Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Ahzâb Suresi

سُوْرَةُ الْاَحْزَابِ · 33. sure · 73 âyet · Medenî · 21. cüz · Mushaf sayfa 418

Ahzâb suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ ٱتَّقِ ٱللَّهَ وَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿1﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü-tteḳi-llâhe velâ tüṭi`i-lkâfirîne velmünâfiḳîn. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

1. Ey peygamber! Allah’a itaatsizlikten sakın, açık ve gizli inkârcıların sözünü dinleme, Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · ٱتَّقِ kork · ٱللَّهَ Allah'tan · وَلَا ve asla · تُطِعِ ita'at etme · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ۗ ve münafıklara · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bilendir · عَلِيمًا · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَٱتَّبِعۡ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا ﴿2﴾

vettebi` mâ yûḥâ ileyke mir rabbik. inne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

2. Rabbinden sana vahyedilene uy. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Kelime meali

وَٱتَّبِعْ ve uy · مَا şeye · يُوحَىٰٓ vahyedilen · إِلَيْكَ sana · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ ۚ · إِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · كَانَ şeyleri · بِمَا · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · خَبِيرًۭا haber almaktadır;

وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلࣰ ا ﴿3﴾

vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.

3. Allah’a güven; güvenip dayanmak için Allah yeter.

Kelime meali

وَتَوَكَّلْ ve dayan · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۚ · وَكَفَىٰ yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَكِيلًۭا vekil olarak

مَّا جَعَلَ ٱللَّهُ لِرَجُلࣲ مِّن قَلۡبَيۡنِ فِي جَوۡفِهِۦۚ وَمَا جَعَلَ أَزۡوَٰجَكُمُ ٱلَّٰٓـِٔي تُظَٰهِرُونَ مِنۡهُنَّ أُمَّهَٰتِكُمۡۚ وَمَا جَعَلَ أَدۡعِيَآءَكُمۡ أَبۡنَآءَكُمۡۚ ذَٰلِكُمۡ قَوۡلُكُم بِأَفۡوَٰهِكُمۡۖ وَٱللَّهُ يَقُولُ ٱلۡحَقَّ وَهُوَ يَهۡدِي ٱلسَّبِيلَ ﴿4﴾

mâ ce`ale-llâhü liracülim min ḳalbeyni fî cevfih. vemâ ce`ale ezvâcekümü-llâî tüżâhirûne minhünne ümmehâtiküm. vemâ ce`ale ed`iyâeküm ebnâeküm. ẕâliküm ḳavlüküm biefvâhiküm. vellâhü yeḳûlü-lḥaḳḳa vehüve yehdi-ssebîl.

4. Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır, annelerinize benzeterek haram olsun dediğiniz eşlerinizi anneleriniz kılmamış, evlâtlıklarınızı da gerçek oğullarınız yapmamıştır. Bunlar sizin kendi iddianızdır; hak ve hakikati Allah söyler, doğru yolu da O gösterir.

Kelime meali

مَّا yaratmadı · جَعَلَ · ٱللَّهُ Allah · لِرَجُلٍۢ bir adama · مِّن iki kalb · قَلْبَيْنِ · فِى (göğüs) boşluğunda · جَوْفِهِۦ ۚ · وَمَا ve · جَعَلَ yapmadı · أَزْوَٰجَكُمُ eşlerinizi · ٱلَّـٰٓـِٔى zıhar yaptığınız · تُظَـٰهِرُونَ · مِنْهُنَّ onlarla · أُمَّهَـٰتِكُمْ ۚ sizin anneleriniz · وَمَا ve · جَعَلَ kılmadı · أَدْعِيَآءَكُمْ evlatlıklarınızı · أَبْنَآءَكُمْ ۚ sizin öz oğullarınız · ذَٰلِكُمْ bunlar · قَوْلُكُم sizin sözlerinizdir · بِأَفْوَٰهِكُمْ ۖ ağızlarınıza gelen · وَٱللَّهُ Allah · يَقُولُ söyler · ٱلْحَقَّ gerçeği · وَهُوَ ve O · يَهْدِى iletir · ٱلسَّبِيلَ doğru yola

ٱدۡعُوهُمۡ لِأٓبَآئِهِمۡ هُوَ أَقۡسَطُ عِندَ ٱللَّهِۚ فَإِن لَّمۡ تَعۡلَمُوٓاْ ءَابَآءَهُمۡ فَإِخۡوَٰنُكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَمَوَٰلِيكُمۡۚ وَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحࣱ فِيمَآ أَخۡطَأۡتُم بِهِۦ وَلَٰكِن مَّا تَعَمَّدَتۡ قُلُوبُكُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمًا ﴿5﴾

üd`ûhüm liâbâihim hüve aḳseṭu `inde-llâh. feil lem ta`lemû âbâehüm feiḫvânüküm fi-ddîni vemevâlîküm. veleyse `aleyküm cünâḥun fîmâ aḫṭa'tüm bihî velâkim mâ te`ammedet ḳulûbüküm. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

5. Evlâtlıklarınızı babalarının soy adlarıyla anın. Bu Allah katında adalete daha uygun bir davranıştır. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız o zaman kendileri sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanıldığınız hususta size günah yoktur, fakat bilinçli ve kasıtlı olarak yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Allah çok bağışlayıcı ve ziyadesiyle esirgeyicidir.

Kelime meali

ٱدْعُوهُمْ onları çağırın · لِـَٔابَآئِهِمْ babalarına nisbetle · هُوَ bu · أَقْسَطُ daha adaletlidir · عِندَ yanında · ٱللَّهِ ۚ Allah · فَإِن eğer · لَّمْ bilmiyorsanız · تَعْلَمُوٓا۟ · ءَابَآءَهُمْ babalarını · فَإِخْوَٰنُكُمْ onlar sizin kardeşlerinizdir · فِى dinde · ٱلدِّينِ · وَمَوَٰلِيكُمْ ۚ ve dostlarınızdır · وَلَيْسَ ve yoktur · عَلَيْكُمْ size · جُنَاحٌۭ bir günah · فِيمَآ yaptığınızda · أَخْطَأْتُم yanılarak · بِهِۦ bu konuda · وَلَـٰكِن fakat vardır · مَّا bile bile yaptığında · تَعَمَّدَتْ · قُلُوبُكُمْ ۚ kalblerinizin · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayandır · رَّحِيمًا çok esirgeyendir

ٱلنَّبِيُّ أَوۡلَىٰ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَأَزۡوَٰجُهُۥٓ أُمَّهَٰتُهُمۡۗ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضࣲ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ إِلَّآ أَن تَفۡعَلُوٓاْ إِلَىٰٓ أَوۡلِيَآئِكُم مَّعۡرُوفࣰ اۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَسۡطُورࣰ ا ﴿6﴾

ennebiyyü evlâ bilmü'minîne min enfüsihim veezvâcühû ümmehâtühüm. veülü-l'erḥâmi ba`ḍuhüm evlâ biba`ḍin fî kitâbi-llâhi mine-lmü'minîne velmühâcirîne illâ en tef`alû ilâ evliyâiküm ma`rûfâ. kâne ẕâlike fi-lkitâbi mesṭûrâ.

6. Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah’ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; dostlarınıza lutufta bulunmanız başkadır. Bu hüküm kitapta kayıt altına alınmıştır.

Kelime meali

ٱلنَّبِىُّ peygamber · أَوْلَىٰ daha yakındır · بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · مِنْ canlarından · أَنفُسِهِمْ ۖ · وَأَزْوَٰجُهُۥٓ ve onun eşleri · أُمَّهَـٰتُهُمْ ۗ onların anneleridir · وَأُو۟لُوا۟ (anne tarafından akrabalar) · ٱلْأَرْحَامِ (anne tarafından akrabalar) · بَعْضُهُمْ bir kısmı · أَوْلَىٰ daha yakındırlar · بِبَعْضٍۢ diğerine · فِى kitabında · كِتَـٰبِ · ٱللَّهِ Allah'ın · مِنَ öteki · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerden · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve muhacirlerden · إِلَّآ ancak hariç · أَن yapmanız · تَفْعَلُوٓا۟ · إِلَىٰٓ dostlarınıza · أَوْلِيَآئِكُم · مَّعْرُوفًۭا ۚ bir iyilik · كَانَ bunlar · ذَٰلِكَ · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · مَسْطُورًۭا yazılmıştır

وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِيثَٰقَهُمۡ وَمِنكَ وَمِن نُّوحࣲ وَإِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَۖ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا ﴿7﴾

veiẕ eḫaẕnâ mine-nnebiyyîne mîŝâḳahüm veminke vemin nûḥiv veibrâhime vemûsâ ve`îse-bni meryem. veeḫaẕnâ minhüm mîŝâḳan galîżâ.

7. Hani bütün peygamberlerden; senden, Nûh’tan, İbrâhim’den, Mûsâ’dan, Meryem oğlu Îsâ’dan sadâkat sözü almıştık, onlardan ağır sorumluluk taşıyan bir söz almıştık.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · أَخَذْنَا biz almıştık · مِنَ peygamberlerden · ٱلنَّبِيِّـۧنَ · مِيثَـٰقَهُمْ ahidlerini · وَمِنكَ ve senden · وَمِن ve · نُّوحٍۢ Nuh'dan · وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'den · وَمُوسَىٰ ve Musa'dan · وَعِيسَى ve Îsa'dan · ٱبْنِ oğlu · مَرْيَمَ ۖ Meryem · وَأَخَذْنَا ve almıştık · مِنْهُم onlardan · مِّيثَـٰقًا söz · غَلِيظًۭا sapasağlam

لِّيَسۡـَٔلَ ٱلصَّٰدِقِينَ عَن صِدۡقِهِمۡۚ وَأَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿8﴾

liyes'ele-ṣṣâdiḳîne `an ṣidḳihim. vee`adde lilkâfirîne `aẕâben elîmâ.

8. (Allah bu sözü aldı) ki, bu sâdık kulları sadâkatleri konusunda sorumlu kılsın. O, inkâr yolunu seçenlere de acı veren bir azap hazırlamıştır.

Kelime meali

لِّيَسْـَٔلَ sorması için · ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrulara · عَن doğruluklarından · صِدْقِهِمْ ۚ · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için · عَذَابًا bir azab · أَلِيمًۭا acıklı

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَآءَتۡكُمۡ جُنُودࣱ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا وَجُنُودࣰ ا لَّمۡ تَرَوۡهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا ﴿9﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ câetküm cünûdün feerselnâ `aleyhim rîḥav vecünûdel lem teravhâ. vekâne-llâhü bimâ ta`melûne beṣîrâ.

9. Ey iman edenler! Allah’ın size şu lütfunu hatırlayın: Üzerinize düşman ordusu gelmişti de onların üzerine şiddetli bir fırtına ve göremediğiniz bir ordu göndermiştik. Allah bütün yaptıklarınızı görmekte idi.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın · نِعْمَةَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size olan · إِذْ hani bir zaman · جَآءَتْكُمْ size gelmişti · جُنُودٌۭ ordular · فَأَرْسَلْنَا ve biz göndermiştik · عَلَيْهِمْ onların üzerine · رِيحًۭا bir rüzgar · وَجُنُودًۭا ve ordular · لَّمْ sizin görmediğiniz · تَرَوْهَا ۚ · وَكَانَ ve idi · ٱللَّهُ Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · بَصِيرًا görmekte

إِذۡ جَآءُوكُم مِّن فَوۡقِكُمۡ وَمِنۡ أَسۡفَلَ مِنكُمۡ وَإِذۡ زَاغَتِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَبَلَغَتِ ٱلۡقُلُوبُ ٱلۡحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِٱللَّهِ ٱلظُّنُونَا۠ ﴿10﴾

iẕ câûküm min fevḳiküm vemin esfele minküm veiẕ zâgati-l'ebṣâru vebelegati-lḳulûbü-lḥanâcira veteżunnûne billâhi-żżunûnâ.

10. Yukarınızdan ve sizden aşağıda bulunan bölgeden üzerinize gelmişlerdi; korkudan gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti; bu esnada Allah hakkında olmadık zanlara kapılmakta idiniz.

Kelime meali

إِذْ hani · جَآءُوكُم onlar gelmişlerdi · مِّن üstünüzden · فَوْقِكُمْ · وَمِنْ ve · أَسْفَلَ alt tarafınızdan · مِنكُمْ sizin · وَإِذْ ve hani · زَاغَتِ kaymıştı · ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler · وَبَلَغَتِ ve dayanmıştı · ٱلْقُلُوبُ yürekler · ٱلْحَنَاجِرَ hançerelere · وَتَظُنُّونَ ve zanda bulunuyordunuz · بِٱللَّهِ Allah hakında · ٱلظُّنُونَا۠ türlü düşüncelerle

هُنَالِكَ ٱبۡتُلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَزُلۡزِلُواْ زِلۡزَالࣰ ا شَدِيدࣰ ا ﴿11﴾

hünâlike-btüliye-lmü'minûne vezülzilû zilzâlen şedîdâ.

11. İşte o zaman müminler büyük bir imtihan geçirdiler ve adamakıllı sarsıldılar.

Kelime meali

هُنَالِكَ işte orada · ٱبْتُلِىَ denenmişti · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · وَزُلْزِلُوا۟ ve sarsılmışlardı · زِلْزَالًۭا bir sarsıntı ile · شَدِيدًۭا şiddetli

وَإِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ مَّا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ إِلَّا غُرُورࣰ ا ﴿12﴾

veiẕ yeḳûlü-lmünâfiḳûne velleẕîne fî ḳulûbihim meraḍum mâ ve`adene-llâhü verasûlühû illâ gurûrâ.

12. Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk bulunanlar, “Allah ve resulünün vaadleri bizleri aldatmaktan ibaretmiş!” demişlerdi.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · يَقُولُ diyordu · ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar · وَٱلَّذِينَ ve bulunanlar · فِى kalblerinde · قُلُوبِهِم · مَّرَضٌۭ hastalık · مَّا bize vaadde bulunmadı · وَعَدَنَا · ٱللَّهُ Allah · وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulü · إِلَّا dışında · غُرُورًۭا boş vaatler

وَإِذۡ قَالَت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ يَٰٓأَهۡلَ يَثۡرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمۡ فَٱرۡجِعُواْۚ وَيَسۡتَـٔۡذِنُ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمُ ٱلنَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوۡرَةࣱ وَمَا هِيَ بِعَوۡرَةٍۖ إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارࣰ ا ﴿13﴾

veiẕ ḳâleṭ ṭâifetüm minhüm yâ ehle yeŝribe lâ müḳâme leküm ferci`û. veyeste'ẕinü ferîḳum minhümü-nnebiyye yeḳûlûne inne büyûtenâ `avratüv vemâ hiye bi`avrah. iy yürîdûne illâ firârâ.

13. Onlardan bir grup, “Ey Medineliler! Sizin işiniz burada durmak değildir, hemen dönün” diyorlardı. Onlardan bir bölük de, aslında açıkta olmadığı halde, “Evlerimiz açıkta ve korumasız” diyerek peygamberden izin istiyorlardı; bunların istediği kaçmaktan başka bir şey değildi.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · قَالَت demişti ki · طَّآئِفَةٌۭ bir grup · مِّنْهُمْ onlardan · يَـٰٓأَهْلَ ey halkı · يَثْرِبَ Yesrib (Medine) · لَا artık yoktur · مُقَامَ duracak yer · لَكُمْ size · فَٱرْجِعُوا۟ ۚ dönün · وَيَسْتَـْٔذِنُ ve izin istiyordu · فَرِيقٌۭ bir topluluk · مِّنْهُمُ onlardan · ٱلنَّبِىَّ peygamberden · يَقُولُونَ diyerek · إِنَّ gerçekten · بُيُوتَنَا evlerimiz · عَوْرَةٌۭ (sağlam değil) açıktır · وَمَا oysa değildi · هِىَ onlar(ın evleri) · بِعَوْرَةٍ ۖ açık · إِن istemiyorlardı · يُرِيدُونَ · إِلَّا başka bir şey · فِرَارًۭا kaçmak(tan)

وَلَوۡ دُخِلَتۡ عَلَيۡهِم مِّنۡ أَقۡطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُواْ ٱلۡفِتۡنَةَ لَأٓتَوۡهَا وَمَا تَلَبَّثُواْ بِهَآ إِلَّا يَسِيرࣰ ا ﴿14﴾

velev düḫilet `aleyhim min aḳṭârihâ ŝümme süilü-lfitnete leetevhâ vemâ telebbeŝû bihâ illâ yesîrâ.

14. Medine’nin her tarafından saldırıya uğrasalardı da kendilerinden bozgunculuk yapmaları istenseydi (evlerini düşünmez) hiç vakit geçirmeden hemen ona koşarlardı.

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · دُخِلَتْ girilseydi · عَلَيْهِم onların üzerine · مِّنْ her yandan · أَقْطَارِهَا · ثُمَّ sonra · سُئِلُوا۟ istenseydi · ٱلْفِتْنَةَ baskı ve işkence yapmaları · لَـَٔاتَوْهَا elbette yaparlardı · وَمَا ve · تَلَبَّثُوا۟ gecikmezlerdi · بِهَآ bunda · إِلَّا dışında · يَسِيرًۭا azıcık

وَلَقَدۡ كَانُواْ عَٰهَدُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ لَا يُوَلُّونَ ٱلۡأَدۡبَٰرَۚ وَكَانَ عَهۡدُ ٱللَّهِ مَسۡـُٔولࣰ ا ﴿15﴾

veleḳad kânû `âhedü-llâhe min ḳablü lâ yüvellûne-l'edbâr. vekâne `ahdü-llâhi mes'ûlâ.

15. Halbuki bunlar daha önce ayrılıp dönmeyeceklerine dair yeminle Allah’a söz vermişlerdi ve Allah’a verilen sözün yerine getirilmesi gerekirdi.

Kelime meali

وَلَقَدْ oysa · كَانُوا۟ idiler · عَـٰهَدُوا۟ söz vermişler · ٱللَّهَ Allah'a · مِن daha önce · قَبْلُ · لَا dön(üp kaç)mayacaklarına · يُوَلُّونَ · ٱلْأَدْبَـٰرَ ۚ arkalarına · وَكَانَ ve idiler · عَهْدُ verilen sözden · ٱللَّهِ Allah'a · مَسْـُٔولًۭا sorumlu

قُل لَّن يَنفَعَكُمُ ٱلۡفِرَارُ إِن فَرَرۡتُم مِّنَ ٱلۡمَوۡتِ أَوِ ٱلۡقَتۡلِ وَإِذࣰ ا لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿16﴾

ḳul ley yenfe`akümü-lfirâru in ferartüm mine-lmevti evi-lḳatli veiẕel lâ tümette`ûne illâ ḳalîlâ.

16. Onlara şunu söyle: “Ölümden veya öldürülmekten kaçsanız bile bu kaçış size bir fayda vermeyecektir. Kaçıp kurtulmanız halinde de bundan çok az faydalanabileceksiniz.”

Kelime meali

قُل de ki · لَّن size fayda vermez · يَنفَعَكُمُ · ٱلْفِرَارُ kaçmak · إِن eğer · فَرَرْتُم kaçıyorsanız · مِّنَ ölümden · ٱلْمَوْتِ · أَوِ veya · ٱلْقَتْلِ öldürülmekten · وَإِذًۭا o zaman bile · لَّا yaşatılmazsınız · تُمَتَّعُونَ · إِلَّا dışında · قَلِيلًۭا pek az

قُلۡ مَن ذَا ٱلَّذِي يَعۡصِمُكُم مِّنَ ٱللَّهِ إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ سُوٓءًا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ رَحۡمَةࣰۚ وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا ﴿17﴾

ḳul men ẕe-lleẕî ya`ṣimüküm mine-llâhi in erâde biküm sûen ev erâde biküm raḥmeh. velâ yecidûne lehüm min dûni-llâhi veliyyev velâ neṣîrâ.

17. Şunu da söyle: “Allah sizin için bir kötülük dilese Allah’a karşı sizi kim koruyabilecektir? Veya hakkınızda bir rahmet murat etse (kim engelleyecektir)?” Bu durumda Allah’tan başka kendilerine ne bir velî ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.

Kelime meali

قُلْ de ki · مَن kimdir? · ذَا şu · ٱلَّذِى kimse ki · يَعْصِمُكُم sizi koruyacak · مِّنَ Allahdan · ٱللَّهِ · إِنْ eğer · أَرَادَ istese · بِكُمْ size · سُوٓءًا bir kötülük · أَوْ veya · أَرَادَ dilese · بِكُمْ size · رَحْمَةًۭ ۚ rahmet · وَلَا bulamazlar · يَجِدُونَ · لَهُم kendilerine · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَلِيًّۭا bir dost · وَلَا ne de · نَصِيرًۭا bir yardımcı

۞قَدۡ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ ٱلۡمُعَوِّقِينَ مِنكُمۡ وَٱلۡقَآئِلِينَ لِإِخۡوَٰنِهِمۡ هَلُمَّ إِلَيۡنَاۖ وَلَا يَأۡتُونَ ٱلۡبَأۡسَ إِلَّا قَلِيلًا ﴿18﴾

ḳad ya`lemü-llâhü-lmü`avviḳîne minküm velḳâilîne liiḫvânihim helümme ileynâ. velâ ye'tûne-lbe'se illâ ḳalîlâ.

18–19. İçinizden engelleyicileri ve size karşı nekeslik (cimrilik) içinde arkadaşlarına, “Bize katılın” diyenleri Allah çok iyi bilmektedir. Zaten bunların pek azı savaşa gelir. Tehlike yaklaştığında ölümden dolayı kendinden geçip gözü kaymış kimse gibi sana baktıklarını görürsün, tehlike geçince de hayra karşı nekeslik içinde size sivri dillerini uzatırlar. Bunlar gerçekte iman etmemişlerdir, Allah da onların yaptıklarını geçersiz saymıştır. Bunu yapmak Allah için çok kolaydır.

Kelime meali

۞ قَدْ elbette · يَعْلَمُ biliyor · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُعَوِّقِينَ alıkoyanları · مِنكُمْ içinizden · وَٱلْقَآئِلِينَ ve diyenleri · لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşlerine · هَلُمَّ gelin · إِلَيْنَا ۖ bize · وَلَا onlar gelmezler · يَأْتُونَ · ٱلْبَأْسَ savaşa · إِلَّا dışında · قَلِيلًا pek azı

أَشِحَّةً عَلَيۡكُمۡۖ فَإِذَا جَآءَ ٱلۡخَوۡفُ رَأَيۡتَهُمۡ يَنظُرُونَ إِلَيۡكَ تَدُورُ أَعۡيُنُهُمۡ كَٱلَّذِي يُغۡشَىٰ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡمَوۡتِۖ فَإِذَا ذَهَبَ ٱلۡخَوۡفُ سَلَقُوكُم بِأَلۡسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى ٱلۡخَيۡرِۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَمۡ يُؤۡمِنُواْ فَأَحۡبَطَ ٱللَّهُ أَعۡمَٰلَهُمۡۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣰ ا ﴿19﴾

eşiḥḥaten `aleyküm. feiẕâ câe-lḫavfü raeytehüm yenżurûne ileyke tedûru a`yünühüm kelleẕî yugşâ `aleyhi mine-lmevt. feiẕâ ẕehebe-lḫavfü seleḳûküm bielsinetin ḥidâdin eşiḥḥaten `ale-lḫayr. ülâike lem yü'minû feaḥbeṭa-llâhü a`mâlehüm. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

Kelime meali

أَشِحَّةً cimriler olarak · عَلَيْكُمْ ۖ size karşı · فَإِذَا ne zaman ki · جَآءَ gelince · ٱلْخَوْفُ korku · رَأَيْتَهُمْ görürsün · يَنظُرُونَ baktıklarını · إِلَيْكَ sana · تَدُورُ dönerek · أَعْيُنُهُمْ gözleri · كَٱلَّذِى gibi · يُغْشَىٰ baygınlığı · عَلَيْهِ onların üstüne · مِنَ ölüm · ٱلْمَوْتِ ۖ · فَإِذَا ne zaman ki · ذَهَبَ gidince · ٱلْخَوْفُ korku · سَلَقُوكُم sizi incitirler · بِأَلْسِنَةٍ dillerle · حِدَادٍ sivri · أَشِحَّةً düşkünlük göstererek · عَلَى karşı · ٱلْخَيْرِ ۚ hayra · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · لَمْ inanmamışlar · يُؤْمِنُوا۟ · فَأَحْبَطَ bu yüzden boşa çıkarmıştır · ٱللَّهُ Allah · أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ onların işlerini · وَكَانَ ve · ذَٰلِكَ bu · عَلَى göre · ٱللَّهِ Allah'a · يَسِيرًۭا kolaydır

يَحۡسَبُونَ ٱلۡأَحۡزَابَ لَمۡ يَذۡهَبُواْۖ وَإِن يَأۡتِ ٱلۡأَحۡزَابُ يَوَدُّواْ لَوۡ أَنَّهُم بَادُونَ فِي ٱلۡأَعۡرَابِ يَسۡـَٔلُونَ عَنۡ أَنۢبَآئِكُمۡۖ وَلَوۡ كَانُواْ فِيكُم مَّا قَٰتَلُوٓاْ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿20﴾

yaḥsebûne-l'aḥzâbe lem yeẕhebû. veiy ye'ti-l'aḥzâbü yeveddû lev ennehüm bâdûne fi-l'a`râbi yes'elûne `an embâiküm. velev kânû fîküm mâ ḳâtelû illâ ḳalîlâ.

20. Düşman birliklerinin hâlâ çekip gitmediklerini zannederler. Düşman bir daha geldiğinde ise size ait haberleri uzaktan almak üzere çöllerde dağınık yaşayan bedevîlerin arasında bulunmayı arzularlar. Zaten aranızda da bulunsalardı savaşa çok az katılırlardı.

Kelime meali

يَحْسَبُونَ sanıyorlardı · ٱلْأَحْزَابَ orduların · لَمْ gitmediklerini · يَذْهَبُوا۟ ۖ · وَإِن eğer · يَأْتِ gelseler · ٱلْأَحْزَابُ ordular · يَوَدُّوا۟ arzu ederlerdi · لَوْ keşke · أَنَّهُم kendileri · بَادُونَ çölde bulunmayı · فِى arasında · ٱلْأَعْرَابِ Araplar · يَسْـَٔلُونَ sorup öğrenmeyi · عَنْ sizin haberleriniz-den · أَنۢبَآئِكُمْ ۖ · وَلَوْ ve şayet · كَانُوا۟ bulunsalardı · فِيكُم içinizde · مَّا dövüşmezlerdi · قَـٰتَلُوٓا۟ · إِلَّا dışında · قَلِيلًۭا pek azı

لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا ﴿21﴾

leḳad kâne leküm fî rasûli-llâhi üsvetün ḥasenetül limen kâne yercü-llâhe velyevme-l'âhira veẕekera-llâhe keŝîrâ.

21. İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.

Kelime meali

لَّقَدْ andolsun · كَانَ vardır · لَكُمْ sizin için · فِى Elçisinde · رَسُولِ · ٱللَّهِ Allah'ın · أُسْوَةٌ bir örnek · حَسَنَةٌۭ en güzel · لِّمَن kimseler için · كَانَ kavuşmaya inanan · يَرْجُوا۟ · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱلْيَوْمَ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرَ ahiret · وَذَكَرَ ve anan · ٱللَّهَ Allah'ı · كَثِيرًۭا çokça

وَلَمَّا رَءَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلۡأَحۡزَابَ قَالُواْ هَٰذَا مَا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَصَدَقَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥۚ وَمَا زَادَهُمۡ إِلَّآ إِيمَٰنࣰ ا وَتَسۡلِيمࣰ ا ﴿22﴾

velemmâ rae-lmü'minûne-l'aḥzâbe ḳâlû hâẕâ mâ ve`adene-llâhü verasûlühû veṣadeḳa-llâhü verasûlüh. vemâ zâdehüm illâ îmânev veteslîmâ.

22. Müminler düşman kuvvetlerini karşılarında görünce, “Bu, Allah’ın ve resulünün bize vaad ettiği durumdur, Allah ve resulü hep doğru söyler” dediler; bu onların ancak imanlarını ve teslimiyet duygularını arttırdı.

Kelime meali

وَلَمَّا zaman · رَءَا gördükleri · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · ٱلْأَحْزَابَ (düşman) orduları · قَالُوا۟ dediler · هَـٰذَا bu · مَا bize va'dettiğidir · وَعَدَنَا · ٱللَّهُ Allah'ın · وَرَسُولُهُۥ ve Resulünün · وَصَدَقَ ve doğrudur · ٱللَّهُ Allah · وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Resulü · وَمَا ve · زَادَهُمْ artırmadı · إِلَّآ başka bir şey · إِيمَـٰنًۭا imanlarını · وَتَسْلِيمًۭا ve teslimiyetlerini

مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ رِجَالࣱ صَدَقُواْ مَا عَٰهَدُواْ ٱللَّهَ عَلَيۡهِۖ فَمِنۡهُم مَّن قَضَىٰ نَحۡبَهُۥ وَمِنۡهُم مَّن يَنتَظِرُۖ وَمَا بَدَّلُواْ تَبۡدِيلࣰ ا ﴿23﴾

mine-lmü'minîne ricâlün ṣadeḳû mâ `âhedü-llâhe `aleyh. feminhüm men ḳaḍâ naḥbehû veminhüm mey yenteżir. vemâ beddelû tebdîlâ.

23. Müminlerden bazı kimseler Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler, kimileri onun yolunda can verdiler, kimileri de ecellerini bekliyorlar; (vaadlerini) asla değiştirmediler.

Kelime meali

مِّنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ · رِجَالٌۭ erkekler · صَدَقُوا۟ durdular · مَا verdikleri sözde · عَـٰهَدُوا۟ · ٱللَّهَ Allah · عَلَيْهِ ۖ üzerine · فَمِنْهُم onlardan · مَّن kimi · قَضَىٰ yerine getirdi · نَحْبَهُۥ adağını · وَمِنْهُم ve onlardan · مَّن kimi · يَنتَظِرُ ۖ (şehidlik) beklemektedir · وَمَا ve asla · بَدَّلُوا۟ (sözlerini) değiştirmemişlerdir · تَبْدِيلًۭا değişiklikle

لِّيَجۡزِيَ ٱللَّهُ ٱلصَّٰدِقِينَ بِصِدۡقِهِمۡ وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ إِن شَآءَ أَوۡ يَتُوبَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿24﴾

liyecziye-llâhu-ṣṣâdiḳîne biṣidḳihim veyü`aẕẕibe-lmünâfiḳîne in şâe ev yetûbe `aleyhim. inne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

24. (Böyle oldu ki) Allah, sözünde duranları sadakatleri sebebiyle ödüllendirsin, münafıkları da dilerse cezalandırsın, dilerse bağışlasın! Allah çok bağışlayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.

Kelime meali

لِّيَجْزِىَ mükafatladırsın · ٱللَّهُ Allah · ٱلصَّـٰدِقِينَ doğruları · بِصِدْقِهِمْ doğruluklarıyle · وَيُعَذِّبَ ve azabetsin · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlülere · إِن şayet · شَآءَ dilerse · أَوْ yahut · يَتُوبَ tevbelerini kabul buyursun · عَلَيْهِمْ ۚ onlardan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ çok bağışlayandır · غَفُورًۭا · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir

وَرَدَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِغَيۡظِهِمۡ لَمۡ يَنَالُواْ خَيۡرࣰ اۚ وَكَفَى ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلۡقِتَالَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ قَوِيًّا عَزِيزࣰ ا ﴿25﴾

veradde-llâhü-lleẕîne keferû bigayżihim lem yenâlû ḫayrâ. vekefe-llâhü-lmü'minîne-lḳitâl. vekâne-llâhü ḳaviyyen `azîzâ.

25. Allah inkârcıları, hiçbir şey elde edemeden, kin ve öfkeleri ile geri çevirdi. Allah’ın desteği müminler için yeterlidir. Allah güçlüdür, üstündür.

Kelime meali

وَرَدَّ geri çevirdi · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimseleri · كَفَرُوا۟ inkar edenleri · بِغَيْظِهِمْ öfkeleriyle · لَمْ eremediler · يَنَالُوا۟ · خَيْرًۭا ۚ hayra · وَكَفَى ve yeter · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · ٱلْقِتَالَ ۚ savaşta · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · قَوِيًّا güçlüdür · عَزِيزًۭا üstündür

وَأَنزَلَ ٱلَّذِينَ ظَٰهَرُوهُم مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ مِن صَيَاصِيهِمۡ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلرُّعۡبَ فَرِيقࣰ ا تَقۡتُلُونَ وَتَأۡسِرُونَ فَرِيقࣰ ا ﴿26﴾

veenzele-lleẕîne żâherûhüm min ehli-lkitâbi min ṣayâṣîhim veḳaẕefe fî ḳulûbihimü-rru`be ferîḳan taḳtülûne vete'sirûne ferîḳâ.

26. Allah, Ehl-i kitap’tan onlara destek verenleri kalelerinden indirdi, kalplerine korku saldı; artık onların bir kısmını öldürüyorsunuz, bir kısmını da esir alıyorsunuz.

Kelime meali

وَأَنزَلَ ve indirdi · ٱلَّذِينَ kimseleri · ظَـٰهَرُوهُم onlara yardım eden · مِّنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · مِن kalelerinden · صَيَاصِيهِمْ · وَقَذَفَ ve düşürdü · فِى içine · قُلُوبِهِمُ kalbleri · ٱلرُّعْبَ korku · فَرِيقًۭا bir kısmını · تَقْتُلُونَ öldürüyordunuz · وَتَأْسِرُونَ ve esir alıyordunuz · فَرِيقًۭا bir kısmını da

وَأَوۡرَثَكُمۡ أَرۡضَهُمۡ وَدِيَٰرَهُمۡ وَأَمۡوَٰلَهُمۡ وَأَرۡضࣰ ا لَّمۡ تَطَـُٔوهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣰ ا ﴿27﴾

veevraŝeküm arḍahüm vediyârahüm veemvâlehüm vearḍal lem teṭaûhâ. vekâne-llâhü `alâ külli şey'in ḳadîrâ.

27. Onların topraklarını, evlerini, mallarını, o zamana kadar ayak basmadığınız bir toprağı size Allah miras bıraktı. Allah her şeye kādirdir.

Kelime meali

وَأَوْرَثَكُمْ ve size miras verdi · أَرْضَهُمْ topraklarını · وَدِيَـٰرَهُمْ ve yurtlarını · وَأَمْوَٰلَهُمْ ve mallarını · وَأَرْضًۭا ve bir toprağı · لَّمْ henüz ayak basmadığınız · تَطَـُٔوهَا ۚ · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرًۭا kadirdir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّأَزۡوَٰجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدۡنَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيۡنَ أُمَتِّعۡكُنَّ وَأُسَرِّحۡكُنَّ سَرَاحࣰ ا جَمِيلࣰ ا ﴿28﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü ḳul liezvâcike in küntünne türidne-lḥayâte-ddünyâ vezînetehâ fete`âleyne ümetti`künne veüserriḥkünne serâḥan cemîlâ.

28. Ey peygamber! Eşlerine şöyle de: “Dünya hayatını ve güzelliklerini istiyorsanız gelin size bir şeyler vereyim sonra da güzellikle sizi serbest bırakayım.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · قُل söyle · لِّأَزْوَٰجِكَ eşlerine · إِن eğer · كُنتُنَّ siz · تُرِدْنَ istiyorsanız · ٱلْحَيَوٰةَ hayatını · ٱلدُّنْيَا dünya · وَزِينَتَهَا ve süsünü · فَتَعَالَيْنَ gelin · أُمَتِّعْكُنَّ size (boşanma bedeli) vereyim · وَأُسَرِّحْكُنَّ ve sizi salayım · سَرَاحًۭا bir salışla · جَمِيلًۭا güzel

وَإِن كُنتُنَّ تُرِدۡنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَ فَإِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡمُحۡسِنَٰتِ مِنكُنَّ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿29﴾

vein küntünne türidne-llâhe verasûlehû veddâra-l'âḫirate feinne-llâhe e`adde lilmuḥsinâti minkünne ecran `ażîmâ.

29. Yok eğer Allah’ı, resulünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız şunu bilin ki Allah, içinizden güzel davrananlara büyük bir ödül hazırlamıştır.”

Kelime meali

وَإِن ve eğer · كُنتُنَّ siz · تُرِدْنَ istiyorsanız · ٱللَّهَ Allah'ı · وَرَسُولَهُۥ ve Eçisini · وَٱلدَّارَ ve yurdunu · ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiret · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · أَعَدَّ hazırlamıştır · لِلْمُحْسِنَـٰتِ güzel hareket edenlere · مِنكُنَّ sizden · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِيِّ مَن يَأۡتِ مِنكُنَّ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲ يُضَٰعَفۡ لَهَا ٱلۡعَذَابُ ضِعۡفَيۡنِۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣰ ا ﴿30﴾

yâ nisâe-nnebiyyi mey ye'ti minkünne bifâḥişetim mübeyyinetiy yüḍâ`af lehe-l`aẕâbü ḍi`feyn. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

30. Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayasızlık yaparsa onun cezası ikiye katlanır, bu Allah için kolay bir şeydir.

Kelime meali

يَـٰنِسَآءَ ey kadınları · ٱلنَّبِىِّ peygamber · مَن kim · يَأْتِ yaparsa · مِنكُنَّ sizden · بِفَـٰحِشَةٍۢ bir fuhuş (edepsizlik) · مُّبَيِّنَةٍۢ açık · يُضَـٰعَفْ artırılır · لَهَا onun için · ٱلْعَذَابُ azab · ضِعْفَيْنِ ۚ iki kat · وَكَانَ ve · ذَٰلِكَ bu · عَلَى göre · ٱللَّهِ Allah'a · يَسِيرًۭا kolaydır

۞وَمَن يَقۡنُتۡ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتَعۡمَلۡ صَٰلِحࣰ ا نُّؤۡتِهَآ أَجۡرَهَا مَرَّتَيۡنِ وَأَعۡتَدۡنَا لَهَا رِزۡقࣰ ا كَرِيمࣰ ا ﴿31﴾

vemey yaḳnüt minkünne lillâhi verasûlihî veta`mel ṣâliḥan nü'tihâ ecrahâ merrateyni vea`tednâ lehâ rizḳan kerîmâ.

31. Sizden kim de Allah’a ve resulüne itaat eder, güzel işler yaparsa ona hak ettiği karşılığı iki kere veririz, ayrıca onun için değerli bir nasip de hazırladık.

Kelime meali

۞ وَمَن fakat kim · يَقْنُتْ ita'ate devam ederse · مِنكُنَّ sizden · لِلَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Resulüne · وَتَعْمَلْ ve yaparsa · صَـٰلِحًۭا yararlı iş · نُّؤْتِهَآ ona veririz · أَجْرَهَا mükafatını · مَرَّتَيْنِ iki kez · وَأَعْتَدْنَا ve hazırlamışızdır · لَهَا onun için · رِزْقًۭا bir rızık · كَرِيمًۭا bol

يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِيِّ لَسۡتُنَّ كَأَحَدࣲ مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِنِ ٱتَّقَيۡتُنَّۚ فَلَا تَخۡضَعۡنَ بِٱلۡقَوۡلِ فَيَطۡمَعَ ٱلَّذِي فِي قَلۡبِهِۦ مَرَضࣱ وَقُلۡنَ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا ﴿32﴾

yâ nisâe-nnebiyyi lestünne keeḥadim mine-nnisâi ini-tteḳaytünne felâ taḫḍa`ne bilḳavli feyaṭme`a-lleẕî fî ḳalbihî meraḍuv veḳulne ḳavlem ma`rûfâ.

32. Ey peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer günahtan sakınmak istiyorsanız sözü edalı bir tavırla söylemeyin ki, kalbinde çürüklük olan kimse ümide kapılmasın. Ayrıca düzgün söz söyleyin.

Kelime meali

يَـٰنِسَآءَ ey kadınları · ٱلنَّبِىِّ peygamber · لَسْتُنَّ siz değilsiniz · كَأَحَدٍۢ herhangi biri gibi · مِّنَ kadınlardan · ٱلنِّسَآءِ ۚ · إِنِ eğer · ٱتَّقَيْتُنَّ (Allah'tan) sakınıyorsanız · فَلَا yumuşak bir eda yapmayın · تَخْضَعْنَ · بِٱلْقَوْلِ sözlerinizde · فَيَطْمَعَ böylece tamah etmesin · ٱلَّذِى bulunan · فِى kalbinde · قَلْبِهِۦ · مَرَضٌۭ hastalık · وَقُلْنَ ve söyleyin · قَوْلًۭا bir söz · مَّعْرُوفًۭا güzel

وَقَرۡنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجۡنَ تَبَرُّجَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ ٱلۡأُولَىٰۖ وَأَقِمۡنَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتِينَ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِعۡنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُذۡهِبَ عَنكُمُ ٱلرِّجۡسَ أَهۡلَ ٱلۡبَيۡتِ وَيُطَهِّرَكُمۡ تَطۡهِيرࣰ ا ﴿33﴾

veḳarne fî büyûtikünne velâ teberracne teberruce-lcâhiliyyeti-l'ûlâ veeḳimne-ṣṣalâte veâtîne-zzekâte veeṭi`ne-llâhe verasûleh. innemâ yürîdü-llâhü liyüẕhibe `ankümü-rricse ehle-lbeyti veyüṭahhiraküm taṭhîrâ.

33. Evlerinizde oturun ve daha önce Câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Ey peygamber ailesi! Allah sizi sadece günah kirlerinden arındırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

Kelime meali

وَقَرْنَ ve vakarla oturun · فِى evlerinizde · بُيُوتِكُنَّ · وَلَا asla · تَبَرَّجْنَ açılıp kırıtmayın · تَبَرُّجَ açılıp kırıtması gibi · ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyenin · ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk · وَأَقِمْنَ ve kılın · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتِينَ ve verin · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَأَطِعْنَ ve ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Resulüne · إِنَّمَا şüphesiz · يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · لِيُذْهِبَ gidermek · عَنكُمُ sizden · ٱلرِّجْسَ kiri · أَهْلَ (ey) Ehl-i · ٱلْبَيْتِ Beyt · وَيُطَهِّرَكُمْ ve sizi temizlemek · تَطْهِيرًۭا tertemiz

وَٱذۡكُرۡنَ مَا يُتۡلَىٰ فِي بُيُوتِكُنَّ مِنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱلۡحِكۡمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا ﴿34﴾

veẕkürne mâ yütlâ fî büyûtikünne min âyâti-llâhi velḥikmeh. inne-llâhe kâne leṭîfen ḫabîrâ.

34. Hânelerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti dilinizden düşürmeyin. Allah bütün incelikleri ve gizlilikleri bilir, her şeyden haberdardır.

Kelime meali

وَٱذْكُرْنَ ve hatırlayın · مَا okunanı · يُتْلَىٰ · فِى evlerinizde · بُيُوتِكُنَّ · مِنْ ayetlerinden · ءَايَـٰتِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٱلْحِكْمَةِ ۚ ve hikmeti · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ latiftir · لَطِيفًا · خَبِيرًا haber alandır

إِنَّ ٱلۡمُسۡلِمِينَ وَٱلۡمُسۡلِمَٰتِ وَٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ وَٱلۡقَٰنِتِينَ وَٱلۡقَٰنِتَٰتِ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلصَّٰدِقَٰتِ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰبِرَٰتِ وَٱلۡخَٰشِعِينَ وَٱلۡخَٰشِعَٰتِ وَٱلۡمُتَصَدِّقِينَ وَٱلۡمُتَصَدِّقَٰتِ وَٱلصَّٰٓئِمِينَ وَٱلصَّٰٓئِمَٰتِ وَٱلۡحَٰفِظِينَ فُرُوجَهُمۡ وَٱلۡحَٰفِظَٰتِ وَٱلذَّٰكِرِينَ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱلذَّٰكِرَٰتِ أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُم مَّغۡفِرَةࣰ وَأَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿35﴾

inne-lmüslimîne velmüslimâti velmü'minîne velmü'minâti velḳânitîne velḳânitâti veṣṣâdiḳîne veṣṣâdiḳâti veṣṣâbirîne veṣṣâbirâti velḫâşi`îne velḫâşi`âti velmüteṣaddiḳîne velmüteṣaddiḳâti veṣṣâimîne veṣṣâimâti velḥâfiżîne fürûcehüm velḥâfiżâti veẕẕâkirîne-llâhe keŝîrav veẕẕâkirâti e`adde-llâhü lehüm magfiratev veecran `ażîmâ.

35. Müslüman erkekler, müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُسْلِمِينَ müslüman erkekler · وَٱلْمُسْلِمَـٰتِ ve müslüman kadınlar · وَٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min erkekler · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve mü'min kadınlar · وَٱلْقَـٰنِتِينَ ta'ate devam eden erkekler · وَٱلْقَـٰنِتَـٰتِ ve ta'ate devam eden kadınlar · وَٱلصَّـٰدِقِينَ doğru erkekler · وَٱلصَّـٰدِقَـٰتِ ve doğru kadınlar · وَٱلصَّـٰبِرِينَ sabreden erkekler · وَٱلصَّـٰبِرَٰتِ ve sabreden kadınlar · وَٱلْخَـٰشِعِينَ saygılı erkekler · وَٱلْخَـٰشِعَـٰتِ ve saygılı kadınlar · وَٱلْمُتَصَدِّقِينَ sadaka veren erkekler · وَٱلْمُتَصَدِّقَـٰتِ ve sadaka veren kadınlar · وَٱلصَّـٰٓئِمِينَ oruç tutan erkekler · وَٱلصَّـٰٓئِمَـٰتِ ve oruç tutan kadınlar · وَٱلْحَـٰفِظِينَ koruyan erkekler · فُرُوجَهُمْ ırzlarını · وَٱلْحَـٰفِظَـٰتِ ve koruyan kadınlar · وَٱلذَّٰكِرِينَ zikreden erkekler · ٱللَّهَ Allah'ı · كَثِيرًۭا çok · وَٱلذَّٰكِرَٰتِ ve zikreden kadınlar · أَعَدَّ hazırlamıştır · ٱللَّهُ Allah · لَهُم bunlar için · مَّغْفِرَةًۭ bağışlanma · وَأَجْرًا ve bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنࣲ وَلَا مُؤۡمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَمۡرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ ٱلۡخِيَرَةُ مِنۡ أَمۡرِهِمۡۗ وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿36﴾

vemâ kâne limü'miniv velâ mü'minetin iẕâ ḳaḍa-llâhü verasûlühû emran ey yekûne lehümü-lḫiyeratü min emrihim. vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû feḳad ḍalle ḍalâlem mübînâ.

36. Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.

Kelime meali

وَمَا artık yoktur · كَانَ inanmış bir erkek için · لِمُؤْمِنٍۢ · وَلَا ve · مُؤْمِنَةٍ inanmış kadın (için) · إِذَا zaman · قَضَى hüküm verdiği · ٱللَّهُ Allah · وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulü · أَمْرًا bir işte · أَن olması · يَكُونَ · لَهُمُ onlar için · ٱلْخِيَرَةُ seçme hakkı · مِنْ o işi · أَمْرِهِمْ ۗ · وَمَن ve kim · يَعْصِ karşı gelirse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne · فَقَدْ elbette · ضَلَّ sapıklığa düşer · ضَلَـٰلًۭا bir sapkınlıkla · مُّبِينًۭا apaçık

وَإِذۡ تَقُولُ لِلَّذِيٓ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَأَنۡعَمۡتَ عَلَيۡهِ أَمۡسِكۡ عَلَيۡكَ زَوۡجَكَ وَٱتَّقِ ٱللَّهَ وَتُخۡفِي فِي نَفۡسِكَ مَا ٱللَّهُ مُبۡدِيهِ وَتَخۡشَى ٱلنَّاسَ وَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخۡشَىٰهُۖ فَلَمَّا قَضَىٰ زَيۡدࣱ مِّنۡهَا وَطَرࣰ ا زَوَّجۡنَٰكَهَا لِكَيۡ لَا يَكُونَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ حَرَجࣱ فِيٓ أَزۡوَٰجِ أَدۡعِيَآئِهِمۡ إِذَا قَضَوۡاْ مِنۡهُنَّ وَطَرࣰ اۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولࣰ ا ﴿37﴾

veiẕ teḳûlü lilleẕî en`ame-llâhü `aleyhi veen`amte `aleyhi emsik `aleyke zevceke vetteḳi-llâhe vetuḫfî fî nefsike me-llâhü mübdîhi vetaḫşe-nnâs. vellâhü eḥaḳḳu en taḫşâh. felemmâ ḳaḍâ zeydüm minhâ veṭaran zevvecnâkehâ likey lâ yekûne `ale-lmü'minîne ḥaracün fî ezvâci ed`iyâihim iẕâ ḳaḍav minhünne veṭarâ. vekâne emru-llâhi mef`ûlâ.

37. Bir zaman, Allah’ın kendisine lutufta bulunduğu, senin de lutufkâr davrandığın kişiye, “Eşinle evlilik bağını koru, Allah’tan kork” demiştin. Bunu derken Allah’ın ileride açıklayacağı bir şeyi içinde saklıyordun; öncelikle çekinmen gereken Allah olduğu halde sen halktan çekiniyordun. Zeyd onunla evlenip ayrıldıktan sonra müminlere, evlâtlıklarının -kendileriyle beraber olup ayrıldıkları- eşleriyle evlenmeleri hususunda bir sıkıntı gelmesin diye seni o kadınla evlendirdik. Allah’ın emri elbet yerine getirilecektir.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · تَقُولُ diyordun · لِلَّذِىٓ kimseye · أَنْعَمَ ni'met verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِ ona · وَأَنْعَمْتَ ve senin ni'met verdiğin · عَلَيْهِ kendisine · أَمْسِكْ tut · عَلَيْكَ yanında · زَوْجَكَ eşini · وَٱتَّقِ ve kork · ٱللَّهَ Allah'tan · وَتُخْفِى fakat gizliyordun · فِى içinde · نَفْسِكَ · مَا şeyi · ٱللَّهُ Allah'ın · مُبْدِيهِ açığa vuracağı · وَتَخْشَى ve çekiniyordun · ٱلنَّاسَ insanlardan · وَٱللَّهُ Allah'tır · أَحَقُّ layık olan · أَن çekinmene · تَخْشَىٰهُ ۖ · فَلَمَّا ne zaman ki · قَضَىٰ kesince · زَيْدٌۭ Zeyd · مِّنْهَا o kadından · وَطَرًۭا ilişiğini · زَوَّجْنَـٰكَهَا biz onu sana nikahladık · لِكَىْ için · لَا olmaması · يَكُونَ · عَلَى üzerine · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler · حَرَجٌۭ bir güçlük · فِىٓ hususunda · أَزْوَٰجِ evlenmek · أَدْعِيَآئِهِمْ evlatlıkları · إِذَا zaman · قَضَوْا۟ kestikleri · مِنْهُنَّ kadınlarıyle · وَطَرًۭا ۚ ilişkilerini · وَكَانَ ve · أَمْرُ buyruğu · ٱللَّهِ Allah'ın · مَفْعُولًۭا yerine getirilmiştir

مَّا كَانَ عَلَى ٱلنَّبِيِّ مِنۡ حَرَجࣲ فِيمَا فَرَضَ ٱللَّهُ لَهُۥۖ سُنَّةَ ٱللَّهِ فِي ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلُۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ قَدَرࣰ ا مَّقۡدُورًا ﴿38﴾

mâ kâne `ale-nnebiyyi min ḥaracin fîmâ feraḍa-llâhü leh. sünnete-llâhi fi-lleẕîne ḫalev min ḳabl. vekâne emru-llâhi ḳaderam maḳdûrâ.

38–39. Allah’ın, kendisi için takdir ve emrettiği bir şeyi yerine getirme hususunda peygamber için bir sıkıntı ve sakınca olamaz. Allah’ın hükmü değişmez kaderdir. Daha önce gelip geçen, Allah’ın vahyini insanlara ulaştıran, O’ndan çekinen, Allah’tan başka hiçbir kimseden çekinmeyen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Hesap sorucu olarak Allah kâfidir.

Kelime meali

مَّا yoktur · كَانَ üzerine · عَلَى · ٱلنَّبِىِّ Peygamber · مِنْ herhangi · حَرَجٍۢ bir güçlük · فِيمَا bir şeyde · فَرَضَ takdir ettiği; · ٱللَّهُ Allah'ın · لَهُۥ ۖ kendisine · سُنَّةَ yasasıdır · ٱللَّهِ Allah'ın · فِى arasında · ٱلَّذِينَ geçenler · خَلَوْا۟ · مِن sizden önce · قَبْلُ ۚ · وَكَانَ ve · أَمْرُ emri · ٱللَّهِ Allah'ın · قَدَرًۭا bir kaderdir · مَّقْدُورًا takdir edilmiş

ٱلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَٰلَٰتِ ٱللَّهِ وَيَخۡشَوۡنَهُۥ وَلَا يَخۡشَوۡنَ أَحَدًا إِلَّا ٱللَّهَۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبࣰ ا ﴿39﴾

elleẕîne yübelligûne risâlâti-llâhi veyaḫşevnehû velâ yaḫşevne eḥaden ille-llâh. vekefâ billâhi ḥasîbâ.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · يُبَلِّغُونَ duyururlar · رِسَـٰلَـٰتِ elçiliğini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَيَخْشَوْنَهُۥ ve O'ndan korkarlar · وَلَا ve · يَخْشَوْنَ korkmazlar · أَحَدًا kimseden · إِلَّا başka · ٱللَّهَ ۗ Allah'dan · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · حَسِيبًۭا hesap görücü olarak

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَآ أَحَدࣲ مِّن رِّجَالِكُمۡ وَلَٰكِن رَّسُولَ ٱللَّهِ وَخَاتَمَ ٱلنَّبِيِّـۧنَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا ﴿40﴾

mâ kâne müḥammedün ebâ eḥadim mir ricâliküm velâkir rasûle-llâhi veḫâteme-nnebiyyîn. vekâne-llâhü bikülli şey'in `alîmâ.

40. Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

مَّا değildir · كَانَ Muhammed · مُحَمَّدٌ · أَبَآ babası · أَحَدٍۢ birinin · مِّن sizin erkeklerinizden · رِّجَالِكُمْ · وَلَـٰكِن fakat · رَّسُولَ Elçisidir · ٱللَّهِ Allah'ın · وَخَاتَمَ ve sonuncusudur · ٱلنَّبِيِّـۧنَ ۗ peygamberlerin · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمًۭا bilendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ ذِكۡرࣰ ا كَثِيرࣰ ا ﴿41﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ẕkürü-llâhe ẕikran keŝîrâ.

41. Ey iman edenler! Allah’ı çok çok anın.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱذْكُرُوا۟ anın · ٱللَّهَ Allah'ı · ذِكْرًۭا anışla · كَثِيرًۭا çok

وَسَبِّحُوهُ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلًا ﴿42﴾

vesebbiḥûhü bükratev veeṣîlâ.

42. Sabah akşam O’nun yücelik ve eşsizliğini dile getirin.

Kelime meali

وَسَبِّحُوهُ ve O'nu tesbih edin · بُكْرَةًۭ sabah · وَأَصِيلًا akşam

هُوَ ٱلَّذِي يُصَلِّي عَلَيۡكُمۡ وَمَلَٰٓئِكَتُهُۥ لِيُخۡرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَكَانَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ رَحِيمࣰ ا ﴿43﴾

hüve-lleẕî yüṣallî `aleyküm vemelâiketühû liyuḫriceküm mine-żżulümâti ile-nnûr. vekâne bilmü'minîne raḥîmâ.

43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için O size rahmetiyle lutufta bulunuyor, melekleri de dua ediyor. O, müminlere karşı çok merhametlidir.

Kelime meali

هُوَ O · ٱلَّذِى (Allah) ki · يُصَلِّى rahmet eder · عَلَيْكُمْ üzerinize · وَمَلَـٰٓئِكَتُهُۥ ve melekleri · لِيُخْرِجَكُم sizi çıkarmak için · مِّنَ karanlıklardan · ٱلظُّلُمَـٰتِ · إِلَى aydınlığa · ٱلنُّورِ ۚ · وَكَانَ ve · بِٱلْمُؤْمِنِينَ inananlara karşı · رَحِيمًۭا çok esirgeyendir

تَحِيَّتُهُمۡ يَوۡمَ يَلۡقَوۡنَهُۥ سَلَٰمࣱۚ وَأَعَدَّ لَهُمۡ أَجۡرࣰ ا كَرِيمࣰ ا ﴿44﴾

teḥiyyetühüm yevme yelḳavnehû selâm. vee`adde lehüm ecran kerîmâ.

44. Kendisine kavuştukları gün onları esenlik dileyerek selâmlayacaktır ve onlar için değerli bir ödül hazırlamıştır.

Kelime meali

تَحِيَّتُهُمْ karşılanırlar · يَوْمَ gün · يَلْقَوْنَهُۥ kendisine kavuştukları · سَلَـٰمٌۭ ۚ selam ile · وَأَعَدَّ ve hazırlanmıştır · لَهُمْ onlara · أَجْرًۭا bir mükafat · كَرِيمًۭا güzel

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ شَٰهِدࣰ ا وَمُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا ﴿45﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü innâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav veneẕîrâ.

45–46. Ey peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik · شَـٰهِدًۭا şahid · وَمُبَشِّرًۭا ve müjdeci · وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı

وَدَاعِيًا إِلَى ٱللَّهِ بِإِذۡنِهِۦ وَسِرَاجࣰ ا مُّنِيرࣰ ا ﴿46﴾

vedâ`iyen ile-llâhi biiẕnihî vesirâcem münîrâ.

Kelime meali

وَدَاعِيًا ve da'vetçi · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · بِإِذْنِهِۦ izniyle · وَسِرَاجًۭا ve bir lamba · مُّنِيرًۭا aydınlatıcı

وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ فَضۡلࣰ ا كَبِيرࣰ ا ﴿47﴾

vebeşşiri-lmü'minîne bienne lehüm mine-llâhi faḍlen kebîrâ.

47. Kendileri için Allah’ın büyük bir lutfunun bulunduğunu müminlere müjdele!

Kelime meali

وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · بِأَنَّ ki gerçekten · لَهُم onlara vardır · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · فَضْلًۭا bir lutuf · كَبِيرًۭا büyük

وَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَدَعۡ أَذَىٰهُمۡ وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلࣰ ا ﴿48﴾

velâ tüṭi`i-lkâfirîne velmünâfiḳîne veda` eẕâhüm vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.

48. İnkârcılara ve iki yüzlülere kulak asma, onların sana verdikleri eziyete aldırma. Allah’a dayan ve güven, güvenmek için Allah yeter.

Kelime meali

وَلَا ve asla · تُطِعِ ita'at etme · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklara · وَدَعْ ve aldırma · أَذَىٰهُمْ onların eziyetlerine · وَتَوَكَّلْ ve dayan · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۚ · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَكِيلًۭا vekil olarak

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نَكَحۡتُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ ثُمَّ طَلَّقۡتُمُوهُنَّ مِن قَبۡلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمۡ عَلَيۡهِنَّ مِنۡ عِدَّةࣲ تَعۡتَدُّونَهَاۖ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحࣰ ا جَمِيلࣰ ا ﴿49﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ nekaḥtümü-lmü'minâti ŝümme ṭallaḳtümûhünne min ḳabli en temessûhünne femâ leküm `aleyhinne min `iddetin ta`teddûnehâ. femetti`ûhünne veserriḥûhünne serâḥan cemîlâ.

49. Ey iman edenler! Mümin kadınlarla evlenme akdi yapıp da sonra, birleşmeden onları boşadığınızda onlar üzerinde, hesaplayıp bekleteceğiniz bir iddet hakkınız yoktur. Onları bir şeyler vererek memnun ediniz ve güzellikle boşayınız.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · نَكَحْتُمُ nikahladığınız · ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanan kadınları · ثُمَّ sonra · طَلَّقْتُمُوهُنَّ boşarsanız · مِن önce · قَبْلِ · أَن onlara dokunmadan · تَمَسُّوهُنَّ · فَمَا yoktur · لَكُمْ size · عَلَيْهِنَّ onların üzerinde · مِنْ bir iddet (hakkınız) · عِدَّةٍۢ · تَعْتَدُّونَهَا ۖ sayacağınız · فَمَتِّعُوهُنَّ hemen geçimliklerini verin · وَسَرِّحُوهُنَّ ve onları serbest bırakın · سَرَاحًۭا bir bırakışla · جَمِيلًۭا güzel

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِنَّآ أَحۡلَلۡنَا لَكَ أَزۡوَٰجَكَ ٱلَّٰتِيٓ ءَاتَيۡتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتۡ يَمِينُكَ مِمَّآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَيۡكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّٰتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَٰلَٰتِكَ ٱلَّٰتِي هَاجَرۡنَ مَعَكَ وَٱمۡرَأَةࣰ مُّؤۡمِنَةً إِن وَهَبَتۡ نَفۡسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنۡ أَرَادَ ٱلنَّبِيُّ أَن يَسۡتَنكِحَهَا خَالِصَةࣰ لَّكَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۗ قَدۡ عَلِمۡنَا مَا فَرَضۡنَا عَلَيۡهِمۡ فِيٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ لِكَيۡلَا يَكُونَ عَلَيۡكَ حَرَجࣱۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿50﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü innâ aḥlelnâ leke ezvâceke-llâtî âteyte ücûrahünne vemâ meleket yemînüke mimmâ efâe-llâhü `aleyke vebenâti `ammike vebenâti `ammetike vebenâti ḫâlike vebenâti ḫâletike-llâtî hâcerne me`ak. vemraetem mü'mineten iv vehebet nefsehâ linnebiyyi in erâde-nnebiyyü ey yestenkiḥahâ. ḫâliṣatel leke min dûni-lmü'minîn. ḳad `alimnâ mâ feraḍnâ `aleyhim fî ezvâcihim vemâ meleket eymânühüm likeylâ yekûne `aleyke ḥarac. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

50. Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği câriyelerini, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca mümin bir kadın kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar, peygamber de onunla evlenmek isterse, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere, onu da sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları câriyeleri hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · إِنَّآ şüphesiz biz · أَحْلَلْنَا helal kıldık · لَكَ sana · أَزْوَٰجَكَ eşlerini · ٱلَّـٰتِىٓ verdiğin · ءَاتَيْتَ · أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini) · وَمَا ve · مَلَكَتْ bulunanları · يَمِينُكَ elinde · مِمَّآ ganimet verdiğinden · أَفَآءَ · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْكَ sana · وَبَنَاتِ ve kızlarını · عَمِّكَ amcanın · وَبَنَاتِ ve kızlarını · عَمَّـٰتِكَ halalarının · وَبَنَاتِ ve kızlarını · خَالِكَ dayının · وَبَنَاتِ ve kızlarını · خَـٰلَـٰتِكَ teyzelerinin · ٱلَّـٰتِى hicret eden · هَاجَرْنَ · مَعَكَ seninle beraber · وَٱمْرَأَةًۭ ve kadını · مُّؤْمِنَةً inanmış · إِن eğer · وَهَبَتْ hibe ederse · نَفْسَهَا kendisini · لِلنَّبِىِّ peygambere · إِنْ eğer · أَرَادَ dilediyse · ٱلنَّبِىُّ peygamberi · أَن kendisini nikahlamayı · يَسْتَنكِحَهَا · خَالِصَةًۭ mahsus olarak · لَّكَ sana · مِن dışında · دُونِ · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۗ mü'minlerin · قَدْ elbette · عَلِمْنَا biz biliyoruz · مَا şeyi · فَرَضْنَا gerekli kıldığımız · عَلَيْهِمْ onlara · فِىٓ hakkında · أَزْوَٰجِهِمْ eşleri · وَمَا ve · مَلَكَتْ bulunanlar · أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin · لِكَيْلَا için · يَكُونَ olmaması · عَلَيْكَ sana · حَرَجٌۭ ۗ bir zorluk · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayan · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir

۞تُرۡجِي مَن تَشَآءُ مِنۡهُنَّ وَتُـٔۡوِيٓ إِلَيۡكَ مَن تَشَآءُۖ وَمَنِ ٱبۡتَغَيۡتَ مِمَّنۡ عَزَلۡتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكَۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَن تَقَرَّ أَعۡيُنُهُنَّ وَلَا يَحۡزَنَّ وَيَرۡضَيۡنَ بِمَآ ءَاتَيۡتَهُنَّ كُلُّهُنَّۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَلِيمࣰ ا ﴿51﴾

türcî men teşâü minhünne vetü'vî ileyke men teşâ'. vemeni-btegayte mimmen `azelte felâ cünâḥa `aleyk. ẕâlike ednâ en teḳarra a`yünühünne velâ yaḥzenne veyerḍayne bimâ âteytehünne küllühünn. vellâhü ya`lemü mâ fî ḳulûbiküm. vekâne-llâhü `alîmen ḥalîmâ.

51. Onlardan dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir.

Kelime meali

۞ تُرْجِى geri bırakır · مَن kimseyi · تَشَآءُ dilediği · مِنْهُنَّ onlardan · وَتُـْٔوِىٓ ve alırsın · إِلَيْكَ yanına · مَن kimseyi · تَشَآءُ ۖ dilediğin · وَمَنِ ve kimseye · ٱبْتَغَيْتَ arzu ettiği(ne dönmekte) · مِمَّنْ ayrıldıklarından · عَزَلْتَ · فَلَا yoktur · جُنَاحَ bir günah · عَلَيْكَ ۚ senin üzerine · ذَٰلِكَ budur · أَدْنَىٰٓ en elverişli olan · أَن aydınlanmasına · تَقَرَّ · أَعْيُنُهُنَّ onların gözlerinin · وَلَا ve · يَحْزَنَّ tasalanmamalarına · وَيَرْضَيْنَ ve razı olmalarına · بِمَآ senin verdiklerine · ءَاتَيْتَهُنَّ · كُلُّهُنَّ ۚ hepsinin · وَٱللَّهُ Allah · يَعْلَمُ bilir · مَا olanı · فِى sizin kalblerinizde · قُلُوبِكُمْ ۚ · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلِيمًا bilendir · حَلِيمًۭا halimdir

لَّا يَحِلُّ لَكَ ٱلنِّسَآءُ مِنۢ بَعۡدُ وَلَآ أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنۡ أَزۡوَٰجࣲ وَلَوۡ أَعۡجَبَكَ حُسۡنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتۡ يَمِينُكَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ رَّقِيبࣰ ا ﴿52﴾

lâ yeḥillü leke-nnisâü mim ba`dü velâ en tebeddele bihinne min ezvâciv velev a`cebeke ḥusnühünne illâ mâ meleket yemînük. vekâne-llâhü `alâ külli şey'ir raḳîbâ.

52. Artık bundan sonra sana kadınlar helâl olmaz; sahip olduğun câriyeler dışında kadınlarını, güzellikleri hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmen de helâl olmaz. Allah her şeyi görüp gözetmektedir.

Kelime meali

لَّا değildir · يَحِلُّ helal · لَكَ sana · ٱلنِّسَآءُ (başka) kadınlar · مِنۢ bundan sonra · بَعْدُ · وَلَآ ve yoktur · أَن değiştirmen · تَبَدَّلَ · بِهِنَّ bunları · مِنْ başka eşlerle · أَزْوَٰجٍۢ · وَلَوْ şayet · أَعْجَبَكَ çok hoşuna gitse de · حُسْنُهُنَّ güzellikleri · إِلَّا bunun dışındadır · مَا bulunanlar (cariyeler) · مَلَكَتْ · يَمِينُكَ ۗ elinde · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · رَّقِيبًۭا gözetleyicidir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَدۡخُلُواْ بُيُوتَ ٱلنَّبِيِّ إِلَّآ أَن يُؤۡذَنَ لَكُمۡ إِلَىٰ طَعَامٍ غَيۡرَ نَٰظِرِينَ إِنَىٰهُ وَلَٰكِنۡ إِذَا دُعِيتُمۡ فَٱدۡخُلُواْ فَإِذَا طَعِمۡتُمۡ فَٱنتَشِرُواْ وَلَا مُسۡتَـٔۡنِسِينَ لِحَدِيثٍۚ إِنَّ ذَٰلِكُمۡ كَانَ يُؤۡذِي ٱلنَّبِيَّ فَيَسۡتَحۡيِۦ مِنكُمۡۖ وَٱللَّهُ لَا يَسۡتَحۡيِۦ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ وَإِذَا سَأَلۡتُمُوهُنَّ مَتَٰعࣰ ا فَسۡـَٔلُوهُنَّ مِن وَرَآءِ حِجَابࣲۚ ذَٰلِكُمۡ أَطۡهَرُ لِقُلُوبِكُمۡ وَقُلُوبِهِنَّۚ وَمَا كَانَ لَكُمۡ أَن تُؤۡذُواْ رَسُولَ ٱللَّهِ وَلَآ أَن تَنكِحُوٓاْ أَزۡوَٰجَهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦٓ أَبَدًاۚ إِنَّ ذَٰلِكُمۡ كَانَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمًا ﴿53﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tedḫulû büyûte-nnebiyyi illâ ey yü'ẕene leküm ilâ ṭa`âmin gayra nâżirîne inâhü velâkin iẕâ dü`îtüm fedḫulû feiẕâ ṭa`imtüm fenteşirû velâ müste'nisîne liḥadîŝ. inne ẕâliküm kâne yü'ẕi-nnebiyye feyestaḥyî minküm. vellâhü lâ yestaḥyî mine-lḥaḳḳ. veiẕâ seeltümûhünne metâ`an fes'elûhünne miv verâi ḥicâb. ẕâliküm aṭheru liḳulûbiküm veḳulûbihinn. vemâ kâne leküm en tü'ẕû rasûle-llâhi velâ en tenkiḥû ezvâcehû mim ba`dihî ebedâ. inne ẕâliküm kâne `inde-llâhi `ażîmâ.

53. Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Peygamberin evlerine girip de yemeğin hazırlanmasını beklemeyin; fakat yemeye çağırıldığınızda girin; yemeğinizi yiyince de hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا girmeyin · تَدْخُلُوا۟ · بُيُوتَ evlerine · ٱلنَّبِىِّ Peygamber'in · إِلَّآ ancak hariçtir · أَن izin verilmesi · يُؤْذَنَ · لَكُمْ size · إِلَىٰ yemeğe · طَعَامٍ · غَيْرَ olmadan · نَـٰظِرِينَ gözetleyiciler · إِنَىٰهُ vaktini · وَلَـٰكِنْ fakat · إِذَا zaman · دُعِيتُمْ çağrıldığınız · فَٱدْخُلُوا۟ girin · فَإِذَا yemeği yeyince · طَعِمْتُمْ · فَٱنتَشِرُوا۟ dağılın · وَلَا dalmayın · مُسْتَـْٔنِسِينَ · لِحَدِيثٍ ۚ söze · إِنَّ çünkü · ذَٰلِكُمْ bu · كَانَ incitiyordu · يُؤْذِى · ٱلنَّبِىَّ Peygamberi · فَيَسْتَحْىِۦ fakat o utanıyordu · مِنكُمْ ۖ sizden · وَٱللَّهُ fakat Allah · لَا utanmaz · يَسْتَحْىِۦ · مِنَ gerçek(i söylemek)ten · ٱلْحَقِّ ۚ · وَإِذَا zaman · سَأَلْتُمُوهُنَّ onlarda istediğiniz · مَتَـٰعًۭا bir şey · فَسْـَٔلُوهُنَّ isteyin · مِن arkasından · وَرَآءِ · حِجَابٍۢ ۚ perde · ذَٰلِكُمْ bu · أَطْهَرُ daha temizdir · لِقُلُوبِكُمْ sizin kalbleriniz için · وَقُلُوبِهِنَّ ۚ ve onların kalbleri için · وَمَا ve olamaz · كَانَ sizin · لَكُمْ · أَن incitmeniz · تُؤْذُوا۟ · رَسُولَ Elçisini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَلَآ ve olamaz · أَن nikahlamanız · تَنكِحُوٓا۟ · أَزْوَٰجَهُۥ onun eşlerini · مِنۢ kendisinden sonra · بَعْدِهِۦٓ · أَبَدًا ۚ asla · إِنَّ çünkü · ذَٰلِكُمْ bu · كَانَ katında · عِندَ · ٱللَّهِ Allah · عَظِيمًا büyük(bir günah)tır

إِن تُبۡدُواْ شَيۡـًٔا أَوۡ تُخۡفُوهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا ﴿54﴾

in tübdû şey'en ev tuḫfûhü feinne-llâhe kâne bikülli şey'in `alîmâ.

54. Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de şurası muhakkak ki Allah her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

إِن eğer · تُبْدُوا۟ açığa vursanız · شَيْـًٔا bir şeyi · أَوْ yahut · تُخْفُوهُ onu gizleseniz · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ her · بِكُلِّ · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمًۭا bilmektedir

لَّا جُنَاحَ عَلَيۡهِنَّ فِيٓ ءَابَآئِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآئِهِنَّ وَلَآ إِخۡوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآءِ إِخۡوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآءِ أَخَوَٰتِهِنَّ وَلَا نِسَآئِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُنَّۗ وَٱتَّقِينَ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدًا ﴿55﴾

lâ cünâḥa `aleyhinne fî âbâihinne velâ ebnâihinne velâ iḫvânihinne velâ ebnâi iḫvânihinne velâ ebnâi eḫavâtihinne velâ nisâihinne velâ mâ meleket eymânühünn. vetteḳîne-llâh. inne-llâhe kâne `alâ külli şey'in şehîdâ.

55. Peygamber hanımlarına babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sahip bulundukları hizmetçileri hakkında (perdesiz görüşmede) bir günah yoktur. Allah’a itaatsizlikten sakının. Kuşkusuz Allah her şeye tanıktır.

Kelime meali

لَّا yoktur · جُنَاحَ bir günah · عَلَيْهِنَّ onlara · فِىٓ hakkında · ءَابَآئِهِنَّ babaları · وَلَآ ve yoktur · أَبْنَآئِهِنَّ oğulları · وَلَآ ve yoktur · إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşleri · وَلَآ ve yoktur · أَبْنَآءِ oğulları · إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşlerinin · وَلَآ ve yoktur · أَبْنَآءِ oğulları · أَخَوَٰتِهِنَّ kızkardeşlerinin · وَلَا ve yoktur · نِسَآئِهِنَّ kadınları · وَلَا ve yoktur · مَا bulunan(köle)leri · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُهُنَّ ۗ ellerinde · وَٱتَّقِينَ ve korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ üzerine · عَلَىٰ · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · شَهِيدًا şahittir

إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِيِّۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ صَلُّواْ عَلَيۡهِ وَسَلِّمُواْ تَسۡلِيمًا ﴿56﴾

inne-llâhe vemelâiketehû yüṣallûne `ale-nnebiyy. yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ṣallû `aleyhi vesellimû teslîmâ.

56. Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · وَمَلَـٰٓئِكَتَهُۥ ve melekleri · يُصَلُّونَ salat etmektedir · عَلَى üzerine · ٱلنَّبِىِّ ۚ Peygamber · يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · صَلُّوا۟ siz de salat edin · عَلَيْهِ ona · وَسَلِّمُوا۟ ve selam edin · تَسْلِيمًا içtenlikle

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا ﴿57﴾

inne-lleẕîne yü'ẕûne-llâhe verasûlehû le`anehümü-llâhü fi-ddünyâ vel'âḫirati vee`adde lehüm `aẕâbem mühînâ.

57. Allah’ı ve resulünü incitenleri Allah, dünyada ve âhirette lânetlemiş ve onlar için alçaltıcı bir ceza hazırlamıştır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ incitenler · يُؤْذُونَ · ٱللَّهَ Allah'ı · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini · لَعَنَهُمُ onlara la'net etmiştir · ٱللَّهُ Allah · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لَهُمْ onlar için · عَذَابًۭا bir azab · مُّهِينًۭا alçaltıcı

وَٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ بِغَيۡرِ مَا ٱكۡتَسَبُواْ فَقَدِ ٱحۡتَمَلُواْ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿58﴾

velleẕîne yü'ẕûne-lmü'minîne velmü'minâti bigayri me-ktesebû feḳadi-ḥtemelû bühtânev veiŝmem mübînâ.

58. Hak etmedikleri halde mümin erkek ve mümin kadınları incitenler apaçık bir bühtan ve günah yüklenmiş olmaktadırlar.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ incitenler · يُؤْذُونَ · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'min erkekleri · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve mü'min kadınları · بِغَيْرِ dışındaki · مَا bir şeyle · ٱكْتَسَبُوا۟ yaptıklarının · فَقَدِ elbette · ٱحْتَمَلُوا۟ yüklenmişlerdir · بُهْتَـٰنًۭا bir iftira · وَإِثْمًۭا ve bir günah · مُّبِينًۭا açık

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّأَزۡوَٰجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ يُدۡنِينَ عَلَيۡهِنَّ مِن جَلَٰبِيبِهِنَّۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَن يُعۡرَفۡنَ فَلَا يُؤۡذَيۡنَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿59﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü ḳul liezvâcike vebenâtike venisâi-lmü'minîne yüdnîne `aleyhinne min celâbîbihinn. ẕâlike ednâ ey yü`rafne felâ yü'ẕeyn. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

59. Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّبِىُّ Peygamber · قُل söyle · لِّأَزْوَٰجِكَ eşlerine · وَبَنَاتِكَ ve kızlarına · وَنِسَآءِ ve kadınlarına · ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların · يُدْنِينَ salsınlar · عَلَيْهِنَّ üstlerine · مِن örtülerini · جَلَـٰبِيبِهِنَّ ۚ · ذَٰلِكَ budur · أَدْنَىٰٓ en elverişli olan · أَن onların tanınması için · يُعْرَفْنَ · فَلَا incitilmemesi için · يُؤْذَيْنَ ۗ · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayandır · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir

۞لَّئِن لَّمۡ يَنتَهِ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡمُرۡجِفُونَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ لَنُغۡرِيَنَّكَ بِهِمۡ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَآ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿60﴾

leil lem yentehi-lmünâfiḳûne velleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuv velmürcifûne fi-lmedîneti lenugriyenneke bihim ŝümme lâ yücâvirûneke fîhâ illâ ḳalîlâ.

60–61. Münafıklar, kalplerinde çürüklük bulunanlar ve Medine’de asılsız haber yayanlar yaptıklarına son vermezlerse seni onların üzerine sevkedeceğiz; o zaman seninle beraber orada fazla oturamayacaklar, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış olarak nerede bulunsalar yakalanıp öldürülecekler.

Kelime meali

۞ لَّئِن andolsun eğer · لَّمْ vazgeçmezlerse · يَنتَهِ · ٱلْمُنَـٰفِقُونَ iki yüzlüler · وَٱلَّذِينَ ve · فِى bulunanlar · قُلُوبِهِم kalblerinde · مَّرَضٌۭ bir hastalık · وَٱلْمُرْجِفُونَ kötü haberler yayanlar · فِى şehirde · ٱلْمَدِينَةِ · لَنُغْرِيَنَّكَ seni üstüne süreriz · بِهِمْ onların · ثُمَّ sonra · لَا senin yanında kalamazlar · يُجَاوِرُونَكَ · فِيهَآ orada · إِلَّا dışında · قَلِيلًۭا az bir zaman

مَّلۡعُونِينَۖ أَيۡنَمَا ثُقِفُوٓاْ أُخِذُواْ وَقُتِّلُواْ تَقۡتِيلࣰ ا ﴿61﴾

mel`ûnîn. eyne mâ ŝüḳifû üḫiẕû veḳuttilû taḳtîlâ.

Kelime meali

مَّلْعُونِينَ ۖ la'netlenirler · أَيْنَمَا nerede · ثُقِفُوٓا۟ rastlansalar · أُخِذُوا۟ yakalanırlar · وَقُتِّلُوا۟ ve öldürülürler · تَقْتِيلًۭا şiddetle

سُنَّةَ ٱللَّهِ فِي ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلُۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ ا ﴿62﴾

sünnete-llâhi fi-lleẕîne ḫalev min ḳabl. velen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ.

62. Bu, Allah’ın daha önce gelip geçenler hakkında koyduğu kanundur; Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamayacaksın.

Kelime meali

سُنَّةَ sünneti (yasası) budur · ٱللَّهِ Allah'ın · فِى arasındaki · ٱلَّذِينَ geçen(millet)ler · خَلَوْا۟ · مِن önceden · قَبْلُ ۖ · وَلَن ve · تَجِدَ (imkan) bulamazsın · لِسُنَّةِ sünnetini (yasasını) · ٱللَّهِ Allah'ın · تَبْدِيلًۭا değiştirmeğe

يَسۡـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِۖ قُلۡ إِنَّمَا عِلۡمُهَا عِندَ ٱللَّهِۚ وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا ﴿63﴾

yes'elüke-nnâsü `ani-ssâ`ah. ḳul innemâ `ilmühâ `inde-llâh. vemâ yüdrîke le`alle-ssâ`ate tekûnü ḳarîbâ.

63. İnsanlar senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. “Bunun bilgisi yalnızca Allah katındadır” de. Nereden bileceksin, belki de kıyamet yakında olacak.

Kelime meali

يَسْـَٔلُكَ sana soruyorlar · ٱلنَّاسُ insanlar · عَنِ sa'atten · ٱلسَّاعَةِ ۖ · قُلْ de ki · إِنَّمَا şüphesiz · عِلْمُهَا onun bilgisi · عِندَ yanındadır · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَمَا ve ne? · يُدْرِيكَ bilirsin · لَعَلَّ belki · ٱلسَّاعَةَ sa'at · تَكُونُ olur · قَرِيبًا yakın

إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمۡ سَعِيرًا ﴿64﴾

inne-llâhe le`ane-lkâfirîne vee`adde lehüm se`îrâ.

64. Allah inkârcıları lânetlemiş, onlara çok yakıcı bir ateş hazırlamıştır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَعَنَ la'net etmiştir · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لَهُمْ onlar için · سَعِيرًا çılgın bir ateş

خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ لَّا يَجِدُونَ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا ﴿65﴾

ḫâlidîne fîhâ ebedâ. lâ yecidûne veliyyev velâ neṣîrâ.

65. Orada hiçbir koruyucu ve yardımcı bulamadan ebedî olarak kalacaklardır.

Kelime meali

خَـٰلِدِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَبَدًۭا ۖ ebediyyen · لَّا bulamayacaklardır · يَجِدُونَ · وَلِيًّۭا bir dost · وَلَا ve ne de · نَصِيرًۭا yardımcı

يَوۡمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمۡ فِي ٱلنَّارِ يَقُولُونَ يَٰلَيۡتَنَآ أَطَعۡنَا ٱللَّهَ وَأَطَعۡنَا ٱلرَّسُولَا۠ ﴿66﴾

yevme tüḳallebü vucûhühüm fi-nnâri yeḳûlûne yâ leytenâ eṭa`ne-llâhe veeṭa`ne-rrasûl.

66. Yüzleri ateşe çevrildiği gün, “Keşke Allah’a itaat etseydik, resulü dinleseydik” diyecekler.

Kelime meali

يَوْمَ gün · تُقَلَّبُ çevrildiği · وُجُوهُهُمْ yüzleri · فِى içinde · ٱلنَّارِ ateşin · يَقُولُونَ derler ki · يَـٰلَيْتَنَآ ey(vah) keşke biz · أَطَعْنَا ita'at etseydik · ٱللَّهَ Allah'a · وَأَطَعْنَا ve ita'at etseydik · ٱلرَّسُولَا۠ elçiye

وَقَالُواْ رَبَّنَآ إِنَّآ أَطَعۡنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَنَا فَأَضَلُّونَا ٱلسَّبِيلَا۠ ﴿67﴾

veḳâlû rabbenâ innâ eṭa`nâ sâdetenâ veküberâenâ feeḍallûne-ssebîl.

67. Ve ekleyecekler: “Rabbimiz! Biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, onlar da bizi yoldan saptırdılar.

Kelime meali

وَقَالُوا۟ ve dediler ki · رَبَّنَآ rabbimiz · إِنَّآ şüphesiz biz · أَطَعْنَا uyduk · سَادَتَنَا beylerimize · وَكُبَرَآءَنَا ve büyüklerimize · فَأَضَلُّونَا bizi saptırdılar · ٱلسَّبِيلَا۠ yoldan

رَبَّنَآ ءَاتِهِمۡ ضِعۡفَيۡنِ مِنَ ٱلۡعَذَابِ وَٱلۡعَنۡهُمۡ لَعۡنࣰ ا كَبِيرࣰ ا ﴿68﴾

rabbenâ âtihim ḍi`feyni mine-l`aẕâbi vel`anhüm la`nen kebîrâ.

68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları ağır bir şekilde lânetle!”

Kelime meali

رَبَّنَآ rabbimiz · ءَاتِهِمْ onlara ver · ضِعْفَيْنِ iki kat · مِنَ azabdan · ٱلْعَذَابِ · وَٱلْعَنْهُمْ ve onlara la'net eyle · لَعْنًۭا bir la'netle · كَبِيرًۭا büyük

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ ءَاذَوۡاْ مُوسَىٰ فَبَرَّأَهُ ٱللَّهُ مِمَّا قَالُواْۚ وَكَانَ عِندَ ٱللَّهِ وَجِيهࣰ ا ﴿69﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne âẕev mûsâ feberra'ehü-llâhü mimmâ ḳâlû. vekâne `inde-llâhi vecîhâ.

69. Ey iman edenler! Mûsâ’yı incitenler gibi olmayın. Allah onun, hakkında söylediklerinden uzak, tertemiz biri olduğunu ortaya koymuştu. Gerçekten o, Allah katında itibarlı idi.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا olmayın · تَكُونُوا۟ · كَٱلَّذِينَ kimseler gibi · ءَاذَوْا۟ eziyet eden · مُوسَىٰ Musa'ya · فَبَرَّأَهُ onu beraat ettirdi · ٱللَّهُ Allah · مِمَّا onların dediklerinden · قَالُوا۟ ۚ · وَكَانَ ve idi · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah · وَجِيهًۭا itibarlı

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا سَدِيدࣰ ا ﴿70﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe veḳûlû ḳavlen sedîdâ.

70–71. Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَقُولُوا۟ ve söyleyin · قَوْلًۭا söz · سَدِيدًۭا doğru

يُصۡلِحۡ لَكُمۡ أَعۡمَٰلَكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدۡ فَازَ فَوۡزًا عَظِيمًا ﴿71﴾

yuṣliḥ leküm a`mâleküm veyagfir leküm ẕünûbeküm. vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû feḳad fâze fevzen `ażîmâ.

Kelime meali

يُصْلِحْ düzeltsin · لَكُمْ sizin · أَعْمَـٰلَكُمْ işlerinizi · وَيَغْفِرْ ve bağışlasın · لَكُمْ sizin · ذُنُوبَكُمْ ۗ günahlarınızı · وَمَن ve kim · يُطِعِ ita'at ederse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne · فَقَدْ elbette · فَازَ ermiş olur · فَوْزًا bir başarıya · عَظِيمًا büyük

إِنَّا عَرَضۡنَا ٱلۡأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡجِبَالِ فَأَبَيۡنَ أَن يَحۡمِلۡنَهَا وَأَشۡفَقۡنَ مِنۡهَا وَحَمَلَهَا ٱلۡإِنسَٰنُۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومࣰ ا جَهُولࣰ ا ﴿72﴾

innâ `araḍne-l'emânete `ale-ssemâvâti vel'arḍi velcibâli feebeynâ ey yaḥmilnehâ veeşfaḳne minhâ veḥamelehe-l'insân. innehû kâne żalûmen cehûlâ.

72. Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.

Kelime meali

إِنَّا şüphesiz biz · عَرَضْنَا sunduk · ٱلْأَمَانَةَ emaneti · عَلَى göklere · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ve yere · وَٱلْجِبَالِ ve dağlara · فَأَبَيْنَ fakat kaçındılar · أَن onu yüklenmekten · يَحْمِلْنَهَا · وَأَشْفَقْنَ ve korktular · مِنْهَا ondan · وَحَمَلَهَا ve onu yüklendi · ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ insan · إِنَّهُۥ doğrusu o · كَانَ çok zalimdir · ظَلُومًۭا · جَهُولًۭا çok cahildir

لِّيُعَذِّبَ ٱللَّهُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَٰتِ وَيَتُوبَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمَۢا ﴿73﴾

liyü`aẕẕibe-llâhü-lmünâfiḳîne velmünâfiḳâti velmüşrikîne velmüşrikâti veyetûbe-llâhü `ale-lmü'minîne velmü'minât. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

73. Böyle yaptı ki Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları cezalandırsın, mümin erkeklerin ve mümin kadınların da tövbelerini kabul buyursun. Allah çok bağışlayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.

Kelime meali

لِّيُعَذِّبَ azab etsin diye · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlü erkeklere · وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve iki yüzlü kadınlara · وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşan erkeklere · وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ ve ortak koşan kadınlara · وَيَتُوبَ ve bağışlasın diye · ٱللَّهُ Allah · عَلَى inanan erkekleri · ٱلْمُؤْمِنِينَ · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۗ ve inanan kadınları · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayandır · رَّحِيمًۢا çok esirgeyendir