Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Vâkıa Suresi

سُوْرَةُ الْوَاقِعَةِ · 56. sure · 96 âyet · Mekkî · 27. cüz · Mushaf sayfa 534

Vâkıa suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿1﴾

iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.

1. Büyük olay gerçekleştiği zaman;

Kelime meali

إِذَا zaman · وَقَعَتِ olduğu · ٱلْوَاقِعَةُ olacak vak'a

لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ ﴿2﴾

leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.

2. Artık onun vukuunu yalan sayacak kimse kalmayacaktır.

Kelime meali

لَيْسَ yoktur · لِوَقْعَتِهَا onun oluşunu · كَاذِبَةٌ yalanlayacak

خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ ﴿3﴾

ḫâfiḍatür râfi`ah.

3. O, alçaltır, yükseltir.

Kelime meali

خَافِضَةٌۭ o alçaltıcıdır; · رَّافِعَةٌ yükselticidir

إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا ﴿4﴾

iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.

4. Yer şiddetle sarsıldığı zaman;

Kelime meali

إِذَا zaman · رُجَّتِ sarsıldığı · ٱلْأَرْضُ yer · رَجًّۭا şiddetle sarsılarak

وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا ﴿5﴾

vebüsseti-lcibâlü bessâ.

5–6. Dağlar parçalanıp toz duman haline geldiği;

Kelime meali

وَبُسَّتِ ve serpildiği (zaman) · ٱلْجِبَالُ dağlar · بَسًّۭا serpildikçe

فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا ﴿6﴾

fekânet hebâem mümbeŝŝâ.

Kelime meali

فَكَانَتْ haline geldiği (zaman) · هَبَآءًۭ toz duman · مُّنۢبَثًّۭا dağılan

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏ ﴿7﴾

veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.

7. Sizler de üç gruba ayrıldığınız zaman:

Kelime meali

وَكُنتُمْ ve sizler olduğunuz (zaman) · أَزْوَٰجًۭا sınıf (gurup) · ثَلَـٰثَةًۭ üç

فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ﴿8﴾

feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.

8. Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere!

Kelime meali

فَأَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَيْمَنَةِ sağın · مَآ ne (kutludurlar) · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَيْمَنَةِ sağın

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ﴿9﴾

veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.

9. Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler!

Kelime meali

وَأَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun · مَآ ne (uğursuzlardır) · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ﴿10﴾

vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.

10. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar;

Kelime meali

وَٱلسَّـٰبِقُونَ ve öne geçenler ise · ٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenler

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ﴿11﴾

ülâike-lmüḳarrabûn.

11–12. İşte onlar nimetlerle dolu cennetlerde Allah’a en yakın olanlardır.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlardır · ٱلْمُقَرَّبُونَ yaklaştırılanlar

فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿12﴾

fî cennâti-nne`îm.

Kelime meali

فِى cennetlerinde · جَنَّـٰتِ · ٱلنَّعِيمِ Ni'met

ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿13﴾

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

13. Çoğu önce gelip geçmişlerden;

Kelime meali

ثُلَّةٌۭ çoğu bir ümmettir · مِّنَ öncekilerden · ٱلْأَوَّلِينَ

وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿14﴾

veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.

14. Birazı da sonrakilerdendir.

Kelime meali

وَقَلِيلٌۭ ve birazı da · مِّنَ sonrakilerden · ٱلْـَٔاخِرِينَ

عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏ ﴿15﴾

`alâ sürurim mevḍûneh.

15–16. Karşılıklı olarak mücevherlerle işlenmiş tahtlar üstüne oturup kurulmuşlardır.

Kelime meali

عَلَىٰ üzerindedirler · سُرُرٍۢ tahtlar · مَّوْضُونَةٍۢ altın ve cevahirle işlenmiş

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ ﴿16﴾

müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.

Kelime meali

مُّتَّكِـِٔينَ yaslanırlar · عَلَيْهَا onların üzerinde · مُتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı

يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ ﴿17﴾

yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.

17–18. Çevrelerinde kaynaktan doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle sonsuza dek hizmet sunacak gençler dolaşır.

Kelime meali

يَطُوفُ dolaşır · عَلَيْهِمْ çevrelerinde · وِلْدَٰنٌۭ gençler · مُّخَلَّدُونَ ebedi yaşamağa erdirilmiş

بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏ ﴿18﴾

biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.

Kelime meali

بِأَكْوَابٍۢ testilerle · وَأَبَارِيقَ ve ibrikler · وَكَأْسٍۢ ve kadehlerle · مِّن kaynağından doldurulmuş · مَّعِينٍۢ

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ ﴿19﴾

lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.

19. Bundan dolayı ne baş ağrısına tutulurlar ne de sarhoş olurlar.

Kelime meali

لَّا başları ağrıtmayan · يُصَدَّعُونَ · عَنْهَا ondan · وَلَا ve · يُنزِفُونَ akılları gidermeyen

وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ﴿20﴾

vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.

20. Beğendikleri meyvelerle,

Kelime meali

وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyva(lar) · مِّمَّا şeylerden · يَتَخَيَّرُونَ beğendikleri

وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ﴿21﴾

velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.

21. Ve canlarının çektiği kuş etleriyle.

Kelime meali

وَلَحْمِ ve eti · طَيْرٍۢ kuş · مِّمَّا canlarının çektiği · يَشْتَهُونَ

وَحُورٌ عِينࣱ‏ ﴿22﴾

veḥûrun `în.

22. Güzel gözlü hûriler;

Kelime meali

وَحُورٌ ve huriler · عِينٌۭ iri gözlü

كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ ﴿23﴾

keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.

23. Saklı inciler misali.

Kelime meali

كَأَمْثَـٰلِ gibi · ٱللُّؤْلُؤِ inciler · ٱلْمَكْنُونِ saklı

جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿24﴾

cezâem bimâ kânû ya`melûn.

24. Yaptıklarının karşılığı olarak.

Kelime meali

جَزَآءًۢ karşılık olarak · بِمَا nedeniyle · كَانُوا۟ olmaları · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا ﴿25﴾

lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.

25. Orada ne boş bir söz işitirler ne de günaha sokacak bir şey.

Kelime meali

لَا işitmezler · يَسْمَعُونَ · فِيهَا orada · لَغْوًۭا boş bir söz · وَلَا ve ne de · تَأْثِيمًا günaha sokan bir laf

إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا ﴿26﴾

illâ ḳîlen selâmen selâmâ.

26. Sadece şu söz: “Size esenlikler, size mutluluklar!”

Kelime meali

إِلَّا yalnızca · قِيلًۭا denilir · سَلَـٰمًۭا selam · سَلَـٰمًۭا selam

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ ﴿27﴾

veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.

27. Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere!

Kelime meali

وَأَصْحَـٰبُ ve adamları · ٱلْيَمِينِ sağın · مَآ nedir · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْيَمِينِ sağın

فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏ ﴿28﴾

fî sidrim maḫḍûd.

28–29. Onlar dalbastı kiraz ve meyve yüklü muz ağaçları arasında;

Kelime meali

فِى içindedirler · سِدْرٍۢ sedir ağaçları · مَّخْضُودٍۢ dikensiz

وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏ ﴿29﴾

veṭalḥim menḍûd.

Kelime meali

وَطَلْحٍۢ ve muz ağaçları · مَّنضُودٍۢ meyvaları dizili

وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏ ﴿30﴾

veżillim memdûd.

30. Kesintisiz gölgeler altında;

Kelime meali

وَظِلٍّۢ ve gölge(ler) · مَّمْدُودٍۢ uzamış

وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏ ﴿31﴾

vemâim meskûb.

31. Çağlayanların kenarında;

Kelime meali

وَمَآءٍۢ ve sular · مَّسْكُوبٍۢ fışkıran

وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏ ﴿32﴾

vefâkihetin keŝîrah.

32–33. Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan bol meyveler arasında;

Kelime meali

وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyvalar · كَثِيرَةٍۢ pek çok

لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏ ﴿33﴾

lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.

Kelime meali

لَّا tükenmeyen · مَقْطُوعَةٍۢ · وَلَا ve ne de · مَمْنُوعَةٍۢ yasaklanmayan

وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ ﴿34﴾

vefüruşim merfû`ah.

34. Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar).

Kelime meali

وَفُرُشٍۢ ve döşekler (üstündedirler) · مَّرْفُوعَةٍ yükseltilmiş

إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏ ﴿35﴾

innâ enşe'nâhünne inşââ.

35. Şüphesiz biz onları (eşlerini) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَنشَأْنَـٰهُنَّ kadınları inşa' etmişizdir · إِنشَآءًۭ (yeni bir) inşa' ile

فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا ﴿36﴾

fece`alnâhünne ebkârâ.

36–37. Onları bâkire, eşlerine sevgiyle bağlı ve yaşıt kılmışızdır.

Kelime meali

فَجَعَلْنَـٰهُنَّ onları yapmışızdır · أَبْكَارًا bakireler

عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا ﴿37﴾

`uruben etrâbâ.

Kelime meali

عُرُبًا sevgililer · أَتْرَابًۭا hep yaşıt

لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿38﴾

liaṣḥâbi-lyemîn.

38. Bütün bunlar, hakkın ve erdemin yanında olanlar içindir.

Kelime meali

لِّأَصْحَـٰبِ adamları için · ٱلْيَمِينِ sağın

ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿39﴾

ŝülletüm mine-l'evvelîn.

39. Onların bir kısmı öncekilerdendir;

Kelime meali

ثُلَّةٌۭ bir bölümü · مِّنَ öncekilerdendir · ٱلْأَوَّلِينَ

وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿40﴾

veŝülletüm mine-l'âḫirîn.

40. Bir kısmı da sonrakilerdendir.

Kelime meali

وَثُلَّةٌۭ bir bölümü de · مِّنَ sonrakilerdendir · ٱلْـَٔاخِرِينَ

وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ﴿41﴾

veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.

41. Amel defteri solundan verilenler; ne bedbaht o solundan verilenler!

Kelime meali

وَأَصْحَـٰبُ ve adamları · ٱلشِّمَالِ solun · مَآ nedir · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلشِّمَالِ solun

فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏ ﴿42﴾

fî semûmiv veḥamîm.

42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içindedirler.

Kelime meali

فِى içindedirler · سَمُومٍۢ iliklere işleyen bir ateş · وَحَمِيمٍۢ ve kaynar su

وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏ ﴿43﴾

veżillim miy yaḥmûm.

43–44. Serin ve rahatlatıcı olmayan, kapkara bir duman gölgesindedirler.

Kelime meali

وَظِلٍّۢ ve gölgededirler · مِّن kara dumandan · يَحْمُومٍۢ

لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ ﴿44﴾

lâ bâridiv velâ kerîm.

Kelime meali

لَّا olmayan · بَارِدٍۢ serin · وَلَا ve olmayan · كَرِيمٍ faydası

إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ ﴿45﴾

innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.

45. Çünkü daha önce onlar hazlarına tutsak olmuşlardı.

Kelime meali

إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ idiler · قَبْلَ önce · ذَٰلِكَ bundan · مُتْرَفِينَ varlık içinde şımartılmış

وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿46﴾

vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.

46. O büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

Kelime meali

وَكَانُوا۟ ve ediyorlardı · يُصِرُّونَ ısrar · عَلَى üzere · ٱلْحِنثِ günah (işlemek) · ٱلْعَظِيمِ büyük

وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ﴿47﴾

vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

47. Şöyle diyorlardı: “Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken yeniden mi diriltilecekmişiz?

Kelime meali

وَكَانُوا۟ ve · يَقُولُونَ diyorlardı ki · أَئِذَا zaman mı? · مِتْنَا biz öldükten · وَكُنَّا ve olduğumuz · تُرَابًۭا toprak · وَعِظَـٰمًا ve kemik yığını · أَءِنَّا biz mi? · لَمَبْعُوثُونَ bir daha diriltileceğiz

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ﴿48﴾

eveâbâüne-l'evvelûn.

48. Üstelik gelip geçmiş atalarımız da mı?”

Kelime meali

أَوَءَابَآؤُنَا atalarımız da mı? · ٱلْأَوَّلُونَ önceki

قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ﴿49﴾

ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.

49. De ki: “Hem öncekiler hem sonrakiler;

Kelime meali

قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْأَوَّلِينَ öncekiler de · وَٱلْـَٔاخِرِينَ ve sonrakiler de

لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏ ﴿50﴾

lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.

50. Bilinen bir günün belirlenmiş bir vaktinde mutlaka bir araya getirilecekler!”

Kelime meali

لَمَجْمُوعُونَ mutlaka toplanacaklardır · إِلَىٰ için · مِيقَـٰتِ buluşma vakti · يَوْمٍۢ bir günün · مَّعْلُومٍۢ belli

ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ ﴿51﴾

ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.

51. Sonra siz ey yoldan sapmış inkârcılar!

Kelime meali

ثُمَّ sonra · إِنَّكُمْ şüphesiz siz de · أَيُّهَا ey · ٱلضَّآلُّونَ sapıklar · ٱلْمُكَذِّبُونَ yalanlayıcılar

لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏ ﴿52﴾

leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.

52. Mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Kelime meali

لَـَٔاكِلُونَ mutlaka yiyecekler · مِن ağacından · شَجَرٍۢ · مِّن (bir) · زَقُّومٍۢ Zakkum

فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ﴿53﴾

femâliûne minhe-lbüṭûn.

53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.

Kelime meali

فَمَالِـُٔونَ dolduracaklar · مِنْهَا onunla · ٱلْبُطُونَ karınları(nı)

فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ ﴿54﴾

feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.

54. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

Kelime meali

فَشَـٰرِبُونَ sonra içecekler · عَلَيْهِ üzerine · مِنَ kaynar sudan · ٱلْحَمِيمِ

فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ ﴿55﴾

feşâribûne şürbe-lhîm.

55. Hem de susamış develerin suya kanmaz içişleriyle.

Kelime meali

فَشَـٰرِبُونَ ve içecekler · شُرْبَ içişi gibi · ٱلْهِيمِ susuz develerin

هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ ﴿56﴾

hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.

56. İşte hesap gününde onların ağırlanması böyle olacak!

Kelime meali

هَـٰذَا işte böyledir · نُزُلُهُمْ onların ağırlanışı · يَوْمَ gününde · ٱلدِّينِ ceza

نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ ﴿57﴾

naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.

57. Sizi biz yarattık; artık inansanıza!

Kelime meali

نَحْنُ biz · خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık · فَلَوْلَا gerekmez mi? · تُصَدِّقُونَ doğrulamanız

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ ﴿58﴾

eferaeytüm mâ tümnûn.

58. Akıttığınız meniyi düşündünüz mü?

Kelime meali

أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? · مَّا akıttığınız meniyi · تُمْنُونَ

ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ ﴿59﴾

eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.

59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz miyiz yaratan?

Kelime meali

ءَأَنتُمْ siz mi? · تَخْلُقُونَهُۥٓ onu yaratıyorsunuz · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratıcılar

نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿60﴾

naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.

60–61. Aranızda ölümü biz takdir ettik; sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez.

Kelime meali

نَحْنُ biziz · قَدَّرْنَا takdir eden · بَيْنَكُمُ aranızda · ٱلْمَوْتَ ölümü · وَمَا ve değildir · نَحْنُ bizim · بِمَسْبُوقِينَ önümüze geçilmiş

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ ﴿61﴾

`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.

Kelime meali

عَلَىٰٓ diye · أَن · نُّبَدِّلَ sizin yerinize getirelim · أَمْثَـٰلَكُمْ benzerlerinizi · وَنُنشِئَكُمْ ve sizi yeniden inşa' edelim · فِى bir biçimde · مَا · لَا bilmediğiniz · تَعْلَمُونَ

وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ ﴿62﴾

veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.

62. Hiç kuşkusuz ilk yaratılışınızı biliyorsunuz; düşünüp ibret alsanıza!

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · عَلِمْتُمُ bildiniz · ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı · ٱلْأُولَىٰ ilk · فَلَوْلَا düşünüp ibret almazmısınız? · تَذَكَّرُونَ

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ ﴿63﴾

eferaeytüm mâ taḥruŝûn.

63. Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü?

Kelime meali

أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? · مَّا ektiğinizi · تَحْرُثُونَ

ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ﴿64﴾

eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz miyiz bitiren?

Kelime meali

ءَأَنتُمْ siz mi? · تَزْرَعُونَهُۥٓ onu bitiyorsunuz · أَمْ yoks · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلزَّٰرِعُونَ bitirenler

لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ ﴿65﴾

lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.

65. Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik de şaşırır kalırdınız:

Kelime meali

لَوْ şayet · نَشَآءُ dileseydik · لَجَعَلْنَـٰهُ onu yapardık · حُطَـٰمًۭا kuru bir çöp · فَظَلْتُمْ dururdunuz · تَفَكَّهُونَ sızlanıp

إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ ﴿66﴾

innâ lemugramûn.

66. “Doğrusu çok zarara uğradık!

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · لَمُغْرَمُونَ borçlandık

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ﴿67﴾

bel naḥnü maḥrûmûn.

67. Daha doğrusu büsbütün mahrum kaldık” (derdiniz).

Kelime meali

بَلْ doğrusu · نَحْنُ biz · مَحْرُومُونَ yoksun bırakıldık

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ ﴿68﴾

eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.

68. İçtiğiniz suyu düşündünüz mü?

Kelime meali

أَفَرَءَيْتُمُ baktınız mı? · ٱلْمَآءَ suya · ٱلَّذِى içtiğiniz · تَشْرَبُونَ

ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ ﴿69﴾

eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.

69. Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren?

Kelime meali

ءَأَنتُمْ siz mi? · أَنزَلْتُمُوهُ onu indirdiniz · مِنَ buluttan · ٱلْمُزْنِ · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْمُنزِلُونَ indirenler

لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ ﴿70﴾

lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.

70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretmeli değil misiniz?

Kelime meali

لَوْ şayet · نَشَآءُ dileseydik · جَعَلْنَـٰهُ onu yapardık · أُجَاجًۭا tuzlu · فَلَوْلَا şüketmezmisiniz? · تَشْكُرُونَ

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ ﴿71﴾

eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.

71. Tutuşturmakta olduğunuz ateşi düşündünüz mü?

Kelime meali

أَفَرَءَيْتُمُ gördünüz mü? · ٱلنَّارَ ateşi · ٱلَّتِى çıkardığınız · تُورُونَ

ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ ﴿72﴾

eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.

72. Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratan biz miyiz?

Kelime meali

ءَأَنتُمْ siz mi? · أَنشَأْتُمْ yarattınız · شَجَرَتَهَآ onun ağacını · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْمُنشِـُٔونَ yaratanlar

نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ ﴿73﴾

naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.

73. Biz onu çöl yolcularına ve açlık çekenlere bir işaret ve nimet kıldık.

Kelime meali

نَحْنُ biz · جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık · تَذْكِرَةًۭ bir ibret · وَمَتَـٰعًۭا ve bir fayda · لِّلْمُقْوِينَ çölden gelip geçenlere

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿74﴾

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

74. Öyleyse ulu rabbinin ismini tesbih et.

Kelime meali

فَسَبِّحْ öyleyse yücelt · بِٱسْمِ adını · رَبِّكَ Rabbinin · ٱلْعَظِيمِ büyük

۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ﴿75﴾

felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.

75. Bakın! Yıldızların yerlerine yemin ederim,

Kelime meali

۞ فَلَآ hayır · أُقْسِمُ yemin ederim · بِمَوَٰقِعِ yerlerine · ٱلنُّجُومِ yıldızların

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ ﴿76﴾

veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.

76. Ki bilseniz, bu gerçekten pek büyük bir yemindir.

Kelime meali

وَإِنَّهُۥ muhakkak o · لَقَسَمٌۭ bir yemindir · لَّوْ eğer · تَعْلَمُونَ bilirseniz · عَظِيمٌ büyük

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏ ﴿77﴾

innehû leḳur'ânün kerîm.

77. Kuşkusuz o, değeri çok yüce Kur’an’dır.

Kelime meali

إِنَّهُۥ elbette O · لَقُرْءَانٌۭ kesinlikle bir Kur'an'dır · كَرِيمٌۭ değerli

فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏ ﴿78﴾

fî kitâbim meknûn.

78. (Aslı) korunmuş bir kitaptadır.

Kelime meali

فِى bir Kitaptadır · كِتَـٰبٍۢ · مَّكْنُونٍۢ saklı

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ﴿79﴾

lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.

79. Ona ancak tertemiz olanlar (melekler) dokunabilir.

Kelime meali

لَّا ona dokunmaz · يَمَسُّهُۥٓ · إِلَّا başkası · ٱلْمُطَهَّرُونَ temizlerden

تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿80﴾

tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.

80. O, âlemlerin rabbinden indirilmiştir.

Kelime meali

تَنزِيلٌۭ indirilmiştir · مِّن Rabbinden · رَّبِّ · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ﴿81﴾

efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.

81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

Kelime meali

أَفَبِهَـٰذَا şimdi bunu mu? · ٱلْحَدِيثِ sözü · أَنتُم siz · مُّدْهِنُونَ küçümsüyorsunuz

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ﴿82﴾

vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.

82. Size verilen rızka yalanlamayla mı karşılık veriyorsunuz?

Kelime meali

وَتَجْعَلُونَ ve kılıyorsunuz? · رِزْقَكُمْ rızkınızı · أَنَّكُمْ sizin · تُكَذِّبُونَ yalanlamanızdan (ibaret)

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ﴿83﴾

felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.

83. Ama can boğaza gelip dayandığında;

Kelime meali

فَلَوْلَآ ya ? · إِذَا zaman · بَلَغَتِ (can) dayandığı · ٱلْحُلْقُومَ boğaza

وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ ﴿84﴾

veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.

84. İşte o zaman siz (çaresiz) bakar durursunuz.

Kelime meali

وَأَنتُمْ ve siz de · حِينَئِذٍۢ o zaman · تَنظُرُونَ bakıp durursunuz

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ﴿85﴾

venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.

85. Biz ona sizden yakınız, fakat göremezsiniz.

Kelime meali

وَنَحْنُ ve biz · أَقْرَبُ daha yakınız · إِلَيْهِ ona · مِنكُمْ sizden · وَلَـٰكِن fakat · لَّا siz görmezsiniz · تُبْصِرُونَ

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ﴿86﴾

felevlâ in küntüm gayra medînîn.

86. Madem ki kimsenin hâkimiyeti altında değilmişsiniz;

Kelime meali

فَلَوْلَآ eğer · إِن · كُنتُمْ iseniz · غَيْرَ cezalandırılmayacak · مَدِينِينَ

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿87﴾

terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.

87. Haydi onu (hayatı) geri döndürün, sözünüzde doğruysanız!

Kelime meali

تَرْجِعُونَهَآ onu geri döndürsenize · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrulardan

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ﴿88﴾

feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.

88. Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise;

Kelime meali

فَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنَ yaklaştırılanlardan · ٱلْمُقَرَّبِينَ

فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏ ﴿89﴾

feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.

89. Ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır.

Kelime meali

فَرَوْحٌۭ (O'na) rahatlık (vardır) · وَرَيْحَانٌۭ ve güzel rızık (vardır) · وَجَنَّتُ ve cenneti (vardır) · نَعِيمٍۢ ni'met

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿90﴾

veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.

90–91. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise, (ona şöyle denir:) “Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi!”

Kelime meali

وَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنْ ashabından · أَصْحَـٰبِ · ٱلْيَمِينِ sağ

فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿91﴾

feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.

Kelime meali

فَسَلَـٰمٌۭ selam · لَّكَ sana · مِنْ ashabından · أَصْحَـٰبِ · ٱلْيَمِينِ sağ

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ﴿92﴾

veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.

92. Ama yoldan sapmış inkârcılardan ise;

Kelime meali

وَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنَ yalanlayıcılardan · ٱلْمُكَذِّبِينَ · ٱلضَّآلِّينَ sapık

فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏ ﴿93﴾

fenüzülüm min ḥamîm.

93–94. Onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir!

Kelime meali

فَنُزُلٌۭ bir ziyafet · مِّنْ kaynar sudan · حَمِيمٍۢ

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ﴿94﴾

vetaṣliyetü ceḥîm.

Kelime meali

وَتَصْلِيَةُ ve atılma (vardır) · جَحِيمٍ cehenneme

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ﴿95﴾

inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.

95. Şüphesiz bu kesin gerçeğin ta kendisidir.

Kelime meali

إِنَّ elbette · هَـٰذَا budur işte · لَهُوَ elbette o · حَقُّ gerçek · ٱلْيَقِينِ kesin

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿96﴾

fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.

96. Öyleyse ulu rabbinin ismini tesbih et.

Kelime meali

فَسَبِّحْ öyleyse tesbih et · بِٱسْمِ adını · رَبِّكَ Rabbinin · ٱلْعَظِيمِ büyük