Mülk Suresi
Mülk suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
تَبَٰرَكَ ٱلَّذِي بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ ﴿1﴾
tebârake-lleẕî biyedihi-lmülk. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.
1. Mutlak hükümranlık elinde olan Allah aşkındır, cömerttir ve O’nun her şeye gücü yeter.
Kelime meali
تَبَـٰرَكَ ne mübarektir · ٱلَّذِى bulunan · بِيَدِهِ elinde · ٱلْمُلْكُ mülk · وَهُوَ ve O'nun · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌ gücü yeter
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ ﴿2﴾
elleẕî ḫaleḳa-lmevte velḥayâte liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü `amelâ. vehüve-l`azîzü-lgafûr.
2. Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.
Kelime meali
ٱلَّذِى O ki · خَلَقَ yarattı · ٱلْمَوْتَ ölümü · وَٱلْحَيَوٰةَ ve hayatı · لِيَبْلُوَكُمْ sizi denemek için · أَيُّكُمْ hanginizin · أَحْسَنُ daha güzel · عَمَلًۭا ۚ iş yapacağınızı · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ üstündür · ٱلْغَفُورُ bağışlayandır
ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ اۖ مَّا تَرَىٰ فِي خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَٰنِ مِن تَفَٰوُتࣲۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورࣲ ﴿3﴾
elleẕî ḫaleḳa seb`a semâvâtin ṭibâḳâ. mâ terâ fî ḫalḳi-rraḥmâni min tefâvüt. ferci`i-lbeṣara hel terâ min füṭûr.
3. Yedi göğü birbiriyle tam bir uygunluk içinde yaratan O’dur. Rahmânın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
Kelime meali
ٱلَّذِى ki O · خَلَقَ yarattı · سَبْعَ yedi · سَمَـٰوَٰتٍۢ göğü · طِبَاقًۭا ۖ tabaka tabaka · مَّا görmezsin · تَرَىٰ · فِى yaratmasında · خَلْقِ · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın · مِن hiçbir · تَفَـٰوُتٍۢ ۖ aykırılık uygunsuzluk' · فَٱرْجِعِ döndür de (bak) · ٱلْبَصَرَ gözü(nü) · هَلْ görüyormusun? · تَرَىٰ · مِن hiçbir · فُطُورٍۢ bozukluk
ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئࣰ ا وَهُوَ حَسِيرࣱ ﴿4﴾
ŝümme-rci`i-lbeṣara kerrateyni yenḳalib ileyke-lbeṣaru ḫâsiev vehüve ḥasîr.
4. Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · ٱرْجِعِ döndür (bak) · ٱلْبَصَرَ gözü(nü) · كَرَّتَيْنِ iki kez daha · يَنقَلِبْ döner · إِلَيْكَ sana · ٱلْبَصَرُ göz · خَاسِئًۭا umudu keserek · وَهُوَ ve o · حَسِيرٌۭ hor ve bitkin
وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلۡنَٰهَا رُجُومࣰ ا لِّلشَّيَٰطِينِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ ﴿5﴾
veleḳad zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥa vece`alnâhâ rucûmel lişşeyâṭîni vea`tednâ lehüm `aẕâbe-sse`îr.
5. Gerçek şu ki biz yakın göğü kandillerle süsledik. Ayrıca bunlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · زَيَّنَّا biz donattık · ٱلسَّمَآءَ göğü · ٱلدُّنْيَا en yakın · بِمَصَـٰبِيحَ lambalarla · وَجَعَلْنَـٰهَا ve onları yaptık · رُجُومًۭا taşlamalar · لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ şeytanlar için · وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık · لَهُمْ onlara · عَذَابَ azabı · ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş
وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿6﴾
velilleẕîne keferû birabbihim `aẕâbü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.
6. Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir varış yeri!
Kelime meali
وَلِلَّذِينَ için vardır · كَفَرُوا۟ inkar edenler · بِرَبِّهِمْ Rablerini · عَذَابُ azabı · جَهَنَّمَ ۖ cehennem · وَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْمَصِيرُ gidilecek sonuçtur
إِذَآ أُلۡقُواْ فِيهَا سَمِعُواْ لَهَا شَهِيقࣰ ا وَهِيَ تَفُورُ ﴿7﴾
iẕâ ülḳû fîhâ semi`û lehâ şehîḳav vehiye tefûr.
7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
Kelime meali
إِذَآ zaman · أُلْقُوا۟ atıldıkları · فِيهَا oraya · سَمِعُوا۟ işitirler · لَهَا onun · شَهِيقًۭا homurtusunu · وَهِىَ ve o · تَفُورُ kaynıyor
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۖ كُلَّمَآ أُلۡقِيَ فِيهَا فَوۡجࣱ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرࣱ ﴿8﴾
tekâdü temeyyezü mine-lgayż. küllemâ ülḳiye fîhâ fevcün seelehüm ḫazenetühâ elem ye'tiküm neẕîr.
8. Cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak! Oraya her bir grup atıldıkça, muhafızları onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
Kelime meali
تَكَادُ neredeyse · تَمَيَّزُ çatlayacak · مِنَ öfkeden · ٱلْغَيْظِ ۖ · كُلَّمَآ her biri · أُلْقِىَ atıldıkça · فِيهَا onun içine · فَوْجٌۭ topluluk · سَأَلَهُمْ onlara sordu(lar) · خَزَنَتُهَآ onun bekçileri · أَلَمْ size gelmedi mi? · يَأْتِكُمْ · نَذِيرٌۭ bir uyarıcı
قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرࣱ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ كَبِيرࣲ ﴿9﴾
ḳâlû belâ ḳad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ veḳulnâ mâ nezzele-llâhü min şey'. in entüm illâ fî ḍalâlin kebîr.
9. Şöyle cevap verirler: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı (peygamber) gelmişti; fakat biz onu yalancılıkla itham etmiş ve ‘Allah hiçbir şey göndermemiştir; siz gerçekten büyük bir sapkınlık içindesiniz!’ demiştik.”
Kelime meali
قَالُوا۟ dediler · بَلَىٰ evet · قَدْ andolsun · جَآءَنَا bize geldi · نَذِيرٌۭ uyarıcı · فَكَذَّبْنَا ama biz yalanladık · وَقُلْنَا ve dedik ki · مَا indirmedi · نَزَّلَ · ٱللَّهُ Allah · مِن hiçbir · شَىْءٍ şey · إِنْ hayır · أَنتُمْ siz · إِلَّا ancak · فِى içindesiniz · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · كَبِيرٍۢ büyük
وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﴿10﴾
veḳâlû lev künnâ nesme`u ev na`ḳilü mâ künnâ fî aṣḥâbi-sse`îr.
10. “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!” diye de ilâve ederler.
Kelime meali
وَقَالُوا۟ ve dediler ki · لَوْ eğer · كُنَّا biz · نَسْمَعُ söz dinleseydik · أَوْ yahut · نَعْقِلُ düşünseydik · مَا bulunmazdık · كُنَّا · فِىٓ arasında · أَصْحَـٰبِ halkı · ٱلسَّعِيرِ çılgın ateşin
فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِهِمۡ فَسُحۡقࣰ ا لِّأَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﴿11﴾
fa`terafû biẕembihim. fesuḥḳal liaṣḥâbi-sse`îr.
11. Böylece günahlarını itiraf etmiş olurlar. O alevli ateşin mahkûmları artık rahmetten mahrumdurlar.
Kelime meali
فَٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler · بِذَنۢبِهِمْ günahlarını · فَسُحْقًۭا uzak olsun · لِّأَصْحَـٰبِ halkı · ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ ﴿12﴾
inne-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
12. Görmedikleri halde rablerinden korkup saygı duyanlara gelince, onları da hem bir bağışlanma hem de büyük bir ödül beklemektedir.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يَخْشَوْنَ saygılı olan(lar) · رَبَّهُم Rablerine · بِٱلْغَيْبِ görmedikleri halde · لَهُم onlar için vardır · مَّغْفِرَةٌۭ bağış(lama) · وَأَجْرٌۭ ve mükafat · كَبِيرٌۭ büyük
وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦٓۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿13﴾
veesirrû ḳavleküm evi-cherû bih. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
13. Sözünüzü ister gizleyin isterse açığa vurun; unutmayın ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.
Kelime meali
وَأَسِرُّوا۟ gizleyin · قَوْلَكُمْ sözünüzü · أَوِ yahut · ٱجْهَرُوا۟ açığa vurun · بِهِۦٓ ۖ onu · إِنَّهُۥ çünkü O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin
أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ ﴿14﴾
elâ ya`lemü men ḫaleḳ. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.
14. Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır.
Kelime meali
أَلَا bilmez mi? · يَعْلَمُ · مَنْ kimse · خَلَقَ yaratan · وَهُوَ ve O · ٱللَّطِيفُ latiftir · ٱلْخَبِيرُ haber alandır
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولࣰ ا فَٱمۡشُواْ فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ ﴿15﴾
hüve-lleẕî ce`ale lekümü-l'arḍa ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekülû mir rizḳih. veileyhi-nnüşûr.
15. Yeryüzünü sizin için kullanışlı hale getiren O’dur. Üzerinde dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyip için; (ama unutmayın ki) dönüş yalnız Allah’adır.
Kelime meali
هُوَ O · ٱلَّذِى yapandır · جَعَلَ · لَكُمُ size · ٱلْأَرْضَ yeri · ذَلُولًۭا boynu eğik · فَٱمْشُوا۟ haydi yürüyün · فِى onun omuzlarında (yeryüzünde) · مَنَاكِبِهَا · وَكُلُوا۟ ve yeyin · مِن O'nun rızkından · رِّزْقِهِۦ ۖ · وَإِلَيْهِ ve O'nadır · ٱلنُّشُورُ dönüş
ءَأَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ ﴿16﴾
eemintüm men fi-ssemâi ey yaḫsife bikümü-l'arḍa feiẕâ hiye temûr.
16. Göktekinin sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız yeryüzü altüst olmuş!
Kelime meali
ءَأَمِنتُم emin misiniz? · مَّن olanın · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ · أَن batırmayacağından · يَخْسِفَ · بِكُمُ sizi · ٱلْأَرْضَ yere · فَإِذَا O zaman · هِىَ o (yer) · تَمُورُ birden sallanır
أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ اۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ ﴿17﴾
em emintüm men fi-ssemâi ey yürsile `aleyküm ḥâṣibâ. feseta`lemûne keyfe neẕîr.
17. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz? Uyarılarımın ne demek olduğunu yakında anlayacaksınız!
Kelime meali
أَمْ yoksa · أَمِنتُم siz emin misiniz? · مَّن olanın · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ · أَن göndermeyeceğinden · يُرْسِلَ · عَلَيْكُمْ üzerine · حَاصِبًۭا ۖ taş yağdıran (bir fırtına) · فَسَتَعْلَمُونَ bileceksiniz · كَيْفَ nasıldır · نَذِيرِ tehdidim
وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ﴿18﴾
veleḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fekeyfe kâne nekîr.
18. Onlardan öncekiler de (dinimi) asılsız saymışlardı; ama verdiğim ceza da nasıl olmuştu?
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · كَذَّبَ yalanladılar · ٱلَّذِينَ kimseler · مِن onlardan önceki · قَبْلِهِمْ · فَكَيْفَ ama nasıl? · كَانَ oldu · نَكِيرِ benim inkarım
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَٰٓفَّٰتࣲ وَيَقۡبِضۡنَۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَٰنُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءِۭ بَصِيرٌ ﴿19﴾
evelem yerav ile-ṭṭayri fevḳahüm ṣâffâtiv veyaḳbiḍn. mâ yümsikühünne ille-rraḥmân. innehû bikülli şey'im beṣîr.
19. Üstlerinde kanatlarını aça kapaya uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları (havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.
Kelime meali
أَوَلَمْ görmüyorlar mı? · يَرَوْا۟ · إِلَى uçan kuşları · ٱلطَّيْرِ · فَوْقَهُمْ üstlerinde · صَـٰٓفَّـٰتٍۢ sıra sıra · وَيَقْبِضْنَ ۚ açıp yumarak · مَا onları (havada) tutmuyor · يُمْسِكُهُنَّ · إِلَّا başkası · ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ Rahman'dan · إِنَّهُۥ doğrusu O · بِكُلِّ her · شَىْءٍۭ şeyi · بَصِيرٌ görmektedir
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي هُوَ جُندࣱ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ إِنِ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ ﴿20﴾
emmen hâẕe-lleẕî hüve cündül leküm yenṣuruküm min dûni-rraḥmân. ini-lkâfirûne illâ fî gurûr.
20. Peki, Rahmân’a karşı size yardım edecek askerleriniz kimler? İnkârcılar sadece derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
Kelime meali
أَمَّنْ yahut kimdir? · هَـٰذَا şu · ٱلَّذِى olan · هُوَ o · جُندٌۭ askeriniz · لَّكُمْ sizin · يَنصُرُكُم size yardım edecek · مِّن dışında · دُونِ · ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahman'nın · إِنِ hayır · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler · إِلَّا ancak · فِى içindedirler · غُرُورٍ derin bir gaflet ve aldanma
أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُۥۚ بَل لَّجُّواْ فِي عُتُوࣲّ وَنُفُورٍ ﴿21﴾
emmen hâẕe-lleẕî yerzüḳuküm in emseke rizḳah. bel leccû fî `utüvviv venüfûr.
21. Yahut Allah lutfettiği rızkı kesiverse size rızık verebilecek olan kim? Hayır! Onlar azgınlıkta ve haktan sapıp uzaklaşmakta ısrar ediyorlar.
Kelime meali
أَمَّنْ yahut kimdir? · هَـٰذَا o · ٱلَّذِى olan · يَرْزُقُكُمْ size rızık verecek · إِنْ eğer · أَمْسَكَ tutacak olursa · رِزْقَهُۥ ۚ O rızkını · بَل doğrusu · لَّجُّوا۟ onlar direnmektedirler · فِى içinde · عُتُوٍّۢ azgınlık · وَنُفُورٍ ve nefret
أَفَمَن يَمۡشِي مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦٓ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِي سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ﴿22﴾
efemey yemşî mükibben `alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen `alâ ṣirâṭim müsteḳîm.
22. Şimdi (düşünün, önünü görmeden), yüzüstü sürünen mi hedefe erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?
Kelime meali
أَفَمَن kimse mi? · يَمْشِى yürüyen · مُكِبًّا kapanarak · عَلَىٰ yüzüstü · وَجْهِهِۦٓ · أَهْدَىٰٓ doğru gider · أَمَّن yoksa kimse mi? · يَمْشِى yürüyen · سَوِيًّا düzgün · عَلَىٰ üzerinde · صِرَٰطٍۢ yol · مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ ﴿23﴾
ḳul hüve-lleẕî enşeeküm vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
23. De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”
Kelime meali
قُلْ de ki · هُوَ O'dur · ٱلَّذِىٓ sizi yaratan · أَنشَأَكُمْ · وَجَعَلَ ve veren · لَكُمُ size · ٱلسَّمْعَ işitme (duyusu) · وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler · وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ ve gönüller · قَلِيلًۭا ne kadar az · مَّا şükrediyorsunuz · تَشْكُرُونَ
قُلۡ هُوَ ٱلَّذِي ذَرَأَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ﴿24﴾
ḳul hüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.
24. De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; sadece gelip O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
Kelime meali
قُلْ de ki · هُوَ O'dur · ٱلَّذِى sizi üreten · ذَرَأَكُمْ · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَإِلَيْهِ ve O'na · تُحْشَرُونَ huzuruna toplanacaksınız
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿25﴾
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
25. “Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” derler.
Kelime meali
وَيَقُولُونَ ve diyorlar · مَتَىٰ ne zaman? · هَـٰذَا bu · ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azab) · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğru (söylüyor)
قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ ﴿26﴾
ḳul inneme-l`ilmü `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.
26. De ki: “O bilgi yalnız Allah’a mahsustur, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْعِلْمُ bilgi · عِندَ yanındadır · ٱللَّهِ Allah'ın · وَإِنَّمَآ ve ancak · أَنَا۠ ben · نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım · مُّبِينٌۭ apaçık
فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةࣰ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ ﴿27﴾
felemmâ raevhü zülfeten sîet vucûhü-lleẕîne keferû veḳîle hâẕe-lleẕî küntüm bihî tedde`ûn.
27. Ama onu yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kara çıkacak ve (kendilerine), “İşte sizin isteyip durduğunuz budur!” denilecektir.
Kelime meali
فَلَمَّا ne zaman ki · رَأَوْهُ onu görünce · زُلْفَةًۭ yakından · سِيٓـَٔتْ kötüleşti · وُجُوهُ yüzleri · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) · وَقِيلَ ve dendi · هَـٰذَا işte budur · ٱلَّذِى olduğunuz şey · كُنتُم · بِهِۦ onu · تَدَّعُونَ çağırıyor(lar)
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِيَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ ﴿28﴾
ḳul era'eytüm in ehlekeniye-llâhü vemem me`iye ev raḥimenâ femey yücîru-lkâfirîne min `aẕâbin elîm.
28. De ki: “Beni ve beraberimdekileri Allah yok eder veya bizi esirgerse (söyler misiniz), inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak olan kimdir?”
Kelime meali
قُلْ de ki · أَرَءَيْتُمْ baksanıza · إِنْ eğer · أَهْلَكَنِىَ beni öldürse · ٱللَّهُ Allah · وَمَن ve olanları · مَّعِىَ benimle beraber · أَوْ yahut · رَحِمَنَا bize acısa da · فَمَن kim? · يُجِيرُ kurtarabilir · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri · مِنْ azabdan · عَذَابٍ · أَلِيمٍۢ acıklı
قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَاۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ ﴿29﴾
ḳul hüve-rraḥmânü âmennâ bihî ve`aleyhi tevekkelnâ. feseta`lemûne men hüve fî ḍalâlim mübîn.
29. De ki: “O, Rahmân’dır; biz O’na iman etmiş ve O’na güvenip dayanmışızdır. Kimin düpedüz bir sapkınlık içinde olduğunu yakında anlayacaksınız!”
Kelime meali
قُلْ de ki · هُوَ O · ٱلرَّحْمَـٰنُ çok merhametlidir · ءَامَنَّا inanmışşızdır · بِهِۦ O'na · وَعَلَيْهِ ve O'na · تَوَكَّلْنَا ۖ dayanmışızdır · فَسَتَعْلَمُونَ yakında bileceksiniz · مَنْ kimdir · هُوَ O · فِى içinde olan · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍۢ apaçık
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرࣰ ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءࣲ مَّعِينِۭ ﴿30﴾
ḳul era'eytüm in aṣbeḥa mâüküm gavran femey ye'tîküm bimâim me`în.
30. Bir de şunu sor: “Suyunuz çekiliverse size yerden kaynayan suyu kim getirebilir?”
Kelime meali
قُلْ de ki · أَرَءَيْتُمْ baksanıza · إِنْ eğer · أَصْبَحَ olsa · مَآؤُكُمْ suyunuz · غَوْرًۭا çekilmiş · فَمَن kim · يَأْتِيكُم size getirebilir? · بِمَآءٍۢ bir su · مَّعِينٍۭ akar