Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

İbrâhîm Suresi

سُوْرَةُ اِبْرَاهِيْمَ · 14. sure · 52 âyet · Mekkî · 13. cüz · Mushaf sayfa 255

İbrâhîm suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

الٓرۚ كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ لِتُخۡرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ ﴿1﴾

elif-lâm-râ. kitâbün enzelnâhü ileyke lituḫrice-nnâse mine-żżulümâti ile-nnûri biiẕni rabbihim ilâ ṣirâṭi-l`azîzi-lḥamîd.

1. Elif-lâm-râ. Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.

Kelime meali

الٓر ۚ Elif Lam Ra · كِتَـٰبٌ (Bu) Kitaptır' · أَنزَلْنَـٰهُ indirdiğimiz · إِلَيْكَ sana · لِتُخْرِجَ çıkarman için · ٱلنَّاسَ insanları · مِنَ karanlıklardan · ٱلظُّلُمَـٰتِ · إِلَى aydınlığa · ٱلنُّورِ · بِإِذْنِ izniyle · رَبِّهِمْ Rablerinin · إِلَىٰ yoluna · صِرَٰطِ · ٱلْعَزِيزِ Aziz · ٱلْحَمِيدِ ve övgüye layık olanın

ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَوَيۡلࣱ لِّلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابࣲ شَدِيدٍ ﴿2﴾

allâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. veveylül lilkâfirîne min `aẕâbin şedîd.

2. O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Şiddetli azaptan dolayı inkârcıların vay haline!

Kelime meali

ٱللَّهِ Allah · ٱلَّذِى ki · لَهُۥ O'nundur · مَا ne varsa · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve ne varsa · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · وَوَيْلٌۭ vay haline · لِّلْكَـٰفِرِينَ şu kafirlerin · مِنْ dolayı · عَذَابٍۢ azabdan · شَدِيدٍ çetin

ٱلَّذِينَ يَسۡتَحِبُّونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ‏ ﴿3﴾

elleẕîne yesteḥibbûne-lḥayâte-ddünyâ `ale-l'âḫirati veyeṣuddûne `an sebîli-llâhi veyebgûnehâ `ivecâ. ülâike fî ḍalâlim be`îd.

3. Onlar, dünya hayatını âhirete tercih eden, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir; işte onlar derin bir sapkınlık içindedirler.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ ki onlar · يَسْتَحِبُّونَ tercih ederler · ٱلْحَيَوٰةَ hayatını · ٱلدُّنْيَا dünya · عَلَى karşılık · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete · وَيَصُدُّونَ ve engel olurlar · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَيَبْغُونَهَا ve onu isterler · عِوَجًا ۚ eğrilmesini · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · فِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık · بَعِيدٍۢ derin

وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوۡمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمۡۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿4﴾

vemâ erselnâ mir rasûlin illâ bilisâni ḳavmihî liyübeyyine lehüm. feyüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.

4. İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَمَآ ve · أَرْسَلْنَا biz göndermedik · مِن her · رَّسُولٍ elçiyi · إِلَّا başka · بِلِسَانِ dilinden · قَوْمِهِۦ kendi kavminin · لِيُبَيِّنَ açıklasın diye · لَهُمْ ۖ olara · فَيُضِلُّ şaşırtır · ٱللَّهُ Allah · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediğin · وَيَهْدِى ve yola iletir · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنۡ أَخۡرِجۡ قَوۡمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرۡهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ‏ ﴿5﴾

veleḳad erselnâ mûsâ biâyâtinâ en aḫric ḳavmeke mine-żżulümâti ile-nnûri veẕekkirhüm bieyyâmi-llâh. inne fî ẕâlike leâyâtil likülli ṣabbârin şekûr.

5. Mûsâ’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah’ın onlara yaşattığı (güzel) günleri hatırlat!” diye mûcizelerimizle göndermiştik. Bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için alınacak ibretler vardır.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · أَرْسَلْنَا göndermiştik · مُوسَىٰ Musa'yı · بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle birlikte · أَنْ için · أَخْرِجْ çıkarması · قَوْمَكَ kavmini · مِنَ karanlıklardan · ٱلظُّلُمَـٰتِ · إِلَى aydınlığa · ٱلنُّورِ · وَذَكِّرْهُم ve onlara hatırlatması için · بِأَيَّىٰمِ günlerini · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · إِنَّ şüphesiz · فِى bunda · ذَٰلِكَ · لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır · لِّكُلِّ herkes için · صَبَّارٍۢ sabreden · شَكُورٍۢ şükreden

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ أَنجَىٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏ ﴿6﴾

veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihi-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ encâküm min âli fir`avne yesûmûneküm sûe-l`aẕâbi veyüẕebbiḥûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm `ażîm.

6. Mûsâ kavmine şöyle demişti: “Allah’ın size lutfettiği nimeti hatırlayın. Hani O sizi, Firavun’un adamlarından kurtarmıştı. Onlar size işkencenin en kötüsünü reva görüyor, erkek çocuklarınızı kesiyor, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunlarda size rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · قَالَ demişti ki · مُوسَىٰ Musa · لِقَوْمِهِ kavmine · ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın · نِعْمَةَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ üzerinizdeki · إِذْ zaman · أَنجَىٰكُم sizi kurtardı · مِّنْ soyundan · ءَالِ · فِرْعَوْنَ Fir'avn · يَسُومُونَكُمْ onlar sizi sürüyorlardı · سُوٓءَ en kötüsüne · ٱلْعَذَابِ işkencenin · وَيُذَبِّحُونَ ve kesiyorlardı · أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı · وَيَسْتَحْيُونَ ve sağ bırakıyorlardı · نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı · وَفِى ve vardı · ذَٰلِكُم bunda size · بَلَآءٌۭ bir imtihan · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · عَظِيمٌۭ büyük

وَإِذۡ تَأَذَّنَ رَبُّكُمۡ لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّكُمۡۖ وَلَئِن كَفَرۡتُمۡ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدࣱ‏ ﴿7﴾

veiẕ teeẕẕene rabbüküm lein şekertüm leezîdenneküm velein kefertüm inne `aẕâbî leşedîd.

7. Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.”

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · تَأَذَّنَ size bildirmişti · رَبُّكُمْ Rabbiniz · لَئِن eğer · شَكَرْتُمْ şükrederseniz · لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ elbette size daha fazla veririm · وَلَئِن ve eğer · كَفَرْتُمْ nankörlük ederseniz · إِنَّ şüphesiz · عَذَابِى azabım · لَشَدِيدٌۭ pek çetindir

وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكۡفُرُوٓاْ أَنتُمۡ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ ﴿8﴾

veḳâle mûsâ in tekfürû entüm vemen fi-l'arḍi cemî`an feinne-llâhe leganiyyün ḥamîd.

8. Yine Mûsâ, “Siz ve bütün yeryüzündekiler nankörlük etseniz dahi bilin ki Allah kimseye muhtaç değildir, övgüye lâyıktır” demişti.

Kelime meali

وَقَالَ ve dedi ki · مُوسَىٰٓ Musa · إِن eğer · تَكْفُرُوٓا۟ nankörlük etseniz · أَنتُمْ siz · وَمَن ve kimseler · فِى yeryüzündeki · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا hepiniz · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَغَنِىٌّ zengindir · حَمِيدٌ övülmüştür

أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏ ﴿9﴾

elem ye'tiküm nebeü-lleẕîne min ḳabliküm ḳavmi nûḥiv ve`âdiv veŝemûd. velleẕîne mim ba`dihim. lâ ya`lemühüm ille-llâh. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feraddû eydiyehüm fî efvâhihim veḳâlû innâ kefernâ bimâ ürsiltüm bihî veinnâ lefî şekkim mimmâ ted`ûnenâ ileyhi mürîbün.

9. Sizden öncekiler, Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle onlardan sonra gelenler hakkındaki bilgiler size ulaşmadı mı? Onları (tam olarak) ancak Allah bilir. Peygamberleri onlara mûcizeler getirdi de ellerini ağızlarına götürüp getirerek, “Biz size gönderilene inanmıyoruz, bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz” dediler.

Kelime meali

أَلَمْ size gelmedi mi? · يَأْتِكُمْ · نَبَؤُا۟ haberi · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن sizden öncekilerin · قَبْلِكُمْ · قَوْمِ kavimlerinin · نُوحٍۢ Nuh · وَعَادٍۢ ve Ad · وَثَمُودَ ۛ ve Semud · وَٱلَّذِينَ ve kimselerin · مِنۢ onlardan sonra gelen · بَعْدِهِمْ ۛ · لَا onları kimse bilmez · يَعْلَمُهُمْ · إِلَّا başka · ٱللَّهُ ۚ Allah'tan · جَآءَتْهُمْ onlara getirdi · رُسُلُهُم elçileri · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ kanıtlar · فَرَدُّوٓا۟ fakat koydular · أَيْدِيَهُمْ onlar ellerini · فِىٓ ağızlarına · أَفْوَٰهِهِمْ · وَقَالُوٓا۟ ve dediler ki · إِنَّا muhakkak biz · كَفَرْنَا tanımayız · بِمَآ şeyi · أُرْسِلْتُم sizinle gönderilen · بِهِۦ onunla · وَإِنَّا ve biz · لَفِى içindeyiz · شَكٍّۢ bir kuşku · مِّمَّا şeye karşı · تَدْعُونَنَآ bizi çağırdığınız · إِلَيْهِ ona · مُرِيبٍۢ derin

۞قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ أَفِي ٱللَّهِ شَكࣱّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَدۡعُوكُمۡ لِيَغۡفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ قَالُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتُونَا بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿10﴾

ḳâlet rusülühüm efi-llâhi şekkün fâṭiri-ssemâvâti vel'arḍ. yed`ûküm liyagfira leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫiraküm ilâ ecelim müsemmâ. ḳâlû in entüm illâ beşerum miŝlünâ. türîdûne en teṣuddûnâ `ammâ kâne ya`büdü âbâünâ fe'tûnâ bisülṭânim mübîn.

10. Peygamberleri, “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüphe mi var? O, günahlarınızı bağışlamak için size bir çağrıda bulunuyor ve size belli vakte kadar da süre veriyor” dediler. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece insansınız; bizi atalarımızın tapmış olduğu tanrılardan uzaklaştırmak istiyorsunuz. O halde bize, açık bir delil getirin!” diye cevap verdiler.

Kelime meali

۞ قَالَتْ dediler ki · رُسُلُهُمْ elçileri · أَفِى hakkında (edilir) mi? · ٱللَّهِ Allah · شَكٌّۭ şüphe · فَاطِرِ yaratan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yeri · يَدْعُوكُمْ (O) sizi davet ediyor · لِيَغْفِرَ bağışlamak için · لَكُم sizin · مِّن bir kısmını · ذُنُوبِكُمْ günahlarınızdan · وَيُؤَخِّرَكُمْ ve sizi ertelemek için · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · مُّسَمًّۭى ۚ belirtilmiş · قَالُوٓا۟ onlar dediler · إِنْ siz de · أَنتُمْ · إِلَّا başka değilsiniz · بَشَرٌۭ bir insandan · مِّثْلُنَا bizim gibi · تُرِيدُونَ istiyorsunuz · أَن bizi çevirmek · تَصُدُّونَا · عَمَّا olduğundan · كَانَ · يَعْبُدُ tapıyor · ءَابَآؤُنَا atalarımızın · فَأْتُونَا o halde bize getirin · بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil · مُّبِينٍۢ açık

قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأۡتِيَكُم بِسُلۡطَٰنٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿11﴾

ḳâlet lehüm rusülühüm in naḥnü illâ beşerum miŝlüküm velâkinne-llâhe yemünnü `alâ mey yeşâü min `ibâdih. vemâ kâne lenâ en ne'tiyeküm bisülṭânin illâ biiẕni-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

11. Peygamberleri onlara şöyle dediler: “Doğrusu biz de sizin gibi sadece insanız; fakat Allah kullarından dilediğine lutufta bulunur. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler ancak Allah’a dayansınlar.

Kelime meali

قَالَتْ dediler ki · لَهُمْ onlara · رُسُلُهُمْ elçileri · إِن değiliz · نَّحْنُ biz (de) · إِلَّا başka bir şey · بَشَرٌۭ insandan · مِّثْلُكُمْ sizin gibi · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · يَمُنُّ lutfeder · عَلَىٰ kimseye · مَن · يَشَآءُ dilediği · مِنْ kullarından · عِبَادِهِۦ ۖ · وَمَا yoktur · كَانَ imkanımız · لَنَآ bizim · أَن size getiremeye · نَّأْتِيَكُم · بِسُلْطَـٰنٍ bir delil · إِلَّا olmadan · بِإِذْنِ izni · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَعَلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar

وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدۡ هَدَىٰنَا سُبُلَنَاۚ وَلَنَصۡبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيۡتُمُونَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ ﴿12﴾

vemâ lenâ ellâ netevekkele `ale-llâhi veḳad hedânâ sübülenâ. velenaṣbiranne `alâ mâ âẕeytümûnâ. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.

12. Üstelik bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz Allah’a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette göğüs gereceğiz.” Tevekkül edenler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.

Kelime meali

وَمَا neden? · لَنَآ biz · أَلَّا dayanmayalım · نَتَوَكَّلَ · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَقَدْ elbette · هَدَىٰنَا bize göstermişken · سُبُلَنَا ۚ yollarımızı · وَلَنَصْبِرَنَّ ve katlanırız · عَلَىٰ bize yaptığınız eziyetlere · مَآ · ءَاذَيْتُمُونَا ۚ · وَعَلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿13﴾

veḳâle-lleẕîne keferû lirusülihim lenuḫricenneküm min arḍinâ ev lete`ûdünne fî milletinâ. feevḥâ ileyhim rabbühüm lenühlikenne-żżâlimîn.

13–14. İnkârcılar peygamberlerine, “Andolsun ya dinimize dönersiniz ya da sizi kesinlikle yurdumuzdan çıkarırız!” dediler. Bunun üzerine rableri onlara, “O zalimleri elbette helâk edeceğiz ve onlardan sonra sizi mutlaka o yurda yerleştireceğiz! Bu lutuf, huzuruma çıkmanın kaygısını taşıyan ve tehdidimden çekinenler içindir” diye vahyetti.

Kelime meali

وَقَالَ dediler ki · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لِرُسُلِهِمْ elçilerine · لَنُخْرِجَنَّكُم ya sizi mutlaka çıkarırız · مِّنْ yurdumuzdan · أَرْضِنَآ · أَوْ ya da · لَتَعُودُنَّ dönersiniz · فِى bizim dinimize · مِلَّتِنَا ۖ · فَأَوْحَىٰٓ şöyle vahyetti · إِلَيْهِمْ onlara · رَبُّهُمْ Rableri · لَنُهْلِكَنَّ mutlaka helak edeceğiz · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri

وَلَنُسۡكِنَنَّكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ ﴿14﴾

velenüskinennekümü-l'arḍa mim ba`dihim. ẕâlike limen ḫâfe meḳâmî veḫâfe ve`îd.

Kelime meali

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ ve sizi yerleştireceğiz · ٱلْأَرْضَ o yere · مِنۢ onların ardından · بَعْدِهِمْ ۚ · ذَٰلِكَ bu · لِمَنْ içindir · خَافَ korkan · مَقَامِى makamımdan · وَخَافَ ve korkan içindir · وَعِيدِ tehdidimden

وَٱسۡتَفۡتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏ ﴿15﴾

vestefteḥû veḫâbe küllü cebbârin `anîd.

15. Peygamberler yardım istediler ve sonunda bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradı.

Kelime meali

وَٱسْتَفْتَحُوا۟ fetih istediler · وَخَابَ ve perişan oldu · كُلُّ her · جَبَّارٍ zorba · عَنِيدٍۢ inatçı

مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسۡقَىٰ مِن مَّآءࣲ صَدِيدࣲ‏ ﴿16﴾

miv verâihî cehennemü veyüsḳâ mim mâin ṣadîd.

16. Ardından da cehennem gelecek, orada zorbaya yanan gövdelerden sızan su içirilecektir!

Kelime meali

مِّن ardından da · وَرَآئِهِۦ · جَهَنَّمُ cehennem · وَيُسْقَىٰ kendisine içirilir · مِن bir suy · مَّآءٍۢ · صَدِيدٍۢ irin (gibi)

يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأۡتِيهِ ٱلۡمَوۡتُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَمَا هُوَ بِمَيِّتࣲۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظࣱ‏ ﴿17﴾

yetecerra`uhû velâ yekâdü yüsîguhû veye'tîhi-lmevtü min külli mekâniv vemâ hüve bimeyyit. vemiv verâihî `aẕâbün galîż.

17. Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecektir, ona her taraftan ölüm gelecek, ama ölmeyecektir; ardından da oldukça ağır bir azap vardır.

Kelime meali

يَتَجَرَّعُهُۥ onu yutmağa çalışır · وَلَا fakat · يَكَادُ geçiremez · يُسِيغُهُۥ boğazından · وَيَأْتِيهِ ve ona geldiği halde · ٱلْمَوْتُ ölüm · مِن her · كُلِّ · مَكَانٍۢ yandan · وَمَا ve yine · هُوَ o · بِمَيِّتٍۢ ۖ ölemez · وَمِن bunun ardından · وَرَآئِهِۦ · عَذَابٌ bir azab · غَلِيظٌۭ kaba

مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَرَمَادٍ ٱشۡتَدَّتۡ بِهِ ٱلرِّيحُ فِي يَوۡمٍ عَاصِفࣲۖ لَّا يَقۡدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَىٰ شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ ﴿18﴾

meŝelü-lleẕîne keferû birabbihim a`mâlühüm keramâdin-şteddet bihi-rrîḥu fî yevmin `âṣif. lâ yaḳdirûne mimmâ kesebû `alâ şey'. ẕâlike hüve-ḍḍalâlü-lbe`îd.

18. Rablerini inkâr edenlerin yapıp ettikleri, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir fayda göremezler. İşte bu, derin bir sapkınlıktır.

Kelime meali

مَّثَلُ durumu · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) · بِرَبِّهِمْ ۖ Rablerini · أَعْمَـٰلُهُمْ işleri; · كَرَمَادٍ küle benzer · ٱشْتَدَّتْ savurduğu · بِهِ onu · ٱلرِّيحُ rüzgarın · فِى bir günde · يَوْمٍ · عَاصِفٍۢ ۖ fırtınalı · لَّا ele geçiremezler · يَقْدِرُونَ · مِمَّا şeylerden · كَسَبُوا۟ kazandıkları · عَلَىٰ hiçbir şeyi · شَىْءٍۢ ۚ · ذَٰلِكَ işte · هُوَ o · ٱلضَّلَـٰلُ sapıklıktır · ٱلْبَعِيدُ derin

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏ ﴿19﴾

elem tera enne-llâhe ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳ. iy yeşe' yüẕhibküm veye'ti biḫalḳin cedîd.

19. Allah’ın gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattığını görmüyor musun? O, dilerse sizi yok edip yerinize yeni varlıklar getirir.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · بِٱلْحَقِّ ۚ hak ile · إِن eğer · يَشَأْ dilerse · يُذْهِبْكُمْ sizi götürür · وَيَأْتِ ve getirir · بِخَلْقٍۢ bir halk · جَدِيدٍۢ yepyeni

وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏ ﴿20﴾

vemâ ẕâlike `ale-llâhi bi`azîz.

20. Allah’a göre bu zor bir şey değildir.

Kelime meali

وَمَا ve değildir · ذَٰلِكَ bu · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · بِعَزِيزٍۢ güç

وَبَرَزُواْ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعࣰ ا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا مِنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ قَالُواْ لَوۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيۡنَٰكُمۡۖ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَجَزِعۡنَآ أَمۡ صَبَرۡنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصࣲ‏ ﴿21﴾

veberazû lillâhi cemî`an feḳâle-ḍḍu`afâü lilleẕîne-stekberû innâ künnâ leküm tebe`an fehel entüm mugnûne `annâ min `aẕâbi-llâhi min şey'. ḳâlû lev hedâne-llâhü lehedeynâküm. sevâün `aleynâ ecezi`nâ em ṣabernâ mâ lenâ mim meḥîṣ.

21. Hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar; zayıflar, büyüklük taslamış olanlara diyecekler ki: “Biz size uymuştuk, şimdi siz Allah’ın azabından küçücük bir şeyi bizden savabilir misiniz?” Ötekiler şöyle cevap verecekler: “Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi iletirdik. Şimdi sızlansak da katlansak da farketmez. Bizim için artık sığınacak bir yer yok!”

Kelime meali

وَبَرَزُوا۟ ve göründüler · لِلَّهِ Allah'ın huzurunda · جَمِيعًۭا hepsi · فَقَالَ dediler ki · ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ zayıflar · لِلَّذِينَ kimselere · ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ büyüklük taslayan(lara) · إِنَّا şüphesiz biz · كُنَّا idik · لَكُمْ size · تَبَعًۭا tabi · فَهَلْ misiniz? · أَنتُم siz · مُّغْنُونَ savabilir · عَنَّا bizden · مِنْ azabından · عَذَابِ · ٱللَّهِ Allah'ın · مِن (en ufak) · شَىْءٍۢ ۚ bir şey · قَالُوا۟ dediler ki · لَوْ eğer · هَدَىٰنَا bize yol gösterseydi · ٱللَّهُ Allah · لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ biz de size yol gösterirdik · سَوَآءٌ artık birdir · عَلَيْنَآ bize · أَجَزِعْنَآ sızlansak da · أَمْ ya da · صَبَرْنَا sabretsek de · مَا yoktur · لَنَا bize · مِن hiç · مَّحِيصٍۢ kaçıp sığınacak bir yer

وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ وَوَعَدتُّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُكُمۡۖ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوٓاْ أَنفُسَكُمۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصۡرِخِكُمۡ وَمَآ أَنتُم بِمُصۡرِخِيَّ إِنِّي كَفَرۡتُ بِمَآ أَشۡرَكۡتُمُونِ مِن قَبۡلُۗ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿22﴾

veḳâle-şşeyṭânü lemmâ ḳuḍiye-l'emru inne-llâhe ve`adeküm va`de-lḥaḳḳi veve`attüküm feaḫleftüküm. vemâ kâne liye `aleyküm min sülṭânin illâ en de`avtüküm festecebtüm lî. felâ telûmûnî velûmû enfüseküm. mâ ene bimuṣriḫiküm vemâ entüm bimuṣriḫîy. innî kefertü bimâ eşraktümûni min ḳabl. inne-żżâlimîne lehüm `aẕâbün elîm.

22. Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır.

Kelime meali

وَقَالَ şöyle dedi · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · لَمَّا ne zaman ki · قُضِىَ bitirildi · ٱلْأَمْرُ iş · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · وَعَدَكُمْ size va'detti · وَعْدَ va'di · ٱلْحَقِّ gerçek · وَوَعَدتُّكُمْ ve ben de size va'dettim · فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ ama ben sözümden caydım · وَمَا ve yoktur · كَانَ benim · لِىَ · عَلَيْكُم size karşı · مِّن hiç · سُلْطَـٰنٍ bir güc(üm) · إِلَّآ başka · أَن sizi davet etmekten · دَعَوْتُكُمْ · فَٱسْتَجَبْتُمْ siz de da'vetime koştunuz · لِى ۖ benim · فَلَا o halde · تَلُومُونِى beni kınamayın · وَلُومُوٓا۟ fakat kınayın · أَنفُسَكُم ۖ kendi kendinizi · مَّآ ne · أَنَا۠ ben · بِمُصْرِخِكُمْ sizi kurtarabilirim · وَمَآ ne de · أَنتُم siz · بِمُصْرِخِىَّ ۖ beni kurtarabilirsiniz · إِنِّى şüphesiz ben · كَفَرْتُ reddetmiştim · بِمَآ beni ortak koşmanızı · أَشْرَكْتُمُونِ · مِن önceden · قَبْلُ ۗ · إِنَّ doğrusu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler · لَهُمْ (onlar) için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

وَأُدۡخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡۖ تَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمٌ ﴿23﴾

veüdḫile-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ biiẕni rabbihim. teḥiyyetühüm fîhâ selâm.

23. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, rablerinin izniyle içinde ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulacaklar ve orada selâmla karşılanacaklardır.

Kelime meali

وَأُدْخِلَ ve sokuldular · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işyer · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları · فِيهَا orada · بِإِذْنِ izniyle · رَبِّهِمْ ۖ Rablerinin · تَحِيَّتُهُمْ onların dirlik temennileri · فِيهَا orada · سَلَـٰمٌ selamdır

أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا كَلِمَةࣰ طَيِّبَةࣰ كَشَجَرَةࣲ طَيِّبَةٍ أَصۡلُهَا ثَابِتࣱ وَفَرۡعُهَا فِي ٱلسَّمَآءِ ﴿24﴾

elem tera keyfe ḍarabe-llâhü meŝelen kelimeten ṭayyibeten keşeceratin ṭayyibetin aṣlühâ ŝâbitüv vefer`uhâ fi-ssemâ'.

24. Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · كَيْفَ nasıl · ضَرَبَ bir benzetme yaptı · ٱللَّهُ Allah · مَثَلًۭا benzeri · كَلِمَةًۭ sözün · طَيِّبَةًۭ güzel · كَشَجَرَةٍۢ bir ağaç gibidir · طَيِّبَةٍ güzel · أَصْلُهَا kökü · ثَابِتٌۭ sabit · وَفَرْعُهَا ve dalları · فِى olan · ٱلسَّمَآءِ gökte

تُؤۡتِيٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينِۭ بِإِذۡنِ رَبِّهَاۗ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ﴿25﴾

tü'tî ükülehâ külle ḥînim biiẕni rabbihâ. veyaḍribü-llâhü-l'emŝâle linnâsi le`allehüm yeteẕekkerûn.

25. O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir.

Kelime meali

تُؤْتِىٓ verir · أُكُلَهَا meyvesini · كُلَّ her · حِينٍۭ zaman · بِإِذْنِ izniyle · رَبِّهَا ۗ Rabbinin · وَيَضْرِبُ benzetmeler yapar · ٱللَّهُ Allah · ٱلْأَمْثَالَ misallerle · لِلنَّاسِ insanlara · لَعَلَّهُمْ umulur ki · يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar (diye)

وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةࣲ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجۡتُثَّتۡ مِن فَوۡقِ ٱلۡأَرۡضِ مَا لَهَا مِن قَرَارࣲ‏ ﴿26﴾

vemeŝelü kelimetin ḫabîŝetin keşeceratin ḫabîŝetin-ctüŝŝet min fevḳi-l'arḍi mâ lehâ min ḳarâr.

26. Kötü sözün misali de kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü bir ağaçtır.

Kelime meali

وَمَثَلُ ve durumu da · كَلِمَةٍ sözün · خَبِيثَةٍۢ kötü · كَشَجَرَةٍ bir ağaca benzer · خَبِيثَةٍ kötü · ٱجْتُثَّتْ gövdesi koparılmış · مِن üstünden · فَوْقِ · ٱلْأَرْضِ yerin · مَا olmayan · لَهَا onun · مِن hiç · قَرَارٍۢ kararı (kökü)

يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡقَوۡلِ ٱلثَّابِتِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَۚ وَيَفۡعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ ﴿27﴾

yüŝebbitü-llâhü-lleẕîne âmenû bilḳavli-ŝŝâbiti fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-l'âḫirah. veyüḍillü-llâhu-żżâlimîne veyef`alü-llâhü mâ yeşâ'.

27. Allah sağlam söze iman edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sağlam tutar; Allah zalimleri de şaşırtır ve Allah dilediğini yapar.

Kelime meali

يُثَبِّتُ tesbit eder · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · بِٱلْقَوْلِ söz ile · ٱلثَّابِتِ sağlam · فِى hayatında · ٱلْحَيَوٰةِ · ٱلدُّنْيَا dünya · وَفِى ve · ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette · وَيُضِلُّ ve şaşırtır · ٱللَّهُ Allah · ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ zalimleri · وَيَفْعَلُ ve yapar · ٱللَّهُ Allah · مَا ne · يَشَآءُ diliyorsa

۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ كُفۡرࣰ ا وَأَحَلُّواْ قَوۡمَهُمۡ دَارَ ٱلۡبَوَارِ ﴿28﴾

elem tera ile-lleẕîne beddelû ni`mete-llâhi küfrav veeḥallû ḳavmehüm dâra-lbevâr.

28–29. Allah’ın lütfettiği nimete nankörlükle karşılık verip sonunda toplumlarını helâke uğrayacakları yere, cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? Oraya girecekler; orası ne kötü karargâh!

Kelime meali

۞ أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَى kimseleri · ٱلَّذِينَ · بَدَّلُوا۟ çeviren(leri) · نِعْمَتَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · كُفْرًۭا nankörlüğe · وَأَحَلُّوا۟ ve konduranları · قَوْمَهُمْ kavimlerini · دَارَ yurduna · ٱلْبَوَارِ helak

جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَاۖ وَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ ﴿29﴾

cehennem. yaṣlevnehâ. vebi'se-lḳarâr.

Kelime meali

جَهَنَّمَ cehennemdir · يَصْلَوْنَهَا ۖ yaslanacakları · وَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْقَرَارُ bir duraktır o

وَجَعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِۦۗ قُلۡ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمۡ إِلَى ٱلنَّارِ ﴿30﴾

vece`alû lillâhi endâdel liyüḍillû `an sebîlih. ḳul temette`û feinne meṣîraküm ile-nnâr.

30. Allah’a ortaklar koştular ki halkı O’nun yolundan saptırsınlar. De ki: “Biraz daha oyalanın; sonunda döneceğiniz yer ateştir!”

Kelime meali

وَجَعَلُوا۟ ve koştular · لِلَّهِ Allah'a · أَندَادًۭا eşler · لِّيُضِلُّوا۟ saptırmak için · عَن O'nun yolundan · سَبِيلِهِۦ ۗ · قُلْ de ki · تَمَتَّعُوا۟ eğlenin · فَإِنَّ şüphesiz · مَصِيرَكُمْ gideceğiniz yer · إِلَى ateştir · ٱلنَّارِ

قُل لِّعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ ﴿31﴾

ḳul li`ibâdiye-lleẕîne âmenû yüḳîmu-ṣṣalâte veyünfiḳû mimmâ razaḳnâhüm sirrav ve`alâniyetem min ḳabli ey ye'tiye yevmül lâ bey`un fîhi velâ ḫilâl.

31. İman eden kullarıma söyle: Alım satımın bulunmadığı, dostluğun fayda vermediği o gün gelmeden önce namazlarını dosdoğru kılsınlar, onlara verdiğimiz rızıklardan Allah rızâsı için gizli ve açık harcasınlar.

Kelime meali

قُل söyle · لِّعِبَادِىَ kullarıma · ٱلَّذِينَ inanan · ءَامَنُوا۟ · يُقِيمُوا۟ kılsınlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَيُنفِقُوا۟ ve infak etsinler · مِمَّا verdiğimiz rızıktan · رَزَقْنَـٰهُمْ · سِرًّۭا gizli · وَعَلَانِيَةًۭ ve açık · مِّن önce · قَبْلِ · أَن gelmeden · يَأْتِىَ · يَوْمٌۭ bir gün · لَّا ki yoktur · بَيْعٌۭ bir alışveriş · فِيهِ onda · وَلَا ne yoktur · خِلَـٰلٌ bir dostluk

ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ لِتَجۡرِيَ فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡهَٰرَ ﴿32﴾

allâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa veenzele mine-ssemâi mâen feaḫrace bihî mine-ŝŝemerâti rizḳal leküm. veseḫḫara lekümü-lfülke litecriye fi-lbaḥri biemrih. veseḫḫara lekümü-l'enhâr.

32. Gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü türlü ürünler çıkaran Allah’tır; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize veren, nehirleri sizin için faydalı olacak şekilde yaratan O’dur.

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِى O'dur ki · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَأَنزَلَ ve indirdi · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ su · فَأَخْرَجَ ve çıkardı · بِهِۦ onunla · مِنَ (çeşitli) · ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalar · رِزْقًۭا rızık olarak · لَّكُمْ ۖ size · وَسَخَّرَ ve emrinize verdi · لَكُمُ sizin · ٱلْفُلْكَ gemileri · لِتَجْرِىَ akıp gitmesi için · فِى denizde · ٱلْبَحْرِ · بِأَمْرِهِۦ ۖ buyruğuyla · وَسَخَّرَ ve emrinize verdi · لَكُمُ sizin · ٱلْأَنْهَـٰرَ ırmakları

وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ دَآئِبَيۡنِۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ﴿33﴾

veseḫḫara lekümü-şşemse velḳamera dâibeyn. veseḫḫara lekümü-lleyle vennehâr.

33. Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için yararlı kılan, gece ile gündüzü faydalanacağınız biçimde yaratan O’dur.

Kelime meali

وَسَخَّرَ ve emrinize verdi · لَكُمُ sizin · ٱلشَّمْسَ güneşi · وَٱلْقَمَرَ ve ay'ı · دَآئِبَيْنِ ۖ düzenli seyreden · وَسَخَّرَ ve emrinize verdi · لَكُمُ sizin · ٱلَّيْلَ geceyi · وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü

وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلۡتُمُوهُۚ وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَظَلُومࣱ كَفَّارࣱ‏ ﴿34﴾

veâtâküm min külli mâ seeltümûh. vein te`uddû ni`mete-llâhi lâ tuḥṣûhâ. inne-l'insâne leżalûmün keffâr.

34. O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!

Kelime meali

وَءَاتَىٰكُم ve size verdi · مِّن herşeyden · كُلِّ · مَا ne varsa · سَأَلْتُمُوهُ ۚ kendisinden istediğiniz · وَإِن ve eğer · تَعُدُّوا۟ saymak isteseniz · نِعْمَتَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · لَا sayamazsınız · تُحْصُوهَآ ۗ · إِنَّ doğrusu · ٱلْإِنسَـٰنَ insan · لَظَلُومٌۭ çok haksızlık edendir · كَفَّارٌۭ çok nankördür

وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا ٱلۡبَلَدَ ءَامِنࣰ ا وَٱجۡنُبۡنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعۡبُدَ ٱلۡأَصۡنَامَ ﴿35﴾

veiẕ ḳâle ibrâhîmü rabbi-c`al hâẕe-lbelede âminev vecnübnî vebenîye en na`büde-l'aṣnâm.

35. İbrâhim şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!

Kelime meali

وَإِذْ bir zaman · قَالَ şöyle demişti · إِبْرَٰهِيمُ İbrahim · رَبِّ Rabbim · ٱجْعَلْ kıl · هَـٰذَا bu · ٱلْبَلَدَ şehri · ءَامِنًۭا güvenli · وَٱجْنُبْنِى beni uzak tut · وَبَنِىَّ ve oğullarımı · أَن tapmaktan · نَّعْبُدَ · ٱلْأَصْنَامَ putlara

رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضۡلَلۡنَ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِۖ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُۥ مِنِّيۖ وَمَنۡ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿36﴾

rabbi innehünne aḍlelne keŝîram mine-nnâs. femen tebi`anî feinnehû minnî. vemen `aṣânî feinneke gafûrur raḥîm.

36. Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu. Bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir; kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin.

Kelime meali

رَبِّ Rabbim · إِنَّهُنَّ şüphesiz onlar · أَضْلَلْنَ şaşırttılar · كَثِيرًۭا birçoğunu · مِّنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ ۖ · فَمَن artık kim · تَبِعَنِى bana uyarsa · فَإِنَّهُۥ şüphsiz o · مِنِّى ۖ bendendir · وَمَنْ ve kim · عَصَانِى bana karşı gelirse · فَإِنَّكَ şüphesiz sen · غَفُورٌۭ bağışlayansın · رَّحِيمٌۭ esirgeyensin

رَّبَّنَآ إِنِّيٓ أَسۡكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيۡرِ ذِي زَرۡعٍ عِندَ بَيۡتِكَ ٱلۡمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجۡعَلۡ أَفۡـِٔدَةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهۡوِيٓ إِلَيۡهِمۡ وَٱرۡزُقۡهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡكُرُونَ ﴿37﴾

rabbenâ innî eskentü min ẕürriyyetî bivâdin gayri ẕî zer`in `inde beytike-lmüḥarrami rabbenâ liyüḳîmu-ṣṣalâte fec`al ef'idetem mine-nnâsi tehvî ileyhim verzuḳhüm mine-ŝŝemerâti le`allehüm yeşkürûn.

37. Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar. İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler.

Kelime meali

رَّبَّنَآ Rabbimiz · إِنِّىٓ ben · أَسْكَنتُ yerleştirdim · مِن (bazısını) · ذُرِّيَّتِى çocuklarımdan · بِوَادٍ bir vadiye · غَيْرِ olmayan · ذِى sahibi · زَرْعٍ ekin · عِندَ yanında · بَيْتِكَ senin evinin · ٱلْمُحَرَّمِ mukaddes · رَبَّنَا Rabbimiz · لِيُقِيمُوا۟ kılsınlar diye · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · فَٱجْعَلْ artık kıl · أَفْـِٔدَةًۭ gönüllerini · مِّنَ birtakım · ٱلنَّاسِ insanların · تَهْوِىٓ meylettir · إِلَيْهِمْ onlara · وَٱرْزُقْهُم ve onları rızıklandır · مِّنَ (çeşitli) · ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalarla · لَعَلَّهُمْ umulur ki · يَشْكُرُونَ şükrederler

رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ ﴿38﴾

rabbenâ inneke ta`lemü mâ nuḫfî vemâ nü`lin. vemâ yaḫfâ `ale-llâhi min şey'in fi-l'arḍi velâ fi-ssemâ'.

38. Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

Kelime meali

رَبَّنَآ Rabbimiz · إِنَّكَ şüphesiz sen · تَعْلَمُ bilirsin · مَا şeyi · نُخْفِى bizim gizlediğimiz · وَمَا ve şeyi · نُعْلِنُ ۗ açığa vurduğumuz · وَمَا ve · يَخْفَىٰ gizli kalmaz · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · مِن hiçbir · شَىْءٍۢ şey · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَلَا ve ne de · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى ٱلۡكِبَرِ إِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ ﴿39﴾

elḥamdü lillâhi-lleẕî vehebe lî `ale-lkiberi ismâ`île veisḥâḳ. inne rabbî lesemî`u-ddü`â'.

39. Yaşlılığıma rağmen bana İsmâil’i ve İshak’ı armağan eden Allah’a hamdolsun! Şüphesiz rabbim duaları kabul edendir.

Kelime meali

ٱلْحَمْدُ hamdolsun · لِلَّهِ Allah'a · ٱلَّذِى lutfeden · وَهَبَ · لِى bana · عَلَى ihtiyarlık çağımda · ٱلْكِبَرِ · إِسْمَـٰعِيلَ İsma'il'i · وَإِسْحَـٰقَ ۚ ve İshak'ı · إِنَّ şüphesiz · رَبِّى Rabbim · لَسَمِيعُ işitendir · ٱلدُّعَآءِ du'ayı

رَبِّ ٱجۡعَلۡنِي مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِيۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلۡ دُعَآءِ ﴿40﴾

rabbi-c`alnî müḳîme-ṣṣalâti vemin ẕürriyyetî. rabbenâ veteḳabbel dü`â'.

40. Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et.

Kelime meali

رَبِّ Rabbim · ٱجْعَلْنِى beni kıl · مُقِيمَ kılanlardan · ٱلصَّلَوٰةِ namazı · وَمِن ve · ذُرِّيَّتِى ۚ zürriyetimi · رَبَّنَا Rabbimiz · وَتَقَبَّلْ kabul buyur · دُعَآءِ du'amı

رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡحِسَابُ ﴿41﴾

rabbene-gfir lî velivâlideyye velilmü'minîne yevme yeḳûmü-lḥisâb.

41. Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.”

Kelime meali

رَبَّنَا Rabbimiz · ٱغْفِرْ bağışla · لِى beni · وَلِوَٰلِدَىَّ anamı-babamı · وَلِلْمُؤْمِنِينَ ve mü'minleri · يَوْمَ gün · يَقُومُ görüleceği · ٱلْحِسَابُ hesabın

وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمࣲ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ ﴿42﴾

velâ taḥsebenne-llâhe gâfilen `ammâ ya`melu-żżâlimûne. innemâ yü'eḫḫiruhüm liyevmin teşḫaṣu fîhi-l'ebṣâr.

42. Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış;

Kelime meali

وَلَا sanma · تَحْسَبَنَّ · ٱللَّهَ Allah'ı · غَـٰفِلًا gafil · عَمَّا şeylerden · يَعْمَلُ yaptığı · ٱلظَّـٰلِمُونَ ۚ zalimlerin · إِنَّمَا muhakkak O · يُؤَخِّرُهُمْ ertelemektedir · لِيَوْمٍۢ bir güne · تَشْخَصُ (dehşetten) donup kalacağı · فِيهِ onda · ٱلْأَبْصَـٰرُ gözlerin

مُهۡطِعِينَ مُقۡنِعِي رُءُوسِهِمۡ لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءࣱ‏ ﴿43﴾

mühti`îne muḳni`î ruûsihim lâ yerteddü ileyhim ṭarfühüm. veef'idetühüm hevâ'.

43. Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar.

Kelime meali

مُهْطِعِينَ koşarlar · مُقْنِعِى dikerek · رُءُوسِهِمْ başlarını · لَا dönmez · يَرْتَدُّ · إِلَيْهِمْ kendilerine · طَرْفُهُمْ ۖ bakışları · وَأَفْـِٔدَتُهُمْ ve yüreklerinin içi de · هَوَآءٌۭ bomboştur

وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوۡمَ يَأۡتِيهِمُ ٱلۡعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَآ أَخِّرۡنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲ نُّجِبۡ دَعۡوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَۗ أَوَلَمۡ تَكُونُوٓاْ أَقۡسَمۡتُم مِّن قَبۡلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالࣲ‏ ﴿44﴾

veenẕiri-nnâse yevme ye'tîhimü-l`aẕâbü feyeḳûlü-lleẕîne żalemû rabbenâ eḫḫirnâ ilâ ecelin ḳarîbin nücib da`veteke venettebi`i-rrusül. evelem tekûnû aḳsemtüm min ḳablü mâ leküm min zevâl.

44. Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin, “Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha ver de senin davetine uyalım, peygamberlere tâbi olalım” diyecekleri ve onlara, “Sizin için bir yok oluş bulunmadığına daha önce yemin etmemiş miydiniz?” diye sorulacağı güne karşı insanları uyar.

Kelime meali

وَأَنذِرِ ve uyar · ٱلنَّاسَ insanları · يَوْمَ güne (karşı) · يَأْتِيهِمُ kendilerine geleceği · ٱلْعَذَابُ azabın · فَيَقُولُ ve diyecekleri · ٱلَّذِينَ zalimlerin · ظَلَمُوا۟ · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَخِّرْنَآ bizi ertele · إِلَىٰٓ bir süreye kadar · أَجَلٍۢ · قَرِيبٍۢ yakın · نُّجِبْ gelelim · دَعْوَتَكَ senin çağrına · وَنَتَّبِعِ ve uyalım · ٱلرُّسُلَ ۗ elçilere · أَوَلَمْ etmemiş miydiniz? · تَكُونُوٓا۟ · أَقْسَمْتُم yemininizi · مِّن önceden · قَبْلُ · مَا olmadığına · لَكُم sizin için · مِّن hiçbir · زَوَالٍۢ zeval

وَسَكَنتُمۡ فِي مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَتَبَيَّنَ لَكُمۡ كَيۡفَ فَعَلۡنَا بِهِمۡ وَضَرَبۡنَا لَكُمُ ٱلۡأَمۡثَالَ ﴿45﴾

vesekentüm fî mesâkini-lleẕîne żalemû enfüsehüm vetebeyyene leküm keyfe fe`alnâ bihim veḍarabnâ lekümü-l'emŝâl.

45. Ve sizden önce (bâtılı seçerek) kendilerine kötülük edenlerin yurtlarına yerleşmiştiniz. Onlara ne yaptığımız sizin için açıkça belli oldu, size misaller de getirdik.

Kelime meali

وَسَكَنتُمْ ve oturmuştunuz · فِى yerlerinde · مَسَـٰكِنِ · ٱلَّذِينَ kimselerin · ظَلَمُوٓا۟ zulmeden(lerin) · أَنفُسَهُمْ kendilerine · وَتَبَيَّنَ ve belli olmuştu · لَكُمْ size · كَيْفَ nasıl · فَعَلْنَا yaptığımız · بِهِمْ onlara · وَضَرَبْنَا ve anlatmıştık · لَكُمُ size · ٱلْأَمْثَالَ misallerle

وَقَدۡ مَكَرُواْ مَكۡرَهُمۡ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكۡرُهُمۡ وَإِن كَانَ مَكۡرُهُمۡ لِتَزُولَ مِنۡهُ ٱلۡجِبَالُ ﴿46﴾

veḳad mekerû mekrahüm ve`inde-llâhi mekruhüm. vein kâne mekruhüm litezûle minhü-lcibâl.

46. Tuzaklarını Allah bilip dururken onlar tuzaklarını kurmaya devam ettiler. Oysa onların tuzaklarıyla dağlar yıkılıp yok olacak değildi!

Kelime meali

وَقَدْ ve kuşkusuz · مَكَرُوا۟ onlar kurdular · مَكْرَهُمْ tuzaklarını · وَعِندَ oysa yanındadır · ٱللَّهِ Allah'ın · مَكْرُهُمْ onların tuzakları · وَإِن eğer · كَانَ olsa bile · مَكْرُهُمْ tuzakları · لِتَزُولَ yerinden kaldıracak · مِنْهُ dağları · ٱلْجِبَالُ

فَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخۡلِفَ وَعۡدِهِۦ رُسُلَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامࣲ‏ ﴿47﴾

felâ taḥsebenne-llâhe muḫlife va`dihî rusüleh. inne-llâhe `azîzün ẕü-ntiḳâm.

47. O halde, sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah güçlüdür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.

Kelime meali

فَلَا sakın · تَحْسَبَنَّ sanma · ٱللَّهَ Allah'ı · مُخْلِفَ cayar · وَعْدِهِۦ verdiği sözden · رُسُلَهُۥٓ ۗ elçilerine · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌۭ daima üstündür · ذُو sahibidir · ٱنتِقَامٍۢ intikam

يَوۡمَ تُبَدَّلُ ٱلۡأَرۡضُ غَيۡرَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُۖ وَبَرَزُواْ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ ﴿48﴾

yevme tübeddelü-l'arḍu gayra-l'arḍi vessemâvâtü veberazû lillâhi-lvâḥidi-lḳahhâr.

48. Bir gün gelecek, yer başka yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek, insanlar gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah’ın huzuruna çıkacaklardır.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · تُبَدَّلُ değiştirilir · ٱلْأَرْضُ yer · غَيْرَ başka · ٱلْأَرْضِ yere · وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ ve gökler de · وَبَرَزُوا۟ ve gelirler · لِلَّهِ Allah'ın huzuruna · ٱلْوَٰحِدِ tek (olan) · ٱلْقَهَّارِ kahredici (olan)

وَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ مُّقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ ﴿49﴾

vetera-lmücrimîne yevmeiẕim müḳarranîne fi-l'aṣfâd.

49. O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin!

Kelime meali

وَتَرَى ve görürsün · ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları · يَوْمَئِذٍۢ o gün · مُّقَرَّنِينَ birbirine yaklaştırılmış · فِى içinde · ٱلْأَصْفَادِ zincirler

سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانࣲ وَتَغۡشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ ﴿50﴾

serâbîlühüm min ḳaṭirâniv vetagşâ vucûhehümü-nnâr.

50. Onların giysileri katrandandır; yüzlerini de ateş bürüyecektir.

Kelime meali

سَرَابِيلُهُم gömlekleri · مِّن katrandandır · قَطِرَانٍۢ · وَتَغْشَىٰ ve kaplamaktadır · وُجُوهَهُمُ yüzlerini · ٱلنَّارُ ateş

لِيَجۡزِيَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ﴿51﴾

liyecziye-llâhü külle nefsim mâ kesebet. inne-llâhe serî`u-lḥisâb.

51. Allah herkese hak ettiğini vermek için bunu yapacaktır; kuşkusuz Allah’ın hesabı çabuktur.

Kelime meali

لِيَجْزِىَ karşılığını verecektir · ٱللَّهُ Allah · كُلَّ her · نَفْسٍۢ nefsin · مَّا ne varsa · كَسَبَتْ ۚ kazandığı · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَرِيعُ çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ hesabı

هَٰذَا بَلَٰغࣱ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِۦ وَلِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿52﴾

hâẕâ belâgul linnâsi veliyünẕerû bihî veliya`lemû ennemâ hüve ilâhüv vâḥidüv veliyeẕẕekkera ülü-l'elbâb.

52. İşte bu, bütün insanlara, bununla hem uyarılsınlar hem Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler hem de akıl sahipleri öğüt alsınlar diye yapılmış bir bildirimdir.

Kelime meali

هَـٰذَا bu · بَلَـٰغٌۭ bir tebliğdir · لِّلنَّاسِ insanlara · وَلِيُنذَرُوا۟ uyarılsınlar diye · بِهِۦ bununla · وَلِيَعْلَمُوٓا۟ ve bilsinler diye · أَنَّمَا yalnızca · هُوَ O · إِلَـٰهٌۭ tanrıdır · وَٰحِدٌۭ birtek · وَلِيَذَّكَّرَ ve öğüt alsınlar diye · أُو۟لُوا۟ sahipleri · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu