Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Secde Suresi

سُوْرَةُ السَّجْدَةِ · 32. sure · 30 âyet · Mekkî · 21. cüz · Mushaf sayfa 415

Secde suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

الٓمٓ ﴿1﴾

elif-lâm-mîm.

1. Elif-lâm-mîm.

Kelime meali

الٓمٓ Elif Lâm Mîm

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ لَا رَيۡبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿2﴾

tenzîlü-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-l`âlemîn.

2. Bu kitabın, âlemlerin rabbi tarafından indirildiğinde asla kuşku yoktur.

Kelime meali

تَنزِيلُ indirilişi · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · لَا yoktur · رَيْبَ şüphe · فِيهِ onda · مِن Rabbindendir · رَّبِّ · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin

أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۚ بَلۡ هُوَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرࣲ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ ﴿3﴾

em yeḳûlûne-fterâh. bel hüve-lḥaḳḳu mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike le`allehüm yehtedûn.

3. Buna rağmen “Onu (Muhammed) kendisi uydurdu” diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için rabbin tarafından gönderilen hak kitaptır. Umulur ki doğru yolu bulurlar.

Kelime meali

أَمْ yoksa? · يَقُولُونَ · ٱفْتَرَىٰهُ ۚ onu uydurdu · بَلْ hayır · هُوَ o · ٱلْحَقُّ gerçektir · مِن tarafından · رَّبِّكَ Rabbin · لِتُنذِرَ uyarman için · قَوْمًۭا bir kavmi · مَّآ kendilerine gelmeyen · أَتَىٰهُم · مِّن hiçbir · نَّذِيرٍۢ uyarıcı · مِّن senden önce · قَبْلِكَ · لَعَلَّهُمْ umuduyla · يَهْتَدُونَ doğru yola gelirler

ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِيࣲّ وَلَا شَفِيعٍۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ﴿4﴾

allâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arş. mâ leküm min dûnihî miv veliyyiv velâ şefî`. efelâ teteẕekkerûn.

4. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah’tır. O’nsuz size ne bir dost ne bir şefaatçi bulunur. Hâlâ düşünüp ders almaz mısınız?

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِى ki · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve · بَيْنَهُمَا bunlar arasındakileri · فِى altı · سِتَّةِ · أَيَّامٍۢ günde · ثُمَّ sonra · ٱسْتَوَىٰ istiva etti · عَلَى üzerine · ٱلْعَرْشِ ۖ Arş · مَا yoktur · لَكُم sizin · مِّن O'ndan başka · دُونِهِۦ · مِن hiçbir · وَلِىٍّۢ dostunuz · وَلَا ve yoktur · شَفِيعٍ ۚ şefa'atçiniz · أَفَلَا düşünüp öğüt almıyor musunuz? · تَتَذَكَّرُونَ

يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يَعۡرُجُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥٓ أَلۡفَ سَنَةࣲ مِّمَّا تَعُدُّونَ ﴿5﴾

yüdebbiru-l'emra mine-ssemâi ile-l'arḍi ŝümme ya`rucü ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû elfe senetim mimmâ te`uddûn.

5. O gökten yere her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün işler sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O’nun katına çıkar.

Kelime meali

يُدَبِّرُ tedbir eder (indirir) · ٱلْأَمْرَ emri · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · إِلَى yere · ٱلْأَرْضِ · ثُمَّ sonra · يَعْرُجُ çıkar · إِلَيْهِ O'na · فِى içinde · يَوْمٍۢ bir gün · كَانَ onun süresi · مِقْدَارُهُۥٓ · أَلْفَ bin · سَنَةٍۢ yıldır · مِّمَّا sizin hesabınızca · تَعُدُّونَ

ذَٰلِكَ عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ﴿6﴾

ẕâlike `âlimü-lgaybi veşşehâdeti-l`azîzü-rraḥîm.

6. İşte O, duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilmektedir, izzeti sınırsız, rahmeti boldur.

Kelime meali

ذَٰلِكَ işte O'dur · عَـٰلِمُ bilen · ٱلْغَيْبِ görünmeyeni · وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüneni · ٱلْعَزِيزُ güçlü · ٱلرَّحِيمُ ve esirgeyici

ٱلَّذِيٓ أَحۡسَنَ كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥۖ وَبَدَأَ خَلۡقَ ٱلۡإِنسَٰنِ مِن طِينࣲ‏ ﴿7﴾

-lleẕî aḥsene külle şey'in ḫaleḳahû vebedee ḫalḳa-l'insâni min ṭîn.

7. O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

Kelime meali

ٱلَّذِىٓ O'dur ki · أَحْسَنَ güzel yaptı · كُلَّ her · شَىْءٍ şeyi · خَلَقَهُۥ ۖ yarattığı · وَبَدَأَ ve başladı · خَلْقَ yaratmağa · ٱلْإِنسَـٰنِ insanı · مِن çamurdan · طِينٍۢ

ثُمَّ جَعَلَ نَسۡلَهُۥ مِن سُلَٰلَةࣲ مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏ ﴿8﴾

ŝümme ce`ale neslehû min sülâletim mim mâim mehîn.

8. Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · جَعَلَ yaptı · نَسْلَهُۥ onun neslini · مِن bir özünden · سُلَـٰلَةٍۢ · مِّن bir suyun · مَّآءٍۢ · مَّهِينٍۢ hakir

ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ ﴿9﴾

ŝümme sevvâhü venefeḫa fîhi mir rûḥihî vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.

9. Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

Kelime meali

ثُمَّ sonra · سَوَّىٰهُ ona biçim verdi · وَنَفَخَ ve üfledi · فِيهِ ona · مِن kendi ruhundan · رُّوحِهِۦ ۖ · وَجَعَلَ ve yarattı · لَكُمُ sizin için · ٱلسَّمْعَ kulak(lar) · وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler · وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ ve gönüller · قَلِيلًۭا ne kadar az · مَّا şükrediyorsunuz · تَشْكُرُونَ

وَقَالُوٓاْ أَءِذَا ضَلَلۡنَا فِي ٱلۡأَرۡضِ أَءِنَّا لَفِي خَلۡقࣲ جَدِيدِۭۚ بَلۡ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمۡ كَٰفِرُونَ ﴿10﴾

veḳâlû eiẕâ ḍalelnâ fi-l'arḍi einnâ lefî ḫalḳin cedîd. bel hüm biliḳâi rabbihim kâfirûn.

10. İnkârcılar şöyle derler: “Toprakta kaybolup gittiğimizde biz yeniden mi yaratılacakmışız?” Gerçek şu ki, onlar rablerinin huzuruna çıkacaklarını inkâr etmektedirler.

Kelime meali

وَقَالُوٓا۟ ve dediler · أَءِذَا sonra mı? · ضَلَلْنَا biz kaybolduktan · فِى toprakta · ٱلْأَرْضِ · أَءِنَّا biz mi? · لَفِى içinde olacağız · خَلْقٍۢ bir yaratılış · جَدِيدٍۭ ۚ yeni · بَلْ doğrusu · هُم onlar · بِلِقَآءِ kavuşmayı · رَبِّهِمْ Rablerine · كَـٰفِرُونَ inkar edenlerdir

۞قُلۡ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلۡمَوۡتِ ٱلَّذِي وُكِّلَ بِكُمۡ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ تُرۡجَعُونَ ﴿11﴾

ḳul yeteveffâküm melekü-lmevti-lleẕî vukkile biküm ŝümme ilâ rabbiküm türce`ûn.

11. De ki: “Sizin için görevlendirilmiş bulunan ölüm meleği canınızı alacak, sonra rabbinize döndürüleceksiniz.”

Kelime meali

۞ قُلْ de ki · يَتَوَفَّىٰكُم canınızı alır · مَّلَكُ meleği · ٱلْمَوْتِ ölüm · ٱلَّذِى vekil edilen · وُكِّلَ · بِكُمْ üzerinize · ثُمَّ sonra · إِلَىٰ Rabbinize · رَبِّكُمْ · تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz

وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلۡمُجۡرِمُونَ نَاكِسُواْ رُءُوسِهِمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ رَبَّنَآ أَبۡصَرۡنَا وَسَمِعۡنَا فَٱرۡجِعۡنَا نَعۡمَلۡ صَٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ ﴿12﴾

velev terâ iẕi-lmücrimûne nâkisû ruûsihim `inde rabbihim. rabbenâ ebṣarnâ vesemi`nâ ferci`nâ na`mel ṣâliḥan innâ mûḳinûn.

12. O günahkârları rablerinin huzurunda başlarını önlerine eğmiş halde şöyle derlerken bir görsen: “Rabbimiz! Gördük ve işittik; bizi geri gönder de rızâna uygun işler yapalım, artık kesin olarak inandık!”

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · تَرَىٰٓ bir görsen · إِذِ (demekte) iken · ٱلْمُجْرِمُونَ suçluları · نَاكِسُوا۟ öne eğmiş · رُءُوسِهِمْ başlarını · عِندَ huzurunda · رَبِّهِمْ Rablerinin · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَبْصَرْنَا gördük · وَسَمِعْنَا ve işittik · فَٱرْجِعْنَا bizi geri döndür · نَعْمَلْ yapalım · صَـٰلِحًا iyi iş · إِنَّا artık biz · مُوقِنُونَ kesin olarak inandık

وَلَوۡ شِئۡنَا لَأٓتَيۡنَا كُلَّ نَفۡسٍ هُدَىٰهَا وَلَٰكِنۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ مِنِّي لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ ﴿13﴾

velev şi'nâ leâteynâ külle nefsin hüdâhâ velâkin ḥaḳḳa-lḳavlü minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecme`în.

13. Dileseydik elbette herkesin doğru yolda yürümesini sağlardık. Fakat şu sözüm mutlaka gerçekleşecek: Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!

Kelime meali

وَلَوْ ve şayet · شِئْنَا dileseydik · لَـَٔاتَيْنَا verirdik · كُلَّ her · نَفْسٍ nefse · هُدَىٰهَا hidayetini · وَلَـٰكِنْ fakat · حَقَّ hak oldu · ٱلْقَوْلُ söz · مِنِّى benden · لَأَمْلَأَنَّ mutlaka dolduracağım · جَهَنَّمَ cehennemi · مِنَ bir kısmiyle · ٱلْجِنَّةِ cinlerden · وَٱلنَّاسِ ve insanlardan · أَجْمَعِينَ tamamen

فَذُوقُواْ بِمَا نَسِيتُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَآ إِنَّا نَسِينَٰكُمۡۖ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡخُلۡدِ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿14﴾

feẕûḳû bimâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ. innâ nesînâküm veẕûḳû `aẕâbe-lḫuldi bimâ küntüm ta`melûn.

14. (Onlara denecek ki:) “Bu gününüzle karşılaşmayı unutmanız sebebiyle cezayı tadın bakalım! İşte şimdi biz de sizi unuttuk; haydi yaptıklarınızın bedeli olarak ebedî azabı tadın şimdi!”

Kelime meali

فَذُوقُوا۟ o halde tadın · بِمَا karşılığını (cezasını) · نَسِيتُمْ unutmanızın · لِقَآءَ karşılaşmayı · يَوْمِكُمْ gününüzle · هَـٰذَآ bu · إِنَّا biz de · نَسِينَـٰكُمْ ۖ sizi unuttuk · وَذُوقُوا۟ ve tadın · عَذَابَ azabı · ٱلْخُلْدِ ebedi · بِمَا ötürü · كُنتُمْ oluklarınızdan · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

إِنَّمَا يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُواْ بِهَا خَرُّواْۤ سُجَّدࣰ اۤ وَسَبَّحُواْ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ۩ ﴿15﴾

innemâ yü'minü biâyâtine-lleẕîne iẕâ ẕükkirû bihâ ḫarrû süccedev vesebbeḥû biḥamdi rabbihim vehüm lâ yestekbirûn.

15. Âyetlerimize yürekten inananlar ancak o kimselerdir ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini hamd ile tesbih ederler.

Kelime meali

إِنَّمَا ancak · يُؤْمِنُ inanırlar · بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimize · ٱلَّذِينَ o kimseler ki · إِذَا zaman · ذُكِّرُوا۟ öğüt verildiği · بِهَا kendilerine · خَرُّوا۟ derhal kapanırlar · سُجَّدًۭا secdeye · وَسَبَّحُوا۟ ve tesbih ederler · بِحَمْدِ överek · رَبِّهِمْ Rablerini · وَهُمْ ve onlar · لَا asla · يَسْتَكْبِرُونَ ۩ büyüklük taslamazlar

تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمۡ عَنِ ٱلۡمَضَاجِعِ يَدۡعُونَ رَبَّهُمۡ خَوۡفࣰ ا وَطَمَعࣰ ا وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ﴿16﴾

tetecâfâ cünûbühüm `ani-lmeḍâci`i yed`ûne rabbehüm ḫavfev veṭame`â. vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.

16. Korku ve ümit içinde rablerine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar.

Kelime meali

تَتَجَافَىٰ uzaklaşır · جُنُوبُهُمْ yanları · عَنِ yataklardan · ٱلْمَضَاجِعِ · يَدْعُونَ du'a ederler · رَبَّهُمْ Rablerine · خَوْفًۭا korkarak · وَطَمَعًۭا ve umarak · وَمِمَّا ve şeylerden · رَزَقْنَـٰهُمْ rızıklandırdığımız · يُنفِقُونَ hayır için harcarlar

فَلَا تَعۡلَمُ نَفۡسࣱ مَّآ أُخۡفِيَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعۡيُنࣲ جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿17﴾

felâ ta`lemü nefsüm mâ uḫfiye lehüm min ḳurrati a`yün. cezâem bimâ kânû ya`melûn.

17. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

Kelime meali

فَلَا ve asla · تَعْلَمُ bilemez · نَفْسٌۭ hiç kimse · مَّآ ne · أُخْفِىَ saklandığını · لَهُم onlar için · مِّن aydınlatıcı · قُرَّةِ · أَعْيُنٍۢ gözler · جَزَآءًۢ karşılık olarak · بِمَا şeylere · كَانُوا۟ oldukları · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

أَفَمَن كَانَ مُؤۡمِنࣰ ا كَمَن كَانَ فَاسِقࣰ اۚ لَّا يَسۡتَوُۥنَ ﴿18﴾

efemen kâne mü'minen kemen kâne fâsiḳâ. lâ yestevûn.

18. İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler.

Kelime meali

أَفَمَن hiç olur mu? · كَانَ · مُؤْمِنًۭا inanan kişi · كَمَن kimse gibi · كَانَ olan · فَاسِقًۭا ۚ fasık · لَّا elbette · يَسْتَوُۥنَ bir olmazlar

أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلۡمَأۡوَىٰ نُزُلَۢا بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿19﴾

emme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti felehüm cennâtü-lme'vâ. nüzülem bimâ kânû ya`melûn.

19. İman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara, yapmış olduklarına karşılık, hazır olarak onları bekleyen, huzur içinde kalacakları cennetler vardır.

Kelime meali

أَمَّا fakat · ٱلَّذِينَ inananlar · ءَامَنُوا۟ · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · فَلَهُمْ onlar · جَنَّـٰتُ cennetlerde · ٱلْمَأْوَىٰ durulmağa değer · نُزُلًۢا ağırlanırlar · بِمَا karşılık · كَانُوا۟ olduklarına · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُواْ فَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓاْ أَن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَآ أُعِيدُواْ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمۡ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿20﴾

veemme-lleẕîne feseḳû feme'vâhümü-nnâr. küllemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ ü`îdû fîhâ veḳîle lehüm ẕûḳû `aẕâbe-nnâri-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.

20. Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denir: “Asılsız saydığınız cehennem azabını tadın!”

Kelime meali

وَأَمَّا ve fakat · ٱلَّذِينَ yoldan çıkanların · فَسَقُوا۟ · فَمَأْوَىٰهُمُ barınacakları yer · ٱلنَّارُ ۖ ateştir · كُلَّمَآ her · أَرَادُوٓا۟ istediklerinde · أَن çıkmak · يَخْرُجُوا۟ · مِنْهَآ oradan · أُعِيدُوا۟ yine geri çevrilirler · فِيهَا oraya · وَقِيلَ ve denilir · لَهُمْ onlara · ذُوقُوا۟ tadın · عَذَابَ azabını · ٱلنَّارِ ateş · ٱلَّذِى olduğunuz · كُنتُم · بِهِۦ onu · تُكَذِّبُونَ yalanlamakta

وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَدۡنَىٰ دُونَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَكۡبَرِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ﴿21﴾

velenüẕîḳannehüm mine-l`aẕâbi-l'ednâ dûne-l`aẕâbi-l'ekberi le`allehüm yerci`ûn.

21. Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız.

Kelime meali

وَلَنُذِيقَنَّهُم mutlaka onlara taddıracağız · مِّنَ azabdan · ٱلْعَذَابِ · ٱلْأَدْنَىٰ daha yakın · دُونَ ayrı olarak · ٱلْعَذَابِ azabdan · ٱلْأَكْبَرِ büyük · لَعَلَّهُمْ belki · يَرْجِعُونَ dönerler

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعۡرَضَ عَنۡهَآۚ إِنَّا مِنَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ مُنتَقِمُونَ ﴿22﴾

vemen ażlemü mimmen ẕükkira biâyâti rabbihî ŝümme a`raḍa `anhâ. innâ mine-lmücrimîne münteḳimûn.

22. Kendisine rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Biz, günahkârlara lâyık oldukları cezayı mutlaka veririz.

Kelime meali

وَمَنْ ve kim olabilir? · أَظْلَمُ daha zalim · مِمَّن kimseden · ذُكِّرَ öğüt verilen · بِـَٔايَـٰتِ ayetleriyle · رَبِّهِۦ Rabbinin · ثُمَّ sonra · أَعْرَضَ yüz çeviren · عَنْهَآ ۚ onlardan · إِنَّا muhakkak ki biz · مِنَ suçlulardan · ٱلْمُجْرِمِينَ · مُنتَقِمُونَ öç alıcıyız

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَلَا تَكُن فِي مِرۡيَةࣲ مِّن لِّقَآئِهِۦۖ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدࣰ ى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ﴿23﴾

veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe felâ tekün fî miryetim mil liḳâehi vece`alnâhü hüdel libenî isrâîl.

23. Andolsun biz Mûsâ’ya kitabı vermiştik; ona kavuşma hakkında şüphen olmasın ve biz onu İsrâiloğulları için kılavuz yapmıştık.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · ءَاتَيْنَا biz verdik · مُوسَى Musa'ya · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · فَلَا sakın · تَكُن olma · فِى içinde · مِرْيَةٍۢ kuşku · مِّن onun ulaşmasından · لِّقَآئِهِۦ ۖ · وَجَعَلْنَـٰهُ ve onu yaptık · هُدًۭى yol gösterici · لِّبَنِىٓ oğullarına · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail

وَجَعَلۡنَا مِنۡهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا لَمَّا صَبَرُواْۖ وَكَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا يُوقِنُونَ ﴿24﴾

vece`alnâ minhüm eimmetey yehdûne biemrinâ lemmâ ṣaberû. vekânû biâyâtinâ yûḳinûn.

24. Sabredip âyetlerimize kesin olarak iman ettikleri zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yolu gösteren rehberler çıkardık.

Kelime meali

وَجَعَلْنَا ve yetiştirmiştik · مِنْهُمْ onların içinden · أَئِمَّةًۭ önderler · يَهْدُونَ doğru yola ileten · بِأَمْرِنَا buyruğumuzla · لَمَّا zaman · صَبَرُوا۟ ۖ sabrettikleri · وَكَانُوا۟ ve olduklarında · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize · يُوقِنُونَ kesinlikle inanıyor

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ﴿25﴾

inne rabbeke hüve yefṣilü beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.

25. Muhakkak ki rabbin, ihtilâf edip durdukları hususlarda kıyamet günü onların arasında hükmünü verecektir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · رَبَّكَ Rabbin · هُوَ O · يَفْصِلُ hükmedecektir · بَيْنَهُمْ onların aralarında · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · فِيمَا şeylerde · كَانُوا۟ oldukları · فِيهِ konularda · يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri

أَوَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٍۚ أَفَلَا يَسۡمَعُونَ ﴿26﴾

evelem yehdi lehüm kem ehleknâ min ḳablihim mine-lḳurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyât. efelâ yesme`ûn.

26. Halen yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız, onların doğru yolu görmelerini sağlamadı mı? Bunlarda elbette ibretler var. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?

Kelime meali

أَوَلَمْ yola getirmedi mi? · يَهْدِ · لَهُمْ onları · كَمْ nice · أَهْلَكْنَا helak etmemiz · مِن daha önceki · قَبْلِهِم · مِّنَ kuşakları · ٱلْقُرُونِ · يَمْشُونَ dolaştıkları · فِى yurtlarında · مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ · إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍ ۖ ibretler · أَفَلَا işitmiyorlar mı? · يَسْمَعُونَ

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا نَسُوقُ ٱلۡمَآءَ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡجُرُزِ فَنُخۡرِجُ بِهِۦ زَرۡعࣰ ا تَأۡكُلُ مِنۡهُ أَنۡعَٰمُهُمۡ وَأَنفُسُهُمۡۚ أَفَلَا يُبۡصِرُونَ ﴿27﴾

evelem yerav ennâ nesûḳu-lmâe ile-l'arḍi-lcüruzi fenuḫricü bihî zer`an te'külü minhü en`âmühüm veenfüsühüm. efelâ yübṣirûn.

27. Görmediler mi ki biz, kupkuru yerlere suyu ulaştırıyoruz da onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yediği ekini çıkarıyoruz. Hâlâ ibret gözüyle bakmayacaklar mı?

Kelime meali

أَوَلَمْ görmüyorlar mı? · يَرَوْا۟ · أَنَّا biz · نَسُوقُ sürüyoruz · ٱلْمَآءَ suyu · إِلَى yere · ٱلْأَرْضِ · ٱلْجُرُزِ kuru otsuz · فَنُخْرِجُ ve bitiriyoruz · بِهِۦ onunla · زَرْعًۭا ekin · تَأْكُلُ yiyor · مِنْهُ ondan · أَنْعَـٰمُهُمْ hayvanları da · وَأَنفُسُهُمْ ۖ kendileri de · أَفَلَا görmüyorlar mı? · يُبْصِرُونَ

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡفَتۡحُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿28﴾

veyeḳûlûne metâ hâẕe-lfetḥu in küntüm ṣâdiḳîn.

28. “Eğer söylediğiniz doğru ise bu hüküm ne zaman?” diye soruyorlar.

Kelime meali

وَيَقُولُونَ ve diyorlar · مَتَىٰ ne zaman? · هَـٰذَا bu · ٱلْفَتْحُ fetih · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrular(dan)

قُلۡ يَوۡمَ ٱلۡفَتۡحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِيمَٰنُهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ ﴿29﴾

ḳul yevme-lfetḥi lâ yenfe`u-lleẕîne keferû îmânühüm velâ hüm yünżarûn.

29. De ki: “İnkâr edenlere o hüküm günü inanmaları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacak!

Kelime meali

قُلْ de ki · يَوْمَ günü · ٱلْفَتْحِ fetih · لَا fayda vermez · يَنفَعُ · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) · إِيمَـٰنُهُمْ inanmaları · وَلَا ve değildir · هُمْ onlar · يُنظَرُونَ mühlet verilenler(den)

فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَٱنتَظِرۡ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ ﴿30﴾

fea`riḍ `anhüm venteżir innehüm münteżirûn.

30. Artık sen onlara aldırma ve bekle. Zaten onlar da bekliyorlar.

Kelime meali

فَأَعْرِضْ sen yüz çevir · عَنْهُمْ onlardan · وَٱنتَظِرْ ve bekle · إِنَّهُم zaten onlar da · مُّنتَظِرُونَ beklemektedirler