Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Nâziât Suresi

سُوْرَةُ النَّازِعَاتِ · 79. sure · 46 âyet · Mekkî · 30. cüz · Mushaf sayfa 583

Nâziât suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقࣰ ا ﴿1﴾

vennâzi`âti garḳâ.

1. Yemin olsun, batmak üzere yükselenlere;

Kelime meali

وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ andolsun söküp çıkaranlara · غَرْقًۭا şiddetle

وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطࣰ ا ﴿2﴾

vennâşiṭâti neşṭâ.

2. Sâkin ve düzenli hareket edenlere;

Kelime meali

وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ ve çekip alanlara · نَشْطًۭا usulca

وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحࣰ ا ﴿3﴾

vessâbiḥâti sebḥâ.

3. Yüzdükçe yüzenlere;

Kelime meali

وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ yüzüp gidenlere · سَبْحًۭا yüzerek

فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقࣰ ا ﴿4﴾

fessâbiḳâti sebḳâ.

4. Yarıştıkça yarışanlara;

Kelime meali

فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ yarışıp geçenlere · سَبْقًۭا yarışarak

فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرࣰ ا ﴿5﴾

felmüdebbirâti emrâ.

5. Emri, uygun yol ve yöntemle yerine getirenlere!

Kelime meali

فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ derken düzenleyenlere · أَمْرًۭا işi

يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ﴿6﴾

yevme tercüfü-rrâcifeh.

6. O gün sarsılan şiddetle sarsılır;

Kelime meali

يَوْمَ o gün · تَرْجُفُ sarsar · ٱلرَّاجِفَةُ o sarsıntı

تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ﴿7﴾

tetbe`uhe-rrâdifeh.

7. Onu ikinci sarsıntı izler!

Kelime meali

تَتْبَعُهَا takip eder · ٱلرَّادِفَةُ ardından (başka gürültü)

قُلُوبࣱ يَوۡمَئِذࣲ وَاجِفَةٌ ﴿8﴾

ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.

8. İşte o gün korkudan yürekler ağza gelir.

Kelime meali

قُلُوبٌۭ yürekler · يَوْمَئِذٍۢ o gün · وَاجِفَةٌ çarpar

أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةࣱ‏ ﴿9﴾

ebṣâruhâ ḫâşi`ah.

9. (İnsanların) gözlerine korku çöker.

Kelime meali

أَبْصَـٰرُهَا gözleri · خَـٰشِعَةٌۭ (korkudan) aşağı kayar

يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ﴿10﴾

yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.

10–11. (İnkârcılar), “Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz? Biz çürümüş kemikler olmuş iken mi?” diyorlar.

Kelime meali

يَقُولُونَ diyorlar ki · أَءِنَّا biz yine · لَمَرْدُودُونَ döndürülecek (miyiz?) · فِى eski halimize · ٱلْحَافِرَةِ

أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا نَّخِرَةࣰ‏ ﴿11﴾

eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.

Kelime meali

أَءِذَا sonra ha? · كُنَّا biz olduktan · عِظَـٰمًۭا kemikler · نَّخِرَةًۭ çürümüş

قَالُواْ تِلۡكَ إِذࣰ ا كَرَّةٌ خَاسِرَةࣱ‏ ﴿12﴾

ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.

12. Ve ekliyorlar: “O zaman bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur!”

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler · تِلْكَ bu · إِذًۭا öyle ise · كَرَّةٌ bir dönüştür · خَاسِرَةٌۭ ziyanlı

فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏ ﴿13﴾

feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.

13. Oysa bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar.

Kelime meali

فَإِنَّمَا halbuki · هِىَ O · زَجْرَةٌۭ haykırıştır · وَٰحِدَةٌۭ bir tek

فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ﴿14﴾

feiẕâ hüm bissâhirah.

14. Bir de bakarsın kendilerini mahşerde bulmuşlar!

Kelime meali

فَإِذَا hemen · هُم onlar · بِٱلسَّاهِرَةِ uyanıklık alanındadırlar

هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ﴿15﴾

hel etâke ḥadîŝü mûsâ.

15. Sana Mûsâ’nın haberi geldi mi?

Kelime meali

هَلْ sana geldimi? · أَتَىٰكَ · حَدِيثُ haberi · مُوسَىٰٓ Musa'nın

إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ﴿16﴾

iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.

16. Rabbi ona kutsal vadi Tuvâ’da şöyle seslenmişti:

Kelime meali

إِذْ hani · نَادَىٰهُ ona seslenmişti · رَبُّهُۥ Rabbi · بِٱلْوَادِ vadi'de · ٱلْمُقَدَّسِ kutsal · طُوًى Tuva'da

ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ﴿17﴾

iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.

17. “Firavun’a git! O hakikaten azdı.”

Kelime meali

ٱذْهَبْ git · إِلَىٰ Fir'avn'a · فِرْعَوْنَ · إِنَّهُۥ çünkü o · طَغَىٰ azdı

فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ﴿18﴾

feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.

18–19. Ona de ki: “Arınmayı ve seni rabbinin yoluna iletmemi ister misin? Böylece O’na saygılı davranırsın.”

Kelime meali

فَقُلْ de ki · هَل istermisin? · لَّكَ · إِلَىٰٓ arınmayı · أَن · تَزَكَّىٰ

وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ﴿19﴾

veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.

Kelime meali

وَأَهْدِيَكَ ve seni ileteyim · إِلَىٰ Rabbine · رَبِّكَ · فَتَخْشَىٰ O'ndan korkasın

فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿20﴾

feerâhü-l'âyete-lkübrâ.

20. Ve Mûsâ ona en büyük mûcizeyi gösterdi.

Kelime meali

فَأَرَىٰهُ sonra ona gösterdi · ٱلْـَٔايَةَ mu'cizeyi · ٱلْكُبْرَىٰ büyük

فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ﴿21﴾

fekeẕẕebe ve`aṣâ.

21. O ise hemen yalanladı ve karşı çıktı.

Kelime meali

فَكَذَّبَ fakat o yalanladı · وَعَصَىٰ ve karşı geldi

ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ﴿22﴾

ŝümme edbera yes`â.

22. Sonra dönüp gitti.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · أَدْبَرَ sırtını döndü · يَسْعَىٰ çalışmağa koyuldu

فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ﴿23﴾

feḥaşera fenâdâ.

23. Derhal adamlarını toplayıp seslendi:

Kelime meali

فَحَشَرَ topladı · فَنَادَىٰ ve bağırdı

فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ﴿24﴾

feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.

24. “Ben sizin en yüce rabbinizim!” dedi.

Kelime meali

فَقَالَ ve dedi · أَنَا۠ ben · رَبُّكُمُ sizi Rabbinizim · ٱلْأَعْلَىٰ en yüce

فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ﴿25﴾

feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.

25. Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi.

Kelime meali

فَأَخَذَهُ onu cezalandırdı · ٱللَّهُ Allah · نَكَالَ azabıyle · ٱلْـَٔاخِرَةِ sonun · وَٱلْأُولَىٰٓ ve ilkin

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ﴿26﴾

inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.

26. Elbette bunda Allah’a itaatsizlikten korkanların alacağı büyük bir ders vardır!

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَعِبْرَةًۭ elbette ibret(ler) · لِّمَن kimseler için · يَخْشَىٰٓ korkacak

ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ﴿27﴾

eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.

27. (Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.

Kelime meali

ءَأَنتُمْ siz mi? · أَشَدُّ daha çetinsiniz · خَلْقًا yaratılışça · أَمِ yoksa · ٱلسَّمَآءُ ۚ gök (mü?) · بَنَىٰهَا (Allah) onu yaptı

رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ﴿28﴾

rafe`a semkehâ fesevvâhâ.

28. Onu yükseltip kusursuz biçimde düzenledi.

Kelime meali

رَفَعَ yükseltti · سَمْكَهَا kalınlığını · فَسَوَّىٰهَا onu düzenledi

وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ﴿29﴾

veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.

29. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlattı.

Kelime meali

وَأَغْطَشَ örtüp kararttı · لَيْلَهَا gecesini · وَأَخْرَجَ ve açığa çıkardı · ضُحَىٰهَا kuşluğunu

وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ﴿30﴾

vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.

30. Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.

Kelime meali

وَٱلْأَرْضَ ve yeri · بَعْدَ sonra da · ذَٰلِكَ bundan · دَحَىٰهَآ yayıp yuvarlattı

أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ﴿31﴾

aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.

31. Oradan su ve bitkiler çıkardı.

Kelime meali

أَخْرَجَ çıkardı · مِنْهَا ondan · مَآءَهَا suyunu · وَمَرْعَىٰهَا ve otlağını

وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ﴿32﴾

velcibâle ersâhâ.

32. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

Kelime meali

وَٱلْجِبَالَ ve dağları · أَرْسَىٰهَا oturttu

مَتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ﴿33﴾

metâ`al leküm velien`âmiküm.

33. Hepsi sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.

Kelime meali

مَتَـٰعًۭا (bunlar) geçimidir · لَّكُمْ sizin için · وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ve hayvanlarınız için

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿34﴾

feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.

34. O büyük felâket (kıyamet) geldiğinde;

Kelime meali

فَإِذَا zaman · جَآءَتِ geldiği · ٱلطَّآمَّةُ herşeyi bastıran o felaket · ٱلْكُبْرَىٰ büyük

يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ﴿35﴾

yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.

35. O gün insan yapıp ettiklerini iyice hatırlayacak;

Kelime meali

يَوْمَ o gün · يَتَذَكَّرُ hatırlar · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · مَا neye · سَعَىٰ çalıştığını

وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ﴿36﴾

vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.

36. Ve görecek olanlara cehennem açık bir şekilde gösterilecektir.

Kelime meali

وَبُرِّزَتِ ve ortaya çıkarılmıştır · ٱلْجَحِيمُ cehennem · لِمَن kimseler için · يَرَىٰ gören

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ﴿37﴾

feemmâ men ṭagâ.

37–38. Azgınlık yapan ve dünya hayatını âhirete tercih eden kişi;

Kelime meali

فَأَمَّا artık · مَن kim · طَغَىٰ azmışsa

وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ﴿38﴾

veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.

Kelime meali

وَءَاثَرَ ve yeğlemişse · ٱلْحَيَوٰةَ hayatını · ٱلدُّنْيَا dünya

فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿39﴾

feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.

39. Cehennem işte onun için tek barınaktır.

Kelime meali

فَإِنَّ elbette · ٱلْجَحِيمَ cehennemdir · هِىَ onun · ٱلْمَأْوَىٰ barınağı

وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ﴿40﴾

veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.

40–41. Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsine kötü arzuları yasaklayana gelince, onun barınağı da şüphe yok ki cennetin ta kendisidir.

Kelime meali

وَأَمَّا ama · مَنْ kim · خَافَ korkmuşsa · مَقَامَ divanında durmaktan · رَبِّهِۦ Rabbinin · وَنَهَى ve men'etmişse · ٱلنَّفْسَ nefsi(ni) · عَنِ 0 · ٱلْهَوَىٰ kötü heves(ler)-

فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿41﴾

feinne-lcennete hiye-lme'vâ.

Kelime meali

فَإِنَّ cennettir · ٱلْجَنَّةَ · هِىَ onun · ٱلْمَأْوَىٰ barınağı

يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ﴿42﴾

yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.

42. “Ne zaman gelip çatacak?” diye sana kıyameti sorarlar.

Kelime meali

يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar · عَنِ sa'atten · ٱلسَّاعَةِ · أَيَّانَ ne zaman? · مُرْسَىٰهَا demir atacak

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ﴿43﴾

fîme ente min ẕikrâhâ.

43. Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki!

Kelime meali

فِيمَ ne (bilirsin)? · أَنتَ sen · مِن onun söyleyesin · ذِكْرَىٰهَآ

إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ﴿44﴾

ilâ rabbike müntehâhâ.

44. Onun hakkındaki nihaî bilgi rabbine aittir.

Kelime meali

إِلَىٰ aittir · رَبِّكَ Rabbine · مُنتَهَىٰهَآ onun bilgisi

إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ﴿45﴾

innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.

45. Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.

Kelime meali

إِنَّمَآ ancak · أَنتَ sen · مُنذِرُ uyarıcısın · مَن olanları · يَخْشَىٰهَا ondan korkacak

كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ﴿46﴾

keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.

46. Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti veya onun kuşluğu kadar kaldıklarını sanırlar.

Kelime meali

كَأَنَّهُمْ onlar sanki gibidir · يَوْمَ gün · يَرَوْنَهَا onu gördükleri · لَمْ (dünyada) kalmamışlar · يَلْبَثُوٓا۟ · إِلَّا başka · عَشِيَّةً bir akşamdan · أَوْ veya · ضُحَىٰهَا onun kuşluk vaktinden