İnsân Suresi
İnsân suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
هَلۡ أَتَىٰ عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ حِينࣱ مِّنَ ٱلدَّهۡرِ لَمۡ يَكُن شَيۡـࣰٔ ا مَّذۡكُورًا ﴿1﴾
hel etâ `ale-l'insâni ḥînüm mine-ddehri lem yekün şey'em meẕkûrâ.
1. Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir.
Kelime meali
هَلْ geçmedi mi? · أَتَىٰ · عَلَى üzerinden · ٱلْإِنسَـٰنِ insanın · حِينٌۭ bir süre · مِّنَ uzun devirden · ٱلدَّهْرِ · لَمْ olmadığı · يَكُن · شَيْـًۭٔا bir şey · مَّذْكُورًا anılan
إِنَّا خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةٍ أَمۡشَاجࣲ نَّبۡتَلِيهِ فَجَعَلۡنَٰهُ سَمِيعَۢا بَصِيرًا ﴿2﴾
innâ ḫalaḳne-l'insâne min nuṭfetin emşâc. nebtelîhi fece`alnâhü semî`am beṣîrâ.
2. Hakikatte biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; imtihan edelim diye onu işitir ve görür kıldık.
Kelime meali
إِنَّا doğrusu biz · خَلَقْنَا yarattık · ٱلْإِنسَـٰنَ insanı · مِن bir nutfeden · نُّطْفَةٍ · أَمْشَاجٍۢ karışık · نَّبْتَلِيهِ imtihan etmek için · فَجَعَلْنَـٰهُ ve onu yaptık · سَمِيعًۢا işitici · بَصِيرًا görücü
إِنَّا هَدَيۡنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرࣰ ا وَإِمَّا كَفُورًا ﴿3﴾
innâ hedeynâhü-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.
3. Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.
Kelime meali
إِنَّا elbette biz · هَدَيْنَـٰهُ ona gösterdik · ٱلسَّبِيلَ yolu · إِمَّا ya · شَاكِرًۭا şükreder · وَإِمَّا veya · كَفُورًا nankör olur
إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَاْ وَأَغۡلَٰلࣰ ا وَسَعِيرًا ﴿4﴾
innâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veaglâlev vese`îrâ.
4. Ama biz inkârcılar için zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
Kelime meali
إِنَّآ elbette biz · أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için · سَلَـٰسِلَا۟ zincirler · وَأَغْلَـٰلًۭا ve demir halkalar · وَسَعِيرًا ve alevli bir ateş
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ يَشۡرَبُونَ مِن كَأۡسࣲ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا ﴿5﴾
inne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcühâ kâfûrâ.
5. İyiler ise içindekine güzel koku katılmış bir kadehten içecekler;
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلْأَبْرَارَ iyiler · يَشْرَبُونَ içerler · مِن bir kadehten · كَأْسٍۢ · كَانَ olan · مِزَاجُهَا karışımı · كَافُورًا kâfûr
عَيۡنࣰ ا يَشۡرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفۡجِيرࣰ ا ﴿6﴾
`ayney yeşrabü bihâ `ibâdü-llâhi yüfeccirûnehâ tefcîrâ.
6. Bir su kaynağı ki Allah’ın has kulları istedikleri yerlere akıtarak ondan bol bol içerler.
Kelime meali
عَيْنًۭا bir kaynak · يَشْرَبُ içerler · بِهَا ondan · عِبَادُ kulları · ٱللَّهِ Allah'ın · يُفَجِّرُونَهَا akıtırlar · تَفْجِيرًۭا fışkırtarak
يُوفُونَ بِٱلنَّذۡرِ وَيَخَافُونَ يَوۡمࣰ ا كَانَ شَرُّهُۥ مُسۡتَطِيرࣰ ا ﴿7﴾
yûfûne binneẕri veyeḫâfûne yevmen kâne şerruhû müsteṭîrâ.
7. Onlar, verdikleri sözü yerine getirirler ve dehşeti her yerde hissedilen bir günden korkarlar.
Kelime meali
يُوفُونَ yerine getirirler · بِٱلنَّذْرِ adaklarını · وَيَخَافُونَ ve korkarlar · يَوْمًۭا bir günden · كَانَ olan · شَرُّهُۥ şerri · مُسْتَطِيرًۭا salgın
وَيُطۡعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسۡكِينࣰ ا وَيَتِيمࣰ ا وَأَسِيرًا ﴿8﴾
veyuṭ`imûne-ṭṭa`âme `alâ ḥubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.
8. Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler.
Kelime meali
وَيُطْعِمُونَ ve yedirirler · ٱلطَّعَامَ yemeği · عَلَىٰ sevdikleri · حُبِّهِۦ · مِسْكِينًۭا yoksula · وَيَتِيمًۭا ve yetime · وَأَسِيرًا ve esire
إِنَّمَا نُطۡعِمُكُمۡ لِوَجۡهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمۡ جَزَآءࣰ وَلَا شُكُورًا ﴿9﴾
innemâ nuṭ`imüküm livechi-llâhi lâ nürîdü minküm cezâev velâ şükûrâ.
9. (Ve şöyle derler:) “Biz sizi Allah rızâsı için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.
Kelime meali
إِنَّمَا biz · نُطْعِمُكُمْ size yediriyoruz · لِوَجْهِ rızası için · ٱللَّهِ Allah · لَا beklemiyoruz · نُرِيدُ · مِنكُمْ sizden · جَزَآءًۭ bir karşılık · وَلَا ne de · شُكُورًا teşekkür
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوۡمًا عَبُوسࣰ ا قَمۡطَرِيرࣰ ا ﴿10﴾
innâ neḫâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen ḳamṭarîrâ.
10. Biz, dehşetli, çetin bir günde rabbimizden korkarız.”
Kelime meali
إِنَّا çünkü biz · نَخَافُ korkarız · مِن Rabbimizden · رَّبِّنَا · يَوْمًا bir günde · عَبُوسًۭا suratsız · قَمْطَرِيرًۭا çok katı
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمِ وَلَقَّىٰهُمۡ نَضۡرَةࣰ وَسُرُورࣰ ا ﴿11﴾
feveḳâhümü-llâhü şerra ẕâlike-lyevmi veleḳḳâhüm naḍratev vesürûrâ.
11. Bu tutumları sebebiyle Allah onları o günün dehşetinden korur; yüzlerine aydınlık, gönüllerine sürur verir.
Kelime meali
فَوَقَىٰهُمُ onları korumuştur · ٱللَّهُ Allah · شَرَّ şerrinden · ذَٰلِكَ o · ٱلْيَوْمِ günün · وَلَقَّىٰهُمْ ve onlara vermiştir · نَضْرَةًۭ parlaklık · وَسُرُورًۭا ve sevinç
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُواْ جَنَّةࣰ وَحَرِيرࣰ ا ﴿12﴾
vecezâhüm bimâ ṣaberû cennetev veḥarîrâ.
12. Sabretmelerine karşılık onları cennetle ve ipekli giysilerle ödüllendirir.
Kelime meali
وَجَزَىٰهُم onların ödülleri · بِمَا dolayı · صَبَرُوا۟ sabrettiklerinden · جَنَّةًۭ cennettir · وَحَرِيرًۭا ve ipektir
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِۖ لَا يَرَوۡنَ فِيهَا شَمۡسࣰ ا وَلَا زَمۡهَرِيرࣰ ا ﴿13﴾
müttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.
13. Orada koltuklara kurulurlar. Ne yakıcı güneş görürler orada ne de dondurucu soğuk.
Kelime meali
مُّتَّكِـِٔينَ yaslanırlar · فِيهَا orada · عَلَى üzerinde · ٱلْأَرَآئِكِ ۖ divanlar · لَا görmezler · يَرَوْنَ · فِيهَا orada · شَمْسًۭا (yakıcı) güneş · وَلَا ve ne de · زَمْهَرِيرًۭا dondurucu soğuk
وَدَانِيَةً عَلَيۡهِمۡ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتۡ قُطُوفُهَا تَذۡلِيلࣰ ا ﴿14﴾
vedâniyeten `aleyhim żilâlühâ veẕüllilet ḳuṭûfühâ teẕlîlâ.
14. Ağaçların gölgesi hemen üzerlerinde, meyveleri emirlerine âmâde kılınmış.
Kelime meali
وَدَانِيَةً ve yaklaşmıştır · عَلَيْهِمْ üzerlerine · ظِلَـٰلُهَا onun gölgeleri · وَذُلِّلَتْ ve eğdirilmiştir · قُطُوفُهَا meyvaları · تَذْلِيلًۭا aşağı eğdirilerek
وَيُطَافُ عَلَيۡهِم بِـَٔانِيَةࣲ مِّن فِضَّةࣲ وَأَكۡوَابࣲ كَانَتۡ قَوَارِيرَا۠ ﴿15﴾
veyüṭâfü `aleyhim biâniyetim min fiḍḍativ veekvâbin kânet ḳavârîrâ.
15–16. Her birinin etrafında gümüş kaplar, billûr kadehler, gümüş beyazlığında şeffaf kupalar dolaştırılır; ölçülerini de isteklerine göre belirlerler.
Kelime meali
وَيُطَافُ ve dolaştırılır · عَلَيْهِم yanlarında · بِـَٔانِيَةٍۢ kablar · مِّن gümüşten · فِضَّةٍۢ · وَأَكْوَابٍۢ ve kupalar · كَانَتْ olan · قَوَارِيرَا۠ billur
قَوَارِيرَاْ مِن فِضَّةࣲ قَدَّرُوهَا تَقۡدِيرࣰ ا ﴿16﴾
ḳavârîrae min fiḍḍatin ḳadderûhâ taḳdîrâ.
Kelime meali
قَوَارِيرَا۟ billurlar ki · مِن gümüşten · فِضَّةٍۢ · قَدَّرُوهَا onları takdir etmişlerdir · تَقْدِيرًۭا istedikleri ölçüde
وَيُسۡقَوۡنَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ﴿17﴾
veyüsḳavne fîhâ ke'sen kâne mizâcühâ zencebîlâ.
17. Ayrıca kendilerine orada zencefil karışımlı dolu bir kadeh sunulur.
Kelime meali
وَيُسْقَوْنَ ve onlara içirilir · فِيهَا orada · كَأْسًۭا kadehten · كَانَ olan · مِزَاجُهَا karışımı · زَنجَبِيلًا zencefil
عَيۡنࣰ ا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلۡسَبِيلࣰ ا ﴿18﴾
`aynen fîhâ tüsemmâ selsebîlâ.
18. Oradaki selsebil denilen bir pınardan.
Kelime meali
عَيْنًۭا bir çeşme · فِيهَا orada · تُسَمَّىٰ adına denir · سَلْسَبِيلًۭا Selsebil
۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيۡتَهُمۡ حَسِبۡتَهُمۡ لُؤۡلُؤࣰ ا مَّنثُورࣰ ا ﴿19﴾
veyeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn. iẕâ raeytehüm ḥasibtehüm lü'lüem menŝûrâ.
19. Her birinin etrafında ölümsüz gençler pervane olur. Baktığında onları etrafa saçılmış inciler sanırsın.
Kelime meali
۞ وَيَطُوفُ dolaşır · عَلَيْهِمْ çevrelerinde · وِلْدَٰنٌۭ gençler · مُّخَلَّدُونَ ölümsüz · إِذَا onları görsen · رَأَيْتَهُمْ · حَسِبْتَهُمْ kendilerini sanırsın · لُؤْلُؤًۭا inci · مَّنثُورًۭا saçılmış
وَإِذَا رَأَيۡتَ ثَمَّ رَأَيۡتَ نَعِيمࣰ ا وَمُلۡكࣰ ا كَبِيرًا ﴿20﴾
veiẕâ raeyte ŝemme raeyte ne`îmev vemülken kebîrâ.
20. Orada etrafa göz gezdirdiğinde benzersiz nimetler ve muhteşem bir saltanat görürsün.
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · رَأَيْتَ baktığın · ثَمَّ sonra · رَأَيْتَ görürsün · نَعِيمًۭا bir ni'met · وَمُلْكًۭا ve bir mülk · كَبِيرًا büyük
عَٰلِيَهُمۡ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضۡرࣱ وَإِسۡتَبۡرَقࣱۖ وَحُلُّوٓاْ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةࣲ وَسَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ شَرَابࣰ ا طَهُورًا ﴿21﴾
`âliyehüm ŝiyâbü sündüsin ḫuḍruv veistebraḳ. veḥullû esâvira min fiḍḍah. veseḳâhüm rabbühüm şerâben ṭahûrâ.
21. Oradakilerin üzerlerinde yeşil renkli, ince ve kalın ipek elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir, rableri onlara tertemiz bir içecek verir;
Kelime meali
عَـٰلِيَهُمْ üstlerinde vardır · ثِيَابُ giysiler · سُندُسٍ ince ipekten · خُضْرٌۭ yeşil · وَإِسْتَبْرَقٌۭ ۖ ve kalın ipekten · وَحُلُّوٓا۟ ve takınmışlardır · أَسَاوِرَ bilezikler · مِن gümüşten · فِضَّةٍۢ · وَسَقَىٰهُمْ ve onlara içirmiştir · رَبُّهُمْ Rableri · شَرَابًۭا bir içki · طَهُورًا tertemiz
إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمۡ جَزَآءࣰ وَكَانَ سَعۡيُكُم مَّشۡكُورًا ﴿22﴾
inne hâẕâ kâne leküm cezâev vekâne sa`yüküm meşkûrâ.
22. “Bunlar sizin ödülünüzdür, çabanız boşa gitmemiştir.”
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · هَـٰذَا bu · كَانَ oldu · لَكُمْ sizin · جَزَآءًۭ ödülünüz · وَكَانَ ve olmuştur · سَعْيُكُم çalışmanız · مَّشْكُورًا teşekküre layık
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ تَنزِيلࣰ ا ﴿23﴾
innâ naḥnü nezzelnâ `aleyke-lḳur'âne tenzîlâ.
23. Kur’an’ı sana biz, evet biz vahyederek indirdik.
Kelime meali
إِنَّا muhakkak Biziz · نَحْنُ biz · نَزَّلْنَا indirdik · عَلَيْكَ sana · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · تَنزِيلًۭا parça parça
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورࣰ ا ﴿24﴾
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tüṭi` minhüm âŝimen ev kefûrâ.
24. Öyleyse rabbinin hükmüne sabret; onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre boyun eğme.
Kelime meali
فَٱصْبِرْ o halde sabret · لِحُكْمِ hükmüne · رَبِّكَ Rabbinin · وَلَا ve · تُطِعْ ita'at etme · مِنْهُمْ onlardan · ءَاثِمًا günahkara · أَوْ yahut · كَفُورًۭا inkarcıya
وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلࣰ ا ﴿25﴾
veẕküri-sme rabbike bükratev veeṣîlâ.
25. Sabah akşam rabbinin adını an.
Kelime meali
وَٱذْكُرِ ve an · ٱسْمَ adını · رَبِّكَ Rabbinin · بُكْرَةًۭ sabah · وَأَصِيلًۭا ve akşam
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَٱسۡجُدۡ لَهُۥ وَسَبِّحۡهُ لَيۡلࣰ ا طَوِيلًا ﴿26﴾
vemine-lleyli fescüd lehû vesebbiḥhü leylen ṭavîlâ.
26. Gecenin bir kısmında O’na secde et ve uzun gece boyunca O’nu tesbih et.
Kelime meali
وَمِنَ bir bölümünde · ٱلَّيْلِ gecenin · فَٱسْجُدْ secde et · لَهُۥ O'na · وَسَبِّحْهُ ve O'nu tesbih eyle · لَيْلًۭا geceleyin · طَوِيلًا uzun zaman
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمۡ يَوۡمࣰ ا ثَقِيلࣰ ا ﴿27﴾
inne hâülâi yüḥibbûne-l`âcilete veyeẕerûne verâehüm yevmen ŝeḳîlâ.
27. Şu insanlar, geçici dünyayı seviyorlar, ileride kendilerini bekleyen zor günü ise umursamıyorlar,
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar · يُحِبُّونَ seviyorlar · ٱلْعَاجِلَةَ çabuk geçeni (dünyayı) · وَيَذَرُونَ ve bırakıyorlar · وَرَآءَهُمْ ötelerindeki · يَوْمًۭا bir günü · ثَقِيلًۭا ağır
نَّحۡنُ خَلَقۡنَٰهُمۡ وَشَدَدۡنَآ أَسۡرَهُمۡۖ وَإِذَا شِئۡنَا بَدَّلۡنَآ أَمۡثَٰلَهُمۡ تَبۡدِيلًا ﴿28﴾
naḥnü ḫalaḳnâhüm veşedednâ esrahüm. veiẕâ şi'nâ beddelnâ emŝâlehüm tebdîlâ.
28. Onları biz yarattık, yaratılışlarını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde yerlerine benzerlerini de getiririz.
Kelime meali
نَّحْنُ biz · خَلَقْنَـٰهُمْ onları yarattık · وَشَدَدْنَآ ve sıkıca bağladık · أَسْرَهُمْ ۖ yapılarını · وَإِذَا ve zaman · شِئْنَا dilediğimiz · بَدَّلْنَآ değiştiririz · أَمْثَـٰلَهُمْ onların benzerleriyle · تَبْدِيلًا tam bir değişiklikle
إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰ ا ﴿29﴾
inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
29. Şüphesiz ki bunlar birer öğüttür; artık dileyen rabbine bir yol tutar.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · هَـٰذِهِۦ bu · تَذْكِرَةٌۭ ۖ bir öğüttür · فَمَن kimse · شَآءَ dileyen · ٱتَّخَذَ tutar · إِلَىٰ varan · رَبِّهِۦ Rabbine · سَبِيلًۭا yolu
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿30﴾
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.
30. Ancak Allah’ın (bir şeyi) dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Kelime meali
وَمَا ve · تَشَآءُونَ siz dileyemezsiniz · إِلَّآ dışında · أَن dilemesi · يَشَآءَ · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bilendir · عَلِيمًا · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
يُدۡخِلُ مَن يَشَآءُ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمَۢا ﴿31﴾
yüdḫilü mey yeşâü fî raḥmetih. veżżâlimîne e`adde lehüm `aẕâben elîmâ.
31. Allah dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.
Kelime meali
يُدْخِلُ sokar · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · فِى rahmetine · رَحْمَتِهِۦ ۚ · وَٱلظَّـٰلِمِينَ ve zalimler · أَعَدَّ hazırlamıştır · لَهُمْ onlar için · عَذَابًا bir azab · أَلِيمًۢا acıklı