Nâziât Suresi
Nâziât suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقࣰ ا ﴿1﴾
vennâzi`âti garḳâ.
1. Yemin olsun, batmak üzere yükselenlere;
Kelime meali
وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ andolsun söküp çıkaranlara · غَرْقًۭا şiddetle
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطࣰ ا ﴿2﴾
vennâşiṭâti neşṭâ.
2. Sâkin ve düzenli hareket edenlere;
Kelime meali
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ ve çekip alanlara · نَشْطًۭا usulca
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحࣰ ا ﴿3﴾
vessâbiḥâti sebḥâ.
3. Yüzdükçe yüzenlere;
Kelime meali
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ yüzüp gidenlere · سَبْحًۭا yüzerek
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقࣰ ا ﴿4﴾
fessâbiḳâti sebḳâ.
4. Yarıştıkça yarışanlara;
Kelime meali
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ yarışıp geçenlere · سَبْقًۭا yarışarak
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرࣰ ا ﴿5﴾
felmüdebbirâti emrâ.
5. Emri, uygun yol ve yöntemle yerine getirenlere!
Kelime meali
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ derken düzenleyenlere · أَمْرًۭا işi
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ﴿6﴾
yevme tercüfü-rrâcifeh.
6. O gün sarsılan şiddetle sarsılır;
Kelime meali
يَوْمَ o gün · تَرْجُفُ sarsar · ٱلرَّاجِفَةُ o sarsıntı
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ﴿7﴾
tetbe`uhe-rrâdifeh.
7. Onu ikinci sarsıntı izler!
Kelime meali
تَتْبَعُهَا takip eder · ٱلرَّادِفَةُ ardından (başka gürültü)
قُلُوبࣱ يَوۡمَئِذࣲ وَاجِفَةٌ ﴿8﴾
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
8. İşte o gün korkudan yürekler ağza gelir.
Kelime meali
قُلُوبٌۭ yürekler · يَوْمَئِذٍۢ o gün · وَاجِفَةٌ çarpar
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةࣱ ﴿9﴾
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
9. (İnsanların) gözlerine korku çöker.
Kelime meali
أَبْصَـٰرُهَا gözleri · خَـٰشِعَةٌۭ (korkudan) aşağı kayar
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ﴿10﴾
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
10–11. (İnkârcılar), “Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz? Biz çürümüş kemikler olmuş iken mi?” diyorlar.
Kelime meali
يَقُولُونَ diyorlar ki · أَءِنَّا biz yine · لَمَرْدُودُونَ döndürülecek (miyiz?) · فِى eski halimize · ٱلْحَافِرَةِ
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا نَّخِرَةࣰ ﴿11﴾
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
Kelime meali
أَءِذَا sonra ha? · كُنَّا biz olduktan · عِظَـٰمًۭا kemikler · نَّخِرَةًۭ çürümüş
قَالُواْ تِلۡكَ إِذࣰ ا كَرَّةٌ خَاسِرَةࣱ ﴿12﴾
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
12. Ve ekliyorlar: “O zaman bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur!”
Kelime meali
قَالُوا۟ dediler · تِلْكَ bu · إِذًۭا öyle ise · كَرَّةٌ bir dönüştür · خَاسِرَةٌۭ ziyanlı
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ ﴿13﴾
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
13. Oysa bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar.
Kelime meali
فَإِنَّمَا halbuki · هِىَ O · زَجْرَةٌۭ haykırıştır · وَٰحِدَةٌۭ bir tek
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ﴿14﴾
feiẕâ hüm bissâhirah.
14. Bir de bakarsın kendilerini mahşerde bulmuşlar!
Kelime meali
فَإِذَا hemen · هُم onlar · بِٱلسَّاهِرَةِ uyanıklık alanındadırlar
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ﴿15﴾
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
15. Sana Mûsâ’nın haberi geldi mi?
Kelime meali
هَلْ sana geldimi? · أَتَىٰكَ · حَدِيثُ haberi · مُوسَىٰٓ Musa'nın
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ﴿16﴾
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
16. Rabbi ona kutsal vadi Tuvâ’da şöyle seslenmişti:
Kelime meali
إِذْ hani · نَادَىٰهُ ona seslenmişti · رَبُّهُۥ Rabbi · بِٱلْوَادِ vadi'de · ٱلْمُقَدَّسِ kutsal · طُوًى Tuva'da
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ﴿17﴾
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
17. “Firavun’a git! O hakikaten azdı.”
Kelime meali
ٱذْهَبْ git · إِلَىٰ Fir'avn'a · فِرْعَوْنَ · إِنَّهُۥ çünkü o · طَغَىٰ azdı
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ﴿18﴾
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
18–19. Ona de ki: “Arınmayı ve seni rabbinin yoluna iletmemi ister misin? Böylece O’na saygılı davranırsın.”
Kelime meali
فَقُلْ de ki · هَل istermisin? · لَّكَ · إِلَىٰٓ arınmayı · أَن · تَزَكَّىٰ
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ﴿19﴾
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
Kelime meali
وَأَهْدِيَكَ ve seni ileteyim · إِلَىٰ Rabbine · رَبِّكَ · فَتَخْشَىٰ O'ndan korkasın
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿20﴾
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
20. Ve Mûsâ ona en büyük mûcizeyi gösterdi.
Kelime meali
فَأَرَىٰهُ sonra ona gösterdi · ٱلْـَٔايَةَ mu'cizeyi · ٱلْكُبْرَىٰ büyük
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ﴿21﴾
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
21. O ise hemen yalanladı ve karşı çıktı.
Kelime meali
فَكَذَّبَ fakat o yalanladı · وَعَصَىٰ ve karşı geldi
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ﴿22﴾
ŝümme edbera yes`â.
22. Sonra dönüp gitti.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · أَدْبَرَ sırtını döndü · يَسْعَىٰ çalışmağa koyuldu
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ﴿23﴾
feḥaşera fenâdâ.
23. Derhal adamlarını toplayıp seslendi:
Kelime meali
فَحَشَرَ topladı · فَنَادَىٰ ve bağırdı
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ﴿24﴾
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
24. “Ben sizin en yüce rabbinizim!” dedi.
Kelime meali
فَقَالَ ve dedi · أَنَا۠ ben · رَبُّكُمُ sizi Rabbinizim · ٱلْأَعْلَىٰ en yüce
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ﴿25﴾
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
25. Allah da ona ibretlik dünya ve âhiret cezası verdi.
Kelime meali
فَأَخَذَهُ onu cezalandırdı · ٱللَّهُ Allah · نَكَالَ azabıyle · ٱلْـَٔاخِرَةِ sonun · وَٱلْأُولَىٰٓ ve ilkin
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ﴿26﴾
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
26. Elbette bunda Allah’a itaatsizlikten korkanların alacağı büyük bir ders vardır!
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَعِبْرَةًۭ elbette ibret(ler) · لِّمَن kimseler için · يَخْشَىٰٓ korkacak
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ﴿27﴾
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
27. (Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.
Kelime meali
ءَأَنتُمْ siz mi? · أَشَدُّ daha çetinsiniz · خَلْقًا yaratılışça · أَمِ yoksa · ٱلسَّمَآءُ ۚ gök (mü?) · بَنَىٰهَا (Allah) onu yaptı
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ﴿28﴾
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
28. Onu yükseltip kusursuz biçimde düzenledi.
Kelime meali
رَفَعَ yükseltti · سَمْكَهَا kalınlığını · فَسَوَّىٰهَا onu düzenledi
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ﴿29﴾
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
29. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlattı.
Kelime meali
وَأَغْطَشَ örtüp kararttı · لَيْلَهَا gecesini · وَأَخْرَجَ ve açığa çıkardı · ضُحَىٰهَا kuşluğunu
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ﴿30﴾
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
30. Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.
Kelime meali
وَٱلْأَرْضَ ve yeri · بَعْدَ sonra da · ذَٰلِكَ bundan · دَحَىٰهَآ yayıp yuvarlattı
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ﴿31﴾
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
31. Oradan su ve bitkiler çıkardı.
Kelime meali
أَخْرَجَ çıkardı · مِنْهَا ondan · مَآءَهَا suyunu · وَمَرْعَىٰهَا ve otlağını
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ﴿32﴾
velcibâle ersâhâ.
32. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
Kelime meali
وَٱلْجِبَالَ ve dağları · أَرْسَىٰهَا oturttu
مَتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ﴿33﴾
metâ`al leküm velien`âmiküm.
33. Hepsi sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.
Kelime meali
مَتَـٰعًۭا (bunlar) geçimidir · لَّكُمْ sizin için · وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ve hayvanlarınız için
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿34﴾
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
34. O büyük felâket (kıyamet) geldiğinde;
Kelime meali
فَإِذَا zaman · جَآءَتِ geldiği · ٱلطَّآمَّةُ herşeyi bastıran o felaket · ٱلْكُبْرَىٰ büyük
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ﴿35﴾
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
35. O gün insan yapıp ettiklerini iyice hatırlayacak;
Kelime meali
يَوْمَ o gün · يَتَذَكَّرُ hatırlar · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · مَا neye · سَعَىٰ çalıştığını
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ﴿36﴾
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
36. Ve görecek olanlara cehennem açık bir şekilde gösterilecektir.
Kelime meali
وَبُرِّزَتِ ve ortaya çıkarılmıştır · ٱلْجَحِيمُ cehennem · لِمَن kimseler için · يَرَىٰ gören
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ﴿37﴾
feemmâ men ṭagâ.
37–38. Azgınlık yapan ve dünya hayatını âhirete tercih eden kişi;
Kelime meali
فَأَمَّا artık · مَن kim · طَغَىٰ azmışsa
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ﴿38﴾
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Kelime meali
وَءَاثَرَ ve yeğlemişse · ٱلْحَيَوٰةَ hayatını · ٱلدُّنْيَا dünya
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿39﴾
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
39. Cehennem işte onun için tek barınaktır.
Kelime meali
فَإِنَّ elbette · ٱلْجَحِيمَ cehennemdir · هِىَ onun · ٱلْمَأْوَىٰ barınağı
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ﴿40﴾
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
40–41. Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkan ve nefsine kötü arzuları yasaklayana gelince, onun barınağı da şüphe yok ki cennetin ta kendisidir.
Kelime meali
وَأَمَّا ama · مَنْ kim · خَافَ korkmuşsa · مَقَامَ divanında durmaktan · رَبِّهِۦ Rabbinin · وَنَهَى ve men'etmişse · ٱلنَّفْسَ nefsi(ni) · عَنِ 0 · ٱلْهَوَىٰ kötü heves(ler)-
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿41﴾
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Kelime meali
فَإِنَّ cennettir · ٱلْجَنَّةَ · هِىَ onun · ٱلْمَأْوَىٰ barınağı
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ﴿42﴾
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
42. “Ne zaman gelip çatacak?” diye sana kıyameti sorarlar.
Kelime meali
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar · عَنِ sa'atten · ٱلسَّاعَةِ · أَيَّانَ ne zaman? · مُرْسَىٰهَا demir atacak
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ﴿43﴾
fîme ente min ẕikrâhâ.
43. Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki!
Kelime meali
فِيمَ ne (bilirsin)? · أَنتَ sen · مِن onun söyleyesin · ذِكْرَىٰهَآ
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ﴿44﴾
ilâ rabbike müntehâhâ.
44. Onun hakkındaki nihaî bilgi rabbine aittir.
Kelime meali
إِلَىٰ aittir · رَبِّكَ Rabbine · مُنتَهَىٰهَآ onun bilgisi
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ﴿45﴾
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
45. Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
Kelime meali
إِنَّمَآ ancak · أَنتَ sen · مُنذِرُ uyarıcısın · مَن olanları · يَخْشَىٰهَا ondan korkacak
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ﴿46﴾
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
46. Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti veya onun kuşluğu kadar kaldıklarını sanırlar.
Kelime meali
كَأَنَّهُمْ onlar sanki gibidir · يَوْمَ gün · يَرَوْنَهَا onu gördükleri · لَمْ (dünyada) kalmamışlar · يَلْبَثُوٓا۟ · إِلَّا başka · عَشِيَّةً bir akşamdan · أَوْ veya · ضُحَىٰهَا onun kuşluk vaktinden