Tahrîm Suresi
Tahrîm suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكَۖ تَبۡتَغِي مَرۡضَاتَ أَزۡوَٰجِكَۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿1﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü lime tüḥarrimü mâ eḥalle-llâhü leke. tebtegî merḍâte ezvâcik. vellâhü gafûrur raḥîm.
1. Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun? Bununla beraber Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · لِمَ niçin? · تُحَرِّمُ haram kılıyorsun · مَآ şeyi · أَحَلَّ helal kıldığı · ٱللَّهُ Allah'ın · لَكَ ۖ sana · تَبْتَغِى isteyerek · مَرْضَاتَ hatırını · أَزْوَٰجِكَ ۚ eşlerinin · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayadır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
قَدۡ فَرَضَ ٱللَّهُ لَكُمۡ تَحِلَّةَ أَيۡمَٰنِكُمۡۚ وَٱللَّهُ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿2﴾
ḳad feraḍa-llâhü leküm teḥillete eymâniküm. vellâhü mevlâküm. vehüve-l`alîmü-lḥakîm.
2. Allah size (belli durumlarda) yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır; O bilendir, hikmet sahibidir.
Kelime meali
قَدْ andolsun · فَرَضَ meşru' kılmıştır · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · تَحِلَّةَ çözmeyi · أَيْمَـٰنِكُمْ ۚ yeminlerinizi · وَٱللَّهُ ve Allah · مَوْلَىٰكُمْ ۖ sizin sahibinizdir · وَهُوَ ve O · ٱلْعَلِيمُ bilendir · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir
وَإِذۡ أَسَرَّ ٱلنَّبِيُّ إِلَىٰ بَعۡضِ أَزۡوَٰجِهِۦ حَدِيثࣰ ا فَلَمَّا نَبَّأَتۡ بِهِۦ وَأَظۡهَرَهُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ عَرَّفَ بَعۡضَهُۥ وَأَعۡرَضَ عَنۢ بَعۡضࣲۖ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتۡ مَنۡ أَنۢبَأَكَ هَٰذَاۖ قَالَ نَبَّأَنِيَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡخَبِيرُ ﴿3﴾
veiẕ eserra-nnebiyyü ilâ ba`ḍi ezvâcihî ḥadîŝâ. felemmâ nebbeet bihî veażherahü-llâhü `aleyhi `arrafe ba`ḍahû vea`raḍa `am ba`ḍ. felemmâ nebbeehâ bihî ḳâlet men embeeke hâẕâ. ḳâle nebbeeniye-l`alîmü-lḫabîr.
3. Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir şey söylemişti. Eşi bunu başkalarına aktarıp Allah da durumu peygambere açıklayınca peygamber bunun bir kısmını anlattı, bir kısmından vazgeçti. Eşine konuyu anlatınca o, “Bunu sana kim haber verdi?” diye sordu. “Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana bildirdi” diye cevap verdi.
Kelime meali
وَإِذْ ve hani · أَسَرَّ gizlice söylemişti · ٱلنَّبِىُّ peygamber · إِلَىٰ birine · بَعْضِ · أَزْوَٰجِهِۦ eşlerinden · حَدِيثًۭا bir söz · فَلَمَّا ne zaman ki · نَبَّأَتْ (eşi) haber verdi · بِهِۦ onu (sözü) · وَأَظْهَرَهُ ve onu muttali kıldı · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِ ona (peypambere) · عَرَّفَ bildirmişti · بَعْضَهُۥ onun bir kısmını · وَأَعْرَضَ ve vazgeçmişti · عَنۢ bir kısmından da · بَعْضٍۢ ۖ · فَلَمَّا ne zaman ki · نَبَّأَهَا eşine haber verince · بِهِۦ bunu · قَالَتْ (eşi) dedi · مَنْ kim? · أَنۢبَأَكَ sana söyledi · هَـٰذَا ۖ bunu · قَالَ dedi ki · نَبَّأَنِىَ bana söyledi · ٱلْعَلِيمُ bilen · ٱلْخَبِيرُ haber alan
إِن تَتُوبَآ إِلَى ٱللَّهِ فَقَدۡ صَغَتۡ قُلُوبُكُمَاۖ وَإِن تَظَٰهَرَا عَلَيۡهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ مَوۡلَىٰهُ وَجِبۡرِيلُ وَصَٰلِحُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ بَعۡدَ ذَٰلِكَ ظَهِيرٌ ﴿4﴾
in tetûbâ ile-llâhi feḳad ṣagat ḳulûbükümâ. vein teżâherâ `aleyhi feinne-llâhe hüve mevlâhü vecibrîlü veṣâliḥu-lmü'minîn. velmelâiketü ba`de ẕâlike żahîr.
4. İkiniz de Allah’a tövbe ederseniz (çok iyi olur), çünkü kalpleriniz eğrilmişti. Ama peygambere karşı bir dayanışma içine girecek olursanız bilin ki herkesten önce Allah onun dostu ve koruyucusudur, sonra da Cebrâil ve iyi müminler. Melekler de bunların ardından onun yardımcısıdır.
Kelime meali
إِن eğer · تَتُوبَآ ikiniz tevbe ederseniz · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · فَقَدْ dolayı · صَغَتْ sapmış olmasından · قُلُوبُكُمَا ۖ kalblerinizin · وَإِن ve eğer · تَظَـٰهَرَا birbirinize arka olursanız · عَلَيْهِ ona karşı · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'tır · هُوَ O · مَوْلَىٰهُ onun koruyucusu · وَجِبْرِيلُ ve Cibril'dir · وَصَـٰلِحُ ve iyileridir · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ mü'minlerin · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler · بَعْدَ sonra · ذَٰلِكَ bundan · ظَهِيرٌ ona arkadır
عَسَىٰ رَبُّهُۥٓ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبۡدِلَهُۥٓ أَزۡوَٰجًا خَيۡرࣰ ا مِّنكُنَّ مُسۡلِمَٰتࣲ مُّؤۡمِنَٰتࣲ قَٰنِتَٰتࣲ تَٰٓئِبَٰتٍ عَٰبِدَٰتࣲ سَٰٓئِحَٰتࣲ ثَيِّبَٰتࣲ وَأَبۡكَارࣰ ا ﴿5﴾
`asâ rabbühû in ṭalleḳakünne ey yübdilehû ezvâcen ḫayram minkünne müslimâtim mü'minâtin ḳânitâtin tâibâtin `âbidâtin sâiḥâtin ŝeyyibâtiv veebkârâ.
5. Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah’a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir.
Kelime meali
عَسَىٰ belki de · رَبُّهُۥٓ onun Rabbi · إِن eğer · طَلَّقَكُنَّ o sizi boşarsa · أَن onu değiştirir · يُبْدِلَهُۥٓ · أَزْوَٰجًا eşlerle · خَيْرًۭا daha hayırlı · مِّنكُنَّ sizden · مُسْلِمَـٰتٍۢ (kendisini Allah'a) teslim eden · مُّؤْمِنَـٰتٍۢ inanan · قَـٰنِتَـٰتٍۢ gönülden ita'at eden · تَـٰٓئِبَـٰتٍ tevbe eden · عَـٰبِدَٰتٍۢ ibadet eden · سَـٰٓئِحَـٰتٍۢ seyahat eden · ثَيِّبَـٰتٍۢ dul · وَأَبْكَارًۭا ve bakire
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَأَهۡلِيكُمۡ نَارࣰ ا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُ عَلَيۡهَا مَلَٰٓئِكَةٌ غِلَاظࣱ شِدَادࣱ لَّا يَعۡصُونَ ٱللَّهَ مَآ أَمَرَهُمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ ﴿6﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ḳû enfüseküm veehlîküm nârav veḳûdühe-nnâsü velḥicâratü `aleyhâ melâiketün gilâżun şidâdül lâ ya`ṣûne-llâhe mâ emerahüm veyef`alûne mâ yü'merûn.
6. Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · قُوٓا۟ koruyun · أَنفُسَكُمْ kendinizi · وَأَهْلِيكُمْ ve ailenizi · نَارًۭا bir ateşten · وَقُودُهَا onun yakıtı ise · ٱلنَّاسُ insanlardır · وَٱلْحِجَارَةُ ve taşlardır · عَلَيْهَا onun başında · مَلَـٰٓئِكَةٌ melekler vardır · غِلَاظٌۭ gayet katı; · شِدَادٌۭ şiddetli · لَّا karşı gelmeyen · يَعْصُونَ · ٱللَّهَ Allah'ın · مَآ şeye · أَمَرَهُمْ kendilerine buyurduğu · وَيَفْعَلُونَ ve yapan · مَا şeyi · يُؤْمَرُونَ emredildikleri
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَا تَعۡتَذِرُواْ ٱلۡيَوۡمَۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿7﴾
yâ eyyühe-lleẕîne keferû lâ ta`teẕirü-lyevm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.
7. Ey inkâr edenler! Bugün bahane üretmeyin! Sadece yapmış olduklarınızın cezasını çekiyorsunuz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَا özür dilemeyin · تَعْتَذِرُوا۟ · ٱلْيَوْمَ ۖ bugün · إِنَّمَا çünkü ancak · تُجْزَوْنَ siz cezalandırılıyorsunuz · مَا şeylerle · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ تُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ تَوۡبَةࣰ نَّصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيُدۡخِلَكُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يَوۡمَ لَا يُخۡزِي ٱللَّهُ ٱلنَّبِيَّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥۖ نُورُهُمۡ يَسۡعَىٰ بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَٰنِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَتۡمِمۡ لَنَا نُورَنَا وَٱغۡفِرۡ لَنَآۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿8﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû tûbû ile-llâhi tevbeten neṣûḥâ. `asâ rabbüküm ey yükeffira `anküm seyyiâtiküm veyüdḫileküm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru yevme lâ yuḫzi-llâhü-nnebiyye velleẕîne âmenû me`ah. nûruhüm yes`â beyne eydîhim vebieymânihim yeḳûlûne rabbenâ etmim lenâ nûranâ vagfir lenâ. inneke `alâ külli şey'in ḳadîr.
8. Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar. O gün Allah, peygamberi ve onunla aynı imanı paylaşanları utandırmaz. Onların nuru önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken şöyle derler: “Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.”
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · تُوبُوٓا۟ tevbe edin · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · تَوْبَةًۭ tevbe ile · نَّصُوحًا yürekten · عَسَىٰ umulur ki · رَبُّكُمْ Rabbiniz · أَن örter · يُكَفِّرَ · عَنكُمْ sizden · سَيِّـَٔاتِكُمْ kötülüklerinizi · وَيُدْخِلَكُمْ sizi sokar · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · يَوْمَ günde · لَا utandırmayacağı · يُخْزِى · ٱللَّهُ Allah'ın · ٱلنَّبِىَّ peygamberi · وَٱلَّذِينَ ve olanları · ءَامَنُوا۟ inanmış · مَعَهُۥ ۖ onunla beraber · نُورُهُمْ onların nuru · يَسْعَىٰ koşar · بَيْنَ önleriden · أَيْدِيهِمْ önleriden · وَبِأَيْمَـٰنِهِمْ ve sağ yanlarından · يَقُولُونَ derler ki · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَتْمِمْ tamamla · لَنَا bize · نُورَنَا nurumuzu · وَٱغْفِرْ ve bağışla · لَنَآ ۖ bizi · إِنَّكَ doğrusu senin · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ gücün yeter
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ جَٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱغۡلُظۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿9﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü câhidi-lküffâra velmünâfiḳîne vagluż `aleyhim. veme'vâhüm cehennem. vebi'se-lmeṣîr.
9. Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ Peygamber · جَـٰهِدِ cihad et · ٱلْكُفَّارَ kafirlerle · وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklarla · وَٱغْلُظْ ve katı davran · عَلَيْهِمْ ۚ onlara karşı · وَمَأْوَىٰهُمْ onların varacağı yer · جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir · وَبِئْسَ ne kötü · ٱلْمَصِيرُ varılacak yerdir
ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱمۡرَأَتَ نُوحࣲ وَٱمۡرَأَتَ لُوطࣲۖ كَانَتَا تَحۡتَ عَبۡدَيۡنِ مِنۡ عِبَادِنَا صَٰلِحَيۡنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمۡ يُغۡنِيَا عَنۡهُمَا مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ ا وَقِيلَ ٱدۡخُلَا ٱلنَّارَ مَعَ ٱلدَّٰخِلِينَ ﴿10﴾
ḍarabe-llâhü meŝelel lilleẕîne keferü-mraete nûḥiv vemraete lûṭ. kânetâ taḥte `abdeyni min `ibâdinâ ṣâliḥayni feḫânetâhümâ felem yugniyâ `anhümâ mine-llâhi şey'ev veḳîle-dḫule-nnâra me`a-ddâḫilîn.
10. Allah, inkâr edenlere Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misal vermektedir: Onlar kullarımızdan iki erdemli kişinin nikâhı altındaydılar ama onlara ihanet ettiler. Dolayısıyla kocaları da Allah’tan gelen cezaya karşı onları koruyamadı ve kendilerine, “Haydi, diğer girenlerle birlikte girin bakalım ateşe!” dendi.
Kelime meali
ضَرَبَ anlattı · ٱللَّهُ Allah · مَثَلًۭا misal ile · لِّلَّذِينَ kimseler için · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · ٱمْرَأَتَ karısını · نُوحٍۢ Nuh'un · وَٱمْرَأَتَ ve karısını · لُوطٍۢ ۖ Lut'un · كَانَتَا bu ikisi idiler · تَحْتَ (nikahı) altında · عَبْدَيْنِ iki kulun · مِنْ kullarımızdan · عِبَادِنَا · صَـٰلِحَيْنِ salih · فَخَانَتَاهُمَا fakat ihanet ettiler · فَلَمْ (kocaları) savamadı · يُغْنِيَا · عَنْهُمَا onlardan · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · شَيْـًۭٔا (hiçbir) şeyi · وَقِيلَ ve denildi · ٱدْخُلَا haydi girin · ٱلنَّارَ ateşe · مَعَ beraber · ٱلدَّٰخِلِينَ girenlerle
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱمۡرَأَتَ فِرۡعَوۡنَ إِذۡ قَالَتۡ رَبِّ ٱبۡنِ لِي عِندَكَ بَيۡتࣰ ا فِي ٱلۡجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرۡعَوۡنَ وَعَمَلِهِۦ وَنَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿11﴾
veḍarabe-llâhü meŝelel lilleẕîne âmenü-mraete fir`avn. iẕ ḳâlet rabbi-bni lî `indeke beyten fi-lcenneti veneccinî min fir`avne ve`amelihî veneccinî mine-lḳavmi-żżâlimîn.
11. Allah iman edenlere de Firavun’un karısını misal vermektedir: O, “Rabbim!” demişti, “Yüce katında, cennette benim için bir ev yap; beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar ve beni bu zalimler topluluğundan da selâmete çıkar!”
Kelime meali
وَضَرَبَ ve anlattı · ٱللَّهُ Allah · مَثَلًۭا misal ile · لِّلَّذِينَ hakkında · ءَامَنُوا۟ inananlar · ٱمْرَأَتَ karısını · فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın · إِذْ hani · قَالَتْ demişti · رَبِّ Rabbim · ٱبْنِ yap · لِى bana · عِندَكَ katında · بَيْتًۭا bir ev · فِى içinde · ٱلْجَنَّةِ cennetin · وَنَجِّنِى ve beni kurtar · مِن Fir'avndan · فِرْعَوْنَ · وَعَمَلِهِۦ ve onun (kötü) işinden · وَنَجِّنِى ve beni kurtar · مِنَ topluluğundan · ٱلْقَوْمِ · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler
وَمَرۡيَمَ ٱبۡنَتَ عِمۡرَٰنَ ٱلَّتِيٓ أَحۡصَنَتۡ فَرۡجَهَا فَنَفَخۡنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتۡ بِكَلِمَٰتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِۦ وَكَانَتۡ مِنَ ٱلۡقَٰنِتِينَ ﴿12﴾
vemeryeme-bnete `imrâne-lletî aḥṣanet fercehâ fenefaḫnâ fîhi mir rûḥinâ veṣaddeḳat bikelimâti rabbihâ vekütübihî vekânet mine-lḳânitîn.
12. İmrân kızı Meryem’i de (misal vermiştir): O iffetini çok iyi korumuştu, biz de ona ruhumuzdan üfledik; o, rabbinin sözlerini ve kitaplarını hep tasdik etti ve o içtenlikle itaat edenlerdendi.
Kelime meali
وَمَرْيَمَ ve Meryem'i · ٱبْنَتَ kızı · عِمْرَٰنَ İmran'ın · ٱلَّتِىٓ O · أَحْصَنَتْ korumuştu · فَرْجَهَا ırzını · فَنَفَخْنَا biz de üflemiştik · فِيهِ ona · مِن ruhumuzdan · رُّوحِنَا · وَصَدَّقَتْ ve doğrulamıştı · بِكَلِمَـٰتِ kelimelerini · رَبِّهَا Rabbinin · وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarını · وَكَانَتْ ve olmuştu · مِنَ gönülden ita'at edenlerden · ٱلْقَـٰنِتِينَ