Vâkıa Suresi
Vâkıa suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿1﴾
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
1. Büyük olay gerçekleştiği zaman;
Kelime meali
إِذَا zaman · وَقَعَتِ olduğu · ٱلْوَاقِعَةُ olacak vak'a
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ ﴿2﴾
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
2. Artık onun vukuunu yalan sayacak kimse kalmayacaktır.
Kelime meali
لَيْسَ yoktur · لِوَقْعَتِهَا onun oluşunu · كَاذِبَةٌ yalanlayacak
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ ﴿3﴾
ḫâfiḍatür râfi`ah.
3. O, alçaltır, yükseltir.
Kelime meali
خَافِضَةٌۭ o alçaltıcıdır; · رَّافِعَةٌ yükselticidir
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا ﴿4﴾
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
4. Yer şiddetle sarsıldığı zaman;
Kelime meali
إِذَا zaman · رُجَّتِ sarsıldığı · ٱلْأَرْضُ yer · رَجًّۭا şiddetle sarsılarak
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا ﴿5﴾
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
5–6. Dağlar parçalanıp toz duman haline geldiği;
Kelime meali
وَبُسَّتِ ve serpildiği (zaman) · ٱلْجِبَالُ dağlar · بَسًّۭا serpildikçe
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا ﴿6﴾
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Kelime meali
فَكَانَتْ haline geldiği (zaman) · هَبَآءًۭ toz duman · مُّنۢبَثًّۭا dağılan
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ ﴿7﴾
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
7. Sizler de üç gruba ayrıldığınız zaman:
Kelime meali
وَكُنتُمْ ve sizler olduğunuz (zaman) · أَزْوَٰجًۭا sınıf (gurup) · ثَلَـٰثَةًۭ üç
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ﴿8﴾
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
8. Biri, amel defteri sağından verilenlerdir; ne mutlu o sağından verilenlere!
Kelime meali
فَأَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَيْمَنَةِ sağın · مَآ ne (kutludurlar) · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَيْمَنَةِ sağın
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ﴿9﴾
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
9. Diğeri amel defteri solundan verilenlerdir; ne bedbaht o solundan verilenler!
Kelime meali
وَأَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun · مَآ ne (uğursuzlardır) · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْمَشْـَٔمَةِ solun
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ﴿10﴾
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
10. Önde olanlar; (erdem, amel ve ödülde) önde olanlar;
Kelime meali
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ve öne geçenler ise · ٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenler
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ﴿11﴾
ülâike-lmüḳarrabûn.
11–12. İşte onlar nimetlerle dolu cennetlerde Allah’a en yakın olanlardır.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlardır · ٱلْمُقَرَّبُونَ yaklaştırılanlar
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿12﴾
fî cennâti-nne`îm.
Kelime meali
فِى cennetlerinde · جَنَّـٰتِ · ٱلنَّعِيمِ Ni'met
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿13﴾
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
13. Çoğu önce gelip geçmişlerden;
Kelime meali
ثُلَّةٌۭ çoğu bir ümmettir · مِّنَ öncekilerden · ٱلْأَوَّلِينَ
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿14﴾
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
14. Birazı da sonrakilerdendir.
Kelime meali
وَقَلِيلٌۭ ve birazı da · مِّنَ sonrakilerden · ٱلْـَٔاخِرِينَ
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ ﴿15﴾
`alâ sürurim mevḍûneh.
15–16. Karşılıklı olarak mücevherlerle işlenmiş tahtlar üstüne oturup kurulmuşlardır.
Kelime meali
عَلَىٰ üzerindedirler · سُرُرٍۢ tahtlar · مَّوْضُونَةٍۢ altın ve cevahirle işlenmiş
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ ﴿16﴾
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Kelime meali
مُّتَّكِـِٔينَ yaslanırlar · عَلَيْهَا onların üzerinde · مُتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ ﴿17﴾
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
17–18. Çevrelerinde kaynaktan doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle sonsuza dek hizmet sunacak gençler dolaşır.
Kelime meali
يَطُوفُ dolaşır · عَلَيْهِمْ çevrelerinde · وِلْدَٰنٌۭ gençler · مُّخَلَّدُونَ ebedi yaşamağa erdirilmiş
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ ﴿18﴾
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Kelime meali
بِأَكْوَابٍۢ testilerle · وَأَبَارِيقَ ve ibrikler · وَكَأْسٍۢ ve kadehlerle · مِّن kaynağından doldurulmuş · مَّعِينٍۢ
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ ﴿19﴾
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
19. Bundan dolayı ne baş ağrısına tutulurlar ne de sarhoş olurlar.
Kelime meali
لَّا başları ağrıtmayan · يُصَدَّعُونَ · عَنْهَا ondan · وَلَا ve · يُنزِفُونَ akılları gidermeyen
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ﴿20﴾
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
20. Beğendikleri meyvelerle,
Kelime meali
وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyva(lar) · مِّمَّا şeylerden · يَتَخَيَّرُونَ beğendikleri
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ﴿21﴾
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
21. Ve canlarının çektiği kuş etleriyle.
Kelime meali
وَلَحْمِ ve eti · طَيْرٍۢ kuş · مِّمَّا canlarının çektiği · يَشْتَهُونَ
وَحُورٌ عِينࣱ ﴿22﴾
veḥûrun `în.
22. Güzel gözlü hûriler;
Kelime meali
وَحُورٌ ve huriler · عِينٌۭ iri gözlü
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ ﴿23﴾
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
23. Saklı inciler misali.
Kelime meali
كَأَمْثَـٰلِ gibi · ٱللُّؤْلُؤِ inciler · ٱلْمَكْنُونِ saklı
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿24﴾
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
24. Yaptıklarının karşılığı olarak.
Kelime meali
جَزَآءًۢ karşılık olarak · بِمَا nedeniyle · كَانُوا۟ olmaları · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا ﴿25﴾
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
25. Orada ne boş bir söz işitirler ne de günaha sokacak bir şey.
Kelime meali
لَا işitmezler · يَسْمَعُونَ · فِيهَا orada · لَغْوًۭا boş bir söz · وَلَا ve ne de · تَأْثِيمًا günaha sokan bir laf
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا ﴿26﴾
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
26. Sadece şu söz: “Size esenlikler, size mutluluklar!”
Kelime meali
إِلَّا yalnızca · قِيلًۭا denilir · سَلَـٰمًۭا selam · سَلَـٰمًۭا selam
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ ﴿27﴾
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
27. Amel defteri sağından verilenler; ne mutlu o sağından verilenlere!
Kelime meali
وَأَصْحَـٰبُ ve adamları · ٱلْيَمِينِ sağın · مَآ nedir · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْيَمِينِ sağın
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ ﴿28﴾
fî sidrim maḫḍûd.
28–29. Onlar dalbastı kiraz ve meyve yüklü muz ağaçları arasında;
Kelime meali
فِى içindedirler · سِدْرٍۢ sedir ağaçları · مَّخْضُودٍۢ dikensiz
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ ﴿29﴾
veṭalḥim menḍûd.
Kelime meali
وَطَلْحٍۢ ve muz ağaçları · مَّنضُودٍۢ meyvaları dizili
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ ﴿30﴾
veżillim memdûd.
30. Kesintisiz gölgeler altında;
Kelime meali
وَظِلٍّۢ ve gölge(ler) · مَّمْدُودٍۢ uzamış
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ ﴿31﴾
vemâim meskûb.
31. Çağlayanların kenarında;
Kelime meali
وَمَآءٍۢ ve sular · مَّسْكُوبٍۢ fışkıran
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ ﴿32﴾
vefâkihetin keŝîrah.
32–33. Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan bol meyveler arasında;
Kelime meali
وَفَـٰكِهَةٍۢ ve meyvalar · كَثِيرَةٍۢ pek çok
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ ﴿33﴾
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Kelime meali
لَّا tükenmeyen · مَقْطُوعَةٍۢ · وَلَا ve ne de · مَمْنُوعَةٍۢ yasaklanmayan
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ ﴿34﴾
vefüruşim merfû`ah.
34. Kabartılmış döşekler üzerinde (olacaklar).
Kelime meali
وَفُرُشٍۢ ve döşekler (üstündedirler) · مَّرْفُوعَةٍ yükseltilmiş
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ ﴿35﴾
innâ enşe'nâhünne inşââ.
35. Şüphesiz biz onları (eşlerini) yepyeni bir yaratılışla yaratmışızdır.
Kelime meali
إِنَّآ elbette biz · أَنشَأْنَـٰهُنَّ kadınları inşa' etmişizdir · إِنشَآءًۭ (yeni bir) inşa' ile
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا ﴿36﴾
fece`alnâhünne ebkârâ.
36–37. Onları bâkire, eşlerine sevgiyle bağlı ve yaşıt kılmışızdır.
Kelime meali
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ onları yapmışızdır · أَبْكَارًا bakireler
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا ﴿37﴾
`uruben etrâbâ.
Kelime meali
عُرُبًا sevgililer · أَتْرَابًۭا hep yaşıt
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿38﴾
liaṣḥâbi-lyemîn.
38. Bütün bunlar, hakkın ve erdemin yanında olanlar içindir.
Kelime meali
لِّأَصْحَـٰبِ adamları için · ٱلْيَمِينِ sağın
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿39﴾
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
39. Onların bir kısmı öncekilerdendir;
Kelime meali
ثُلَّةٌۭ bir bölümü · مِّنَ öncekilerdendir · ٱلْأَوَّلِينَ
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿40﴾
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
40. Bir kısmı da sonrakilerdendir.
Kelime meali
وَثُلَّةٌۭ bir bölümü de · مِّنَ sonrakilerdendir · ٱلْـَٔاخِرِينَ
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ﴿41﴾
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
41. Amel defteri solundan verilenler; ne bedbaht o solundan verilenler!
Kelime meali
وَأَصْحَـٰبُ ve adamları · ٱلشِّمَالِ solun · مَآ nedir · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلشِّمَالِ solun
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ ﴿42﴾
fî semûmiv veḥamîm.
42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içindedirler.
Kelime meali
فِى içindedirler · سَمُومٍۢ iliklere işleyen bir ateş · وَحَمِيمٍۢ ve kaynar su
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ ﴿43﴾
veżillim miy yaḥmûm.
43–44. Serin ve rahatlatıcı olmayan, kapkara bir duman gölgesindedirler.
Kelime meali
وَظِلٍّۢ ve gölgededirler · مِّن kara dumandan · يَحْمُومٍۢ
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ ﴿44﴾
lâ bâridiv velâ kerîm.
Kelime meali
لَّا olmayan · بَارِدٍۢ serin · وَلَا ve olmayan · كَرِيمٍ faydası
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ ﴿45﴾
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
45. Çünkü daha önce onlar hazlarına tutsak olmuşlardı.
Kelime meali
إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ idiler · قَبْلَ önce · ذَٰلِكَ bundan · مُتْرَفِينَ varlık içinde şımartılmış
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿46﴾
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
46. O büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
Kelime meali
وَكَانُوا۟ ve ediyorlardı · يُصِرُّونَ ısrar · عَلَى üzere · ٱلْحِنثِ günah (işlemek) · ٱلْعَظِيمِ büyük
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ﴿47﴾
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
47. Şöyle diyorlardı: “Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken yeniden mi diriltilecekmişiz?
Kelime meali
وَكَانُوا۟ ve · يَقُولُونَ diyorlardı ki · أَئِذَا zaman mı? · مِتْنَا biz öldükten · وَكُنَّا ve olduğumuz · تُرَابًۭا toprak · وَعِظَـٰمًا ve kemik yığını · أَءِنَّا biz mi? · لَمَبْعُوثُونَ bir daha diriltileceğiz
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ﴿48﴾
eveâbâüne-l'evvelûn.
48. Üstelik gelip geçmiş atalarımız da mı?”
Kelime meali
أَوَءَابَآؤُنَا atalarımız da mı? · ٱلْأَوَّلُونَ önceki
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ﴿49﴾
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
49. De ki: “Hem öncekiler hem sonrakiler;
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْأَوَّلِينَ öncekiler de · وَٱلْـَٔاخِرِينَ ve sonrakiler de
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ ﴿50﴾
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
50. Bilinen bir günün belirlenmiş bir vaktinde mutlaka bir araya getirilecekler!”
Kelime meali
لَمَجْمُوعُونَ mutlaka toplanacaklardır · إِلَىٰ için · مِيقَـٰتِ buluşma vakti · يَوْمٍۢ bir günün · مَّعْلُومٍۢ belli
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ ﴿51﴾
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
51. Sonra siz ey yoldan sapmış inkârcılar!
Kelime meali
ثُمَّ sonra · إِنَّكُمْ şüphesiz siz de · أَيُّهَا ey · ٱلضَّآلُّونَ sapıklar · ٱلْمُكَذِّبُونَ yalanlayıcılar
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ ﴿52﴾
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
52. Mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Kelime meali
لَـَٔاكِلُونَ mutlaka yiyecekler · مِن ağacından · شَجَرٍۢ · مِّن (bir) · زَقُّومٍۢ Zakkum
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ﴿53﴾
femâliûne minhe-lbüṭûn.
53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
Kelime meali
فَمَالِـُٔونَ dolduracaklar · مِنْهَا onunla · ٱلْبُطُونَ karınları(nı)
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ ﴿54﴾
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
54. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
Kelime meali
فَشَـٰرِبُونَ sonra içecekler · عَلَيْهِ üzerine · مِنَ kaynar sudan · ٱلْحَمِيمِ
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ ﴿55﴾
feşâribûne şürbe-lhîm.
55. Hem de susamış develerin suya kanmaz içişleriyle.
Kelime meali
فَشَـٰرِبُونَ ve içecekler · شُرْبَ içişi gibi · ٱلْهِيمِ susuz develerin
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ ﴿56﴾
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
56. İşte hesap gününde onların ağırlanması böyle olacak!
Kelime meali
هَـٰذَا işte böyledir · نُزُلُهُمْ onların ağırlanışı · يَوْمَ gününde · ٱلدِّينِ ceza
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ ﴿57﴾
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
57. Sizi biz yarattık; artık inansanıza!
Kelime meali
نَحْنُ biz · خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık · فَلَوْلَا gerekmez mi? · تُصَدِّقُونَ doğrulamanız
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ ﴿58﴾
eferaeytüm mâ tümnûn.
58. Akıttığınız meniyi düşündünüz mü?
Kelime meali
أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? · مَّا akıttığınız meniyi · تُمْنُونَ
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ ﴿59﴾
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa biz miyiz yaratan?
Kelime meali
ءَأَنتُمْ siz mi? · تَخْلُقُونَهُۥٓ onu yaratıyorsunuz · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratıcılar
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿60﴾
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
60–61. Aranızda ölümü biz takdir ettik; sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden var etmemiz hususunda bizim önümüze asla geçilemez.
Kelime meali
نَحْنُ biziz · قَدَّرْنَا takdir eden · بَيْنَكُمُ aranızda · ٱلْمَوْتَ ölümü · وَمَا ve değildir · نَحْنُ bizim · بِمَسْبُوقِينَ önümüze geçilmiş
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ ﴿61﴾
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Kelime meali
عَلَىٰٓ diye · أَن · نُّبَدِّلَ sizin yerinize getirelim · أَمْثَـٰلَكُمْ benzerlerinizi · وَنُنشِئَكُمْ ve sizi yeniden inşa' edelim · فِى bir biçimde · مَا · لَا bilmediğiniz · تَعْلَمُونَ
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ ﴿62﴾
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
62. Hiç kuşkusuz ilk yaratılışınızı biliyorsunuz; düşünüp ibret alsanıza!
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · عَلِمْتُمُ bildiniz · ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı · ٱلْأُولَىٰ ilk · فَلَوْلَا düşünüp ibret almazmısınız? · تَذَكَّرُونَ
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ ﴿63﴾
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
63. Ektiğiniz tohumu düşündünüz mü?
Kelime meali
أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? · مَّا ektiğinizi · تَحْرُثُونَ
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ﴿64﴾
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
64. Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz miyiz bitiren?
Kelime meali
ءَأَنتُمْ siz mi? · تَزْرَعُونَهُۥٓ onu bitiyorsunuz · أَمْ yoks · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلزَّٰرِعُونَ bitirenler
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ ﴿65﴾
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
65. Dileseydik onu kuru bir çöpe çevirirdik de şaşırır kalırdınız:
Kelime meali
لَوْ şayet · نَشَآءُ dileseydik · لَجَعَلْنَـٰهُ onu yapardık · حُطَـٰمًۭا kuru bir çöp · فَظَلْتُمْ dururdunuz · تَفَكَّهُونَ sızlanıp
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ ﴿66﴾
innâ lemugramûn.
66. “Doğrusu çok zarara uğradık!
Kelime meali
إِنَّا elbette biz · لَمُغْرَمُونَ borçlandık
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ﴿67﴾
bel naḥnü maḥrûmûn.
67. Daha doğrusu büsbütün mahrum kaldık” (derdiniz).
Kelime meali
بَلْ doğrusu · نَحْنُ biz · مَحْرُومُونَ yoksun bırakıldık
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ ﴿68﴾
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
68. İçtiğiniz suyu düşündünüz mü?
Kelime meali
أَفَرَءَيْتُمُ baktınız mı? · ٱلْمَآءَ suya · ٱلَّذِى içtiğiniz · تَشْرَبُونَ
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ ﴿69﴾
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
69. Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz miyiz indiren?
Kelime meali
ءَأَنتُمْ siz mi? · أَنزَلْتُمُوهُ onu indirdiniz · مِنَ buluttan · ٱلْمُزْنِ · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْمُنزِلُونَ indirenler
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ ﴿70﴾
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretmeli değil misiniz?
Kelime meali
لَوْ şayet · نَشَآءُ dileseydik · جَعَلْنَـٰهُ onu yapardık · أُجَاجًۭا tuzlu · فَلَوْلَا şüketmezmisiniz? · تَشْكُرُونَ
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ ﴿71﴾
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
71. Tutuşturmakta olduğunuz ateşi düşündünüz mü?
Kelime meali
أَفَرَءَيْتُمُ gördünüz mü? · ٱلنَّارَ ateşi · ٱلَّتِى çıkardığınız · تُورُونَ
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ ﴿72﴾
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
72. Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratan biz miyiz?
Kelime meali
ءَأَنتُمْ siz mi? · أَنشَأْتُمْ yarattınız · شَجَرَتَهَآ onun ağacını · أَمْ yoksa · نَحْنُ biz (miyiz?) · ٱلْمُنشِـُٔونَ yaratanlar
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ ﴿73﴾
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
73. Biz onu çöl yolcularına ve açlık çekenlere bir işaret ve nimet kıldık.
Kelime meali
نَحْنُ biz · جَعَلْنَـٰهَا onu yaptık · تَذْكِرَةًۭ bir ibret · وَمَتَـٰعًۭا ve bir fayda · لِّلْمُقْوِينَ çölden gelip geçenlere
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿74﴾
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
74. Öyleyse ulu rabbinin ismini tesbih et.
Kelime meali
فَسَبِّحْ öyleyse yücelt · بِٱسْمِ adını · رَبِّكَ Rabbinin · ٱلْعَظِيمِ büyük
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ﴿75﴾
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
75. Bakın! Yıldızların yerlerine yemin ederim,
Kelime meali
۞ فَلَآ hayır · أُقْسِمُ yemin ederim · بِمَوَٰقِعِ yerlerine · ٱلنُّجُومِ yıldızların
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ ﴿76﴾
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
76. Ki bilseniz, bu gerçekten pek büyük bir yemindir.
Kelime meali
وَإِنَّهُۥ muhakkak o · لَقَسَمٌۭ bir yemindir · لَّوْ eğer · تَعْلَمُونَ bilirseniz · عَظِيمٌ büyük
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ ﴿77﴾
innehû leḳur'ânün kerîm.
77. Kuşkusuz o, değeri çok yüce Kur’an’dır.
Kelime meali
إِنَّهُۥ elbette O · لَقُرْءَانٌۭ kesinlikle bir Kur'an'dır · كَرِيمٌۭ değerli
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ ﴿78﴾
fî kitâbim meknûn.
78. (Aslı) korunmuş bir kitaptadır.
Kelime meali
فِى bir Kitaptadır · كِتَـٰبٍۢ · مَّكْنُونٍۢ saklı
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ﴿79﴾
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
79. Ona ancak tertemiz olanlar (melekler) dokunabilir.
Kelime meali
لَّا ona dokunmaz · يَمَسُّهُۥٓ · إِلَّا başkası · ٱلْمُطَهَّرُونَ temizlerden
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿80﴾
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
80. O, âlemlerin rabbinden indirilmiştir.
Kelime meali
تَنزِيلٌۭ indirilmiştir · مِّن Rabbinden · رَّبِّ · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ﴿81﴾
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Kelime meali
أَفَبِهَـٰذَا şimdi bunu mu? · ٱلْحَدِيثِ sözü · أَنتُم siz · مُّدْهِنُونَ küçümsüyorsunuz
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ﴿82﴾
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
82. Size verilen rızka yalanlamayla mı karşılık veriyorsunuz?
Kelime meali
وَتَجْعَلُونَ ve kılıyorsunuz? · رِزْقَكُمْ rızkınızı · أَنَّكُمْ sizin · تُكَذِّبُونَ yalanlamanızdan (ibaret)
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ﴿83﴾
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
83. Ama can boğaza gelip dayandığında;
Kelime meali
فَلَوْلَآ ya ? · إِذَا zaman · بَلَغَتِ (can) dayandığı · ٱلْحُلْقُومَ boğaza
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ ﴿84﴾
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
84. İşte o zaman siz (çaresiz) bakar durursunuz.
Kelime meali
وَأَنتُمْ ve siz de · حِينَئِذٍۢ o zaman · تَنظُرُونَ bakıp durursunuz
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ﴿85﴾
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
85. Biz ona sizden yakınız, fakat göremezsiniz.
Kelime meali
وَنَحْنُ ve biz · أَقْرَبُ daha yakınız · إِلَيْهِ ona · مِنكُمْ sizden · وَلَـٰكِن fakat · لَّا siz görmezsiniz · تُبْصِرُونَ
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ﴿86﴾
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
86. Madem ki kimsenin hâkimiyeti altında değilmişsiniz;
Kelime meali
فَلَوْلَآ eğer · إِن · كُنتُمْ iseniz · غَيْرَ cezalandırılmayacak · مَدِينِينَ
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿87﴾
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
87. Haydi onu (hayatı) geri döndürün, sözünüzde doğruysanız!
Kelime meali
تَرْجِعُونَهَآ onu geri döndürsenize · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrulardan
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ﴿88﴾
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
88. Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise;
Kelime meali
فَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنَ yaklaştırılanlardan · ٱلْمُقَرَّبِينَ
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ ﴿89﴾
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
89. Ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır.
Kelime meali
فَرَوْحٌۭ (O'na) rahatlık (vardır) · وَرَيْحَانٌۭ ve güzel rızık (vardır) · وَجَنَّتُ ve cenneti (vardır) · نَعِيمٍۢ ni'met
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿90﴾
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
90–91. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise, (ona şöyle denir:) “Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi!”
Kelime meali
وَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنْ ashabından · أَصْحَـٰبِ · ٱلْيَمِينِ sağ
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿91﴾
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
Kelime meali
فَسَلَـٰمٌۭ selam · لَّكَ sana · مِنْ ashabından · أَصْحَـٰبِ · ٱلْيَمِينِ sağ
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ﴿92﴾
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
92. Ama yoldan sapmış inkârcılardan ise;
Kelime meali
وَأَمَّآ ama · إِن eğer · كَانَ ise · مِنَ yalanlayıcılardan · ٱلْمُكَذِّبِينَ · ٱلضَّآلِّينَ sapık
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ ﴿93﴾
fenüzülüm min ḥamîm.
93–94. Onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir!
Kelime meali
فَنُزُلٌۭ bir ziyafet · مِّنْ kaynar sudan · حَمِيمٍۢ
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ﴿94﴾
vetaṣliyetü ceḥîm.
Kelime meali
وَتَصْلِيَةُ ve atılma (vardır) · جَحِيمٍ cehenneme
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ﴿95﴾
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
95. Şüphesiz bu kesin gerçeğin ta kendisidir.
Kelime meali
إِنَّ elbette · هَـٰذَا budur işte · لَهُوَ elbette o · حَقُّ gerçek · ٱلْيَقِينِ kesin
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿96﴾
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
96. Öyleyse ulu rabbinin ismini tesbih et.
Kelime meali
فَسَبِّحْ öyleyse tesbih et · بِٱسْمِ adını · رَبِّكَ Rabbinin · ٱلْعَظِيمِ büyük