Müddessir Suresi
Müddessir suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ ﴿1﴾
yâ eyyühe-lmüddeŝŝir.
1. Ey örtüsüne bürünen!
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلْمُدَّثِّرُ örtüsüne bürünen
قُمۡ فَأَنذِرۡ ﴿2﴾
ḳum feenẕir.
2. Kalk ve uyar!
Kelime meali
قُمْ kalk · فَأَنذِرْ ve uyar
وَرَبَّكَ فَكَبِّرۡ ﴿3﴾
verabbeke fekebbir.
3. Sadece rabbinin büyüklüğünü dile getir.
Kelime meali
وَرَبَّكَ ve Rabbini · فَكَبِّرْ tekbir et
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرۡ ﴿4﴾
veŝiyâbeke feṭahhir.
4. Elbiseni tertemiz tut.
Kelime meali
وَثِيَابَكَ ve elbiseni · فَطَهِّرْ temizle
وَٱلرُّجۡزَ فَٱهۡجُرۡ ﴿5﴾
verrucze fehcür.
5. Her türlü pislikten uzak dur.
Kelime meali
وَٱلرُّجْزَ ve pislikten · فَٱهْجُرْ kaçın
وَلَا تَمۡنُن تَسۡتَكۡثِرُ ﴿6﴾
velâ temnün testekŝir.
6. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.
Kelime meali
وَلَا ve · تَمْنُن başa kakma · تَسْتَكْثِرُ verdiğini çok bularak
وَلِرَبِّكَ فَٱصۡبِرۡ ﴿7﴾
velirabbike faṣbir.
7. Rabbinin rızâsına ermek için sabret.
Kelime meali
وَلِرَبِّكَ ve Rabbin için · فَٱصْبِرْ sabret
فَإِذَا نُقِرَ فِي ٱلنَّاقُورِ ﴿8﴾
feiẕâ nüḳira fi-nnâḳûr.
8. Sûra üflendiği zaman;
Kelime meali
فَإِذَا zaman · نُقِرَ üflendiği · فِى Sur'a (boruya) · ٱلنَّاقُورِ
فَذَٰلِكَ يَوۡمَئِذࣲ يَوۡمٌ عَسِيرٌ ﴿9﴾
feẕâlike yevmeiẕiy yevmün `asîr.
9. İşte o gün zorlu bir gündür;
Kelime meali
فَذَٰلِكَ işte · يَوْمَئِذٍۢ o gün · يَوْمٌ bir gündür · عَسِيرٌ çetin
عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ غَيۡرُ يَسِيرࣲ ﴿10﴾
`ale-lkâfirîne gayru yesîr.
10. İnkârcılar için hiç de kolay olmayan bir gündür.
Kelime meali
عَلَى için · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler · غَيْرُ değildir · يَسِيرٍۢ kolay
ذَرۡنِي وَمَنۡ خَلَقۡتُ وَحِيدࣰ ا ﴿11﴾
ẕernî vemen ḫalaḳtü veḥîdâ.
11. Yarattığım o şahsı (cezalandırmak üzere) tek başına bana bırak!
Kelime meali
ذَرْنِى beni yalnız bırak · وَمَنْ ve adamı · خَلَقْتُ yarattığım · وَحِيدًۭا tek olarak
وَجَعَلۡتُ لَهُۥ مَالࣰ ا مَّمۡدُودࣰ ا ﴿12﴾
vece`altü lehû mâlem memdûdâ.
12–13. Kendisine geniş bir servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim;
Kelime meali
وَجَعَلْتُ ve verdim · لَهُۥ ona · مَالًۭا mal · مَّمْدُودًۭا uzun boylu
وَبَنِينَ شُهُودࣰ ا ﴿13﴾
vebenîne şühûdâ.
Kelime meali
وَبَنِينَ ve oğullar · شُهُودًۭا göz önünde
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمۡهِيدࣰ ا ﴿14﴾
vemehhettü lehû temhîdâ.
14–15. Önüne nimetleri serdikçe serdiğim, arkasından daha fazla vermemi bekleyen kişiyi!
Kelime meali
وَمَهَّدتُّ ve döşedim · لَهُۥ kendisine · تَمْهِيدًۭا bir döşeyişle
ثُمَّ يَطۡمَعُ أَنۡ أَزِيدَ ﴿15﴾
ŝümme yaṭme`u en ezîd.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · يَطْمَعُ hırsla ister · أَنْ daha da artırmamı · أَزِيدَ
كَلَّآۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِأٓيَٰتِنَا عَنِيدࣰ ا ﴿16﴾
kellâ. innehû kâne liâyâtinâ `anîdâ.
16. Hayır, umduğu gibi olmayacak! Çünkü o, âyetlerimize karşı inatla direnmektedir.
Kelime meali
كَلَّآ ۖ hayır · إِنَّهُۥ çünkü o · كَانَ oldu · لِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimize karşı · عَنِيدًۭا bir inatçı
سَأُرۡهِقُهُۥ صَعُودًا ﴿17﴾
seürhiḳuhû ṣa`ûdâ.
17. Ben de onu sarp bir yokuşa süreceğim!
Kelime meali
سَأُرْهِقُهُۥ onu sardıracağım · صَعُودًا dimdik bir yokuşa
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ﴿18﴾
innehû fekkera veḳaddera.
18. O, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
Kelime meali
إِنَّهُۥ zira o · فَكَّرَ düşündü · وَقَدَّرَ ölçtü biçti
فَقُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ ﴿19﴾
feḳutile keyfe ḳaddera.
19. Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti!
Kelime meali
فَقُتِلَ kahrolası · كَيْفَ nasıl da · قَدَّرَ ölçtü biçti
ثُمَّ قُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ ﴿20﴾
ŝümme ḳutile keyfe ḳaddera.
20. Sonra kahrolası ne biçim ölçtü biçti!
Kelime meali
ثُمَّ sonra · قُتِلَ kahrolası · كَيْفَ nasıl · قَدَّرَ ölçtü biçti
ثُمَّ نَظَرَ ﴿21﴾
ŝümme neżara.
21. Sonra baktı.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · نَظَرَ baktı
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ﴿22﴾
ŝümme `abese vebesera.
22. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · عَبَسَ surat astı · وَبَسَرَ kaşlarını çattı
ثُمَّ أَدۡبَرَ وَٱسۡتَكۡبَرَ ﴿23﴾
ŝümme edbera vestekbera.
23. En sonunda sırtını dönüp gitti ve kibrine yenildi.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · أَدْبَرَ arkasını döndü · وَٱسْتَكْبَرَ ve böbürlendi
فَقَالَ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ يُؤۡثَرُ ﴿24﴾
feḳâle in hâẕâ illâ siḥruy yü'ŝer.
24. “Bu” dedi, “Olsa olsa eskilerden nakledilmiş bir sihirdir.
Kelime meali
فَقَالَ sonra dedi · إِنْ değildir · هَـٰذَآ bu · إِلَّا başka bir şey · سِحْرٌۭ bir büyü(den) · يُؤْثَرُ rivayet edilip öğretilen
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا قَوۡلُ ٱلۡبَشَرِ ﴿25﴾
in hâẕâ illâ ḳavlü-lbeşer.
25. Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.”
Kelime meali
إِنْ değildir · هَـٰذَآ bu · إِلَّا başka bir şey · قَوْلُ sözü(nden) · ٱلْبَشَرِ bir insan
سَأُصۡلِيهِ سَقَرَ ﴿26﴾
seuṣlîhi seḳara.
26. Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.
Kelime meali
سَأُصْلِيهِ onu sokacağım · سَقَرَ Sekar'a
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سَقَرُ ﴿27﴾
vemâ edrâke mâ seḳar.
27. Sen bilir misin sekar nedir?
Kelime meali
وَمَآ ve · أَدْرَىٰكَ sen nereden bileceksin? · مَا ne olduğunu · سَقَرُ Sekar'ın
لَا تُبۡقِي وَلَا تَذَرُ ﴿28﴾
lâ tübḳî velâ teẕer.
28. Bitirir ama yok olmaya da bırakmaz;
Kelime meali
لَا geriye bir şey komaz · تُبْقِى · وَلَا ve ne de · تَذَرُ bırakmaz
لَوَّاحَةࣱ لِّلۡبَشَرِ ﴿29﴾
levvâḥatül lilbeşer.
29. İnsanları kavurur.
Kelime meali
لَوَّاحَةٌۭ yakar kavurur · لِّلْبَشَرِ insanı
عَلَيۡهَا تِسۡعَةَ عَشَرَ ﴿30﴾
`aleyhâ tis`ate `aşer.
30. Orada on dokuz görevli vardır.
Kelime meali
عَلَيْهَا üzerinde vardır · تِسْعَةَ (on)dokuz · عَشَرَ on(dokuz)
وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةࣰۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ ﴿31﴾
vemâ ce`alnâ aṣḥâbe-nnâri illâ melâikeh. vemâ ce`alnâ `iddetehüm illâ fitnetel lilleẕîne keferû liyesteyḳine-lleẕîne ûtü-lkitâbe veyezdâde-lleẕîne âmenû îmânev velâ yertâbe-lleẕîne ûtü-lkitâbe velmü'minûne veliyeḳûle-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velkâfirûne mâẕâ erâde-llâhü bihâẕâ meŝelâ. keẕâlike yüḍillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vemâ ya`lemü cünûde rabbike illâ hû. vemâ hiye illâ ẕikrâ lilbeşer.
31. Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkâr edenler için sadece bir imtihan vesilesi yaptık ki böylelikle kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, inananların imanı artsın; kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar da, “Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini sapkınlıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. İşte bu, insanlık için sadece bir öğüttür.
Kelime meali
وَمَا ve · جَعَلْنَآ biz yapmadık · أَصْحَـٰبَ muhafızları · ٱلنَّارِ cehennemin · إِلَّا başkasını · مَلَـٰٓئِكَةًۭ ۙ meleklerden · وَمَا ve · جَعَلْنَا yapmadık · عِدَّتَهُمْ onların sayısını · إِلَّا başka bir şey · فِتْنَةًۭ bir sınavdan · لِّلَّذِينَ için · كَفَرُوا۟ inkar edenler; · لِيَسْتَيْقِنَ iyice inansın diye · ٱلَّذِينَ olanlar · أُوتُوا۟ kendilerine verilmiş · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَيَزْدَادَ ve artsın diye · ٱلَّذِينَ inananların · ءَامَنُوٓا۟ · إِيمَـٰنًۭا ۙ imanı · وَلَا ve · يَرْتَابَ kuşkulanmasınlar · ٱلَّذِينَ olanlar · أُوتُوا۟ verilmiş · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ ve inananlar · وَلِيَقُولَ ve desinler diye · ٱلَّذِينَ kimseler · فِى bulunan · قُلُوبِهِم kalblerinde · مَّرَضٌۭ hastalık · وَٱلْكَـٰفِرُونَ ve kafirler · مَاذَآ ne? · أَرَادَ demek istedi · ٱللَّهُ Allah · بِهَـٰذَا bu · مَثَلًۭا ۚ misalle · كَذَٰلِكَ böylece · يُضِلُّ şaşırtır · ٱللَّهُ Allah · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيَهْدِى ve doğru yola iletir · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَمَا ve · يَعْلَمُ bilmez · جُنُودَ ordularını · رَبِّكَ Rabbinin · إِلَّا başkası · هُوَ ۚ O'ndan · وَمَا ve değildir · هِىَ bu · إِلَّا başka bir şey · ذِكْرَىٰ bir uyarı(dan) · لِلْبَشَرِ insanlara
كَلَّا وَٱلۡقَمَرِ ﴿32﴾
kellâ velḳamer.
32. Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun!
Kelime meali
كَلَّا hayır · وَٱلْقَمَرِ andolsun Aya
وَٱلَّيۡلِ إِذۡ أَدۡبَرَ ﴿33﴾
velleyli iẕ edbera.
33. Dönüp gitmekte olan geceye;
Kelime meali
وَٱلَّيْلِ ve geceye · إِذْ dönüp gitmekte olan · أَدْبَرَ
وَٱلصُّبۡحِ إِذَآ أَسۡفَرَ ﴿34﴾
veṣṣubḥi iẕâ esfera.
34. Ağarmakta olan sabaha andolsun ki,
Kelime meali
وَٱلصُّبْحِ ve sabaha · إِذَآ ağardığında · أَسْفَرَ
إِنَّهَا لَإِحۡدَى ٱلۡكُبَرِ ﴿35﴾
innehâ leiḥde-lküber.
35–37. O (cehennem), insanlar için, sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için uyarıcı büyük cezalardan biridir.
Kelime meali
إِنَّهَا şüphesiz ki o · لَإِحْدَى biridir · ٱلْكُبَرِ büyüklerden
نَذِيرࣰ ا لِّلۡبَشَرِ ﴿36﴾
neẕîral lilbeşer.
Kelime meali
نَذِيرًۭا uyarıcıdır · لِّلْبَشَرِ insanlar için
لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَتَقَدَّمَ أَوۡ يَتَأَخَّرَ ﴿37﴾
limen şâe minküm ey yeteḳaddeme ev yeteeḫḫar.
Kelime meali
لِمَن kimseler için · شَآءَ dileyen · مِنكُمْ sizden · أَن ileri gitmek · يَتَقَدَّمَ · أَوْ veya · يَتَأَخَّرَ geri kalmak
كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ ﴿38﴾
küllü nefsim bimâ kesebet rahîneh.
38. Her nefis, yaptıklarına karşılık tutulan bir rehindir;
Kelime meali
كُلُّ her · نَفْسٍۭ can · بِمَا kazandığıyle · كَسَبَتْ · رَهِينَةٌ rehin alınmıştır
إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ ﴿39﴾
illâ aṣḥâbe-lyemîn.
39. Ancak hakkın ve erdemin tarafında olanlar başka:
Kelime meali
إِلَّآ yalnız hariçtir · أَصْحَـٰبَ adamları · ٱلْيَمِينِ sağın
فِي جَنَّٰتࣲ يَتَسَآءَلُونَ ﴿40﴾
fî cennâtin. yetesâelûn.
40–41. Onlar cennetlerdedir; günahkârlar hakkında birbirlerine sorular sorarlar?
Kelime meali
فِى içinde · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar
عَنِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿41﴾
`ani-lmücrimîn.
Kelime meali
عَنِ suçluların · ٱلْمُجْرِمِينَ
مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ ﴿42﴾
mâ selekeküm fî seḳara.
42. “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?”
Kelime meali
مَا nedir? · سَلَكَكُمْ sizi sürükleyen · فِى içine · سَقَرَ yakıcı ateş
قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ ﴿43﴾
ḳâlû lem nekü mine-lmüṣallîn.
43. Onlar şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik;
Kelime meali
قَالُوا۟ dediler ki · لَمْ biz olmadık · نَكُ · مِنَ namaz kılanlardan · ٱلْمُصَلِّينَ
وَلَمۡ نَكُ نُطۡعِمُ ٱلۡمِسۡكِينَ ﴿44﴾
velem nekü nuṭ`imü-lmiskîn.
44. Yoksulu doyurmuyorduk;
Kelime meali
وَلَمْ ve · نَكُ değildik · نُطْعِمُ yediren · ٱلْمِسْكِينَ yoksula
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ ﴿45﴾
vekünnâ neḫûḍu me`a-lḫâiḍîn.
45. (Günaha) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk,
Kelime meali
وَكُنَّا ve biz · نَخُوضُ dalardık · مَعَ ile birlikte · ٱلْخَآئِضِينَ boş şeylere dalanlar
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿46﴾
vekünnâ nükeẕẕibü biyevmi-ddîn.
46. Ceza gününü de asılsız sayıyorduk,
Kelime meali
وَكُنَّا ve biz · نُكَذِّبُ yalanlardık · بِيَوْمِ gününü · ٱلدِّينِ ceza
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلۡيَقِينُ ﴿47﴾
ḥattâ etâne-lyeḳîn.
47. Sonunda bize ölüm geldi çattı.”
Kelime meali
حَتَّىٰٓ nihayet · أَتَىٰنَا bize gelip çattı · ٱلْيَقِينُ ölüm
فَمَا تَنفَعُهُمۡ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ ﴿48﴾
femâ tenfe`uhüm şefâ`atü-şşâfi`în.
48. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
Kelime meali
فَمَا artık · تَنفَعُهُمْ onlara fayda vermez · شَفَـٰعَةُ şefa'ati · ٱلشَّـٰفِعِينَ şefa'atçilerin
فَمَا لَهُمۡ عَنِ ٱلتَّذۡكِرَةِ مُعۡرِضِينَ ﴿49﴾
femâ lehüm `ani-tteẕkirati mü`riḍîn.
49–51. Böyle iken onlara ne oluyor ki âdeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar!
Kelime meali
فَمَا ne oluyor ki? · لَهُمْ onlara · عَنِ öğütten · ٱلتَّذْكِرَةِ · مُعْرِضِينَ yüz çeviriyorlar
كَأَنَّهُمۡ حُمُرࣱ مُّسۡتَنفِرَةࣱ ﴿50﴾
keennehüm ḥumürum müstenfirah.
Kelime meali
كَأَنَّهُمْ sanki onlar gibidir · حُمُرٌۭ yaban eşekleri · مُّسْتَنفِرَةٌۭ kaçan
فَرَّتۡ مِن قَسۡوَرَةِۭ ﴿51﴾
ferrat min ḳasverah.
Kelime meali
فَرَّتْ ürkmüş · مِن aslandan · قَسْوَرَةٍۭ
بَلۡ يُرِيدُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُؤۡتَىٰ صُحُفࣰ ا مُّنَشَّرَةࣰ ﴿52﴾
bel yürîdü küllü-mriim minhüm ey yü'tâ ṣuḥufem müneşşerah.
52. (Uyarıcılardan) öğüt almak yerine onlardan her biri, kendisine, açılmış sahîfeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor.
Kelime meali
بَلْ hayır · يُرِيدُ istiyor · كُلُّ her · ٱمْرِئٍۢ kişi · مِّنْهُمْ onlardan · أَن kendisine verilmesini · يُؤْتَىٰ · صُحُفًۭا sahifeler · مُّنَشَّرَةًۭ açılan
كَلَّاۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ ﴿53﴾
kellâ. bel lâ yeḫâfûne-l'âḫirah.
53. Hayır! Aslında onlar âhiretten korkmuyorlar.
Kelime meali
كَلَّا ۖ hayır · بَل bilakis · لَّا onlar korkmuyorlar · يَخَافُونَ · ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiretten
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذۡكِرَةࣱ ﴿54﴾
kellâ innehû teẕkirah.
54. Asla! Ama bilsinler ki bu, gerçekten bir öğüttür, uyarıdır!
Kelime meali
كَلَّآ hayır · إِنَّهُۥ muhakkak o · تَذْكِرَةٌۭ bir ikazdır
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ﴿55﴾
femen şâe ẕekerah.
55. Dileyen ondan öğüt alır.
Kelime meali
فَمَن kimse · شَآءَ dileyen · ذَكَرَهُۥ onu düşünür öğüt alır'
وَمَا يَذۡكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ هُوَ أَهۡلُ ٱلتَّقۡوَىٰ وَأَهۡلُ ٱلۡمَغۡفِرَةِ ﴿56﴾
vemâ yeẕkürûne illâ ey yeşâe-llâh. hüve ehlü-ttaḳvâ veehlü-lmagfirah.
56. Ve Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.
Kelime meali
وَمَا ve · يَذْكُرُونَ onlar öğüt almazlar · إِلَّآ dışında · أَن dilemesi · يَشَآءَ · ٱللَّهُ ۚ Allah · هُوَ O'dur · أَهْلُ ehli · ٱلتَّقْوَىٰ takva · وَأَهْلُ ve ehli · ٱلْمَغْفِرَةِ mağfiret