ yübâyi`ûneke taḥte-şşecerati fe`alime mâ fî ḳulûbihim feenzele-ssekînete `aleyhim veeŝâbehüm fetḥan ḳarîbâ.

18–19. O ağacın altında sana bağlılık sözü verdikleri sırada o müminlerden Allah razı olmuştur; gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle de kendilerini ödüllendirmiştir. Allah, izzet ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

۞ لَّقَدْ andolsun · رَضِىَ razı olmuştur · ٱللَّهُ Allah · عَنِ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ · إِذْ zaman · يُبَايِعُونَكَ sana bi'at ettikleri · تَحْتَ altında · ٱلشَّجَرَةِ ağacın · فَعَلِمَ bildi · مَا olanı · فِى onların kalplerinde · قُلُوبِهِمْ · فَأَنزَلَ ve indirdi · ٱلسَّكِينَةَ huzur ve güven · عَلَيْهِمْ onların üzerine · وَأَثَـٰبَهُمْ ve onlara verdi · فَتْحًۭا bir fetih · قَرِيبًۭا yakın

وَمَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ يَأۡخُذُونَهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا ﴿19﴾

vemegânime keŝîratey ye'ḫuẕûnehâ. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

Kelime meali

وَمَغَانِمَ ve ganimetler (bahşeyledi) · كَثِيرَةًۭ birçok · يَأْخُذُونَهَا ۗ alacakları · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَزِيزًا üstündür · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ تَأۡخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِيَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا ﴿20﴾

ve`adekümü-llâhü megânime keŝîraten te'ḫuẕûnehâ fe`accele leküm hâẕihî vekeffe eydiye-nnâsi `anküm. velitekûne âyetel lilmü'minîne veyehdiyeküm ṣirâṭam müsteḳîmâ.

20. Allah elde edeceğiniz birçok ganimeti size vaad etmiş ve başarıyı şimdi vermiş, insanların ellerini de üzerinizden çekmiştir ki, bunlar aynı zamanda iman edenlere bir kanıt olsun ve Allah sizi dosdoğru yola iletsin.

Kelime meali

وَعَدَكُمُ size va'detti · ٱللَّهُ Allah · مَغَانِمَ ganimetler · كَثِيرَةًۭ birçok · تَأْخُذُونَهَا elde edeceğiniz · فَعَجَّلَ şimdilik verdi · لَكُمْ size · هَـٰذِهِۦ bunu (Hudeybiye Barışı) · وَكَفَّ ve çekti · أَيْدِىَ ellerini · ٱلنَّاسِ insanların · عَنكُمْ sizden · وَلِتَكُونَ olsun diye · ءَايَةًۭ bir ibret · لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlara · وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletsin diye · صِرَٰطًۭا yola · مُّسْتَقِيمًۭا dosdoğru

وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣰ ا ﴿21﴾

veuḫrâ lem taḳdirû `aleyhâ ḳad eḥâṭa-llâhü bihâ. vekâne-llâhü `alâ külli şey'in ḳadîrâ.

21. Henüz elde edemediğiniz başkaları da var. Kuşkusuz bunlar Allah’ın bilgisi ve gücü dahilindedir; şüphesiz Allah her şeye kādirdir.

Kelime meali

وَأُخْرَىٰ ve başka (şeyler) · لَمْ henüz ele geçiremediniz · تَقْدِرُوا۟ · عَلَيْهَا onları · قَدْ fakat · أَحَاطَ kuşatmıştır · ٱللَّهُ Allah · بِهَا ۚ onları · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرًۭا kadirdir

وَلَوۡ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا ﴿22﴾

velev ḳâtelekümü-lleẕîne keferû levellevu-l'edbâra ŝümme lâ yecidûne veliyyev velâ neṣîrâ.

22. Eğer kâfirler size karşı savaşsalardı arkalarını dönüp kaçacaklar, bu durumda bir koruyucu, bir yardımcı da bulamayacaklardı.

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · قَـٰتَلَكُمُ sizinle savaşsalardı · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَوَلَّوُا۟ dön(üp kaç)arlardı · ٱلْأَدْبَـٰرَ arkalarına · ثُمَّ sonra · لَا bulamazlardı · يَجِدُونَ · وَلِيًّۭا bir koruyucu · وَلَا ne de · نَصِيرًۭا bir yardımcı

سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ ا ﴿23﴾

sünnete-llâhi-lletî ḳad ḫalet min ḳabl. velen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ.

23. Bu Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen kanunudur, Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın.

Kelime meali

سُنَّةَ sünnetidir (yasasadır) · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱلَّتِى öyle ki · قَدْ süregelir · خَلَتْ · مِن ötedenberi · قَبْلُ ۖ · وَلَن ve asla · تَجِدَ bulamazsın · لِسُنَّةِ yasasında · ٱللَّهِ Allah'ın · تَبْدِيلًۭا bir değişme

وَهُوَ ٱلَّذِي كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡهُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا ﴿24﴾

vehüve-lleẕî keffe eydiyehüm `anküm veeydiyeküm `anhüm bibaṭni mekkete mim ba`di en ażferaküm `aleyhim. vekâne-llâhü bimâ ta`melûne beṣîrâ.

24. Mekke vadisinde size onları yenmeyi nasip ettikten sonra onların ellerini sizin üzerinizden, sizin ellerinizi de onların üzerinden çeken de O’dur. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

Kelime meali

وَهُوَ ve O'dur · ٱلَّذِى çeken · كَفَّ · أَيْدِيَهُمْ onların ellerini · عَنكُمْ sizden · وَأَيْدِيَكُمْ ve sizin ellerinizi · عَنْهُم onlardan · بِبَطْنِ göbeğinde · مَكَّةَ Mekke'nin · مِنۢ sonra · بَعْدِ · أَنْ sizi galip getirdikten · أَظْفَرَكُمْ · عَلَيْهِمْ ۚ onlara · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · بِمَا yaptıklarınızı · تَعْمَلُونَ · بَصِيرًا görmektedir

هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡيَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُۥۚ وَلَوۡلَا رِجَالࣱ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءࣱ مُّؤۡمِنَٰتࣱ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِي رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا ﴿25﴾

hümü-lleẕîne keferû veṣaddûküm `ani-lmescidi-lḥarâmi velhedye ma`kûfen ey yeblüga meḥilleh. velevlâ ricâlüm mü'minûne venisâüm mü'minâtül lem ta`lemûhüm en teṭaûhüm fetüṣîbeküm minhüm me`arratüm bigayri `ilmin. liyüdḫile-llâhü fî raḥmetihî mey yeşâ'. lev tezeyyelû le`aẕẕebne-lleẕîne keferû minhüm `aẕâben elîmâ.

25. İnkâra sapan, sizi Mescid-i Harâm’a sokmayan, (yolda) engellenmiş kurbanları yerine ulaşmaktan alıkoyanlar da başkaları değil, onlardır. Eğer Mekke’de kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkekler ve mümin kadınlar olmasaydı, bunları bilmeden ezmeniz ve bu yüzden üzüntü ve zarara uğramanız ihtimali bulunmasaydı (Allah ellerinizi onların üzerinden çekmezdi). Dilediklerini rahmetine daldırmak için Allah böyle yapmıştır. Eğer birbirinden ayrılsalardı, inkâra sapmış olanlarına acı bir şekilde azap edecektik.

Kelime meali

هُمُ onlar · ٱلَّذِينَ kimselerdir · كَفَرُوا۟ inkar eden(lerdir) · وَصَدُّوكُمْ ve size engel olanlardır · عَنِ Mescid-i-dan · ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i · ٱلْحَرَامِ · وَٱلْهَدْىَ ve kurbanlardan · مَعْكُوفًا bekletilen · أَن varmasına · يَبْلُغَ · مَحِلَّهُۥ ۚ yerlerine · وَلَوْلَا eğer olmasaydı · رِجَالٌۭ erkekler · مُّؤْمِنُونَ inanmış · وَنِسَآءٌۭ ve kadınlar · مُّؤْمِنَـٰتٌۭ inanmış · لَّمْ bilmeyerek · تَعْلَمُوهُمْ · أَن tepelediğiniz · تَطَـُٔوهُمْ · فَتُصِيبَكُم isabet edecek (olmasaydı) · مِّنْهُم onlardan · مَّعَرَّةٌۢ bir eziyet · بِغَيْرِ olmadan · عِلْمٍۢ ۖ bilginiz · لِّيُدْخِلَ ki soksun · ٱللَّهُ Allah · فِى rahmetine · رَحْمَتِهِۦ · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · لَوْ şayet · تَزَيَّلُوا۟ ayrılmış olsalardı · لَعَذَّبْنَا elbette azab ederdik · ٱلَّذِينَ kimseleri · كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) · مِنْهُمْ onlardan · عَذَابًا bir azabla · أَلِيمًا acıklı

إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ كَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِهَا وَأَهۡلَهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا ﴿26﴾

iẕ ce`ale-lleẕîne keferû fî ḳulûbihimü-lḥamiyyete ḥamiyyete-lcâhiliyyeti feenzele-llâhü sekînetehû `alâ rasûlihî ve`ale-lmü'minîne veelzemehüm kelimete-ttaḳvâ vekânû eḥaḳḳa bihâ veehlehâ. vekâne-llâhü bikülli şey'in `alîmâ.

26. İnkâra sapmış olanlar o zaman kalplerini o gurura, Câhiliye dönemine ait büyüklenme duygusuna kaptırmışlardı, Allah da resulünün ve müminlerin gönüllerine huzur ve güven duygusu verdi, onları takvâ sözüne bağlı kıldı. Zaten onlar bu sözü hak etmişlerdi, onlar buna lâyıktı. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.

Kelime meali

إِذْ o zaman · جَعَلَ koymuşlardı · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · فِى kalblerine · قُلُوبِهِمُ · ٱلْحَمِيَّةَ öfke ve gayreti · حَمِيَّةَ öfke ve gayretini · ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye (çağının) · فَأَنزَلَ ve indirdi · ٱللَّهُ Allah · سَكِينَتَهُۥ huzur ve güvenini · عَلَىٰ üzerine · رَسُولِهِۦ Elçisi · وَعَلَى ve üzerine · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · وَأَلْزَمَهُمْ ve onları bağladı · كَلِمَةَ kelimesine · ٱلتَّقْوَىٰ takva · وَكَانُوٓا۟ zaten onlar idiler · أَحَقَّ daha layık · بِهَا buna · وَأَهْلَهَا ۚ ve ehil · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمًۭا bilendir

لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتۡحࣰ ا قَرِيبًا ﴿27﴾

leḳad ṣadeḳa-llâhü rasûlehü-rru'yâ bilḥaḳḳ. letedḫulünne-lmescide-lḥarâme in şâe-llâhü âminîne müḥalliḳîne ruûseküm vemüḳaṣṣirîne lâ teḫâfûn. fe`alime mâ lem ta`lemû fece`ale min dûni ẕâlike fetḥan ḳarîbâ.

27. Allah, resulüne gerçeğe uygun rüyasında doğruyu bildirmiştir. Allah izin verirse hiçbir şeyden korkmaksızın, (umrenizi yaptıktan sonra) ya saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek, güven duygusu içinde Mescid-i Harâm’a muhakkak gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir ve bundan başka hemen gerçekleşecek bir fethi de takdir buyurmuştur.

Kelime meali

لَّقَدْ andolsun · صَدَقَ doğruladı · ٱللَّهُ Allah · رَسُولَهُ Elçisinin · ٱلرُّءْيَا rüyasını · بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile · لَتَدْخُلُنَّ gireceksiniz · ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i · ٱلْحَرَامَ Haram'a · إِن eğer · شَآءَ dilerse · ٱللَّهُ Allah · ءَامِنِينَ güven içinde · مُحَلِّقِينَ traş ederek · رُءُوسَكُمْ başlarınızı · وَمُقَصِّرِينَ ve(ya) kısaltarak · لَا korkmadan · تَخَافُونَ ۖ · فَعَلِمَ böylece bildi · مَا şeyi · لَمْ sizin bilmediğiniz · تَعْلَمُوا۟ · فَجَعَلَ ve verdi · مِن başka · دُونِ · ذَٰلِكَ bundan · فَتْحًۭا bir fetih · قَرِيبًا yakın

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا ﴿28﴾

hüve-lleẕî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lḥaḳḳi liyużhirahû `ale-ddîni küllih. vekefâ billâhi şehîdâ.

28. Bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye resulünü doğru yol rehberi ve hak din ile gönderen O’dur. Buna tanık olarak da Allah yeter.

Kelime meali

هُوَ O · ٱلَّذِىٓ gönderendir · أَرْسَلَ · رَسُولَهُۥ Elçisini · بِٱلْهُدَىٰ hidayet ile · وَدِينِ ve din ile · ٱلْحَقِّ hak · لِيُظْهِرَهُۥ onu üstün kılmak için · عَلَى dinlere · ٱلدِّينِ · كُلِّهِۦ ۚ bütün · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · شَهِيدًۭا şahid olarak

مُّحَمَّدࣱ رَّسُولُ ٱللَّهِۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَهُمۡۖ تَرَىٰهُمۡ رُكَّعࣰ ا سُجَّدࣰ ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰ اۖ سِيمَاهُمۡ فِي وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِۚ وَمَثَلُهُمۡ فِي ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلۡكُفَّارَۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنۡهُم مَّغۡفِرَةࣰ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا ﴿29﴾

müḥammedür rasûlü-llâh. velleẕîne me`ahû eşiddâü `ale-lküffâri ruḥamâü beynehüm terâhüm rukke`an süccedey yebtegûne faḍlem mine-llâhi veriḍvânâ. sîmâhüm fî vucûhihim min eŝeri-ssücûd. ẕâlike meŝelühüm fi-ttevrâh. vemeŝelühüm fi-l'incîl. kezer`in aḫrace şaṭ'ehû feâzerahû festagleża festevâ `alâ sûḳihî yü`cibü-zzürrâ`a liyegîża bihimü-lküffâr. ve`ade-llâhü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti minhüm magfiratev veecran `ażîmâ.

29. O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah’ın lutuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün. Secdenin tesiriyle yüzlerine simaları oturmuştur; Tevrat’ta onlar için yapılan benzetme budur. İncil’deki misalleri ise bir ekindir: Çiftçileri sevindirmek üzere filiz verir, onu güçlendirir, kalınlaşır ve kendi sapları üzerinde durur. Onlar (müminler) yüzünden kâfirler öfkeden kahrolsunlar diye (böyle olmuştur). Onlar arasından iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara Allah bir bağışlama ve büyük bir ödül vaad etmektedir.

Kelime meali

مُّحَمَّدٌۭ Muhammed · رَّسُولُ elçisidir · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَٱلَّذِينَ ve bulunanlar · مَعَهُۥٓ onun yanında · أَشِدَّآءُ katı · عَلَى karşı · ٱلْكُفَّارِ kafirlere · رُحَمَآءُ merhametlidirler · بَيْنَهُمْ ۖ birbirlerine karşı · تَرَىٰهُمْ onları görürsün · رُكَّعًۭا rüku' ederek · سُجَّدًۭا secde ederek · يَبْتَغُونَ aradıklarını · فَضْلًۭا bir lutuf · مِّنَ Allahdan · ٱللَّهِ · وَرِضْوَٰنًۭا ۖ ve rızasını · سِيمَاهُمْ nişanları vardır · فِى yüzlerinde · وُجُوهِهِم · مِّنْ izinden · أَثَرِ · ٱلسُّجُودِ ۚ secde · ذَٰلِكَ şöyledir · مَثَلُهُمْ onların vasıfları · فِى Tevrat'taki · ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ · وَمَثَلُهُمْ ve vasıfları · فِى İncildeki · ٱلْإِنجِيلِ · كَزَرْعٍ bir ekin gibidir · أَخْرَجَ çıkaran · شَطْـَٔهُۥ filizini · فَـَٔازَرَهُۥ onu güçlendiren · فَٱسْتَغْلَظَ sonra kalınlaşan · فَٱسْتَوَىٰ derken dikilen · عَلَىٰ üstüne · سُوقِهِۦ gövdesinin · يُعْجِبُ hoşuna gider · ٱلزُّرَّاعَ ekincilerin · لِيَغِيظَ öfkelendirsin diye · بِهِمُ onlara karşı · ٱلْكُفَّارَ ۗ kafirleri · وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ inananlara · ءَامَنُوا۟ · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · مِنْهُم onlardan · مَّغْفِرَةًۭ mağfiret · وَأَجْرًا ve mükafat · عَظِيمًۢا büyük