Kāf Suresi
Kāf suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ ﴿1﴾
ḳâf. velḳur'âni-lmecîd.
1. Kāf. Şanı yüce Kur’an’a yemin olsun!
Kelime meali
قٓ ۚ Kaf · وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun · ٱلْمَجِيدِ uyarıcı şerefli
بَلۡ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡ فَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَيۡءٌ عَجِيبٌ ﴿2﴾
bel `acibû en câehüm münẕirum minhüm feḳâle-lkâfirûne hâẕâ şey'ün `acîb.
2–3. Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, “Bu tuhaf bir şey, öldükten ve toprak olduktan sonra mı (dirileceğiz)? Bu olmayacak bir dönüş!” dediler.
Kelime meali
بَلْ doğrusu · عَجِبُوٓا۟ şaştılar · أَن gelmesine · جَآءَهُم · مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı · مِّنْهُمْ içlerinden · فَقَالَ dediler · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler · هَـٰذَا bu · شَىْءٌ bir şeydir · عَجِيبٌ tuhaf
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ اۖ ذَٰلِكَ رَجۡعُۢ بَعِيدࣱ ﴿3﴾
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbâ. ẕâlike rac`um be`îd.
Kelime meali
أَءِذَا zaman mı? · مِتْنَا biz öldüğümüz · وَكُنَّا ve olduğumuz · تُرَابًۭا ۖ toprak · ذَٰلِكَ bu · رَجْعٌۢ bir dönüştür · بَعِيدٌۭ uzak
قَدۡ عَلِمۡنَا مَا تَنقُصُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۡهُمۡۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظُۢ ﴿4﴾
ḳad `alimnâ mâ tenḳuṣu-l'arḍu minhüm. ve`indenâ kitâbün ḥafîż.
4. Yerin onlardan neyi eksilttiğini (çürüttüğünü) bilmekteyiz; bizde her şeyi saklayan bir kayıt vardır.
Kelime meali
قَدْ andolsun · عَلِمْنَا biz bilmişizdir · مَا ne · تَنقُصُ eksilttiğini · ٱلْأَرْضُ yerin · مِنْهُمْ ۖ onlardan · وَعِندَنَا ve yanımızda vardır · كِتَـٰبٌ bir Kitap · حَفِيظٌۢ (her şeyi) zapteden
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ فَهُمۡ فِيٓ أَمۡرࣲ مَّرِيجٍ ﴿5﴾
bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.
5. Ayrıca bunlar gerçeği kendilerine geldiğinde hemen yalanladılar; tam bir tutarsızlık içindeler.
Kelime meali
بَلْ doğrusu · كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar · بِٱلْحَقِّ hak ile · لَمَّا kendilerine gelince · جَآءَهُمْ · فَهُمْ şimdi onlar · فِىٓ içindedirler · أَمْرٍۢ bir durumun · مَّرِيجٍ çalkantılı
أَفَلَمۡ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوۡقَهُمۡ كَيۡفَ بَنَيۡنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجࣲ ﴿6﴾
efelem yenżurû ile-ssemâi fevḳahüm keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min fürûc.
6. Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Hiçbir kusuru olmaksızın onu nasıl kurduk, nasıl süsledik.
Kelime meali
أَفَلَمْ bakmadılar mı? · يَنظُرُوٓا۟ · إِلَى göğe · ٱلسَّمَآءِ · فَوْقَهُمْ üstlerindeki · كَيْفَ nasıl · بَنَيْنَـٰهَا onu bina ettik · وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik · وَمَا ve yoktur · لَهَا onun · مِن hiçbir · فُرُوجٍۢ çatlağı
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ ﴿7﴾
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli zevcim behîc.
7. Yeryüzünü de düzledik, üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirdik, orada her türden güzel bitkiler yetiştirdik;
Kelime meali
وَٱلْأَرْضَ ve arzı · مَدَدْنَـٰهَا yaydık onu · وَأَلْقَيْنَا ve attık · فِيهَا ona · رَوَٰسِىَ sağlam dağlar · وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik · فِيهَا onda · مِن her-ten · كُلِّ her · زَوْجٍۭ · بَهِيجٍۢ güzel
تَبۡصِرَةࣰ وَذِكۡرَىٰ لِكُلِّ عَبۡدࣲ مُّنِيبࣲ ﴿8﴾
tebṣiratev veẕikrâ likülli `abdim münîb.
8. Bize yönelen her kula aydınlatıcı ve hatırlatıcı olsun diye.
Kelime meali
تَبْصِرَةًۭ basirettir; · وَذِكْرَىٰ ve ibrettir · لِكُلِّ hepsi için · عَبْدٍۢ kul(ların) · مُّنِيبٍۢ yönelen
وَنَزَّلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ مُّبَٰرَكࣰ ا فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ جَنَّٰتࣲ وَحَبَّ ٱلۡحَصِيدِ ﴿9﴾
venezzelnâ mine-ssemâi mâem mübâraken feembetnâ bihî cennâtiv veḥabbe-lḥaṣîd.
9. Gökten bereketli yağmurlar indirdik, onunla nice bahçeler ve hasat edilen tahıllar yetiştirdik.
Kelime meali
وَنَزَّلْنَا ve indirdik · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · مُّبَـٰرَكًۭا bereketli · فَأَنۢبَتْنَا bitirdik · بِهِۦ onunla · جَنَّـٰتٍۢ bahçeler · وَحَبَّ ve daneler · ٱلْحَصِيدِ biçilecek
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتࣲ لَّهَا طَلۡعࣱ نَّضِيدࣱ ﴿10﴾
vennaḫle bâsiḳâtil lehâ ṭal`un neḍîd.
10. Bir de salkım salkım meyvesiyle göğe uzanan hurma ağaçları...
Kelime meali
وَٱلنَّخْلَ ve hurmalar · بَاسِقَـٰتٍۢ yüksek · لَّهَا olan · طَلْعٌۭ tomurcukları · نَّضِيدٌۭ birbirine girmiş
رِّزۡقࣰ ا لِّلۡعِبَادِۖ وَأَحۡيَيۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ اۚ كَذَٰلِكَ ٱلۡخُرُوجُ ﴿11﴾
rizḳal lil`ibâdi veaḥyeynâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike-lḫurûc.
11. Hepsi kullara rızık olsun diye. O yağmurla ölü toprağa can verdik. İşte insanların mezardan çıkışları da böyle olacak.
Kelime meali
رِّزْقًۭا rızıktır · لِّلْعِبَادِ ۖ kullar için · وَأَحْيَيْنَا ve can verdik · بِهِۦ onunla (su ile) · بَلْدَةًۭ bir ülkeye · مَّيْتًۭا ۚ ölü · كَذَٰلِكَ işte öyledir · ٱلْخُرُوجُ çıkış
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَأَصۡحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ ﴿12﴾
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv veaṣḥâbü-rrassi veŝemûd.
12. Bunlardan önce Nûh kavmi, Ress ve Semûd halkı,
Kelime meali
كَذَّبَتْ yalanlamıştı · قَبْلَهُمْ onlardan önce · قَوْمُ kavmi · نُوحٍۢ Nuh · وَأَصْحَـٰبُ ve halkı · ٱلرَّسِّ Res · وَثَمُودُ ve Semud
وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ وَإِخۡوَٰنُ لُوطࣲ ﴿13﴾
ve`âdüv vefir`avnü veiḫvânü lûṭ.
13. Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri,
Kelime meali
وَعَادٌۭ ve Ad · وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn · وَإِخْوَٰنُ ve kardeşleri · لُوطٍۢ Lut'un
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ وَقَوۡمُ تُبَّعࣲۚ كُلࣱّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ ﴿14﴾
veaṣḥâbü-l'eyketi veḳavmü tübba`. küllün keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa ve`îd.
14. Eykeliler ve Tübba‘ kavmi de yalanlamışlar, hepsi peygamberleri yalancılıkla suçlamıştı; sonunda onları uyardığım şey başlarına geldi.
Kelime meali
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı · ٱلْأَيْكَةِ Eyke · وَقَوْمُ ve kavmi · تُبَّعٍۢ ۚ Tubba' · كُلٌّۭ bunların hepsi · كَذَّبَ yalanlayıp · ٱلرُّسُلَ elçileri · فَحَقَّ hak ettiler · وَعِيدِ tehdidimi
أَفَعَيِينَا بِٱلۡخَلۡقِ ٱلۡأَوَّلِۚ بَلۡ هُمۡ فِي لَبۡسࣲ مِّنۡ خَلۡقࣲ جَدِيدࣲ ﴿15﴾
efe`ayînâ bilḫalḳi-l'evvel. bel hüm fî lebsim min ḫalḳin cedîd.
15. Düşünseler ya, ilk yaratışta acze düştük mü? Buna rağmen onlar yeni bir yaratma konusunda şüphe içindeler.
Kelime meali
أَفَعَيِينَا aciz mi kaldık? · بِٱلْخَلْقِ yaratışta · ٱلْأَوَّلِ ۚ ilk · بَلْ doğrusu · هُمْ onlar · فِى içindedirler · لَبْسٍۢ kuşku · مِّنْ bir yaratmadan · خَلْقٍۢ · جَدِيدٍۢ yeni
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُۥۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ ﴿16﴾
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne vena`lemü mâ tüvesvisü bihî nefsüh. venaḥnü aḳrabü ileyhi min ḥabli-lverîd.
16–17. İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · خَلَقْنَا biz yarattık · ٱلْإِنسَـٰنَ insanı · وَنَعْلَمُ ve biliriz · مَا ne · تُوَسْوِسُ fısıldadığını · بِهِۦ ona · نَفْسُهُۥ ۖ nefsinin · وَنَحْنُ çünkü biz · أَقْرَبُ daha yakınız · إِلَيْهِ ona · مِنْ şah damarından · حَبْلِ · ٱلْوَرِيدِ
إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدࣱ ﴿17﴾
iẕ yeteleḳḳe-lmüteleḳḳiyâni `ani-lyemîni ve`ani-şşimâli ḳa`îd.
Kelime meali
إِذْ o zaman · يَتَلَقَّى kaydetmektedir · ٱلْمُتَلَقِّيَانِ iki alıcı (melek) · عَنِ onun sağında · ٱلْيَمِينِ · وَعَنِ ve · ٱلشِّمَالِ solunda · قَعِيدٌۭ oturan
مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيدࣱ ﴿18﴾
mâ yelfiżu min ḳavlin illâ ledeyhi raḳîbün `atîd.
18. O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın!
Kelime meali
مَّا söylemez · يَلْفِظُ · مِن hiçbir · قَوْلٍ söz · إِلَّا olmadan · لَدَيْهِ yanında · رَقِيبٌ gözetleyiciler · عَتِيدٌۭ hazır bulunan
وَجَآءَتۡ سَكۡرَةُ ٱلۡمَوۡتِ بِٱلۡحَقِّۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنۡهُ تَحِيدُ ﴿19﴾
vecâet sekratü-lmevt bilḥaḳḳ. ẕâlike mâ künte minhü teḥîd.
19. Bu durumda iken ölüm sarhoşluğu kaçınılamaz bir gerçek olarak çöküverir. (Ona şöyle denir:) “İşte bu, senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir!”
Kelime meali
وَجَآءَتْ ve geldi · سَكْرَةُ sarhoşluğu · ٱلْمَوْتِ ölüm · بِٱلْحَقِّ ۖ gerçekten · ذَٰلِكَ işte bu · مَا şeydir · كُنتَ senin olduğun · مِنْهُ ondan · تَحِيدُ kaçmış
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡوَعِيدِ ﴿20﴾
venüfiḫa fi-ṣṣûr. ẕâlike yevmü-lve`îd.
20. Derken sûra üfürülür; işte bu, ceza uyarısı yapılmış olan gündür.
Kelime meali
وَنُفِخَ ve üflendi · فِى Sur'a · ٱلصُّورِ ۚ · ذَٰلِكَ işte bu · يَوْمُ gündür · ٱلْوَعِيدِ kendisine karşı uyarılan
وَجَآءَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّعَهَا سَآئِقࣱ وَشَهِيدࣱ ﴿21﴾
vecâet küllü nefsim me`ahâ sâiḳuv veşehîd.
21. Her şahıs, yanında bir sürüp götüren görevli, bir de tanıkla gelir.
Kelime meali
وَجَآءَتْ ve geldi · كُلُّ her · نَفْسٍۢ can · مَّعَهَا yanında · سَآئِقٌۭ bir sürücü · وَشَهِيدٌۭ ve şahidle
لَّقَدۡ كُنتَ فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا فَكَشَفۡنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلۡيَوۡمَ حَدِيدࣱ ﴿22﴾
leḳad künte fî gafletim min hâẕâ fekeşefnâ `anke giṭâeke febeṣaruke-lyevme ḥadîd.
22. (Ona şöyle seslenilir:) “Sen bu konuda tam bir gaflet içindeydin, artık gözünden perdeni kaldırdık, şimdi gözün keskindir.”
Kelime meali
لَّقَدْ andolsun · كُنتَ sen idin · فِى içinde · غَفْلَةٍۢ gaflet · مِّنْ bundan · هَـٰذَا · فَكَشَفْنَا biz açtık · عَنكَ senden · غِطَآءَكَ perdeni · فَبَصَرُكَ artık gözün · ٱلْيَوْمَ bugün · حَدِيدٌۭ keskindir
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ ﴿23﴾
veḳâle ḳarînühû hâẕâ mâ ledeyye `atîd.
23. Arkadaşı (melek), “İşte hep beraber olduğum şahıs burada” der.
Kelime meali
وَقَالَ ve dedi ki · قَرِينُهُۥ arkadaşı · هَـٰذَا işte · مَا yanımdaki · لَدَىَّ · عَتِيدٌ hazır
أَلۡقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدࣲ ﴿24﴾
elḳiyâ fî cehenneme külle keffârin `anîd.
24–26. (Ve şu emir gelir:) “Atın cehenneme her inatçı kâfiri! İyiliği engelleyen, hak tanımayan, insanları şüpheye düşüren, Allah’ın yanına başka bir tanrı daha koyan kimseyi, atın onu dayanılmaz azaba!”
Kelime meali
أَلْقِيَا haydi ikiniz atın · فِى cehenneme · جَهَنَّمَ · كُلَّ her · كَفَّارٍ nankörü · عَنِيدٍۢ inatçı
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدࣲ مُّرِيبٍ ﴿25﴾
mennâ`il lilḫayri mü`tedim mürîbün.
Kelime meali
مَّنَّاعٍۢ engel olan · لِّلْخَيْرِ hayra · مُعْتَدٍۢ saldırgan · مُّرِيبٍ şüpheciyi
ٱلَّذِي جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلۡقِيَاهُ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ ﴿26﴾
elleẕî ce`ale me`a-llâhi ilâhen âḫara feelḳiyâhü fi-l`aẕâbi-şşedîd.
Kelime meali
ٱلَّذِى o ki · جَعَلَ edindi · مَعَ ile beraber · ٱللَّهِ Allah · إِلَـٰهًا tanrılar · ءَاخَرَ başka · فَأَلْقِيَاهُ bundan dolayı onu atın · فِى bir azaba · ٱلْعَذَابِ · ٱلشَّدِيدِ çetin
۞قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطۡغَيۡتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ ﴿27﴾
ḳâle ḳarînühû rabbenâ mâ aṭgaytühû velâkin kâne fî ḍalâlim be`îd.
27. Yandaşı (şeytan), “Rabbim! Onu ben azdırmadım, o kendisi apaçık bir sapkınlık içinde idi” der.
Kelime meali
۞ قَالَ dedi ki · قَرِينُهُۥ arkadaşı · رَبَّنَا Rabbimiz · مَآ ben onu azdırmadım · أَطْغَيْتُهُۥ · وَلَـٰكِن zaten · كَانَ idi · فِى içinde · ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık · بَعِيدٍۢ derin
قَالَ لَا تَخۡتَصِمُواْ لَدَيَّ وَقَدۡ قَدَّمۡتُ إِلَيۡكُم بِٱلۡوَعِيدِ ﴿28﴾
ḳâle lâ taḫteṣimû ledeyye veḳad ḳaddemtü ileyküm bilve`îd.
28. Allah şöyle buyurur: “Huzurumda tartışmayın, sizi daha önce uyarmıştım.
Kelime meali
قَالَ (Allah) buyurdu ki · لَا çekişmeyin · تَخْتَصِمُوا۟ · لَدَىَّ uzurumda · وَقَدْ ve andolsun · قَدَّمْتُ önceden yaptım · إِلَيْكُم size · بِٱلْوَعِيدِ uyarı
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ ﴿29﴾
mâ yübeddelü-lḳavlü ledeyye vemâ ene biżallâmil lil`abîd.
29. Bende söz değişmez ve ben asla kullara zulmetmem.”
Kelime meali
مَا değiştirilmez · يُبَدَّلُ · ٱلْقَوْلُ söz · لَدَىَّ benim huzurumda · وَمَآ ve değil(im) · أَنَا۠ ben · بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici · لِّلْعَبِيدِ kullara
يَوۡمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمۡتَلَأۡتِ وَتَقُولُ هَلۡ مِن مَّزِيدࣲ ﴿30﴾
yevme neḳûlü licehenneme heli-mtele'ti veteḳûlü hel mim mezîd.
30. O gün cehenneme “Doldun mu?” diyeceğiz; cevap verecek: “Daha yok mu?”
Kelime meali
يَوْمَ (o) gün · نَقُولُ deriz · لِجَهَنَّمَ cehenneme · هَلِ doldunmu? · ٱمْتَلَأْتِ · وَتَقُولُ ve der · هَلْ hiç (yok)mu? · مِن · مَّزِيدٍۢ daha
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ غَيۡرَ بَعِيدٍ ﴿31﴾
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîne gayra be`îd.
31. Allah’a itaatsizlikten sakınanlar için de cennet, iyice yakınlarına getirilecek.
Kelime meali
وَأُزْلِفَتِ ve yaklaştırılmıştır · ٱلْجَنَّةُ cennet · لِلْمُتَّقِينَ korunanlara · غَيْرَ değildir · بَعِيدٍ uzak
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظࣲ ﴿32﴾
hâẕâ mâ tû`adûne likülli evvâbin ḥafîż.
32–33. Ve kendilerine şöyle denecektir: “İşte sizlere; daima Allah’a yönelen, O’nu aklından çıkarmayan, görmediği halde Rahmân’dan çekinip korkan ve samimi bir kalp ile gelen kimseye vaad edilen cennet!
Kelime meali
هَـٰذَا işte budur · مَا size va'dedilen · تُوعَدُونَ · لِكُلِّ daima · أَوَّابٍ (Allah'a) yüz tutan · حَفِيظٍۢ koruyan
مَّنۡ خَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِ وَجَآءَ بِقَلۡبࣲ مُّنِيبٍ ﴿33﴾
men ḫaşiye-rraḥmâne bilgaybi vecâe biḳalbim münîb.
Kelime meali
مَّنْ kimse(lere) · خَشِىَ saygı gösteren · ٱلرَّحْمَـٰنَ Rahman'a · بِٱلْغَيْبِ görmeden · وَجَآءَ ve getiren · بِقَلْبٍۢ bir yürek · مُّنِيبٍ (Hakka) dönük
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمࣲۖ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُلُودِ ﴿34﴾
üdḫulûhâ biselâm. ẕâlike yevmü-lḫulûd.
34. Oraya esenlikle girin, bu sonsuza kadar sürecek gündür.”
Kelime meali
ٱدْخُلُوهَا ona girin · بِسَلَـٰمٍۢ ۖ selam (esenlik) ile · ذَٰلِكَ bu · يَوْمُ günüdür · ٱلْخُلُودِ süreklilik
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيۡنَا مَزِيدࣱ ﴿35﴾
lehüm mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîd.
35. Orada istedikleri her şey onlarındır, üstelik katımızda fazlası da vardır.
Kelime meali
لَهُم onlara vardır · مَّا herşey · يَشَآءُونَ istedikleri · فِيهَا orada · وَلَدَيْنَا ve katımızda vardır · مَزِيدٌۭ daha fazlası
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَشَدُّ مِنۡهُم بَطۡشࣰ ا فَنَقَّبُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ هَلۡ مِن مَّحِيصٍ ﴿36﴾
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm eşeddü minhüm baṭşen feneḳḳabû fi-lbilâd. hel mim meḥîṣ.
36. Kendilerinden önce, onlardan daha güçlü olup yeryüzünde şehirler kurarak aralarında gidip gelen nice toplulukları yok ettik. Kurtuluş var mı?
Kelime meali
وَكَمْ ve nicesini · أَهْلَكْنَا helak etmiştik · قَبْلَهُم bunlardan önce · مِّن kuşaklardan · قَرْنٍ · هُمْ onlar · أَشَدُّ daha kuvvetli idi · مِنْهُم bunlardan · بَطْشًۭا tutuşu · فَنَقَّبُوا۟ gezip dolaşmışlardı · فِى ülkelerde · ٱلْبِلَـٰدِ · هَلْ (var) mı? · مِن hiç · مَّحِيصٍ kaçacak yer
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلۡبٌ أَوۡ أَلۡقَى ٱلسَّمۡعَ وَهُوَ شَهِيدࣱ ﴿37﴾
inne fî ẕâlike leẕikrâ limen kâne lehû ḳalbün ev elḳa-ssem`a vehüve şehîd.
37. Aklı olan veya şuurlu olarak söze kulak veren kimse için bunda büyük ibret vardır.
Kelime meali
إِنَّ muhakkak ki · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَذِكْرَىٰ bir öğüt · لِمَن kimse için · كَانَ olan · لَهُۥ onun · قَلْبٌ kalbi · أَوْ yahut · أَلْقَى veren · ٱلسَّمْعَ kulak · وَهُوَ ve o · شَهِيدٌۭ şahid olarak
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبࣲ ﴿38﴾
veleḳad ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâm. vemâ messenâ mil lügûb.
38. Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · خَلَقْنَا biz yarattık · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve bulunanları · بَيْنَهُمَا ikisi arasında · فِى altı · سِتَّةِ · أَيَّامٍۢ günde · وَمَا ve · مَسَّنَا bize dokunmadı · مِن hiçbir · لُّغُوبٍۢ yorgunluk
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ ٱلۡغُرُوبِ ﴿39﴾
faṣbir `alâ mâ yeḳûlûne vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḳable ṭulû`i-şşemsi veḳable-lgurûb.
39. Resulüm! Sen onların söylediklerini sabırla karşıla; güneş doğmadan ve batmadan önce rabbini övgü ve tesbih ile an.
Kelime meali
فَٱصْبِرْ o halde sabret · عَلَىٰ üzerine · مَا onların dedikleri · يَقُولُونَ · وَسَبِّحْ ve tesbih et · بِحَمْدِ övgü ile · رَبِّكَ Rabbini · قَبْلَ önce · طُلُوعِ doğmadan · ٱلشَّمْسِ güneş · وَقَبْلَ ve önce · ٱلْغُرُوبِ batmadan
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَأَدۡبَٰرَ ٱلسُّجُودِ ﴿40﴾
vemine-lleyli fesebbiḥhü veedbâra-ssücûd.
40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu yücelterek an.
Kelime meali
وَمِنَ ve bir kısmında · ٱلَّيْلِ gecenin · فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et · وَأَدْبَـٰرَ ve arkalarında · ٱلسُّجُودِ secde
وَٱسۡتَمِعۡ يَوۡمَ يُنَادِ ٱلۡمُنَادِ مِن مَّكَانࣲ قَرِيبࣲ ﴿41﴾
vestemi` yevme yünâdi-lmünâdi mim mekânin ḳarîb.
41. Seslenenin, yakın bir yerden seslendiği gün için dinlemede ol.
Kelime meali
وَٱسْتَمِعْ ve dinle · يَوْمَ (o) gün · يُنَادِ çağırır · ٱلْمُنَادِ o ünleyici · مِن bir yerden · مَّكَانٍۢ · قَرِيبٍۢ yakın
يَوۡمَ يَسۡمَعُونَ ٱلصَّيۡحَةَ بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُرُوجِ ﴿42﴾
yevme yesme`ûne-ṣṣayḥate bilḥaḳḳ. ẕâlike yevmü-lḫurûc.
42. O dirilten sesi gerçekten işittikleri gün, işte o (ebedî hayata) çıkış günüdür.
Kelime meali
يَوْمَ (o) gün · يَسْمَعُونَ duyarlar · ٱلصَّيْحَةَ çağrıyı · بِٱلْحَقِّ ۚ gerçek olarak · ذَٰلِكَ işte bu · يَوْمُ günüdür · ٱلْخُرُوجِ çıkış
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيۡنَا ٱلۡمَصِيرُ ﴿43﴾
innâ naḥnü nuḥyî venümîtü veileyne-lmeṣîr.
43. Biz, ancak biz hayat verir ve öldürürüz, dönüş de elbet bizedir.
Kelime meali
إِنَّا elbette biz · نَحْنُ biz · نُحْىِۦ yaşatırız · وَنُمِيتُ ve öldürürüz · وَإِلَيْنَا ve bizedir · ٱلْمَصِيرُ dönüş
يَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلۡأَرۡضُ عَنۡهُمۡ سِرَاعࣰ اۚ ذَٰلِكَ حَشۡرٌ عَلَيۡنَا يَسِيرࣱ ﴿44﴾
yevme teşeḳḳaḳu-l'arḍu `anhüm sirâ`â. ẕâlike ḥaşrun `aleynâ yesîr.
44. Yerküre kendilerinden ayrılıp paramparça olduğu gün göz açıp kapayıncaya kadar (o seslenene yöneleceklerdir); bu bizim için çok kolay bir toplamadır.
Kelime meali
يَوْمَ (o) gün · تَشَقَّقُ yarılır · ٱلْأَرْضُ yer · عَنْهُمْ onlar(ın üstün)den · سِرَاعًۭا ۚ sür'atle koşarlar · ذَٰلِكَ işte bu · حَشْرٌ toplamadır · عَلَيْنَا bize göre · يَسِيرٌۭ kolaydır
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِجَبَّارࣲۖ فَذَكِّرۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ ﴿45﴾
naḥnü a`lemü bimâ yeḳûlûne vemâ ente `aleyhim bicebbârin feẕekkir bilḳur'âni mey yeḫâfü ve`îd.
45. Onların ne dediklerini biz daha iyi biliyoruz. Sen onları zorlamakla görevli değilsin, uyarımızı ciddiye alanlara Kur’an’ı durmadan oku!
Kelime meali
نَّحْنُ biz · أَعْلَمُ biliyoruz · بِمَا şeyleri · يَقُولُونَ ۖ onların dedikleri · وَمَآ ve değilsin · أَنتَ sen · عَلَيْهِم onların üstünde · بِجَبَّارٍۢ ۖ bir zorlayıcı · فَذَكِّرْ öğüt ver · بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an ile · مَن kimselere · يَخَافُ korkan · وَعِيدِ tehdidimden