Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Hicr Suresi

سُوْرَةُ الْحِجْرِ · 15. sure · 99 âyet · Mekkî · 14. cüz · Mushaf sayfa 262

Hicr suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿1﴾

elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.

1. Elif-lâm-râ. Bunlar kitabın, apaçık Kur’an’ın âyetleridir.

Kelime meali

الٓر ۚ Elif Lam Ra · تِلْكَ şunlar · ءَايَـٰتُ ayetleridir · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · وَقُرْءَانٍۢ ve Kur'an'ın · مُّبِينٍۢ apaçık

رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ ﴿2﴾

rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.

2. Zaman olacak, inkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık!” diye hayıflanacaklar.

Kelime meali

رُّبَمَا bir zaman gelir ki · يَوَدُّ arzu ederler · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَوْ keşke · كَانُوا۟ olsaydılar (diye) · مُسْلِمِينَ müslüman

ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ﴿3﴾

ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.

3. Bırak onları; yesinler, yararlansınlar, boş ümit oyalasın onları; yakında bilecekler!

Kelime meali

ذَرْهُمْ bırak onları · يَأْكُلُوا۟ yesinler · وَيَتَمَتَّعُوا۟ ve eğlensinler · وَيُلْهِهِمُ ve onları oyalasın · ٱلْأَمَلُ ۖ arzu · فَسَوْفَ yakında · يَعْلَمُونَ bileceklerdir

وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏ ﴿4﴾

vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.

4. Biz hiçbir toplumu, kendilerine gönderilmiş belli bir kitap olmadan helâk etmedik.

Kelime meali

وَمَآ biz yok etmedik · أَهْلَكْنَا · مِن hiçbir · قَرْيَةٍ kenti · إِلَّا dışında · وَلَهَا olanların · كِتَابٌۭ bir yazısı · مَّعْلُومٌۭ bilinen

مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ ﴿5﴾

mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.

5. Hiçbir ümmet kendi ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir.

Kelime meali

مَّا ne · تَسْبِقُ geçebilir · مِنْ hiçbir · أُمَّةٍ millet · أَجَلَهَا süresini · وَمَا ne de · يَسْتَـْٔخِرُونَ geri kalır

وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏ ﴿6﴾

veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.

6. Dediler ki: “Ey kendisine vahiy gelen adam! Sen kesinlikle cinlere kapılmış birisin!”

Kelime meali

وَقَالُوا۟ dediler ki · يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِى kimse · نُزِّلَ indirilmiş olan · عَلَيْهِ kendisine · ٱلذِّكْرُ Zikir (Kitap) · إِنَّكَ sen mutlaka · لَمَجْنُونٌۭ delisin

لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ﴿7﴾

lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

7. “Doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirseydin ya!”

Kelime meali

لَّوْ neden · مَا bize getirmiyorsun · تَأْتِينَا · بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekleri · إِن eğer · كُنتَ isen · مِنَ salihlerden · ٱلصَّـٰدِقِينَ

مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ ﴿8﴾

mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.

8. Biz melekleri ancak açık gerçekle indiririz, o zaman da onlara artık süre tanınmaz.

Kelime meali

مَا biz indirmeyiz · نُنَزِّلُ · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri · إِلَّا olmaksızın · بِٱلْحَقِّ hak ile · وَمَا ve olmaz · كَانُوٓا۟ onların · إِذًۭا o zaman da · مُّنظَرِينَ mühletleri

إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ ﴿9﴾

innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.

9. Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.

Kelime meali

إِنَّا şüphesiz · نَحْنُ biz · نَزَّلْنَا indirdik · ٱلذِّكْرَ O Zikri (Kitap)ı · وَإِنَّا ve elbette biziz · لَهُۥ O'nun · لَحَـٰفِظُونَ koruyucuları

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿10﴾

veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.

10. Andolsun senden önce de eski topluluklar arasından elçiler göndermiştik.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · أَرْسَلْنَا elçiler gönderdik · مِن senden önceki · قَبْلِكَ · فِى içine · شِيَعِ milletlerin · ٱلْأَوَّلِينَ geçmiş

وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ﴿11﴾

vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.

11. Onlara bir peygamber geldiğinde muhakkak onunla alay ederlerdi.

Kelime meali

وَمَا onlara gelmezdi · يَأْتِيهِم · مِّن hiçbir · رَّسُولٍ elçi · إِلَّا olmadıkları · كَانُوا۟ · بِهِۦ onunla · يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor

كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿12﴾

keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.

12–13. İşte onu (Kur’an’ı) inkârcıların kalplerine, inanmadıkları halde böyle yerleştiririz. Nitekim daha öncekilere de bu ilâhî kanun uygulanmıştır.

Kelime meali

كَذَٰلِكَ işte böyle · نَسْلُكُهُۥ onu sokarız · فِى içine · قُلُوبِ kalbleri · ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların

لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿13﴾

lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.

Kelime meali

لَا inanmazlar · يُؤْمِنُونَ · بِهِۦ ۖ ona · وَقَدْ elbette · خَلَتْ geçtiği halde · سُنَّةُ sünneti · ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin

وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ ﴿14﴾

velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.

14–15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de “Herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmış olmalı!” derler.

Kelime meali

وَلَوْ şayet · فَتَحْنَا açsak da · عَلَيْهِم onlara · بَابًۭا bir kapı · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · فَظَلُّوا۟ olsalardı · فِيهِ oraya · يَعْرُجُونَ çıkacak

لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ ﴿15﴾

leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.

Kelime meali

لَقَالُوٓا۟ derlerdi · إِنَّمَا herhalde · سُكِّرَتْ döndürüldü · أَبْصَـٰرُنَا gözlerimiz · بَلْ doğrusu · نَحْنُ biz · قَوْمٌۭ bir topluluğuz · مَّسْحُورُونَ büyülenmiş

وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ ﴿16﴾

veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.

16. Andolsun biz gökte yıldız kümeleri oluşturduk ve seyredenler için ona güzel bir görünüm verdik.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · جَعَلْنَا biz yaptık · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ · بُرُوجًۭا burçlar · وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik · لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlar için

وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ ﴿17﴾

veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.

17. Onları her kovulmuş şeytana karşı koruduk.

Kelime meali

وَحَفِظْنَـٰهَا ve onu koruduk · مِن her · كُلِّ · شَيْطَـٰنٍۢ şeytandan · رَّجِيمٍ recim (taşlanmış)

إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏ ﴿18﴾

illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.

18. Ancak kulak hırsızlığı yapmaya kalkışan olursa onu da parlak bir ışık kovalar.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariçtir · مَنِ kimse · ٱسْتَرَقَ hırsızlığı eden · ٱلسَّمْعَ kulak · فَأَتْبَعَهُۥ onu kovalar · شِهَابٌۭ bir alev · مُّبِينٌۭ parlak

وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏ ﴿19﴾

vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.

19. Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik, orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik.

Kelime meali

وَٱلْأَرْضَ ve arzı · مَدَدْنَـٰهَا yaydık · وَأَلْقَيْنَا ve attık · فِيهَا oraya · رَوَٰسِىَ sağlam dağlar · وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik · فِيهَا orada · مِن her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şey(den) · مَّوْزُونٍۢ ölçülü mütenasib

وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ﴿20﴾

vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.

20. Yine orada hem sizin için hem de rızkı size borç olmayanlar için uygun geçim şartları yarattık.

Kelime meali

وَجَعَلْنَا ve var ettik · لَكُمْ sizin için · فِيهَا orada · مَعَـٰيِشَ geçimlikler · وَمَن ve canlılar için · لَّسْتُمْ olmadığınız · لَهُۥ onları · بِرَٰزِقِينَ rızıklandırıcı

وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏ ﴿21﴾

veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.

21. Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır ve biz oradan indirdiğimizi belirli bir ölçüye göre indiririz.

Kelime meali

وَإِن ve yoktur · مِّن hiçbir · شَىْءٍ şey · إِلَّا sadece · عِندَنَا bizim yanımızdadır · خَزَآئِنُهُۥ hazineleri · وَمَا ve · نُنَزِّلُهُۥٓ biz indirmeyiz · إِلَّا dışında · بِقَدَرٍۢ bir miktar · مَّعْلُومٍۢ bilinen

وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ ﴿22﴾

veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.

22. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik, gökten su indirip onunla sizin su ihtiyacınızı karşıladık. Onu depolayan siz değildiniz.

Kelime meali

وَأَرْسَلْنَا ve gönderdik · ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları · لَوَٰقِحَ aşılayıcı olarak · فَأَنزَلْنَا indirdik · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ su · فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ böylece sizi suladık · وَمَآ ve değilsiniz · أَنتُمْ siz · لَهُۥ onu · بِخَـٰزِنِينَ depolayan

وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ ﴿23﴾

veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.

23. Kuşkusuz hayat veren de öldüren de biziz; her şeyin son sahibi de biz oluruz.

Kelime meali

وَإِنَّا biziz · لَنَحْنُ elbette biz · نُحْىِۦ yaşatırız; · وَنُمِيتُ ve öldürürüz · وَنَحْنُ ve biziz · ٱلْوَٰرِثُونَ gerçek varis olan

وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ ﴿24﴾

veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.

24. Andolsun biz, içinizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da muhakkak biliriz.

Kelime meali

وَلَقَدْ andolsun · عَلِمْنَا biliriz · ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ önce geçenleri · مِنكُمْ sizden · وَلَقَدْ ve elbette · عَلِمْنَا biliriz · ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ geri kalanları da

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏ ﴿25﴾

veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.

25. Ve senin rabbin, onları kıyamette toplayıp bir araya getirecektir. O, hakîmdir, alîmdir.

Kelime meali

وَإِنَّ ve gerçekten · رَبَّكَ Rabbindir · هُوَ O · يَحْشُرُهُمْ ۚ onları toplayacak olan · إِنَّهُۥ muhakak O · حَكِيمٌ Hakîmdir · عَلِيمٌۭ Bilendir

وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏ ﴿26﴾

veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

26. Andolsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan yarattık.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · خَلَقْنَا biz yarattık · ٱلْإِنسَـٰنَ insanı · مِن pişmemiş çamurdan · صَلْصَـٰلٍۢ · مِّنْ cıvık balçıktan · حَمَإٍۢ · مَّسْنُونٍۢ değişmiş

وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ﴿27﴾

velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.

27. Cin türüne gelince daha önce onu da kavurucu ateşten yaratmıştık.

Kelime meali

وَٱلْجَآنَّ ve Cinleri · خَلَقْنَـٰهُ yarattık · مِن daha önce · قَبْلُ · مِن ateşten · نَّارِ · ٱلسَّمُومِ nüfuz eden

وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏ ﴿28﴾

veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

28. Hani rabbin meleklere demişti ki: “Ben şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan bir insan yaratacağım” demişti.

Kelime meali

وَإِذْ ve bir zaman · قَالَ demişti ki · رَبُّكَ Rabbin · لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere · إِنِّى muhakkak ben · خَـٰلِقٌۢ yaratacağım · بَشَرًۭا bir insan · مِّن kupkuru çamurdan · صَلْصَـٰلٍۢ · مِّنْ balçıktan · حَمَإٍۢ · مَّسْنُونٍۢ değişken

فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ ﴿29﴾

feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.

29. “Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”

Kelime meali

فَإِذَا zaman · سَوَّيْتُهُۥ onu düzenlediğim · وَنَفَخْتُ ve üflediğimde · فِيهِ ona · مِن ruhumdan · رُّوحِى · فَقَعُوا۟ hemen kapanın · لَهُۥ ona · سَـٰجِدِينَ secdeye

فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ ﴿30﴾

fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.

30. Bunun üzerine meleklerin hepsi secde ettiler.

Kelime meali

فَسَجَدَ secde ettiler · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · كُلُّهُمْ hepsi · أَجْمَعُونَ topluca

إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ﴿31﴾

illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.

31. Yalnız İblîs hariç; o, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.

Kelime meali

إِلَّآ yalnız · إِبْلِيسَ İblis · أَبَىٰٓ kabul etmedi · أَن olmayı · يَكُونَ · مَعَ beraber · ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenlerle

قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ﴿32﴾

ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.

32. Allah, “Ey İblîs! Secde edenlerle birlikte hareket etmeyişinin sebebi nedir?” diye sordu.

Kelime meali

قَالَ dedi ki · يَـٰٓإِبْلِيسُ Ey İblis · مَا ne (oldu) · لَكَ sana · أَلَّا sen olmadın · تَكُونَ · مَعَ beraber · ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenlerle

قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏ ﴿33﴾

ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.

33. Dedi ki: “Ben, şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan yarattığın bir insana asla secde etmem!”

Kelime meali

قَالَ dedi · لَمْ ben edemem · أَكُن · لِّأَسْجُدَ secde · لِبَشَرٍ insana · خَلَقْتَهُۥ yarattığın · مِن bir çamurdan · صَلْصَـٰلٍۢ · مِّنْ bir balçıktan · حَمَإٍۢ · مَّسْنُونٍۢ değişken

قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏ ﴿34﴾

ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.

34. Allah, “O halde çık oradan, dedi; artık kovuldun!”

Kelime meali

قَالَ dedi · فَٱخْرُجْ öyleyse çık · مِنْهَا oradan · فَإِنَّكَ çünkü sen · رَجِيمٌۭ kovuldun

وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿35﴾

veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.

35. Kıyamet gününe kadar lânetlenmiş bulunmaktasın!”

Kelime meali

وَإِنَّ ve şüphesiz · عَلَيْكَ üzerine · ٱللَّعْنَةَ la'net edilecektir · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلدِّينِ ceza

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ﴿36﴾

ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.

36. “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver” dedi.

Kelime meali

قَالَ dedi ki · رَبِّ Rabbim · فَأَنظِرْنِىٓ (bari) beni ertele · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ güne · يُبْعَثُونَ tekrar dirilecekleri

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ ﴿37﴾

ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.

37–38. Allah, “Vakti (katımızda) bilinen bir güne kadar mühlet verilmiş olanlardansın” buyurdu.

Kelime meali

قَالَ dedi · فَإِنَّكَ haydi sen · مِنَ ertelenmişlerdensin · ٱلْمُنظَرِينَ

إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ ﴿38﴾

ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.

Kelime meali

إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلْوَقْتِ vaktin · ٱلْمَعْلُومِ bilinen

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ﴿39﴾

ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.

39–40. İblîs, “Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim ve -aralarından senin samimi kulların hariç- onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım.”

Kelime meali

قَالَ dedi · رَبِّ Rabbim · بِمَآ ötürü · أَغْوَيْتَنِى beni azdırmandan · لَأُزَيِّنَنَّ andolsun (günahları) süsleyeceğim · لَهُمْ onlara · فِى yer yüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ ve onları azdıracağım · أَجْمَعِينَ hepsini

إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ ﴿40﴾

illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariç · عِبَادَكَ kulların · مِنْهُمُ içlerinden · ٱلْمُخْلَصِينَ ihlâslı

قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ ﴿41﴾

ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.

41. Allah da buyurdu ki: “İşte bana varan doğru yol budur (hâlis kulların yolu).

Kelime meali

قَالَ buyurdu ki · هَـٰذَا işte budur · صِرَٰطٌ yol · عَلَىَّ bana varan · مُسْتَقِيمٌ dosdoğru

إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ ﴿42﴾

inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.

42. Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak isyankârlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır.”

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · عِبَادِى benim kullarım · لَيْسَ yoktur · لَكَ senin · عَلَيْهِمْ üzerinde · سُلْطَـٰنٌ bir gücün · إِلَّا dışında · مَنِ kimseler · ٱتَّبَعَكَ sana uyan · مِنَ azgınlardan · ٱلْغَاوِينَ

وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ﴿43﴾

veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.

43. “Kuşkusuz cehennem, o sana uyanların tamamının buluşma yeri olacaktır.”

Kelime meali

وَإِنَّ ve şüphesiz · جَهَنَّمَ Cehennem · لَمَوْعِدُهُمْ onların buluşma yeridir · أَجْمَعِينَ hepsinin

لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ ﴿44﴾

lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.

44. Onun yedi kapısı vardır, her kapıdan girmek üzere de onlardan birer grup belirlenmiştir.

Kelime meali

لَهَا onun vardır · سَبْعَةُ yedi · أَبْوَٰبٍۢ kapısı · لِّكُلِّ her · بَابٍۢ kapıya · مِّنْهُمْ onlardan · جُزْءٌۭ bir bölüm · مَّقْسُومٌ ayrılmıştır

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ ﴿45﴾

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.

45. Allah’a karşı saygısızlıktan sakınanlar mutlaka cennet bahçelerinde ve pınar başlarında olacaklar.

Kelime meali

إِنَّ muhakkak · ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler · فِى cennetlerde · جَنَّـٰتٍۢ · وَعُيُونٍ pınar başlarındadırlar

ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ ﴿46﴾

üdḫulûhâ biselâmin âminîn.

46. “Esenlikle, güvenle girin oraya!” (denecek).

Kelime meali

ٱدْخُلُوهَا oraya girin · بِسَلَـٰمٍ esenlikle · ءَامِنِينَ güven içinde

وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ ﴿47﴾

veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.

47. Onların gönüllerini düşmanlık duygularından temizledik; artık bir kardeşler topluluğu olarak sedirler üzerinde karşı karşıya oturacaklar.

Kelime meali

وَنَزَعْنَا çıkarıp atmışızdır · مَا olan · فِى göğüslerindeki · صُدُورِهِم · مِّنْ kini · غِلٍّ · إِخْوَٰنًا kardeşler olarak · عَلَىٰ üzerinde · سُرُرٍۢ divanlar · مُّتَقَـٰبِلِينَ karşı karşıya otururlar

لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ ﴿48﴾

lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.

48. Orada hiçbir yorgunlukla karşılaşmayacaklar. Oradan çıkarılmaları da söz konusu olmayacaktır.

Kelime meali

لَا onlara dokunmaz · يَمَسُّهُمْ · فِيهَا orada · نَصَبٌۭ hiçbir yorgunluk · وَمَا ve değillerdir · هُم onlar · مِّنْهَا oradan · بِمُخْرَجِينَ çıkarılacak

۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ﴿49﴾

nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.

49. Kullarıma benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olduğumu bildir.

Kelime meali

۞ نَبِّئْ haber ver · عِبَادِىٓ kullarıma · أَنِّىٓ şüphesiz · أَنَا ben · ٱلْغَفُورُ bağışlayanım · ٱلرَّحِيمُ esirgeyenim

وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ﴿50﴾

veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.

50. Ama azabım da çok elem verici bir azaptır!

Kelime meali

وَأَنَّ fakat · عَذَابِى benim azabım · هُوَ o · ٱلْعَذَابُ bir azabdır · ٱلْأَلِيمُ çok acı

وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ﴿51﴾

venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.

51. Onlara İbrâhim’in misafirlerini hatırlat.

Kelime meali

وَنَبِّئْهُمْ onlara haber ver · عَن konuklarından · ضَيْفِ · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in

إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ﴿52﴾

iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.

52. Onun yanına girip selâm vermişler, o da, “Doğrusu biz sizden korkuyoruz” demişti.

Kelime meali

إِذْ ne zaman ki · دَخَلُوا۟ girmdiler · عَلَيْهِ onun yanına · فَقَالُوا۟ ve dediler · سَلَـٰمًۭا Selam · قَالَ dedi ki · إِنَّا elbette biz · مِنكُمْ sizden · وَجِلُونَ korkuyoruz

قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏ ﴿53﴾

ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.

53. “Korkma” dediler, “Biz sana bilgili bir çocuk müjdeliyoruz.”

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler · لَا korkma · تَوْجَلْ · إِنَّا biz · نُبَشِّرُكَ sana müjdeleriz · بِغُلَـٰمٍ bir çocuk · عَلِيمٍۢ bilgin

قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ﴿54﴾

ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.

54. İbrâhim, “Üzerime yaşlılık çökmüş olmasına rağmen bana böyle bir müjde getiriyorsunuz öyle mi? Peki (çocuğum olamayacağına göre) bana neyi müjdelemiş oluyorsunuz?” dedi.

Kelime meali

قَالَ dedi ki · أَبَشَّرْتُمُونِى beni mi müjdelediniz? · عَلَىٰٓ (rağmen) · أَن bana dokunasına · مَّسَّنِىَ · ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık · فَبِمَ ne tuhaf · تُبَشِّرُونَ müjdeliyorsunuz

قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ ﴿55﴾

ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.

55. “Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” dediler.

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler · بَشَّرْنَـٰكَ sana müjdeledik · بِٱلْحَقِّ gerçeği · فَلَا asla · تَكُن olma · مِّنَ umut kesenlerden · ٱلْقَـٰنِطِينَ

قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ﴿56﴾

ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.

56. “Haktan sapmış olanlardan başka kim rabbimin rahmetinden ümit keser!” dedi.

Kelime meali

قَالَ dedi · وَمَن kim · يَقْنَطُ umut keser · مِن rahmetinden · رَّحْمَةِ · رَبِّهِۦٓ Rabbinin · إِلَّا başka · ٱلضَّآلُّونَ sapıklardan

قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﴿57﴾

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

57. “Ey elçiler! Göreviniz nedir?” diye sordu.

Kelime meali

قَالَ dedi · فَمَا nedir? · خَطْبُكُمْ işiniz · أَيُّهَا Ey · ٱلْمُرْسَلُونَ elçiler

قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ ﴿58﴾

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

58. Dediler ki: “Aslında biz, suçlu bir kavme (ceza vermek için) gönderildik.

Kelime meali

قَالُوٓا۟ dediler · إِنَّآ şüphesiz biz · أُرْسِلْنَآ gönderildik · إِلَىٰ bir kavme · قَوْمٍۢ · مُّجْرِمِينَ suç işleyen

إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ ﴿59﴾

illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.

59. Yalnız Lût’un ailesine zarar gelmeyecek, onların hepsini kurtaracağız.

Kelime meali

إِلَّآ yalnız hariç · ءَالَ ailesi · لُوطٍ Lut · إِنَّا elbette biz · لَمُنَجُّوهُمْ onları kurtaracağız · أَجْمَعِينَ hepsini

إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ ﴿60﴾

ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.

60. Fakat karısı hariç! Biz onun da geride kalanlardan olmasını takdir ettik.”

Kelime meali

إِلَّا ancak hariç · ٱمْرَأَتَهُۥ karısı · قَدَّرْنَآ ۙ olmasını uygun gördük · إِنَّهَا onun · لَمِنَ geri kalanlardan · ٱلْغَـٰبِرِينَ

فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﴿61﴾

felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.

61–62. Elçiler Lût ailesine geldiklerinde Lût onlara, “Bilinmedik tanınmadık kimselersiniz” dedi.

Kelime meali

فَلَمَّا ne zaman ki · جَآءَ geldiklerinde · ءَالَ ailesine · لُوطٍ Lut · ٱلْمُرْسَلُونَ Elçiler

قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ ﴿62﴾

ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.

Kelime meali

قَالَ dedi · إِنَّكُمْ şüphesiz siz · قَوْمٌۭ kimselersiniz · مُّنكَرُونَ hiç tanınmamış

قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ ﴿63﴾

ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.

63. “Öyle ama, biz sana insanların, hakkında kuşkuya düştükleri şeyi getirdik.

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler ki · بَلْ doğrusu · جِئْنَـٰكَ biz sana getirdik · بِمَا olduklarını · كَانُوا۟ · فِيهِ hakkında · يَمْتَرُونَ şüphe etmekte

وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ﴿64﴾

veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.

64. Sana, gerçeği getirdik. Biz muhakkak doğru söylüyoruz.”

Kelime meali

وَأَتَيْنَـٰكَ ve sana getirdik · بِٱلْحَقِّ gerçeği · وَإِنَّا ve biz elbette · لَصَـٰدِقُونَ doğru söyleyenleriz

فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ ﴿65﴾

feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.

65. “Hemen gecenin bir vaktinde ailenin hızla yola koyulmasını sağla! Sen de arkalarından git! Hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın! Size emredilen yere doğru gidin!”

Kelime meali

فَأَسْرِ hemen yürüt · بِأَهْلِكَ aileni · بِقِطْعٍۢ bir parçasında · مِّنَ gecenin · ٱلَّيْلِ · وَٱتَّبِعْ ve git · أَدْبَـٰرَهُمْ arkalarından · وَلَا ardına dönüp bakmasın · يَلْتَفِتْ · مِنكُمْ içinizden · أَحَدٌۭ hiç kimse · وَٱمْضُوا۟ ve gidin · حَيْثُ yere · تُؤْمَرُونَ emredildiğiniz

وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ ﴿66﴾

veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.

66. Lût’a şu hükmü bildirdik: “Onlar, sabah vaktine girerken son ferdine kadar yok edilmiş olacaktır!”

Kelime meali

وَقَضَيْنَآ ve bildirdik · إِلَيْهِ ona · ذَٰلِكَ şu · ٱلْأَمْرَ buyruğu · أَنَّ mutlaka · دَابِرَ arkaları · هَـٰٓؤُلَآءِ şunların · مَقْطُوعٌۭ kesilecektir · مُّصْبِحِينَ sabaha girerlerken

وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ ﴿67﴾

vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.

67. Şehir halkı sevinerek geldiler.

Kelime meali

وَجَآءَ ve geldiler · أَهْلُ halkı · ٱلْمَدِينَةِ şehrin · يَسْتَبْشِرُونَ sevinerek

قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ ﴿68﴾

ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.

68. Lût, “Bunlar benim misafirlerim, sakın beni utandıracak bir şey yapmayın?” dedi;

Kelime meali

قَالَ dedi · إِنَّ şüphesiz · هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar · ضَيْفِى benim konuğumdur · فَلَا beni mahcubetmeyin · تَفْضَحُونِ

وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ ﴿69﴾

vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.

69. “Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!”

Kelime meali

وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَلَا ve · تُخْزُونِ beni rezil etmeyin

قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿70﴾

ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.

70. “Seni el âlemi korumaktan menetmedik mi?” dediler.

Kelime meali

قَالُوٓا۟ dediler · أَوَلَمْ seni menetmemiş miydik? · نَنْهَكَ · عَنِ alemlerden · ٱلْعَـٰلَمِينَ

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ ﴿71﴾

ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.

71. Lût, “İşte kadınlar, benim kızlarım, (nikâh) yaparsanız” dedi.

Kelime meali

قَالَ dedi · هَـٰٓؤُلَآءِ işte · بَنَاتِىٓ kızlarım · إِن eğer · كُنتُمْ siz · فَـٰعِلِينَ yapacaksanız

لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ﴿72﴾

le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.

72. (Ey resulüm!) Hayatına yemin olsun ki onlar, sarhoş (sersem) halleriyle saçmalayıp duruyorlardı.

Kelime meali

لَعَمْرُكَ ömrüne andolsun ki · إِنَّهُمْ onlar · لَفِى içinde · سَكْرَتِهِمْ sarhoşlukları · يَعْمَهُونَ bocalıyorlardı

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ ﴿73﴾

feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.

73. Nihayet ortalık aydınlanırken korkunç ses onları yakalayıverdi!

Kelime meali

فَأَخَذَتْهُمُ onları yakaladı · ٱلصَّيْحَةُ korkunç bir ses · مُشْرِقِينَ güneşin doğarken

فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ ﴿74﴾

fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.

74. Ardından yurtlarının altını üstüne getirdik, üzerlerine taşlaşmış çamur yağdırdık!

Kelime meali

فَجَعَلْنَا ve getirdik · عَـٰلِيَهَا üstünü · سَافِلَهَا altına · وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık · عَلَيْهِمْ üzerlerine · حِجَارَةًۭ taşlar · مِّن çamurdan pişmiş · سِجِّيلٍ

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ ﴿75﴾

inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.

75. İşte bunda ibret alacak olanlar için dersler vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · فِى bunda · ذَٰلِكَ · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır · لِّلْمُتَوَسِّمِينَ işaretten anlayanlara

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ ﴿76﴾

veinnehâ lebisebîlim müḳîm.

76. Bakın, o harabeler bir yol üzerinde hâlâ duruyor.

Kelime meali

وَإِنَّهَا ve şüphesiz o · لَبِسَبِيلٍۢ bir yol üzerinde · مُّقِيمٍ durmaktadır

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿77﴾

inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.

77. Onda da inananlar için bir ders vardır.

Kelime meali

إِنَّ elbette · فِى bunda · ذَٰلِكَ · لَـَٔايَةًۭ bir ibret vardır · لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlar için

وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ ﴿78﴾

vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.

78. Eyke halkı da gerçekten bir zalimler topluluğu idi.

Kelime meali

وَإِن ve gerçekten · كَانَ idiler · أَصْحَـٰبُ halkı · ٱلْأَيْكَةِ Eyke · لَظَـٰلِمِينَ zalim kimseler

فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏ ﴿79﴾

fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.

79. Biz onların da cezasını verdik. Bu iki şehir açıkça bilinen bir yol üzerindedir.

Kelime meali

فَٱنتَقَمْنَا öcümüzü aldık · مِنْهُمْ onlardan · وَإِنَّهُمَا her ikisi de · لَبِإِمَامٍۢ (gözler) ön(ün)dedir · مُّبِينٍۢ apaçık

وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﴿80﴾

veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.

80. Kuşkusuz Hicr halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladılar.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · كَذَّبَ yalanladılar · أَصْحَـٰبُ halkı · ٱلْحِجْرِ Hicr · ٱلْمُرْسَلِينَ peygamberleri

وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ ﴿81﴾

veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.

81. Oysa onlara âyetlerimizi de gönderdik, fakat bunlara sırt çevirdiler.

Kelime meali

وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ve onlara verdik · ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi · فَكَانُوا۟ fakat idiler · عَنْهَا onlardan · مُعْرِضِينَ yüz çeviriyorlar

وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ﴿82﴾

vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.

82. Onlar, güvende olmak üzere dağları oyarak barınaklar yaparlardı.

Kelime meali

وَكَانُوا۟ ve · يَنْحِتُونَ yontuyorlardı · مِنَ dağlardan · ٱلْجِبَالِ · بُيُوتًا evler · ءَامِنِينَ güvenli

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ ﴿83﴾

feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.

83. Ama sonunda sabaha girerlerken korkunç ses onları da yakaladı!

Kelime meali

فَأَخَذَتْهُمُ fakat onları da yakaladı · ٱلصَّيْحَةُ (o) korkunç ses · مُصْبِحِينَ sabaha girerlerken

فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿84﴾

femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.

84. Aldıkları tedbirin kendilerine hiçbir faydası olmadı.

Kelime meali

فَمَآ hiçbir şeyi savamadı · أَغْنَىٰ · عَنْهُم kendilerinden · مَّا şeyler · كَانُوا۟ oldukları · يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar)

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ ﴿85﴾

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.

85. Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları ancak ve ancak hak ve adalet temelinde yarattık. Kıyamet de mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel olan hoşgörü yolunu tut.

Kelime meali

وَمَا ve · خَلَقْنَا biz yaratmadık · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve ne de · بَيْنَهُمَآ bunlar arasındakileri · إِلَّا ancak (yarattık) · بِٱلْحَقِّ ۗ hak ile · وَإِنَّ ve mutlaka · ٱلسَّاعَةَ o sa'at · لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ gelecektir · فَٱصْفَحِ şimdi sen hareket et · ٱلصَّفْحَ bir hoşgörü ile · ٱلْجَمِيلَ güzel

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ﴿86﴾

inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.

86. İyi bilesin ki rabbin, evet O, muhakkak sûrette eşsiz yaratıcıdır, her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · رَبَّكَ Rabbin · هُوَ O · ٱلْخَلَّـٰقُ yaratandır · ٱلْعَلِيمُ bilendir

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ ﴿87﴾

veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.

87. Kuşkusuz sana tekrar tekrar okunandan (âyetlerden) yedisini ve yüce Kur’an’ı verdik.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · ءَاتَيْنَـٰكَ sana verdik · سَبْعًۭا yedi · مِّنَ ikililerden · ٱلْمَثَانِى · وَٱلْقُرْءَانَ ve Kur'an'ı · ٱلْعَظِيمَ büyük

لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿88﴾

lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.

88. Sakın ola ki, onlardan bazı gruplara verdiğimiz geçici dünya nimetine göz dikmeyesin! Onlardan yana üzülme, müminlere karşı da alçakgönüllü ol!

Kelime meali

لَا dikme · تَمُدَّنَّ · عَيْنَيْكَ gözlerini · إِلَىٰ verdiğimiz dünyalığa · مَا · مَتَّعْنَا · بِهِۦٓ onunla · أَزْوَٰجًۭا bazı çiftlere · مِّنْهُمْ onlardan · وَلَا ve · تَحْزَنْ üzülme · عَلَيْهِمْ onlara · وَٱخْفِضْ ve indir · جَنَاحَكَ kanadını · لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere

وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ ﴿89﴾

veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.

89. “Kuşkusuz ben apaçık bir uyarıcıyım” de.

Kelime meali

وَقُلْ ve de ki · إِنِّىٓ ben ancak · أَنَا ben · ٱلنَّذِيرُ bir uyarıcıyım · ٱلْمُبِينُ apaçık

كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ ﴿90﴾

kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.

90. Nitekim biz, bölüp parçalayanları cezalandırdık.

Kelime meali

كَمَآ gibi · أَنزَلْنَا indirdiğimiz · عَلَى kısımlara ayıranlara · ٱلْمُقْتَسِمِينَ

ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ ﴿91﴾

elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.

91. Kur’an’ı parçalara ayıranlar yok mu;

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · جَعَلُوا۟ ettiler · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · عِضِينَ bölük bölük

فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ﴿92﴾

feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.

92–93. Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya çekeceğiz!

Kelime meali

فَوَرَبِّكَ Rabbin hakkı için · لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ biz mutlaka soracağız · أَجْمَعِينَ hepsine

عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿93﴾

`ammâ kânû ya`melûn.

Kelime meali

عَمَّا şeylerden · كَانُوا۟ · يَعْمَلُونَ yaptıkları

فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ﴿94﴾

faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.

94. Sen, sana buyurulanı açıkça duyur, müşriklere aldırış etme!

Kelime meali

فَٱصْدَعْ açıkça söyle · بِمَا şeyi · تُؤْمَرُ emrolunduğun · وَأَعْرِضْ ve aldırma · عَنِ ortak koşanlara · ٱلْمُشْرِكِينَ

إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ ﴿95﴾

innâ kefeynâke-lmüstehziîn.

95–96. Allah’ın yanında başka bir tanrı daha edinen o alaycılara karşı biz senin yanındayız. Onlar ileride anlayacaklar!

Kelime meali

إِنَّا şüphesiz biz · كَفَيْنَـٰكَ sana yeteriz · ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ alay edenler(e karşı)

ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ﴿96﴾

elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ kimseler · يَجْعَلُونَ edinen(ler) · مَعَ ile beraber · ٱللَّهِ Allah · إِلَـٰهًا tanrı · ءَاخَرَ ۚ başka · فَسَوْفَ yakında · يَعْلَمُونَ bileceklerdir

وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ﴿97﴾

veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.

97. Söyledikleri yüzünden canının sıkıldığını muhakkak ki biliyoruz.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · نَعْلَمُ biliyoruz (ki) · أَنَّكَ senin · يَضِيقُ daralıyor · صَدْرُكَ göğsün · بِمَا şeylere · يَقُولُونَ onların söylediklerine

فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ ﴿98﴾

fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.

98. Ama sen rabbini hamd ile tesbih et, secde edenlerden ol!

Kelime meali

فَسَبِّحْ (o halde) tesbih et · بِحَمْدِ hamd ile · رَبِّكَ Rabbini · وَكُن ve ol · مِّنَ secde edenlerden · ٱلسَّـٰجِدِينَ

وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ ﴿99﴾

va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.

99. Kesin olan şey gelinceye kadar rabbine kulluk et.

Kelime meali

وَٱعْبُدْ ve kulluk et · رَبَّكَ Rabbine · حَتَّىٰ kadar · يَأْتِيَكَ sana gelinceye · ٱلْيَقِينُ yakîn