Nebe' Suresi
Nebe' suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ﴿1﴾
`amme yetesâelûn.
1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
Kelime meali
عَمَّ hangi şeyden? · يَتَسَآءَلُونَ birbirlerine soruyorlar
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿2﴾
`ani-nnebei-l`ażîm.
2–3. Hakkında ayrılığa düştükleri büyük haberi mi?
Kelime meali
عَنِ haberden (mi?) · ٱلنَّبَإِ · ٱلْعَظِيمِ büyük
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ﴿3﴾
elleẕî hüm fîhi muḫtelifûn.
Kelime meali
ٱلَّذِى ki · هُمْ onlar · فِيهِ onda · مُخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmektedirler
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﴿4﴾
kellâ seya`lemûn.
4. Hayır! İleride görecekler!
Kelime meali
كَلَّا hayır · سَيَعْلَمُونَ yakında bilecekler
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﴿5﴾
ŝümme kellâ seya`lemûn.
5. Hayır hayır! Yakında görecekler!
Kelime meali
ثُمَّ sonra · كَلَّا hayır · سَيَعْلَمُونَ yakında bilecekler
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰ ا ﴿6﴾
elem nec`ali-l'arḍa mihâdâ.
6–7. Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da (yeri dengede tutan) kazıklar yapmadık mı?
Kelime meali
أَلَمْ yapmadık mı? · نَجْعَلِ · ٱلْأَرْضَ arzı · مِهَـٰدًۭا bir beşik
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰ ا ﴿7﴾
velcibâle evtâdâ.
Kelime meali
وَٱلْجِبَالَ ve dağları · أَوْتَادًۭا birer kazık
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ﴿8﴾
veḫalaḳnâküm ezvâcâ.
8. Sizi çifter çifter yarattık.
Kelime meali
وَخَلَقْنَـٰكُمْ ve sizi yarattık · أَزْوَٰجًۭا çift çift
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰ ا ﴿9﴾
vece`alnâ nevmeküm sübâtâ.
9. Uykunuzu dinlenme vesilesi kıldık.
Kelime meali
وَجَعَلْنَا ve yaptık · نَوْمَكُمْ uykunuzu · سُبَاتًۭا dinlenme
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا ﴿10﴾
vece`alne-lleyle libâsâ.
10. Geceyi (uyku için) örtü yaptık.
Kelime meali
وَجَعَلْنَا ve yaptık · ٱلَّيْلَ geceyi · لِبَاسًۭا bir giysi
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰ ا ﴿11﴾
vece`alne-nnehâra me`âşâ.
11. Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık.
Kelime meali
وَجَعَلْنَا ve yaptık · ٱلنَّهَارَ gündüzü · مَعَاشًۭا geçim zamanı
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰ ا شِدَادࣰ ا ﴿12﴾
vebeneynâ fevḳaküm seb`an şidâdâ.
12. Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık.
Kelime meali
وَبَنَيْنَا ve bina ettik · فَوْقَكُمْ üstünüzde · سَبْعًۭا yedi (gök) · شِدَادًۭا sağlam
وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰ ا وَهَّاجࣰ ا ﴿13﴾
vece`alnâ sirâcev vehhâcâ.
13. Orada ısı ve aydınlık saçan bir lamba yarattık.
Kelime meali
وَجَعَلْنَا ve yarattık · سِرَاجًۭا bir lamba · وَهَّاجًۭا parıl parıl parlayan
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰ ا ﴿14﴾
veenzelnâ mine-lmü`ṣirâti mâen ŝeccâcâ.
14–16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler bitirmemiz için yoğun bulutlardan oluk gibi boşalan sular indirdik.
Kelime meali
وَأَنزَلْنَا ve indirdik · مِنَ sıkışan(bulut)lardan · ٱلْمُعْصِرَٰتِ · مَآءًۭ su · ثَجَّاجًۭا şarıl şarıl
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّ ا وَنَبَاتࣰ ا ﴿15﴾
linuḫrice bihî ḥabbev venebâtâ.
Kelime meali
لِّنُخْرِجَ çıkaralım diye · بِهِۦ onunla · حَبًّۭا dane(ler) · وَنَبَاتًۭا ve bitki(ler)
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ﴿16﴾
vecennâtin elfâfâ.
Kelime meali
وَجَنَّـٰتٍ ve bahçeler · أَلْفَافًا birbirine sarmaş dolaş
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰ ا ﴿17﴾
inne yevme-lfaṣli kâne mîḳâtâ.
17. Şüphesiz ayırım günü vakit olarak belirlenmiştir.
Kelime meali
إِنَّ muhakkak ki · يَوْمَ günü · ٱلْفَصْلِ hüküm · كَانَ belirlenmiş bir vakittir · مِيقَـٰتًۭا
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰ ا ﴿18﴾
yevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fete'tûne efvâcâ.
18. Sûra üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz;
Kelime meali
يَوْمَ o gün · يُنفَخُ üflenir · فِى Sur'a · ٱلصُّورِ · فَتَأْتُونَ gelirsiniz · أَفْوَاجًۭا bölük bölük
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰ ا ﴿19﴾
vefütiḥati-ssemâü fekânet ebvâbâ.
19. Gökyüzü açılır da orada pek çok kapı oluşur.
Kelime meali
وَفُتِحَتِ ve açılmıştır · ٱلسَّمَآءُ gök · فَكَانَتْ ve olmuştur · أَبْوَٰبًۭا kapı kapı
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ﴿20﴾
vesüyyirati-lcibâlü fekânet serâbâ.
20. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
Kelime meali
وَسُيِّرَتِ ve yürütülmüştür · ٱلْجِبَالُ dağlar · فَكَانَتْ olmuştur · سَرَابًا bir serab
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰ ا ﴿21﴾
inne cehenneme kânet mirṣâdâ.
21–22. Şüphesiz, azgınlar için barınak olan cehennem pusu kurup bekleme yeridir;
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · جَهَنَّمَ cehennem · كَانَتْ olmuştur · مِرْصَادًۭا gözetleme yeri
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰ ا ﴿22﴾
liṭṭâgîne meâbâ.
Kelime meali
لِّلطَّـٰغِينَ azgınların · مَـَٔابًۭا varacağı yerdir
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰ ا ﴿23﴾
lâbiŝîne fîhâ aḥḳâbâ.
23–26. Orada (yaptıklarına) uygun bir karşılık olarak kaynar su ve yanan vücut akıntısı dışında bir serinletici, bir içecek tatmaksızın yıllar ve yıllar boyu kalırlar.
Kelime meali
لَّـٰبِثِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَحْقَابًۭا çağlar boyu
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰ ا وَلَا شَرَابًا ﴿24﴾
lâ yeẕûḳûne fîhâ berdev velâ şerâbâ.
Kelime meali
لَّا tadmazlar · يَذُوقُونَ · فِيهَا orada · بَرْدًۭا bir serinlik · وَلَا ve ne de · شَرَابًا içilecek bir şey
إِلَّا حَمِيمࣰ ا وَغَسَّاقࣰ ا ﴿25﴾
illâ ḥamîmev vegassâḳâ.
Kelime meali
إِلَّا yalnız (içerler) · حَمِيمًۭا kaynar su · وَغَسَّاقًۭا ve irin
جَزَآءࣰ وِفَاقًا ﴿26﴾
cezâev vifâḳâ.
Kelime meali
جَزَآءًۭ bir ceza olarak · وِفَاقًا uygun
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰ ا ﴿27﴾
innehüm kânû lâ yercûne ḥisâbâ.
27. Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı.
Kelime meali
إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ idiler · لَا ummuyor(lar) · يَرْجُونَ · حِسَابًۭا bir hesap
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰ ا ﴿28﴾
vekeẕẕebû biâyâtinâ kiẕẕâbâ.
28. Âyetlerimizi yalanladıkça yalanlıyorlardı.
Kelime meali
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlamışlardı · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · كِذَّابًۭا tekzib ile
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰ ا ﴿29﴾
vekülle şey'in aḥṣaynâhü kitâbâ.
29. Oysa biz her şeyi kayıt altına almıştık.
Kelime meali
وَكُلَّ ve her · شَىْءٍ şeyi · أَحْصَيْنَـٰهُ saymıştık · كِتَـٰبًۭا yazmıştık
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ﴿30﴾
feẕûḳû felen nezîdeküm illâ `aẕâbâ.
30. Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır.
Kelime meali
فَذُوقُوا۟ şimdi tadın · فَلَن artık asla · نَّزِيدَكُمْ size artırmayacağız · إِلَّا başka bir şey · عَذَابًا azabdan
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ﴿31﴾
inne lilmütteḳîne mefâzâ.
31. İtaatsizlikten sakınmış olanlar için artık murada erme zamanıdır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için vardır · مَفَازًا başarı ödülü
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰ ا ﴿32﴾
ḥadâiḳa vea`nâbâ.
32. Bahçeler, üzüm bağları;
Kelime meali
حَدَآئِقَ bahçeler · وَأَعْنَـٰبًۭا ve bağlar
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰ ا ﴿33﴾
vekevâ`ibe etrâbâ.
33. Gencecik yaşıt kızlar;
Kelime meali
وَكَوَاعِبَ ve göğüsleri tomurcuklanmış · أَتْرَابًۭا yaşıt kızlar
وَكَأۡسࣰ ا دِهَاقࣰ ا ﴿34﴾
veke'sen dihâḳâ.
34. Dolu dolu kadehler.
Kelime meali
وَكَأْسًۭا ve kadeh(ler) · دِهَاقًۭا dolu
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا كِذَّٰبࣰ ا ﴿35﴾
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ kiẕẕâbâ.
35. Orada ne boş bir söz ne de yalan işitirler.
Kelime meali
لَّا işitmezler · يَسْمَعُونَ · فِيهَا orada · لَغْوًۭا boş söz · وَلَا ve ne de · كِذَّٰبًۭا yalan
جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰ ا ﴿36﴾
cezâem mir rabbike `aṭâen ḥisâbâ.
36. Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır.
Kelime meali
جَزَآءًۭ bir karşılık · مِّن Rabbinden · رَّبِّكَ · عَطَآءً bir bağış olarak · حِسَابًۭا yeterli
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰ ا ﴿37﴾
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-rraḥmâni lâ yemlikûne minhü ḫiṭâbâ.
37. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbidir. O, Rahmân’dır. O’nun huzurunda kimse söz söyleyemez.
Kelime meali
رَّبِّ Rabbi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَمَا ve bulunanların · بَيْنَهُمَا ikisi arasında · ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ çok merhametli · لَا güçleri yetmez · يَمْلِكُونَ · مِنْهُ O'nun huzurunda · خِطَابًۭا konuşmaya
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّ اۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰ ا ﴿38﴾
yevme yeḳûmü-rrûḥu velmelâiketü ṣaffâ. lâ yetekellemûne illâ men eẕine lehü-rraḥmânü veḳâle ṣavâbâ.
38. Ruh ve meleklerin saf saf olup durduğu o gün, ancak Rahmân’ın izin verdikleri konuşur ve konuşan da doğruyu söyler.
Kelime meali
يَوْمَ o gün · يَقُومُ dururlar · ٱلرُّوحُ Ruh · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler · صَفًّۭا ۖ sıra sıra · لَّا konuşamaz · يَتَكَلَّمُونَ · إِلَّا dışındakiler · مَنْ kimseler · أَذِنَ izin verdiği · لَهُ kendisine · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın · وَقَالَ ve o da söyler · صَوَابًۭا doğruyu
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ﴿39﴾
ẕâlike-lyevmü-lḥaḳḳ. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî meâbâ.
39. İşte bu, (geleceği) kesin olan gündür. O halde artık isteyen kendisini rabbine götürecek bir yol tutsun.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte bu · ٱلْيَوْمُ günüdür · ٱلْحَقُّ ۖ hak · فَمَن artık kimse · شَآءَ dileyen · ٱتَّخَذَ tutar · إِلَىٰ varan · رَبِّهِۦ Rabbine · مَـَٔابًا bir yol
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰ ا قَرِيبࣰ ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ﴿40﴾
innâ enẕernâküm `aẕâben ḳarîbâ. yevme yenżuru-lmerü mâ ḳaddemet yedâhü veyeḳûlü-lkâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.
40. Kuşkusuz biz insanın önceden yapıp ettiklerini karşısında göreceği ve inkârcının, “Keşke toprak olsaydım!” diyerek dövüneceği gün gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı sizi uyardık.
Kelime meali
إِنَّآ elbette biz · أَنذَرْنَـٰكُمْ siz uyardık · عَذَابًۭا bir azab ile · قَرِيبًۭا yakın · يَوْمَ o gün · يَنظُرُ bakar · ٱلْمَرْءُ kişi · مَا işlere · قَدَّمَتْ öne sürdüğü · يَدَاهُ ellerinin · وَيَقُولُ ve der · ٱلْكَافِرُ kafir · يَـٰلَيْتَنِى ey keşke · كُنتُ ben olsaydım · تُرَٰبًۢا toprak