Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Mürselât Suresi

سُوْرَةُ الْمُرْسَلَاتِ · 77. sure · 50 âyet · Mekkî · 29. cüz · Mushaf sayfa 580

Mürselât suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَٱلۡمُرۡسَلَٰتِ عُرۡفࣰ ا ﴿1﴾

velmürselâti `urfâ.

1. Yemin olsun, birbiri ardından gönderilenlere;

Kelime meali

وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ andolsun gönderilenlere · عُرْفًۭا birbiri ardınca

فَٱلۡعَٰصِفَٰتِ عَصۡفࣰ ا ﴿2﴾

fel`âṣifâti `aṣfâ.

2. Fırtına olup esenlere;

Kelime meali

فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ esip · عَصْفًۭا savuranlara

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشۡرࣰ ا ﴿3﴾

vennâşirâti neşrâ.

3. Yaydıkça yayanlara;

Kelime meali

وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ ve yayanlara · نَشْرًۭا yaydıkça

فَٱلۡفَٰرِقَٰتِ فَرۡقࣰ ا ﴿4﴾

felfâriḳâti ferḳâ.

4. (Hak ile bâtılı) birbirinden iyice ayıranlara;

Kelime meali

فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ ve ayıranlara · فَرْقًۭا ayırdıkça

فَٱلۡمُلۡقِيَٰتِ ذِكۡرًا ﴿5﴾

felmülḳiyâti ẕikrâ.

5–6. Mazereti ortadan kaldırmak veya uyarmak için vahyi iletenlere;

Kelime meali

فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ve bırakanlara · ذِكْرًا öğüt

عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا ﴿6﴾

`uẕran ev nüẕrâ.

Kelime meali

عُذْرًا özür · أَوْ yahut · نُذْرًا uyarı

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعࣱ‏ ﴿7﴾

innemâ tû`adûne levâḳi`.

7. Ki size vaad olunan şey mutlaka gerçekleşecektir.

Kelime meali

إِنَّمَا ki mutlaka · تُوعَدُونَ size va'dedilen · لَوَٰقِعٌۭ elbette olacaktır

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ ﴿8﴾

feiẕe-nnücûmü ṭumiset.

8. Yıldızların ışığı söndürüldüğünde;

Kelime meali

فَإِذَا zaman · ٱلنُّجُومُ yıldızların · طُمِسَتْ silindiği

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتۡ ﴿9﴾

veiẕe-ssemâü füricet.

9. Gök yarıldığında;

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · ٱلسَّمَآءُ gök · فُرِجَتْ yarıldığı

وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ ﴿10﴾

veiẕe-lcibâlü nüsifet.

10. Dağlar sökülüp savrulduğunda;

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · ٱلْجِبَالُ dağlar · نُسِفَتْ ufalanıp savrulduğu

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ ﴿11﴾

veiẕe-rrusülü üḳḳitet.

11. Peygamberlere toplantı vakti bildirildiğinde;

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · ٱلرُّسُلُ elçilere · أُقِّتَتْ vakit belirlendiği

لِأَيِّ يَوۡمٍ أُجِّلَتۡ ﴿12﴾

lieyyi yevmin üccilet.

12. Bütün bunlar hangi güne ertelenmiştir?

Kelime meali

لِأَىِّ hangisi için? · يَوْمٍ günün · أُجِّلَتْ ertelenmiştir

لِيَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ ﴿13﴾

liyevmi-lfaṣl.

13. Ayırım gününe.

Kelime meali

لِيَوْمِ günü için · ٱلْفَصْلِ hüküm

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ﴿14﴾

vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.

14. Ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?

Kelime meali

وَمَآ nereden? · أَدْرَىٰكَ bileceksin · مَا nedir · يَوْمُ günü · ٱلْفَصْلِ hüküm

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿15﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

15. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿16﴾

elem nühliki-l'evvelîn.

16. Öncekileri helâk etmedik mi?

Kelime meali

أَلَمْ helak etmedik mi? · نُهْلِكِ · ٱلْأَوَّلِينَ öncekileri

ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿17﴾

ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.

17. Arkadan gelenlere de onlara yaptığımızı yapacağız.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · نُتْبِعُهُمُ onların ardına takarız · ٱلْـَٔاخِرِينَ geridekileri

كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿18﴾

keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.

18. İşte biz suçlulara böyle yaparız.

Kelime meali

كَذَٰلِكَ böyle · نَفْعَلُ yaparız · بِٱلْمُجْرِمِينَ suçlulara

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿19﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

19. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏ ﴿20﴾

elem naḫlukküm mim mâim mehîn.

20. Sizi önemsenmeyen bir sudan yaratmadık mı?

Kelime meali

أَلَمْ sizi yaratmadık mı? · نَخْلُقكُّم · مِّن bir sudan · مَّآءٍۢ · مَّهِينٍۢ âdi

فَجَعَلۡنَٰهُ فِي قَرَارࣲ مَّكِينٍ ﴿21﴾

fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.

21–22. Onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.

Kelime meali

فَجَعَلْنَـٰهُ onu koyduk · فِى bir karar yerine · قَرَارٍۢ · مَّكِينٍ sağlam

إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏ ﴿22﴾

ilâ ḳaderim ma`lûm.

Kelime meali

إِلَىٰ kadar · قَدَرٍۢ bir süreye · مَّعْلُومٍۢ belirli

فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَٰدِرُونَ ﴿23﴾

feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.

23. Ölçüleri biz koyduk; ne de güzel ölçmüşüzdür!

Kelime meali

فَقَدَرْنَا ve biçimlendirdik · فَنِعْمَ ne güzel · ٱلْقَـٰدِرُونَ biçim vereniz biz

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿24﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

24. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا ﴿25﴾

elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.

25–26. Biz yeryüzünü dirilere ve ölülere mekân yapmadık mı?

Kelime meali

أَلَمْ yapmadık mı? · نَجْعَلِ · ٱلْأَرْضَ arz'ı · كِفَاتًا toplanma yeri

أَحۡيَآءࣰ وَأَمۡوَٰتࣰ ا ﴿26﴾

aḥyâev veemvâtâ.

Kelime meali

أَحْيَآءًۭ diriler (için) · وَأَمْوَٰتًۭا ve ölüler (için)

وَجَعَلۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ شَٰمِخَٰتࣲ وَأَسۡقَيۡنَٰكُم مَّآءࣰ فُرَاتࣰ ا ﴿27﴾

vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.

27. Ayrıca yeryüzünde sabit yüce dağlar yarattık. Sizlere tatlı sular içirdik.

Kelime meali

وَجَعَلْنَا ve meydana getirmedik mi? · فِيهَا orada · رَوَٰسِىَ dağlar · شَـٰمِخَـٰتٍۢ yüksek yüksek · وَأَسْقَيْنَـٰكُم ve size içirmedik mi? · مَّآءًۭ su(lar) · فُرَاتًۭا tatlı

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿28﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

28. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿29﴾

inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.

29. Haydi yalan saydığınız azaba doğru ilerleyin!

Kelime meali

ٱنطَلِقُوٓا۟ haydi gidin · إِلَىٰ şeye · مَا · كُنتُم olduğunuz · بِهِۦ onu · تُكَذِّبُونَ yalanlamış

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِي ثَلَٰثِ شُعَبࣲ‏ ﴿30﴾

inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.

30–31. Korumayan, ateşe karşı da bir faydası dokunmayan üç parçalı bir gölgeye doğru yol alın.

Kelime meali

ٱنطَلِقُوٓا۟ gidin · إِلَىٰ bir gölgeye · ظِلٍّۢ · ذِى olan · ثَلَـٰثِ üç · شُعَبٍۢ dalı

لَّا ظَلِيلࣲ وَلَا يُغۡنِي مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿31﴾

lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.

Kelime meali

لَّا gölgelendirmez · ظَلِيلٍۢ · وَلَا ve ne de · يُغْنِى korumaz · مِنَ alevden · ٱللَّهَبِ

إِنَّهَا تَرۡمِي بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ ﴿32﴾

innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.

32–33. O, kütükler kadar, koca sütunlar kadar kıvılcımlar fırlatır.

Kelime meali

إِنَّهَا gerçekten o · تَرْمِى saçar · بِشَرَرٍۢ kıvılcım(lar) · كَٱلْقَصْرِ kütük gibi

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتࣱ صُفۡرࣱ‏ ﴿33﴾

keennehû cimâlâtün ṣufr.

Kelime meali

كَأَنَّهُۥ sanki o · جِمَـٰلَتٌۭ bir halattır · صُفْرٌۭ sapsarı

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿34﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

34. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

هَٰذَا يَوۡمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿35﴾

hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.

35. Bu öyle bir gündür ki artık konuşamazlar.

Kelime meali

هَـٰذَا bu · يَوْمُ gündür · لَا konuşamayacakları · يَنطِقُونَ

وَلَا يُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَيَعۡتَذِرُونَ ﴿36﴾

velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.

36. (Zamanı geçtiği için) kendilerine izin de verilmez ki mazeret bildirsinler.

Kelime meali

وَلَا ve · يُؤْذَنُ izin verilmez · لَهُمْ kendilerine · فَيَعْتَذِرُونَ özür dilesinler

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿37﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

37. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِينَ ﴿38﴾

hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.

38. İşte bu, ayırım günüdür; sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.

Kelime meali

هَـٰذَا işte bu · يَوْمُ günüdür · ٱلْفَصْلِ ۖ hüküm; · جَمَعْنَـٰكُمْ sizi bir araya topladık · وَٱلْأَوَّلِينَ ve öncekileri

فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَيۡدࣱ فَكِيدُونِ ﴿39﴾

fein kâne leküm keydün fekîdûn.

39. Bir planınız varsa haydi bana karşı uygulayın planınızı!

Kelime meali

فَإِن eğer · كَانَ varsa · لَكُمْ sizin · كَيْدٌۭ bir hileniz · فَكِيدُونِ haydi bana hile yapın

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿40﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

40. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي ظِلَٰلࣲ وَعُيُونࣲ‏ ﴿41﴾

inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.

41–42. Şüphe yok ki takvâ sahipleri gölgeliklerde ve pınar başlarında canlarının istediği çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler ise · فِى altındadır · ظِلَـٰلٍۢ gölgeler · وَعُيُونٍۢ ve çeşme başındadırlar

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشۡتَهُونَ ﴿42﴾

vefevâkihe mimmâ yeştehûn.

Kelime meali

وَفَوَٰكِهَ ve meyvalar (içindedirler) · مِمَّا şeylerden · يَشْتَهُونَ gönüllerinin çektiği

كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿43﴾

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

43. “Yaptıklarınızın karşılığı olarak şimdi afiyetle yiyin için.”

Kelime meali

كُلُوا۟ yeyin · وَٱشْرَبُوا۟ ve için · هَنِيٓـًٔۢا afiyetle · بِمَا karşılık · كُنتُمْ olduğunuza · تَعْمَلُونَ yapıyor(sunuz)

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿44﴾

innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.

44. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · كَذَٰلِكَ böyle · نَجْزِى mükafatlandırırız · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿45﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

45. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ ﴿46﴾

külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.

46. Siz de (dünyada) yiyin için, biraz daha faydalanın! Şüphe yok ki suça batmış durumdasınız!

Kelime meali

كُلُوا۟ yiyin · وَتَمَتَّعُوا۟ ve sefa sürün · قَلِيلًا azıcık · إِنَّكُم siz · مُّجْرِمُونَ suçlularsınız

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿47﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

47. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُواْ لَا يَرۡكَعُونَ ﴿48﴾

veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.

48. Onlara, “Allah’ın huzurunda eğilin!” denildiğinde eğilmiyorlar.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · قِيلَ dendiği · لَهُمُ onlara · ٱرْكَعُوا۟ rüku' edin · لَا rüku' etmezler · يَرْكَعُونَ

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿49﴾

veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

49. Hakkı yalanlayanların o gün vay haline!

Kelime meali

وَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

فَبِأَيِّ حَدِيثِۭ بَعۡدَهُۥ يُؤۡمِنُونَ ﴿50﴾

febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.

50. Artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?

Kelime meali

فَبِأَىِّ hangi? · حَدِيثٍۭ söze · بَعْدَهُۥ bundan sonra · يُؤْمِنُونَ inanacaklar