Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Hucurât Suresi

سُوْرَةُ الْحُجُراتِ · 49. sure · 18 âyet · Medenî · 26. cüz · Mushaf sayfa 515

Hucurât suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏ ﴿1﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḳaddimû beyne yedeyi-llâhi verasûlihî vetteḳu-llâh. inne-llâhe semî`un `alîm.

1. Ey iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا geçmeyin · تُقَدِّمُوا۟ · بَيْنَ önüne · يَدَىِ önüne · ٱللَّهِ Allah'ın · وَرَسُولِهِۦ ۖ ve Elçisinin · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَرۡفَعُوٓاْ أَصۡوَٰتَكُمۡ فَوۡقَ صَوۡتِ ٱلنَّبِيِّ وَلَا تَجۡهَرُواْ لَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ كَجَهۡرِ بَعۡضِكُمۡ لِبَعۡضٍ أَن تَحۡبَطَ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ ﴿2﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ terfe`û aṣvâteküm fevḳa ṣavti-nnebiyyi velâ techerû lehû bilḳavli kecehri ba`ḍiküm liba`ḍin en taḥbeṭa a`mâlüküm veentüm lâ teş`urûn.

2. Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا yükseltmeyin · تَرْفَعُوٓا۟ · أَصْوَٰتَكُمْ seslerinizi · فَوْقَ üstüne · صَوْتِ sesinin · ٱلنَّبِىِّ Peygamberin · وَلَا ve · تَجْهَرُوا۟ yüksek sesle konuşmayın · لَهُۥ onunla · بِٱلْقَوْلِ sözü · كَجَهْرِ yüksek sesle konuştuğunuz gibi · بَعْضِكُمْ bir kısmınız · لِبَعْضٍ diğeriyle · أَن yoksa boşa gider · تَحْبَطَ · أَعْمَـٰلُكُمْ amelleriniz · وَأَنتُمْ ve siz · لَا farkında olmazsınız · تَشْعُرُونَ

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصۡوَٰتَهُمۡ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمۡتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡ لِلتَّقۡوَىٰۚ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرٌ عَظِيمٌ ﴿3﴾

inne-lleẕîne yeguḍḍûne aṣvâtehüm `inde rasûli-llâhi ülâike-lleẕîne-mteḥane-llâhü ḳulûbehüm littaḳvâ. lehüm magfiratüv veecrun `ażîm.

3. Allah resulünün yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın kalplerini takvâ hususunda sınadığı kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يَغُضُّونَ kısan(lar) · أَصْوَٰتَهُمْ seslerini · عِندَ huzurunda · رَسُولِ elçisinin · ٱللَّهِ Allah'ın · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ imtihan etmiştir · ٱمْتَحَنَ · ٱللَّهُ Allah · قُلُوبَهُمْ onların kalblerini · لِلتَّقْوَىٰ ۚ takva için · لَهُم onlar için vardır · مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret · وَأَجْرٌ ve bir mükafat · عَظِيمٌ büyük

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلۡحُجُرَٰتِ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ ﴿4﴾

inne-lleẕîne yünâdûneke miv verâi-lḥucürâti ekŝeruhüm lâ ya`ḳilûn.

4. Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ sana bağıranların · يُنَادُونَكَ · مِن arkasından · وَرَآءِ · ٱلْحُجُرَٰتِ odaların · أَكْثَرُهُمْ çoğu · لَا akıl etmezler · يَعْقِلُونَ

وَلَوۡ أَنَّهُمۡ صَبَرُواْ حَتَّىٰ تَخۡرُجَ إِلَيۡهِمۡ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿5﴾

velev ennehüm ṣaberû ḥattâ taḫruce ileyhim lekâne ḫayral lehüm. vellâhü gafûrur raḥîm.

5. Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Kelime meali

وَلَوْ ve şayet · أَنَّهُمْ onlar · صَبَرُوا۟ bekleselerdi · حَتَّىٰ kadar · تَخْرُجَ sen çıkıncaya · إِلَيْهِمْ kendilerinin yanına · لَكَانَ elbette olurdu · خَيْرًۭا daha iyi · لَّهُمْ ۚ kendileri için · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمۡ فَاسِقُۢ بِنَبَإࣲ فَتَبَيَّنُوٓاْ أَن تُصِيبُواْ قَوۡمَۢا بِجَهَٰلَةࣲ فَتُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَا فَعَلۡتُمۡ نَٰدِمِينَ ﴿6﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in câeküm fâsiḳum binebein fetebeyyenû en tüṣîbû ḳavmem bicehâletin fetuṣbiḥû `alâ mâ fe`altüm nâdimîn.

6. Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِن size gelirse · جَآءَكُمْ · فَاسِقٌۢ bir fasık · بِنَبَإٍۢ bir haberle · فَتَبَيَّنُوٓا۟ onu araştırın · أَن yoksa kötülük edersiniz · تُصِيبُوا۟ · قَوْمًۢا bir topluluğa karşı · بِجَهَـٰلَةٍۢ bilmeyerek · فَتُصْبِحُوا۟ sonra olursunuz · عَلَىٰ üzerine · مَا şey · فَعَلْتُمْ yaptığınız · نَـٰدِمِينَ pişman

وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ لَوۡ يُطِيعُكُمۡ فِي كَثِيرࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ لَعَنِتُّمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِي قُلُوبِكُمۡ وَكَرَّهَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡكُفۡرَ وَٱلۡفُسُوقَ وَٱلۡعِصۡيَانَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ ﴿7﴾

va`lemû enne fîküm rasûle-llâh. lev yüṭî`uküm fî keŝîrim mine-l'emri le`anittüm velâkinne-llâhe ḥabbebe ileykümü-l'îmâne vezeyyenehû fî ḳulûbiküm vekerrahe ileykümü-lküfra velfüsûḳa vel`iṣyân. ülâike hümü-rrâşidûn.

7–8. Bilin ki Allah’ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi, fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lutuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır (bu vasıflara sahip olan sizlersiniz). Allah her şeyi bilmekte, yerli yerince yapmaktadır.

Kelime meali

وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّ elbette · فِيكُمْ içinizdedir · رَسُولَ Elçisi · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · لَوْ şayet · يُطِيعُكُمْ size uysaydı · فِى birçok · كَثِيرٍۢ · مِّنَ işte · ٱلْأَمْرِ · لَعَنِتُّمْ sıkıntıya düşerdiniz · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · حَبَّبَ sevdirdi · إِلَيْكُمُ size · ٱلْإِيمَـٰنَ imanı · وَزَيَّنَهُۥ ve onu süsledi · فِى sizin kalblerinizde · قُلُوبِكُمْ · وَكَرَّهَ ve çirkin gösterdi · إِلَيْكُمُ size · ٱلْكُفْرَ küfrü · وَٱلْفُسُوقَ ve fıskı · وَٱلْعِصْيَانَ ۚ ve isyanı · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ bunlardır · ٱلرَّٰشِدُونَ doğru yolda olanlar

فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعۡمَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿8﴾

faḍlem mine-llâhi veni`meh. vellâhü `alîmün ḥakîm.

Kelime meali

فَضْلًۭا bir lutuftur · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَنِعْمَةًۭ ۚ ve ni'metdir · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hakimdir

وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ﴿9﴾

vein ṭâifetâni mine-lmü'minîne-ḳtetelû feaṣliḥû beynehümâ. feim begat iḥdâhümâ `ale-l'uḫrâ feḳâtilü-lletî tebgî ḥattâ tefîe ilâ emri-llâh. fein fâet feaṣliḥû beynehümâ bil`adli veaḳsiṭû. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḳsiṭîn.

9. Eğer müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · طَآئِفَتَانِ iki grup · مِنَ inananlardan · ٱلْمُؤْمِنِينَ · ٱقْتَتَلُوا۟ vuruşurlarsa · فَأَصْلِحُوا۟ düzeltin · بَيْنَهُمَا ۖ onların arasını · فَإِنۢ şayet · بَغَتْ saldırırsa · إِحْدَىٰهُمَا biri · عَلَى üzerine · ٱلْأُخْرَىٰ öteki · فَقَـٰتِلُوا۟ vuruşun · ٱلَّتِى saldıran tarafla · تَبْغِى · حَتَّىٰ kadar · تَفِىٓءَ dönünceye · إِلَىٰٓ buyruğuna · أَمْرِ · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · فَإِن eğer · فَآءَتْ dönerse · فَأَصْلِحُوا۟ artık düzeltin · بَيْنَهُمَا onların arasını · بِٱلْعَدْلِ adaletle · وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ ve daima adil olun · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةࣱ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ﴿10﴾

inneme-lmü'minûne iḫvetün feaṣliḥû beyne eḫaveyküm vetteḳu-llâhe le`alleküm türḥamûn.

10. Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.

Kelime meali

إِنَّمَا muhakkak · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · إِخْوَةٌۭ kardeştirler · فَأَصْلِحُوا۟ o halde düzeltin · بَيْنَ arasını · أَخَوَيْكُمْ ۚ kardeşlerinizin · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُرْحَمُونَ size rahmet edilsin

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَسۡخَرۡ قَوۡمࣱ مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُواْ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءࣱ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُنَّۖ وَلَا تَلۡمِزُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَلَا تَنَابَزُواْ بِٱلۡأَلۡقَٰبِۖ بِئۡسَ ٱلِٱسۡمُ ٱلۡفُسُوقُ بَعۡدَ ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن لَّمۡ يَتُبۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿11﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ yesḫar ḳavmüm min ḳavmin `asâ ey yekûnû ḫayram minhüm velâ nisâüm min nisâin `asâ ey yekünne ḫayram minhünn. velâ telmizû enfüseküm velâ tenâbezû bil'elḳâb. bi'se-lismü-lfüsûḳu ba`de-l'îmân. vemel lem yetüb feülâike hümu-żżâlimûn.

11. Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا alay etmesin · يَسْخَرْ · قَوْمٌۭ bir topluluk · مِّن (başka bir) · قَوْمٍ toplulukla · عَسَىٰٓ belki · أَن olurlar · يَكُونُوا۟ · خَيْرًۭا daha iyi · مِّنْهُمْ kendilerinden · وَلَا ve ne de · نِسَآءٌۭ kadınlar · مِّن (başka) · نِّسَآءٍ kadınlarla · عَسَىٰٓ belki · أَن olurlar · يَكُنَّ · خَيْرًۭا daha iyi · مِّنْهُنَّ ۖ onlar kendilerinden · وَلَا ve · تَلْمِزُوٓا۟ kusur aramayın · أَنفُسَكُمْ birbirinizde · وَلَا ve · تَنَابَزُوا۟ birbirinizi çağırmayın · بِٱلْأَلْقَـٰبِ ۖ kötü lakaplarla · بِئْسَ ne kötü bir şeydir · ٱلِٱسْمُ adı · ٱلْفُسُوقُ fısk · بَعْدَ sonra · ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ inandıktan · وَمَن ve kim · لَّمْ tevbe etmezse · يَتُبْ · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimdirler

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمࣱۖ وَلَا تَجَسَّسُواْ وَلَا يَغۡتَب بَّعۡضُكُم بَعۡضًاۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمۡ أَن يَأۡكُلَ لَحۡمَ أَخِيهِ مَيۡتࣰ ا فَكَرِهۡتُمُوهُۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿12﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ctenibû keŝîram mine-żżann. inne ba`ḍa-żżanni iŝmüv velâ tecessesû velâ yagteb ba`ḍuküm ba`ḍâ. eyüḥibbü eḥadüküm ey ye'küle laḥme eḫîhi meyten fekerihtümûh. vetteḳu-llâh. inne-llâhe tevvâbür raḥîm.

12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱجْتَنِبُوا۟ sakının · كَثِيرًۭا çok · مِّنَ zandan · ٱلظَّنِّ · إِنَّ zira · بَعْضَ bir kısmı · ٱلظَّنِّ zannın · إِثْمٌۭ ۖ günahtır · وَلَا ve · تَجَسَّسُوا۟ merak etmeyin · وَلَا ve · يَغْتَب arkasından çekiştirmesin · بَّعْضُكُم biriniz · بَعْضًا ۚ diğerinizi · أَيُحِبُّ sever mi? · أَحَدُكُمْ biriniz · أَن yemeği · يَأْكُلَ · لَحْمَ etini · أَخِيهِ kardeşinin · مَيْتًۭا ölmüş · فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ işte bundan iğrendiniz · وَٱتَّقُوا۟ o halde korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · تَوَّابٌۭ tevbeyi çok kabul edendir · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرࣲ وَأُنثَىٰ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ شُعُوبࣰ ا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓاْۚ إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرࣱ‏ ﴿13﴾

yâ eyyühe-nnâsü innâ ḫalaḳnâküm min ẕekeriv veünŝâ vece`alnâküm şu`ûbev veḳabâile lite`ârafû. inne ekrameküm `inde-llâhi etḳâküm. inne-llâhe `alîmün ḫabîr.

13. Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · إِنَّا elbette biz · خَلَقْنَـٰكُم sizi yarattık · مِّن bir erkekten · ذَكَرٍۢ · وَأُنثَىٰ ve bir kadın(dan) · وَجَعَلْنَـٰكُمْ ve ayırdık sizi · شُعُوبًۭا milletlere · وَقَبَآئِلَ ve kabilelere · لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ birbirinizi tanımanız için · إِنَّ şüphesiz · أَكْرَمَكُمْ en üstün olanınız · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah · أَتْقَىٰكُمْ ۚ en çok korunanınızdır · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌ bilendir · خَبِيرٌۭ haber alandır

۞قَالَتِ ٱلۡأَعۡرَابُ ءَامَنَّاۖ قُل لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ وَلَٰكِن قُولُوٓاْ أَسۡلَمۡنَا وَلَمَّا يَدۡخُلِ ٱلۡإِيمَٰنُ فِي قُلُوبِكُمۡۖ وَإِن تُطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتۡكُم مِّنۡ أَعۡمَٰلِكُمۡ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ﴿14﴾

ḳâleti-l'a`râbü âmennâ. ḳul lem tü'minû velâkin ḳûlû eslemnâ velemmâ yedḫuli-l'îmânü fî ḳulûbiküm. vein tüṭî`ü-llâhe verasûlehû lâ yelitküm min a`mâliküm şey'â. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

14. Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

Kelime meali

۞ قَالَتِ dediler · ٱلْأَعْرَابُ araplar · ءَامَنَّا ۖ inandık · قُل de ki · لَّمْ inanmadınız · تُؤْمِنُوا۟ · وَلَـٰكِن fakat · قُولُوٓا۟ deyin · أَسْلَمْنَا islam olduk · وَلَمَّا henüz · يَدْخُلِ girmedi · ٱلْإِيمَـٰنُ iman · فِى kalblerinize · قُلُوبِكُمْ ۖ · وَإِن ve eğer · تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · لَا size eksiltmez · يَلِتْكُم · مِّنْ amellerinizden · أَعْمَـٰلِكُمْ · شَيْـًٔا ۚ hiçbir şeyi · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌ çok esirgeyendir

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمۡ يَرۡتَابُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ ﴿15﴾

inneme-lmü'minûne-lleẕîne âmenû billâhi verasûlihî ŝümme lem yertâbû vecâhedû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâh. ülâike hümu-ṣṣâdiḳûn.

15. Müminler ancak, Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İçleri dışları bir olanlar işte bunlardır.

Kelime meali

إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler · ٱلَّذِينَ kimselerdir · ءَامَنُوا۟ iman eden(lerdir) · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · ثُمَّ sonra · لَمْ şüphe etmeyenlerdir · يَرْتَابُوا۟ · وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad edenlerdir · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle · وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلصَّـٰدِقُونَ doğru olanlar

قُلۡ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏ ﴿16﴾

ḳul etü`allimûne-llâhe bidîniküm vellâhü ya`lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vellâhü bikülli şey'in `alîm.

16. De ki: “Allah göklerde ve yerde olanları bildiği halde Allah’a dininizi öğretmeye mi kalkışıyorsunuz! Allah her şeyi bilmektedir.”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَتُعَلِّمُونَ siz mi öğreteceksiniz? · ٱللَّهَ Allah'a · بِدِينِكُمْ dininizi · وَٱللَّهُ Allah · يَعْلَمُ bilir · مَا olanları · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanları · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · وَٱللَّهُ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۭ bilendir

يَمُنُّونَ عَلَيۡكَ أَنۡ أَسۡلَمُواْۖ قُل لَّا تَمُنُّواْ عَلَيَّ إِسۡلَٰمَكُمۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيۡكُمۡ أَنۡ هَدَىٰكُمۡ لِلۡإِيمَٰنِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿17﴾

yemünnûne `aleyke en eslemû. ḳul lâ temünnû `aleyye islâmeküm. beli-llâhü yemünnü `aleyküm en hedâküm lil'îmâni in küntüm ṣâdiḳîn.

17. Boyun eğmelerini sana bir iyilik yapmış gibi gösteriyorlar. Onlara şöyle de: “Boyun eğmenizi bana yapılmış bir iyilik saymayın. Eğer samimi iseniz (bilmelisiniz ki) sizi imana yöneltmekle asıl Allah size lütufta bulunmaktadır.

Kelime meali

يَمُنُّونَ başına kakıyorlar · عَلَيْكَ senin · أَنْ İslam olmalarını · أَسْلَمُوا۟ ۖ · قُل de ki · لَّا başıma kakmayın · تَمُنُّوا۟ · عَلَىَّ benim · إِسْلَـٰمَكُم ۖ müslüman olmanızı · بَلِ tersine · ٱللَّهُ Allah · يَمُنُّ minnet eder · عَلَيْكُمْ size · أَنْ size hidayeti nedeniyle · هَدَىٰكُمْ · لِلْإِيمَـٰنِ imana · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrulardan

إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿18﴾

inne-llâhe ya`lemü gaybe-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü beṣîrum bimâ ta`melûn.

18. Allah göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَعْلَمُ bilir · غَيْبَ gizlisini · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَٱللَّهُ ve Allah · بَصِيرٌۢ görmektedir · بِمَا yaptıklarınızı · تَعْمَلُونَ