Meryem Suresi
Meryem suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
كٓهيعٓصٓ ﴿1﴾
kâf-hâ-yâ-`ayn-ṣâd.
1. Kâf-hâ-yâ-ayn-sâd.
Kelime meali
كٓهيعٓصٓ Kaf ha ya 'ayn sad
ذِكۡرُ رَحۡمَتِ رَبِّكَ عَبۡدَهُۥ زَكَرِيَّآ ﴿2﴾
ẕikru raḥmeti rabbike `abdehû zekeriyyâ.
2. Bu, rabbinin Zekeriyyâ kuluna lutfettiği rahmetin anlatımıdır.
Kelime meali
ذِكْرُ bu anmasıdır' · رَحْمَتِ rahmetini · رَبِّكَ Rabbinin · عَبْدَهُۥ kulu · زَكَرِيَّآ Zekeriyya'ya
إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيࣰّ ا ﴿3﴾
iẕ nâdâ rabbehû nidâen ḫafiyyâ.
3. Hani o, alçak sesle rabbine yalvarmıştı.
Kelime meali
إِذْ hani · نَادَىٰ yalvarmıştı · رَبَّهُۥ Rabbine · نِدَآءً bir seslenişle · خَفِيًّۭا gizli
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ ٱلۡعَظۡمُ مِنِّي وَٱشۡتَعَلَ ٱلرَّأۡسُ شَيۡبࣰ ا وَلَمۡ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيࣰّ ا ﴿4﴾
ḳâle rabbi innî vehene-l`ażmü minnî veşte`ale-rra'sü şeybev velem eküm bidü`âike rabbi şeḳiyyâ.
4. “Rabbim!” demişti, “Benim kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Ben sana ettiğim dualarda hiç eli boş dönmedim.
Kelime meali
قَالَ dedi · رَبِّ Rabbim · إِنِّى şüphesiz ben · وَهَنَ gevşedi · ٱلْعَظْمُ kemik(lerim) · مِنِّى benim · وَٱشْتَعَلَ ve tutuştu · ٱلرَّأْسُ başım · شَيْبًۭا ihtiyarlık aleviyle · وَلَمْ ve · أَكُنۢ olmadım · بِدُعَآئِكَ sana du'a ile · رَبِّ Rabbim · شَقِيًّۭا bahtsız
وَإِنِّي خِفۡتُ ٱلۡمَوَٰلِيَ مِن وَرَآءِي وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا فَهَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا ﴿5﴾
veinnî ḫiftü-lmevâliye miv verâî vekâneti-mraetî `âḳiran feheb lî mil ledünke veliyyâ.
5–6. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum; karım da kısırdır. Tarafından bana yerimi alacak bir halef ver; o, Ya‘kūb hânedanına da vâris olsun; rabbim, onu rızana erdir!”
Kelime meali
وَإِنِّى doğrusu ben · خِفْتُ korktum · ٱلْمَوَٰلِىَ yerime geçecek yakınlarımdan · مِن arkamdan · وَرَآءِى · وَكَانَتِ ve · ٱمْرَأَتِى karım da · عَاقِرًۭا kısırdır · فَهَبْ (Ne olur) lutfet · لِى bana · مِن katından · لَّدُنكَ · وَلِيًّۭا bir veli(aht)
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنۡ ءَالِ يَعۡقُوبَۖ وَٱجۡعَلۡهُ رَبِّ رَضِيࣰّ ا ﴿6﴾
yeriŝünî veyeriŝü min âli ya`ḳûb. vec`alhü rabbi raḍiyyâ.
Kelime meali
يَرِثُنِى bana mirasçı olsun · وَيَرِثُ ve mirasçı olsun · مِنْ oğullarına · ءَالِ · يَعْقُوبَ ۖ Ya'kub · وَٱجْعَلْهُ ve onu yap · رَبِّ Rabbim · رَضِيًّۭا razı olduklarından
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسۡمُهُۥ يَحۡيَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِيࣰّ ا ﴿7﴾
yâ zekeriyyâ innâ nübeşşiruke bigulâmin-smühû yaḥyâ lem nec`al lehû min ḳablü semiyyâ.
7. Allah buyurdu ki: “Ey Zekeriyyâ! Biz sana Yahyâ adında bir oğul müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermedik.”
Kelime meali
يَـٰزَكَرِيَّآ Ey Zekeriyya · إِنَّا şüphesiz biz · نُبَشِّرُكَ sana müjdeleriz · بِغُلَـٰمٍ bir oğul · ٱسْمُهُۥ onun adı · يَحْيَىٰ Yahya'dır · لَمْ yapmadık · نَجْعَل · لَّهُۥ ona · مِن daha önce · قَبْلُ · سَمِيًّۭا adaş
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا وَقَدۡ بَلَغۡتُ مِنَ ٱلۡكِبَرِ عِتِيࣰّ ا ﴿8﴾
ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv vekâneti-mraetî `âḳirav veḳad belagtü mine-lkiberi `itiyyâ.
8. Zekeriyyâ, “Rabbim!” dedi. “Karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?”
Kelime meali
قَالَ dedi ki · رَبِّ Rabbim · أَنَّىٰ nasıl olur? · يَكُونُ benim · لِى · غُلَـٰمٌۭ oğlum · وَكَانَتِ ve · ٱمْرَأَتِى karım da · عَاقِرًۭا kısırdır · وَقَدْ ve gerçekten · بَلَغْتُ ben ulaştım · مِنَ ihtiyarlığın · ٱلْكِبَرِ · عِتِيًّۭا son sınırına
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱ وَقَدۡ خَلَقۡتُكَ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ تَكُ شَيۡـࣰٔ ا ﴿9﴾
ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüke hüve `aleyye heyyinüv veḳad ḫalaḳtüke min ḳablü velem tekü şey'â.
9. “Orası öyle” dedi ve buyurdu ki rabbin: “O bana kolaydır; daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım.”
Kelime meali
قَالَ dedi ki · كَذَٰلِكَ öyledir · قَالَ dedi; · رَبُّكَ senin Rabbin · هُوَ O · عَلَىَّ bana · هَيِّنٌۭ kolaydır · وَقَدْ ve gerçekten · خَلَقْتُكَ seni de yaratmıştım · مِن daha önce · قَبْلُ · وَلَمْ ve değilken · تَكُ sen · شَيْـًۭٔا hiçbir şey
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةࣰۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالࣲ سَوِيࣰّ ا ﴿10﴾
ḳâle rabbi-c`al lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝe leyâlin seviyyâ.
10. Zekeriyyâ, “Rabbim! Öyle ise bana bir işaret ver” dedi. Allah, “Sana işaret, tam üç gün insanlarla konuşamamandır” buyurdu.
Kelime meali
قَالَ dedi · رَبِّ Rabbim · ٱجْعَل (öyle ise) ver · لِّىٓ bana · ءَايَةًۭ ۚ bir işaret · قَالَ dedi · ءَايَتُكَ senin işaretin · أَلَّا konuşamamandır · تُكَلِّمَ · ٱلنَّاسَ insanlarla · ثَلَـٰثَ üç · لَيَالٍۢ gece · سَوِيًّۭا sapasağlam olduğun halde
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنَ ٱلۡمِحۡرَابِ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ أَن سَبِّحُواْ بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا ﴿11﴾
feḫarace `alâ ḳavmihî mine-lmiḥrâbi feevḥâ ileyhim en sebbiḥû bükratev ve`aşiyyâ.
11. Bunun üzerine Zekeriyyâ, mâbedden kavminin karşısına çıkarak onlara, özel bir işaret diliyle, “Sabah akşam Allah’ı tesbih edin” dedi.
Kelime meali
فَخَرَجَ çıkıp · عَلَىٰ karşısına · قَوْمِهِۦ kavminin · مِنَ ma'bedden · ٱلْمِحْرَابِ · فَأَوْحَىٰٓ işaret etti · إِلَيْهِمْ onlara · أَن diye · سَبِّحُوا۟ tesbih edin · بُكْرَةًۭ sabah · وَعَشِيًّۭا ve akşam
يَٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَٰبَ بِقُوَّةࣲۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيࣰّ ا ﴿12﴾
yâ yaḥyâ ḫuẕi-lkitâbe biḳuvveh. veâteynâhü-lḥukme ṣabiyyâ.
12. “Ey Yahyâ! Kitaba var gücünle sarıl!” dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik.
Kelime meali
يَـٰيَحْيَىٰ Ey Yahya · خُذِ tut · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · بِقُوَّةٍۢ ۖ kuvvetle · وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik · ٱلْحُكْمَ hikmet · صَبِيًّۭا çocuk iken
وَحَنَانࣰ ا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةࣰۖ وَكَانَ تَقِيࣰّ ا ﴿13﴾
veḥanânem mil ledünnâ vezekâh. vekâne teḳiyyâ.
13. Ayrıca katımızdan ona şefkat ve ruh temizliği de (verdik). O, kötülükten çok sakınan biriydi.
Kelime meali
وَحَنَانًۭا ve bir rahmet · مِّن katımızdan · لَّدُنَّا · وَزَكَوٰةًۭ ۖ ve temizlik · وَكَانَ ve oldu · تَقِيًّۭا sakınan (bir kimse)
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَيۡهِ وَلَمۡ يَكُن جَبَّارًا عَصِيࣰّ ا ﴿14﴾
veberram bivâlideyhi velem yekün cebbâran `aṣiyyâ.
14. Anne babasına çok iyi davranırdı; zorba ve âsi değildi.
Kelime meali
وَبَرًّۢا ve iyilik ediciydi · بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına · وَلَمْ ve · يَكُن değildi · جَبَّارًا baş kaldıran · عَصِيًّۭا bir zorba
وَسَلَٰمٌ عَلَيۡهِ يَوۡمَ وُلِدَ وَيَوۡمَ يَمُوتُ وَيَوۡمَ يُبۡعَثُ حَيࣰّ ا ﴿15﴾
veselâmün `aleyhi yevme vulide veyevme yemûtü veyevme yüb`aŝü ḥayyâ.
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden hayata döndürüleceği gün ona selâm olsun.
Kelime meali
وَسَلَـٰمٌ selam olsun! · عَلَيْهِ ona · يَوْمَ gün · وُلِدَ doğduğu · وَيَوْمَ ve gün · يَمُوتُ öleceği · وَيَوْمَ ve gün · يُبْعَثُ kaldırılacağı · حَيًّۭا diri olarak
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَرۡيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتۡ مِنۡ أَهۡلِهَا مَكَانࣰ ا شَرۡقِيࣰّ ا ﴿16﴾
veẕkür fi-lkitâbi meryem. iẕi-ntebeẕet min ehlihâ mekânen şerḳiyyâ.
16. Kitapta Meryem’i de okuyup an. Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Kelime meali
وَٱذْكُرْ an (hatırla) · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · مَرْيَمَ Meryem'i · إِذِ bir zaman · ٱنتَبَذَتْ o ayrılıp çekilmişti · مِنْ ailesinden · أَهْلِهَا · مَكَانًۭا bir yere · شَرْقِيًّۭا doğu yönünde
فَٱتَّخَذَتۡ مِن دُونِهِمۡ حِجَابࣰ ا فَأَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرࣰ ا سَوِيࣰّ ا ﴿17﴾
fetteḫaẕet min dûnihim ḥicâben feerselnâ ileyhâ rûḥanâ fetemeŝŝele lehâ beşeran seviyyâ.
17. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü.
Kelime meali
فَٱتَّخَذَتْ çekmişti · مِن onlarla arasına · دُونِهِمْ · حِجَابًۭا bir perde · فَأَرْسَلْنَآ biz de gönderdik · إِلَيْهَا ona · رُوحَنَا ruhumuzu (Cebrail'i) · فَتَمَثَّلَ göründü · لَهَا ona · بَشَرًۭا bir insan şeklinde · سَوِيًّۭا düzgün
قَالَتۡ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحۡمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيࣰّ ا ﴿18﴾
ḳâlet innî e`ûẕü birraḥmâni minke in künte teḳiyyâ.
18. Meryem, “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi.
Kelime meali
قَالَتْ (Meryem) dedi ki · إِنِّىٓ şüphesiz ben · أَعُوذُ sığınırım · بِٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a · مِنكَ senden · إِن eğer · كُنتَ isen · تَقِيًّۭا korkuyor
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمࣰ ا زَكِيࣰّ ا ﴿19﴾
ḳâle innemâ ene rasûlü rabbik. liehebe leki gulâmen zekiyyâ.
19. Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi.
Kelime meali
قَالَ dedi ki · إِنَّمَآ sadece · أَنَا۠ ben · رَسُولُ elçisiyim · رَبِّكِ Rabbinin · لِأَهَبَ hediye edeyim diye · لَكِ sana · غُلَـٰمًۭا bir erkek çocuğu · زَكِيًّۭا tertemiz
قَالَتۡ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرࣱ وَلَمۡ أَكُ بَغِيࣰّ ا ﴿20﴾
ḳâlet ennâ yekûnü lî gulâmüv velem yemsesnî beşeruv velem ekü begiyyâ.
20. Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi.
Kelime meali
قَالَتْ dedi · أَنَّىٰ nasıl · يَكُونُ olur · لِى benim · غُلَـٰمٌۭ oğlum · وَلَمْ bana dokunmadı · يَمْسَسْنِى · بَشَرٌۭ bir insan · وَلَمْ ve · أَكُ ben değilim · بَغِيًّۭا iffetsiz
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱۖ وَلِنَجۡعَلَهُۥٓ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِ وَرَحۡمَةࣰ مِّنَّاۚ وَكَانَ أَمۡرࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا ﴿21﴾
ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüki hüve `aleyye heyyin. velinec`alehû âyetel linnâsi veraḥmetem minnâ. vekâne emram maḳḍiyyâ.
21. Melek cevap verdi: “Orası öyle; ancak rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır. Biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, kararlaştırılmış bir iştir.”
Kelime meali
قَالَ dedi · كَذَٰلِكِ öyledir · قَالَ dedi · رَبُّكِ Rabbin · هُوَ O · عَلَىَّ bana · هَيِّنٌۭ ۖ kolaydır · وَلِنَجْعَلَهُۥٓ onu kılmak için · ءَايَةًۭ bir mu'cize · لِّلنَّاسِ insanlara · وَرَحْمَةًۭ ve bir rahmet · مِّنَّا ۚ bizden · وَكَانَ ve olup · أَمْرًۭا iş · مَّقْضِيًّۭا karara bağlanarak
۞فَحَمَلَتۡهُ فَٱنتَبَذَتۡ بِهِۦ مَكَانࣰ ا قَصِيࣰّ ا ﴿22﴾
feḥamelethü fentebeẕet bihî mekânen ḳaṣiyyâ.
22. Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi.
Kelime meali
۞ فَحَمَلَتْهُ ona gebe kaldı · فَٱنتَبَذَتْ ve çekildi · بِهِۦ onunla · مَكَانًۭا bir yere · قَصِيًّۭا uzak
فَأَجَآءَهَا ٱلۡمَخَاضُ إِلَىٰ جِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ قَالَتۡ يَٰلَيۡتَنِي مِتُّ قَبۡلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسۡيࣰ ا مَّنسِيࣰّ ا ﴿23﴾
feecâehe-lmeḫâḍu ilâ ciẕ`i-nnaḫleh. ḳâlet yâ leytenî mittü ḳable hâẕâ veküntü nesyem mensiyyâ.
23. Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine getirdi. Meryem, “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!” dedi.
Kelime meali
فَأَجَآءَهَا ve onu getirdi · ٱلْمَخَاضُ doğum sancısı · إِلَىٰ dalı(nın altı)na · جِذْعِ · ٱلنَّخْلَةِ bir hurma · قَالَتْ dedi · يَـٰلَيْتَنِى ey keşke · مِتُّ ölseydim · قَبْلَ önce · هَـٰذَا bundan · وَكُنتُ ve idim · نَسْيًۭا unutulsa · مَّنسِيًّۭا unutulanlar gibi
فَنَادَىٰهَا مِن تَحۡتِهَآ أَلَّا تَحۡزَنِي قَدۡ جَعَلَ رَبُّكِ تَحۡتَكِ سَرِيࣰّ ا ﴿24﴾
fenâdâhâ min taḥtihâ ellâ taḥzenî ḳad ce`ale rabbüki taḥteki seriyyâ.
24. Aşağısından biri ona şöyle seslendi: “Tasalanma! Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır.
Kelime meali
فَنَادَىٰهَا ona şöyle seslendi · مِن altından · تَحْتِهَآ · أَلَّا üzülme · تَحْزَنِى · قَدْ gerçekten · جَعَلَ var etti · رَبُّكِ Rabbin · تَحْتَكِ alt tarafında · سَرِيًّۭا bir su arkı
وَهُزِّيٓ إِلَيۡكِ بِجِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ تُسَٰقِطۡ عَلَيۡكِ رُطَبࣰ ا جَنِيࣰّ ا ﴿25﴾
vehüzzî ileyki biciẕ`i-nnaḫleti tüṣâḳiṭ `aleyki ruṭaben ceniyyâ.
25. (Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.
Kelime meali
وَهُزِّىٓ silkele · إِلَيْكِ sana doğru · بِجِذْعِ dalını · ٱلنَّخْلَةِ hurma · تُسَـٰقِطْ dökülsün · عَلَيْكِ üzerine · رُطَبًۭا olgun hurma · جَنِيًّۭا taze
فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنࣰ اۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدࣰ ا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمࣰ ا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيࣰّ ا ﴿26﴾
fekülî veşrabî veḳarrî `aynâ. feimmâ terayinne mine-lbeşeri eḥaden feḳûlî innî neẕertü lirraḥmâni ṣavmen felen ükellime-lyevme insiyyâ.
26. Ye iç, gözün aydın olsun! İnsanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok esirgeyici olan Allah’a adakta bulundum; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
Kelime meali
فَكُلِى ye · وَٱشْرَبِى ve iç · وَقَرِّى ve aydın olsun · عَيْنًۭا ۖ gözün · فَإِمَّا eğer · تَرَيِنَّ görürsen · مِنَ insanlardan · ٱلْبَشَرِ · أَحَدًۭا birini · فَقُولِىٓ de ki · إِنِّى şüphesiz ben · نَذَرْتُ adadım · لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için · صَوْمًۭا oruç · فَلَنْ asla · أُكَلِّمَ konuşmayacağım · ٱلْيَوْمَ bugün · إِنسِيًّۭا hiçbir insanla
فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـࣰٔ ا فَرِيࣰّ ا ﴿27﴾
feetet bihî ḳavmehâ taḥmilüh. ḳâlû yâ meryemü leḳad ci'ti şey'en feriyyâ.
27. Sonra çocuğu kucağına alarak topluluğuna getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!
Kelime meali
فَأَتَتْ getirdi · بِهِۦ onu · قَوْمَهَا kavmine · تَحْمِلُهُۥ ۖ taşıyarak · قَالُوا۟ dediler · يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem · لَقَدْ gerçekten · جِئْتِ sen yaptın · شَيْـًۭٔا bir iş · فَرِيًّۭا tuhaf korkunç'
يَٰٓأُخۡتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءࣲ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيࣰّ ا ﴿28﴾
yâ uḫte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev'iv vemâ kânet ümmüki begiyyâ.
28. Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi.”
Kelime meali
يَـٰٓأُخْتَ ey kızkardeşi · هَـٰرُونَ Harun'un · مَا değildi · كَانَ · أَبُوكِ baban · ٱمْرَأَ bir adam · سَوْءٍۢ kötü · وَمَا ve · كَانَتْ değildi · أُمُّكِ annen de · بَغِيًّۭا iffetsiz
فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِۖ قَالُواْ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي ٱلۡمَهۡدِ صَبِيࣰّ ا ﴿29﴾
feeşârat ileyh. ḳâlû keyfe nükellimü men kâne fi-lmehdi ṣabiyyâ.
29. Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
Kelime meali
فَأَشَارَتْ (çocuğu) gösterdi · إِلَيْهِ ۖ onlara · قَالُوا۟ dediler ki · كَيْفَ nasıl · نُكَلِّمُ konuşuruz · مَن kimseyle · كَانَ olan · فِى beşikte · ٱلْمَهْدِ · صَبِيًّۭا çocukla
قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيࣰّ ا ﴿30﴾
ḳâle innî `abdü-llâh. âtâniye-lkitâbe vece`alenî nebiyyâ.
30. Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.
Kelime meali
قَالَ (Çocuk) dedi · إِنِّى şüphesiz ben · عَبْدُ kuluyum · ٱللَّهِ Allah'ın · ءَاتَىٰنِىَ bana verdi · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَجَعَلَنِى ve beni yaptı · نَبِيًّۭا peygamber
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيࣰّ ا ﴿31﴾
vece`alenî mübâraken eyne mâ künt. veevṣânî biṣṣalâti vezzekâti mâ dümtü ḥayyâ.
31–32. Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankâr yapmadı.
Kelime meali
وَجَعَلَنِى ve beni kıldı · مُبَارَكًا bereketli · أَيْنَ nerede · مَا olursam · كُنتُ · وَأَوْصَـٰنِى ve bana emretti · بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı · وَٱلزَّكَوٰةِ ve zekat vermeyi · مَا olduğum sürece · دُمْتُ · حَيًّۭا sağ
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارࣰ ا شَقِيࣰّ ا ﴿32﴾
veberram bivâlidetî. velem yec`alnî cebbâran şeḳiyyâ.
Kelime meali
وَبَرًّۢا ve iyilik eder (kıldı) · بِوَٰلِدَتِى anneme · وَلَمْ ve beni yapmadı · يَجْعَلْنِى · جَبَّارًۭا bir zorba · شَقِيًّۭا baş kaldıran
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيࣰّ ا ﴿33﴾
vesselâmü `aleyye yevme vulittü veyevme emûtü veyevme üb`aŝü ḥayyâ.
33. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır.”
Kelime meali
وَٱلسَّلَـٰمُ ve esenlik verilmiştir · عَلَىَّ bana · يَوْمَ gün · وُلِدتُّ doğduğum · وَيَوْمَ ve gün · أَمُوتُ öleceğim · وَيَوْمَ ve gün · أُبْعَثُ kaldırılacağım · حَيًّۭا diri olarak
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِي فِيهِ يَمۡتَرُونَ ﴿34﴾
ẕâlike `îse-bnü meryem. ḳavle-lḥaḳḳi-lleẕî fîhi yemterûn.
34. İşte Meryem oğlu Îsâ bu; şüpheye düşüp tartıştıkları konuda gerçek söz de bu.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ ۚ Meryem · قَوْلَ söz · ٱلْحَقِّ gerçek · ٱلَّذِى hakkında · فِيهِ · يَمْتَرُونَ şüphe edip ayrılığa düştükleri
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدࣲۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ﴿35﴾
mâ kâne lillâhi ey yetteḫiẕe miv veledin sübḥâneh. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
35. Allah’ın bir evlât edinmesi olacak şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe karar verdiği zaman ona sadece “ol!” der, hemen olur.
Kelime meali
مَا yakışmaz · كَانَ · لِلَّهِ Allah'a · أَن edinmek · يَتَّخِذَ · مِن hiçbir · وَلَدٍۢ ۖ çocuk · سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ O'nun şanı yücedir · إِذَا zaman · قَضَىٰٓ hükmettiği · أَمْرًۭا bir işi · فَإِنَّمَا sadece · يَقُولُ der · لَهُۥ ona · كُن ol! · فَيَكُونُ (o da) olur
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ ﴿36﴾
veinne-llâhe rabbî verabbüküm fa`büdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
36. Îsâ şunu da söyledi: “Muhakkak ki Allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin, doğru yol budur.”
Kelime meali
وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · رَبِّى benim Rabbimdir · وَرَبُّكُمْ ve sizin Rabbinizdir · فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na kulluk edin · هَـٰذَا işte budur · صِرَٰطٌۭ yol · مُّسْتَقِيمٌۭ dosdoğru
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡۖ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ﴿37﴾
faḫtelefe-l'aḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne keferû mim meşhedi yevmin `ażîm.
37. Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne ulaşıldığında, vay o inkârcıların haline!
Kelime meali
فَٱخْتَلَفَ ayrılığa düştüler · ٱلْأَحْزَابُ hizipler · مِنۢ kendi aralarından · بَيْنِهِمْ ۖ · فَوَيْلٌۭ artık vay haline · لِّلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden · مِن ötürü · مَّشْهَدِ görmekten · يَوْمٍ bir günü · عَظِيمٍ büyük
أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ ﴿38﴾
esmi` bihim veebṣir yevme ye'tûnenâ lâkini-żżâlimûne-lyevme fî ḍalâlim mübîn.
38. Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün öyle bir işitirler ve öyle bir görürler ki! Ne var ki o zalimler bugün tam bir sapkınlık içindedirler.
Kelime meali
أَسْمِعْ ne güzel işitirler · بِهِمْ onlar · وَأَبْصِرْ ne güzel görürler · يَوْمَ gün · يَأْتُونَنَا ۖ bize geldikleri · لَـٰكِنِ ama · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler · ٱلْيَوْمَ bugün · فِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۢ sapıklık · مُّبِينٍۢ apaçık
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡحَسۡرَةِ إِذۡ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ وَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﴿39﴾
veenẕirhüm yevme-lḥasrati iẕ ḳuḍiye-l'emr. vehüm fî gafletiv vehüm lâ yü'minûn.
39. Sen onları pişmanlık günü hakkında uyar; o gün onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken iş olup bitecektir.
Kelime meali
وَأَنذِرْهُمْ onları uyar · يَوْمَ gününe (karşı) · ٱلْحَسْرَةِ hasret · إِذْ o zaman · قُضِىَ hükmedilir · ٱلْأَمْرُ işe · وَهُمْ onlar · فِى içinde iken · غَفْلَةٍۢ gaflet · وَهُمْ ve onlar · لَا iman etmezlerken · يُؤْمِنُونَ
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَيۡهَا وَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ ﴿40﴾
innâ naḥnü neriŝü-l'arḍa vemen `aleyhâ veileynâ yürce`ûn.
40. Yeryüzü ve onun üzerindekiler sonunda yalnız bize kalır ve hepsi bize dönerler.
Kelime meali
إِنَّا ancak biz · نَحْنُ biz · نَرِثُ varis oluruz · ٱلْأَرْضَ dünyaya · وَمَنْ ve bulunanlara · عَلَيْهَا onun üzerinde · وَإِلَيْنَا ve bize · يُرْجَعُونَ döndürülürler
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِبۡرَٰهِيمَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيًّا ﴿41﴾
veẕkür fi-lkitâbi ibrâhîm. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
41. Bu kitapta İbrâhim’i de okuyup an! Kuşkusuz o, özü sözü doğru bir insan, bir peygamberdi.
Kelime meali
وَٱذْكُرْ an (hatırla) · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · إِبْرَٰهِيمَ ۚ İbrahim'i · إِنَّهُۥ gerçekten o · كَانَ idi · صِدِّيقًۭا çok doğru · نَّبِيًّا bir peygamber
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعۡبُدُ مَا لَا يَسۡمَعُ وَلَا يُبۡصِرُ وَلَا يُغۡنِي عَنكَ شَيۡـࣰٔ ا ﴿42﴾
iẕ ḳâle liebîhi yâ ebeti lime ta`büdü mâ lâ yesme`u velâ yübṣiru velâ yugnî `anke şey'â.
42. Bir gün babasına şöyle demişti: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
Kelime meali
إِذْ hani · قَالَ demişti ki · لِأَبِيهِ babasına · يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım · لِمَ niçin? · تَعْبُدُ tapıyorsun · مَا şeylere · لَا işitmeyen · يَسْمَعُ · وَلَا ve · يُبْصِرُ görmeyen · وَلَا ve · يُغْنِى yararı olmayan · عَنكَ sana · شَيْـًۭٔا hiçbir
يَٰٓأَبَتِ إِنِّي قَدۡ جَآءَنِي مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَمۡ يَأۡتِكَ فَٱتَّبِعۡنِيٓ أَهۡدِكَ صِرَٰطࣰ ا سَوِيࣰّ ا ﴿43﴾
yâ ebeti innî ḳad câenî mine-l`ilmi mâ lem ye'tike fettebi`nî ehdike ṣirâṭan seviyyâ.
43. Babacığım! Sana gelmeyen bir bilgi hakikaten bana geldi, bu sebeple bana uy ki seni düz yola çıkarayım.
Kelime meali
يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım · إِنِّى bana · قَدْ elbette · جَآءَنِى bana geldi · مِنَ bir bilgi · ٱلْعِلْمِ · مَا sana gelmeyen · لَمْ · يَأْتِكَ · فَٱتَّبِعْنِىٓ bana uy · أَهْدِكَ seni ileteyim · صِرَٰطًۭا bir yola · سَوِيًّۭا düzgün
يَٰٓأَبَتِ لَا تَعۡبُدِ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلرَّحۡمَٰنِ عَصِيࣰّ ا ﴿44﴾
yâ ebeti lâ ta`büdi-şşeyṭân. inne-şşeyṭâne kâne lirraḥmâni `aṣiyyâ.
44. Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, rahmânın buyruğuna uymamıştır.
Kelime meali
يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım · لَا tapma · تَعْبُدِ · ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ şeytana · إِنَّ çünkü · ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan · كَانَ Rahman'a · لِلرَّحْمَـٰنِ · عَصِيًّۭا isyan etmiştir
يَٰٓأَبَتِ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابࣱ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيۡطَٰنِ وَلِيࣰّ ا ﴿45﴾
yâ ebeti innî eḫâfü ey yemesseke `aẕâbüm mine-rraḥmâni fetekûne lişşeyṭâni veliyyâ.
45. Babacığım! Allah’ın azabına uğramandan ve böylece şeytanın yandaşı olmandan korkuyorum.
Kelime meali
يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım · إِنِّىٓ elbette ben · أَخَافُ korkuyorum · أَن diye · يَمَسَّكَ sana dokunacak · عَذَابٌۭ bir azab · مِّنَ Rahmandan · ٱلرَّحْمَـٰنِ · فَتَكُونَ o zaman olursun · لِلشَّيْطَـٰنِ şeytanın · وَلِيًّۭا dostu
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنۡ ءَالِهَتِي يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ لَأَرۡجُمَنَّكَۖ وَٱهۡجُرۡنِي مَلِيࣰّ ا ﴿46﴾
ḳâle erâgibün ente `an âlihetî yâ ibrâhîm. leil lem tentehi leercümenneke vehcürnî meliyyâ.
46. (Babası:) “Ey İbrâhim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlatırım; şimdi uzun bir süre gözüme görünme!” dedi.
Kelime meali
قَالَ dedi ki · أَرَاغِبٌ yüz mü çeviriyorsun? · أَنتَ sen · عَنْ benim tanrılarımdan · ءَالِهَتِى · يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ Ey İbrahim · لَئِن eğer · لَّمْ vazgeçmezsen · تَنتَهِ · لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ andolsun seni taşlarım · وَٱهْجُرْنِى benden ayrıl git' · مَلِيًّۭا uzun süre
قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكَۖ سَأَسۡتَغۡفِرُ لَكَ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِي حَفِيࣰّ ا ﴿47﴾
ḳâle selâmün `aleyk. seestagfiru leke rabbî. innehû kâne bî ḥafiyyâ.
47. İbrâhim şöyle dedi: “Esen kal! Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lutufkârdır.
Kelime meali
قَالَ dedi · سَلَـٰمٌ selam · عَلَيْكَ ۖ sana · سَأَسْتَغْفِرُ mağfiret dileyeceğim · لَكَ senin için · رَبِّىٓ ۖ Rabbimden · إِنَّهُۥ çünkü O · كَانَ bana · بِى · حَفِيًّۭا çok lutufkardır
وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُواْ رَبِّي عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّي شَقِيࣰّ ا ﴿48﴾
vea`tezilüküm vemâ ted`ûne min dûni-llâhi veed`û rabbî. `asâ ellâ ekûne bidü`âi rabbî şeḳiyyâ.
48. Sizden de Allah’ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve rabbime niyaz ediyorum. Umudum odur ki rabbime niyazımdan eli boş dönmeyeceğim.”
Kelime meali
وَأَعْتَزِلُكُمْ sizden ayrılıyorum · وَمَا ve · تَدْعُونَ yalvardıklarınızdan · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَأَدْعُوا۟ ve yalnız yalvarıyorum · رَبِّى Rabbime · عَسَىٰٓ umarım ki · أَلَّآ olmam · أَكُونَ · بِدُعَآءِ yalvarmakla · رَبِّى Rabbime · شَقِيًّۭا bahtsız
فَلَمَّا ٱعۡتَزَلَهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا نَبِيࣰّ ا ﴿49﴾
felemme-`tezelehüm vemâ ya`büdûne min dûni-llâhi vehebnâ lehû isḥâḳa veya`ḳûb. veküllen ce`alnâ nebiyyâ.
49. Nihayet İbrâhim onlardan ve Allah’ın dışında taptıklarından uzaklaşınca, biz ona İshak ve Ya‘kūb’u bahşettik, her birini peygamber yaptık.
Kelime meali
فَلَمَّا ne zaman ki · ٱعْتَزَلَهُمْ onlardan ayrıldı · وَمَا ve · يَعْبُدُونَ onların taptıklarından · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَهَبْنَا biz armağan ettik · لَهُۥٓ ona · إِسْحَـٰقَ İshak'ı · وَيَعْقُوبَ ۖ ve Ya'kub'u · وَكُلًّۭا ve hepsini · جَعَلْنَا yaptık · نَبِيًّۭا peygamber
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِيࣰّ ا ﴿50﴾
vevehebnâ lehüm mir raḥmetinâ vece`alnâ lehüm lisâne ṣidḳin `aliyyâ.
50. Onlara da rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik.
Kelime meali
وَوَهَبْنَا ve lutfettik · لَهُم onlara · مِّن rahmetimizden · رَّحْمَتِنَا · وَجَعَلْنَا ve verdik · لَهُمْ onlar için · لِسَانَ dili · صِدْقٍ bir doğruluk · عَلِيًّۭا yüce
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مُوسَىٰٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخۡلَصࣰ ا وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا ﴿51﴾
veẕkür fi-lkitâbi mûsâ. innehû kâne muḫleṣav vekâne rasûlen nebiyyâ.
51. Bu kitapta Mûsâ’yı da okuyarak an. Gerçekten o ihlâslı biriydi, elçi-peygamberdi.
Kelime meali
وَٱذْكُرْ an · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · مُوسَىٰٓ ۚ Musa'yı da · إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ idi · مُخْلَصًۭا içi temiz · وَكَانَ ve idi · رَسُولًۭا bir peygamber · نَّبِيًّۭا nebi
وَنَٰدَيۡنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنِ وَقَرَّبۡنَٰهُ نَجِيࣰّ ا ﴿52﴾
venâdeynâhü min cânibi-ṭṭûri-l'eymeni veḳarrabnâhü neciyyâ.
52. Ona Tûr’un sağ tarafından seslendik ve onu fısıldaşırcasına (kendimize) yaklaştırdık.
Kelime meali
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ ve ona seslendik · مِن tarafından · جَانِبِ · ٱلطُّورِ Tur'un · ٱلْأَيْمَنِ sağ · وَقَرَّبْنَـٰهُ ve onu yaklaştırdık · نَجِيًّۭا özel konuşmak için
وَوَهَبۡنَا لَهُۥ مِن رَّحۡمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيࣰّ ا ﴿53﴾
vevehebnâ lehû mir raḥmetinâ eḫâhü hârûne nebiyyâ.
53. Rahmetimizin bir sonucu olmak üzere kardeşi Hârûn’u da bir peygamber olarak onun yanına verdik.
Kelime meali
وَوَهَبْنَا ve armağan ettik · لَهُۥ ona · مِن dolayı · رَّحْمَتِنَآ acıdığımızdan · أَخَاهُ kardeşi · هَـٰرُونَ Harun'u · نَبِيًّۭا peygamber olarak
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِسۡمَٰعِيلَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلۡوَعۡدِ وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا ﴿54﴾
veẕkür fi-lkitâbi ismâ`îl. innehû kâne ṣâdiḳa-lva`di vekâne rasûlen nebiyyâ.
54. Bu kitapta İsmâil’i de okuyup an. O gerçekten sözüne sadıktı; elçi-peygamberdi.
Kelime meali
وَٱذْكُرْ an · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · إِسْمَـٰعِيلَ ۚ İsma'il'i de · إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ idi · صَادِقَ sadık · ٱلْوَعْدِ sözünde · وَكَانَ ve idi · رَسُولًۭا bir peygamber · نَّبِيًّۭا nebi
وَكَانَ يَأۡمُرُ أَهۡلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرۡضِيࣰّ ا ﴿55﴾
vekâne ye'müru ehlehû biṣṣalâti vezzekâh. vekâne `inde rabbihî merḍiyyâ.
55. Halkına namazı ve zekâtı emrederdi ve rabbinin rızâsına ermişti.
Kelime meali
وَكَانَ ve · يَأْمُرُ emrederdi · أَهْلَهُۥ halkına · بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı · وَٱلزَّكَوٰةِ zekat vermeyi · وَكَانَ ve idi · عِندَ yanında · رَبِّهِۦ Rabbi · مَرْضِيًّۭا beğenilmişlerden
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِدۡرِيسَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيࣰّ ا ﴿56﴾
veẕkür fi-lkitâbi idrîs. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
56. Kitapta İdrîs’i de okuyarak an. Hakikaten o, pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi.
Kelime meali
وَٱذْكُرْ ve an · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · إِدْرِيسَ ۚ İdris'i de · إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ idi · صِدِّيقًۭا çok doğru · نَّبِيًّۭا bir peygamber
وَرَفَعۡنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا ﴿57﴾
verafa`nâhü mekânen `aliyyâ.
57. Onu üstün bir konuma getirdik.
Kelime meali
وَرَفَعْنَـٰهُ onu yükseltmiştik · مَكَانًا bir yere · عَلِيًّا yüce
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحࣲ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنۡ هَدَيۡنَا وَٱجۡتَبَيۡنَآۚ إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُ ٱلرَّحۡمَٰنِ خَرُّواْۤ سُجَّدࣰ اۤ وَبُكِيࣰّ ا۩ ﴿58﴾
ülâike-lleẕîne en`ame-llâhü `aleyhim mine-nnebiyyîne min ẕürriyyeti âdeme vemimmen ḥamelnâ me`a nûḥ. vemin ẕürriyyeti ibrâhîme veisrâîle vemimmen hedeynâ vectebeynâ. iẕâ tütlâ `aleyhim âyâtü-rraḥmâni ḫarrû süccedev vebükiyyâ.
58. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, Âdem’in soyundan gelen peygamberler; Nûh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımız, İbrâhim ve İsrâil’in (Ya‘kūb) soyundan gelenler ve doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerden olup, kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlar.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte bunlar · ٱلَّذِينَ kimselerdir · أَنْعَمَ ni'met verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِم kendilerine · مِّنَ peygamberlerden · ٱلنَّبِيِّـۧنَ · مِن neslinden · ذُرِّيَّةِ · ءَادَمَ Adem · وَمِمَّنْ ve kimselerdendir · حَمَلْنَا taşıdıklarımız · مَعَ ile beraber · نُوحٍۢ Nuh · وَمِن ve · ذُرِّيَّةِ neslindendir · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · وَإِسْرَٰٓءِيلَ ve İsrail (Ya'kub) · وَمِمَّنْ ve kimselerdendir · هَدَيْنَا yol gösterdiğimiz · وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ ve seçtiğimiz · إِذَا zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتُ ayetleri · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın · خَرُّوا۟ kapanırlardı · سُجَّدًۭا secdeye · وَبُكِيًّۭا ۩ ağlayarak
۞فَخَلَفَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ خَلۡفٌ أَضَاعُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُواْ ٱلشَّهَوَٰتِۖ فَسَوۡفَ يَلۡقَوۡنَ غَيًّا ﴿59﴾
feḫalefe mim ba`dihim ḫalfün eḍâ`u-ṣṣalâte vettebe`ü-şşehevâti fesevfe yelḳavne gayyâ.
59. Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Kelime meali
۞ فَخَلَفَ yerlerine geldi · مِنۢ onlardan sonra · بَعْدِهِمْ · خَلْفٌ öyle bir nesil · أَضَاعُوا۟ onlar zayi ettiler · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular · ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ şehvetlerine · فَسَوْفَ yakında · يَلْقَوْنَ onlar bulacaklardır · غَيًّا kötülük
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا ﴿60﴾
illâ men tâbe veâmene ve`amile ṣâliḥan feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne şey'â.
60–61. Ancak tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler böyle değildir. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete; çok esirgeyici olan Allah’ın, kullarına vaad ettiği, onların idraklerini aşan adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir.
Kelime meali
إِلَّا ancak · مَن kimseler · تَابَ tevbe eden · وَءَامَنَ ve inananlar · وَعَمِلَ ve yapanlar · صَـٰلِحًۭا iyi işler · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · يَدْخُلُونَ girecekler · ٱلْجَنَّةَ cennete · وَلَا ve · يُظْلَمُونَ haksızlığa uğratılmayacaklardır · شَيْـًۭٔا hiç
جَنَّٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَأۡتِيࣰّ ا ﴿61﴾
cennâti `adnini-lletî ve`ade-rraḥmânü `ibâdehû bilgayb. innehû kâne va`dühû me'tiyyâ.
Kelime meali
جَنَّـٰتِ cennetleri(ne gireceklerdir) · عَدْنٍ Adn · ٱلَّتِى va'dettiği · وَعَدَ · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın · عِبَادَهُۥ kullarına · بِٱلْغَيْبِ ۚ gıyaben · إِنَّهُۥ şüphesiz O'nun · كَانَ va'di · وَعْدُهُۥ · مَأْتِيًّۭا yerine gelecektir
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوًا إِلَّا سَلَٰمࣰ اۖ وَلَهُمۡ رِزۡقُهُمۡ فِيهَا بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا ﴿62﴾
lâ yesme`ûne fîhâ lagven illâ selâmâ. velehüm rizḳuhüm fîhâ bükratev ve`aşiyyâ.
62. Orada boş söz işitmezler, kendilerine yalnız esenlikler dilenir. Orada, sabah akşam rızıkları hazırdır.
Kelime meali
لَّا işitmezler · يَسْمَعُونَ · فِيهَا orada · لَغْوًا boş söz · إِلَّا yalnızca · سَلَـٰمًۭا ۖ selam · وَلَهُمْ ve hazırdır · رِزْقُهُمْ rızıkları da · فِيهَا orada · بُكْرَةًۭ sabah · وَعَشِيًّۭا ve akşam
تِلۡكَ ٱلۡجَنَّةُ ٱلَّتِي نُورِثُ مِنۡ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيࣰّ ا ﴿63﴾
tilke-lcennetü-lletî nûriŝü min `ibâdinâ men kâne teḳiyyâ.
63. Kullarımızdan takvâ sahibi kimselere vereceğimiz cennet işte budur.
Kelime meali
تِلْكَ işte budur · ٱلْجَنَّةُ cennet · ٱلَّتِى vereceğimiz · نُورِثُ · مِنْ kullarımızdan · عِبَادِنَا · مَن korunanlara · كَانَ · تَقِيًّۭا
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمۡرِ رَبِّكَۖ لَهُۥ مَا بَيۡنَ أَيۡدِينَا وَمَا خَلۡفَنَا وَمَا بَيۡنَ ذَٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيࣰّ ا ﴿64﴾
vemâ netenezzelü illâ biemri rabbik. lehû mâ beyne eydînâ vemâ ḫalfenâ vemâ beyne ẕâlik. vemâ kâne rabbüke nesiyyâ.
64. (Melek dedi ki:) “Biz ancak rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O’na aittir. Senin rabbin unutkan değildir.”
Kelime meali
وَمَا ve · نَتَنَزَّلُ biz inmeyiz · إِلَّا dışında · بِأَمْرِ emri · رَبِّكَ ۖ Rabbinin · لَهُۥ O'na aittir · مَا olan herşey · بَيْنَ önümüzde · أَيْدِينَا · وَمَا ve olan · خَلْفَنَا arkamızda · وَمَا ve olan · بَيْنَ arasında · ذَٰلِكَ ۚ bunlar · وَمَا asla değildir · كَانَ Rabbin · رَبُّكَ · نَسِيًّۭا unutkan
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا فَٱعۡبُدۡهُ وَٱصۡطَبِرۡ لِعِبَٰدَتِهِۦۚ هَلۡ تَعۡلَمُ لَهُۥ سَمِيࣰّ ا ﴿65﴾
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ fa`büdhü vaṣṭabir li`ibâdetih. hel ta`lemü lehû semiyyâ.
65. O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin rabbidir. Şu halde O’na sabır ve sebatla kulluk et. O’nun adını almaya lâyık başka birini biliyor musun?
Kelime meali
رَّبُّ Rabbidir · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ yerin · وَمَا ve şeylerin · بَيْنَهُمَا bunlar arasında bulunan · فَٱعْبُدْهُ O'na kulluk et · وَٱصْطَبِرْ ve sabret · لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ O'na kullukta · هَلْ biliyormusun? · تَعْلَمُ · لَهُۥ O'nun · سَمِيًّۭا adaşını
وَيَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوۡفَ أُخۡرَجُ حَيًّا ﴿66﴾
veyeḳûlü-l'insânü eiẕâ mâ mittü lesevfe uḫracü ḥayyâ.
66. İnsan, “Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?” diyor.
Kelime meali
وَيَقُولُ ve diyor ki · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · أَءِذَا zaman mı? · مَا öldüğüm · مِتُّ · لَسَوْفَ muhakkak · أُخْرَجُ çıkarılacağım · حَيًّا diri olarak
أَوَلَا يَذۡكُرُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ يَكُ شَيۡـࣰٔ ا ﴿67﴾
evelâ yeẕküru-l'insânü ennâ ḫalaḳnâhü min ḳablü velem yekü şey'â.
67. İnsan düşünmez mi ki, daha önce hiçbir şey değilken biz onu yaratmışızdır?
Kelime meali
أَوَلَا düşünmüyor mu? · يَذْكُرُ · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · أَنَّا bizim · خَلَقْنَـٰهُ onu yarattığımızı · مِن önceden · قَبْلُ · وَلَمْ ve · يَكُ değilken · شَيْـًۭٔا hiçbir şey
فَوَرَبِّكَ لَنَحۡشُرَنَّهُمۡ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحۡضِرَنَّهُمۡ حَوۡلَ جَهَنَّمَ جِثِيࣰّ ا ﴿68﴾
feverabbike lenaḥşürannehüm veşşeyâṭîne ŝümme lenuḥḍirannehüm ḥavle cehenneme ciŝiyyâ.
68. Rabbine andolsun ki onları muhakkak şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş vaziyette hazır tutacağız.
Kelime meali
فَوَرَبِّكَ Rabbine andolsun ki · لَنَحْشُرَنَّهُمْ onları mutlaka toplayacağız · وَٱلشَّيَـٰطِينَ ve şeytanları · ثُمَّ sonra · لَنُحْضِرَنَّهُمْ onları bulunduracağız · حَوْلَ çevresinde · جَهَنَّمَ cehennemin · جِثِيًّۭا diz çökmüş vaziyette
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمۡ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ عِتِيࣰّ ا ﴿69﴾
ŝümme lenenzi`anne min külli şî`atin eyyühüm eşeddü `ale-rraḥmâni `itiyyâ.
69. Sonra her gruptan, Rahmân’a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip çıkaracağız.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · لَنَنزِعَنَّ ayıracağız · مِن her · كُلِّ · شِيعَةٍ milletten · أَيُّهُمْ hangisinin · أَشَدُّ en çok · عَلَى karşı · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a · عِتِيًّۭا isyan edeni
ثُمَّ لَنَحۡنُ أَعۡلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمۡ أَوۡلَىٰ بِهَا صِلِيࣰّ ا ﴿70﴾
ŝümme lenaḥnü a`lemü billeẕîne hüm evlâ bihâ ṣiliyyâ.
70. Sonra ateşi boylamayı hak edenleri elbette en iyi biz biliriz.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · لَنَحْنُ elbette biz · أَعْلَمُ daha iyi biliriz · بِٱلَّذِينَ kimlerin · هُمْ onlar · أَوْلَىٰ uygun olduğunu · بِهَا oraya · صِلِيًّۭا girmeğe
وَإِن مِّنكُمۡ إِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتۡمࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا ﴿71﴾
veim minküm illâ vâridühâ. kâne `alâ rabbike ḥatmem maḳḍiyyâ.
71. İçinizden, oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
Kelime meali
وَإِن ve yoktur · مِّنكُمْ içinizden · إِلَّا hiç kimse · وَارِدُهَا ۚ oraya gitmeyecek · كَانَ (bu) · عَلَىٰ üzerine · رَبِّكَ Rabbinin · حَتْمًۭا bir borçtur · مَّقْضِيًّۭا kesin
ثُمَّ نُنَجِّي ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيࣰّ ا ﴿72﴾
ŝümme nünecci-lleẕîne-tteḳav veneẕeru-żżâlimîne fîhâ ciŝiyyâ.
72. Sonra biz kötülükten sakınanları (cehennemden) esirgeriz; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · نُنَجِّى kurtarırız · ٱلَّذِينَ kimseleri · ٱتَّقَوا۟ muttakileri (sakınanları) · وَّنَذَرُ ve bırakırız · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri · فِيهَا orada · جِثِيًّۭا diz üstü çökmüş olarak
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَيُّ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ خَيۡرࣱ مَّقَامࣰ ا وَأَحۡسَنُ نَدِيࣰّ ا ﴿73﴾
veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû eyyü-lferîḳayni ḫayrum meḳâmev veaḥsenü nediyyâ.
73. Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman inkâr edenler iman edenlere, “İki topluluktan hangimizin konumu daha üstün ve mensupları daha iyi?” diye sorarlar.
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · قَالَ derler · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar edenler · لِلَّذِينَ kimseler için · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · أَىُّ hangisinin · ٱلْفَرِيقَيْنِ iki topluluktan · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · مَّقَامًۭا makamı · وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir? · نَدِيًّۭا meclisi (mevkii)
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَحۡسَنُ أَثَٰثࣰ ا وَرِءۡيࣰ ا ﴿74﴾
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm aḥsenü eŝâŝev veri'yâ.
74. Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helâk ettik.
Kelime meali
وَكَمْ ve nice · أَهْلَكْنَا helak ettik · قَبْلَهُم onlardan önce · مِّن nesiller · قَرْنٍ · هُمْ onlar · أَحْسَنُ daha güzeldi · أَثَـٰثًۭا eşyaca · وَرِءْيًۭا ve gösterişce
قُلۡ مَن كَانَ فِي ٱلضَّلَٰلَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ مَدًّاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلۡعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضۡعَفُ جُندࣰ ا ﴿75﴾
ḳul men kâne fi-ḍḍalâleti felyemdüd lehü-rraḥmânü meddâ. ḥattâ iẕâ raev mâ yû`adûne imme-l`aẕâbe veimme-ssâ`ah. feseya`lemûne men hüve şerrum mekânev veaḍ`afü cündâ.
75. De ki: “Kim sapkınlık içinde ise dilerim Rahmân ona süre versin!” Sonunda kendilerine vaad olunanı; azabı veya kıyameti gördükleri zaman, konumu daha kötü, askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
Kelime meali
قُلْ de ki · مَن kim · كَانَ ise · فِى içinde · ٱلضَّلَـٰلَةِ sapıklık · فَلْيَمْدُدْ süre versin · لَهُ ona · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman · مَدًّا ۚ bi süre · حَتَّىٰٓ nihayet; · إِذَا zaman · رَأَوْا۟ gördükleri · مَا şeyleri · يُوعَدُونَ va'dedildikleri · إِمَّا ya · ٱلْعَذَابَ azabı · وَإِمَّا veya · ٱلسَّاعَةَ (duruşma) sa'ati(ni) · فَسَيَعْلَمُونَ bileceklerdir · مَنْ kimin · هُوَ o · شَرٌّۭ daha kötüdür · مَّكَانًۭا mekanı · وَأَضْعَفُ ve daha zayıftır · جُندًۭا adamları
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ هُدࣰ ىۗ وَٱلۡبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابࣰ ا وَخَيۡرࣱ مَّرَدًّا ﴿76﴾
veyezîdü-llâhü-lleẕîne-htedev hüden. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun `inde rabbike ŝevâbev veḫayrum meraddâ.
76. Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini güçlendirir. Kalıcı olan iyilikler, rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de sonuç bakımından daha iyidir.
Kelime meali
وَيَزِيدُ ve artırır · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimselerin · ٱهْتَدَوْا۟ yola gelen(lerin) · هُدًۭى ۗ hidayetini · وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ve kalıcı olan · ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ yararlı işler · خَيْرٌ daha hayırlıdır · عِندَ yanında · رَبِّكَ Rabbinin · ثَوَابًۭا mükafat bakımından · وَخَيْرٌۭ ve daha iyidir · مَّرَدًّا varılacak yer bakımından
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالࣰ ا وَوَلَدًا ﴿77﴾
eferaeyte-lleẕî kefera biâyâtinâ veḳâle leûteyenne mâlev veveledâ.
77. Âyetlerimizi inkâr eden ve “Mutlaka bana mal ve evlât verilecektir” diyen adamı gördün mü!
Kelime meali
أَفَرَءَيْتَ gördün mü? · ٱلَّذِى kimseleri · كَفَرَ inkar eden(leri) · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · وَقَالَ ve diyeni · لَأُوتَيَنَّ bana verilecek · مَالًۭا mal · وَوَلَدًا ve evlad
أَطَّلَعَ ٱلۡغَيۡبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا ﴿78﴾
eṭṭale`a-lgaybe emi-tteḫaẕe `inde-rraḥmâni `ahdâ.
78. O, gaybı mı biliyor, yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı?
Kelime meali
أَطَّلَعَ bildi mi? · ٱلْغَيْبَ gaybı · أَمِ yoksa · ٱتَّخَذَ aldı mı? · عِندَ huzurunda · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın · عَهْدًۭا bir söz
كَلَّاۚ سَنَكۡتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلۡعَذَابِ مَدࣰّ ا ﴿79﴾
kellâ. senektübü mâ yeḳûlü venemüddü lehû mine-l`aẕâbi meddâ.
79. Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini yazacağız ve cezasını uzattıkça uzatacağız.
Kelime meali
كَلَّا ۚ hayır · سَنَكْتُبُ biz yazacağız · مَا şeyi · يَقُولُ onun dediği · وَنَمُدُّ ve uzatacağız · لَهُۥ onun için · مِنَ azabı · ٱلْعَذَابِ · مَدًّۭا uzattıkça
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأۡتِينَا فَرۡدࣰ ا ﴿80﴾
veneriŝühû mâ yeḳûlü veye'tînâ ferdâ.
80. Onun sözünü ettiği şeyler sonunda bize kalacak, kendisi de tek başına bize gelecek.
Kelime meali
وَنَرِثُهُۥ ve varis olacağız · مَا şeye · يَقُولُ dediği · وَيَأْتِينَا ve o bize gelecek · فَرْدًۭا tek başına
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لِّيَكُونُواْ لَهُمۡ عِزࣰّ ا ﴿81﴾
vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel liyekûnû lehüm `izzâ.
81. Onlar kendilerine bir itibar ve güç vesilesi olsun diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.
Kelime meali
وَٱتَّخَذُوا۟ ve edindiler · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · ءَالِهَةًۭ tanrılar · لِّيَكُونُوا۟ olsun diye · لَهُمْ kendilerine · عِزًّۭا itibar
كَلَّاۚ سَيَكۡفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمۡ وَيَكُونُونَ عَلَيۡهِمۡ ضِدًّا ﴿82﴾
kellâ. seyekfürûne bi`ibâdetihim veyekûnûne `aleyhim ḍiddâ.
82. Hayır, hayır! O putlar onların ibadetini tanımayacaklar ve kendilerine hasım olacaklar.
Kelime meali
كَلَّا ۚ hayır · سَيَكْفُرُونَ inkar edecekler · بِعِبَادَتِهِمْ bunların tapmalarını · وَيَكُونُونَ ve olacaklardır · عَلَيْهِمْ bunlara · ضِدًّا zıd
أَلَمۡ تَرَ أَنَّآ أَرۡسَلۡنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمۡ أَزࣰّ ا ﴿83﴾
elem tera ennâ erselne-şşeyâṭîne `ale-lkâfirîne teüzzühüm ezzâ.
83. Görmedin mi? Biz, inkârcıların üzerine kendilerini isyana itip duran şeytanları saldık.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّآ biz · أَرْسَلْنَا gönderdik · ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları · عَلَى üzerine · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler · تَؤُزُّهُمْ onları kışkırtıyorlar · أَزًّۭا kışkırttıkça
فَلَا تَعۡجَلۡ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمۡ عَدࣰّ ا ﴿84﴾
felâ ta`cel `aleyhim. innemâ ne`uddü lehüm `addâ.
84. Öyle ise onlar hakkında acele etme; biz onların günlerini sayıyoruz.
Kelime meali
فَلَا asla · تَعْجَلْ acele etme · عَلَيْهِمْ ۖ onlar hakkında · إِنَّمَا elbette · نَعُدُّ biz sayıyoruz · لَهُمْ onlar için · عَدًّۭا saydıkça
يَوۡمَ نَحۡشُرُ ٱلۡمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ وَفۡدࣰ ا ﴿85﴾
yevme naḥşüru-lmütteḳîne ile-rraḥmâni vefdâ.
85. Gün gelecek, takvâ sahiplerini seçkin konuklar olarak rahmânın huzurunda toplayacağız;
Kelime meali
يَوْمَ o gün · نَحْشُرُ toplayacağız · ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) · إِلَى huzurunda · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahmanın · وَفْدًۭا konuk olarak
وَنَسُوقُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرۡدࣰ ا ﴿86﴾
venesûḳu-lmücrimîne ilâ cehenneme virdâ.
86. Günahkârları da suya götürülen sürü gibi cehenneme süreceğiz;
Kelime meali
وَنَسُوقُ ve süreceğiz · ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları da · إِلَىٰ cehenneme · جَهَنَّمَ · وِرْدًۭا yaya ve susuz olarak
لَّا يَمۡلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا ﴿87﴾
lâ yemlikûne-şşefâ`ate illâ meni-tteḫaẕe `inde-rraḥmâni `ahdâ.
87. (O gün) Rahmân’ın katında söz ve izin alandan başkasının şefaat hakkı olmayacaktır.
Kelime meali
لَّا asla · يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyecektir · ٱلشَّفَـٰعَةَ şefa'ate · إِلَّا dışındakilerin · مَنِ kimselerin · ٱتَّخَذَ alan · عِندَ huzurunda · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın · عَهْدًۭا söz
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ ا ﴿88﴾
veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veledâ.
88. “Rahmân çocuk edindi” dediler.
Kelime meali
وَقَالُوا۟ ve dediler · ٱتَّخَذَ edindi · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman · وَلَدًۭا çocuk
لَّقَدۡ جِئۡتُمۡ شَيۡـًٔا إِدࣰّ ا ﴿89﴾
leḳad ci'tüm şey'en iddâ.
89. Hakikaten çok çirkin bir iddia ortaya attınız.
Kelime meali
لَّقَدْ andolsun ki · جِئْتُمْ siz bulundunuz · شَيْـًٔا bir şeyde (cür'ette) · إِدًّۭا pek kötü
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِنۡهُ وَتَنشَقُّ ٱلۡأَرۡضُ وَتَخِرُّ ٱلۡجِبَالُ هَدًّا ﴿90﴾
tekâdü-ssemâvâtü yetefeṭṭarne minhü vetenşeḳḳu-l'arḍu veteḫirru-lcibâlü heddâ.
90. Öyle ki bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer ortasından yarılacak, dağlar yıkılıp çökecek!
Kelime meali
تَكَادُ neredeyse · ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler · يَتَفَطَّرْنَ çatlayacak · مِنْهُ ondan dolayı · وَتَنشَقُّ ve yarılacak · ٱلْأَرْضُ yer · وَتَخِرُّ ve dağılacak · ٱلْجِبَالُ dağlar · هَدًّا yıkılıp
أَن دَعَوۡاْ لِلرَّحۡمَٰنِ وَلَدࣰ ا ﴿91﴾
en de`av lirraḥmâni veledâ.
91. Çünkü Rahmân’a çocuk yakıştırıyorlar.
Kelime meali
أَن iddia etmelerinden · دَعَوْا۟ · لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için · وَلَدًۭا çocuk
وَمَا يَنۢبَغِي لِلرَّحۡمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا ﴿92﴾
vemâ yembegî lirraḥmâni ey yetteḫiẕe veledâ.
92. Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.
Kelime meali
وَمَا ve · يَنۢبَغِى yakışmaz · لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a · أَن edinmek · يَتَّخِذَ · وَلَدًا çocuk
إِن كُلُّ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّآ ءَاتِي ٱلرَّحۡمَٰنِ عَبۡدࣰ ا ﴿93﴾
in küllü men fi-ssemâvâti vel'arḍi illâ âti-rraḥmâni `abdâ.
93. Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, Rahmân’a birer kul olarak gelecektir.
Kelime meali
إِن hepsi · كُلُّ · مَن kimselerin · فِى bulunan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَٱلْأَرْضِ ve yerde · إِلَّآ ancak · ءَاتِى gelecektir · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a · عَبْدًۭا kul olarak
لَّقَدۡ أَحۡصَىٰهُمۡ وَعَدَّهُمۡ عَدࣰّ ا ﴿94﴾
leḳad aḥṣâhüm ve`addehüm `addâ.
94. O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Kelime meali
لَّقَدْ muhakkak · أَحْصَىٰهُمْ onları kuşatmış · وَعَدَّهُمْ ve onları saymıştır · عَدًّۭا bir bir
وَكُلُّهُمۡ ءَاتِيهِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَرۡدًا ﴿95﴾
veküllühüm âtîhi yevme-lḳiyâmeti ferdâ.
95. Bunların hepsi de kıyamet gününde Allah’ın huzuruna tek başına gelecektir.
Kelime meali
وَكُلُّهُمْ ve onların hepsi · ءَاتِيهِ O'na gelecektir · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · فَرْدًا tek başına
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وُدࣰّ ا ﴿96﴾
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti seyec`alü lehümü-rraḥmânü vuddâ.
96. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, rahmân onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler (için) · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar (için) · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ faydalı işler · سَيَجْعَلُ yaratacaktır · لَهُمُ onlar için · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman · وُدًّۭا bir sevgi
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمࣰ ا لُّدࣰّ ا ﴿97﴾
feinnemâ yessernâhü bilisânike litübeşşira bihi-lmütteḳîne vetünẕira bihî ḳavmel lüddâ.
97. Biz Kur’an’ı senin dilinle kolay anlaşılır kıldık ki günahtan sakınanları onunla müjdeleyesin ve inatla direnenleri de onunla uyarasın!
Kelime meali
فَإِنَّمَا şüphesiz biz · يَسَّرْنَـٰهُ O'nu kolaylaştırdık · بِلِسَانِكَ senin diline · لِتُبَشِّرَ müjdelemen için · بِهِ onunla · ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) · وَتُنذِرَ ve uyarman için · بِهِۦ onunla · قَوْمًۭا bir kavmi · لُّدًّۭا inatçı
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا ﴿98﴾
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarn. hel tüḥissü minhüm min eḥadin ev tesme`u lehüm rikzâ.
98. Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onların herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya cılız da olsa bir ses işitiyor musun?
Kelime meali
وَكَمْ ve nicesini · أَهْلَكْنَا helak ettik · قَبْلَهُم onlardan önce · مِّن nesillerden · قَرْنٍ · هَلْ hissediyormusun? · تُحِسُّ · مِنْهُم onlardan · مِّنْ hiç · أَحَدٍ birini · أَوْ yahut · تَسْمَعُ işitiyor (musun?) · لَهُمْ onların · رِكْزًۢا cılız bir sesini