Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Kıyâme Suresi

سُوْرَةُ الْقِيَامَةِ · 75. sure · 40 âyet · Mekkî · 29. cüz · Mushaf sayfa 577

Kıyâme suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ ﴿1﴾

lâ uḳsimü biyevmi-lḳiyâmeh.

1. Sandıkları gibi değil, kıyamet gününe yemin ederim!

Kelime meali

لَآ hayır · أُقْسِمُ and içerim · بِيَوْمِ gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet

وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ ﴿2﴾

velâ uḳsimü binnefsi-llevvâmeh.

2. Öyle değil, kendini kınayan nefse yemin ederim!

Kelime meali

وَلَآ yine hayır · أُقْسِمُ and içerim · بِٱلنَّفْسِ nefse · ٱللَّوَّامَةِ daima kendini kınayan

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ ﴿3﴾

eyaḥsebü-l'insânü ellen necme`a `iżâmeh.

3. İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor?

Kelime meali

أَيَحْسَبُ -mı sanıyor? · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · أَلَّن bir araya toplamayacağımızı · نَّجْمَعَ · عِظَامَهُۥ kendisinin kemiklerini

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ ﴿4﴾

belâ ḳâdirîne `alâ en nüsevviye benâneh.

4. Evet, parmaklarına varıncaya kadar yeniden yapmaya gücümüz yeter.

Kelime meali

بَلَىٰ evet · قَـٰدِرِينَ gücümüz yeter · عَلَىٰٓ düzenlemeğe · أَن · نُّسَوِّىَ · بَنَانَهُۥ onun parmak uçlarnı

بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ ﴿5﴾

bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.

5. Fakat insanoğlu önündeki zaman içinde de günah işlemeye (bugünden) istekli durur.

Kelime meali

بَلْ fakat · يُرِيدُ ister · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · لِيَفْجُرَ yalanlamak · أَمَامَهُۥ ilerisini (kıyameti)

يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ ﴿6﴾

yes'elü eyyâne yevmü-lḳiyâmeh.

6. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye soruyor.

Kelime meali

يَسْـَٔلُ sorup durur · أَيَّانَ nerede? · يَوْمُ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet

فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ ﴿7﴾

feiẕâ beriḳa-lbeṣar.

7–9. Göz dehşetle açıldığı, ay tutulduğu, güneşle ay birleştirildiği zaman;

Kelime meali

فَإِذَا zaman · بَرِقَ kamaştığı · ٱلْبَصَرُ göz

وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ ﴿8﴾

veḫasefe-lḳamer.

Kelime meali

وَخَسَفَ ve tutulduğu · ٱلْقَمَرُ ay

وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ ﴿9﴾

vecümi`a-şşemsü velḳamer.

Kelime meali

وَجُمِعَ ve bir araya toplandığı · ٱلشَّمْسُ güneş · وَٱلْقَمَرُ ve ay

يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ ﴿10﴾

yeḳûlü-l'insânü yevmeiẕin eyne-lmeferr.

10. İşte o gün insan “Kaçacak yer var mı?” diyecektir.

Kelime meali

يَقُولُ der · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · يَوْمَئِذٍ o gün · أَيْنَ neresidir? · ٱلْمَفَرُّ kaçacak yer

كَلَّا لَا وَزَرَ ﴿11﴾

kellâ lâ vezer.

11. Hayır, sığınacak bir yer yoktur!

Kelime meali

كَلَّا hayır · لَا yoktur · وَزَرَ sığınacak yer

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ ﴿12﴾

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmüsteḳarr.

12. O gün varıp durulacak yer sadece rabbinin huzurudur.

Kelime meali

إِلَىٰ Rabbinin · رَبِّكَ o gün · يَوْمَئِذٍ · ٱلْمُسْتَقَرُّ varıp durulacak yer

يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ﴿13﴾

yünebbeü-l'insânü yevmeiẕim bimâ ḳaddeme veeḫḫar.

13. O gün insana yaptığı ve yapmadığı her şey hakkında bilgi verilecektir.

Kelime meali

يُنَبَّؤُا۟ haber verilir · ٱلْإِنسَـٰنُ insanın · يَوْمَئِذٍۭ o gün · بِمَا şeyler · قَدَّمَ yapıp öne sürdüğü · وَأَخَّرَ ve geri bıraktığı

بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةࣱ‏ ﴿14﴾

beli-l'insânü `alâ nefsihî beṣîrah.

14–15. Artık insan, mazeretlerini sayıp dökse de kendine kendisi tanıktır.

Kelime meali

بَلِ doğrusu · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · عَلَىٰ kendi nefsini · نَفْسِهِۦ · بَصِيرَةٌۭ görür

وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ ﴿15﴾

velev elḳâ me`âẕîrah.

Kelime meali

وَلَوْ ve şayet · أَلْقَىٰ ortaya atsa (da) · مَعَاذِيرَهُۥ özürler

لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ ﴿16﴾

lâ tüḥarrik bihî lisâneke lita`cele bih.

16. Onu zihnine bir an önce kaydetmek için, okumada acele etme.

Kelime meali

لَا depretme · تُحَرِّكْ · بِهِۦ onu · لِسَانَكَ diline · لِتَعْجَلَ okumak için · بِهِۦٓ onu

إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ ﴿17﴾

inne `aleynâ cem`ahû veḳur'âneh.

17. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · عَلَيْنَا bize düşer · جَمْعَهُۥ onu toplamak · وَقُرْءَانَهُۥ ve okumak

فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ ﴿18﴾

feiẕâ ḳara'nâhü fettebi` ḳur'âneh.

18. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et.

Kelime meali

فَإِذَا zaman · قَرَأْنَـٰهُ O'nu okuduğumuz · فَٱتَّبِعْ izle · قُرْءَانَهُۥ onun okunuşunu

ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ ﴿19﴾

ŝümme inne `aleynâ beyâneh.

19. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · إِنَّ şüphesiz · عَلَيْنَا bize düşer · بَيَانَهُۥ onu açıklamak

كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ ﴿20﴾

kellâ bel tüḥibbûne-l`âcileh.

20. Hayır (ey insanlar)! Doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz,

Kelime meali

كَلَّا hayır · بَلْ bilakis · تُحِبُّونَ siz seviyorsunuz · ٱلْعَاجِلَةَ çarçabuk geçeni

وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ ﴿21﴾

veteẕerûne-l'âḫirah.

21. Âhireti ise bir yana bırakıyorsunuz.

Kelime meali

وَتَذَرُونَ ve bırakıyorsunuz · ٱلْـَٔاخِرَةَ ahireti

وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ نَّاضِرَةٌ ﴿22﴾

vucûhüy yevmeiẕin nâḍirah.

22–23. Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak;

Kelime meali

وُجُوهٌۭ yüzler vardır · يَوْمَئِذٍۢ o gün · نَّاضِرَةٌ ışıl ışıl parlar

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةࣱ‏ ﴿23﴾

ilâ rabbihâ nâżirah.

Kelime meali

إِلَىٰ Rabbine · رَبِّهَا · نَاظِرَةٌۭ bakar

وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةࣱ‏ ﴿24﴾

vevucûhüy yevmeiẕim bâsirah.

24–25. Bir kısım yüzler ise o gün insanın belini kıracak bir felâketi sezerek sararıp solacaktır.

Kelime meali

وَوُجُوهٌۭ ve yüzler vardır · يَوْمَئِذٍۭ o gün · بَاسِرَةٌۭ asıktır

تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةࣱ‏ ﴿25﴾

teżunnü ey yüf`ale bihâ fâḳirah.

Kelime meali

تَظُنُّ anlar · أَن yapılacağını · يُفْعَلَ · بِهَا kendisine · فَاقِرَةٌۭ belini kıran(bela)nın

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ ﴿26﴾

kellâ iẕâ belegati-tterâḳiy.

26. Hayır artık çok geç! Can boğaza gelip dayandığında;

Kelime meali

كَلَّآ hayır · إِذَا ne zaman ki · بَلَغَتِ (can) dayanır · ٱلتَّرَاقِىَ köprücük kemiklerine

وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقࣲ‏ ﴿27﴾

veḳîle men râḳ.

27. “Yok mu bir şifacı?” dendiğinde;

Kelime meali

وَقِيلَ ve denir · مَنْ ۜ kim? · رَاقٍۢ efsun yapar

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ ﴿28﴾

veżanne ennehü-lfirâḳ.

28. (Hasta) bunun beklenen ayrılış olduğunu anladığında;

Kelime meali

وَظَنَّ ve anlar · أَنَّهُ bunun · ٱلْفِرَاقُ ayrılık zamanı olduğunu

وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ ﴿29﴾

velteffeti-ssâḳu bissâḳ.

29. Ve bacaklar birbirine dolaştığında;

Kelime meali

وَٱلْتَفَّتِ ve dolaşır · ٱلسَّاقُ bacak · بِٱلسَّاقِ bacağa

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ ﴿30﴾

ilâ rabbike yevmeiẕin-lmesâḳ.

30. İşte o gün sevkedilen yer sadece rabbinin huzurudur.

Kelime meali

إِلَىٰ Rabbinedir · رَبِّكَ · يَوْمَئِذٍ o gün · ٱلْمَسَاقُ sevk

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ ﴿31﴾

felâ ṣaddeḳa velâ ṣallâ.

31. Vaktiyle o hakka inanmamış, namaz da kılmamıştı.

Kelime meali

فَلَا sadaka vermedi · صَدَّقَ · وَلَا ve · صَلَّىٰ namaz da kılmadı

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ﴿32﴾

velâkin keẕẕebe vetevellâ.

32. Aksine inkâr etmiş, haktan yüz çevirmişti.

Kelime meali

وَلَـٰكِن fakat · كَذَّبَ yalanladı · وَتَوَلَّىٰ ve döndü

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ ﴿33﴾

ŝümme ẕehebe ilâ ehlihî yetemeṭṭâ.

33. Sonra da çalım sata sata yürüyüp yandaşlarına gitmişti.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · ذَهَبَ gitti · إِلَىٰٓ ailesine · أَهْلِهِۦ · يَتَمَطَّىٰٓ çalım satarak

أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ ﴿34﴾

evlâ leke feevlâ.

34. (Ey insan!) Acı sonun yaklaştıkça yaklaşıyor!

Kelime meali

أَوْلَىٰ yazık · لَكَ sana · فَأَوْلَىٰ yazık

ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ ﴿35﴾

ŝümme evlâ leke feevlâ.

35. Evet o sana yaklaştıkça yaklaşıyor!

Kelime meali

ثُمَّ yine · أَوْلَىٰ yazık · لَكَ sana · فَأَوْلَىٰٓ yazık

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى ﴿36﴾

eyaḥsebü-l'insânü ey yütrake südâ.

36. İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır?

Kelime meali

أَيَحْسَبُ sanıyor mu? · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · أَن bırakılacağını · يُتْرَكَ · سُدًى başı boş

أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةࣰ مِّن مَّنِيࣲّ يُمۡنَىٰ ﴿37﴾

elem yekü nuṭfetem mim meniyyiy yümnâ.

37. O akıtılan meniden bir damlacık (sperm) değil miydi?

Kelime meali

أَلَمْ değil miydi? · يَكُ kendisi · نُطْفَةًۭ bir nutfe (sperm) · مِّن meniden · مَّنِىٍّۢ · يُمْنَىٰ dökülen

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةࣰ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ ﴿38﴾

ŝümme kâne `aleḳaten feḫaleḳa fesevvâ.

38. Sonra o, alaka (asılıp tutunan zigot) olmuş, derken Allah onu yaratıp şekillendirmiş;

Kelime meali

ثُمَّ sonra · كَانَ oldu · عَلَقَةًۭ alaka (embriyo) · فَخَلَقَ ve yarattı · فَسَوَّىٰ ve düzenledi

فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ ﴿39﴾

fece`ale minhü-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.

39. Ondan iki eşi, erkek ve dişiyi yaratmıştır.

Kelime meali

فَجَعَلَ ve var etti · مِنْهُ ondan · ٱلزَّوْجَيْنِ iki çifti · ٱلذَّكَرَ erkeği · وَٱلْأُنثَىٰٓ ve dişiyi

أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ ﴿40﴾

eleyse ẕâlike biḳâdirin `alâ ey yuḥyiye-lmevtâ.

40. Peki bütün bunları yapan, ölüleri diriltemez mi?

Kelime meali

أَلَيْسَ değil mi? · ذَٰلِكَ buna · بِقَـٰدِرٍ gücü yetecek · عَلَىٰٓ diriltmeğe · أَن · يُحْـِۧىَ · ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri