Lokmân Suresi
Lokmân suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
الٓمٓ ﴿1﴾
elif-lâm-mîm.
1. Elif-lâm-mîm.
Kelime meali
الٓمٓ Elif Lâm Mîm
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿2﴾
tilke âyâtü-lkitâbi-lḥakîm.
2–3. Bunlar, güzel işlerin peşinde olanlara hidayet ve rahmet kaynağı olan hikmetli kitabın âyetleridir.
Kelime meali
تِلْكَ şunlar · ءَايَـٰتُ ayetleridir · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · ٱلْحَكِيمِ hikmetli
هُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لِّلۡمُحۡسِنِينَ ﴿3﴾
hüdev veraḥmetel lilmuḥsinîn.
Kelime meali
هُدًۭى yol göstericidir · وَرَحْمَةًۭ ve rahmettir · لِّلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlara
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ ﴿4﴾
elleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyü'tûne-zzekâte vehüm bil'âḫirati hüm yûḳinûn.
4. Namazlarını özenle kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin olarak inananlar;
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · يُقِيمُونَ kılarlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَيُؤْتُونَ ve verirler · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَهُم ve onlar · بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete · هُمْ onlar · يُوقِنُونَ kesin olarak inanırlar
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدࣰ ى مِّن رَّبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ﴿5﴾
ülâike `alâ hüdem mir rabbihim veülâike hümü-lmüfliḥûn.
5. İşte onlar rableri tarafından gösterilen doğru yol üzerindedirler; kurtuluşa erenler de yalnız onlardır.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · عَلَىٰ üzerindedirler · هُدًۭى doğru bir yol · مِّن tarafından · رَّبِّهِمْ ۖ Rableri · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlar · ٱلْمُفْلِحُونَ umduklarına ereceklerdir
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشۡتَرِي لَهۡوَ ٱلۡحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ ﴿6﴾
vemine-nnâsi mey yeşterî lehve-lḥadîŝi liyüḍille `an sebîli-llâhi bigayri `ilmiv veyetteḫiẕehâ hüzüvâ. ülâike lehüm `aẕâbüm mühîn.
6. İnsanlar arasında öyleleri vardır ki bilgisizlik yüzünden başkalarını Allah yolundan saptırmak ve o âyetleri alay konusu etmek için eğlendirici sözler kullanırlar; işte bunları alçaltıcı bir azap bekliyor.
Kelime meali
وَمِنَ ve · ٱلنَّاسِ insanlardan · مَن kimi · يَشْتَرِى satın alır · لَهْوَ boş · ٱلْحَدِيثِ hadisi (sözü) · لِيُضِلَّ saptırmak için · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah'ın · بِغَيْرِ olmaksızın · عِلْمٍۢ bilgisi · وَيَتَّخِذَهَا ve onu edinmek için · هُزُوًا ۚ alay konusu · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَهُمْ onlara vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّهِينٌۭ küçük düşürücü
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا وَلَّىٰ مُسۡتَكۡبِرࣰ ا كَأَن لَّمۡ يَسۡمَعۡهَا كَأَنَّ فِيٓ أُذُنَيۡهِ وَقۡرࣰ اۖ فَبَشِّرۡهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿7﴾
veiẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ vellâ müstekbiran keel lem yesma`hâ keenne fî üẕüneyhi vaḳrâ. febeşşirhü bi`aẕâbin elîm.
7. Böyle birine âyetlerimiz okunduğunda sanki kulaklarında ağırlık varmış da onu işitemiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir. Ona acıklı bir azabı müjdele!
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِ ona · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · وَلَّىٰ sırtını döner · مُسْتَكْبِرًۭا büyüklük taslayarak · كَأَن sanki · لَّمْ onları hiç işitmemiş · يَسْمَعْهَا · كَأَنَّ sanki · فِىٓ kulaklarında · أُذُنَيْهِ · وَقْرًۭا ۖ ağırlık varmış · فَبَشِّرْهُ ona müjdele · بِعَذَابٍ bir azabı · أَلِيمٍ acıklı
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلنَّعِيمِ ﴿8﴾
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm cennâtü-nne`îm.
8–9. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, onları da nimetlerle dolu, içinde ebedî kalacakları cennetler bekliyor. Bunu Allah gerçek olarak vaad etmiştir. O azîzdir, hakîmdir.
Kelime meali
إِنَّ elbette · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · لَهُمْ onlara vardır · جَنَّـٰتُ cennetler · ٱلنَّعِيمِ ni'meti bol
خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣰّ اۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿9﴾
ḫâlidîne fîhâ. va`de-llâhi ḥaḳḳâ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.
Kelime meali
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır · فِيهَا ۖ orada · وَعْدَ va'didir · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقًّۭا ۚ gerçek · وَهُوَ ve O · ٱلْعَزِيزُ üstündür · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir
خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيۡرِ عَمَدࣲ تَرَوۡنَهَاۖ وَأَلۡقَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ رَوَٰسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمۡ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةࣲۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ ﴿10﴾
ḫaleḳa-ssemâvâti bigayri `amedin teravnehâ veelḳâ fi-l'arḍi ravâsiye en temîde biküm vebeŝŝe fîhâ min külli dâbbeh. veenzelnâ mine-ssemâi mâen feembetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
10. O, gökleri görebileceğiniz herhangi bir destek olmadan (duracak şekilde) yarattı, sizi dengede tutması için yere sağlam dağlar yerleştirdi, orada her türlü canlının çoğalmasını sağladı. Biz, gökten su indirip (bununla) yeryüzünde her türden faydalı bitkiler bitirdik.
Kelime meali
خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · بِغَيْرِ olmadan · عَمَدٍۢ bir direk · تَرَوْنَهَا ۖ görebildiğiniz · وَأَلْقَىٰ ve attı · فِى yere · ٱلْأَرْضِ · رَوَٰسِىَ sağlam ve yüksek dağlar · أَن diye · تَمِيدَ sarsar · بِكُمْ sizi · وَبَثَّ ve yaydı · فِيهَا orada · مِن her çeşit · كُلِّ · دَآبَّةٍۢ ۚ canlıyı · وَأَنزَلْنَا ve indirdik · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · فَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik · فِيهَا orada · مِن her-ten · كُلِّ her · زَوْجٍۢ · كَرِيمٍ güzel (bitkiler)
هَٰذَا خَلۡقُ ٱللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦۚ بَلِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ ﴿11﴾
hâẕâ ḫalḳu-llâhi feerûnî mâẕâ ḫaleḳa-lleẕîne min dûnih. beli-żżâlimûne fî ḍalâlim mübîn.
11. İşte bunlar Allah’ın yarattıklarıdır. Şimdi gösterin bana, O’ndan başkası ne yaratmış? Hayır, zalimler açık bir sapkınlık içindedirler.
Kelime meali
هَـٰذَا işte bunlar · خَلْقُ yarattıklarıdır · ٱللَّهِ Allah'ın · فَأَرُونِى gösterin bana · مَاذَا ne? · خَلَقَ yarattı · ٱلَّذِينَ kimseler · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦ ۚ · بَلِ doğrusu · ٱلظَّـٰلِمُونَ o zalimler · فِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍۢ açık
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا لُقۡمَٰنَ ٱلۡحِكۡمَةَ أَنِ ٱشۡكُرۡ لِلَّهِۚ وَمَن يَشۡكُرۡ فَإِنَّمَا يَشۡكُرُ لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدࣱ ﴿12﴾
veleḳad âteynâ luḳmâne-lḥikmete eni-şkür lillâh. vemey yeşkür feinnemâ yeşküru linefsih. vemen kefera feinne-llâhe ganiyyün ḥamîd.
12. Andolsun ki vaktiyle Lokmân’a şu hikmeti vermiştik: “Allah’a şükret, O’na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden de bilmelidir ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O her türlü övgüye lâyıktır.”
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · ءَاتَيْنَا biz verdik · لُقْمَـٰنَ Lokman'a · ٱلْحِكْمَةَ hikmet · أَنِ için · ٱشْكُرْ şükretmesi · لِلَّهِ ۚ Allah'a · وَمَن ve kim · يَشْكُرْ şükrederse · فَإِنَّمَا şüphesiz · يَشْكُرُ şükreder · لِنَفْسِهِۦ ۖ kendisi için · وَمَن ve kim · كَفَرَ inkar ederse · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَنِىٌّ zengindir · حَمِيدٌۭ övülmüştür
وَإِذۡ قَالَ لُقۡمَٰنُ لِٱبۡنِهِۦ وَهُوَ يَعِظُهُۥ يَٰبُنَيَّ لَا تُشۡرِكۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّ ٱلشِّرۡكَ لَظُلۡمٌ عَظِيمࣱ ﴿13﴾
veiẕ ḳâle luḳmânü libnihî vehüve ye`iżuhû yâ büneyye lâ tüşrik billâh. inne-şşirke leżulmün `ażîm.
13. Lokmân oğluna öğüt verirken ona şöyle dedi: “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır.”
Kelime meali
وَإِذْ ve hani · قَالَ demişti ki · لُقْمَـٰنُ Lokman · لِٱبْنِهِۦ oğluna · وَهُوَ O · يَعِظُهُۥ öğüt vererek · يَـٰبُنَىَّ ey yavrum · لَا asla · تُشْرِكْ ortak koşma · بِٱللَّهِ ۖ Allah'a · إِنَّ çünkü · ٱلشِّرْكَ ortak koşmak · لَظُلْمٌ bir zulümdür · عَظِيمٌۭ büyük
وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ وَهۡنًا عَلَىٰ وَهۡنࣲ وَفِصَٰلُهُۥ فِي عَامَيۡنِ أَنِ ٱشۡكُرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيۡكَ إِلَيَّ ٱلۡمَصِيرُ ﴿14﴾
veveṣṣayne-l'insâne bivâlideyh. ḥamelethü ümmühû vehnen `alâ vehniv vefiṣâlühû fî `âmeyni eni-şkür lî velivâlideyk. ileyye-lmeṣîr.
14. Biz insana anne babasıyla ilgili öğütler verdik. Annesi, güçten kuvvetten düşerek onu karnında taşımıştır; çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bunun için (ey insan), hem bana hem anne babana minnet duymalısın; sonunda dönüş yalnız banadır.
Kelime meali
وَوَصَّيْنَا ve biz tavsiye ettik · ٱلْإِنسَـٰنَ insana · بِوَٰلِدَيْهِ ana babasını · حَمَلَتْهُ onu taşımıştır · أُمُّهُۥ anası · وَهْنًا zayıflık · عَلَىٰ üstüne · وَهْنٍۢ zayıflıkla · وَفِصَـٰلُهُۥ ve onun sütten kesilmesi · فِى içindedir · عَامَيْنِ iki yıl · أَنِ ki · ٱشْكُرْ şükret · لِى bana · وَلِوَٰلِدَيْكَ ve anana-babana · إِلَىَّ banadır · ٱلْمَصِيرُ dönüş
وَإِن جَٰهَدَاكَ عَلَىٰٓ أَن تُشۡرِكَ بِي مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمࣱ فَلَا تُطِعۡهُمَاۖ وَصَاحِبۡهُمَا فِي ٱلدُّنۡيَا مَعۡرُوفࣰ اۖ وَٱتَّبِعۡ سَبِيلَ مَنۡ أَنَابَ إِلَيَّۚ ثُمَّ إِلَيَّ مَرۡجِعُكُمۡ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿15﴾
vein câhedâke `alâ en tüşrike bî mâ leyse leke bihî `ilmün felâ tüṭi`hümâ veṣâḥibhümâ fi-ddünyâ ma`rûfâ. vettebi` sebîle men enâbe ileyy. ŝümme ileyye merci`uküm feünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.
15. Eğer anne baban, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu durumda onlara uyma ama yine de onlara dünyada iyi davran; yüzünü ve özünü bana çevirenlerin yolunu izle. Sonunda dönüşünüz yalnız banadır. O zaman yapıp ettiklerinizin sonucunu size bildireceğim.
Kelime meali
وَإِن ve eğer · جَـٰهَدَاكَ seni zorlarlarsa · عَلَىٰٓ için · أَن ortak koşman · تُشْرِكَ · بِى bana · مَا bir şeyi · لَيْسَ olmayan · لَكَ senin · بِهِۦ hakkında · عِلْمٌۭ bilgin · فَلَا asla · تُطِعْهُمَا ۖ onlara ita'at etme · وَصَاحِبْهُمَا ve onlarla geçin · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · مَعْرُوفًۭا ۖ iyilikle · وَٱتَّبِعْ ve uy · سَبِيلَ yoluna · مَنْ kimsenin · أَنَابَ yönelen · إِلَىَّ ۚ bana · ثُمَّ sonra · إِلَىَّ banadır · مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz · فَأُنَبِّئُكُم size haber vereceğim · بِمَا şeyleri · كُنتُمْ olduklarnız · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)
يَٰبُنَيَّ إِنَّهَآ إِن تَكُ مِثۡقَالَ حَبَّةࣲ مِّنۡ خَرۡدَلࣲ فَتَكُن فِي صَخۡرَةٍ أَوۡ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَوۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَأۡتِ بِهَا ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرࣱ ﴿16﴾
yâ büneyye innehâ in tekü miŝḳâle ḥabbetim min ḫardelin fetekün fî ṣaḫratin ev fi-ssemâvâti ev fi-l'arḍi ye'ti bihe-llâh. inne-llâhe leṭîfün ḫabîr.
16. Lokmân, “Sevgili oğlum” (dedi), “Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır.”
Kelime meali
يَـٰبُنَىَّ ey yavrum · إِنَّهَآ onlar · إِن eğer · تَكُ bir şey olsa · مِثْقَالَ ağırlığınca · حَبَّةٍۢ danesi · مِّنْ hardal · خَرْدَلٍۢ · فَتَكُن ve bulunsa · فِى bir kayanın içinde · صَخْرَةٍ · أَوْ veya · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · أَوْ veya · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · يَأْتِ mutlaka getirir · بِهَا onu · ٱللَّهُ ۚ Allah · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · لَطِيفٌ latiftir · خَبِيرٌۭ haber alır
يَٰبُنَيَّ أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ وَأۡمُرۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَٱنۡهَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَآ أَصَابَكَۖ إِنَّ ذَٰلِكَ مِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ ﴿17﴾
yâ büneyye eḳimi-ṣṣalâte ve'mür bilma`rûfi venhe `ani-lmünkeri vaṣbir `alâ mâ eṣâbek. inne ẕâlike min `azmi-l'ümûr.
17. “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”
Kelime meali
يَـٰبُنَىَّ ey yavrum · أَقِمِ kıl · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَأْمُرْ ve emret · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَٱنْهَ ve vazgeçir · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ · وَٱصْبِرْ ve sabret · عَلَىٰ başına · مَآ ne · أَصَابَكَ ۖ geldiyse · إِنَّ çünkü · ذَٰلِكَ bunlar · مِنْ yapılması gereken · عَزْمِ · ٱلْأُمُورِ işlerdendir
وَلَا تُصَعِّرۡ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالࣲ فَخُورࣲ ﴿18﴾
velâ tüṣa``ir ḫaddeke linnâsi velâ temşi fi-l'arḍi meraḥâ. inne-llâhe lâ yüḥibbü külle muḫtâlin feḫûr.
18. “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.”
Kelime meali
وَلَا asla · تُصَعِّرْ çevirne · خَدَّكَ yüzünü · لِلنَّاسِ insanlardan · وَلَا ve · تَمْشِ yürüme · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · مَرَحًا ۖ böbürlenerek · إِنَّ zira · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · كُلَّ hepsini · مُخْتَالٍۢ kendini beğenenleri · فَخُورٍۢ övünenleri
وَٱقۡصِدۡ فِي مَشۡيِكَ وَٱغۡضُضۡ مِن صَوۡتِكَۚ إِنَّ أَنكَرَ ٱلۡأَصۡوَٰتِ لَصَوۡتُ ٱلۡحَمِيرِ ﴿19﴾
vaḳṣid fî meşyike vagḍuḍ min ṣavtik. inne enkera-l'aṣvâti leṣavtü-lḥamîr.
19. “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.”
Kelime meali
وَٱقْصِدْ ve tutumlu ol · فِى yürüyüşünde · مَشْيِكَ · وَٱغْضُضْ ve kıs · مِن sesini · صَوْتِكَ ۚ · إِنَّ çünkü · أَنكَرَ en çirkini · ٱلْأَصْوَٰتِ seslerin · لَصَوْتُ sesidir · ٱلْحَمِيرِ eşeklerin
أَلَمۡ تَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَأَسۡبَغَ عَلَيۡكُمۡ نِعَمَهُۥ ظَٰهِرَةࣰ وَبَاطِنَةࣰۗ وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَلَا هُدࣰ ى وَلَا كِتَٰبࣲ مُّنِيرࣲ ﴿20﴾
elem terav enne-llâhe seḫḫara leküm mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi veesbega `aleyküm ni`amehû żâhiratev vebâṭineh. vemine-nnâsi mey yücâdilü fi-llâhi bigayri `ilmiv velâ hüdev velâ kitâbim münîr.
20. Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? İnsanlardan öyleleri vardır ki bir bilgi, bir rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışmaya kalkışırlar.
Kelime meali
أَلَمْ görmediniz mi? · تَرَوْا۟ · أَنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · سَخَّرَ boyun eğdirdi · لَكُم size · مَّا bulunanları · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve bulunanları · فِى ve yerde · ٱلْأَرْضِ · وَأَسْبَغَ ve bol bol verdi · عَلَيْكُمْ size · نِعَمَهُۥ ni'metlerini · ظَـٰهِرَةًۭ görünür · وَبَاطِنَةًۭ ۗ ve gizli · وَمِنَ ve · ٱلنَّاسِ insanlardan · مَن kimi var ki · يُجَـٰدِلُ tartışır (durur) · فِى hakkında · ٱللَّهِ Allah · بِغَيْرِ olmadan · عِلْمٍۢ bilgisi · وَلَا ve olmadan · هُدًۭى yol göstereni · وَلَا ve olmadan · كِتَـٰبٍۢ bir Kitabı · مُّنِيرٍۢ aydınlatıcı
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُواْ بَلۡ نَتَّبِعُ مَا وَجَدۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَآۚ أَوَلَوۡ كَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ يَدۡعُوهُمۡ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ ﴿21﴾
veiẕâ ḳîle lehümü-ttebi`û mâ enzele-llâhü ḳâlû bel nettebi`u mâ vecednâ `aleyhi âbâenâ. evelev kâne-şşeyṭânü yed`ûhüm ilâ `aẕâbi-sse`îr.
21. Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Peki ama ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyorsa!
Kelime meali
وَإِذَا ne zaman ki · قِيلَ dense · لَهُمُ onlara · ٱتَّبِعُوا۟ uyun · مَآ indirdiğine · أَنزَلَ · ٱللَّهُ Allah'ın · قَالُوا۟ derler · بَلْ hayır · نَتَّبِعُ biz uyarız · مَا şeye · وَجَدْنَا bulduğumuz · عَلَيْهِ üzerinde · ءَابَآءَنَآ ۚ babalarımızı · أَوَلَوْ şayet · كَانَ olsa da mı? · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · يَدْعُوهُمْ onları çağırmış · إِلَىٰ azabına · عَذَابِ · ٱلسَّعِيرِ alevli ateşin
۞وَمَن يُسۡلِمۡ وَجۡهَهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰۗ وَإِلَى ٱللَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ ﴿22﴾
vemey yüslim vechehû ile-llâhi vehüve muḥsinün feḳadi-stemseke bil`urveti-lvuŝḳâ. veile-llâhi `âḳibetü-l'ümûr.
22. Her kim kendini iyiliğe adamış olarak özünü Allah’a teslim ederse sağlam kulpa yapışmış demektir. İşlerin sonu Allah’a varır.
Kelime meali
۞ وَمَن ve kim · يُسْلِمْ teslim ederse · وَجْهَهُۥٓ yüzünü · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَهُوَ ve o · مُحْسِنٌۭ güzel davranarak · فَقَدِ elbette · ٱسْتَمْسَكَ o yapışmıştır · بِٱلْعُرْوَةِ kulpa · ٱلْوُثْقَىٰ ۗ en sağlam · وَإِلَى ve döner · ٱللَّهِ Allah'a · عَـٰقِبَةُ sonu · ٱلْأُمُورِ işlerin
وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحۡزُنكَ كُفۡرُهُۥٓۚ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿23﴾
vemen kefera felâ yaḥzünke küfruh. ileynâ merci`uhüm fenünebbiühüm bimâ `amilû. inne-llâhe `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
23. Kim de inkâr ederse artık onun inkârı seni üzmesin; çünkü onların dönüp gelecekleri yer yalnız bizim huzurumuzdur; yaptıklarının sonucunu kendilerine bildireceğiz; Allah kalplerin derinliklerindekini dahi çok iyi bilmektedir.
Kelime meali
وَمَن ve kim · كَفَرَ inkar ederse · فَلَا seni üzmesin · يَحْزُنكَ · كُفْرُهُۥٓ ۚ onun inkarı · إِلَيْنَا sonunda bizedir · مَرْجِعُهُمْ onların dönüşleri · فَنُنَبِّئُهُم ve kendilerine haber veririz · بِمَا şeyleri · عَمِلُوٓا۟ ۚ yaptıkları · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin
نُمَتِّعُهُمۡ قَلِيلࣰ ا ثُمَّ نَضۡطَرُّهُمۡ إِلَىٰ عَذَابٍ غَلِيظࣲ ﴿24﴾
nümetti`uhüm ḳalîlen ŝümme naḍṭarruhüm ilâ `aẕâbin galîż.
24. Onlara kısa bir süre hayatın nimetlerini tattırır, sonra da onları çok ağır bir azaba katlanmaya mecbur bırakırız.
Kelime meali
نُمَتِّعُهُمْ onları yaşatırız · قَلِيلًۭا biraz · ثُمَّ sonra · نَضْطَرُّهُمْ süreriz · إِلَىٰ bir azaba · عَذَابٍ · غَلِيظٍۢ kaba
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۚ قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿25﴾
velein seeltehüm men ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa leyeḳûlünne-llâh. ḳuli-lḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ ya`lemûn.
25. Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, mutlaka “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Bütün övgüler Allah’a mahsustur”; ama onların çoğu bilmez.
Kelime meali
وَلَئِن ve andolsun · سَأَلْتَهُم onlara sorsan · مَّنْ kim? · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · لَيَقُولُنَّ mutlaka derler · ٱللَّهُ ۚ Allah · قُلِ de ki · ٱلْحَمْدُ hamd · لِلَّهِ ۚ Allah'a layıktır · بَلْ hayır · أَكْثَرُهُمْ çokları · لَا bilmezler · يَعْلَمُونَ
لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿26﴾
lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. inne-llâhe hüve-lganiyyü-lḥamîd.
26. Göklerde ve yerde olan her şey yalnız Allah’ındır; kuşkusuz hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye lâyık olan yalnız Allah’tır.
Kelime meali
لِلَّهِ Allah'ındır · مَا ne varsa · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ işte O'dur · ٱلْغَنِىُّ zengin · ٱلْحَمِيدُ övülen
وَلَوۡ أَنَّمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن شَجَرَةٍ أَقۡلَٰمࣱ وَٱلۡبَحۡرُ يَمُدُّهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦ سَبۡعَةُ أَبۡحُرࣲ مَّا نَفِدَتۡ كَلِمَٰتُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ ﴿27﴾
velev enne mâ fi-l'arḍi min şeceratin aḳlâmüv velbaḥru yemüddühû mim ba`dihî seb`atü ebḥurim mâ nefidet kelimâtü-llâh. inne-llâhe `azîzün ḥakîm.
27. Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsaydı, deniz de -ardından ona yedisi daha eklenmek üzere- mürekkep olsaydı yine de Allah’ın sözleri tükenmezdi; Allah azîzdir, hakîmdir.
Kelime meali
وَلَوْ şayet olsa · أَنَّمَا bulunan · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · مِن ağaçlar · شَجَرَةٍ · أَقْلَـٰمٌۭ kalem · وَٱلْبَحْرُ ve deniz (mürekkep) · يَمُدُّهُۥ ona katılsa · مِنۢ arkasından · بَعْدِهِۦ · سَبْعَةُ yedi · أَبْحُرٍۢ deniz (daha) · مَّا yine tükenmez · نَفِدَتْ · كَلِمَـٰتُ kelimeleri · ٱللَّهِ ۗ Allah'ın · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌ üstündür · حَكِيمٌۭ hikmet sahibidir
مَّا خَلۡقُكُمۡ وَلَا بَعۡثُكُمۡ إِلَّا كَنَفۡسࣲ وَٰحِدَةٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٌ ﴿28﴾
mâ ḫalḳuküm velâ ba`ŝüküm illâ kenefsiv vâḥideh. inne-llâhe semî`um beṣîr.
28. Sizin hepinizin yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de sadece bir tek kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir; Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.
Kelime meali
مَّا değildir · خَلْقُكُمْ sizin yaratılmanız · وَلَا ve değildir · بَعْثُكُمْ diriltilmeniz · إِلَّا başka bir şey · كَنَفْسٍۢ kişi(nin yaratılmasından) · وَٰحِدَةٍ ۗ bir tek · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌۢ işitendir · بَصِيرٌ görendir
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِيٓ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى وَأَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ ﴿29﴾
elem tera enne-llâhe yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî ilâ ecelim müsemmev veenne-llâhe bimâ ta`melûne ḫabîr.
29. Allah’ın geceyi gündüze kattığını, gündüzü de geceye kattığını; her biri belirli bir süreye kadar hareketini sürdürmek üzere güneşi ve ayı (buyruğuna) boyun eğdirdiğini ve Allah’ın yapıp ettiklerinizden kesin olarak haberdar olduğunu bilmez misin?
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُولِجُ sokuyor · ٱلَّيْلَ geceyi · فِى içine · ٱلنَّهَارِ gündüzün · وَيُولِجُ ve sokuyor · ٱلنَّهَارَ gündüzü · فِى içine · ٱلَّيْلِ gecenin · وَسَخَّرَ ve emrine boyun eğdirmiştir · ٱلشَّمْسَ güneşi · وَٱلْقَمَرَ ve ayı · كُلٌّۭ her biri · يَجْرِىٓ akıp gider · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · مُّسَمًّۭى belli · وَأَنَّ ve elbette · ٱللَّهَ Allah · بِمَا yaptıklarınızı · تَعْمَلُونَ · خَبِيرٌۭ haber almaktadır
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ ﴿30﴾
ẕâlike bienne-llâhe hüve-lḥaḳḳu veenne mâ yed`ûne min dûnihi-lbâṭili veenne-llâhe hüve-l`aliyyü-lkebîr.
30. Bu böyledir, zira Allah hakikatin kendisidir; O’nun dışında taptıkları şeyler ise asılsızdır ve Allah, yalnızca O, çok yücedir, çok büyüktür.
Kelime meali
ذَٰلِكَ böyledir · بِأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلْحَقُّ haktır · وَأَنَّ ve elbette · مَا yalvardıkları · يَدْعُونَ · مِن O'ndan başka · دُونِهِ · ٱلْبَـٰطِلُ batıldır · وَأَنَّ ve gerçekten · ٱللَّهَ Allah'tır · هُوَ O · ٱلْعَلِىُّ ulu · ٱلْكَبِيرُ ve büyük
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِنِعۡمَتِ ٱللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنۡ ءَايَٰتِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ ﴿31﴾
elem tera enne-lfülke tecrî fi-lbaḥri bini`meti-llâhi liyüriyeküm min âyâtih. inne fî ẕâlike leâyâtil likülli ṣabbârin şekûr.
31. Görmez misin, varlığının kanıtlarından bir kısmını size göstersin diye denizde gemiler Allah’ın lutfuyla nasıl yüzüp gidiyor! Bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için açık işaretler vardır.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ ki · ٱلْفُلْكَ gemiler · تَجْرِى gidiyor · فِى denizde · ٱلْبَحْرِ · بِنِعْمَتِ ni'metiyle · ٱللَّهِ Allah'ın · لِيُرِيَكُم size göstersin diye · مِّنْ bir kısım · ءَايَـٰتِهِۦٓ ۚ ayetlerini · إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler · لِّكُلِّ herkes için · صَبَّارٍۢ sabreden · شَكُورٍۢ şükreden
وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوۡجࣱ كَٱلظُّلَلِ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ فَمِنۡهُم مُّقۡتَصِدࣱۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا كُلُّ خَتَّارࣲ كَفُورࣲ ﴿32﴾
veiẕâ gaşiyehüm mevcün keżżuleli de`avu-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîn. felemmâ neccâhüm ile-lberri feminhüm muḳteṣid. vemâ yecḥadü biâyâtinâ illâ küllü ḫattârin kefûr.
32. Dalgalar onları kara gölgeler gibi kapladığında içten bir inanç ve bağlılıkla sadece Allah’a yakarırlar; Allah kendilerini sağ salim karaya çıkardığında ise içlerinden bir kısmı ortada kalır. Hıyanete gömülmüş nankörler topluluğundan başkası âyetlerimizi inkâr etmez.
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · غَشِيَهُم onları sardığı · مَّوْجٌۭ dalga(lar) · كَٱلظُّلَلِ gölgeler gibi · دَعَوُا۟ yalvarırlar · ٱللَّهَ Allah'a · مُخْلِصِينَ yalnız has kılarak · لَهُ O'na · ٱلدِّينَ dini · فَلَمَّا fakat o zaman · نَجَّىٰهُمْ onları kurtarınca · إِلَى karaya çıkarıp · ٱلْبَرِّ · فَمِنْهُم içlerinden bir kısmı · مُّقْتَصِدٌۭ ۚ orta yolu tutar · وَمَا zaten · يَجْحَدُ inkar etmez · بِـَٔايَـٰتِنَآ bizim ayetlerimizi · إِلَّا başkası · كُلُّ her · خَتَّارٍۢ gaddarlardan · كَفُورٍۢ inkarcıdan
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡ وَٱخۡشَوۡاْ يَوۡمࣰ ا لَّا يَجۡزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِۦ وَلَا مَوۡلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِۦ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ﴿33﴾
yâ eyyühe-nnâsü-tteḳû rabbeküm vaḫşev yevmel lâ yeczî vâlidün `av veledihi. velâ mevlûdün hüve câzin `av vâlidihî şey'â. inne va`de-llâhi ḥaḳḳun felâ tegurrannekümü-lḥayâtü-ddünyâ. velâ yegurranneküm billâhi-lgarûr.
33. Ey insanlar! Rabbinize saygısızlıktan sakının; hiçbir babanın evlâdından fayda göremeyeceği, evlâdın da babasından hiçbir yarar sağlayamayacağı bir günden korkun. Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o, yoldan çıkarıcı da (şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · ٱتَّقُوا۟ korkun · رَبَّكُمْ Rabbinizden · وَٱخْشَوْا۟ ve çekinin · يَوْمًۭا günden (ki) · لَّا ödeyemez · يَجْزِى · وَالِدٌ baba · عَن çocuğunun · وَلَدِهِۦ · وَلَا değildir · مَوْلُودٌ çocuk da · هُوَ o · جَازٍ ödeyecek · عَن için · وَالِدِهِۦ babası · شَيْـًٔا ۚ bir şey · إِنَّ şüphesiz · وَعْدَ va'di · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقٌّۭ ۖ gerçektir · فَلَا asla · تَغُرَّنَّكُمُ sizi aldatmasın · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَا dünya · وَلَا ve asla · يَغُرَّنَّكُم sizi aldatmasın · بِٱللَّهِ Allah hakkında · ٱلْغَرُورُ aldatıcı (şeytan)
إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلۡأَرۡحَامِۖ وَمَا تَدۡرِي نَفۡسࣱ مَّاذَا تَكۡسِبُ غَدࣰ اۖ وَمَا تَدۡرِي نَفۡسُۢ بِأَيِّ أَرۡضࣲ تَمُوتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرُۢ ﴿34﴾
inne-llâhe `indehû `ilmü-ssâ`ah. veyünezzilü-lgayŝ. veya`lemü mâ fi-l'erḥâm. vemâ tedrî nefsüm mâẕâ teksibü gadâ. vemâ tedrî nefsüm bieyyi arḍin temût. inne-llâhe `alîmün ḫabîr.
34. Kıyamet saati hakkındaki bilgi yalnız Allah’ın katındadır; O, yağmuru yağdırmakta; rahimlerdekini bilmektedir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez; hiç kimse nerede öleceğini bilemez; ama Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عِندَهُۥ O'nun yanındadır · عِلْمُ bilgisi · ٱلسَّاعَةِ sa'atin · وَيُنَزِّلُ ve O yağdırır · ٱلْغَيْثَ yağmuru · وَيَعْلَمُ ve bilir · مَا olanı · فِى rahimlerde · ٱلْأَرْحَامِ ۖ · وَمَا ve · تَدْرِى bilmez · نَفْسٌۭ hiç kimse · مَّاذَا ne · تَكْسِبُ kazanacağını · غَدًۭا ۖ yarın · وَمَا ve · تَدْرِى bilmez · نَفْسٌۢ hiç kimse · بِأَىِّ hangi · أَرْضٍۢ yerde · تَمُوتُ ۚ öleceğini · إِنَّ şüphesiz yalnız · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌ bilendir · خَبِيرٌۢ haberi olandır