Hac Suresi
Hac suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيمࣱ ﴿1﴾
yâ eyyühe-nnâsü-tteḳû rabbeküm. inne zelzelete-ssâ`ati şey'ün `ażîm.
1. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kıyamet sarsıntısı gerçekten büyük bir olaydır.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · ٱتَّقُوا۟ korkun · رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden · إِنَّ çünkü · زَلْزَلَةَ depremi · ٱلسَّاعَةِ sa'atin · شَىْءٌ bir şeydir · عَظِيمٌۭ cidden korkunç
يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيدࣱ ﴿2﴾
yevme teravnehâ teẕhelü küllü mürḍi`atin `ammâ erḍa`at vetede`u küllü ẕâti ḥamlin ḥamlehâ vetera-nnâse sükârâ vemâ hüm bisükârâ velâkinne `aẕâbe-llâhi şedîd.
2. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutacak, her gebe kadın karnındaki çocuğu düşürecektir. Ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin; çünkü Allah’ın azabı (kıyametin dehşeti) çok çetindir!
Kelime meali
يَوْمَ gün · تَرَوْنَهَا onu gördüğünüz · تَذْهَلُ unutur · كُلُّ her · مُرْضِعَةٍ emziren · عَمَّآ emzirdiğini · أَرْضَعَتْ · وَتَضَعُ ve bırakır · كُلُّ her · ذَاتِ (sahibi) gebe · حَمْلٍ (yük) gebe · حَمْلَهَا yükünü · وَتَرَى ve görürsün · ٱلنَّاسَ insanları · سُكَـٰرَىٰ sarhoş · وَمَا oysa değillerdir · هُم onlar · بِسُكَـٰرَىٰ sarhoş · وَلَـٰكِنَّ ama · عَذَابَ azabı · ٱللَّهِ Allah'ın · شَدِيدٌۭ şiddetlidir
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيۡطَٰنࣲ مَّرِيدࣲ ﴿3﴾
vemine-nnâsi mey yücâdilü fi-llâhi bigayri `ilmiv veyettebi`u külle şeyṭânim merîd.
3. Hal böyle iken insanlardan öyleleri vardır ki, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışır ve her âsi şeytanın peşine takılır.
Kelime meali
وَمِنَ ve · ٱلنَّاسِ insanlardan · مَن kimi · يُجَـٰدِلُ tartışır · فِى hakkında · ٱللَّهِ Allah · بِغَيْرِ olmaksızın · عِلْمٍۢ bilgisi · وَيَتَّبِعُ ve uyar · كُلَّ her · شَيْطَـٰنٍۢ şeytana · مَّرِيدٍۢ kaba (şarlatan)
كُتِبَ عَلَيۡهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهۡدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ ﴿4﴾
kütibe `aleyhi ennehû men tevellâhü feennehû yüḍillühû veyehdîhi ilâ `aẕâbi-sse`îr.
4. Şeytan hakkında şöyle yazılmıştır: Her kim şeytanı dost edinirse, o da onu yoldan çıkaracak ve alevli ateşin azabına sürükleyecektir.
Kelime meali
كُتِبَ yazılmıştır · عَلَيْهِ onun hakkında · أَنَّهُۥ şüphesiz o · مَن kim · تَوَلَّاهُ onu takibederse · فَأَنَّهُۥ muhakkak bu · يُضِلُّهُۥ onu saşırtır · وَيَهْدِيهِ ve onu götürür · إِلَىٰ azabına · عَذَابِ · ٱلسَّعِيرِ alevli ateş
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّنَ ٱلۡبَعۡثِ فَإِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ مِنۡ عَلَقَةࣲ ثُمَّ مِن مُّضۡغَةࣲ مُّخَلَّقَةࣲ وَغَيۡرِ مُخَلَّقَةࣲ لِّنُبَيِّنَ لَكُمۡۚ وَنُقِرُّ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ مَا نَشَآءُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ نُخۡرِجُكُمۡ طِفۡلࣰ ا ثُمَّ لِتَبۡلُغُوٓاْ أَشُدَّكُمۡۖ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرۡذَلِ ٱلۡعُمُرِ لِكَيۡلَا يَعۡلَمَ مِنۢ بَعۡدِ عِلۡمࣲ شَيۡـࣰٔ اۚ وَتَرَى ٱلۡأَرۡضَ هَامِدَةࣰ فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡ وَأَنۢبَتَتۡ مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ ﴿5﴾
yâ eyyühe-nnâsü in küntüm fî raybim mine-lba`ŝi feinnâ ḫalaḳnâküm min türâbin ŝümme min nuṭfetin ŝümme min `aleḳatin ŝümme mim muḍgatim müḫalleḳativ vegayri müḫalleḳatil linübeyyine leküm. venüḳirru fi-l'erḥâmi mâ neşâü ilâ ecelim müsemmen ŝümme nuḫricüküm ṭiflen ŝümme liteblügû eşüddeküm. veminküm mey yüteveffâ veminküm mey yüraddü ilâ erẕeli-l`umüri likeylâ ya`leme mim ba`di `ilmin şey'â. vetera-l'arḍa hâmideten feiẕâ enzelnâ `aleyhe-lmâe-htezzet verabet veembetet min külli zevcim behîc.
5. Ey insanlar! Öldükten sonra dirileceğinizden kuşku duyuyorsanız şunu unutmayın ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra belli belirsiz et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) açıkça gösterelim; ve biz dilediğimizin rahimlerde belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonra sizi bebek olarak çıkarırız, ki daha sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz. İçinizden kimi erken vefat ettirilirken kimi de önceden bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ömrün en düşkün çağına eriştirilir. Öte yandan yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsün; üzerine yağmur indirdiğimizde ise (bir de bakarsın) canlanıp kabarır ve her cinsten güzel bitkiler çıkarır.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · فِى içinde · رَيْبٍۢ kuşku · مِّنَ yeniden dirilmekten · ٱلْبَعْثِ · فَإِنَّا (bilin ki) biz · خَلَقْنَـٰكُم sizi yarattık · مِّن (önce) topraktan · تُرَابٍۢ · ثُمَّ sonra · مِن nutfe(sperm)den · نُّطْفَةٍۢ · ثُمَّ sonra · مِنْ alaka(embriyo)dan · عَلَقَةٍۢ · ثُمَّ sonra · مِن bir çiğnem et parçasından · مُّضْغَةٍۢ · مُّخَلَّقَةٍۢ biçimlenmiş · وَغَيْرِ ve · مُخَلَّقَةٍۢ biçimlenmemiş · لِّنُبَيِّنَ açıkça göstermek için · لَكُمْ ۚ size · وَنُقِرُّ ve tutarız · فِى rahimlerde · ٱلْأَرْحَامِ · مَا dilediğimizi · نَشَآءُ · إِلَىٰٓ bir süreye kadar · أَجَلٍۢ · مُّسَمًّۭى belirtilmiş · ثُمَّ sonra · نُخْرِجُكُمْ sizi çıkarırız; · طِفْلًۭا bir bebek olarak · ثُمَّ sonra · لِتَبْلُغُوٓا۟ ermeniz için · أَشُدَّكُمْ ۖ güçlerinize · وَمِنكُم ve içinizden · مَّن kimi · يُتَوَفَّىٰ öldürülür · وَمِنكُم ve içinizden · مَّن kimi de · يُرَدُّ itilir · إِلَىٰٓ en kötü çağına · أَرْذَلِ · ٱلْعُمُرِ ömrün · لِكَيْلَا hale gelmesi için · يَعْلَمَ bilmez · مِنۢ sonra · بَعْدِ · عِلْمٍۢ bilen kimse iken · شَيْـًۭٔا ۚ bir şey · وَتَرَى ve görürsün · ٱلْأَرْضَ yeri · هَامِدَةًۭ kurumuş ölmüş · فَإِذَآ zaman · أَنزَلْنَا biz indirdiğimiz · عَلَيْهَا onun üzerine · ٱلْمَآءَ suyu · ٱهْتَزَّتْ titreşir · وَرَبَتْ ve kabarır · وَأَنۢبَتَتْ ve bitirir · مِن her · كُلِّ · زَوْجٍۭ çifti · بَهِيجٍۢ güzel
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّهُۥ يُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَأَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿6﴾
ẕâlike bienne-llâhe hüve-lḥaḳḳu veennehû yuḥyi-lmevtâ veennehû `alâ külli şey'in ḳadîr.
6. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir, O ölüleri diriltir ve O’nun her şeye gücü yeter.
Kelime meali
ذَٰلِكَ bu böyledir · بِأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلْحَقُّ tek gerçektir · وَأَنَّهُۥ ve O · يُحْىِ diriltir · ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri · وَأَنَّهُۥ ve O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir
وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةࣱ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَأَنَّ ٱللَّهَ يَبۡعَثُ مَن فِي ٱلۡقُبُورِ ﴿7﴾
veenne-ssâ`ate âtiyetül lâ raybe fîhâ veenne-llâhe yeb`aŝü men fi-lḳubûr.
7. Kıyamet vakti şüphe yok ki gelip çatacaktır ve Allah kabirde yatanları diriltecektir.
Kelime meali
وَأَنَّ ve muhakkak · ٱلسَّاعَةَ o sa'at · ءَاتِيَةٌۭ gelecektir · لَّا yoktur · رَيْبَ şüphe · فِيهَا onda · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَبْعَثُ diriltecektir · مَن olanları · فِى kabirlerde · ٱلْقُبُورِ
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَلَا هُدࣰ ى وَلَا كِتَٰبࣲ مُّنِيرࣲ ﴿8﴾
vemine-nnâsi mey yücâdilü fi-llâhi bigayri `ilmiv velâ hüdev velâ kitâbim münîr.
8–9. İnsanlar içinde öyleleri vardır ki bilgisi, kılavuzu ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, büyüklük taslayarak, başkalarını Allah yolundan saptırmak için Allah hakkında tartışır durur. Onun dünyadaki payı rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise ona yakıcı ateşin azabını tattıracağız.
Kelime meali
وَمِنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ · مَن kimi · يُجَـٰدِلُ tartışır · فِى hakkında · ٱللَّهِ Allah · بِغَيْرِ olmaksızın · عِلْمٍۢ bilgisi · وَلَا ve olmadan · هُدًۭى bir yol göstereni · وَلَا ve olmadan · كِتَـٰبٍۢ bir Kitabı · مُّنِيرٍۢ aydınlatıcı
ثَانِيَ عِطۡفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۖ لَهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱۖ وَنُذِيقُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ ﴿9﴾
ŝâniye `iṭfihî liyüḍille `an sebîli-llâh. lehû fi-ddünyâ ḫizyüv venüẕîḳuhû yevme-lḳiyâmeti `aẕâbe-lḥarîḳ.
Kelime meali
ثَانِىَ öteye döndürür · عِطْفِهِۦ boynunu · لِيُضِلَّ şaşırtmak için · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · لَهُۥ onun için vardır · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · خِزْىٌۭ ۖ bir kepazelik · وَنُذِيقُهُۥ ve ona taddıracağız · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · عَذَابَ azabını · ٱلْحَرِيقِ yangın
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ ﴿10﴾
ẕâlike bimâ ḳaddemet yedâke veenne-llâhe leyse biżallâmil lil`abîd.
10. (Ona şöyle denilecek:) “Bu, senin kendi ellerinle önceden yapıp ettiklerinden dolayıdır! Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez.”
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte bu · بِمَا yüzündendir · قَدَّمَتْ önceden yaptıkları · يَدَاكَ senin ellerinin · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَيْسَ değildir · بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici · لِّلْعَبِيدِ kullara
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَعۡبُدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ حَرۡفࣲۖ فَإِنۡ أَصَابَهُۥ خَيۡرٌ ٱطۡمَأَنَّ بِهِۦۖ وَإِنۡ أَصَابَتۡهُ فِتۡنَةٌ ٱنقَلَبَ عَلَىٰ وَجۡهِهِۦ خَسِرَ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ ﴿11﴾
vemine-nnâsi mey ya`büdü-llâhe `alâ ḥarf. fein eṣâbehû ḫayrun-ṭmeenne bih. vein eṣâbethü fitnetün-nḳalebe `alâ vechih. ḫasira-ddünyâ vel'âḫirah. ẕâlike hüve-lḫusrânü-lmübîn.
11. Yine insanlar içinde kimileri vardır ki, Allah’a şartlı olarak kulluk eder; öyle ki kendisine bir iyilik denk gelirse bundan pek memnun olur, ama başına bir imtihan sıkıntısı gelse hemen yüz çevirir. Böyleleri dünyasını da âhiretini de yitirmiştir ve apaçık hüsran işte budur.
Kelime meali
وَمِنَ ve · ٱلنَّاسِ insanlardan · مَن kimi · يَعْبُدُ ibadet eder · ٱللَّهَ Allah'a · عَلَىٰ bir kenardan (uçurumdan) · حَرْفٍۢ ۖ · فَإِنْ eğer · أَصَابَهُۥ kendisine gelirse · خَيْرٌ bir hayır · ٱطْمَأَنَّ huzura kavuşur · بِهِۦ ۖ onunla · وَإِنْ ve eğer · أَصَابَتْهُ başına gelirse · فِتْنَةٌ bir kötülük · ٱنقَلَبَ döner · عَلَىٰ üstü · وَجْهِهِۦ yüz · خَسِرَ o kaybetmiştir · ٱلدُّنْيَا dünyayı · وَٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ve ahireti · ذَٰلِكَ işte budur · هُوَ o · ٱلْخُسْرَانُ ziyan · ٱلْمُبِينُ apaçık
يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ ﴿12﴾
yed`û min dûni-llâhi mâ lâ yeḍurruhû vemâ lâ yenfe`uh. ẕâlike hüve-ḍḍalâlü-lbe`îd.
12. Allah’ı bırakıp kendisine ne zarar ne de yarar sağlayabilen şeylere yalvarıp yakarır. Sapkınlığın en uç noktası da işte budur.
Kelime meali
يَدْعُوا۟ yalvarır · مِن ayrı olarak · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · مَا şeylere · لَا ona zarar veremeyen · يَضُرُّهُۥ · وَمَا ve şeylere · لَا yarar sağlamayan · يَنفَعُهُۥ ۚ · ذَٰلِكَ işte budur · هُوَ o · ٱلضَّلَـٰلُ sapma · ٱلْبَعِيدُ uzak(lara)
يَدۡعُواْ لَمَن ضَرُّهُۥٓ أَقۡرَبُ مِن نَّفۡعِهِۦۚ لَبِئۡسَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَلَبِئۡسَ ٱلۡعَشِيرُ ﴿13﴾
yed`û lemen ḍarruhû aḳrabü min nef`ih. lebi'se-lmevlâ velebi'se-l`aşîr.
13. (Bir de) o, zararı yararından daha yakın olan varlıklara yalvarıp yakarır. O ne kötü bir dost ve ne kötü bir arkadaştır!
Kelime meali
يَدْعُوا۟ yalvarır · لَمَن olana · ضَرُّهُۥٓ zararı · أَقْرَبُ daha yakın · مِن faydasından · نَّفْعِهِۦ ۚ · لَبِئْسَ ne kötü · ٱلْمَوْلَىٰ bir yardımcı · وَلَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْعَشِيرُ bir arkadaştır
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ ﴿14﴾
inne-llâhe yüdḫilü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. inne-llâhe yef`alü mâ yürîd.
14. Allah, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُدْخِلُ sokacaktır · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan · وَعَمِلُوا۟ ve yapanları · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَفْعَلُ yapar · مَا şeyi · يُرِيدُ istediği
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لۡيَقۡطَعۡ فَلۡيَنظُرۡ هَلۡ يُذۡهِبَنَّ كَيۡدُهُۥ مَا يَغِيظُ ﴿15﴾
men kâne yeżunnü el ley yenṣurahü-llâhü fi-ddünyâ vel'âḫirati felyemdüd bisebebin ile-ssemâi ŝümme liyaḳṭa` felyenżur hel yüẕhibenne keydühû mâ yegîż.
15. Her kim Allah’ın ona (peygamberine) dünyada da âhirette de asla yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, bir çaresini bulup göğe uzansın da (ona yapılan yardımı) kessin, sonra baksın, bulduğu çare öfkelendiği şeyi ortadan kaldırabilecek mi?
Kelime meali
مَن kim · كَانَ ise · يَظُنُّ sanıyor · أَن diye · لَّن kendisine yardım etmeyecek · يَنصُرَهُ · ٱللَّهُ Allah · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · فَلْيَمْدُدْ uzansın · بِسَبَبٍ bir sebep(ip)le · إِلَى göğe · ٱلسَّمَآءِ · ثُمَّ sonra · لْيَقْطَعْ kessin · فَلْيَنظُرْ ve baksın · هَلْ mi? · يُذْهِبَنَّ giderebilecek · كَيْدُهُۥ bu düzeni · مَا şeyi · يَغِيظُ öfkelendiği
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ وَأَنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يُرِيدُ ﴿16﴾
vekeẕâlike enzelnâhü âyâtim beyyinâtiv veenne-llâhe yehdî mey yürîd.
16. İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir.
Kelime meali
وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle · أَنزَلْنَـٰهُ biz O'nu indirdik · ءَايَـٰتٍۭ ayetler olarak · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَهْدِى doğru yola iletir · مَن kimseyi · يُرِيدُ dilediği
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلۡمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ ﴿17﴾
inne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû veṣṣâbi'îne venneṣârâ velmecûse velleẕîne eşrakû. inne-llâhe yefṣilü beynehüm yevme-lḳiyâmeh. inne-llâhe `alâ külli şey'in şehîd.
17. Gerçek şu ki, iman edenler, Yahudiliği benimseyenler, Sâbiîler, Hristiyanlar, Mecûsîler ve şirke sapanların her biri hakkındaki hükmünü Allah kıyamet günü verecektir. Şüphesiz Allah her şeye tanıktır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · هَادُوا۟ yahudiler · وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ ve sabiiler · وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hırıstiyanlar · وَٱلْمَجُوسَ ve mecusiler · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · أَشْرَكُوٓا۟ ortak koşanlar · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَفْصِلُ hüküm verecektir · بَيْنَهُمْ bunlar arasında · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · شَهِيدٌ şahittir
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسۡجُدُۤ لَهُۥۤ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلۡجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرࣱ مِّنَ ٱلنَّاسِۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيۡهِ ٱلۡعَذَابُۗ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكۡرِمٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يَشَآءُ۩ ﴿18﴾
elem tera enne-llâhe yescüdü lehû men fi-ssemâvâti vemen fi-l'arḍi veşşemsü velḳameru vennücûmü velcibâlü veşşeceru veddevâbbü vekeŝîrum mine-nnâs. vekeŝîrun ḥaḳḳa `aleyhi-l`aẕâb. vemey yühini-llâhü femâ lehû mim mükrim. inne-llâhe yef`alü mâ yeşâ'.
18. Görmez misin göklerde ve yeryüzünde bulunanlar; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu hep O’na secde etmektedir! Niceleri de azabı hak etmiştir. Allah’ın hakir kıldığı kimseyi onurlandırabilecek birisi yoktur. Kuşkusuz Allah dilediğini yapar.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · أَنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah'a · يَسْجُدُ secde ediyorlar · لَهُۥ O'na · مَن kimseler · فِى göklerdeki · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَن ve kimseler · فِى yerdeki · ٱلْأَرْضِ · وَٱلشَّمْسُ ve güneş · وَٱلْقَمَرُ ve ay · وَٱلنُّجُومُ ve yıldızlar · وَٱلْجِبَالُ ve dağlar · وَٱلشَّجَرُ ve ağaçlar · وَٱلدَّوَآبُّ ve hayvanlar · وَكَثِيرٌۭ ve birçoğu · مِّنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ ۖ · وَكَثِيرٌ ama birçoğu · حَقَّ hak olmuştur · عَلَيْهِ üzerine · ٱلْعَذَابُ ۗ azab · وَمَن ve kimi · يُهِنِ aşağılatırsa · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık olmaz · لَهُۥ ona · مِن hiç · مُّكْرِمٍ ۚ değer veren · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَفْعَلُ yapar · مَا şeyi · يَشَآءُ ۩ dilediği
۞هَٰذَانِ خَصۡمَانِ ٱخۡتَصَمُواْ فِي رَبِّهِمۡۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قُطِّعَتۡ لَهُمۡ ثِيَابࣱ مِّن نَّارࣲ يُصَبُّ مِن فَوۡقِ رُءُوسِهِمُ ٱلۡحَمِيمُ ﴿19﴾
hâẕâni ḫaṣmâni-ḫteṣamû fî rabbihim. felleẕîne keferû ḳuṭṭi`at lehüm ŝiyâbüm min nârin. yüṣabbü min fevḳi ruûsihimü-lḥamîm.
19. Şu ikisi rableri hakkında çekişip duran iki taraftır. Bunlardan inkârcı olanlar için ateşten giysiler biçilmiştir, başlarının üstünden de kaynar su dökülecektir.
Kelime meali
۞ هَـٰذَانِ işte şunlar · خَصْمَانِ iki hasım taraf · ٱخْتَصَمُوا۟ çekişen · فِى hakkında · رَبِّهِمْ ۖ Rableri · فَٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · قُطِّعَتْ biçildi · لَهُمْ onlara · ثِيَابٌۭ giysi · مِّن ateşten · نَّارٍۢ · يُصَبُّ dökülüyor · مِن üstünden · فَوْقِ · رُءُوسِهِمُ başlarının · ٱلْحَمِيمُ kaynar su
يُصۡهَرُ بِهِۦ مَا فِي بُطُونِهِمۡ وَٱلۡجُلُودُ ﴿20﴾
yuṣheru bihî mâ fî büṭûnihim velcülûd.
20. Bununla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.
Kelime meali
يُصْهَرُ eritiliyor · بِهِۦ onunla · مَا şeyler · فِى içindeki · بُطُونِهِمْ karınlarının · وَٱلْجُلُودُ ve derileri
وَلَهُم مَّقَٰمِعُ مِنۡ حَدِيدࣲ ﴿21﴾
velehüm meḳâmi`u min ḥadîd.
21. Onlar için bir de demirden sopalar vardır.
Kelime meali
وَلَهُم ve onlar için vardır · مَّقَـٰمِعُ kamçılar · مِنْ demirden · حَدِيدٍۢ
كُلَّمَآ أَرَادُوٓاْ أَن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا مِنۡ غَمٍّ أُعِيدُواْ فِيهَا وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ ﴿22﴾
küllemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ min gammin ü`îdû fîhâ veẕûḳû `aẕâbe-lḥarîḳ.
22. Istıraptan ötürü oradan çıkmaya her teşebbüs ettiklerinde oraya geri döndürülecekler ve onlara, “Tadın bakalım bu yakıcı azabı!” denilecek.
Kelime meali
كُلَّمَآ her sefer · أَرَادُوٓا۟ istedikleri · أَن çıkmak · يَخْرُجُوا۟ · مِنْهَا oradan · مِنْ (o) gamdan · غَمٍّ · أُعِيدُوا۟ geri çevrilirler · فِيهَا oraya · وَذُوقُوا۟ ve tadın (denilir) · عَذَابَ azabını · ٱلْحَرِيقِ yangın
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَلُؤۡلُؤࣰ اۖ وَلِبَاسُهُمۡ فِيهَا حَرِيرࣱ ﴿23﴾
inne-llâhe yüdḫilü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru yüḥallevne fîhâ min esâvira min ẕehebiv velü'lüâ. velibâsühüm fîhâ ḥarîr.
23. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları ise Allah altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada altın bilezik ve incilerle süsleneceklerdir. Orada onların giysileri de ipektir.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُدْخِلُ sokar · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanları · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · يُحَلَّوْنَ takınırlar · فِيهَا orada · مِنْ bilezikler · أَسَاوِرَ · مِن altından · ذَهَبٍۢ · وَلُؤْلُؤًۭا ۖ ve inci(ler) · وَلِبَاسُهُمْ ve giysileri · فِيهَا orada · حَرِيرٌۭ ipektir
وَهُدُوٓاْ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَهُدُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡحَمِيدِ ﴿24﴾
vehüdû ile-ṭṭayyibi mine-lḳavl. vehüdû ilâ ṣirâṭi-lḥamîd.
24. Onlar sözün güzeline yöneltilmişler ve övgüye en lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.
Kelime meali
وَهُدُوٓا۟ ve iletilmişlerdir · إِلَى güzeline · ٱلطَّيِّبِ · مِنَ sözün · ٱلْقَوْلِ · وَهُدُوٓا۟ ve iletilmişlerdir · إِلَىٰ yoluna · صِرَٰطِ · ٱلْحَمِيدِ çok övülen(Allah)ın
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ ٱلَّذِي جَعَلۡنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلۡعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلۡبَادِۚ وَمَن يُرِدۡ فِيهِ بِإِلۡحَادِۭ بِظُلۡمࣲ نُّذِقۡهُ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ ﴿25﴾
inne-lleẕîne keferû veyeṣuddûne `an sebîli-llâhi velmescidi-lḥarâmi-lleẕî ce`alnâhü linnâsi sevâeni-l`âkifü fîhi velbâd. vemey yürid fîhi biilḥâdim biżulmin nüẕiḳhü min `aẕâbin elîm.
25. İnkâr edenlere, insanları Allah yolundan ve -yerli olsun dışarıdan gelmiş olsun bütün insanlar için (ibadet yeri) yaptığımız- Mescid-i Harâm’dan alıkoyanlara ve her kim orada zulmederek haktan saparsa ona elem veren bir azap tattırırız.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَيَصُدُّونَ ve geri çevirenler · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٱلْمَسْجِدِ ve Mescid-i (Haram'dan) · ٱلْحَرَامِ (ve Mescid-i) Haram'dan · ٱلَّذِى yaptığımız · جَعَلْنَـٰهُ · لِلنَّاسِ bütün insanlar için · سَوَآءً eşit (ibadet yeri) · ٱلْعَـٰكِفُ yerli olan · فِيهِ orada · وَٱلْبَادِ ۚ ve dışarıdan gelen · وَمَن ve kim · يُرِدْ isterse · فِيهِ orada (böyle) · بِإِلْحَادٍۭ haktan sapmak · بِظُلْمٍۢ zulüm ile · نُّذِقْهُ ona taddırırız · مِنْ bir azabtan · عَذَابٍ · أَلِيمٍۢ acı
وَإِذۡ بَوَّأۡنَا لِإِبۡرَٰهِيمَ مَكَانَ ٱلۡبَيۡتِ أَن لَّا تُشۡرِكۡ بِي شَيۡـࣰٔ ا وَطَهِّرۡ بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ ﴿26﴾
veiẕ bevve'nâ liibrâhîme mekâne-lbeyti el lâ tüşrik bî şey'ev veṭahhir beytiye liṭṭâifîne velḳâimîne verrukke`i-ssücûd.
26. İbrâhim’i Beytullah’ın bulunduğu yere yerleştirdiğimizde de şöyle demiştik: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükûa ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut.
Kelime meali
وَإِذْ bir zamanlar · بَوَّأْنَا kondurmuştuk · لِإِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i · مَكَانَ yerine · ٱلْبَيْتِ Beyt(Ka'be'n)in · أَن diye · لَّا ortak koşma · تُشْرِكْ · بِى bana · شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi · وَطَهِّرْ ve temizle · بَيْتِىَ evimi · لِلطَّآئِفِينَ tavaf edenler için · وَٱلْقَآئِمِينَ ve ayakta duranlar için · وَٱلرُّكَّعِ ve rüku' edenler için · ٱلسُّجُودِ secde edenler için
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالࣰ ا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرࣲ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقࣲ ﴿27﴾
veeẕẕin fi-nnâsi bilḥacci ye'tûke ricâlev ve`alâ külli ḍâmiriy ye'tîne min külli feccin `amîḳ.
27. İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.
Kelime meali
وَأَذِّن ve ilan et · فِى içinde · ٱلنَّاسِ insanlar · بِٱلْحَجِّ haccı · يَأْتُوكَ sana gelsinler · رِجَالًۭا yaya olarak · وَعَلَىٰ ve üzerinde · كُلِّ her · ضَامِرٍۢ yorgun deve · يَأْتِينَ gelen · مِن (türlü) · كُلِّ her · فَجٍّ yollardan · عَمِيقٍۢ uzak
لِّيَشۡهَدُواْ مَنَٰفِعَ لَهُمۡ وَيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡلُومَٰتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۖ فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡبَآئِسَ ٱلۡفَقِيرَ ﴿28﴾
liyeşhedû menâfi`a lehüm veyeẕkürü-sme-llâhi fî eyyâmim ma`lûmâtin `alâ mâ razeḳahüm mim behîmeti-l'en`âm. fekülû minhâ veaṭ`imü-lbâise-lfeḳîr.
28. Böylece kendileri için faydalı olan şeyleri açık seçik görsünler ve Allah’ın onlara rızık olarak verdiği, belirlenen günlerde kesecekleri kurbanlık hayvanlar üzerine O’nun adını ansınlar. Artık onlardan hem kendiniz yiyin hem sıkıntı içindeki yoksulları doyurun.
Kelime meali
لِّيَشْهَدُوا۟ şahit olmaları için · مَنَـٰفِعَ birtakım faydalara · لَهُمْ kendileri için · وَيَذْكُرُوا۟ ve anmaları için · ٱسْمَ adını · ٱللَّهِ Allah'ın · فِىٓ günlerde · أَيَّامٍۢ · مَّعْلُومَـٰتٍ belirli · عَلَىٰ üzerine · مَا şeyleri · رَزَقَهُم onlara rızık olarak verilen · مِّنۢ yürüyen-dan · بَهِيمَةِ yürüyen · ٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ · فَكُلُوا۟ yeyin · مِنْهَا onlardan · وَأَطْعِمُوا۟ ve yedirin · ٱلْبَآئِسَ sıkıntı içinde bulunan · ٱلْفَقِيرَ fakire
ثُمَّ لۡيَقۡضُواْ تَفَثَهُمۡ وَلۡيُوفُواْ نُذُورَهُمۡ وَلۡيَطَّوَّفُواْ بِٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ ﴿29﴾
ŝümme liyaḳḍû tefeŝehüm velyûfû nüẕûrahüm velyeṭṭavvefû bilbeyti-l`atîḳ.
29. Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler.”
Kelime meali
ثُمَّ sonra · لْيَقْضُوا۟ gidersinler · تَفَثَهُمْ kirlerini · وَلْيُوفُوا۟ ve yerine getirsinler · نُذُورَهُمْ adaklarını · وَلْيَطَّوَّفُوا۟ ve tavaf etsinler · بِٱلْبَيْتِ (Eski) Evi [Kâbe'yi] · ٱلْعَتِيقِ Eski (Evi) [Kâbe'yi]
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦۗ وَأُحِلَّتۡ لَكُمُ ٱلۡأَنۡعَٰمُ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱجۡتَنِبُواْ ٱلرِّجۡسَ مِنَ ٱلۡأَوۡثَٰنِ وَٱجۡتَنِبُواْ قَوۡلَ ٱلزُّورِ ﴿30﴾
ẕâlik. vemey yü`ażżim ḥurumâti-llâhi fehüve ḫayrul lehû `inde rabbih. veüḥillet lekümü-l'en`âmü illâ mâ yütlâ `aleyküm fectenibü-rricse mine-l'evŝâni vectenibû ḳavle-zzûr.
30. Yapılması gereken işte budur. Kim Allah’ın koyduğu yasaklara saygı gösterirse bu, rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Size vahiy ile (haramlığı) bildirilenlerin dışındaki hayvanları yemeniz helâl kılınmıştır. Öyleyse pislikten yani putlardan uzak durun ve asılsız sözden de kaçının.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte öyle · وَمَن ve kim · يُعَظِّمْ saygı gösterirse · حُرُمَـٰتِ yasaklarına · ٱللَّهِ Allah'ın · فَهُوَ işte o · خَيْرٌۭ hayırlıdır · لَّهُۥ kendisi için · عِندَ yanında · رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin · وَأُحِلَّتْ ve size helal kılınmıştır · لَكُمُ sizin için · ٱلْأَنْعَـٰمُ hayvanlar · إِلَّا dışındaki · مَا şeyler · يُتْلَىٰ oku(nup açıkla)nan · عَلَيْكُمْ ۖ size · فَٱجْتَنِبُوا۟ artık kaçının · ٱلرِّجْسَ pis · مِنَ putlardan · ٱلْأَوْثَـٰنِ · وَٱجْتَنِبُوا۟ ve kaçının · قَوْلَ sözden · ٱلزُّورِ yalan
حُنَفَآءَ لِلَّهِ غَيۡرَ مُشۡرِكِينَ بِهِۦۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَتَخۡطَفُهُ ٱلطَّيۡرُ أَوۡ تَهۡوِي بِهِ ٱلرِّيحُ فِي مَكَانࣲ سَحِيقࣲ ﴿31﴾
ḥunefâe lillâhi gayra müşrikîne bih. vemey yüşrik billâhi fekeennemâ ḫarra mine-ssemâi fetaḫṭafühu-ṭṭayru ev tehvî bihi-rrîḥu fî mekânin seḥîḳ.
31. Bunları, Allah’ın birliğine -şirke sapmadan- iman etmiş olarak yapın. Allah’a ortak koşan kişi, gökten düşüp parçalanan ve kuşların kapıştığı yahut rüzgârın ücra bir yere sürüklediği nesnelerden farksızdır.
Kelime meali
حُنَفَآءَ hanifler olun · لِلَّهِ Allah'ı · غَيْرَ ortak koşmadan · مُشْرِكِينَ · بِهِۦ ۚ O'na · وَمَن ve kim · يُشْرِكْ ortak koşarsa · بِٱللَّهِ Allah'a · فَكَأَنَّمَا sanki gibidir · خَرَّ düşmüş · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · فَتَخْطَفُهُ ve kendisini kapıyor · ٱلطَّيْرُ kuş · أَوْ veya · تَهْوِى sürüklüyor · بِهِ onu · ٱلرِّيحُ rüzgar · فِى bir yere · مَكَانٍۢ · سَحِيقٍۢ uzak
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقۡوَى ٱلۡقُلُوبِ ﴿32﴾
ẕâlik. vemey yü`ażżim şe`âira-llâhi feinnehâ min taḳve-lḳulûb.
32. Evet, bu böyledir. Kim Allah’a ait nişânelere saygılı davranırsa, bu kalplerin takvâlı olmasındandır.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte böyle · وَمَن ve kim · يُعَظِّمْ saygı gösterirse · شَعَـٰٓئِرَ nişanlarına · ٱللَّهِ Allah'ın · فَإِنَّهَا şüphesiz bu · مِن takvasındandır · تَقْوَى · ٱلْقُلُوبِ kalblerin
لَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ مَحِلُّهَآ إِلَى ٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ ﴿33﴾
leküm fîhâ menâfi`u ilâ ecelim müsemmen ŝümme meḥillühâ ile-lbeyti-l`atîḳ.
33. Onlarda sizin için belirli süreye kadar yararlar da vardır. Nihayet varacakları yer o kadîm evdir.
Kelime meali
لَكُمْ sizin için vardır · فِيهَا onlarda · مَنَـٰفِعُ menfaatler · إِلَىٰٓ bir süreye kadar · أَجَلٍۢ · مُّسَمًّۭى belirli · ثُمَّ sonra · مَحِلُّهَآ onların varacakları yer · إِلَى (Eski) Ev'dir [Kâbe] · ٱلْبَيْتِ · ٱلْعَتِيقِ Eski (Ev'dir) [Kâbe]
وَلِكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكࣰ ا لِّيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۗ فَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَلَهُۥٓ أَسۡلِمُواْۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُخۡبِتِينَ ﴿34﴾
velikülli ümmetin ce`alnâ mensekel liyeẕkürü-sme-llâhi `alâ mâ razeḳahüm mim behîmeti-l'en`âm. feilâhüküm ilâhüv vâḥidün felehû eslimû. vebeşşiri-lmuḫbitîn.
34. Biz her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık ki kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Sonuç itibariyle hepinizin mâbudu tek bir tanrıdır. Şu halde yalnız O’na teslimiyet gösterin. Sen de Allah’ın buyruklarına içtenlikle teslimiyet gösteren kimseleri müjdele!
Kelime meali
وَلِكُلِّ ve hepsi için · أُمَّةٍۢ ümmetin · جَعَلْنَا biz koyduk · مَنسَكًۭا bir kurban ibadeti · لِّيَذْكُرُوا۟ anmaları için · ٱسْمَ adını · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَىٰ üzerine · مَا şey · رَزَقَهُم rızık olarak verilen · مِّنۢ hayvanlardan · بَهِيمَةِ · ٱلْأَنْعَـٰمِ ۗ (kurbanlık) · فَإِلَـٰهُكُمْ tanrınız · إِلَـٰهٌۭ tanrıdır · وَٰحِدٌۭ bir tek · فَلَهُۥٓ yalnız O'na · أَسْلِمُوا۟ ۗ teslim olun · وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلْمُخْبِتِينَ samimi insanları
ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَٱلصَّٰبِرِينَ عَلَىٰ مَآ أَصَابَهُمۡ وَٱلۡمُقِيمِي ٱلصَّلَوٰةِ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ﴿35﴾
elleẕîne iẕâ ẕükira-llâhü vecilet ḳulûbühüm veṣṣâbirîne `alâ mâ eṣâbehüm velmüḳîmi-ṣṣalâti vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
35. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri titrer, başlarına gelen musibetlere sabrederler, namazlarını özenle kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · إِذَا zaman · ذُكِرَ anıldığı · ٱللَّهُ Allah · وَجِلَتْ titrer · قُلُوبُهُمْ kalbleri · وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve sabrederler · عَلَىٰ (başlarına) · مَآ edene · أَصَابَهُمْ isabet · وَٱلْمُقِيمِى ve kılarlar · ٱلصَّلَوٰةِ namazı · وَمِمَّا ve şeylerden · رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıkandırdığımız · يُنفِقُونَ (Allah yoluna) harcarlar
وَٱلۡبُدۡنَ جَعَلۡنَٰهَا لَكُم مِّن شَعَٰٓئِرِ ٱللَّهِ لَكُمۡ فِيهَا خَيۡرࣱۖ فَٱذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَا صَوَآفَّۖ فَإِذَا وَجَبَتۡ جُنُوبُهَا فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡقَانِعَ وَٱلۡمُعۡتَرَّۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرۡنَٰهَا لَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿36﴾
velbüdne ce`alnâhâ leküm min şe`âiri-llâhi leküm fîhâ ḫayr. feẕkürü-sme-llâhi `aleyhâ ṣavâff. feiẕâ vecebet cünûbühâ fekülû minhâ veaṭ`imü-lḳâni`a velmü`terr. keẕâlike seḫḫarnâhâ leküm le`alleküm teşkürûn.
36. Biz o büyükbaş hayvanları da Allah’ın size nişânelerinden kıldık; sizin için onlarda nice yararlar vardır. Onlar (kesim için) sıraya dizildiklerinde üzerlerine Allah’ın adını anın, cansız halde yere serildiklerinde ise onlardan hem kendiniz yiyin hem de ihtiyacını gizleyen ve gizlemeyen yoksulları doyurun. İşte onları şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.
Kelime meali
وَٱلْبُدْنَ kurbanlık develeri · جَعَلْنَـٰهَا yaptık · لَكُم sizin için · مِّن işaretlerinden · شَعَـٰٓئِرِ · ٱللَّهِ Allah'ın · لَكُمْ sizin için vardır · فِيهَا onlarda · خَيْرٌۭ ۖ hayır · فَٱذْكُرُوا۟ anın (da boğazlayın) · ٱسْمَ adını · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْهَا üzerlerine · صَوَآفَّ ۖ (kurban için) sıra halinde dururlarken · فَإِذَا zaman · وَجَبَتْ düştüğünde · جُنُوبُهَا yanları üzerine (canları çıkınca) · فَكُلُوا۟ yeyin · مِنْهَا onlardan · وَأَطْعِمُوا۟ ve yedirin · ٱلْقَانِعَ kanaat edip isteyemeyene · وَٱلْمُعْتَرَّ ۚ ve isteyene · كَذَٰلِكَ işte böyle · سَخَّرْنَـٰهَا onları boyun eğdirdi · لَكُمْ size · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz
لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقۡوَىٰ مِنكُمۡۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمۡ لِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿37﴾
ley yenâle-llâhe lüḥûmühâ velâ dimâühâ velâkiy yenâlühü-ttaḳvâ minküm. keẕâlike seḫḫarahâ leküm litükebbirü-llâhe `alâ mâ hedâküm. vebeşşiri-lmuḥsinîn.
37. Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvânızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tâzimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele!
Kelime meali
لَن ulaşmaz · يَنَالَ · ٱللَّهَ Allah'a · لُحُومُهَا onların etleri · وَلَا ve ne de · دِمَآؤُهَا kanları · وَلَـٰكِن fakat · يَنَالُهُ O'na ulaşır · ٱلتَّقْوَىٰ takvanız · مِنكُمْ ۚ sizin · كَذَٰلِكَ böylece · سَخَّرَهَا onları boyun eğdirdi · لَكُمْ size · لِتُكَبِّرُوا۟ anmanız için · ٱللَّهَ Allah'ı · عَلَىٰ üzere · مَا diye · هَدَىٰكُمْ ۗ sizi doğru yola iletti · وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları
۞إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانࣲ كَفُورٍ ﴿38﴾
inne-llâhe yüdâfi`u `ani-lleẕîne âmenû. inne-llâhe lâ yüḥibbü külle ḫavvânin kefûr.
38. Biliniz ki Allah iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez.
Kelime meali
۞ إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُدَٰفِعُ defeder (şerri) · عَنِ kimselerden · ٱلَّذِينَ · ءَامَنُوٓا۟ ۗ inanan(lar) · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · كُلَّ hiçbir · خَوَّانٍۢ hain · كَفُورٍ inkarcıyı
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمۡ ظُلِمُواْۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصۡرِهِمۡ لَقَدِيرٌ ﴿39﴾
üẕine lilleẕîne yüḳâtelûne biennehüm żulimû. veinne-llâhe `alâ naṣrihim leḳadîr.
39. Saldırıya uğrayanlara zulme mâruz kaldıkları için savaş izni verildi. Allah onları muzaffer kılmaya elbette kādirdir.
Kelime meali
أُذِنَ izin verildi · لِلَّذِينَ kendileriyle · يُقَـٰتَلُونَ savaşılanlara · بِأَنَّهُمْ yüzünden · ظُلِمُوا۟ ۚ onlara zulmedilmeleri · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلَىٰ onlara yardım etmeğe · نَصْرِهِمْ · لَقَدِيرٌ kadirdir
ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيۡرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّهُدِّمَتۡ صَوَٰمِعُ وَبِيَعࣱ وَصَلَوَٰتࣱ وَمَسَٰجِدُ يُذۡكَرُ فِيهَا ٱسۡمُ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ اۗ وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ﴿40﴾
elleẕîne uḫricû min diyârihim bigayri ḥaḳḳin illâ ey yeḳûlû rabbüne-llâh. velevlâ def`u-llâhi-nnâse ba`ḍahüm biba`ḍil lehüddimet ṣavâmi`u vebiye`uv veṣalevâtüv vemesâcidü yüẕkeru fîhe-smü-llâhi keŝîrâ. veleyenṣuranne-llâhü mey yenṣuruh. inne-llâhe leḳaviyyün `azîz.
40. Onlar sırf “Rabbimiz Allah’tır” dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla diğer kısmını engellemesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler -ki oralarda Allah’ın adı çokça anılır- yıkılır giderdi. Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar · أُخْرِجُوا۟ çıkarıldılar · مِن yurtlarından · دِيَـٰرِهِم · بِغَيْرِ etmedikleri halde · حَقٍّ hak · إِلَّآ sadece · أَن diye · يَقُولُوا۟ diyorlar · رَبُّنَا Rabbimiz · ٱللَّهُ ۗ Allah'tır · وَلَوْلَا eğer olmasaydı · دَفْعُ savunması · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱلنَّاسَ insanların · بَعْضَهُم bazılarını · بِبَعْضٍۢ diğer bazılarıyle · لَّهُدِّمَتْ yıkılırdı · صَوَٰمِعُ manastırlar · وَبِيَعٌۭ ve kiliseler · وَصَلَوَٰتٌۭ ve havralar · وَمَسَـٰجِدُ ve mescidler · يُذْكَرُ anılan · فِيهَا içlerinde · ٱسْمُ ismi · ٱللَّهِ Allah'ın · كَثِيرًۭا ۗ çokca · وَلَيَنصُرَنَّ ve elbette yardım eder · ٱللَّهُ Allah · مَن kimseye · يَنصُرُهُۥٓ ۗ kendine yardım eden · إِنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · لَقَوِىٌّ kuvvetlidir · عَزِيزٌ galibdir
ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُواْ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَنَهَوۡاْ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ ﴿41﴾
elleẕîne im mekkennâhüm fi-l'arḍi eḳâmu-ṣṣalâte veâtevu-zzekâte veemerû bilma`rûfi venehev `ani-lmünker. velillâhi `âḳibetü-l'ümûr.
41. Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine bir yerde egemenlik versek, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar. İşlerin sonu Allah’a varır.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ eğer · إِن · مَّكَّنَّـٰهُمْ onları iktidara getirirsek · فِى yer yüzünde · ٱلْأَرْضِ · أَقَامُوا۟ kılarlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتَوُا۟ ve verirler · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَأَمَرُوا۟ ve emrederler · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَنَهَوْا۟ ve vazgeçirmeğe çalışırlar · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ ۗ · وَلِلَّهِ ve Allah'a aittir · عَـٰقِبَةُ sonu · ٱلْأُمُورِ bütün işlerin
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَثَمُودُ ﴿42﴾
veiy yükeẕẕibûke feḳad keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv ve`âdüv veŝemûd.
42–44. Şayet seni yalancılıkla itham ediyorlarsa bilesin ki senden önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri, İbrâhim’in kavmi, Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (peygamberlerinin bildirdiklerini) yalan saymışlardı. Aynı şekilde Mûsâ da yalancılıkla itham edilmişti. Ben ise o inkârcılara biraz süre tanıdım ve sonra onları kıskıvrak yakaladım. Hadlerini bildirişim nasıldı bir bilsen!
Kelime meali
وَإِن ve eğer · يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa · فَقَدْ gerçekten · كَذَّبَتْ yalanlamıştı · قَبْلَهُمْ bunlardan önce · قَوْمُ kavmi de · نُوحٍۢ Nuh · وَعَادٌۭ ve 'Ad · وَثَمُودُ ve Semud
وَقَوۡمُ إِبۡرَٰهِيمَ وَقَوۡمُ لُوطࣲ ﴿43﴾
veḳavmü ibrâhîme veḳavmü lûṭ.
Kelime meali
وَقَوْمُ ve kavmi · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · وَقَوْمُ ve kavmi · لُوطٍۢ Lut
وَأَصۡحَٰبُ مَدۡيَنَۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰۖ فَأَمۡلَيۡتُ لِلۡكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ﴿44﴾
veaṣḥâbü medyen. veküẕẕibe mûsâ feemleytü lilkâfirîne ŝümme eḫaẕtühüm. fekeyfe kâne nekîr.
Kelime meali
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı · مَدْيَنَ ۖ Medyen · وَكُذِّبَ ve yalanlanmıştı · مُوسَىٰ Musa · فَأَمْلَيْتُ ben de bir süre vermiştim · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · ثُمَّ sonra · أَخَذْتُهُمْ ۖ onları yakalamıştım · فَكَيْفَ nasıl · كَانَ oldu · نَكِيرِ benim inkarım
فَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئۡرࣲ مُّعَطَّلَةࣲ وَقَصۡرࣲ مَّشِيدٍ ﴿45﴾
fekeeyyim min ḳaryetin ehleknâhâ vehiye żâlimetün fehiye ḫâviyetün `alâ `urûşihâ vebi'rim mü`aṭṭaletiv veḳaṣrim meşîd.
45. Nitekim zulme dalmışken helâk ettiğimiz nice beldeler var ki evlerinin duvarları çatıları üzerine yıkılmış, ıpıssız kalmıştır. Şimdi oralarda kullanılamaz hale gelmiş nice kuyular, (harap olmuş) nice görkemli köşk var!
Kelime meali
فَكَأَيِّن niceleri vardır · مِّن kentlerden · قَرْيَةٍ · أَهْلَكْنَـٰهَا helak ettiğimiz · وَهِىَ o · ظَالِمَةٌۭ zulmederken · فَهِىَ ve o · خَاوِيَةٌ çökmüştür · عَلَىٰ üstüne · عُرُوشِهَا tavanları · وَبِئْرٍۢ ve kuyu · مُّعَطَّلَةٍۢ kullanılmaz olmuştur · وَقَصْرٍۢ ve saraylar · مَّشِيدٍ sağlam
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَتَكُونَ لَهُمۡ قُلُوبࣱ يَعۡقِلُونَ بِهَآ أَوۡ ءَاذَانࣱ يَسۡمَعُونَ بِهَاۖ فَإِنَّهَا لَا تَعۡمَى ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَلَٰكِن تَعۡمَى ٱلۡقُلُوبُ ٱلَّتِي فِي ٱلصُّدُورِ ﴿46﴾
efelem yesîrû fi-l'arḍi fetekûne lehüm ḳulûbüy ya`ḳilûne bihâ ev âẕânüy yesme`ûne bihâ. feinnehâ lâ ta`me-l'ebṣâru velâkin ta`me-lḳulûbü-lletî fi-ṣṣudûr.
46. Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir.
Kelime meali
أَفَلَمْ hiç · يَسِيرُوا۟ gezmediler mi? · فِى yer yüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَتَكُونَ olsun · لَهُمْ onların · قُلُوبٌۭ kalbleri · يَعْقِلُونَ düşünecekleri · بِهَآ onunla · أَوْ veyahut · ءَاذَانٌۭ kulakları · يَسْمَعُونَ işitecekleri · بِهَا ۖ onunla · فَإِنَّهَا zira · لَا kör olmaz · تَعْمَى · ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler · وَلَـٰكِن fakat · تَعْمَى kör olur · ٱلْقُلُوبُ kalbler · ٱلَّتِى içindeki · فِى · ٱلصُّدُورِ göğüsler
وَيَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلۡعَذَابِ وَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥۚ وَإِنَّ يَوۡمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلۡفِ سَنَةࣲ مِّمَّا تَعُدُّونَ ﴿47﴾
veyesta`cilûneke bil`aẕâbi veley yuḫlife-llâhü va`deh. veinne yevmen `inde rabbike keelfi senetim mimmâ te`uddûn.
47. Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Bilinmeli ki, rabbinin katındaki bir gün sizin saymakta olduklarınızın bin yılı gibidir.
Kelime meali
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ ve senden çabucak istiyorlar · بِٱلْعَذَابِ azabı · وَلَن fakat · يُخْلِفَ caymaz · ٱللَّهُ Allah · وَعْدَهُۥ ۚ sözünden · وَإِنَّ ve şüphesiz; · يَوْمًا bir gün · عِندَ yanında · رَبِّكَ Rabbinin · كَأَلْفِ bin (yıl) gibidir · سَنَةٍۢ yıl · مِّمَّا sizin saydıklarınızdan · تَعُدُّونَ
وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَمۡلَيۡتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ ثُمَّ أَخَذۡتُهَا وَإِلَيَّ ٱلۡمَصِيرُ ﴿48﴾
vekeeyyim min ḳaryetin emleytü lehâ vehiye żâlimetün ŝümme eḫaẕtühâ. veileyye-lmeṣîr.
48. Nice belde var ki, ahalisi zulme dalmış olduğu halde onlara biraz süre verdim, sonra da onları kıskıvrak yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Kelime meali
وَكَأَيِّن ve niceleri var ki · مِّن kentlerden · قَرْيَةٍ · أَمْلَيْتُ biraz süre vermişimdir · لَهَا ona · وَهِىَ o · ظَالِمَةٌۭ zulmederken · ثُمَّ sonra · أَخَذْتُهَا onu yakalamışımdır · وَإِلَىَّ ancak banadır · ٱلْمَصِيرُ dönüş
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ ﴿49﴾
ḳul yâ eyyühe-nnâsü innemâ ene leküm neẕîrum mübîn.
49. De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Kelime meali
قُلْ de ki · يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · إِنَّمَآ şüphesiz · أَنَا۠ ben · لَكُمْ sizin için · نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım · مُّبِينٌۭ apaçık
فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ ﴿50﴾
felleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv verizḳun kerîm.
50. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar için bağışlanma ve çok değerli nimetler vardır.
Kelime meali
فَٱلَّذِينَ ve · ءَامَنُوا۟ inananlar için · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar için · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · لَهُم onlara vardır · مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret · وَرِزْقٌۭ ve rızık · كَرِيمٌۭ bol
وَٱلَّذِينَ سَعَوۡاْ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ﴿51﴾
velleẕîne se`av fî âyâtinâ mü`âcizîne ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.
51. Âyetlerimize karşı birbirleriyle yarışırcasına çaba harcayanlar ise cehennemliktir.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ çalışanlara gelince · سَعَوْا۟ · فِىٓ eyetlerimizi · ءَايَـٰتِنَا · مُعَـٰجِزِينَ etkisiz bırakmak için · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · أَصْحَـٰبُ ashabıdır · ٱلْجَحِيمِ cehennem
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولࣲ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلۡقَى ٱلشَّيۡطَٰنُ فِيٓ أُمۡنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ ثُمَّ يُحۡكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ ﴿52﴾
vemâ erselnâ min ḳablike mir rasûliv velâ nebiyyin illâ iẕâ temennâ elḳa-şşeyṭânü fî ümniyyetih. feyenseḫu-llâhü mâ yülḳi-şşeyṭânü ŝümme yuḥkimü-llâhü âyâtih. vellâhü `alîmün ḥakîm.
52. Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan ille de onun arzularına bir şeyler katmaya kalkışmasın. Fakat Allah şeytanın katmaya çalıştığını iptal eder. Sonra Allah kendi âyetlerini (onun kalbine) sağlam olarak yerleştirir. Allah hakkıyla bilmekte, hikmetle yönetmektedir.
Kelime meali
وَمَآ ve · أَرْسَلْنَا göndermemiştik · مِن senden önce · قَبْلِكَ · مِن hiçbir · رَّسُولٍۢ resul · وَلَا ve ne de · نَبِىٍّ nebi · إِلَّآ olmayan · إِذَا zaman · تَمَنَّىٰٓ temenni ettiği · أَلْقَى (bir düşünce) atmış · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · فِىٓ onun temennisine · أُمْنِيَّتِهِۦ · فَيَنسَخُ fakat siler · ٱللَّهُ Allah · مَا şeyi · يُلْقِى attığı · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın · ثُمَّ sonra · يُحْكِمُ sağlamlaştırır · ٱللَّهُ Allah · ءَايَـٰتِهِۦ ۗ kendi ayetlerini · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ alim(bilen)dir · حَكِيمٌۭ hakimdir
لِّيَجۡعَلَ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ ﴿53﴾
liyec`ale mâ yülḳi-şşeyṭânü fitnetel lilleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velḳâsiyeti ḳulûbühüm. veinne-żżâlimîne lefî şiḳâḳim be`îd.
53. Bunu Allah, şeytanın kattığını kalplerinde hastalık bulunanlar ve yürekleri katılaşmış olanlar için sınama vesilesi kılmak için yapar. Şüphesiz zalimler derin bir ayrılığa düşmüşlerdir.
Kelime meali
لِّيَجْعَلَ yapmak için · مَا şeyi · يُلْقِى attığı · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın · فِتْنَةًۭ bir imtihan · لِّلَّذِينَ olanlara · فِى kalblerinde · قُلُوبِهِم · مَّرَضٌۭ bir hastalık · وَٱلْقَاسِيَةِ ve katılaşanlara · قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler · لَفِى içindedirler · شِقَاقٍۭ bir ayrılık · بَعِيدٍۢ uzak
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤۡمِنُواْ بِهِۦ فَتُخۡبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ﴿54﴾
veliya`leme-lleẕîne ûtü-l`ilme ennehü-lḥaḳḳu mir rabbike feyü'minû bihî fetuḫbiṭa lehû ḳulûbühüm. veinne-llâhe lehâdi-lleẕîne âmenû ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
54. Bunu bir de, kendilerine ilim verilenlerin, onun rabbin tarafından gelmiş kesin gerçek olduğunu anlamaları, ona iman etmeleri ve böylece bütün kalpleriyle ona bağlanmaları için yapar. Muhakkak ki Allah iman edenleri dosdoğru bir yola iletir.
Kelime meali
وَلِيَعْلَمَ ve bilsinler diye · ٱلَّذِينَ kendilerine · أُوتُوا۟ verilenler · ٱلْعِلْمَ ilim · أَنَّهُ onun (Kur'an'ın) · ٱلْحَقُّ bir hak (gerçek) olduğunu · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ · فَيُؤْمِنُوا۟ ve inansınlar diye · بِهِۦ ona · فَتُخْبِتَ böylece saygı duysun · لَهُۥ ona · قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَهَادِ mutlaka iletir · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوٓا۟ inanan(ları) · إِلَىٰ yola · صِرَٰطٍۢ · مُّسْتَقِيمٍۢ doğru
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي مِرۡيَةࣲ مِّنۡهُ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةً أَوۡ يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَقِيمٍ ﴿55﴾
velâ yezâlü-lleẕîne keferû fî miryetim minhü ḥattâ te'tiyehümü-ssâ`atü bagteten ev ye'tiyehüm `aẕâbü yevmin `aḳîm.
55. İnkâr edenler ise, kıyamet kendilerine ansızın gelinceye veya sonu olmayan günün azabı kendilerini yakalayıncaya kadar Kur’an hakkında hep şüphe içinde kalacaklardır.
Kelime meali
وَلَا ve · يَزَالُ bitmez · ٱلَّذِينَ inkar edenlerin · كَفَرُوا۟ · فِى içinde (olmaları) · مِرْيَةٍۢ kuşku · مِّنْهُ o(Kur'a)ndan · حَتَّىٰ kadar · تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelinceye · ٱلسَّاعَةُ o sa'at · بَغْتَةً ansızın · أَوْ yahut · يَأْتِيَهُمْ kendilerine gelinceye kadar · عَذَابُ azabı · يَوْمٍ günün · عَقِيمٍ kısır (hayırsız)
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذࣲ لِّلَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿56﴾
elmülkü yevmeiẕil lillâh. yaḥkümü beynehüm. felleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti fî cennâti-nne`îm.
56. O gün hükümranlık yalnız Allah’ındır; onlar arasında hükmünü verir. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmış olanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
Kelime meali
ٱلْمُلْكُ mülk · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلَّهِ Allah'ındır · يَحْكُمُ hükmeder · بَيْنَهُمْ ۚ onların aralarında · فَٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · فِى cennetlerindedirler · جَنَّـٰتِ · ٱلنَّعِيمِ ni'met
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ ﴿57﴾
velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ feülâike lehüm `aẕâbüm mühîn.
57. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlara ise alçaltıcı bir azap vardır.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · كَفَرُوا۟ inkar edenler · وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · لَهُمْ onlara vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّهِينٌۭ alçaltan
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓاْ أَوۡ مَاتُواْ لَيَرۡزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزۡقًا حَسَنࣰ اۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ﴿58﴾
velleẕîne hâcerû fî sebîli-llâhi ŝümme ḳutilû ev mâtû leyerzüḳannehümü-llâhü rizḳan ḥasenâ. veinne-llâhe lehüve ḫayru-rrâziḳîn.
58. Allah yolunda hicret ettikten sonra öldürülen yahut ölenlere gelince, Allah onları pek güzel bir nimetle ödüllendirecektir. Allah rızık verenlerin elbette en hayırlısıdır.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve kimseler · هَاجَرُوا۟ hicret eden(ler) · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · ثُمَّ sonra · قُتِلُوٓا۟ öldürülenler · أَوْ veya · مَاتُوا۟ ölenler · لَيَرْزُقَنَّهُمُ onları rızıklandıracaktır · ٱللَّهُ Allah · رِزْقًا bir rızıkla · حَسَنًۭا ۚ en güzel · وَإِنَّ ve doğrusu · ٱللَّهَ Allah · لَهُوَ elbette o · خَيْرُ en hayırlısıdır · ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin
لَيُدۡخِلَنَّهُم مُّدۡخَلࣰ ا يَرۡضَوۡنَهُۥۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمࣱ ﴿59﴾
leyüdḫilennehüm müdḫaley yerḍavneh. veinne-llâhe le`alîmün ḥalîm.
59. Allah mutlaka onları hoşnut olacakları bir yere koyacaktır. Kuşkusuz Allah hakkıyla bilendir, halîmdir.
Kelime meali
لَيُدْخِلَنَّهُم elbette onları sokacaktır · مُّدْخَلًۭا bir yere · يَرْضَوْنَهُۥ ۗ razı olacakları · وَإِنَّ ve doğrusu · ٱللَّهَ Allah · لَعَلِيمٌ bilendir · حَلِيمٌۭ halimdir
۞ذَٰلِكَۖ وَمَنۡ عَاقَبَ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيۡهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورࣱ ﴿60﴾
ẕâlik. vemen `âḳabe bimiŝli mâ `ûḳibe bihî ŝümme bügiye `aleyhi leyenṣurannehü-llâh. inne-llâhe le`afüvvun gafûr.
60. Böyledir; her kim kendisine yapılana misliyle karşılık verir, sonra yine haksız bir saldırıya uğrarsa Allah ona mutlaka yardım eder. Allah çok bağışlayıcı, çok yarlığayıcıdır.
Kelime meali
۞ ذَٰلِكَ işte böyle · وَمَنْ ve kim · عَاقَبَ ceza verir de · بِمِثْلِ dengiyle · مَا yapılan cezanın · عُوقِبَ · بِهِۦ kendisine · ثُمَّ sonra · بُغِىَ tekrar saldırılırsa · عَلَيْهِ kendisine · لَيَنصُرَنَّهُ elbette ona yardım eder · ٱللَّهُ ۗ Allah · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَعَفُوٌّ affedendir · غَفُورٌۭ bağışlayındır
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ ﴿61﴾
ẕâlike bienne-llâhe yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veenne-llâhe semî`um beṣîr.
61. İşte böyle; Allah geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Allah her şeyi işitir ve görür.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte böyle · بِأَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُولِجُ sokar · ٱلَّيْلَ geceyi · فِى içine · ٱلنَّهَارِ gündüzün · وَيُولِجُ ve sokar · ٱلنَّهَارَ gündüzü · فِى içine · ٱلَّيْلِ gecenin · وَأَنَّ ve doğrusu · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌۢ işitendir · بَصِيرٌۭ görendir
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ ﴿62﴾
ẕâlike bienne-llâhe hüve-lḥaḳḳu veenne mâ yed`ûne min dûnihî hüve-lbâṭilü veenne-llâhe hüve-l`aliyyü-lkebîr.
62. Böyledir; çünkü Allah hakkın ta kendisidir, O’nun dışında yalvarıp taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Ve şüphe yok ki yüce olan, ulu olan yalnız Allah’tır.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte böyle · بِأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · هُوَ o · ٱلْحَقُّ Hak'tır · وَأَنَّ ve gerçekten · مَا şeyler · يَدْعُونَ yalvardıkları · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦ · هُوَ o · ٱلْبَـٰطِلُ batıldır · وَأَنَّ ve gerçek şu ki · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلْعَلِىُّ çok yücedir · ٱلْكَبِيرُ çok büyüktür
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَتُصۡبِحُ ٱلۡأَرۡضُ مُخۡضَرَّةًۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرࣱ ﴿63﴾
elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. fetuṣbiḥu-l'arḍu muḫḍarrah. inne-llâhe leṭîfün ḫabîr.
63. Görmüyor musun ki, Allah gökten su indiriyor da yeryüzü yemyeşil oluveriyor! Kuşkusuz Allah latîftir, her şeyden haberdardır.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · أَنَّ kesinlikle · ٱللَّهَ Allah · أَنزَلَ indirir · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · فَتُصْبِحُ böylece olur · ٱلْأَرْضُ yeryüzü · مُخْضَرَّةً ۗ yemyeşil · إِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · لَطِيفٌ latiftir · خَبِيرٌۭ habirdir
لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿64﴾
lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. veinne-llâhe lehüve-lganiyyü-lḥamîd.
64. Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. Şüphe yok ki kimseye muhtaç olmayan, her türlü övgüye lâyık olan yalnız Allah’tır.
Kelime meali
لَّهُۥ hep O'nundur · مَا ne varsa · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve ne varsa · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · وَإِنَّ ve ancak · ٱللَّهَ Allah · لَهُوَ işte O'dur · ٱلْغَنِىُّ zengin olan · ٱلْحَمِيدُ övülmeğe layık olan
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦ وَيُمۡسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ ﴿65﴾
elem tera enne-llâhe seḫḫara leküm mâ fi-l'arḍi velfülke tecrî fi-lbaḥri biemrih. veyümsikü-ssemâe en teḳa`a `ale-l'arḍi illâ biiẕnih. inne-llâhe binnâsi leraûfür raḥîm.
65. Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündekileri ve O’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! Kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ ki · ٱللَّهَ Allah · سَخَّرَ buyruğunuza verdi · لَكُم sizin · مَّا olanları · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَٱلْفُلْكَ ve gemileri · تَجْرِى akıp giden · فِى denizde · ٱلْبَحْرِ · بِأَمْرِهِۦ emriyle · وَيُمْسِكُ ve tutuyor · ٱلسَّمَآءَ göğü · أَن diye · تَقَعَ düşmesin · عَلَى üstüne · ٱلْأَرْضِ yerin · إِلَّا dışında · بِإِذْنِهِۦٓ ۗ O'nun izni · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · بِٱلنَّاسِ insanlara · لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir · رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَكَفُورࣱ ﴿66﴾
vehüve-lleẕî aḥyâküm. ŝümme yümîtüküm ŝümme yuḥyîküm. inne-l'insâne lekefûr.
66. Size hayat veren, sonra sizi öldürecek ve sonra sizi diriltecek olan da O’dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
Kelime meali
وَهُوَ ve O'dur · ٱلَّذِىٓ sizi dirilten · أَحْيَاكُمْ · ثُمَّ sonra · يُمِيتُكُمْ sizi öldüren · ثُمَّ sonra (yine) · يُحْيِيكُمْ ۗ sizi dirilten · إِنَّ gerçekten · ٱلْإِنسَـٰنَ insan · لَكَفُورٌۭ çok nankördür
لِّكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكًا هُمۡ نَاسِكُوهُۖ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِي ٱلۡأَمۡرِۚ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدࣰ ى مُّسۡتَقِيمࣲ ﴿67﴾
likülli ümmetin ce`alnâ menseken hüm nâsikûhü felâ yünâzi`anneke fi-l'emri ved`u ilâ rabbik. inneke le`alâ hüdem müsteḳîm.
67. Biz her ümmet için uyacakları dinî kurallar koymuşuzdur. Boşuna bu konuda seninle tartışmasınlar ve sen rabbinin yoluna çağrıda bulunmaya devam et! Sen hakka götüren doğru bir yol üzerindesin.
Kelime meali
لِّكُلِّ her · أُمَّةٍۢ ümmete · جَعَلْنَا belirledik · مَنسَكًا ibadet şekli · هُمْ onların · نَاسِكُوهُ ۖ uydukları · فَلَا asla · يُنَـٰزِعُنَّكَ seninle çekişmesinler · فِى bu işte · ٱلْأَمْرِ ۚ · وَٱدْعُ çağır · إِلَىٰ Rabbine · رَبِّكَ ۖ · إِنَّكَ kuşkusuz sen · لَعَلَىٰ üzerindesin · هُدًۭى bir yol · مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿68﴾
vein câdelûke feḳuli-llâhü a`lemü bimâ ta`melûn.
68. Şayet seninle yine tartışmaya çalışırlarsa şöyle de: Yapıp ettiklerinizi en iyi bilen Allah’tır.
Kelime meali
وَإِن ve eğer · جَـٰدَلُوكَ seninle mücadele ederlerse · فَقُلِ de ki · ٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
ٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ﴿69﴾
allâhü yaḥkümü beyneküm yevme-lḳiyâmeti fîmâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
69. Hakkında ihtilâf edip durduğunuz hususlarda kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir.
Kelime meali
ٱللَّهُ Allah · يَحْكُمُ hükmedecektir · بَيْنَكُمْ aranızda · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · فِيمَا hususlarda · كُنتُمْ olduğunuz · فِيهِ onda · تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşüyor
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ذَٰلِكَ فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ ﴿70﴾
elem ta`lem enne-llâhe ya`lemü mâ fi-ssemâi vel'arḍ. inne ẕâlike fî kitâb. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.
70. Bilmez misin ki, Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir! Bunların hepsi bir kitapta kayıtlıdır. Kuşkusuz bu, Allah için çok kolaydır.
Kelime meali
أَلَمْ bilmez misin? · تَعْلَمْ · أَنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · يَعْلَمُ bilir · مَا ne varsa · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ · وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde · إِنَّ kuşkusuz · ذَٰلِكَ bunların hepsi · فِى bir Kitaptadır · كِتَـٰبٍ ۚ · إِنَّ şüphesiz · ذَٰلِكَ bu · عَلَى için · ٱللَّهِ Allah · يَسِيرٌۭ kolaydır
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنࣰ ا وَمَا لَيۡسَ لَهُم بِهِۦ عِلۡمࣱۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرࣲ ﴿71﴾
veya`büdûne min dûni-llâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânev vemâ leyse lehüm bihî `ilm. vemâ liżżâlimîne min neṣîr.
71. Onlar Allah’ı bırakıp O’nun, kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve hiç bilgi sahibi olmadıkları varlıklara tapıyorlar. O zalimlerin asla yardımcıları olmayacaktır.
Kelime meali
وَيَعْبُدُونَ ve tapıyorlar · مِن şeylere · دُونِ dışında · ٱللَّهِ Allah'ın · مَا indirmemiştir · لَمْ · يُنَزِّلْ · بِهِۦ onlara · سُلْطَـٰنًۭا hiçbir delil · وَمَا ve · لَيْسَ yoktur · لَهُم kendilerinin · بِهِۦ onun hakkında · عِلْمٌۭ ۗ bir bilgileri · وَمَا ve yoktur · لِلظَّـٰلِمِينَ o zalimlerin · مِن hiçbir · نَّصِيرٍۢ yardımcısı
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمُنكَرَۖ يَكَادُونَ يَسۡطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۗ قُلۡ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرࣲّ مِّن ذَٰلِكُمُۚ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿72﴾
veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtin ta`rifü fî vucûhi-lleẕîne keferü-lmünker. yekâdûne yesṭûne billeẕîne yetlûne `aleyhim âyâtinâ. ḳul efeünebbiüküm bişerrim min ẕâliküm. ennâr. ve`adehe-llâhü-lleẕîne keferû. vebi'se-lmeṣîr.
72. Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğunda, inkârcıların yüzlerindeki hoşnutsuzluğu hemen farkedersin. Kendilerine âyetlerimizi okuyanlara neredeyse saldıracaklar. Onlara de ki: “Şimdi size bundan daha vahim olanı haber vereyim mi? Cehennem! Allah onu inkâr edenler için belirledi. Ne kötü bir sondur o!”
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ kendilerine · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · بَيِّنَـٰتٍۢ apaçık · تَعْرِفُ anlarsın · فِى yüzlerinde · وُجُوهِ · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden · ٱلْمُنكَرَ ۖ hoşnutsuzluk · يَكَادُونَ neredeyse · يَسْطُونَ üzerine saldıracaklar · بِٱلَّذِينَ okuyanların · يَتْلُونَ · عَلَيْهِمْ kendilerine · ءَايَـٰتِنَا ۗ ayetlerimizi · قُلْ de ki · أَفَأُنَبِّئُكُم size haber vereyim mi? · بِشَرٍّۢ daha kötü bir şey · مِّن bundan · ذَٰلِكُمُ ۗ · ٱلنَّارُ ateş! · وَعَدَهَا ve onu va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ ۖ inkar eden · وَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْمَصِيرُ sondur
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلࣱ فَٱسۡتَمِعُواْ لَهُۥٓۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخۡلُقُواْ ذُبَابࣰ ا وَلَوِ ٱجۡتَمَعُواْ لَهُۥۖ وَإِن يَسۡلُبۡهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيۡـࣰٔ ا لَّا يَسۡتَنقِذُوهُ مِنۡهُۚ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلۡمَطۡلُوبُ ﴿73﴾
yâ eyyühe-nnâsü ḍuribe meŝelün festemi`û leh. inne-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi ley yaḫlüḳû ẕübâbev velevi-cteme`û leh. veiy yeslübhümü-ẕẕübâbü şey'el lâ yestenḳiẕûhü minh. ḍa`ufe-ṭṭâlibü velmaṭlûb.
73. Ey insanlar! Size bir misal verilmekte; dinleyin onu: Allah’tan başka kendilerine yalvarıp yakardıklarınız var ya, hepsi bunun için bir araya gelseler bile bir sinek yaratamazlar! Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · ضُرِبَ size verildi · مَثَلٌۭ bir temsil · فَٱسْتَمِعُوا۟ dinleyin · لَهُۥٓ ۚ onu · إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ yalvardıklarınız · تَدْعُونَ · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · لَن yaratamazlar · يَخْلُقُوا۟ · ذُبَابًۭا bir sinek dahi · وَلَوِ şayet · ٱجْتَمَعُوا۟ bir araya toplansalar · لَهُۥ ۖ onların hepsi · وَإِن ve eğer · يَسْلُبْهُمُ onlardan kapsa · ٱلذُّبَابُ sinek · شَيْـًۭٔا bir şey · لَّا bunu kurtaramazlar · يَسْتَنقِذُوهُ · مِنْهُ ۚ ondan · ضَعُفَ aciz · ٱلطَّالِبُ isteyen de · وَٱلْمَطْلُوبُ istenen de
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ﴿74﴾
mâ ḳaderü-llâhe ḥaḳḳa ḳadrih. inne-llâhe leḳaviyyün `azîz.
74. Onlar Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, mutlak galiptir.
Kelime meali
مَا takdir edemediler · قَدَرُوا۟ · ٱللَّهَ Allah'ı · حَقَّ hakkıyle · قَدْرِهِۦٓ ۗ kadrini · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَقَوِىٌّ kuvvetlidir · عَزِيزٌ üstündür
ٱللَّهُ يَصۡطَفِي مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلࣰ ا وَمِنَ ٱلنَّاسِۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ ﴿75﴾
allâhü yaṣṭafî mine-lmelâiketi rusülev vemine-nnâs. inne-llâhe semî`um beṣîr.
75. Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah her şeyi işitmektedir, görmektedir.
Kelime meali
ٱللَّهُ Allah · يَصْطَفِى seçer · مِنَ meleklerden · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ · رُسُلًۭا elçiler · وَمِنَ ve · ٱلنَّاسِ ۚ insanlardan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌۢ işitendir · بَصِيرٌۭ görendir
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ﴿76﴾
ya`lemü mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.
76. Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Bütün işler Allah’a döndürülür.
Kelime meali
يَعْلَمُ bilir · مَا olanı · بَيْنَ arasında (önlerinde) · أَيْدِيهِمْ elleri (önlerinde) · وَمَا ve olanı · خَلْفَهُمْ ۗ arkalarında · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · تُرْجَعُ döndürülür · ٱلْأُمُورُ bütün işler
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩ ﴿77﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-rke`û vescüdû va`büdû rabbeküm vef`alü-lḫayra le`alleküm tüfliḥûn.
77. Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan · ٱرْكَعُوا۟ rüku' edin · وَٱسْجُدُوا۟ ve secde edin · وَٱعْبُدُوا۟ ve ibadet edin · رَبَّكُمْ Rabbinize · وَٱفْعَلُوا۟ ve işleyin · ٱلْخَيْرَ hayır · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ ۩ kurtuluşa erersiniz
وَجَٰهِدُواْ فِي ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦۚ هُوَ ٱجۡتَبَىٰكُمۡ وَمَا جَعَلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلدِّينِ مِنۡ حَرَجࣲۚ مِّلَّةَ أَبِيكُمۡ إِبۡرَٰهِيمَۚ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ مِن قَبۡلُ وَفِي هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيۡكُمۡ وَتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِۚ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعۡتَصِمُواْ بِٱللَّهِ هُوَ مَوۡلَىٰكُمۡۖ فَنِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ ﴿78﴾
vecâhidû fi-llâhi ḥaḳḳa cihâdih. hüve-ctebâküm vemâ ce`ale `aleyküm fi-ddîni min ḥarac. millete ebîküm ibrâhîm. hüve semmâkümü-lmüslimîne min ḳablü vefî hâẕâ liyekûne-rrasûlü şehîden `aleyküm vetekûnû şühedâe `ale-nnâs. feeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâte va`teṣimû billâh. hüve mevlâküm. feni`me-lmevlâ veni`me-nneṣîr.
78. Allah yolunda, gerektiği gibi cihad edin. Sizi O seçti ve size din konusunda hiçbir güçlük yüklemedi; ceddiniz İbrâhim’in dininde olduğu gibi. O size hem daha önce hem de bu Kur’an’da “müslümanlar” adını verdi ki peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Sizin mevlânız O’dur. O ne güzel mevlâdır ve ne iyi yardımcıdır.
Kelime meali
وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin · فِى uğrunda · ٱللَّهِ Allah · حَقَّ hakkıyla · جِهَادِهِۦ ۚ cihadın · هُوَ O · ٱجْتَبَىٰكُمْ sizi seçti · وَمَا ve · جَعَلَ yüklemedi · عَلَيْكُمْ size · فِى dinde · ٱلدِّينِ · مِنْ hiç bir · حَرَجٍۢ ۚ güçlük · مِّلَّةَ dinine · أَبِيكُمْ babanız · إِبْرَٰهِيمَ ۚ İbrahim'in · هُوَ O · سَمَّىٰكُمُ size adını verdi · ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanlar · مِن bundan önce · قَبْلُ · وَفِى ve · هَـٰذَا bu(Kur'a)nda · لِيَكُونَ olması için · ٱلرَّسُولُ Elçi'nin · شَهِيدًا şahid · عَلَيْكُمْ size · وَتَكُونُوا۟ ve sizin olmanız için · شُهَدَآءَ şahid · عَلَى üzerine · ٱلنَّاسِ ۚ insanlar · فَأَقِيمُوا۟ haydi kılın · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتُوا۟ ve verin · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَٱعْتَصِمُوا۟ ve sarılın · بِٱللَّهِ Allah'a · هُوَ O'dur · مَوْلَىٰكُمْ ۖ mevlanız (sahibiniz) · فَنِعْمَ ne güzel · ٱلْمَوْلَىٰ mevladır · وَنِعْمَ ve ne güzel · ٱلنَّصِيرُ yardımcıdır