Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Hadîd Suresi

سُوْرَةُ الْحَدِيْدِ · 57. sure · 29 âyet · Medenî · 27. cüz · Mushaf sayfa 537

Hadîd suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿1﴾

sebbeḥa lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

1. Göklerde ve yerde bulunanlar Allah’ı tesbih etmektedir. O üstündür, her yaptığında hikmet vardır.

Kelime meali

سَبَّحَ tesbih etmiştir · لِلَّهِ Allah'ı · مَا her şey · فِى bulunan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde · وَهُوَ O · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hakimdir

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ ﴿2﴾

lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yuḥyî veyümît. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

2. Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Hem hayat verir hem öldürür. O’nun her şeye gücü yeter.

Kelime meali

لَهُۥ O'nundur · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin · يُحْىِۦ yaşatır · وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür · وَهُوَ ve O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌ kadirdir

هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ﴿3﴾

hüve-l'evvelü vel'âḫiru veżżâhiru velbâṭin. vehüve bikülli şey'in `alîm.

3. O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır. O her şeyi bilir.

Kelime meali

هُوَ O · ٱلْأَوَّلُ ilktir · وَٱلْـَٔاخِرُ ve sondur · وَٱلظَّـٰهِرُ ve zahirdir · وَٱلْبَاطِنُ ۖ ve batındır · وَهُوَ ve O · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌ bilendir

هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۖ وَهُوَ مَعَكُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏ ﴿4﴾

hüve-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arş. ya`lemü mâ yelicü fi-l'arḍi vemâ yaḫrucü minhâ vemâ yenzilü mine-ssemâi vemâ ya`rucü fîhâ. vehüve me`aküm eyne mâ küntüm. vellâhü bimâ ta`melûne beṣîr.

4. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden O’dur. Toprağa giren ve ondan çıkan, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

Kelime meali

هُوَ O'dur · ٱلَّذِى yaratan · خَلَقَ · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · فِى altı · سِتَّةِ · أَيَّامٍۢ günde · ثُمَّ sonra · ٱسْتَوَىٰ oturan · عَلَى üzerine · ٱلْعَرْشِ ۚ Arş · يَعْلَمُ bilir · مَا şeyi · يَلِجُ giren · فِى yere · ٱلْأَرْضِ · وَمَا ve şeyi · يَخْرُجُ çıkan · مِنْهَا ondan · وَمَا ve şeyi · يَنزِلُ inen · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · وَمَا ve şeyi · يَعْرُجُ çıkan · فِيهَا ۖ ona · وَهُوَ ve O · مَعَكُمْ sizinle beraberdir · أَيْنَ nerede · مَا olsanız · كُنتُمْ ۚ · وَٱللَّهُ Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · بَصِيرٌۭ görmektedir

لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ﴿5﴾

lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.

5. Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur ve bütün işlerin dönüp varacağı merci ancak Allah’tır.

Kelime meali

لَّهُۥ O'nundur · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · تُرْجَعُ döndürülecektir · ٱلْأُمُورُ bütün işler

يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِۚ وَهُوَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿6﴾

yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyl. vehüve `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

6. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O kalplerde olanı çok iyi bilir.

Kelime meali

يُولِجُ sokar · ٱلَّيْلَ geceyi · فِى içine · ٱلنَّهَارِ gündüzün · وَيُولِجُ ve sokar · ٱلنَّهَارَ gündüzü · فِى içine · ٱلَّيْلِ ۚ gecenin · وَهُوَ ve O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin

ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُواْ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسۡتَخۡلَفِينَ فِيهِۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَأَنفَقُواْ لَهُمۡ أَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏ ﴿7﴾

âminû billâhi verasûlihî veenfiḳû mimmâ ce`aleküm müstaḫlefîne fîh. felleẕîne âmenû minküm veenfeḳû lehüm ecrun kebîr.

7. Allah’a ve resulüne iman edin; O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de harcayın. İçinizden iman edip böyle harcamada bulunanlara büyük mükâfat vardır.

Kelime meali

ءَامِنُوا۟ inanın · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · وَأَنفِقُوا۟ ve infak edin · مِمَّا şeylerden · جَعَلَكُم sizi kıldığı · مُّسْتَخْلَفِينَ hakim · فِيهِ ۖ onda · فَٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · مِنكُمْ sizden · وَأَنفَقُوا۟ ve infak edenlere · لَهُمْ onlar için vardır · أَجْرٌۭ mükafat · كَبِيرٌۭ büyük

وَمَا لَكُمۡ لَا تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ لِتُؤۡمِنُواْ بِرَبِّكُمۡ وَقَدۡ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿8﴾

vemâ leküm lâ tü'minûne billâh. verrasûlü yed`ûküm litü'minû birabbiküm veḳad eḫaẕe mîŝâḳaküm in küntüm mü'minîn.

8. Peygamber rabbinize iman etmeniz için çağrıda bulunup dururken, O da sizden kesin söz almışken -bir şeye inanmaktaysanız- ne diye O’na iman etmezsiniz?

Kelime meali

وَمَا ve ne? · لَكُمْ oluyor size · لَا güvenmiyorsunuz · تُؤْمِنُونَ · بِٱللَّهِ ۙ Allah'a · وَٱلرَّسُولُ ve elçi · يَدْعُوكُمْ sizi çağırdığı (halde) · لِتُؤْمِنُوا۟ inanmağa · بِرَبِّكُمْ Rabbinize · وَقَدْ ve muhakkak · أَخَذَ aldığı (halde) · مِيثَـٰقَكُمْ sizin sağlam sözünüzü · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inananlar

هُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦٓ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ لِّيُخۡرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمۡ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿9﴾

hüve-lleẕî yünezzilü `alâ `abdihî âyâtim beyyinâtil liyuḫriceküm mine-żżulümâti ile-nnûr. veinne-llâhe biküm leraûfür raḥîm.

9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Kuşkusuz Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

Kelime meali

هُوَ O'dur · ٱلَّذِى indiren · يُنَزِّلُ · عَلَىٰ üzerine · عَبْدِهِۦٓ kulu · ءَايَـٰتٍۭ ayetler · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · لِّيُخْرِجَكُم sizi çıkarmak için · مِّنَ karanlıklardan · ٱلظُّلُمَـٰتِ · إِلَى aydınlığa · ٱلنُّورِ ۚ · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِكُمْ size karşı · لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir · رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir

وَمَا لَكُمۡ أَلَّا تُنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَا يَسۡتَوِي مِنكُم مَّنۡ أَنفَقَ مِن قَبۡلِ ٱلۡفَتۡحِ وَقَٰتَلَۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡظَمُ دَرَجَةࣰ مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَقَٰتَلُواْۚ وَكُلࣰّ ا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏ ﴿10﴾

vemâ leküm ellâ tünfiḳû fî sebîli-llâhi velillâhi mîrâŝü-ssemâvâti vel'arḍ. lâ yestevî minküm men enfeḳa min ḳabli-lfetḥi veḳâtel. ülâike a`żamü deracetem mine-lleẕîne enfeḳû mim ba`dü veḳâtelû. veküllev ve`ade-llâhü-lḥusnâ. vellâhü bimâ ta`melûne ḫabîr.

10. Göklerin ve yerin tamamı zaten Allah’a ait olduğu halde ne diye hâlâ Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra harcayan ve savaşanlardan üstündür. Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vaad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

Kelime meali

وَمَا ve ne? · لَكُمْ oluyor size · أَلَّا infak etmiyorsunuz · تُنفِقُوا۟ · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَلِلَّهِ zaten Allah'ındır · مِيرَٰثُ mirası · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · لَا bir olmaz · يَسْتَوِى · مِنكُم içinizden · مَّنْ kimseler · أَنفَقَ infak eden · مِن önce · قَبْلِ · ٱلْفَتْحِ fetihden · وَقَـٰتَلَ ۚ ve savaşanlar · أُو۟لَـٰٓئِكَ onların · أَعْظَمُ daha büyüktür · دَرَجَةًۭ derecesi · مِّنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · أَنفَقُوا۟ infak eden(ler) · مِنۢ sonradan · بَعْدُ · وَقَـٰتَلُوا۟ ۚ ve savaşanlar(dan) · وَكُلًّۭا ve hepsine · وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel (sonucu) · وَٱللَّهُ ve Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · خَبِيرٌۭ haber almaktadır

مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجۡرࣱ كَرِيمࣱ‏ ﴿11﴾

men ẕe-lleẕî yuḳriḍu-llâhe ḳarḍan ḥasenen feyüḍâ`ifehû lehû velehû ecrun kerîm.

11. Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu fazlasıyla öder. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır.

Kelime meali

مَّن kimdir? · ذَا olan kimse · ٱلَّذِى · يُقْرِضُ borç verecek · ٱللَّهَ Allah'a · قَرْضًا bir borç ile · حَسَنًۭا güzel · فَيُضَـٰعِفَهُۥ ki o kat kat artırsın · لَهُۥ ona · وَلَهُۥٓ ve onun için (versin) · أَجْرٌۭ bir mükafat · كَرِيمٌۭ değerli

يَوۡمَ تَرَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ يَسۡعَىٰ نُورُهُم بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَٰنِهِمۖ بُشۡرَىٰكُمُ ٱلۡيَوۡمَ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿12﴾

yevme tera-lmü'minîne velmü'minâti yes`â nûruhüm beyne eydîhim vebieymânihim büşrâkümü-lyevme cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

12. O gün mümin erkeklerin ve mümin kadınların ışıklarının önlerini ve çevrelerini aydınlattığını görürsün. “Bugün size müjde var; altından ırmaklar akan cennetlerde ebedî kalacaksınız” (denir). İşte en büyük murada ermek budur.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · تَرَى görürsün · ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkekleri · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları · يَسْعَىٰ koşar durumda · نُورُهُم ışıkları · بَيْنَ önlerinde · أَيْدِيهِمْ önlerinde · وَبِأَيْمَـٰنِهِم ve sağlarında · بُشْرَىٰكُمُ müjdeniz · ٱلْيَوْمَ bugün · جَنَّـٰتٌۭ cennetlerdir · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacağınız · فِيهَا ۚ içinde · ذَٰلِكَ işte budur · هُوَ o · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

يَوۡمَ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱنظُرُونَا نَقۡتَبِسۡ مِن نُّورِكُمۡ قِيلَ ٱرۡجِعُواْ وَرَآءَكُمۡ فَٱلۡتَمِسُواْ نُورࣰ اۖ فَضُرِبَ بَيۡنَهُم بِسُورࣲ لَّهُۥ بَابُۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحۡمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلۡعَذَابُ ﴿13﴾

yevme yeḳûlü-lmünâfiḳûne velmünâfiḳâtü lilleẕîne âmenü-nżurûnâ naḳtebis min nûriküm ḳîle-rci`û verâeküm feltemisû nûrâ. feḍuribe beynehüm bisûril lehû bâb. bâṭinühû fîhi-rraḥmetü veżâhiruhû min ḳibelihi-l`aẕâb.

13. O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman edenlere şöyle diyecekler: “Bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir parça alalım.” Şöyle denecek: “Geriye dönün de başka bir nur arayın!” Ve hemen aralarına kapısı da olan bir duvar çekilir; duvarın iç tarafında rahmet, kendilerine bakan dış tarafında ise azap vardır.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · يَقُولُ derler ki · ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafık erkekler · وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar · لِلَّذِينَ mü'minlere · ءَامَنُوا۟ · ٱنظُرُونَا bize bakın · نَقْتَبِسْ yararlanalım · مِن sizin nurunuzdan · نُّورِكُمْ · قِيلَ denilir ki · ٱرْجِعُوا۟ dönün · وَرَآءَكُمْ arkanıza · فَٱلْتَمِسُوا۟ ve arayın · نُورًۭا nur · فَضُرِبَ sonra çekilir · بَيْنَهُم aralarına · بِسُورٍۢ bir sur · لَّهُۥ olan · بَابٌۢ kapısı · بَاطِنُهُۥ onun içinde · فِيهِ vardır · ٱلرَّحْمَةُ rahmet · وَظَـٰهِرُهُۥ ve dış · مِن yönünde · قِبَلِهِ · ٱلْعَذَابُ azab

يُنَادُونَهُمۡ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمۡ فَتَنتُمۡ أَنفُسَكُمۡ وَتَرَبَّصۡتُمۡ وَٱرۡتَبۡتُمۡ وَغَرَّتۡكُمُ ٱلۡأَمَانِيُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمۡرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ﴿14﴾

yünâdûnehüm elem neküm me`aküm. ḳâlû belâ velâkinneküm fetentüm enfüseküm veterabbaṣtüm vertebtüm vegarratkümü-l'emâniyyü ḥattâ câe emru-llâhi vegarraküm billâhi-lgarûr.

14. Münafıklar onlara, “Sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. Onlar, “Evet öyleydi” derler, ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız, hep şüphe içinde oldunuz ve Allah’ın emri gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatan (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırıp durdu.

Kelime meali

يُنَادُونَهُمْ onlara seslenirler · أَلَمْ değil miydik? · نَكُن · مَّعَكُمْ ۖ sizinle beraber · قَالُوا۟ derler ki · بَلَىٰ evet · وَلَـٰكِنَّكُمْ ama siz · فَتَنتُمْ kötülük ettiniz · أَنفُسَكُمْ kendi canlarınıza · وَتَرَبَّصْتُمْ ve beklediniz · وَٱرْتَبْتُمْ ve kuşkulandınız · وَغَرَّتْكُمُ ve sizi aldattı · ٱلْأَمَانِىُّ kuruntular · حَتَّىٰ kadar · جَآءَ gelinceye · أَمْرُ emri (ölüm) · ٱللَّهِ Allah'ın · وَغَرَّكُم ve sizi aldattı · بِٱللَّهِ Allah(ın affı) ile · ٱلْغَرُورُ çok aldatıcı (şeytan)

فَٱلۡيَوۡمَ لَا يُؤۡخَذُ مِنكُمۡ فِدۡيَةࣱ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ مَأۡوَىٰكُمُ ٱلنَّارُۖ هِيَ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿15﴾

felyevme lâ yü'ḫaẕü minküm fidyetüv velâ mine-lleẕîne keferû. me'vâkümü-nnâr. hiye mevlâküm. vebi'se-lmeṣîr.

15. Bugün artık ne sizden ne de açıkça inkâr edenlerden bir fidye kabul edilir. Varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir gidiş!

Kelime meali

فَٱلْيَوْمَ bugün artık · لَا alınmaz · يُؤْخَذُ · مِنكُمْ sizden · فِدْيَةٌۭ fidye · وَلَا ne de · مِنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(ler) · مَأْوَىٰكُمُ varacağınız yer · ٱلنَّارُ ۖ ateştir · هِىَ odur · مَوْلَىٰكُمْ ۖ sizin layığınız · وَبِئْسَ ne kötü · ٱلْمَصِيرُ gidilecek yerdir orası

۞أَلَمۡ يَأۡنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن تَخۡشَعَ قُلُوبُهُمۡ لِذِكۡرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلۡحَقِّ وَلَا يَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلُ فَطَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَمَدُ فَقَسَتۡ قُلُوبُهُمۡۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿16﴾

elem ye'ni lilleẕîne âmenû en taḫşe`a ḳulûbühüm liẕikri-llâhi vemâ nezele mine-lḥaḳḳi velâ yekûnû kelleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳablü feṭâle `aleyhimü-l'emedü feḳaset ḳulûbühüm. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

16. İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır.

Kelime meali

۞ أَلَمْ vakti gelmedi mi? · يَأْنِ · لِلَّذِينَ için · ءَامَنُوٓا۟ inananlar · أَن saygı duymasının · تَخْشَعَ · قُلُوبُهُمْ kalblerinin · لِذِكْرِ zikrine · ٱللَّهِ Allah'ın · وَمَا ve şeye · نَزَلَ inananlar · مِنَ haktan · ٱلْحَقِّ · وَلَا ve · يَكُونُوا۟ olmasınlar · كَٱلَّذِينَ kimseler gibi · أُوتُوا۟ verilen · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · مِن bundan önce · قَبْلُ · فَطَالَ ve geçen · عَلَيْهِمُ üzerlerinden · ٱلْأَمَدُ uzun zaman · فَقَسَتْ ve katılaşan · قُلُوبُهُمْ ۖ kalbleri · وَكَثِيرٌۭ ve çoğu · مِّنْهُمْ onların · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır

ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ قَدۡ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ ﴿17﴾

i`lemû enne-llâhe yuḥyi-l'arḍa ba`de mevtihâ. ḳad beyyennâ lekümü-l'âyâti le`alleküm ta`ḳilûn.

17. Bilin ki Allah, ölmüş toprağa yeniden hayat verir. Şüphesiz biz, düşünesiniz diye delilleri bir bir açıklamışızdır.

Kelime meali

ٱعْلَمُوٓا۟ biliniz ki · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُحْىِ diriltir · ٱلْأَرْضَ yeri · بَعْدَ sonra · مَوْتِهَا ۚ ölümünden · قَدْ andolsun · بَيَّنَّا açıkladık · لَكُمُ size · ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri; · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız

إِنَّ ٱلۡمُصَّدِّقِينَ وَٱلۡمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقۡرَضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا يُضَٰعَفُ لَهُمۡ وَلَهُمۡ أَجۡرࣱ كَرِيمࣱ‏ ﴿18﴾

inne-lmüṣṣaddiḳîne velmüṣṣaddiḳâti veaḳraḍu-llâhe ḳarḍan ḥaseney yüḍâ`afü lehüm velehüm ecrun kerîm.

18. Karşılıksız yardım eden erkeklere, karşılıksız yardım eden kadınlara ve Allah’a (O’nun muhtaç kullarına) güzel bir ödünç verenlere bu fazlasıyla ödenecektir. Ayrıca onlara pek değerli bir ödül de vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُصَّدِّقِينَ sadaka veren erkekler · وَٱلْمُصَّدِّقَـٰتِ ve sadaka veren kadınlar · وَأَقْرَضُوا۟ ve borç verenler · ٱللَّهَ Allah'a · قَرْضًا bir borçla · حَسَنًۭا güzel · يُضَـٰعَفُ kat kat yapılır · لَهُمْ onlara · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · أَجْرٌۭ bir mükafat · كَرِيمٌۭ değerli

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ وَنُورُهُمۡۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ﴿19﴾

velleẕîne âmenû billâhi verusülihî ülâike hümu-ṣṣiddîḳûn. veşşühedâü `inde rabbihim. lehüm ecruhüm venûruhüm. velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

19. Allah’a ve peygamberlerine (böyle) iman edenler var ya, işte onlar rableri katında sıddıklar ve şehidler mertebesindedirler. Mükâfatları ve nurları (âhirette) onları beklemektedir. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرُسُلِهِۦٓ ve elçilerine · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ sıddikler · وَٱلشُّهَدَآءُ ve şehidler · عِندَ yanında · رَبِّهِمْ Rableri · لَهُمْ onların vardır · أَجْرُهُمْ mükafatları · وَنُورُهُمْ ۖ ve nurları · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar · بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · أَصْحَـٰبُ halkıdır · ٱلْجَحِيمِ cehennem

ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا لَعِبࣱ وَلَهۡوࣱ وَزِينَةࣱ وَتَفَاخُرُۢ بَيۡنَكُمۡ وَتَكَاثُرࣱ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِۖ كَمَثَلِ غَيۡثٍ أَعۡجَبَ ٱلۡكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرࣰّ ا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمࣰ اۖ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابࣱ شَدِيدࣱ وَمَغۡفِرَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣱۚ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ ﴿20﴾

i`lemû enneme-lḥayâtü-ddünyâ le`ibüv velehvüv vezînetüv vetefâḫurum beyneküm vetekâŝürun fi-l'emvâli vel'evlâd. kemeŝeli gayŝin a`cebe-lküffâra nebâtühû ŝümme yehîcü feterâhü muṣferran ŝümme yekûnü ḥuṭâmâ. vefi-l'âḫirati `aẕâbün şedîdüv vemagfiratüm mine-llâhi veriḍvân. veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ metâ`u-lgurûr.

20. Bilin ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, bir gösteriş, aranızda bir övünme, mal ve evlâtta bir çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki bitirdikleri çiftçileri imrendirir, sonra kurumaya yüz tutar, bir de bakarsın ki sararmıştır, ardından da çerçöp haline gelmiştir. Âhirette ise ya çetin bir azap yahut Allah’ın bağışlaması ve hoşnutluğu vardır. Dünya hayatı sadece aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir.

Kelime meali

ٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّمَا şüphesiz · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَا dünya · لَعِبٌۭ bir oyundur · وَلَهْوٌۭ ve eğlencedir · وَزِينَةٌۭ ve süstür · وَتَفَاخُرٌۢ ve övünmedir · بَيْنَكُمْ kendi aranızda · وَتَكَاثُرٌۭ çoğaltma yarışıdır · فِى malda · ٱلْأَمْوَٰلِ · وَٱلْأَوْلَـٰدِ ۖ ve evladda · كَمَثَلِ tıpkı şuna benzer · غَيْثٍ bir yağmura · أَعْجَبَ hoşuna giden · ٱلْكُفَّارَ ekincilerin · نَبَاتُهُۥ bitirdiği ot · ثُمَّ sonra · يَهِيجُ kurur · فَتَرَىٰهُ onu görürsün · مُصْفَرًّۭا sapsarı · ثُمَّ sonra · يَكُونُ olur · حُطَـٰمًۭا ۖ çerçöp · وَفِى ise vardır · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirette · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌۭ çetin · وَمَغْفِرَةٌۭ ve mağfiret · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَرِضْوَٰنٌۭ ۚ ve rıza · وَمَا ve değildir · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَآ dünya · إِلَّا başka bir şey · مَتَـٰعُ bir zevkten · ٱلْغُرُورِ aldatıcı

سَابِقُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا كَعَرۡضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أُعِدَّتۡ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿21﴾

sâbiḳû ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin `arḍuhâ ke`arḍi-ssemâi vel'arḍi ü`iddet lilleẕîne âmenû billâhi verusülih. ẕâlike faḍlü-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.

21. Genişliği gökle yerin genişliği gibi olup Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan cennete ve rabbinizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın. Bu, Allah’ın lutfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lutuf sahibidir.

Kelime meali

سَابِقُوٓا۟ koşun · إِلَىٰ bir mağfirete · مَغْفِرَةٍۢ · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · وَجَنَّةٍ ve bir cennete · عَرْضُهَا genişliği · كَعَرْضِ genişliği gibi (olan) · ٱلسَّمَآءِ gök · وَٱلْأَرْضِ ile yerin · أُعِدَّتْ hazırlanmış · لِلَّذِينَ için · ءَامَنُوا۟ inananlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرُسُلِهِۦ ۚ ve elçilerine · ذَٰلِكَ işte bu · فَضْلُ lutfudur · ٱللَّهِ Allah'ın · يُؤْتِيهِ vereceği · مَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَٱللَّهُ ve Allah · ذُو sahibidir · ٱلْفَضْلِ lutuf · ٱلْعَظِيمِ büyük

مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مِّن قَبۡلِ أَن نَّبۡرَأَهَآۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏ ﴿22﴾

mâ eṣâbe mim müṣîbetin fi-l'arḍi velâ fî enfüsiküm illâ fî kitâbim min ḳabli en nebraehâ. inne ẕâlike `ale-llâhi yesîr.

22. Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır.

Kelime meali

مَآ yoktur · أَصَابَ isabet eden · مِن hiçbir · مُّصِيبَةٍۢ musibet · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَلَا ve ne de · فِىٓ kendi canlarınızda · أَنفُسِكُمْ · إِلَّا olmayan · فِى bir Kitapta · كِتَـٰبٍۢ · مِّن önce · قَبْلِ · أَن biz onu yaratmadan · نَّبْرَأَهَآ ۚ · إِنَّ doğrusu · ذَٰلِكَ bu · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · يَسِيرٌۭ kolaydır

لِّكَيۡلَا تَأۡسَوۡاْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ وَلَا تَفۡرَحُواْ بِمَآ ءَاتَىٰكُمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالࣲ فَخُورٍ ﴿23﴾

likeylâ te'sev `alâ mâ fâteküm velâ tefraḥû bimâ âtâküm. vellâhü lâ yüḥibbü külle muḫtâlin feḫûr.

23. Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve O’nun size verdikleriyle şımarmayasınız diye (böyle yapmıştır). Allah kendini beğenen, böbürlenen hiç kimseyi sevmez.

Kelime meali

لِّكَيْلَا için · تَأْسَوْا۟ üzülmemeniz · عَلَىٰ üzerine · مَا şey · فَاتَكُمْ elinizden çıkan · وَلَا ve · تَفْرَحُوا۟ şımarmamanız (için) · بِمَآ şey ile · ءَاتَىٰكُمْ ۗ size verdiği · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · كُلَّ hiçbirini · مُخْتَالٍۢ kendini beğenenleri · فَخُورٍ övünenleri

ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿24﴾

elleẕîne yebḫalûne veye'mürûne-nnâse bilbuḫl. vemey yetevelle feinne-llâhe hüve-lganiyyü-lḥamîd.

24. Onlar kendileri cimrilik yaptıkları gibi insanlara da cimrilik telkin ederler. Kim yüz çevirirse bilsin ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O her türlü övgüye lâyıktır.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · يَبْخَلُونَ cimrilik ederler · وَيَأْمُرُونَ ve emrederler · ٱلنَّاسَ insanlara · بِٱلْبُخْلِ ۗ cimriliği · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّ yüz çevirirse · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلْغَنِىُّ zengindir · ٱلْحَمِيدُ övgüye layıktır

لَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا رُسُلَنَا بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلۡنَا مَعَهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَأَنزَلۡنَا ٱلۡحَدِيدَ فِيهِ بَأۡسࣱ شَدِيدࣱ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعۡلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزࣱ‏ ﴿25﴾

leḳad erselnâ rusülenâ bilbeyyinâti veenzelnâ me`ahümü-lkitâbe velmîzâne liyeḳûme-nnâsü bilḳisṭ. veenzelne-lḥadîde fîhi be'sün şedîdüv vemenâfi`u linnâsi veliya`leme-llâhü mey yenṣuruhû verusülehû bilgayb. inne-llâhe ḳaviyyün `azîz.

25. Andolsun biz peygamberlerimizi açık kanıtlarla gönderdik, beraberlerinde kitap ve adalet terazisini de indirdik ki insanlar hakkaniyete uygun davransınlar. Bir de demiri indirdik ki onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Böylece Allah, görmeden iman ederek kendisine ve peygamberlerine yardım edecekleri ortaya çıkaracaktır. Şüphesiz Allah güçlüdür, üstündür.

Kelime meali

لَقَدْ andolsun · أَرْسَلْنَا biz gönderdik · رُسُلَنَا elçilerimizi · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla · وَأَنزَلْنَا ve indirdik · مَعَهُمُ onlarla beraber · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْمِيزَانَ ve ölçüyü · لِيَقُومَ yerine getirsinler diye · ٱلنَّاسُ insanlar · بِٱلْقِسْطِ ۖ adaleti · وَأَنزَلْنَا ve indirdik · ٱلْحَدِيدَ demiri · فِيهِ kendisinde bulunan · بَأْسٌۭ bir kuvvet · شَدِيدٌۭ büyük · وَمَنَـٰفِعُ ve birçok yararlar · لِلنَّاسِ insanlara · وَلِيَعْلَمَ ve bilsin diye · ٱللَّهُ Allah · مَن kimin · يَنصُرُهُۥ kendisine yardım edeceğini · وَرُسُلَهُۥ ve elçilerine · بِٱلْغَيْبِ ۚ gaybda · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · قَوِىٌّ kuvvetlidir · عَزِيزٌۭ daima üstündür

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحࣰ ا وَإِبۡرَٰهِيمَ وَجَعَلۡنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلۡكِتَٰبَۖ فَمِنۡهُم مُّهۡتَدࣲۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿26﴾

veleḳad erselnâ nûḥav veibrâhime vece`alnâ fî ẕürriyyetihime-nnübüvvete velkitâbe feminhüm mühted. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

26. Andolsun Nûh’u ve İbrâhim’i elçi olarak gönderdik, onların soyundan gelenlere de peygamberlik ve kitap verdik. Onlardan doğru yolu bulanlar olduğu gibi birçoğu da yoldan çıkmış kimselerdir.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · أَرْسَلْنَا gönderdik · نُوحًۭا Nuh'u · وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'i · وَجَعَلْنَا ve koyduk · فِى arasına · ذُرِّيَّتِهِمَا bunların zürriyetleri · ٱلنُّبُوَّةَ peygamberliği · وَٱلْكِتَـٰبَ ۖ ve Kitabı · فَمِنْهُم onlardan vardır · مُّهْتَدٍۢ ۖ doğru yolda olanlar · وَكَثِيرٌۭ ama çoğu · مِّنْهُمْ onlardan · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır

ثُمَّ قَفَّيۡنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيۡنَا بِعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡإِنجِيلَۖ وَجَعَلۡنَا فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأۡفَةࣰ وَرَحۡمَةࣰۚ وَرَهۡبَانِيَّةً ٱبۡتَدَعُوهَا مَا كَتَبۡنَٰهَا عَلَيۡهِمۡ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ رِضۡوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوۡهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۖ فَـَٔاتَيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۡهُمۡ أَجۡرَهُمۡۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿27﴾

ŝümme ḳaffeynâ `alâ âŝârihim birusülinâ veḳaffeynâ bi`îse-bni meryeme veâteynâhü-l'incîle vece`alnâ fî ḳulûbi-lleẕîne-ttebe`ûhü ra'fetev veraḥmeh. verahbâniyyeten-btede`ûhâ mâ ketebnâhâ `aleyhim ille-btigâe riḍvâni-llâhi femâ ra`avhâ ḥaḳḳa ri`âyetihâ. feâteyne-lleẕîne âmenû minhüm ecrahüm. vekeŝîrum minhüm fâsiḳûn.

27. Sonra onların izinden peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Arkalarından Meryem oğlu Îsâ’yı da gönderdik, ona İncil’i verdik, ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · قَفَّيْنَا ardarda gönderdik · عَلَىٰٓ üzerine · ءَاثَـٰرِهِم bunların izleri · بِرُسُلِنَا elçilerimizi · وَقَفَّيْنَا ve onların ardına kattık · بِعِيسَى Îsa'yı · ٱبْنِ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik · ٱلْإِنجِيلَ İncil'i · وَجَعَلْنَا ve koyduk · فِى içine · قُلُوبِ kalbleri · ٱلَّذِينَ ona uyanların · ٱتَّبَعُوهُ · رَأْفَةًۭ şefkat · وَرَحْمَةًۭ ve merhamet · وَرَهْبَانِيَّةً ve ruhbanlığı · ٱبْتَدَعُوهَا icadettikleri · مَا biz yazmamıştık · كَتَبْنَـٰهَا · عَلَيْهِمْ onlara · إِلَّا dışında bir şey · ٱبْتِغَآءَ kazanmaları · رِضْوَٰنِ rızasını · ٱللَّهِ Allah'ın · فَمَا ama · رَعَوْهَا ona uymadılar · حَقَّ hakkıyla · رِعَايَتِهَا ۖ riayet ederek · فَـَٔاتَيْنَا biz de verdik · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ iman eden(lere) · مِنْهُمْ onlardan · أَجْرَهُمْ ۖ mükafatlarını · وَكَثِيرٌۭ fakat birçoğu · مِّنْهُمْ onlardan · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَءَامِنُواْ بِرَسُولِهِۦ يُؤۡتِكُمۡ كِفۡلَيۡنِ مِن رَّحۡمَتِهِۦ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ نُورࣰ ا تَمۡشُونَ بِهِۦ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿28﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe veâminû birasûlihî yü'tiküm kifleyni mir raḥmetihî veyec`al leküm nûran temşûne bihî veyagfir leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.

28. Ey iman edenler! Allah’a saygısızlıktan sakının ve resulüne iman edin ki size rahmetinden iki kat versin, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَءَامِنُوا۟ ve inanın · بِرَسُولِهِۦ O'nun Elçisine · يُؤْتِكُمْ size versin · كِفْلَيْنِ iki pay · مِن rahmetinden · رَّحْمَتِهِۦ · وَيَجْعَل ve yaratsın · لَّكُمْ sizin için · نُورًۭا bir nur · تَمْشُونَ yürüyeceğiniz · بِهِۦ onda · وَيَغْفِرْ ve bağışlasın · لَكُمْ ۚ sizi · وَٱللَّهُ ve Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir

لِّئَلَّا يَعۡلَمَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَلَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿29﴾

liellâ ya`leme ehlü-lkitâbi ellâ yaḳdirûne `alâ şey'im min faḍli-llâhi veenne-lfaḍle biyedi-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.

29. Böylece Ehl-i kitap’tan olanlar, Allah’ın lütfu üzerinde hiçbir güçlerinin bulunmadığını ve bütün lütfun Allah’ın elinde olup onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah büyük lutuf sahibidir.

Kelime meali

لِّئَلَّا diye · يَعْلَمَ bilsinler · أَهْلُ ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · أَلَّا malik olmadıklarını · يَقْدِرُونَ · عَلَىٰ hiçbir · شَىْءٍۢ şeye · مِّن lutfundan · فَضْلِ · ٱللَّهِ ۙ Allah'ın · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱلْفَضْلَ lutfun · بِيَدِ elinde olduğunu · ٱللَّهِ Allah'ın · يُؤْتِيهِ onu vereceğini · مَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediğine · وَٱللَّهُ ve Allah · ذُو sahibidir · ٱلْفَضْلِ lutuf · ٱلْعَظِيمِ büyük