Âl-i İmrân Suresi
Âl-i İmrân suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
الٓمٓ ﴿1﴾
elif-lâm-mîm.
1. Elif-lâm-mîm.
Kelime meali
الٓمٓ Elif Lâm Mîm
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُ ﴿2﴾
allâhü lâ ilâhe illâ hüve-lḥayyü-lḳayyûm.
2. Allah; O’ndan başka asla ilâh yoktur; hayy ve kayyûmdur.
Kelime meali
ٱللَّهُ Allah (ki) · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ O'ndan · ٱلْحَىُّ daima diridir · ٱلْقَيُّومُ (yaratıklarını) koruyup yöneticidir
نَزَّلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ ﴿3﴾
nezzele `aleyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte vel'incîl.
3–4. O sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve öncekileri doğrulayıcı olarak indirmiştir; daha önce insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncil’i indirmişti; furkanı da indirdi. Bilinmeli ki Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
Kelime meali
نَزَّلَ indirdi · عَلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · بِٱلْحَقِّ hak ile · مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak · لِّمَا kendinden öncekini · بَيْنَ · يَدَيْهِ · وَأَنزَلَ ve indirmişti · ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat · وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i de
مِن قَبۡلُ هُدࣰ ى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلۡفُرۡقَانَۗ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۗ وَٱللَّهُ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامٍ ﴿4﴾
min ḳablü hüdel linnâsi veenzele-lfürḳân. inne-lleẕîne keferû biâyâti-llâhi lehüm `aẕâbün şedîd. vellâhü `azîzün ẕü-ntiḳâm.
Kelime meali
مِن daha önce · قَبْلُ · هُدًۭى yol gösterici olarak · لِّلنَّاسِ insanlara · وَأَنزَلَ ve indirdi · ٱلْفُرْقَانَ ۗ Furkan'ı da · إِنَّ muhakkak ki · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · لَهُمْ onlara vardır · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌۭ ۗ çetin · وَٱللَّهُ Allah · عَزِيزٌۭ daima üstündür · ذُو öc alandır · ٱنتِقَامٍ
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَخۡفَىٰ عَلَيۡهِ شَيۡءࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ ﴿5﴾
inne-llâhe lâ yaḫfâ `aleyhi şey'ün fi-l'arḍi velâ fi-ssemâ'.
5. Kuşkusuz yerde olsun gökte olsun hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'a · لَا gizli kalmaz · يَخْفَىٰ · عَلَيْهِ ona · شَىْءٌۭ hiçbir şey · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَلَا ve gökte · فِى · ٱلسَّمَآءِ
هُوَ ٱلَّذِي يُصَوِّرُكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ كَيۡفَ يَشَآءُۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿6﴾
hüve-lleẕî yüṣavviruküm fi-l'erḥâmi keyfe yeşâ'. lâ ilâhe illâ hüve-l`azîzü-lḥakîm.
6. Sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O’dur. Mutlak güç ve hikmet sahibi olan Allah’tan başka ilâh yoktur.
Kelime meali
هُوَ O'dur · ٱلَّذِى sizi şekillendiren · يُصَوِّرُكُمْ · فِى rahimlerde · ٱلْأَرْحَامِ · كَيْفَ gibi · يَشَآءُ ۚ dilediği · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ O'ndan · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۡهُ ءَايَٰتࣱ مُّحۡكَمَٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلۡكِتَٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَٰبِهَٰتࣱۖ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمۡ زَيۡغࣱ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَٰبَهَ مِنۡهُ ٱبۡتِغَآءَ ٱلۡفِتۡنَةِ وَٱبۡتِغَآءَ تَأۡوِيلِهِۦۖ وَمَا يَعۡلَمُ تَأۡوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُۗ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلࣱّ مِّنۡ عِندِ رَبِّنَاۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿7﴾
hüve-lleẕî enzele `aleyke-lkitâbe minhü âyâtüm muḥkemâtün hünne ümmü-lkitâbi veüḫaru müteşâbihâh. feemme-lleẕîne fî ḳulûbihim zeygun feyettebi`ûne mâ teşâbehe minhü-btigâe-lfitneti vebtigâe te'vîlih. vemâ ya`lemü te'vîlehû ille-llâh. verrâsiḫûne fi-l`ilmi yeḳûlûne âmennâ bihî küllüm min `indi rabbinâ. vemâ yeẕẕekkeru illâ ülü-l'elbâb.
7. Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
Kelime meali
هُوَ O · ٱلَّذِىٓ indirdi · أَنزَلَ · عَلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · مِنْهُ Onun · ءَايَـٰتٌۭ (bazı) ayetleri · مُّحْكَمَـٰتٌ muhkemdir (ki) · هُنَّ onlar · أُمُّ anasıdır · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · وَأُخَرُ ve diğerleri de · مُتَشَـٰبِهَـٰتٌۭ ۖ müteşabihdir · فَأَمَّا olanlar · ٱلَّذِينَ kalblerinde · فِى · قُلُوبِهِمْ · زَيْغٌۭ eğrilik · فَيَتَّبِعُونَ ardına düşerler · مَا olanlarının · تَشَـٰبَهَ müteşabih · مِنْهُ onun · ٱبْتِغَآءَ çıkarmak için · ٱلْفِتْنَةِ fitne · وَٱبْتِغَآءَ ve bulmak için · تَأْوِيلِهِۦ ۗ onun te'vilini · وَمَا oysa · يَعْلَمُ bilmez · تَأْوِيلَهُۥٓ onun te'vilini · إِلَّا başka kimse · ٱللَّهُ ۗ Allah'tan · وَٱلرَّٰسِخُونَ ileri gidenler · فِى ilimde · ٱلْعِلْمِ · يَقُولُونَ derler · ءَامَنَّا inandık · بِهِۦ Ona · كُلٌّۭ hepsi · مِّنْ katındandır · عِندِ · رَبِّنَا ۗ Rabbimiz · وَمَا düşünüp öğüt almaz · يَذَّكَّرُ · إِلَّآ başkası · أُو۟لُوا۟ sahiplerinden · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu
رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَيۡتَنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ ﴿8﴾
rabbenâ lâ tüzig ḳulûbenâ ba`de iẕ hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke raḥmeh. inneke ente-lvehhâb.
8. Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.
Kelime meali
رَبَّنَا Rabbimiz · لَا eğriltme · تُزِغْ · قُلُوبَنَا kalblerimizi · بَعْدَ sonra · إِذْ bizi doğru yola ilettikten · هَدَيْتَنَا · وَهَبْ ve ver · لَنَا bize · مِن katından · لَّدُنكَ · رَحْمَةً ۚ bir rahmet · إِنَّكَ kuşkusuz sen · أَنتَ yalnız sen · ٱلْوَهَّابُ çok bağış yapansın
رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوۡمࣲ لَّا رَيۡبَ فِيهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ ﴿9﴾
rabbenâ inneke câmi`u-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuḫlifü-lmî`âd.
9. Rabbimiz! Muhakkak sen insanları geleceğinde asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın. Şüphesiz Allah sözünden dönmez.
Kelime meali
رَبَّنَآ Rabbimiz · إِنَّكَ sen mutlaka · جَامِعُ toplayacaksın · ٱلنَّاسِ insanları · لِيَوْمٍۢ bir günde · لَّا asla şüphe olmayan · رَيْبَ · فِيهِ ۚ kendisinde · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا dönmez · يُخْلِفُ · ٱلْمِيعَادَ sözünden
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَن تُغۡنِيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ اۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ وَقُودُ ٱلنَّارِ ﴿10﴾
inne-lleẕîne keferû len tugniye `anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. veülâike hüm veḳûdü-nnâr.
10. İnkâr edenlerin malları da evlâtları da Allah’ın azabına karşı onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَن yarar sağlamaz · تُغْنِىَ · عَنْهُمْ onlara · أَمْوَٰلُهُمْ malları · وَلَآ ne de · أَوْلَـٰدُهُم çocukları · مِّنَ karşı · ٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمْ onlar · وَقُودُ yakıtıdırlar · ٱلنَّارِ ateşin
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۗ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿11﴾
kede'bi âli fir`avne velleẕîne min ḳablihim. keẕẕebû biâyâtinâ. feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim. vellâhü şedîdü-l`iḳâb.
11. Firavun hânedanının ve onlardan öncekilerin durumu gibi; onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah da günahları yüzünden onları yakalayıverdi. Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Kelime meali
كَدَأْبِ durumu gibi · ءَالِ ailesinin · فِرْعَوْنَ Fir'avn · وَٱلَّذِينَ ve kimselerin · مِن onlardan önceki · قَبْلِهِمْ ۚ · كَذَّبُوا۟ onlar da yalanladılar · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · فَأَخَذَهُمُ onları yakaladı · ٱللَّهُ Allah · بِذُنُوبِهِمْ ۗ günahlarıyla · وَٱللَّهُ Allah'ın · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ cezası
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ سَتُغۡلَبُونَ وَتُحۡشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ﴿12﴾
ḳul lilleẕîne keferû setuglebûne vetuḥşerûne ilâ cehennem. vebi'se-lmihâd.
12. (Resulüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlûp olacaksınız ve cehenneme sürükleneceksiniz. Orası ne kötü bir kalma yeri!
Kelime meali
قُل söyle · لِّلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar edenlere · سَتُغْلَبُونَ yenileceksiniz · وَتُحْشَرُونَ ve sürüleceksiniz · إِلَىٰ cehenneme · جَهَنَّمَ ۚ · وَبِئْسَ (orası) ne kötü · ٱلْمِهَادُ bir döşektir
قَدۡ كَانَ لَكُمۡ ءَايَةࣱ فِي فِئَتَيۡنِ ٱلۡتَقَتَاۖ فِئَةࣱ تُقَٰتِلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخۡرَىٰ كَافِرَةࣱ يَرَوۡنَهُم مِّثۡلَيۡهِمۡ رَأۡيَ ٱلۡعَيۡنِۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصۡرِهِۦ مَن يَشَآءُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ ﴿13﴾
ḳad kâne leküm âyetün fî fieteyni-lteḳatâ. fietün tüḳâtilü fî sebîli-llâhi veuḫrâ kâfiratüy yeravnehüm miŝleyhim ra'ye-l`ayn. vellâhü yü'eyyidü binaṣrihî mey yeşâ'. inne fî ẕâlike le`ibratel liüli-l'ebṣâr.
13. (Bedir’de) karşı karşıya gelen şu iki grupta sizin için büyük bir ibret vardır: Biri Allah yolunda çarpışan (mümin) grup, diğeri ise gözleriyle bunları kendilerinin iki misli imiş gibi gören kâfir grup. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.
Kelime meali
قَدْ muhakak · كَانَ sizin için vardır · لَكُمْ · ءَايَةٌۭ bir ibret · فِى şu iki toplulukta · فِئَتَيْنِ · ٱلْتَقَتَا ۖ karşılaşan · فِئَةٌۭ bir topluluk · تُقَـٰتِلُ çarpışıyordu · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَأُخْرَىٰ öteki de · كَافِرَةٌۭ nankördü · يَرَوْنَهُم onları görüyorlardı · مِّثْلَيْهِمْ kendilerinin iki katı · رَأْىَ görüşüyle · ٱلْعَيْنِ ۚ gözlerinin · وَٱللَّهُ Allah · يُؤَيِّدُ destekler · بِنَصْرِهِۦ yardımıyle · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۗ dilediği · إِنَّ elbette · فِى bunda · ذَٰلِكَ · لَعِبْرَةًۭ bir ibret vardır · لِّأُو۟لِى olanlar için · ٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلۡبَنِينَ وَٱلۡقَنَٰطِيرِ ٱلۡمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلۡفِضَّةِ وَٱلۡخَيۡلِ ٱلۡمُسَوَّمَةِ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ وَٱلۡحَرۡثِۗ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسۡنُ ٱلۡمَـَٔابِ ﴿14﴾
züyyine linnâsi ḥubbü-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velḳanâṭîri-lmüḳanṭarati mine-ẕẕehebi velfiḍḍati velḫayli-lmüsevvemeti vel'en`âmi velḥarŝ. ẕâlike metâ`u-lḥayâti-ddünyâ. vellâhü `indehû ḥusnü-lmeâb.
14. Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılınmıştır. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.
Kelime meali
زُيِّنَ süslü (cazip) gösterildi · لِلنَّاسِ insanlara · حُبُّ aşırı düşkünlük · ٱلشَّهَوَٰتِ zevklere · مِنَ kadınlardan · ٱلنِّسَآءِ · وَٱلْبَنِينَ ve oğullardan · وَٱلْقَنَـٰطِيرِ ve kantarlarca · ٱلْمُقَنطَرَةِ yığılmış · مِنَ altından · ٱلذَّهَبِ · وَٱلْفِضَّةِ ve gümüşten · وَٱلْخَيْلِ ve atlardan · ٱلْمُسَوَّمَةِ salma · وَٱلْأَنْعَـٰمِ davarlardan · وَٱلْحَرْثِ ۗ ve ekinlerden (gelen) · ذَٰلِكَ bunlar (sadece) · مَتَـٰعُ geçimidir · ٱلْحَيَوٰةِ hayatının · ٱلدُّنْيَا ۖ dünya · وَٱللَّهُ Allah'ın · عِندَهُۥ yanındadır · حُسْنُ güzel · ٱلْمَـَٔابِ varılacak yer
۞قُلۡ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيۡرࣲ مِّن ذَٰلِكُمۡۖ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱ وَرِضۡوَٰنࣱ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ ﴿15﴾
ḳul eünebbiüküm biḫayrim min ẕâliküm. lilleẕîne-tteḳav `inde rabbihim cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ veezvâcüm müṭahherâtüv veriḍvânüm mine-llâh. vellâhü beṣîrum bil`ibâd.
15. De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için rableri katında, altlarından ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını eksiksiz görmektedir.
Kelime meali
۞ قُلْ de ki · أَؤُنَبِّئُكُم size söyleyeyim mi? · بِخَيْرٍۢ daha iyisini · مِّن bunlardan · ذَٰلِكُمْ ۚ · لِلَّذِينَ korunanlar için vardır · ٱتَّقَوْا۟ · عِندَ katında · رَبِّهِمْ Rableri · جَنَّـٰتٌۭ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları · فِيهَا içinde · وَأَزْوَٰجٌۭ ve eşler · مُّطَهَّرَةٌۭ tertemiz · وَرِضْوَٰنٌۭ ve rızası · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ ۗ · وَٱللَّهُ Allah · بَصِيرٌۢ görür · بِٱلْعِبَادِ kullarını
ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ﴿16﴾
elleẕîne yeḳûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ ẕünûbenâ veḳinâ `aẕâbe-nnâr.
16–17. (Bu nimetler) “Ey rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğruluktan şaşmayanlar, huzurda boyun bükenler, hayır yolunda harcama yapanlar ve seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dileyenler (içindir).
Kelime meali
ٱلَّذِينَ (onlar ki) · يَقُولُونَ derler · رَبَّنَآ Rabbimiz · إِنَّنَآ gerçekten biz · ءَامَنَّا inandık · فَٱغْفِرْ bağışla · لَنَا bizden · ذُنُوبَنَا günahlarımızı · وَقِنَا ve bizi koru · عَذَابَ azabından · ٱلنَّارِ ateş
ٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلۡقَٰنِتِينَ وَٱلۡمُنفِقِينَ وَٱلۡمُسۡتَغۡفِرِينَ بِٱلۡأَسۡحَارِ ﴿17﴾
eṣṣâbirîne veṣṣâdiḳîne velḳânitîne velmünfiḳîne velmüstagfirîne bil'esḥâr.
Kelime meali
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenler · وَٱلصَّـٰدِقِينَ ve sadık olanlar · وَٱلْقَـٰنِتِينَ ve gönülden itaat edenler · وَٱلْمُنفِقِينَ ve infak edenler · وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ ve istiğfar edenler · بِٱلْأَسْحَارِ seherlerde
شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَأُوْلُواْ ٱلۡعِلۡمِ قَآئِمَۢا بِٱلۡقِسۡطِۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿18﴾
şehide-llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü veülü-l`ilmi ḳâimem bilḳisṭ. lâ ilâhe illâ hüve-l`azîzü-lḥakîm.
18. Allah, hak ve adaleti ayakta tutarak, kendinden başka tanrı olmadığını bildirdi; melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar ettiler. (Evet) O’ndan başka tanrı yoktur; O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
شَهِدَ şahiddir (ki) · ٱللَّهُ Allah · أَنَّهُۥ şüphesiz · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ O'ndan · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler · وَأُو۟لُوا۟ ve sahipleri · ٱلْعِلْمِ ilim · قَآئِمًۢا gözeten · بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ O'ndan · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْحَكِيمُ hakimdir
إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلۡإِسۡلَٰمُۗ وَمَا ٱخۡتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ﴿19﴾
inne-ddîne `inde-llâhi-l'islâm. veme-ḫtelefe-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba`di mâ câehümü-l`ilmü bagyem beynehüm. vemey yekfür biâyâti-llâhi feinne-llâhe serî`u-lḥisâb.
19. Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلدِّينَ din · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah · ٱلْإِسْلَـٰمُ ۗ İslamdır · وَمَا ayrılığa düşmediler · ٱخْتَلَفَ · ٱلَّذِينَ kimseler · أُوتُوا۟ verilmiş olan · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · إِلَّا başka (bir sebeple) · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا geldikten · جَآءَهُمُ · ٱلْعِلْمُ ilim · بَغْيًۢا aşırılıkları · بَيْنَهُمْ ۗ aralarındaki; · وَمَن ve kim · يَكْفُرْ inkar ederse · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · فَإِنَّ (bilsin ki) şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَرِيعُ çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ hesabı
فَإِنۡ حَآجُّوكَ فَقُلۡ أَسۡلَمۡتُ وَجۡهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِۗ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡأُمِّيِّـۧنَ ءَأَسۡلَمۡتُمۡۚ فَإِنۡ أَسۡلَمُواْ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ وَّإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ ﴿20﴾
fein ḥâccûke feḳul eslemtü vechiye lillâhi vemeni-ttebe`an. veḳul lilleẕîne ûtü-lkitâbe vel'ümmiyyîne eeslemtüm. fein eslemû feḳadi-htedev. vein tevellev feinnemâ `aleyke-lbelâg. vellâhü beṣîrum bil`ibâd.
20. Eğer seninle tartışmaya girerlerse, de ki: “Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” Ehl-i kitaba ve ümmîlere, “Siz de Allah’a teslim oldunuz mu?” de! Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse, sana düşen yalnızca bildirimde bulunmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir.
Kelime meali
فَإِنْ eğer · حَآجُّوكَ seninle tartışmaya girişirlerse · فَقُلْ de ki · أَسْلَمْتُ ben teslim ettim · وَجْهِىَ özümü · لِلَّهِ Allah'a · وَمَنِ ve kimseler · ٱتَّبَعَنِ ۗ bana uyan · وَقُل ve de ki · لِّلَّذِينَ kendilerine · أُوتُوا۟ verilenlere · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَٱلْأُمِّيِّـۧنَ ve ümmilere · ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ Siz de İslam (teslim) oldunuz mu? · فَإِنْ eğer · أَسْلَمُوا۟ İslam olurlarsa · فَقَدِ muhakkak · ٱهْتَدَوا۟ ۖ doğru yolu bulmuşlardır · وَّإِن yok eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerlerse · فَإِنَّمَا artık · عَلَيْكَ sana düşen · ٱلْبَلَـٰغُ ۗ sadece duyurmaktır · وَٱللَّهُ Allah · بَصِيرٌۢ görmektedir · بِٱلْعِبَادِ kulları(nın yaptıkları)nı
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَيَقۡتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡقِسۡطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿21﴾
inne-lleẕîne yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-nnebiyyîne bigayri ḥaḳḳiv veyaḳtülûne-lleẕîne ye'mürûne bilḳisṭi mine-nnâsi febeşşirhüm bi`aẕâbin elîm.
21. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adalet isteyen insanları öldürenler var ya, onlara can yakan bir azabı müjdele!
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يَكْفُرُونَ inkar eden(ler) · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَيَقْتُلُونَ ve öldürenler · ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri · بِغَيْرِ olmaksızın · حَقٍّۢ hak · وَيَقْتُلُونَ ve öldürenler (var ya) · ٱلَّذِينَ kimseleri · يَأْمُرُونَ emreden · بِٱلْقِسْطِ adaletle · مِنَ arasında · ٱلنَّاسِ insanlar · فَبَشِّرْهُم onlara müjdele · بِعَذَابٍ bir azabı · أَلِيمٍ acı
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ﴿22﴾
ülâike-lleẕîne ḥabiṭat a`mâlühüm fi-ddünyâ vel'âḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
22. İşte onlar dünyada da âhirette de emekleri boşa giden kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ böylece · ٱلَّذِينَ boşa çıkmıştır · حَبِطَتْ · أَعْمَـٰلُهُمْ onların yaptıkları · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · وَمَا ve yoktur · لَهُم onların · مِّن hiçbir · نَّـٰصِرِينَ yardımcıları
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ كِتَٰبِ ٱللَّهِ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ وَهُم مُّعۡرِضُونَ ﴿23﴾
elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yüd`avne ilâ kitâbi-llâhi liyaḥküme beynehüm ŝümme yetevellâ ferîḳum minhüm vehüm mü`riḍûn.
23. Kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlara baksana, aralarında hakem olması için Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da, içlerinden bir grup yüz çevirip gerisin geri gidiyor.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَى kimseleri · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilmiş olan · نَصِيبًۭا bir (nasip) pay · مِّنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · يُدْعَوْنَ çağırılıyorlar da · إِلَىٰ Kitabına · كِتَـٰبِ · ٱللَّهِ Allah'ın · لِيَحْكُمَ hüküm versin diye · بَيْنَهُمْ aralarında · ثُمَّ sonra · يَتَوَلَّىٰ dönüyorlar · فَرِيقٌۭ bir topluluk · مِّنْهُمْ onlardan · وَهُم ve onlar · مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorlar
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامࣰ ا مَّعۡدُودَٰتࣲۖ وَغَرَّهُمۡ فِي دِينِهِم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ﴿24﴾
ẕâlike biennehüm ḳâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem ma`dûdât. vegarrahüm fî dînihim mâ kânû yefterûn.
24. Onların bu tutumu “Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmayacak” demelerinden ötürüdür. Uydura geldikleri yalanlar dinleri hakkında kendilerini yanıltmaktadır.
Kelime meali
ذَٰلِكَ bu (hareketleri) · بِأَنَّهُمْ onların · قَالُوا۟ demelerindendir · لَن bize dokunmayacak · تَمَسَّنَا · ٱلنَّارُ ateş · إِلَّآ başka · أَيَّامًۭا birkaç günden · مَّعْدُودَٰتٍۢ ۖ sayılı · وَغَرَّهُمْ ve onları yanıltmıştır · فِى dinlerinde · دِينِهِم · مَّا şeyler · كَانُوا۟ oldukları · يَفْتَرُونَ uyduruyor
فَكَيۡفَ إِذَا جَمَعۡنَٰهُمۡ لِيَوۡمࣲ لَّا رَيۡبَ فِيهِ وَوُفِّيَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ﴿25﴾
fekeyfe iẕâ cema`nâhüm liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
25. Peki onları geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için topladığımızda ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese hak ettiği tastamam verildiğinde halleri nice olacak!
Kelime meali
فَكَيْفَ peki nasıl (olacak)? · إِذَا zaman · جَمَعْنَـٰهُمْ topladığımız · لِيَوْمٍۢ bir gün için · لَّا hiç şüphe olmayan · رَيْبَ · فِيهِ kendisinde · وَوُفِّيَتْ ve tastamam verilip · كُلُّ her · نَفْسٍۢ insanın · مَّا kazandığı · كَسَبَتْ · وَهُمْ ve onların · لَا asla · يُظْلَمُونَ zulme uğratılmadığı
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلۡمُلۡكِ تُؤۡتِي ٱلۡمُلۡكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلۡمُلۡكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُۖ بِيَدِكَ ٱلۡخَيۡرُۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿26﴾
ḳuli-llâhümme mâlike-lmülki tü'ti-lmülke men teşâü vetenzi`u-lmülke mimmen teşâ'. vetü`izzü men teşâü vetüẕillü men teşâ'. biyedike-lḫayr. inneke `alâ külli şey'in ḳadîr.
26. De ki: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kādirsin.”
Kelime meali
قُلِ de ki · ٱللَّهُمَّ Allah'ım · مَـٰلِكَ sahibisin · ٱلْمُلْكِ mülkün · تُؤْتِى sen verirsin · ٱلْمُلْكَ mülkü · مَن kimseye · تَشَآءُ dilediğin · وَتَنزِعُ ve alırsın · ٱلْمُلْكَ mülkü · مِمَّن kimseden · تَشَآءُ dilediğin · وَتُعِزُّ ve yükseltirsin · مَن kimseyi · تَشَآءُ dilediğin · وَتُذِلُّ ve alçaltırsın · مَن kimseyi · تَشَآءُ ۖ dilediğini · بِيَدِكَ senin elindedir · ٱلْخَيْرُ ۖ hayır (mal iyilik)' · إِنَّكَ şüphesiz sen · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeye · قَدِيرٌۭ kadirsin
تُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِۖ وَتُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَتُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتَ مِنَ ٱلۡحَيِّۖ وَتَرۡزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ ﴿27﴾
tûlicü-lleyle fi-nnehâri vetûlicü-nnehâra fi-lleyl. vetuḫricü-lḥayye mine-lmeyyiti vetuḫricü-lmeyyite mine-lḥayy. veterzüḳu men teşâü bigayri ḥisâb.
27. “Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğine sayısız rızık verirsin.”
Kelime meali
تُولِجُ sokarsın · ٱلَّيْلَ geceyi · فِى gündüze · ٱلنَّهَارِ · وَتُولِجُ ve sokarsın · ٱلنَّهَارَ gündüzü · فِى geceye · ٱلَّيْلِ ۖ · وَتُخْرِجُ ve çıkarırsın · ٱلْحَىَّ diriyi · مِنَ ölüden · ٱلْمَيِّتِ · وَتُخْرِجُ ve çıkarırsın · ٱلْمَيِّتَ ölüyü · مِنَ diriden · ٱلْحَىِّ ۖ · وَتَرْزُقُ ve rızıklandırırsın · مَن kimseyi · تَشَآءُ dilediğin · بِغَيْرِ olmaksızın · حِسَابٍۢ hesap
لَّا يَتَّخِذِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَلَيۡسَ مِنَ ٱللَّهِ فِي شَيۡءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنۡهُمۡ تُقَىٰةࣰۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفۡسَهُۥۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿28﴾
lâ yetteḫiẕi-lmü'minûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. vemey yef`al ẕâlike feleyse mine-llâhi fî şey'in illâ en tetteḳû minhüm tüḳâh. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. veile-llâhi-lmeṣîr.
28. Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık Allah’la olan bağını koparmış demektir. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız başkadır. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Sonunda dönüş Allah’adır.
Kelime meali
لَّا edinmesin · يَتَّخِذِ · ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri · أَوْلِيَآءَ dost · مِن bırakıp · دُونِ · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ inananları · وَمَن ve kim · يَفْعَلْ yaparsa · ذَٰلِكَ böyle · فَلَيْسَ kalmaz (değildir) · مِنَ Allah ile · ٱللَّهِ · فِى bir şey (dostluğu) · شَىْءٍ · إِلَّآ ancak başka · أَن korunmanız · تَتَّقُوا۟ · مِنْهُمْ onlardan · تُقَىٰةًۭ ۗ (gelebilecek) tehlikeden · وَيُحَذِّرُكُمُ ve sizi sakındırır · ٱللَّهُ Allah · نَفْسَهُۥ ۗ kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den · وَإِلَى ve Allah'adır · ٱللَّهِ · ٱلْمَصِيرُ dönüş
قُلۡ إِن تُخۡفُواْ مَا فِي صُدُورِكُمۡ أَوۡ تُبۡدُوهُ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿29﴾
ḳul in tuḫfû mâ fî ṣudûriküm ev tübdûhü ya`lemhü-llâh. veya`lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.
29. De ki: “İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir; göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah her şeye kādirdir.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِن eğer · تُخْفُوا۟ gizleseniz · مَا olanı · فِى göğüslerinizde · صُدُورِكُمْ · أَوْ veya · تُبْدُوهُ açığa vursanız onu · يَعْلَمْهُ onu bilir · ٱللَّهُ ۗ Allah · وَيَعْلَمُ ve bilir · مَا olanı · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanı · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeye · قَدِيرٌۭ kadirdir
يَوۡمَ تَجِدُ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ مِنۡ خَيۡرࣲ مُّحۡضَرࣰ ا وَمَا عَمِلَتۡ مِن سُوٓءࣲ تَوَدُّ لَوۡ أَنَّ بَيۡنَهَا وَبَيۡنَهُۥٓ أَمَدَۢا بَعِيدࣰ اۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفۡسَهُۥۗ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ ﴿30﴾
yevme tecidü küllü nefsim mâ `amilet min ḫayrim muḥḍarâ. vemâ `amilet min sû'. teveddü lev enne beynehâ vebeynehû emedem be`îdâ. veyüḥaẕẕirukümü-llâhü nefseh. vellâhü raûfüm bil`ibâd.
30. Herkesin yaptığı iyiliği de işlediği kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı gün, (insan) ister ki kendisi ile kötülükleri arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.
Kelime meali
يَوْمَ O gün · تَجِدُ bulacaktır · كُلُّ her · نَفْسٍۢ nefis · مَّا şeyleri · عَمِلَتْ yaptığı · مِنْ hayırdan · خَيْرٍۢ · مُّحْضَرًۭا hazır · وَمَا ve şeyleri · عَمِلَتْ işlediği · مِن kötülükten · سُوٓءٍۢ · تَوَدُّ ister · لَوْ keşke olsa · أَنَّ onunla (kötülükle) · بَيْنَهَا · وَبَيْنَهُۥٓ kendisi arasında · أَمَدًۢا bir mesafe · بَعِيدًۭا ۗ uzak · وَيُحَذِّرُكُمُ ve sizi sakındırıyor · ٱللَّهُ Allah · نَفْسَهُۥ ۗ kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den · وَٱللَّهُ Allah · رَءُوفٌۢ şefkatlidir · بِٱلْعِبَادِ kulllarına
قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿31﴾
ḳul in küntüm tüḥibbûne-llâhe fettebi`ûnî yuḥbibkümü-llâhü veyagfir leküm ẕünûbeküm. vellâhü gafûrur raḥîm.
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”
Kelime meali
قُلْ de ki · إِن eğer · كُنتُمْ siz · تُحِبُّونَ seviyorsanız · ٱللَّهَ Allah'ı · فَٱتَّبِعُونِى bana uyun ki · يُحْبِبْكُمُ sizi sevsin · ٱللَّهُ Allah da · وَيَغْفِرْ ve bağışlasın · لَكُمْ sizin · ذُنُوبَكُمْ ۗ günahlarınızı · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
قُلۡ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿32﴾
ḳul eṭî`ü-llâhe verrasûl. fein tevellev feinne-llâhe lâ yüḥibbü-lkâfirîn.
32. De ki: “Allah’a ve resule itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.
Kelime meali
قُلْ de ki · أَطِيعُوا۟ ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱلرَّسُولَ ۖ ve Elçiye · فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerlerse · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri
۞إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحࣰ ا وَءَالَ إِبۡرَٰهِيمَ وَءَالَ عِمۡرَٰنَ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿33﴾
inne-llâhe-ṣṭafâ âdeme venûḥav veâle ibrâhîme veâle `imrâne `ale-l`âlemîn.
33–34. Allah, birbirinden gelme nesiller olarak Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. Allah hakkıyla işitmekte ve bilmektedir.
Kelime meali
۞ إِنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · ٱصْطَفَىٰٓ seçip üstün kıldı · ءَادَمَ Adem'i · وَنُوحًۭا ve Nuh'u · وَءَالَ ve ailesini · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · وَءَالَ ve ailesini · عِمْرَٰنَ İmran · عَلَى üzerine · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler
ذُرِّيَّةَۢ بَعۡضُهَا مِنۢ بَعۡضࣲۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿34﴾
ẕürriyyetem ba`ḍuhâ mim ba`ḍ. vellâhü semî`un `alîm.
Kelime meali
ذُرِّيَّةًۢ türeyen nesil(ler)dir · بَعْضُهَا bazısı (birbirinden) · مِنۢ bazısından · بَعْضٍۢ ۗ · وَٱللَّهُ Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌ bilendir
إِذۡ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ عِمۡرَٰنَ رَبِّ إِنِّي نَذَرۡتُ لَكَ مَا فِي بَطۡنِي مُحَرَّرࣰ ا فَتَقَبَّلۡ مِنِّيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ﴿35﴾
iẕ ḳâleti-mraetü `imrâne rabbi innî neẕertü leke mâ fî baṭnî müḥarraran feteḳabbel minnî. inneke ente-ssemî`u-l`alîm.
35. Bir zamanlar İmrân’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur; kuşkusuz sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen.”
Kelime meali
إِذْ hani · قَالَتِ demişti ki · ٱمْرَأَتُ karısı · عِمْرَٰنَ İmran'ın · رَبِّ Rabbim · إِنِّى şüphesiz ben · نَذَرْتُ adadım · لَكَ sana · مَا olanı · فِى karnımda · بَطْنِى · مُحَرَّرًۭا tam hür olarak · فَتَقَبَّلْ kabul buyur · مِنِّىٓ ۖ benden · إِنَّكَ şüphesiz · أَنتَ sen · ٱلسَّمِيعُ işitensin · ٱلْعَلِيمُ bilensin
فَلَمَّا وَضَعَتۡهَا قَالَتۡ رَبِّ إِنِّي وَضَعۡتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا وَضَعَتۡ وَلَيۡسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلۡأُنثَىٰۖ وَإِنِّي سَمَّيۡتُهَا مَرۡيَمَ وَإِنِّيٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ ﴿36﴾
felemmâ veḍa`athâ ḳâlet rabbi innî veḍa`tühâ ünŝâ. vellâhü a`lemü bimâ veḍa`at. veleyse-ẕẕekeru kel'ünŝâ. veinnî semmeytühâ meryeme veinnî ü`îẕühâ bike veẕürriyyetehâ mine-şşeyṭâni-rracîm.
36. Onu doğurunca dedi ki: “Rabbim! Onu kız doğurdum. -Oysa Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir- erkek de kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum, işte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı senin korumana bırakıyorum.”
Kelime meali
فَلَمَّا ne zaman ki · وَضَعَتْهَا onu doğurunca · قَالَتْ şöyle söyledi · رَبِّ Rabbim · إِنِّى şüphesiz ben · وَضَعْتُهَآ onu doğurdum · أُنثَىٰ bir kız · وَٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ bilirken · بِمَا (onun) ne · وَضَعَتْ doğurduğunu · وَلَيْسَ ve değildir · ٱلذَّكَرُ erkek · كَٱلْأُنثَىٰ ۖ kız gibi · وَإِنِّى doğrusu ben · سَمَّيْتُهَا ona adını verdim · مَرْيَمَ Meryem · وَإِنِّىٓ şüphesiz ben · أُعِيذُهَا onu ısmarlıyorum · بِكَ sana · وَذُرِّيَّتَهَا ve soyunu · مِنَ şeytan(ın şerri)nden · ٱلشَّيْطَـٰنِ · ٱلرَّجِيمِ kovulmuş
فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنࣲ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنࣰ ا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۖ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيۡهَا زَكَرِيَّا ٱلۡمِحۡرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزۡقࣰ اۖ قَالَ يَٰمَرۡيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَاۖ قَالَتۡ هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابٍ ﴿37﴾
feteḳabbelehâ rabbühâ biḳabûlin ḥaseniv veembetehâ nebâten ḥasenev vekeffelehâ zekeriyyâ. küllemâ deḫale `aleyhâ zekeriyye-lmiḥrâbe vecede `indehâ rizḳan. ḳâle yâ meryemü ennâ leki hâẕâ. ḳâlet hüve min `indi-llâh. inne-llâhe yerzüḳu mey yeşâü bigayri ḥisâb.
37. Bunun üzerine rabbi ona hüsnükabul gösterdi ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriyyâ’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyyâ onun bulunduğu yere, mâbeddeki odaya her girdiğinde yanında (yeni) bir rızık bulur ve “Ey Meryem! Bu sana nereden?” diye sorar, o da “Allah tarafından” cevabını verirdi. Kuşkusuz Allah dilediğine sayısız rızık verir.
Kelime meali
فَتَقَبَّلَهَا kabul buyurdu onu · رَبُّهَا Rabbi · بِقَبُولٍ kabulle (şekilde) · حَسَنٍۢ güzel bir · وَأَنۢبَتَهَا ve onu yetiştirdi · نَبَاتًا bir bitki (gibi) · حَسَنًۭا güzel · وَكَفَّلَهَا ve onun bakımını üstlendi · زَكَرِيَّا ۖ Zekeriyya da · كُلَّمَا her · دَخَلَ girdiğinde · عَلَيْهَا onun yanına · زَكَرِيَّا Zekeriyya · ٱلْمِحْرَابَ mihraba · وَجَدَ bulurdu · عِندَهَا yanında · رِزْقًۭا ۖ bir rızık · قَالَ derdi · يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem · أَنَّىٰ nereden? · لَكِ sana · هَـٰذَا ۖ bu · قَالَتْ (O da) derdi · هُوَ Bu · مِنْ katından · عِندِ · ٱللَّهِ ۖ Allah · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَرْزُقُ rızık verir · مَن kimseye · يَشَآءُ dilediği · بِغَيْرِ olmaksızın · حِسَابٍ hesap
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۥۖ قَالَ رَبِّ هَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ ذُرِّيَّةࣰ طَيِّبَةًۖ إِنَّكَ سَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ ﴿38﴾
hünâlike de`â zekeriyyâ rabbeh. ḳâle rabbi heb lî mil ledünke ẕürriyyeten ṭayyibeh. inneke semî`u-ddü`â'.
38. Orada Zekeriyyâ rabbine dua edip dedi ki: “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.”
Kelime meali
هُنَالِكَ orada · دَعَا du'a etti · زَكَرِيَّا Zekeriyya · رَبَّهُۥ ۖ Rabbine · قَالَ dedi ki · رَبِّ Rabbim · هَبْ ver · لِى bana · مِن katından · لَّدُنكَ · ذُرِّيَّةًۭ bir nesil · طَيِّبَةً ۖ temiz · إِنَّكَ şüphesiz sen · سَمِيعُ işitensin · ٱلدُّعَآءِ du'ayı
فَنَادَتۡهُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمࣱ يُصَلِّي فِي ٱلۡمِحۡرَابِ أَنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحۡيَىٰ مُصَدِّقَۢا بِكَلِمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَسَيِّدࣰ ا وَحَصُورࣰ ا وَنَبِيࣰّ ا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿39﴾
fenâdethü-lmelâiketü vehüve ḳâimüy yüṣallî fi-lmiḥrâbi enne-llâhe yübeşşiruke biyaḥyâ müṣaddiḳam bikelimetim mine-llâhi veseyyidev veḥaṣûrav venebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
39. O mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler: “Allah’ın bir kelimesini (Hz. İsâ’yı) tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlih kullardan bir peygamber olarak Yahyâ’yı Allah sana müjdeliyor.
Kelime meali
فَنَادَتْهُ ona seslendiler · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · وَهُوَ ve O (Zekeriyya) · قَآئِمٌۭ durup · يُصَلِّى namaz kılarken · فِى mabedde · ٱلْمِحْرَابِ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُبَشِّرُكَ sana müjdeler · بِيَحْيَىٰ Yahya'yı · مُصَدِّقًۢا doğrulayıcı · بِكَلِمَةٍۢ bir kelimeyi · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَسَيِّدًۭا ve efendi · وَحَصُورًۭا ve nefsine hakim · وَنَبِيًّۭا ve bir peygamber olacak · مِّنَ iyilerden · ٱلصَّـٰلِحِينَ
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَقَدۡ بَلَغَنِيَ ٱلۡكِبَرُ وَٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣱۖ قَالَ كَذَٰلِكَ ٱللَّهُ يَفۡعَلُ مَا يَشَآءُ ﴿40﴾
ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv veḳad beleganiye-lkiberu vemraetî `âḳir. ḳâle keẕâlike-llâhü yef`alü mâ yeşâ'.
40. Zekeriyyâ ise şöyle dedi: “Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çattığı, üstelik karım da kısır olduğu halde benim nasıl oğlum olabilir?” Buyurdu ki: “İşte böyle; Allah dilediğini yapar.”
Kelime meali
قَالَ dedi ki · رَبِّ Rabbim · أَنَّىٰ nasıl? · يَكُونُ olur · لِى benim · غُلَـٰمٌۭ oğlum · وَقَدْ halbuki · بَلَغَنِىَ bana gelip çatmış · ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık · وَٱمْرَأَتِى ve karım da · عَاقِرٌۭ ۖ kısırken · قَالَ (Allah) dedi · كَذَٰلِكَ öyle (ama) · ٱللَّهُ Allah · يَفْعَلُ yapar · مَا şeyi · يَشَآءُ dilediği
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةࣰۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمۡزࣰ اۗ وَٱذۡكُر رَّبَّكَ كَثِيرࣰ ا وَسَبِّحۡ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِبۡكَٰرِ ﴿41﴾
ḳâle rabbi-c`al lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝete eyyâmin illâ ramzâ. veẕkür rabbeke keŝîrav vesebbiḥ bil`aşiyyi vel'ibkâr.
41. “Rabbim, dedi, bana bir alâmet göster.” Şöyle buyurdu: “Senin için alâmet insanlara üç gün ancak işaretle konuşmandır. Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”
Kelime meali
قَالَ dedi di · رَبِّ Rabbim · ٱجْعَل o halde ver · لِّىٓ bana · ءَايَةًۭ ۖ bir alamet · قَالَ (Allah) dedi ki · ءَايَتُكَ senin alametin · أَلَّا konuşamamandır · تُكَلِّمَ · ٱلنَّاسَ insanlarla · ثَلَـٰثَةَ üç · أَيَّامٍ gün · إِلَّا başka · رَمْزًۭا ۗ işaretten · وَٱذْكُر ve an · رَّبَّكَ Rabbini · كَثِيرًۭا çok · وَسَبِّحْ ve (O'nu) tesbih et · بِٱلْعَشِىِّ akşam · وَٱلْإِبْكَـٰرِ ve sabah
وَإِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصۡطَفَىٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿42﴾
veiẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe-ṣṭafâki veṭahheraki vaṣṭafâki `alâ nisâi-l`âlemîn.
42. Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlara üstün eyledi.
Kelime meali
وَإِذْ bir zaman · قَالَتِ demişti ki · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler · يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · ٱصْطَفَىٰكِ seni seçti · وَطَهَّرَكِ ve temizledi · وَٱصْطَفَىٰكِ ve seni üstün kıldı · عَلَىٰ üzerine · نِسَآءِ kadınları · ٱلْعَـٰلَمِينَ dünyaların
يَٰمَرۡيَمُ ٱقۡنُتِي لِرَبِّكِ وَٱسۡجُدِي وَٱرۡكَعِي مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ ﴿43﴾
yâ meryemu-ḳnütî lirabbiki vescüdî verke`î me`a-rrâki`în.
43. Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle beraber sen de eğil.”
Kelime meali
يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem · ٱقْنُتِى divan dur · لِرَبِّكِ Rabbine · وَٱسْجُدِى ve secde et · وَٱرْكَعِى ve (huzurunda) eğil · مَعَ beraber · ٱلرَّٰكِعِينَ eğilenlerle
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهِ إِلَيۡكَۚ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ يُلۡقُونَ أَقۡلَٰمَهُمۡ أَيُّهُمۡ يَكۡفُلُ مَرۡيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيۡهِمۡ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ ﴿44﴾
ẕâlike min embâi-lgaybi nûḥîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iẕ yülḳûne aḳlâmehüm eyyühüm yekfülü meryem. vemâ künte ledeyhim iẕ yaḫteṣimûn.
44. Bunlar sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye kura çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar tartışırken de sen yanlarında değildin.
Kelime meali
ذَٰلِكَ bunlar · مِنْ haberlerindendir · أَنۢبَآءِ · ٱلْغَيْبِ görünmez alemin · نُوحِيهِ vahyettiğimiz · إِلَيْكَ ۚ sana · وَمَا sen değildin · كُنتَ · لَدَيْهِمْ onların yanında · إِذْ zaman · يُلْقُونَ attıkları · أَقْلَـٰمَهُمْ (kur'a) oklarını · أَيُّهُمْ hangisi · يَكْفُلُ kefil olacak (diye) · مَرْيَمَ Meryem'e · وَمَا sen değildin · كُنتَ · لَدَيْهِمْ yanlarında · إِذْ zaman · يَخْتَصِمُونَ birbirleriyle çekiştikleri
إِذۡ قَالَتِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَٰمَرۡيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةࣲ مِّنۡهُ ٱسۡمُهُ ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ وَجِيهࣰ ا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ﴿45﴾
iẕ ḳâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe yübeşşiruki bikelimetim minh. ismühü-lmesîḥu `îse-bnü meryeme vecîhen fi-ddünyâ vel'âḫirati vemine-lmüḳarrabîn.
45. Melekler demişti ki: “Ey Meryem! Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ Mesîh’tir, dünyada da âhirette de itibarlı ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır.
Kelime meali
إِذْ hani · قَالَتِ demişti · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler · يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُبَشِّرُكِ seni müjdeliyor · بِكَلِمَةٍۢ bir kelime ile · مِّنْهُ kendisinden · ٱسْمُهُ onun adı · ٱلْمَسِيحُ Mesih'dir · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · وَجِيهًۭا yüzdedir (şereflidir) · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · وَمِنَ ve (Allah'a) yakın olanlardandır · ٱلْمُقَرَّبِينَ
وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلۡمَهۡدِ وَكَهۡلࣰ ا وَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿46﴾
veyükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlev vemine-ṣṣâliḥîn.
46. O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve sâlih kişilerden olacak.”
Kelime meali
وَيُكَلِّمُ ve konuşacak · ٱلنَّاسَ insanlara · فِى beşikte · ٱلْمَهْدِ · وَكَهْلًۭا ve yetişkinlikte · وَمِنَ ve iyilerden olacaktır · ٱلصَّـٰلِحِينَ
قَالَتۡ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي وَلَدࣱ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرࣱۖ قَالَ كَذَٰلِكِ ٱللَّهُ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ﴿47﴾
ḳâlet rabbi ennâ yekûnü lî veledüv velem yemsesnî beşer. ḳâle keẕâliki-llâhü yaḫlüḳu mâ yeşâ'. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
47. Dedi ki: “Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?” Allah buyurdu: “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece ‘ol!’ der, o da oluverir.”
Kelime meali
قَالَتْ dedi ki · رَبِّ Rabbim · أَنَّىٰ nasıl · يَكُونُ olur · لِى benim · وَلَدٌۭ çocuğum · وَلَمْ bana dokunmamışken · يَمْسَسْنِى · بَشَرٌۭ ۖ bir beşer · قَالَ dedi · كَذَٰلِكِ böyledir · ٱللَّهُ Allah · يَخْلُقُ yaratır · مَا şeyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · إِذَا zaman · قَضَىٰٓ istediği · أَمْرًۭا bir şey(in olmasını) · فَإِنَّمَا sadece · يَقُولُ der · لَهُۥ ona · كُن ol' · فَيَكُونُ o da oluverir
وَيُعَلِّمُهُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ ﴿48﴾
veyü`allimühü-lkitâbe velḥikmete vettevrâte vel'incîl.
48. Rabbin ona yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.
Kelime meali
وَيُعَلِّمُهُ ve ona öğretecektir · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْحِكْمَةَ ve Hikmeti · وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı · وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i
وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَنِّي قَدۡ جِئۡتُكُم بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ أَنِّيٓ أَخۡلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيۡـَٔةِ ٱلطَّيۡرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيۡرَۢا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۖ وَأُبۡرِئُ ٱلۡأَكۡمَهَ وَٱلۡأَبۡرَصَ وَأُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأۡكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿49﴾
verasûlen ilâ benî isrâîle ennî ḳad ci'tüküm biâyetim mir rabbiküm ennî aḫlüḳu leküm mine-ṭṭîni kehey'eti-ṭṭayri feenfüḫu fîhi feyekûnü ṭayram biiẕni-llâh. veübriü-l'ekmehe vel'ebraṣa veuḥyi-lmevtâ biiẕni-llâh. veünebbiüküm bimâ te'külûne vemâ teddeḫirûne fî büyûtiküm. inne fî ẕâlike leâyetel leküm in küntüm mü'minîn.
49. Onu İsrâiloğulları’na elçi olarak gönderecek ve o şöyle diyecek: “Kuşkuya yer yok, işte size rabbinizden bir mûcize ile geldim; size çamurdan kuş biçiminde bir şey yapar ona üflerim, Allah’ın izni ile derhal kuş oluverir; yine Allah’ın izniyle körü ve cüzzamlıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim; ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır.
Kelime meali
وَرَسُولًا ve bir elçi (şöyle diyen) · إِلَىٰ oğullarına · بَنِىٓ · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · أَنِّى ben · قَدْ doğrusu · جِئْتُكُم size getirdim · بِـَٔايَةٍۢ bir mu'cize · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ ۖ · أَنِّىٓ ben · أَخْلُقُ yaratırım · لَكُم sizin için · مِّنَ çamurdan · ٱلطِّينِ · كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey · ٱلطَّيْرِ kuş · فَأَنفُخُ üflerim · فِيهِ ona · فَيَكُونُ hemen oluverir · طَيْرًۢا bir kuş · بِإِذْنِ izniyle · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · وَأُبْرِئُ ve iyileştiririm · ٱلْأَكْمَهَ körü · وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı · وَأُحْىِ ve diriltirim · ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri · بِإِذْنِ izniyle · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · وَأُنَبِّئُكُم ve size haber veririm · بِمَا ne · تَأْكُلُونَ yediğinizi · وَمَا ve ne · تَدَّخِرُونَ biriktirdiğinizi · فِى evlerinizde · بُيُوتِكُمْ ۚ · إِنَّ elbette · فِى bunda · ذَٰلِكَ · لَـَٔايَةًۭ bir ibret vardır · لَّكُمْ sizin için · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanıyor
وَمُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيَّ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعۡضَ ٱلَّذِي حُرِّمَ عَلَيۡكُمۡۚ وَجِئۡتُكُم بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ﴿50﴾
vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti veliüḥille leküm ba`ḍa-lleẕî ḥurrime `aleyküm veci'tüküm biâyetim mir rabbiküm fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
50. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanların bir kısmının sizin için helâl olduğunu bildireyim diye gönderildim ve size Rabbinizden bir mûcize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Kelime meali
وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayıcı olarak · لِّمَا şeyi · بَيْنَ benden önce gelen · يَدَىَّ · مِنَ Tevrat'ı · ٱلتَّوْرَىٰةِ · وَلِأُحِلَّ ve helal kılmak için · لَكُم size · بَعْضَ bazı · ٱلَّذِى şeyleri · حُرِّمَ haram kılınan · عَلَيْكُمْ ۚ size · وَجِئْتُكُم ve size getirdim · بِـَٔايَةٍۢ bir mu'cize · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin
إِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ ﴿51﴾
inne-llâhe rabbî verabbüküm fa`büdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
51. Kuşkusuz Allah benim de rabbimdir, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte doğru olan yol budur.”
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · رَبِّى benim Rabbimdir · وَرَبُّكُمْ ve sizin de Rabbinizdir · فَٱعْبُدُوهُ ۗ O'na kulluk edin · هَـٰذَا budur · صِرَٰطٌۭ yol · مُّسْتَقِيمٌۭ doğru
۞فَلَمَّآ أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنۡهُمُ ٱلۡكُفۡرَ قَالَ مَنۡ أَنصَارِيٓ إِلَى ٱللَّهِۖ قَالَ ٱلۡحَوَارِيُّونَ نَحۡنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَٱشۡهَدۡ بِأَنَّا مُسۡلِمُونَ ﴿52﴾
felemmâ eḥasse `îsâ minhümü-lküfra ḳâle men enṣârî ile-llâh. ḳâle-lḥavâriyyûne naḥnü enṣâru-llâh. âmennâ billâh. veşhed biennâ müslimûn.
52. Îsâ onlardaki inkârcılığı sezince, “Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” diye sordu. Havâriler cevap verdiler: “Biz Allah için yardımcılarız; Allah’a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız.”
Kelime meali
۞ فَلَمَّآ ne zaman ki · أَحَسَّ sezdi · عِيسَىٰ Îsa · مِنْهُمُ onlardan · ٱلْكُفْرَ inkarı · قَالَ dedi ki · مَنْ kimler · أَنصَارِىٓ bana yardımcı olacak · إِلَى (yolunda) · ٱللَّهِ ۖ Allah · قَالَ dediler · ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler · نَحْنُ Biz · أَنصَارُ yardımcılarıyız · ٱللَّهِ Allah(yolun)un · ءَامَنَّا inandık · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱشْهَدْ şahid ol · بِأَنَّا biz · مُسْلِمُونَ müslümanlarız
رَبَّنَآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنزَلۡتَ وَٱتَّبَعۡنَا ٱلرَّسُولَ فَٱكۡتُبۡنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ ﴿53﴾
rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vetteba`ne-rrasûle fektübnâ me`a-şşâhidîn.
53. “Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.”
Kelime meali
رَبَّنَآ Rabbimiz · ءَامَنَّا inandık · بِمَآ şeye · أَنزَلْتَ senin indirdiğin · وَٱتَّبَعْنَا ve uyduk · ٱلرَّسُولَ elçiye · فَٱكْتُبْنَا bizi yaz · مَعَ beraber · ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle
وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ ﴿54﴾
vemekerû vemekera-llâh. vellâhü ḫayru-lmâkirîn.
54. (Yahudiler) tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur.
Kelime meali
وَمَكَرُوا۟ ve tuzak kurdular · وَمَكَرَ ve tuzak kurdu · ٱللَّهُ ۖ Allah da · وَٱللَّهُ çünkü Allah · خَيْرُ en iyi · ٱلْمَـٰكِرِينَ tuzak kurandır
إِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَىٰٓ إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوۡقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ ثُمَّ إِلَيَّ مَرۡجِعُكُمۡ فَأَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ﴿55﴾
iẕ ḳâle-llâhü yâ `îsâ innî müteveffîke verâfi`uke ileyye vemüṭahhiruke mine-lleẕîne keferû vecâ`ilü-lleẕîne-ttebe`ûke fevḳa-lleẕîne keferû ilâ yevmi-lḳiyâmeh. ŝümme ileyye merci`uküm feaḥkümü beyneküm fîmâ küntüm fîhi taḫtelifûn.
55. Allah buyurmuştu ki: “Ey Îsâ! Ben seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni o inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte, ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.”
Kelime meali
إِذْ hani · قَالَ demişti · ٱللَّهُ Allah · يَـٰعِيسَىٰٓ Ey Îsa · إِنِّى elbette ben · مُتَوَفِّيكَ senin canını alacağım · وَرَافِعُكَ ve seni yükselteceğim · إِلَىَّ bana · وَمُطَهِّرُكَ ve seni temizleyeceğim · مِنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · كَفَرُوا۟ inkar eden · وَجَاعِلُ ve tutacağım · ٱلَّذِينَ kimseleri · ٱتَّبَعُوكَ sana uyan · فَوْقَ üstünde · ٱلَّذِينَ kimselerim · كَفَرُوٓا۟ inkar eden · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ kıyamet · ثُمَّ sonra · إِلَىَّ bana olacaktır · مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz · فَأَحْكُمُ ben hükmedeceğim · بَيْنَكُمْ aranızda · فِيمَا şeyler (hakkında) · كُنتُمْ sizin · فِيهِ onda · تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştüğünüz
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَأُعَذِّبُهُمۡ عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ ا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ﴿56﴾
feemme-lleẕîne keferû feü`aẕẕibühüm `aẕâben şedîden fi-ddünyâ vel'âḫirah. vemâ lehüm min nâṣirîn.
56. “İnkâr edenleri dünyada da âhirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.”
Kelime meali
فَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden · فَأُعَذِّبُهُمْ onlara azabedeceğim · عَذَابًۭا azapla · شَدِيدًۭا şiddetli · فِى dünyada da · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette de · وَمَا olmayacaktır · لَهُم onların · مِّن hiçbir · نَّـٰصِرِينَ yardımcıları da
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمۡ أُجُورَهُمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿57﴾
veemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti feyüveffîhim ücûrahüm. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
57. İman edip dünya ve âhirete faydalı işler yapanlara gelince, Allah onlara mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.
Kelime meali
وَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi şeyler · فَيُوَفِّيهِمْ (Allah) tam olarak verecektir · أُجُورَهُمْ ۗ mükafatlarını · وَٱللَّهُ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri
ذَٰلِكَ نَتۡلُوهُ عَلَيۡكَ مِنَ ٱلۡأٓيَٰتِ وَٱلذِّكۡرِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿58﴾
ẕâlike netlûhü `aleyke mine-l'âyâti veẕẕikri-lḥakîm.
58. İşte bu sana okuduğumuz apaçık delillerdir, hikmet dolu sözlerdir.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte bu · نَتْلُوهُ okuduğumuz · عَلَيْكَ sana · مِنَ ayetlerden · ٱلْـَٔايَـٰتِ · وَٱلذِّكْرِ ve Zikir(Kitap)dandır · ٱلْحَكِيمِ hikmetli
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابࣲ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ﴿59﴾
inne meŝele `îsâ `inde-llâhi kemeŝeli âdem. ḫaleḳahû min türâbin ŝümme ḳâle lehû kün feyekûn.
59. Allah nezdinde Îsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan var etti; sonra ona “ol” dedi ve oluverdi.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · مَثَلَ durumu · عِيسَىٰ Îsa'nın · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah'ın · كَمَثَلِ durumu gibidir · ءَادَمَ ۖ Adem'in · خَلَقَهُۥ Onu yarattı · مِن topraktan · تُرَابٍۢ · ثُمَّ sonra · قَالَ dedi ki · لَهُۥ ona · كُن Ol! · فَيَكُونُ ve oldu
ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ ﴿60﴾
elḥaḳḳu mir rabbike felâ teküm mine-lmümterîn.
60. Gerçek, rabbinden gelendir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.
Kelime meali
ٱلْحَقُّ (Bu) gerçektir' · مِن Rabbinden (gelen) · رَّبِّكَ · فَلَا öyle ise olma · تَكُن · مِّنَ kuşkulananlardan · ٱلْمُمْتَرِينَ
فَمَنۡ حَآجَّكَ فِيهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ فَقُلۡ تَعَالَوۡاْ نَدۡعُ أَبۡنَآءَنَا وَأَبۡنَآءَكُمۡ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمۡ وَأَنفُسَنَا وَأَنفُسَكُمۡ ثُمَّ نَبۡتَهِلۡ فَنَجۡعَل لَّعۡنَتَ ٱللَّهِ عَلَى ٱلۡكَٰذِبِينَ ﴿61﴾
femen ḥâccâke fîhi mim ba`di mâ câeke mine-l`ilmi feḳul te`âlev ned`u ebnâenâ veebnâeküm venisâenâ venisâeküm veenfüsenâ veenfüseküm ŝümme nebtehil fenec`al la`nete-llâhi `ale-lkâẕibîn.
61. Sana gelen bu bilgiden sonra her kim bu konuda seninle tartışmaya kalkışırsa, de ki: “Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da Allah’ın lâneti yalancıların üzerine olsun diye dua edelim.”
Kelime meali
فَمَنْ kim · حَآجَّكَ seninle tartışmaya kalkarsa · فِيهِ oun hakkında · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا şeylerden · جَآءَكَ sana gelen · مِنَ ilimden · ٱلْعِلْمِ · فَقُلْ de ki · تَعَالَوْا۟ gelin · نَدْعُ çağıralım · أَبْنَآءَنَا oğullarımızı · وَأَبْنَآءَكُمْ ve oğullarınızı · وَنِسَآءَنَا ve kadınlarımızı; · وَنِسَآءَكُمْ ve kadınlarınızı · وَأَنفُسَنَا ve kendimizi · وَأَنفُسَكُمْ ve kendinizi · ثُمَّ sonra · نَبْتَهِلْ gönülden la'netle du'a edelim de · فَنَجْعَل atalım (kılalım) · لَّعْنَتَ la'netini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَى üstüne · ٱلْكَـٰذِبِينَ yalancıların
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡقَصَصُ ٱلۡحَقُّۚ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿62﴾
inne hâẕâ lehüve-lḳaṣaṣu-lḥaḳḳ. vemâ min ilâhin ille-llâh. veinne-llâhe lehüve-l`azîzü-lḥakîm.
62. İşte bunlar gerçek haberlerdir. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · هَـٰذَا budur · لَهُوَ (Îsa hakkındaki) o · ٱلْقَصَصُ kıssa (öykü) · ٱلْحَقُّ ۚ gerçek · وَمَا yoktur · مِنْ hiçbir · إِلَـٰهٍ tanrı · إِلَّا başka · ٱللَّهُ ۚ Allah'tan · وَإِنَّ ve elbette · ٱللَّهَ Allah · لَهُوَ O · ٱلْعَزِيزُ azizdir (kesin galib) · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir
فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُفۡسِدِينَ ﴿63﴾
fein tevellev feinne-llâhe `alîmüm bilmüfsidîn.
63. Eğer yine yüz çevirirlerse, kuşkusuz Allah bozguncuları çok iyi bilmektedir.
Kelime meali
فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerlerse · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ كَلِمَةࣲ سَوَآءِۭ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ أَلَّا نَعۡبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشۡرِكَ بِهِۦ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَتَّخِذَ بَعۡضُنَا بَعۡضًا أَرۡبَابࣰ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُولُواْ ٱشۡهَدُواْ بِأَنَّا مُسۡلِمُونَ ﴿64﴾
ḳul yâ ehle-lkitâbi te`âlev ilâ kelimetin sevâim beynenâ vebeyneküm ellâ na`büde ille-llâhe velâ nüşrike bihî şey'ev velâ yetteḫiẕe ba`ḍunâ ba`ḍan erbâbem min dûni-llâh. fein tevellev feḳûlü-şhedû biennâ müslimûn.
64. De ki: “Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” Eğer yine yüz çevirirlerse, “Şahit olun ki biz Müslümanlarız” deyin.
Kelime meali
قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · تَعَالَوْا۟ gelin · إِلَىٰ bir kelimeye · كَلِمَةٍۢ · سَوَآءٍۭ eşit olan · بَيْنَنَا bizim aramızda · وَبَيْنَكُمْ ve sizin aranızda · أَلَّا ibadet etmeyelim · نَعْبُدَ · إِلَّا başkasına · ٱللَّهَ Allah'tan · وَلَا ortak koşmayalım · نُشْرِكَ · بِهِۦ O'na · شَيْـًۭٔا hiçbirşeyi · وَلَا edinmeyelim · يَتَّخِذَ · بَعْضُنَا bazımız · بَعْضًا bazımızı · أَرْبَابًۭا tanrılar · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ ۚ Allah'tan · فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse · فَقُولُوا۟ deyin · ٱشْهَدُوا۟ şahid olun · بِأَنَّا şüphesiz biz · مُسْلِمُونَ müslümanlarız
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوۡرَىٰةُ وَٱلۡإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِهِۦٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ ﴿65﴾
yâ ehle-lkitâbi lime tüḥâccûne fî ibrâhîme vemâ ünzileti-ttevrâtü vel'incîlü illâ mim ba`dih. efelâ ta`ḳilûn.
65. Ey Ehl-i kitap! İbrâhim hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Tevrat da İncil de kesinlikle ondan sonra indirildi. Hiç düşünmüyor musunuz?
Kelime meali
يَـٰٓأَهْلَ ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لِمَ neden · تُحَآجُّونَ tartışıyorsunuz · فِىٓ hakkında · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · وَمَآ oysa indirilmiştir · أُنزِلَتِ · ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat · وَٱلْإِنجِيلُ ve İncil · إِلَّا ancak · مِنۢ ondan sonra · بَعْدِهِۦٓ ۚ · أَفَلَا düşünmüyor musunuz? · تَعْقِلُونَ
هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ حَٰجَجۡتُمۡ فِيمَا لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ﴿66﴾
hâentüm hâülâi ḥâcectüm fîmâ leküm bihî `ilmün felime tüḥâccûne fîmâ leyse leküm bihî `ilm. vellâhü ya`lemü veentüm lâ ta`lemûn.
66. İşte siz böylesiniz; hadi hakkında bilginiz olan konuda tartıştınız, fakat hiç bilgi sahibi olmadığınız bir konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Kelime meali
هَـٰٓأَنتُمْ işte siz · هَـٰٓؤُلَآءِ böylesiniz · حَـٰجَجْتُمْ tartışıyorsunuz · فِيمَا olan şey · لَكُم sizin · بِهِۦ onun (hakkında) · عِلْمٌۭ biraz bilginiz · فَلِمَ ama neden? · تُحَآجُّونَ tartışıyorsunuz · فِيمَا hakkında · لَيْسَ olmayan · لَكُم sizin · بِهِۦ onun (hakkında) · عِلْمٌۭ ۚ bilginiz · وَٱللَّهُ Allah · يَعْلَمُ bilir · وَأَنتُمْ ve siz · لَا bilmezsiniz · تَعْلَمُونَ
مَا كَانَ إِبۡرَٰهِيمُ يَهُودِيࣰّ ا وَلَا نَصۡرَانِيࣰّ ا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفࣰ ا مُّسۡلِمࣰ ا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ﴿67﴾
mâ kâne ibrâhîmü yehûdiyyev velâ naṣrâniyyev velâkin kâne ḥanîfem müslimâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
67. İbrâhim ne yahudi ne hıristiyan idi; bilâkis o, tek Allah’a inanıp boyun eğmiş birisiydi, müşriklerden de değildi.
Kelime meali
مَا değildi · كَانَ · إِبْرَٰهِيمُ İbrahim · يَهُودِيًّۭا yahudi · وَلَا ne de · نَصْرَانِيًّۭا hıristiyan · وَلَـٰكِن fakat · كَانَ idi · حَنِيفًۭا dosdoğru · مُّسْلِمًۭا bir müslüman · وَمَا ve değildi · كَانَ · مِنَ müşriklerden · ٱلْمُشْرِكِينَ
إِنَّ أَوۡلَى ٱلنَّاسِ بِإِبۡرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِيُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۗ وَٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿68﴾
inne evle-nnâsi biibrâhîme lelleẕîne-ttebe`ûhü vehâẕe-nnebiyyü velleẕîne âmenû. vellâhü veliyyü-lmü'minîn.
68. Doğrusu insanların İbrâhim’e en yakın olanı, ona tâbi olanlar, şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
Kelime meali
إِنَّ doğrusu · أَوْلَى en yakın olanı · ٱلنَّاسِ insanların · بِإِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e · لَلَّذِينَ kimselerdir · ٱتَّبَعُوهُ ona uyan(lar) · وَهَـٰذَا ve bu · ٱلنَّبِىُّ peygamber · وَٱلَّذِينَ ve kimselerdir · ءَامَنُوا۟ ۗ inanan(lar) · وَٱللَّهُ Allah da · وَلِىُّ dostudur · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin
وَدَّت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يُضِلُّونَكُمۡ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡ وَمَا يَشۡعُرُونَ ﴿69﴾
veddeṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi lev yüḍillûneküm. vemâ yüḍillûne illâ enfüsehüm vemâ yeş`urûn.
69. Ehl-i kitap’tan bir kısmı istediler ki sizi saptırsınlar. Oysa onlar ancak kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
Kelime meali
وَدَّت istedi ki · طَّآئِفَةٌۭ bir grup · مِّنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَوْ eğer · يُضِلُّونَكُمْ sizi saptırsınlar · وَمَا oysa · يُضِلُّونَ saptırıyorlar · إِلَّآ sadece · أَنفُسَهُمْ kendilerini · وَمَا farkında değiller · يَشْعُرُونَ
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَأَنتُمۡ تَشۡهَدُونَ ﴿70﴾
yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâhi veentüm teşhedûn.
70. Ey Ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp durduğunuz halde niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
Kelime meali
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لِمَ niçin? · تَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَأَنتُمْ ve siz · تَشْهَدُونَ (gerçeği) gördüğünüz halde
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَلۡبِسُونَ ٱلۡحَقَّ بِٱلۡبَٰطِلِ وَتَكۡتُمُونَ ٱلۡحَقَّ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿71﴾
yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lḥaḳḳa bilbâṭili vetektümûne-lḥaḳḳa veentüm ta`lemûn.
71. Ey Ehl-i kitap! Neden hakkı bâtıl ile karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
Kelime meali
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لِمَ niçin · تَلْبِسُونَ karıştırıyorsunuz · ٱلْحَقَّ hakkı · بِٱلْبَـٰطِلِ batılla · وَتَكْتُمُونَ ve gizliyorsunuz · ٱلْحَقَّ gerçeği · وَأَنتُمْ ve siz · تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde
وَقَالَت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ ءَامِنُواْ بِٱلَّذِيٓ أُنزِلَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَجۡهَ ٱلنَّهَارِ وَٱكۡفُرُوٓاْ ءَاخِرَهُۥ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ﴿72﴾
veḳâleṭ ṭâifetüm min ehli-lkitâbi âminû billeẕî ünzile `ale-lleẕîne âmenû veche-nnehâri vekfürû âḫirahû le`allehüm yerci`ûn.
72. Ehl-i kitap’tan bir grup şöyle dedi: “Gün başlarken müminlere indirilmiş olana iman edip günün sonunda inkâr edin. Belki onlar da dinlerinden dönerler.
Kelime meali
وَقَالَت ve dedi ki · طَّآئِفَةٌۭ bir grup · مِّنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · ءَامِنُوا۟ inanın · بِٱلَّذِىٓ olana · أُنزِلَ indirilmiş · عَلَى üzerine · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · وَجْهَ önünde · ٱلنَّهَارِ günün · وَٱكْفُرُوٓا۟ ve inkar edin · ءَاخِرَهُۥ sonunda · لَعَلَّهُمْ belki onlar · يَرْجِعُونَ dönerler
وَلَا تُؤۡمِنُوٓاْ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمۡ قُلۡ إِنَّ ٱلۡهُدَىٰ هُدَى ٱللَّهِ أَن يُؤۡتَىٰٓ أَحَدࣱ مِّثۡلَ مَآ أُوتِيتُمۡ أَوۡ يُحَآجُّوكُمۡ عِندَ رَبِّكُمۡۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ ﴿73﴾
velâ tü'minû illâ limen tebi`a dîneküm. ḳul inne-lhüdâ hüde-llâhi ey yü'tâ eḥadüm miŝle mâ ûtîtüm ev yüḥâccûküm `inde rabbiküm. ḳul inne-lfaḍle biyedi-llâh. yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü vâsi`un `alîm.
73. Ve kendi dininize uyanlardan başka hiç kimseye inanmayın.” De ki: “Doğru olan yol ancak Allah’ın gösterdiği yoldur. Birine, size verilenin benzeri veriliyor diye mi veya rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirecekler diye mi (böyle davranıyorsunuz)?” De ki: “Kuşkusuz lütuf Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir.” Allah (zâtında ve sıfatlarında) sınırsızdır ve her şeyi bilmektedir.
Kelime meali
وَلَا ve güvenmeyin · تُؤْمِنُوٓا۟ · إِلَّا başkasına · لِمَن kimseden · تَبِعَ uyan · دِينَكُمْ sizin dininize · قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْهُدَىٰ Hidayet · هُدَى hidayetidir · ٱللَّهِ Allah'ın · أَن verilmesinden (mi?) · يُؤْتَىٰٓ · أَحَدٌۭ birine · مِّثْلَ benzerinin · مَآ şeyin · أُوتِيتُمْ size verilen · أَوْ veya · يُحَآجُّوكُمْ (aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?) · عِندَ huzurunda · رَبِّكُمْ ۗ Rabbinizin · قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْفَضْلَ Lutuf · بِيَدِ elindedir · ٱللَّهِ Allah'ın · يُؤْتِيهِ onu verir · مَن kimseye · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ Allah'ın · وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir · عَلِيمٌۭ (O her şeyi) bilendir
يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿74﴾
yaḫteṣṣu biraḥmetihî mey yeşâ'. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.
74. Rahmetini dilediğine özgü kılar. Allah büyük lütuf sahibidir.
Kelime meali
يَخْتَصُّ has kılar · بِرَحْمَتِهِۦ Rahmetini · مَن kimseye · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ Allah · ذُو sahibidir · ٱلْفَضْلِ lutuf ve ikram · ٱلْعَظِيمِ büyük
۞وَمِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ مَنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِقِنطَارࣲ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ وَمِنۡهُم مَّنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِدِينَارࣲ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ إِلَّا مَا دُمۡتَ عَلَيۡهِ قَآئِمࣰ اۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لَيۡسَ عَلَيۡنَا فِي ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ سَبِيلࣱ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ﴿75﴾
vemin ehli-lkitâbi men in te'menhü biḳinṭâriy yü'eddihî ileyk. veminhüm men in te'menhü bidînâril lâ yü'eddihî ileyke illâ mâ dümte `aleyhi ḳâimâ. ẕâlike biennehüm ḳâlû leyse `aleynâ fi-l'ümmiyyîne sebîl. veyeḳûlûne `ale-llâhi-lkeẕibe vehüm ya`lemûn.
75. Ehl-i kitap’tan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen onu sana noksansız öder; içlerinden öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Çünkü onlar “Ümmîlere yaptıklarımızdan dolayı bize bir vebal yoktur” derler. Onlar bile bile Allah adına yalan söylemektedirler.
Kelime meali
۞ وَمِنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · مَنْ öylesi (vardır ki) · إِن eğer · تَأْمَنْهُ ona emanet bıraksan · بِقِنطَارٍۢ yüklerle mal · يُؤَدِّهِۦٓ onu öder · إِلَيْكَ sana · وَمِنْهُم ve onlardan · مَّنْ öylesi (de vardır ki) · إِن eğer · تَأْمَنْهُ ona versen · بِدِينَارٍۢ bir dinar · لَّا onu ödemez · يُؤَدِّهِۦٓ · إِلَيْكَ sana · إِلَّا başka türlü · مَا sürekli · دُمْتَ · عَلَيْهِ başına · قَآئِمًۭا ۗ dikilmeden · ذَٰلِكَ bu · بِأَنَّهُمْ onların (içindir) · قَالُوا۟ dedikleri · لَيْسَ yoktur · عَلَيْنَا bize · فِى karşı · ٱلْأُمِّيِّـۧنَ ümmilere · سَبِيلٌۭ bir yol (sorumluluk) · وَيَقُولُونَ ve söylüyorlar · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · ٱلْكَذِبَ yalan · وَهُمْ ve onlar · يَعْلَمُونَ bile bile
بَلَىٰۚ مَنۡ أَوۡفَىٰ بِعَهۡدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿76﴾
belâ men evfâ bi`ahdihî vetteḳâ feinne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.
76. Hayır, öyle değil! Her kim ahdine vefa gösterir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah o sakınanları sever.
Kelime meali
بَلَىٰ Hayır · مَنْ kim · أَوْفَىٰ yerine getirir · بِعَهْدِهِۦ sözünü · وَٱتَّقَىٰ ve (günahtan) korunursa · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah (da) · يُحِبُّ sever · ٱلْمُتَّقِينَ korunanları
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشۡتَرُونَ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ وَأَيۡمَٰنِهِمۡ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيۡهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ ﴿77﴾
inne-lleẕîne yeşterûne bi`ahdi-llâhi veeymânihim ŝemenen ḳalîlen ülâike lâ ḫalâḳa lehüm fi-l'âḫirati velâ yükellimühümü-llâhü velâ yenżuru ileyhim yevme-lḳiyâmeti velâ yüzekkîhim. velehüm `aẕâbün elîm.
77. Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince, işte onların âhirette hiç nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem veren bir azap vardır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler (var ya) · يَشْتَرُونَ satanlar · بِعَهْدِ verdikleri sözü · ٱللَّهِ Allah'a · وَأَيْمَـٰنِهِمْ ve yeminlerini · ثَمَنًۭا paraya · قَلِيلًا az bir · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَا yoktur · خَلَـٰقَ bir payı · لَهُمْ onların · فِى ahirette · ٱلْـَٔاخِرَةِ · وَلَا onlara konuşmayacak · يُكَلِّمُهُمُ · ٱللَّهُ Allah · وَلَا bakmayacak · يَنظُرُ · إِلَيْهِمْ onlara · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · وَلَا ve onları yüceltmeyecektir · يُزَكِّيهِمْ · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı
وَإِنَّ مِنۡهُمۡ لَفَرِيقࣰ ا يَلۡوُۥنَ أَلۡسِنَتَهُم بِٱلۡكِتَٰبِ لِتَحۡسَبُوهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ﴿78﴾
veinne minhüm leferîḳay yelvûne elsinetehüm bilkitâbi litaḥsebûhü mine-lkitâbi vemâ hüve mine-lkitâb. veyeḳûlûne hüve min `indi-llâhi vemâ hüve min `indi-llâh. veyeḳûlûne `ale-llâhi-lkeẕibe vehüm ya`lemûn.
78. Onlardan bir grup, kitapta olmayanı ondan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler ve Allah katından olmadığı halde, “Bu Allah katındandır” derler. Onlar bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar.
Kelime meali
وَإِنَّ ve şüphesiz · مِنْهُمْ onlardan · لَفَرِيقًۭا bir grup (var ki) · يَلْوُۥنَ eğip bükerler · أَلْسِنَتَهُم dillerini · بِٱلْكِتَـٰبِ Kitapla · لِتَحْسَبُوهُ siz sanasınız diye · مِنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · وَمَا (halbuki) yoktur · هُوَ o · مِنَ Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · وَيَقُولُونَ ve derler · هُوَ o · مِنْ katındandır · عِندِ · ٱللَّهِ Allah · وَمَا oysa değildir · هُوَ o · مِنْ katından · عِندِ · ٱللَّهِ Allah · وَيَقُولُونَ ve söylerler · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · ٱلْكَذِبَ yalan · وَهُمْ ve onlar · يَعْلَمُونَ bile bile
مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤۡتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحُكۡمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادࣰ ا لِّي مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن كُونُواْ رَبَّٰنِيِّـۧنَ بِمَا كُنتُمۡ تُعَلِّمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمۡ تَدۡرُسُونَ ﴿79﴾
mâ kâne libeşerin ey yü'tiyehü-llâhü-lkitâbe velḥukme vennübüvvete ŝümme yeḳûle linnâsi kûnû `ibâdel lî min dûni-llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ küntüm tü`allimûne-lkitâbe vebimâ küntüm tedrusûn.
79. Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın kalkıp insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi düşünülemez. Aksine “Öğretmekte olduğunuz kitap ve yapmakta olduğunuz incelemeler gereğince rabbin halis kulları olun!” der.
Kelime meali
مَا mümkün değildir · كَانَ · لِبَشَرٍ hiçbir insanın · أَن ona vermesinden (sonra) · يُؤْتِيَهُ · ٱللَّهُ Allah · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَٱلْحُكْمَ hüküm (hikmet) · وَٱلنُّبُوَّةَ ve peygamberlik · ثُمَّ sonra (o kalksın) · يَقُولَ demesi · لِلنَّاسِ insanlara · كُونُوا۟ olun · عِبَادًۭا kul(lar) · لِّى bana · مِن bırakıp · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'ı · وَلَـٰكِن fakat (der ki) · كُونُوا۟ olun · رَبَّـٰنِيِّـۧنَ Rabbe halis kullar · بِمَا şeyler gereğince · كُنتُمْ olduğunuz · تُعَلِّمُونَ okuyor · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَبِمَا ve · كُنتُمْ olduğunuz · تَدْرُسُونَ öğretiyor
وَلَا يَأۡمُرَكُمۡ أَن تَتَّخِذُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ أَرۡبَابًاۚ أَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡكُفۡرِ بَعۡدَ إِذۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ ﴿80﴾
velâ ye'müraküm en tetteḫiẕü-lmelâikete vennebiyyîne erbâbâ. eye'müruküm bilküfri ba`de iẕ entüm müslimûn.
80. Ve o peygamberin size melekleri ve peygamberleri rab edinmenizi emretmesi de (düşünülemez). Müslüman olmanızdan sonra size inkârcılığı emreder mi hiç?
Kelime meali
وَلَا ve size emretmez · يَأْمُرَكُمْ · أَن diye · تَتَّخِذُوا۟ edinin · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ Melekleri · وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberleri · أَرْبَابًا ۗ tanrılar · أَيَأْمُرُكُم size emreder mi? · بِٱلْكُفْرِ inkar etmeyi · بَعْدَ sonra · إِذْ olduktan · أَنتُم siz · مُّسْلِمُونَ müslümanlar
وَإِذۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ لَمَآ ءَاتَيۡتُكُم مِّن كِتَٰبࣲ وَحِكۡمَةࣲ ثُمَّ جَآءَكُمۡ رَسُولࣱ مُّصَدِّقࣱ لِّمَا مَعَكُمۡ لَتُؤۡمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥۚ قَالَ ءَأَقۡرَرۡتُمۡ وَأَخَذۡتُمۡ عَلَىٰ ذَٰلِكُمۡ إِصۡرِيۖ قَالُوٓاْ أَقۡرَرۡنَاۚ قَالَ فَٱشۡهَدُواْ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ ﴿81﴾
veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-nnebiyyîne lemâ âteytüküm min kitâbiv veḥikmetin ŝümme câeküm rasûlüm müṣaddiḳul limâ me`aküm letü'minünne bihî veletenṣurunneh. ḳâle eaḳrartüm veeḫaẕtüm `alâ ẕâliküm iṣrî. ḳâlû aḳrarnâ. ḳâle feşhedû veenâ me`aküm mine-şşâhidîn.
81. Allah peygamberlerden, “Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekini tasdik eden bir elçi size geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz” diyerek söz almış, “Kabul ettiniz mi ve bu ahdimi üstlendiniz mi?” dediğinde “Kabul ettik” cevabını vermişler; bunun üzerine “O halde şahit olunuz, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim” buyurmuştu.
Kelime meali
وَإِذْ ve ne zaman · أَخَذَ almıştı · ٱللَّهُ Allah · مِيثَـٰقَ şöyle söz · ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberlerden · لَمَآ elbette · ءَاتَيْتُكُم size verdim · مِّن Kitap · كِتَـٰبٍۢ · وَحِكْمَةٍۢ ve hikmet · ثُمَّ sonra · جَآءَكُمْ geldiğinde · رَسُولٌۭ bir peygamber · مُّصَدِّقٌۭ doğrulayıcı · لِّمَا bulunan(Kitap)ı · مَعَكُمْ yanınızda · لَتُؤْمِنُنَّ mutlaka inanacak · بِهِۦ ona · وَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚ ve ona mutlaka yardım edeceksiniz · قَالَ demişti · ءَأَقْرَرْتُمْ bunu kabul ettiniz mi? · وَأَخَذْتُمْ ve aldınız mı? · عَلَىٰ üzerinize · ذَٰلِكُمْ bu hususta · إِصْرِى ۖ ağır ahdimi · قَالُوٓا۟ dediler · أَقْرَرْنَا ۚ kabul ettik · قَالَ dedi · فَٱشْهَدُوا۟ o halde tanık olun · وَأَنَا۠ ben de · مَعَكُم sizinle beraber · مِّنَ tanık olanlardanım · ٱلشَّـٰهِدِينَ
فَمَن تَوَلَّىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿82﴾
femen tevellâ ba`de ẕâlike feülâike hümü-lfâsiḳûn.
82. Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
Kelime meali
فَمَن artık kim · تَوَلَّىٰ dönerse · بَعْدَ sonra · ذَٰلِكَ bundan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır
أَفَغَيۡرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبۡغُونَ وَلَهُۥٓ أَسۡلَمَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ طَوۡعࣰ ا وَكَرۡهࣰ ا وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُونَ ﴿83﴾
efegayra dîni-llâhi yebgûne velehû esleme men fi-ssemâvâti vel'arḍi ṭav`av vekerhev veileyhi yürce`ûn.
83. Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar! Oysa göklerde olanlar da yerde olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O’na boyun eğmişlerdir ve O’na döndürüleceklerdir.
Kelime meali
أَفَغَيْرَ başkasını mı · دِينِ dininden · ٱللَّهِ Allah'ın · يَبْغُونَ arıyorlar · وَلَهُۥٓ oysa O'na · أَسْلَمَ teslim olmuştur · مَن olanların hepsi · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ve yerde · طَوْعًۭا isteyerek · وَكَرْهًۭا ve(ya) istemeyerek · وَإِلَيْهِ ve O'na · يُرْجَعُونَ döndürüleceklerdir
قُلۡ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ ﴿84﴾
ḳul âmennâ billâhi vemâ ünzile `aleynâ vemâ ünzile `alâ ibrâhîme veismâ`île veisḥâḳa veya`ḳûbe vel'esbâṭi vemâ ûtiye mûsâ ve`îsâ vennebiyyûne mir rabbihim. lâ nüferriḳu beyne eḥadim minhüm. venaḥnü lehû müslimûn.
84. De ki: “Biz Allah’a ve bize indirilene; kezâ İbrâhim, İsmâil, İshak, Ya‘kūb ve torunlarına indirilenlere; yine Mûsâ, Îsâ ve bütün peygamberlere rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onlar arasında ayırım yapmayız ve biz O’na teslim olmuşuzdur.”
Kelime meali
قُلْ de ki · ءَامَنَّا inandık · بِٱللَّهِ Allah'a · وَمَآ şeye · أُنزِلَ indirilen · عَلَيْنَا bize · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilen · عَلَىٰٓ İbrahim'e · إِبْرَٰهِيمَ · وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e · وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a · وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a · وَٱلْأَسْبَاطِ ve sıbtlara · وَمَآ ve şeye · أُوتِىَ verilen · مُوسَىٰ Musa'ya · وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya · وَٱلنَّبِيُّونَ ve peygamberlere · مِن tarafından · رَّبِّهِمْ Rableri · لَا ayırım yapmayız · نُفَرِّقُ · بَيْنَ arasında · أَحَدٍۢ hiçbirinin · مِّنْهُمْ onlar · وَنَحْنُ ve biz · لَهُۥ O'na · مُسْلِمُونَ teslim olanlarız
وَمَن يَبۡتَغِ غَيۡرَ ٱلۡإِسۡلَٰمِ دِينࣰ ا فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡهُ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ﴿85﴾
vemey yebtegi gayra-l'islâmi dînen feley yuḳbele minh. vehüve fi-l'âḫirati mine-lḫâsirîn.
85. Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.
Kelime meali
وَمَن ve kim · يَبْتَغِ ararsa · غَيْرَ başka · ٱلْإِسْلَـٰمِ İslam'dan · دِينًۭا bir din · فَلَن (bilsin ki) asla · يُقْبَلَ (o din) kabul edilmeyecek · مِنْهُ ondan · وَهُوَ ve o · فِى ahirette · ٱلْـَٔاخِرَةِ · مِنَ kaybedenlerden olacaktır · ٱلْخَـٰسِرِينَ
كَيۡفَ يَهۡدِي ٱللَّهُ قَوۡمࣰ ا كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ وَشَهِدُوٓاْ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقࣱّ وَجَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿86﴾
keyfe yehdi-llâhü ḳavmen keferû ba`de îmânihim veşehidû enne-rrasûle ḥaḳḳuv vecâehümü-lbeyyinât. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.
86. İman edip bu resulün hak olduğuna şahit olduktan ve kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
Kelime meali
كَيْفَ nasıl · يَهْدِى yol gösterir · ٱللَّهُ Allah · قَوْمًۭا bir topluma · كَفَرُوا۟ inkar eden · بَعْدَ sonra · إِيمَـٰنِهِمْ İman ettikten · وَشَهِدُوٓا۟ ve gördükten · أَنَّ gerçekten · ٱلرَّسُولَ Resul'ün · حَقٌّۭ hak olduğunu · وَجَآءَهُمُ ve kendilerine geldikten · ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ açık deliller · وَٱللَّهُ Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ toplumu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim
أُوْلَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمۡ أَنَّ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةَ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ ﴿87﴾
ülâike cezâühüm enne `aleyhim la`nete-llâhi velmelâiketi vennâsi ecme`în.
87. İşte onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetine uğramalarıdır.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · جَزَآؤُهُمْ onların cezası · أَنَّ gerçekten · عَلَيْهِمْ onların üzerine olmasıdır · لَعْنَةَ la'neti · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklerin · وَٱلنَّاسِ ve insanların · أَجْمَعِينَ hepsinin
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ ﴿88﴾
ḫâlidîne fîhâ. lâ yüḫaffefü `anhümü-l`aẕâbü velâ hüm yünżarûn.
88. Ebedî olarak bu lânetin içine gömülüp gideceklerdir. Ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine fırsat tanınacaktır.
Kelime meali
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır · فِيهَا O(la'net)in içinde · لَا hafifletilmeyecek · يُخَفَّفُ · عَنْهُمُ onlardan · ٱلْعَذَابُ azab · وَلَا ve onlara · هُمْ · يُنظَرُونَ fırsat verilmeyecektir
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ﴿89﴾
ille-lleẕîne tâbû mim ba`di ẕâlike veaṣleḥû feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
89. Ama yaptıklarının ardından tövbe edip kendilerini düzeltenler başka; çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Kelime meali
إِلَّا dışında · ٱلَّذِينَ kimseler · تَابُوا۟ tevbe eden · مِنۢ sonra · بَعْدِ · ذَٰلِكَ ondan · وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar · فَإِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayan · رَّحِيمٌ çok esirgeyendir
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرࣰ ا لَّن تُقۡبَلَ تَوۡبَتُهُمۡ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ ﴿90﴾
inne-lleẕîne keferû ba`de îmânihim ŝümme-zdâdû küfral len tuḳbele tevbetühüm. veülâike hümu-ḍḍâllûn.
90. Elbette imanlarının ardından inkârcılığa sapıp sonra inkârlarını daha da arttıranların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapkınların ta kendileridirler.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ onlar ki · كَفَرُوا۟ inkar ettiler · بَعْدَ sonra · إِيمَـٰنِهِمْ inandıktan · ثُمَّ sonra · ٱزْدَادُوا۟ arttı · كُفْرًۭا inkarları · لَّن kabul edilmeyecektir · تُقْبَلَ · تَوْبَتُهُمْ onların tevbeleri · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlar · ٱلضَّآلُّونَ sapıkların ta kendileridir
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارࣱ فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡ أَحَدِهِم مِّلۡءُ ٱلۡأَرۡضِ ذَهَبࣰ ا وَلَوِ ٱفۡتَدَىٰ بِهِۦٓۗ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ﴿91﴾
inne-lleẕîne keferû vemâtû vehüm küffârun feley yuḳbele min eḥadihim mil'ü-l'arḍi ẕehebev velevi-ftedâ bihî. ülâike lehüm `aẕâbün elîmüv vemâ lehüm min nâṣirîn.
91. Evet, inkâr edip de kâfir olarak ölenler var ya, onların hiç birinden -kendini kurtarmak için dünya dolusu altın verecek olsa dahi- asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem veren bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden · وَمَاتُوا۟ ve ölenler · وَهُمْ ve onlar · كُفَّارٌۭ kafir olarak · فَلَن kabul edilmeyecektir · يُقْبَلَ · مِنْ hiçbirinden · أَحَدِهِم · مِّلْءُ dolusu · ٱلْأَرْضِ dünya · ذَهَبًۭا altın · وَلَوِ ve olsa dahi · ٱفْتَدَىٰ fidye vermiş · بِهِۦٓ ۗ onu · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَهُمْ onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı · وَمَا ve yoktur · لَهُم onların · مِّن hiçbir · نَّـٰصِرِينَ yardımcıları
لَن تَنَالُواْ ٱلۡبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمࣱ ﴿92﴾
len tenâlü-lbirra ḥattâ tünfiḳû mimmâ tüḥibbûn. vemâ tünfiḳû min şey'in feinne-llâhe bihî `alîm.
92. Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.
Kelime meali
لَن asla · تَنَالُوا۟ eremezsiniz · ٱلْبِرَّ iyiliğe · حَتَّىٰ kadar · تُنفِقُوا۟ (Allah için) harcayıncaya · مِمَّا şeylerden · تُحِبُّونَ ۚ sevdiğiniz · وَمَا ve ne ki? · تُنفِقُوا۟ harcarsanız · مِن herhangi bir · شَىْءٍۢ şeyden · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِهِۦ onu · عَلِيمٌۭ bilir
۞كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلࣰّ ا لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسۡرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ مِن قَبۡلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوۡرَىٰةُۚ قُلۡ فَأۡتُواْ بِٱلتَّوۡرَىٰةِ فَٱتۡلُوهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿93﴾
küllu-ṭṭa`âmi kâne ḥillel libenî isrâîle illâ mâ ḥarrame isrâîlü `alâ nefsihî min ḳabli en tünezzele-ttevrâh. ḳul fe'tû bittevrâti fetlûhâ in küntüm ṣâdiḳîn.
93. Tevrat indirilmeden önce, İsrâil’in kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrâiloğulları’na helâl idi. De ki: “Doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun!”
Kelime meali
۞ كُلُّ bütün · ٱلطَّعَامِ yiyecekler · كَانَ idi · حِلًّۭا helal · لِّبَنِىٓ oğullarına · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · إِلَّا dışında · مَا şeyler · حَرَّمَ haram kıldığı · إِسْرَٰٓءِيلُ İsrail'in · عَلَىٰ kendisine · نَفْسِهِۦ · مِن önce · قَبْلِ · أَن indirilmeden · تُنَزَّلَ · ٱلتَّوْرَىٰةُ ۗ Tevrat · قُلْ de ki · فَأْتُوا۟ getirin · بِٱلتَّوْرَىٰةِ Tevrat'ı · فَٱتْلُوهَآ ve okuyun · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğru
فَمَنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿94﴾
femeni-fterâ `ale-llâhi-lkeẕibe mim ba`di ẕâlike feülâike hümu-żżâlimûn.
94. Artık bundan sonra kim Allah hakkında yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Kelime meali
فَمَنِ artık kim · ٱفْتَرَىٰ uydurursa · عَلَى hakkında · ٱللَّهِ Allah · ٱلْكَذِبَ bir yalan · مِنۢ sonra da · بَعْدِ · ذَٰلِكَ bundan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir
قُلۡ صَدَقَ ٱللَّهُۗ فَٱتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ﴿95﴾
ḳul ṣadeḳa-llâhü fettebi`û millete ibrâhîme ḥanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
95. De ki: “Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, Hanîf olan İbrâhim’in dinine uyunuz. O müşriklerden değildi.”
Kelime meali
قُلْ de ki · صَدَقَ doğru söyledi · ٱللَّهُ ۗ Allah · فَٱتَّبِعُوا۟ öyle ise uyun · مِلَّةَ dinine · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · حَنِيفًۭا hanif (Allah'ı birleyici) olarak · وَمَا (O) değil · كَانَ idi · مِنَ ortak koşanlardan · ٱلْمُشْرِكِينَ
إِنَّ أَوَّلَ بَيۡتࣲ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكࣰ ا وَهُدࣰ ى لِّلۡعَٰلَمِينَ ﴿96﴾
inne evvele beytiv vuḍi`a linnâsi lelleẕî bibekkete mübârakev vehüdel lil`âlemîn.
96. Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.
Kelime meali
إِنَّ doğrusu · أَوَّلَ ilk · بَيْتٍۢ ev · وُضِعَ (ma'bed olarak) kurulan · لِلنَّاسِ insanlara · لَلَّذِى olandır · بِبَكَّةَ Mekke'de · مُبَارَكًۭا uğur bereketlidir' · وَهُدًۭى ve hidayet kaynağıdır · لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere
فِيهِ ءَايَٰتُۢ بَيِّنَٰتࣱ مَّقَامُ إِبۡرَٰهِيمَۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنࣰ اۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلۡبَيۡتِ مَنِ ٱسۡتَطَاعَ إِلَيۡهِ سَبِيلࣰ اۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿97﴾
fîhi âyâtüm beyyinâtüm meḳâmü ibrâhîm. vemen deḫalehû kâne âminâ. velillâhi `ale-nnâsi ḥiccü-lbeyti meni-steṭâ`a ileyhi sebîlâ. vemen kefera feinne-llâhe ganiyyün `ani-l`âlemîn.
97. Orada apaçık deliller, İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.
Kelime meali
فِيهِ onda vardır · ءَايَـٰتٌۢ deliller · بَيِّنَـٰتٌۭ açık açık · مَّقَامُ Makamı · إِبْرَٰهِيمَ ۖ İbrahim'in · وَمَن ve kim · دَخَلَهُۥ ona girse · كَانَ güvene erer · ءَامِنًۭا ۗ · وَلِلَّهِ Allah'ın bir hakkıdır · عَلَى üzerinde · ٱلنَّاسِ insanlar · حِجُّ (gidip) haccetmesi · ٱلْبَيْتِ Ev'e · مَنِ herkesin · ٱسْتَطَاعَ gücü yeten · إِلَيْهِ onun · سَبِيلًۭا ۚ yoluna · وَمَن ve kim · كَفَرَ nankörlük ederse · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَنِىٌّ zengindir · عَنِ bütün alemlerden · ٱلْعَـٰلَمِينَ
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعۡمَلُونَ ﴿98﴾
ḳul yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâh. vellâhü şehîdün `alâ mâ ta`melûn.
98. De ki: “Ey Ehl-i kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr edersiniz?”
Kelime meali
قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لِمَ neden? · تَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٱللَّهُ Allah · شَهِيدٌ tanık iken · عَلَىٰ şeylere · مَا · تَعْمَلُونَ yaptığınız
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ تَبۡغُونَهَا عِوَجࣰ ا وَأَنتُمۡ شُهَدَآءُۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ ﴿99﴾
ḳul yâ ehle-lkitâbi lime teṣuddûne `an sebîli-llâhi men âmene tebgûnehâ `ivecev veentüm şühedâ'. veme-llâhü bigâfilin `ammâ ta`melûn.
99. De ki: “Ey Ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
Kelime meali
قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لِمَ niçin? · تَصُدُّونَ çevirmeğe çalışıyorsunuz · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · مَنْ kimseleri · ءَامَنَ inanan · تَبْغُونَهَا göstermeğe yeltenerek · عِوَجًۭا eğri · وَأَنتُمْ ve siz · شُهَدَآءُ ۗ (gerçeğe) tanık olduğunuz halde · وَمَا değildir · ٱللَّهُ Allah · بِغَـٰفِلٍ habersiz · عَمَّا yaptıklarınızdan · تَعْمَلُونَ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ يَرُدُّوكُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ كَٰفِرِينَ ﴿100﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭî`û ferîḳam mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe yeruddûküm ba`de îmâniküm kâfirîn.
100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir grubun sözünü dinlerseniz sizi imanınızdan vazgeçirip yeniden küfre döndürürler.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِن şayet · تُطِيعُوا۟ uyarsanız · فَرِيقًۭا gruba · مِّنَ herhangi bir · ٱلَّذِينَ kimselerden · أُوتُوا۟ verilen(ler) · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · يَرُدُّوكُم sizi döndürürler · بَعْدَ sonra · إِيمَـٰنِكُمْ imanınızdan · كَـٰفِرِينَ kafir olarak
وَكَيۡفَ تَكۡفُرُونَ وَأَنتُمۡ تُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمۡ رَسُولُهُۥۗ وَمَن يَعۡتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدۡ هُدِيَ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ﴿101﴾
vekeyfe tekfürûne veentüm tütlâ `aleyküm âyâtü-llâhi vefîküm rasûlüh. vemey ya`teṣim billâhi feḳad hüdiye ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
101. Size Allah’ın âyetleri okunup dururken, üstelik Allah resulü de aranızda bulunurken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
Kelime meali
وَكَيْفَ ve nasıl? · تَكْفُرُونَ inkar edersiniz · وَأَنتُمْ ve üstelik size · تُتْلَىٰ okunmakta · عَلَيْكُمْ size · ءَايَـٰتُ ayetleri · ٱللَّهِ Allah'ın · وَفِيكُمْ ve aranızda iken · رَسُولُهُۥ ۗ O'nun Elçisi · وَمَن ve kim · يَعْتَصِم sarılırsa · بِٱللَّهِ Allah'a · فَقَدْ muhakkak ki o · هُدِىَ iletilmiştir · إِلَىٰ yola · صِرَٰطٍۢ · مُّسْتَقِيمٍۢ doğru
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ ﴿102﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe ḥaḳḳa tüḳâtihî velâ temûtünne illâ veentüm müslimûn.
102. Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · حَقَّ hakkıyla · تُقَاتِهِۦ O'na yaraşır biçimde · وَلَا ölmeyin · تَمُوتُنَّ · إِلَّا dışında · وَأَنتُم siz · مُّسْلِمُونَ müslümanlar olmak
وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعࣰ ا وَلَا تَفَرَّقُواْۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ كُنتُمۡ أَعۡدَآءࣰ فَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِكُمۡ فَأَصۡبَحۡتُم بِنِعۡمَتِهِۦٓ إِخۡوَٰنࣰ ا وَكُنتُمۡ عَلَىٰ شَفَا حُفۡرَةࣲ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنۡهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ ﴿103﴾
va`teṣimû biḥabli-llâhi cemî`av velâ teferraḳû. veẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ küntüm a`dâen feellefe beyne ḳulûbiküm feaṣbaḥtüm bini`metihî iḫvânâ. veküntüm `alâ şefâ ḥufratim mine-nnâri feenḳaẕeküm minhâ. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî le`alleküm tehtedûn.
103. Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.
Kelime meali
وَٱعْتَصِمُوا۟ ve yapışın · بِحَبْلِ ipine · ٱللَّهِ Allah'ın · جَمِيعًۭا topluca · وَلَا ayrılmayın · تَفَرَّقُوا۟ ۚ · وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın · نِعْمَتَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size olan · إِذْ hani · كُنتُمْ siz idiniz · أَعْدَآءًۭ birbirinize düşman · فَأَلَّفَ (Allah) uzlaştırdı · بَيْنَ arasını · قُلُوبِكُمْ kalblerinizin · فَأَصْبَحْتُم (haline) geldiniz · بِنِعْمَتِهِۦٓ O'un ni'metiyle · إِخْوَٰنًۭا kardeşler · وَكُنتُمْ siz bulunuyordunuz · عَلَىٰ kenarında; · شَفَا · حُفْرَةٍۢ bir çukurun · مِّنَ ateşten · ٱلنَّارِ · فَأَنقَذَكُم (Allah) sizi kurtardı · مِّنْهَا ۗ ondan · كَذَٰلِكَ böyle · يُبَيِّنُ açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَهْتَدُونَ yola gelirsiniz
وَلۡتَكُن مِّنكُمۡ أُمَّةࣱ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلۡخَيۡرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ﴿104﴾
velteküm minküm ümmetüy yed`ûne ile-lḫayri veye'mürûne bilma`rûfi veyenhevne `ani-lmünker. veülâike hümü-lmüfliḥûn.
104. İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Kelime meali
وَلْتَكُن olsun · مِّنكُمْ içinizden · أُمَّةٌۭ bir topluluk · يَدْعُونَ çağıran · إِلَى hayra · ٱلْخَيْرِ · وَيَأْمُرُونَ ve emreden · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَيَنْهَوْنَ ve men'eden · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ ۚ · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْمُفْلِحُونَ kurtuluşa erenlerdir
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَٱخۡتَلَفُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ ﴿105﴾
velâ tekûnû kelleẕîne teferraḳû vaḫtelefû mim ba`di mâ câehümü-lbeyyinât. veülâike lehüm `aẕâbün `ażîm.
105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
Kelime meali
وَلَا olmayın · تَكُونُوا۟ · كَٱلَّذِينَ gibi · تَفَرَّقُوا۟ bölünüp · وَٱخْتَلَفُوا۟ ve ihtilaf edenler · مِنۢ sonradan · بَعْدِ · مَا kendilerine geldikten · جَآءَهُمُ · ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ açık deliller · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · لَهُمْ (evet) onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌۭ büyük
يَوۡمَ تَبۡيَضُّ وُجُوهࣱ وَتَسۡوَدُّ وُجُوهࣱۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡوَدَّتۡ وُجُوهُهُمۡ أَكَفَرۡتُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ﴿106﴾
yevme tebyeḍḍu vucûhüv vetesveddü vucûhün. feemme-lleẕîne-sveddet vucûhühüm. ekefertüm ba`de îmâniküm feẕûḳu-l`aẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.
106. Bir gün ki nice yüzler ağaracak, nice yüzler de kararacaktır; yüzleri kararanlara, “İman ettikten sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı!” (denir).
Kelime meali
يَوْمَ O gün · تَبْيَضُّ ağarır · وُجُوهٌۭ (bazı) yüzler · وَتَسْوَدُّ kararır · وُجُوهٌۭ ۚ (bazı) yüzler · فَأَمَّا o zaman · ٱلَّذِينَ kimselere · ٱسْوَدَّتْ kararan · وُجُوهُهُمْ yüzleri · أَكَفَرْتُم inkar ettiniz ha? (denilir) · بَعْدَ sonra · إِيمَـٰنِكُمْ inanmanızdan · فَذُوقُوا۟ öyle ise tadın · ٱلْعَذَابَ azabı · بِمَا karşılık · كُنتُمْ etmenize · تَكْفُرُونَ inkar
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبۡيَضَّتۡ وُجُوهُهُمۡ فَفِي رَحۡمَةِ ٱللَّهِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ﴿107﴾
veemme-lleẕîne-byeḍḍat vucûhühüm fefî raḥmeti-llâh. hüm fîhâ ḫâlidûn.
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler; orada onlar ebedî kalacaklardır.
Kelime meali
وَأَمَّا ise · ٱلَّذِينَ kimseler · ٱبْيَضَّتْ ağaran · وُجُوهُهُمْ yüzleri · فَفِى içindedirler · رَحْمَةِ rahmeti · ٱللَّهِ Allah'ın · هُمْ onlar · فِيهَا orada · خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۗ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمࣰ ا لِّلۡعَٰلَمِينَ ﴿108﴾
tilke âyâtü-llâhi netlûhâ `aleyke bilḥaḳḳ. veme-llâhü yürîdü żulmel lil`âlemîn.
108. İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Bunları sana gerçek olarak okumaktayız. Allah hiçbir varlığa zulmedilmesini istemez.
Kelime meali
تِلْكَ işte onlar · ءَايَـٰتُ ayetleridir · ٱللَّهِ Allah'ın · نَتْلُوهَا onları okuyoruz · عَلَيْكَ sana · بِٱلْحَقِّ ۗ gerçek ile · وَمَا Allah · ٱللَّهُ · يُرِيدُ istemez · ظُلْمًۭا zulmetmek · لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ﴿109﴾
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.
109. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İşler, dönüp dolaşıp Allah’a varır.
Kelime meali
وَلِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · وَإِلَى ve Allah'a · ٱللَّهِ · تُرْجَعُ döndürülür · ٱلْأُمُورُ bütün işler
كُنتُمۡ خَيۡرَ أُمَّةٍ أُخۡرِجَتۡ لِلنَّاسِ تَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَتَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِۗ وَلَوۡ ءَامَنَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۚ مِّنۡهُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَأَكۡثَرُهُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿110﴾
küntüm ḫayra ümmetin uḫricet linnâsi te'mürûne bilma`rûfi vetenhevne `ani-lmünkeri vetü'minûne billâh. velev âmene ehlü-lkitâbi lekâne ḫayral lehüm. minhümü-lmü'minûne veekŝeruhümü-lfâsiḳûn.
110. Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.
Kelime meali
كُنتُمْ siz oldunuz · خَيْرَ en hayırlı · أُمَّةٍ bir ümmet · أُخْرِجَتْ çıkarılmış · لِلنَّاسِ insanlar için · تَأْمُرُونَ emrediyorsunuz · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَتَنْهَوْنَ men'ediyorsunuz · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ · وَتُؤْمِنُونَ ve inanıyorsunuz · بِٱللَّهِ ۗ Allah'a · وَلَوْ eğer · ءَامَنَ inanmış olsaydı · أَهْلُ ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَكَانَ elbette olurdu · خَيْرًۭا hayırlı · لَّهُم ۚ kendileri için · مِّنْهُمُ onlardan · ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar da var · وَأَكْثَرُهُمُ ama çokları · ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır
لَن يَضُرُّوكُمۡ إِلَّآ أَذࣰ ىۖ وَإِن يُقَٰتِلُوكُمۡ يُوَلُّوكُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ ﴿111﴾
ley yeḍurrûküm illâ eẕâ. veiy yüḳâtilûküm yüvellûkümü-l'edbâr. ŝümme lâ yünṣarûn.
111. Onlar size incitmekten başka zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa geri dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
Kelime meali
لَن size zarar veremezler · يَضُرُّوكُمْ · إِلَّآ dışında · أَذًۭى ۖ incitme · وَإِن eğer · يُقَـٰتِلُوكُمْ sizinle savaşsalar (bile) · يُوَلُّوكُمُ size dönüp kaçarlar · ٱلْأَدْبَارَ arkalarını · ثُمَّ sonra · لَا onlara yardım da edilmez · يُنصَرُونَ
ضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيۡنَ مَا ثُقِفُوٓاْ إِلَّا بِحَبۡلࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبۡلࣲ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَسۡكَنَةُۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ ﴿112﴾
ḍuribet `aleyhimü-ẕẕilletü eyne mâ ŝüḳifû illâ biḥablim mine-llâhi veḥablim mine-nnâsi vebâû bigaḍabim mine-llâhi veḍuribet `aleyhimü-lmeskeneh. ẕâlike biennehüm kânû yekfürûne biâyâti-llâhi veyaḳtülûne-l'embiyâe bigayri ḥaḳḳ. ẕâlike bimâ `aṣav vekânû ya`tedûn.
112. Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuş; Allah’ın gazabına uğramışlar ve aşağılanmaya mahkûm olmuşlardır. Bu, onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu (cüretleri de) onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
Kelime meali
ضُرِبَتْ vurulmuştur · عَلَيْهِمُ onlara · ٱلذِّلَّةُ alçaklık (damgası) · أَيْنَ nerede · مَا bulunsalar · ثُقِفُوٓا۟ · إِلَّا ancak hariç · بِحَبْلٍۢ ahdine (ipine) · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · وَحَبْلٍۢ ve ahdine (ipine) · مِّنَ (inanan) insanların · ٱلنَّاسِ · وَبَآءُو ve uğradılar · بِغَضَبٍۢ gazabına · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · وَضُرِبَتْ ve vuruldu · عَلَيْهِمُ üzerlerine · ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ miskinlik (damgası) · ذَٰلِكَ böyledir · بِأَنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ inkar ediyorlar · يَكْفُرُونَ · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَيَقْتُلُونَ öldürüyorlardı · ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri · بِغَيْرِ haksız yere · حَقٍّۢ ۚ · ذَٰلِكَ böyledir · بِمَا çünkü · عَصَوا۟ isyan etmişlerdi · وَّكَانُوا۟ ve haddi aşıyorlardı · يَعْتَدُونَ
۞لَيۡسُواْ سَوَآءࣰۗ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ أُمَّةࣱ قَآئِمَةࣱ يَتۡلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ وَهُمۡ يَسۡجُدُونَ ﴿113﴾
leysû sevââ. min ehli-lkitâbi ümmetün ḳâimetüy yetlûne âyâti-llâhi ânâe-lleyli vehüm yescüdûn.
113. Hepsi bir değildir: Ehl-i kitap’tan öyle bir topluluk var ki, geceleri ibadete durup Allah’ın âyetlerini okur, secdeye kapanırlar.
Kelime meali
۞ لَيْسُوا۟ (ama) hepsi değildir · سَوَآءًۭ ۗ aynı · مِّنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · أُمَّةٌۭ bir topluluk vardır · قَآئِمَةٌۭ ayakta duran · يَتْلُونَ okuyarak · ءَايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · ءَانَآءَ saatlerinde · ٱلَّيْلِ gece · وَهُمْ ve onlar · يَسْجُدُونَ secdeye kapanırlar
يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿114﴾
yü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫiri veye'mürûne bilma`rûfi veyenhevne `ani-lmünkeri veyüsâri`ûne fi-lḫayrât. veülâike mine-ṣṣâliḥîn.
114. Bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten menederler ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar iyi kimselerdendir.
Kelime meali
يُؤْمِنُونَ inanırlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَيَأْمُرُونَ ve emreder · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ · وَيُسَـٰرِعُونَ ve koşarlar · فِى hayır işlerine · ٱلْخَيْرَٰتِ · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · مِنَ iyilerdendir · ٱلصَّـٰلِحِينَ
وَمَا يَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَلَن يُكۡفَرُوهُۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُتَّقِينَ ﴿115﴾
vemâ yef`alû min ḫayrin feley yükferûh. vellâhü `alîmüm bilmütteḳîn.
115. Ne hayır yaparlarsa bilsinler ki karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kötülükten sakınanları bilir.
Kelime meali
وَمَا ve şeyler · يَفْعَلُوا۟ yapacakları · مِنْ iyilikten · خَيْرٍۢ · فَلَن inkar edilmeyecektir · يُكْفَرُوهُ ۗ · وَٱللَّهُ Şüphesiz Allah · عَلِيمٌۢ bilmektedir · بِٱلْمُتَّقِينَ (günahlardan) korunanları
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَن تُغۡنِيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـࣰٔ اۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ﴿116﴾
inne-lleẕîne keferû len tugniye `anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. veülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.
116. İnkâr edenlerin malları da çocukları da Allah’a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَن yarar sağlamayacaktır · تُغْنِىَ · عَنْهُمْ onlara · أَمْوَٰلُهُمْ malları · وَلَآ ne de · أَوْلَـٰدُهُم evladları · مِّنَ karşı · ٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şey · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar · أَصْحَـٰبُ halkıdır · ٱلنَّارِ ۚ ateş · هُمْ onlar · فِيهَا orada · خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır
مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا كَمَثَلِ رِيحࣲ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتۡ حَرۡثَ قَوۡمࣲ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ فَأَهۡلَكَتۡهُۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنۡ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ﴿117﴾
meŝelü mâ yünfiḳûne fî hâẕihi-lḥayâti-ddünyâ kemeŝeli rîḥin fîhâ ṣirrun eṣâbet ḥarŝe ḳavmin żalemû enfüsehüm feehleketh. vemâ żalemehümü-llâhü velâkin enfüsehüm yażlimûn.
117. Onların bu dünya hayatında harcadıklarının misali, kendilerine zulmeden halkın ekinine isabet edip onu helâk eden kavurucu bir rüzgârdır. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
Kelime meali
مَثَلُ durumu · مَا şeylerin (malların) · يُنفِقُونَ harcadıkları · فِى bu · هَـٰذِهِ · ٱلْحَيَوٰةِ dünya · ٱلدُّنْيَا hayatında · كَمَثَلِ benzer · رِيحٍۢ bir rüzgara · فِيهَا kendisine · صِرٌّ dondurucu · أَصَابَتْ vurup · حَرْثَ ekinine · قَوْمٍۢ bir topluluğun · ظَلَمُوٓا۟ zulmeden · أَنفُسَهُمْ nefislerine · فَأَهْلَكَتْهُ ۚ onu mahveden · وَمَا onlara zulmetmedi · ظَلَمَهُمُ · ٱللَّهُ Allah · وَلَـٰكِنْ fakat · أَنفُسَهُمْ onlar kendi kendilerine · يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ بِطَانَةࣰ مِّن دُونِكُمۡ لَا يَأۡلُونَكُمۡ خَبَالࣰ ا وَدُّواْ مَا عَنِتُّمۡ قَدۡ بَدَتِ ٱلۡبَغۡضَآءُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَمَا تُخۡفِي صُدُورُهُمۡ أَكۡبَرُۚ قَدۡ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ ﴿118﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû biṭânetem min dûniküm lâ ye'lûneküm ḫabâlâ. veddû mâ `anittüm. ḳad bedeti-lbagḍâü min efvâhihim. vemâ tuḫfî ṣudûruhüm ekber. ḳad beyyennâ lekümü-l'âyâti in küntüm ta`ḳilûn.
118. Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından nefret taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Gerçekten size delilleri açıklamışızdır, eğer düşünüyorsanız!
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · بِطَانَةًۭ kendinize dost · مِّن kendinizden başkasını · دُونِكُمْ · لَا onlar sizi geri durmazlar · يَأْلُونَكُمْ · خَبَالًۭا bozmaktan · وَدُّوا۟ isterler · مَا şeyleri · عَنِتُّمْ size sıkıntı verecek · قَدْ doğrusu · بَدَتِ taşmaktadır · ٱلْبَغْضَآءُ öfke · مِنْ onların ağızlarından · أَفْوَٰهِهِمْ · وَمَا şeyler (kin) ise · تُخْفِى gizledikleri · صُدُورُهُمْ göğüslerinde · أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür · قَدْ elbette · بَيَّنَّا açıkladık · لَكُمُ size · ٱلْـَٔايَـٰتِ ۖ ayetleri · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · تَعْقِلُونَ düşünüyor
هَٰٓأَنتُمۡ أُوْلَآءِ تُحِبُّونَهُمۡ وَلَا يُحِبُّونَكُمۡ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱلۡكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوۡاْ عَضُّواْ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَنَامِلَ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۚ قُلۡ مُوتُواْ بِغَيۡظِكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿119﴾
hâentüm ülâi tüḥibbûnehüm velâ yüḥibbûneküm vetü'minûne bilkitâbi küllih. veiẕâ leḳûküm ḳâlû âmennâ. veiẕâ ḫalev `aḍḍû `aleykümü-l'enâmile mine-lgayż. ḳul mûtû bigayżiküm. inne-llâhe `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
119. Size gelince, bakın siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitabın tamamına inanıyorsunuz; onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” diyorlar; yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırıyorlar. De ki: “Öfkenizden çatlayın!” Şüphesiz Allah kalplerde olanı bilmektedir.
Kelime meali
هَـٰٓأَنتُمْ işte siz · أُو۟لَآءِ öyle kimselersiniz ki · تُحِبُّونَهُمْ onları seversiniz · وَلَا halbuki onlar sizi sevmezler · يُحِبُّونَكُمْ · وَتُؤْمِنُونَ ve inanırsınız · بِٱلْكِتَـٰبِ Kitabın · كُلِّهِۦ hepsine · وَإِذَا zaman · لَقُوكُمْ sizinle karşılaştıkları · قَالُوٓا۟ derler · ءَامَنَّا inandık · وَإِذَا ve zaman · خَلَوْا۟ yalnız kaldıkları · عَضُّوا۟ ısırırlar · عَلَيْكُمُ size karşı · ٱلْأَنَامِلَ parmak uçlarını · مِنَ öfkeden · ٱلْغَيْظِ ۚ · قُلْ de ki · مُوتُوا۟ ölün · بِغَيْظِكُمْ ۗ öfkenizden · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin
إِن تَمۡسَسۡكُمۡ حَسَنَةࣱ تَسُؤۡهُمۡ وَإِن تُصِبۡكُمۡ سَيِّئَةࣱ يَفۡرَحُواْ بِهَاۖ وَإِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ لَا يَضُرُّكُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـًٔاۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ ﴿120﴾
in temsesküm ḥasenetün tesü'hüm. vein tüṣibküm seyyietüy yefraḥû bihâ. vein taṣbirû vetetteḳû lâ yeḍurruküm keydühüm şey'â. inne-llâhe bimâ ya`melûne müḥîṭ.
120. Size bir iyilik gelirse bu onları üzer, ama başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Kelime meali
إِن eğer · تَمْسَسْكُمْ size dokunsa · حَسَنَةٌۭ bir iyilik · تَسُؤْهُمْ onları tasalandırır · وَإِن ve eğer · تُصِبْكُمْ size dokunsa · سَيِّئَةٌۭ bir kötülük · يَفْرَحُوا۟ sevinirler · بِهَا ۖ ona · وَإِن eğer · تَصْبِرُوا۟ sabreder · وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız · لَا size zarar vermez · يَضُرُّكُمْ · كَيْدُهُمْ onların tuzağı · شَيْـًٔا ۗ hiçbir şekilde · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِمَا şeyleri · يَعْمَلُونَ onların yaptıkları · مُحِيطٌۭ kuşatmıştır
وَإِذۡ غَدَوۡتَ مِنۡ أَهۡلِكَ تُبَوِّئُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مَقَٰعِدَ لِلۡقِتَالِۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿121﴾
veiẕ gadevte min ehlike tübevviü-lmü'minîne meḳâ`ide lilḳitâl. vellâhü semî`un `alîm.
121. Hani sen sabah erkenden savaşmak için müminleri mevzilere yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.
Kelime meali
وَإِذْ hani · غَدَوْتَ sen erkenden · مِنْ ailenden · أَهْلِكَ · تُبَوِّئُ ayrılmıştın · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri · مَقَـٰعِدَ yerleştiriyordun · لِلْقِتَالِ ۗ savaş için · وَٱللَّهُ Allah da · سَمِيعٌ işitendi · عَلِيمٌ bilendi
إِذۡ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمۡ أَن تَفۡشَلَا وَٱللَّهُ وَلِيُّهُمَاۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿122﴾
iẕ hemmeṭ ṭâifetâni minküm en tefşelâ vellâhü veliyyühümâ. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.
122. O zaman sizden iki bölük, Allah onların velîsi olduğu halde bozulup çekilmeye yüz tutmuştu; müminler yalnız Allah’a güvensinler.
Kelime meali
إِذْ o vakit · هَمَّت yüz tutmuştu · طَّآئِفَتَانِ iki takım · مِنكُمْ sizden · أَن korkup bozulmaya · تَفْشَلَا · وَٱللَّهُ halbuki Allah · وَلِيُّهُمَا ۗ kendilerinin dostu idi · وَعَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar
وَلَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدۡرࣲ وَأَنتُمۡ أَذِلَّةࣱۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿123﴾
veleḳad neṣarakümü-llâhü bibedriv veentüm eẕilleh. fetteḳu-llâhe le`alleküm teşkürûn.
123. Andolsun ki Allah size, zayıf ve çaresiz iken Bedir’de de yardım etmişti. Allah’a isyandan sakının ki şükretmiş olasınız.
Kelime meali
وَلَقَدْ nitekim · نَصَرَكُمُ size yardım etmişti · ٱللَّهُ Allah · بِبَدْرٍۢ Bedir'de · وَأَنتُمْ ve siz · أَذِلَّةٌۭ ۖ zayıf durumdayken · فَٱتَّقُوا۟ O halde korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz
إِذۡ تَقُولُ لِلۡمُؤۡمِنِينَ أَلَن يَكۡفِيَكُمۡ أَن يُمِدَّكُمۡ رَبُّكُم بِثَلَٰثَةِ ءَالَٰفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ ﴿124﴾
iẕ teḳûlü lilmü'minîne eley yekfiyeküm ey yümiddeküm rabbüküm biŝelâŝeti âlâfim mine-lmelâiketi münzelîn.
124. O zaman inananlara şöyle diyordun: “Rabbinizin, indirilen üç bin melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?”
Kelime meali
إِذْ O zaman · تَقُولُ sen diyordun · لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · أَلَن size yetmez mi? · يَكْفِيَكُمْ · أَن size yardım etmesi · يُمِدَّكُمْ · رَبُّكُم Rabbinizin · بِثَلَـٰثَةِ üç · ءَالَـٰفٍۢ bin · مِّنَ melek ile · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ · مُنزَلِينَ indirilmiş
بَلَىٰٓۚ إِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ وَيَأۡتُوكُم مِّن فَوۡرِهِمۡ هَٰذَا يُمۡدِدۡكُمۡ رَبُّكُم بِخَمۡسَةِ ءَالَٰفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ ﴿125﴾
belâ in taṣbirû vetetteḳû veye'tûküm min fevrihim hâẕâ yümdidküm rabbüküm biḫamseti âlâfim mine-lmelâiketi müsevvimîn.
125. Evet, eğer siz sabır gösterip itaatsizlikten sakınırsanız, onlar şu anda süratle üzerinize gelseler bile rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.
Kelime meali
بَلَىٰٓ ۚ evet · إِن eğer · تَصْبِرُوا۟ sabrederseniz · وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız · وَيَأْتُوكُم üzerinize gelseler · مِّن onlar ansızın · فَوْرِهِمْ · هَـٰذَا şu (anda) · يُمْدِدْكُمْ size yardım eder · رَبُّكُم Rabbiniz · بِخَمْسَةِ beş · ءَالَـٰفٍۢ bin · مِّنَ melekle · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ · مُسَوِّمِينَ nişanlı
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشۡرَىٰ لَكُمۡ وَلِتَطۡمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦۗ وَمَا ٱلنَّصۡرُ إِلَّا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿126﴾
vemâ ce`alehü-llâhü illâ büşrâ leküm velitaṭmeinne ḳulûbüküm bih. veme-nnaṣru illâ min `indi-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.
126. Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir.
Kelime meali
وَمَا onu yapmaz · جَعَلَهُ · ٱللَّهُ Allah · إِلَّا ancak (yapar) · بُشْرَىٰ müjde olsun diye · لَكُمْ size · وَلِتَطْمَئِنَّ ve güven bulsun diye · قُلُوبُكُم kalbleriniz · بِهِۦ ۗ bununla · وَمَا ve yoktur · ٱلنَّصْرُ yardım · إِلَّا ancak( vardır) · مِنْ katında · عِندِ · ٱللَّهِ Allah · ٱلْعَزِيزِ daima galib · ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi
لِيَقۡطَعَ طَرَفࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡ يَكۡبِتَهُمۡ فَيَنقَلِبُواْ خَآئِبِينَ ﴿127﴾
liyaḳṭa`a ṭarafem mine-lleẕîne keferû ev yekbitehüm feyenḳalibû ḫâibîn.
127. (Allah bu yardımı) inkâr edenlerin bir kısmını helâk etmek veya onları ümitsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için (yapmıştır).
Kelime meali
لِيَقْطَعَ kessin diye · طَرَفًۭا bir kısmını · مِّنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) · أَوْ yahut · يَكْبِتَهُمْ ve perişan etsin de · فَيَنقَلِبُوا۟ dönüp gitsinler diye · خَآئِبِينَ umutsuz olarak
لَيۡسَ لَكَ مِنَ ٱلۡأَمۡرِ شَيۡءٌ أَوۡ يَتُوبَ عَلَيۡهِمۡ أَوۡ يُعَذِّبَهُمۡ فَإِنَّهُمۡ ظَٰلِمُونَ ﴿128﴾
leyse leke mine-l'emri şey'ün ev yetûbe `aleyhim ev yü`aẕẕibehüm feinnehüm żâlimûn.
128. (Resulüm!) Bu işte senin yapacağın bir şey yok. Allah ya onların tövbelerini kabul eder veya onları cezalandırır. Çünkü onlar zalimlerdir.
Kelime meali
لَيْسَ yoktur · لَكَ senin · مِنَ o konuda · ٱلْأَمْرِ · شَىْءٌ (yapacağın) bir şey · أَوْ ya · يَتُوبَ (Allah) tevbelerini kabul eder · عَلَيْهِمْ onların · أَوْ ya da · يُعَذِّبَهُمْ onlara azab eder · فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar (diye) · ظَـٰلِمُونَ zalimlerdir
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿129﴾
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. yagfiru limey yeşâü veyü`aẕẕibü mey yeşâ'. vellâhü gafûrur raḥîm.
129. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Dilediğini bağışlar dilediğine azap eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Kelime meali
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · يَغْفِرُ (O) bağışlar · لِمَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيُعَذِّبُ ve azabeder · مَن dimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayan · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُواْ ٱلرِّبَوٰٓاْ أَضۡعَٰفࣰ ا مُّضَٰعَفَةࣰۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿130﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ te'külü-rribâ aḍ`âfem müḍâ`afeh. vetteḳu-llâhe le`alleküm tüfliḥûn.
130. Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a itaatsizlikten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا yemeyin · تَأْكُلُوا۟ · ٱلرِّبَوٰٓا۟ riba · أَضْعَـٰفًۭا kat kat · مُّضَـٰعَفَةًۭ ۖ arttırarak · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz
وَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِيٓ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ ﴿131﴾
vetteḳu-nnâra-lletî ü`iddet lilkâfirîn.
131. Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
Kelime meali
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının · ٱلنَّارَ ateşten · ٱلَّتِىٓ o ki · أُعِدَّتْ hazırlanmıştır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ﴿132﴾
veeṭî`ü-llâhe verrasûle le`alleküm türḥamûn.
132. Allah’a ve peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
Kelime meali
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱلرَّسُولَ ve Elçiye · لَعَلَّكُمْ umulur ki olursunuz · تُرْحَمُونَ merhamet edilenlerden
۞وَسَارِعُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةࣲ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ أُعِدَّتۡ لِلۡمُتَّقِينَ ﴿133﴾
vesâri`û ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin `arḍuhe-ssemâvâtü vel'arḍu ü`iddet lilmütteḳîn.
133. Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın!
Kelime meali
۞ وَسَارِعُوٓا۟ ve koşun · إِلَىٰ bir bağışlanmaya · مَغْفِرَةٍۢ · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · وَجَنَّةٍ ve cennete · عَرْضُهَا genişliği · ٱلسَّمَـٰوَٰتُ göklerle · وَٱلْأَرْضُ ve yer kadar olan · أُعِدَّتْ hazırlanmış · لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلۡكَٰظِمِينَ ٱلۡغَيۡظَ وَٱلۡعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿134﴾
elleẕîne yünfiḳûne fi-sserrâi veḍḍarrâi velkâżimîne-lgayża vel`âfîne `ani-nnâs. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
134. Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · يُنفِقُونَ infak ederler · فِى bollukta · ٱلسَّرَّآءِ · وَٱلضَّرَّآءِ ve darlıkta · وَٱلْكَـٰظِمِينَ yutkunurlar · ٱلْغَيْظَ öfke(lerin)i · وَٱلْعَافِينَ ve affederler · عَنِ insanları · ٱلنَّاسِ ۗ · وَٱللَّهُ Allah da · يُحِبُّ sever · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَٰحِشَةً أَوۡ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ ذَكَرُواْ ٱللَّهَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ لِذُنُوبِهِمۡ وَمَن يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمۡ يُصِرُّواْ عَلَىٰ مَا فَعَلُواْ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ﴿135﴾
velleẕîne iẕâ fe`alû fâḥişeten ev żalemû enfüsehüm ẕekerü-llâhe festagferû liẕünûbihim. vemey yagfiru-ẕẕünûbe ille-llâh. velem yüṣirrû `alâ mâ fe`alû vehüm ya`lemûn.
135. Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve onlar · إِذَا zaman · فَعَلُوا۟ yaptıkları · فَـٰحِشَةً bir kötülük · أَوْ ya da · ظَلَمُوٓا۟ zulmettikleri · أَنفُسَهُمْ nefislerine · ذَكَرُوا۟ hatırlayarak · ٱللَّهَ Allah'ı · فَٱسْتَغْفَرُوا۟ bağışlanmasını dilerler · لِذُنُوبِهِمْ günahlarının · وَمَن ve kim · يَغْفِرُ bağışlayabilir · ٱلذُّنُوبَ günahları · إِلَّا başka · ٱللَّهُ Allah'tan · وَلَمْ ve onlar ısrar etmezler · يُصِرُّوا۟ · عَلَىٰ şeylerde (hatalarında) · مَا · فَعَلُوا۟ yaptıkları · وَهُمْ onlar · يَعْلَمُونَ bile bile
أُوْلَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغۡفِرَةࣱ مِّن رَّبِّهِمۡ وَجَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَنِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ ﴿136﴾
ülâike cezâühüm magfiratüm mir rabbihim vecennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veni`me ecru-l`âmilîn.
136. İşte onların yaptıklarının karşılığı rableri tarafından bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · جَزَآؤُهُم onların mükafatı · مَّغْفِرَةٌۭ bağışlanma · مِّن tarafından · رَّبِّهِمْ Rableri · وَجَنَّـٰتٌۭ ve cennetlerdir · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ sürekli kalırlar · فِيهَا ۚ içinde · وَنِعْمَ ve ne güzeldir · أَجْرُ ücreti · ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların
قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِكُمۡ سُنَنࣱ فَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ﴿137﴾
ḳad ḫalet min ḳabliküm sünenün fesîrû fi-l'arḍi fenżurû keyfe kâne `âḳibetü-lmükeẕẕibîn.
137. Sizden önce nice uygulamalar geçmiştir. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun ne olduğuna bir bakın.
Kelime meali
قَدْ şüphesiz · خَلَتْ uygulanmıştır · مِن sizden önce de · قَبْلِكُمْ · سُنَنٌۭ yasalar · فَسِيرُوا۟ dolaşın · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَٱنظُرُوا۟ ve görün · كَيْفَ nasıl · كَانَ olduğunu · عَـٰقِبَةُ sonunun · ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayıcıların
هَٰذَا بَيَانࣱ لِّلنَّاسِ وَهُدࣰ ى وَمَوۡعِظَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ ﴿138﴾
hâẕâ beyânül linnâsi vehüdev vemev`iżatül lilmütteḳîn.
138. Bu Kur’an insanlara bir açıklama, takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
Kelime meali
هَـٰذَا bu · بَيَانٌۭ bir açıklamadır · لِّلنَّاسِ insanlara · وَهُدًۭى ve yol göstermedir · وَمَوْعِظَةٌۭ ve öğüttür · لِّلْمُتَّقِينَ korunanlara
وَلَا تَهِنُواْ وَلَا تَحۡزَنُواْ وَأَنتُمُ ٱلۡأَعۡلَوۡنَ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿139﴾
velâ tehinû velâ taḥzenû veentümü-l'a`levne in küntüm mü'minîn.
139. Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.
Kelime meali
وَلَا gevşemeyin · تَهِنُوا۟ · وَلَا üzülmeyin · تَحْزَنُوا۟ · وَأَنتُمُ mutlaka siz · ٱلْأَعْلَوْنَ üstün geleceksiniz · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanıyor
إِن يَمۡسَسۡكُمۡ قَرۡحࣱ فَقَدۡ مَسَّ ٱلۡقَوۡمَ قَرۡحࣱ مِّثۡلُهُۥۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيۡنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعۡلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمۡ شُهَدَآءَۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿140﴾
iy yemsesküm ḳarḥun feḳad messe-lḳavme ḳarḥum miŝlüh. vetilke-l'eyyâmü nüdâvilühâ beyne-nnâs. veliya`leme-llâhü-lleẕîne âmenû veyetteḫiẕe minküm şühedâ'. vellâhü lâ yüḥibbu-żżâlimîn.
140. Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız bilin ki o topluluk da benzeri bir yara almıştı. O günleri biz insanlar arasında döndürüp duruyoruz ki Allah gerçek müminleri ortaya çıkarsın ve uğrunda şehitleri olsun diye. Allah, zalimleri sevmez.
Kelime meali
إِن eğer · يَمْسَسْكُمْ size dokunduysa · قَرْحٌۭ bir yara · فَقَدْ muhakkak · مَسَّ dokunmuştu · ٱلْقَوْمَ o topluluğa da · قَرْحٌۭ bir yara · مِّثْلُهُۥ ۚ benzeri · وَتِلْكَ işte o · ٱلْأَيَّامُ günler · نُدَاوِلُهَا biz onları çeviririz · بَيْنَ arasında · ٱلنَّاسِ insanlar · وَلِيَعْلَمَ (bu) bilmesi içindir · ٱللَّهُ Allah'ın · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · وَيَتَّخِذَ ve edinmesi içindir · مِنكُمْ sizden · شُهَدَآءَ ۗ şehidler (şahidler) · وَٱللَّهُ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri
وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَيَمۡحَقَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿141﴾
veliyümeḥḥiṣa-llâhü-lleẕîne âmenû veyemḥaḳa-lkâfirîn.
141. Bir de Allah, iman edenleri günahlardan arındırmak, kâfirleri de yok etmek için böyle yapıyor.
Kelime meali
وَلِيُمَحِّصَ ve temize çıkarması için · ٱللَّهُ Allah'ın · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · وَيَمْحَقَ ve mahvetmesi için · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَعۡلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ مِنكُمۡ وَيَعۡلَمَ ٱلصَّٰبِرِينَ ﴿142﴾
em ḥasibtüm en tedḫulü-lcennete velemmâ ya`lemi-llâhü-lleẕîne câhedû minküm veya`leme-ṣṣâbirîn.
142. Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?
Kelime meali
أَمْ yoksa · حَسِبْتُمْ siz sandınız · أَن gireceğinizi · تَدْخُلُوا۟ · ٱلْجَنَّةَ cennete · وَلَمَّا bilmeden · يَعْلَمِ · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimseleri · جَـٰهَدُوا۟ cihad edenleri · مِنكُمْ içinizden · وَيَعْلَمَ (sınayıp) bilmeden · ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri
وَلَقَدۡ كُنتُمۡ تَمَنَّوۡنَ ٱلۡمَوۡتَ مِن قَبۡلِ أَن تَلۡقَوۡهُ فَقَدۡ رَأَيۡتُمُوهُ وَأَنتُمۡ تَنظُرُونَ ﴿143﴾
veleḳad küntüm temennevne-lmevte min ḳabli en telḳavh. feḳad raeytümûhü veentüm tenżurûn.
143. Gerçek şu ki, ölümle karşılaşmadan önce onu istiyordunuz; işte şimdi onu apaçık görmektesiniz.
Kelime meali
وَلَقَدْ andolsun ki · كُنتُمْ siz · تَمَنَّوْنَ arzuluyordunuz · ٱلْمَوْتَ ölümü · مِن önce · قَبْلِ · أَن onunla karşılaşmadan · تَلْقَوْهُ · فَقَدْ işte · رَأَيْتُمُوهُ onu gördünüz · وَأَنتُمْ ve siz · تَنظُرُونَ bakıp duruyorsunuz
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولࣱ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُۚ أَفَإِيْن مَّاتَ أَوۡ قُتِلَ ٱنقَلَبۡتُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَٰبِكُمۡۚ وَمَن يَنقَلِبۡ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۚ وَسَيَجۡزِي ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ ﴿144﴾
vemâ müḥammedün illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. efeim mâte ev ḳutile-nḳalebtüm `alâ a`ḳâbiküm. vemey yenḳalib `alâ `aḳibeyhi feley yeḍurra-llâhe şey'â. veseyeczi-llâhü-şşâkirîn.
144. Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah’a asla bir zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.
Kelime meali
وَمَا ve değildir · مُحَمَّدٌ Muhammed · إِلَّا başka (bir şey) · رَسُولٌۭ bir elçi · قَدْ muhakkak · خَلَتْ gelip geçmiştir · مِن ondan önce de · قَبْلِهِ · ٱلرُّسُلُ ۚ elçiler · أَفَإِي۟ن eğer şimdi · مَّاتَ o ölür · أَوْ veya · قُتِلَ öldürülürse · ٱنقَلَبْتُمْ geriye mi döneceksiniz? · عَلَىٰٓ üzerinde · أَعْقَـٰبِكُمْ ۚ ökçelerinizin · وَمَن kim · يَنقَلِبْ geriye dönerse · عَلَىٰ üzerinde · عَقِبَيْهِ ökçesi · فَلَن ziyan veremez · يَضُرَّ · ٱللَّهَ Allah'a · شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir · وَسَيَجْزِى ve mükafatlandıracaktır · ٱللَّهُ Allah · ٱلشَّـٰكِرِينَ şükredenleri
وَمَا كَانَ لِنَفۡسٍ أَن تَمُوتَ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِ كِتَٰبࣰ ا مُّؤَجَّلࣰ اۗ وَمَن يُرِدۡ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَن يُرِدۡ ثَوَابَ ٱلۡأٓخِرَةِ نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَاۚ وَسَنَجۡزِي ٱلشَّٰكِرِينَ ﴿145﴾
vemâ kâne linefsin en temûte illâ biiẕni-llâhi kitâbem müeccelâ. vemey yürid ŝevâbe-ddünyâ nü'tihî minhâ. vemey yürid ŝevâbe-l'âḫirati nü'tihî minhâ. veseneczi-şşâkirîn.
145. Hiçbir kimse Allah’ın yazılıp bir süreye bağlanmış izni olmadan ölmez. Kim dünya nimetini isterse ondan kendisine veririz; kim âhiret nimetini isterse ona da ondan veririz; ve şükredenleri ödüllendireceğiz.
Kelime meali
وَمَا ve yoktur · كَانَ hiçbir kişi için · لِنَفْسٍ · أَن ölmek · تَمُوتَ · إِلَّا olmadan · بِإِذْنِ izni · ٱللَّهِ Allah'ın · كِتَـٰبًۭا yazılmıştır · مُّؤَجَّلًۭا ۗ belirli bir süreye göre · وَمَن ve kim · يُرِدْ isterse · ثَوَابَ sevabını (menfaatini) · ٱلدُّنْيَا dünya · نُؤْتِهِۦ kendisine veririz · مِنْهَا ondan · وَمَن ve kim · يُرِدْ isterse · ثَوَابَ sevabını · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret · نُؤْتِهِۦ kendisine veririz · مِنْهَا ۚ ondan · وَسَنَجْزِى ve mükafatlandıracağız · ٱلشَّـٰكِرِينَ şükredenleri
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيࣲّ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرࣱ فَمَا وَهَنُواْ لِمَآ أَصَابَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا ٱسۡتَكَانُواْۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّٰبِرِينَ ﴿146﴾
vekeeyyim min nebiyyin ḳâtele me`ahû ribbiyyûne keŝîr. femâ vehenû limâ eṣâbehüm fî sebîli-llâhi vemâ ḍa`ufû veme-stekânû. vellâhü yüḥibbu-ṣṣâbirîn.
146. Nice peygamber vardır ki onunla birlikte birçok Allah erleri savaştılar. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşemediler, yılmadılar, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
Kelime meali
وَكَأَيِّن nice var ki · مِّن den · نَّبِىٍّۢ · قَـٰتَلَ çarpıştılar · مَعَهُۥ kendileriyle beraber · رِبِّيُّونَ Rabbani (erenler) · كَثِيرٌۭ birçok · فَمَا yılmadılar · وَهَنُوا۟ · لِمَآ şeylerden · أَصَابَهُمْ başlarında gelen · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَمَا zayıflık göstermediler · ضَعُفُوا۟ · وَمَا boyun eğmediler · ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ · وَٱللَّهُ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri
وَمَا كَانَ قَوۡلَهُمۡ إِلَّآ أَن قَالُواْ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسۡرَافَنَا فِيٓ أَمۡرِنَا وَثَبِّتۡ أَقۡدَامَنَا وَٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿147﴾
vemâ kâne ḳavlehüm illâ en ḳâlû rabbene-gfir lenâ ẕünûbenâ veisrâfenâ fî emrinâ veŝebbit aḳdâmenâ venṣurnâ `ale-lḳavmi-lkâfirîn.
147. Onların sözü şunu demekten ibaretti: “Rabbimiz! Günahlarımızdan ve işimizdeki aşırılıklardan ötürü bizi bağışla, sebatımızı arttır, kâfir topluluğa karşı bize yardım et!”
Kelime meali
وَمَا ve değildi · كَانَ sözleri · قَوْلَهُمْ · إِلَّآ başka · أَن demelerinden · قَالُوا۟ · رَبَّنَا Rabbimiz · ٱغْفِرْ bağışla · لَنَا bizim · ذُنُوبَنَا günahlarımızı · وَإِسْرَافَنَا ve taşkınlığımızı · فِىٓ işimizde · أَمْرِنَا · وَثَبِّتْ ve sağlam tut · أَقْدَامَنَا ayaklarımızı · وَٱنصُرْنَا bize yardım eyle · عَلَى karşı · ٱلْقَوْمِ toplumuna · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا وَحُسۡنَ ثَوَابِ ٱلۡأٓخِرَةِۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿148﴾
feâtâhümü-llâhü ŝevâbe-ddünyâ veḥusne ŝevâbi-l'âḫirah. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.
148. Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini ve âhiret nimetinin de güzelini verdi. Allah işini güzel yapanları sever.
Kelime meali
فَـَٔاتَىٰهُمُ onlara verdi · ٱللَّهُ Allah (da) · ثَوَابَ karşılığını · ٱلدُّنْيَا dünya · وَحُسْنَ ve en güzelini · ثَوَابِ karşılığının; · ٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ ahiret · وَٱللَّهُ (çünkü) Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تُطِيعُواْ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَٰبِكُمۡ فَتَنقَلِبُواْ خَٰسِرِينَ ﴿149﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tüṭî`ü-lleẕîne keferû yeruddûküm `alâ a`ḳâbiküm fetenḳalibû ḫâsirîn.
149. Ey iman edenler! Eğer inkâr edenlere uyarsanız, sizi gerisin geri döndürürler de sonra hüsrana uğramış olursunuz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِن eğer · تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · يَرُدُّوكُمْ sizi çevirirler · عَلَىٰٓ üzere · أَعْقَـٰبِكُمْ arkanız (küfre) · فَتَنقَلِبُوا۟ o zaman dönersiniz · خَـٰسِرِينَ kaybedenlere
بَلِ ٱللَّهُ مَوۡلَىٰكُمۡۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلنَّٰصِرِينَ ﴿150﴾
beli-llâhü mevlâküm. vehüve ḫayru-nnâṣirîn.
150. Oysa sizin mevlânız (koruyup kollayanınız) Allah’tır ve O, yardımcıların en iyisidir.
Kelime meali
بَلِ hayır · ٱللَّهُ Allah'tır · مَوْلَىٰكُمْ ۖ Mevlanız · وَهُوَ ve O'dur · خَيْرُ en iyisi · ٱلنَّـٰصِرِينَ yardımcıların
سَنُلۡقِي فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلرُّعۡبَ بِمَآ أَشۡرَكُواْ بِٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنࣰ اۖ وَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ وَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿151﴾
senülḳî fî ḳulûbi-lleẕîne keferü-rru`be bimâ eşrakû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânâ. veme'vâhümü-nnâr. vebi'se meŝve-żżâlimîn.
151. Kâfirlerin kalplerine korku salacağız. Çünkü onlar, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği şeyi O’na ortak koştular. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!
Kelime meali
سَنُلْقِى salacağız · فِى kalblerine · قُلُوبِ · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar edenlerin · ٱلرُّعْبَ korku · بِمَآ dolayı · أَشْرَكُوا۟ ortak koştuklarından · بِٱللَّهِ Allah'a · مَا şeyleri · لَمْ indirmediği · يُنَزِّلْ · بِهِۦ kendilerine · سُلْطَـٰنًۭا ۖ hiçbir güç · وَمَأْوَىٰهُمُ ve gidecekleri yer de · ٱلنَّارُ ۚ cehennemdir · وَبِئْسَ ne kötüdür · مَثْوَى varacağı yer · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin
وَلَقَدۡ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥٓ إِذۡ تَحُسُّونَهُم بِإِذۡنِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلۡتُمۡ وَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَعَصَيۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَۚ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنۡيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمۡ عَنۡهُمۡ لِيَبۡتَلِيَكُمۡۖ وَلَقَدۡ عَفَا عَنكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿152﴾
veleḳad ṣadeḳakümü-llâhü va`dehû iẕ teḥussûnehüm biiẕnih. ḥattâ iẕâ feşiltüm vetenâza`tüm fi-l'emri ve`aṣaytüm mim ba`di mâ erâküm mâ tüḥibbûn. minküm mey yürîdü-ddünyâ veminküm mey yürîdü-l'âḫirah. ŝümme ṣarafeküm `anhüm liyebteliyeküm. veleḳad `afâ `anküm. vellâhü ẕû faḍlin `ale-lmü'minîn.
152. Andolsun ki Allah size verdiği sözü yerine getirdi. Hatırlayın ki O’nun izniyle kâfirleri öldürüyordunuz, ama Allah size istediğiniz zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, emre itaat hususunda birbirinizle tartıştınız ve emre aykırı hareket ettiniz; içinizden kimi dünyayı istiyordu, kiminiz de âhireti istiyordunuz; derken Allah denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Sonunda yine de sizi bağışladı. Allah, müminlere karşı lütufkârdır.
Kelime meali
وَلَقَدْ elbette · صَدَقَكُمُ size doğruladı · ٱللَّهُ Allah · وَعْدَهُۥٓ (yardım) va'dini · إِذْ sürece · تَحُسُّونَهُم onları öldürdüğünüz · بِإِذْنِهِۦ ۖ kendi izniyle · حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا nezaman ki · فَشِلْتُمْ siz korktunuz · وَتَنَـٰزَعْتُمْ ve (birbirinizle) çekiştiniz · فِى hakkında · ٱلْأَمْرِ (verilen) emir · وَعَصَيْتُم ve isyan ettiniz · مِّنۢ sonra · بَعْدِ · مَآ size gösterdikten · أَرَىٰكُم · مَّا şey(galibiyet)i · تُحِبُّونَ ۚ sevdiğiniz · مِنكُم sizden · مَّن kiminiz · يُرِيدُ istiyordu · ٱلدُّنْيَا dünyayı · وَمِنكُم ve sizden · مَّن kiminiz · يُرِيدُ istiyordu · ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ahireti · ثُمَّ sonra · صَرَفَكُمْ (Allah) geri çevirdi · عَنْهُمْ onlardan · لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ sizi denemek için · وَلَقَدْ andolsun ki · عَفَا bağışladı · عَنكُمْ ۗ sizi · وَٱللَّهُ Allah · ذُو sahibidir · فَضْلٍ lütuf · عَلَى karşı · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere
۞إِذۡ تُصۡعِدُونَ وَلَا تَلۡوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدࣲ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ فِيٓ أُخۡرَىٰكُمۡ فَأَثَٰبَكُمۡ غَمَّۢا بِغَمࣲّ لِّكَيۡلَا تَحۡزَنُواْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ وَلَا مَآ أَصَٰبَكُمۡۗ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿153﴾
iẕ tuṣ`idûne velâ telvûne `alâ eḥadiv verrasûlü yed`ûküm fî uḫrâküm feeŝâbeküm gammem bigammil likeylâ taḥzenû `alâ mâ fâteküm velâ mâ eṣâbeküm. vellâhü ḫabîrum bimâ ta`melûn.
153. O zaman siz dönüp hiç kimseye bakmadan yukarı doğru çekiliyordunuz; peygamber ise arkanızdan sizi çağırıyordu, kaybettiklerinizin ve başınıza gelenlerin üzüntüsüne katlanabilmeniz için (söz tutmamanıza karşılık) Allah size tasa üstüne tasa verdi. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Kelime meali
۞ إِذْ hani · تُصْعِدُونَ boyuna uzaklaşıyordunuz · وَلَا dönüp bakmıyordunuz · تَلْوُۥنَ · عَلَىٰٓ hiç kimseye · أَحَدٍۢ · وَٱلرَّسُولُ ve Elçi · يَدْعُوكُمْ sizi çağırırken · فِىٓ arkanızdan · أُخْرَىٰكُمْ · فَأَثَـٰبَكُمْ bundan dolayı size verdi · غَمًّۢا gam · بِغَمٍّۢ gam üstüne · لِّكَيْلَا diye · تَحْزَنُوا۟ üzülmeyesiniz · عَلَىٰ şeye · مَا · فَاتَكُمْ elinizden giden · وَلَا vw · مَآ şeye · أَصَـٰبَكُمْ ۗ başınıza gelen · وَٱللَّهُ Allah · خَبِيرٌۢ haberdardır · بِمَا şeylerden · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız(dan)
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنۢ بَعۡدِ ٱلۡغَمِّ أَمَنَةࣰ نُّعَاسࣰ ا يَغۡشَىٰ طَآئِفَةࣰ مِّنكُمۡۖ وَطَآئِفَةࣱ قَدۡ أَهَمَّتۡهُمۡ أَنفُسُهُمۡ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ ظَنَّ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ مِن شَيۡءࣲۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَمۡرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِۗ يُخۡفُونَ فِيٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبۡدُونَ لَكَۖ يَقُولُونَ لَوۡ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ شَيۡءࣱ مَّا قُتِلۡنَا هَٰهُنَاۗ قُل لَّوۡ كُنتُمۡ فِي بُيُوتِكُمۡ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَتۡلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمۡۖ وَلِيَبۡتَلِيَ ٱللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمۡ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿154﴾
ŝümme enzele `aleyküm mim ba`di-lgammi emeneten nü`âsey yagşâ ṭâifetem minküm veṭâifetün ḳad ehemmethüm enfüsühüm yeżunnûne billâhi gayra-lḥaḳḳi żanne-lcâhiliyyeh. yeḳûlûne hel lenâ min-l'emri min şey'. ḳul inne-l'emra küllehû lillâh. yuḫfûne fî enfüsihim mâ lâ yübdûne lek. yeḳûlûne lev kâne lenâ mine-l'emri şey'üm mâ ḳutilnâ hâhünâ. ḳul lev küntüm fî büyûtiküm leberaze-lleẕîne kütibe `aleyhimü-lḳatlü ilâ meḍâci`ihim. veliyebteliye-llâhü mâ fî ṣudûriküm veliyümeḥḥiṣa mâ fî ḳulûbiküm. vellâhü `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
154. Sonra o kederin ardından Allah size bir güven, bir grubunuzu kendinden geçiren uyuklama hali verdi; bir grup da kendi canlarının derdine düşmüşler, Allah hakkında haksız yere Cahiliye düşüncelerine kapılarak, “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “İşin tamamı Allah’a aittir.” Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar: “Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik” diyorlar. De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, yine de haklarında ölüm yazılmış olanlar ölüp düşecekleri yere geleceklerdi. Bu, Allah’ın içinizde olanı ortaya çıkarması ve kalplerinizdeki şüpheyi gidermesi içindir. Allah kalplerde olanı bilir.”
Kelime meali
ثُمَّ sonra · أَنزَلَ indirdi · عَلَيْكُم size · مِّنۢ ardından · بَعْدِ · ٱلْغَمِّ o üzüntünün · أَمَنَةًۭ bir güven · نُّعَاسًۭا bir uyku · يَغْشَىٰ bürüyen · طَآئِفَةًۭ bir kısmınızı · مِّنكُمْ ۖ sizden · وَطَآئِفَةٌۭ ve bir kısmınız da · قَدْ doğrusu · أَهَمَّتْهُمْ kaygısına düşmüştü · أَنفُسُهُمْ kendi canlarının · يَظُنُّونَ bir zanda bulunuyorlar · بِٱللَّهِ Allah'a karşı · غَيْرَ haksız · ٱلْحَقِّ · ظَنَّ zannı (gibi) · ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ ۖ cahiliyye · يَقُولُونَ diyorlardı · هَل var mı · لَّنَا bize · مِنَ bu işten · ٱلْأَمْرِ · مِن hiçbir · شَىْءٍۢ ۗ şey · قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْأَمْرَ iş · كُلَّهُۥ bütünüyle · لِلَّهِ ۗ Allah'a aittir · يُخْفُونَ onlar gizliyorlar · فِىٓ içlerinde · أَنفُسِهِم · مَّا şeyleri · لَا açıklayamadıkları · يُبْدُونَ · لَكَ ۖ sana · يَقُولُونَ diyorlar ki · لَوْ şayet · كَانَ olsaydı · لَنَا bize · مِنَ bu işten · ٱلْأَمْرِ · شَىْءٌۭ bir şey (fayda) · مَّا öldürülmezdik · قُتِلْنَا · هَـٰهُنَا ۗ burada · قُل de ki · لَّوْ şayet · كُنتُمْ olsaydınız · فِى evlerinizde dahi · بُيُوتِكُمْ · لَبَرَزَ mutlaka boylardı · ٱلَّذِينَ olanlar · كُتِبَ yazılmış · عَلَيْهِمُ üzerine · ٱلْقَتْلُ öldürülme(si) · إِلَىٰ yatacakları yeri · مَضَاجِعِهِمْ ۖ · وَلِيَبْتَلِىَ ve denemesi içindir · ٱللَّهُ Allah'ın · مَا olanı · فِى içinde · صُدُورِكُمْ göğüsleriniz · وَلِيُمَحِّصَ ve açığa çıkarması içindir · مَا olanı · فِى içinde · قُلُوبِكُمْ ۗ kalbleriniz · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَلَّوۡاْ مِنكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِ إِنَّمَا ٱسۡتَزَلَّهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِبَعۡضِ مَا كَسَبُواْۖ وَلَقَدۡ عَفَا ٱللَّهُ عَنۡهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمࣱ ﴿155﴾
inne-lleẕîne tevellev minküm yevme-lteḳe-lcem`âni inneme-stezellehümü-şşeyṭânü biba`ḍi mâ kesebû. veleḳad `afe-llâhü `anhüm. inne-llâhe gafûrun ḥalîm.
155. İki ordunun karşılaştığı gün sizden bozguna uğrayanlar var ya, sırf yaptıkları bazı şeyler yüzünden şeytan onların ayaklarını kaydırmıştı. Şüphe yok ki Allah onları affetmiştir, Allah çok bağışlayıcıdır, pek halîmdir.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseleri · تَوَلَّوْا۟ yüz çevirip giden · مِنكُمْ içinizden · يَوْمَ gün · ٱلْتَقَى karşılaştığı · ٱلْجَمْعَانِ iki topluluğun · إِنَّمَا şüphesiz · ٱسْتَزَلَّهُمُ (yoldan) kaydırmak istemişti · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · بِبَعْضِ bazı · مَا dolayı · كَسَبُوا۟ ۖ yaptıkları işlerden · وَلَقَدْ ama elbette · عَفَا affetti · ٱللَّهُ Allah · عَنْهُمْ ۗ onları · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌ çok bağışlayandır · حَلِيمٌۭ halimdir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لِإِخۡوَٰنِهِمۡ إِذَا ضَرَبُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَوۡ كَانُواْ غُزࣰّ ى لَّوۡ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ لِيَجۡعَلَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ حَسۡرَةࣰ فِي قُلُوبِهِمۡۗ وَٱللَّهُ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ ﴿156﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tekûnû kelleẕîne keferû veḳâlû liiḫvânihim iẕâ ḍarabû fi-l'arḍi ev kânû guzzel lev kânû `indenâ mâ mâtû vemâ ḳutilû. liyec`ale-llâhü ẕâlike ḥasraten fî ḳulûbihim. vellâhü yuḥyî veyümît. vellâhü bimâ ta`melûne beṣîr.
156. Ey iman edenler! Sizler, sefere çıkan veya savaşa giren kardeşleri hakkında -Allah sonunda bunu kalplerinde bir hasret acısı kılsın diye- “Onlar yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Hayat veren de öldüren de Allah’tır; Allah yaptıklarınızı görmektedir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · لَا olmayın · تَكُونُوا۟ · كَٱلَّذِينَ kimseler (gibi) · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَقَالُوا۟ ve diyenler (gibi) · لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşleri için · إِذَا zaman · ضَرَبُوا۟ sefere çıktıkları · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · أَوْ ya da · كَانُوا۟ savaşa çıktıkları · غُزًّۭى · لَّوْ eğer · كَانُوا۟ olsalardı · عِندَنَا bizim yanımızda · مَا ölmezlerdi · مَاتُوا۟ · وَمَا ve öldürülmezlerdi · قُتِلُوا۟ · لِيَجْعَلَ yapar · ٱللَّهُ Allah · ذَٰلِكَ bu (düşünce ve sözlerini) · حَسْرَةًۭ bir dert · فِى kalblerinde · قُلُوبِهِمْ ۗ · وَٱللَّهُ Allahtır · يُحْىِۦ yaşatan · وَيُمِيتُ ۗ ve öldüren · وَٱللَّهُ Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · بَصِيرٌۭ görmektedir
وَلَئِن قُتِلۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوۡ مُتُّمۡ لَمَغۡفِرَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَحۡمَةٌ خَيۡرࣱ مِّمَّا يَجۡمَعُونَ ﴿157﴾
velein ḳutiltüm fî sebîli-llâhi ev müttüm lemagfiratüm mine-llâhi veraḥmetün ḫayrum mimmâ yecme`ûn.
157. Andolsun ki Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz biliniz ki Allah’tan gelecek bir bağışlama ve bir rahmet, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.
Kelime meali
وَلَئِن eğer · قُتِلْتُمْ öldürülür · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · أَوْ ya da · مُتُّمْ ölürseniz · لَمَغْفِرَةٌۭ bağışlaması vardır · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · وَرَحْمَةٌ ve rahmeti · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · مِّمَّا şeylerden · يَجْمَعُونَ onların topladıkları
وَلَئِن مُّتُّمۡ أَوۡ قُتِلۡتُمۡ لَإِلَى ٱللَّهِ تُحۡشَرُونَ ﴿158﴾
veleim müttüm ev ḳutiltüm leile-llâhi tuḥşerûn.
158. Andolsun ki, ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda mutlaka toplanacaksınız.
Kelime meali
وَلَئِن elbette · مُّتُّمْ ölür · أَوْ veya · قُتِلْتُمْ öldürülürseniz · لَإِلَى elbette · ٱللَّهِ Allah'a · تُحْشَرُونَ götürüleceksiniz
فَبِمَا رَحۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمۡۖ وَلَوۡ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلۡقَلۡبِ لَٱنفَضُّواْ مِنۡ حَوۡلِكَۖ فَٱعۡفُ عَنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ وَشَاوِرۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِۖ فَإِذَا عَزَمۡتَ فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَوَكِّلِينَ ﴿159﴾
febimâ raḥmetim mine-llâhi linte lehüm. velev künte feżżan galîża-lḳalbi lenfeḍḍû min ḥavlik. fa`fü `anhüm vestagfir lehüm veşâvirhüm fi-l'emr. feiẕâ `azemte fetevekkel `ale-llâh. inne-llâhe yüḥibbü-lmütevekkilîn.
159. Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.
Kelime meali
فَبِمَا sebebiyle · رَحْمَةٍۢ rahmeti · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · لِنتَ sen yumuşak davrandın · لَهُمْ ۖ onlara · وَلَوْ eğer · كُنتَ olsaydın · فَظًّا kaba · غَلِيظَ katı · ٱلْقَلْبِ yürekli · لَٱنفَضُّوا۟ dağılır giderlerdi' · مِنْ çevrenden · حَوْلِكَ ۖ · فَٱعْفُ öyleyse affet · عَنْهُمْ onları · وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile · لَهُمْ onlar için · وَشَاوِرْهُمْ ve onlara danış · فِى işini · ٱلْأَمْرِ ۖ · فَإِذَا zaman · عَزَمْتَ karar verdiğin · فَتَوَكَّلْ dayan · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۚ · إِنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُتَوَكِّلِينَ kendine dayanıp güvenenleri
إِن يَنصُرۡكُمُ ٱللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمۡۖ وَإِن يَخۡذُلۡكُمۡ فَمَن ذَا ٱلَّذِي يَنصُرُكُم مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿160﴾
iy yenṣurkümü-llâhü felâ gâlibe leküm. veiy yaḫẕülküm femen ẕe-lleẕî yenṣuruküm mim ba`dih. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.
160. Allah size yardım ederse artık sizi yenecek hiçbir kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler.
Kelime meali
إِن eğer · يَنصُرْكُمُ size yardım ederse · ٱللَّهُ Allah · فَلَا artık yoktur · غَالِبَ yenecek · لَكُمْ ۖ sizi · وَإِن ve eğer · يَخْذُلْكُمْ sizi yüz üstü bırakırsa · فَمَن kimdir · ذَا kimse · ٱلَّذِى · يَنصُرُكُم size yardım edebilecek · مِّنۢ O'ndan sonra · بَعْدِهِۦ ۗ · وَعَلَى ve Allah'a · ٱللَّهِ · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّۚ وَمَن يَغۡلُلۡ يَأۡتِ بِمَا غَلَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ﴿161﴾
vemâ kâne linebiyyin ey yegull. vemey yaglül ye'ti bimâ galle yevme-lḳiyâmeh. ŝümme tüveffâ küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
161. Hiçbir peygamber savaşanların hakkını zimmetine geçirmez. Kim böyle bir haksızlık yaparsa kıyamet günü, zimmetine geçirdiğini yüklenmiş olarak gelir; sonra herkese kazanmış olduğunun karşılığı, kimse haksızlığa uğratılmaksızın tastamam ödenir.
Kelime meali
وَمَا ve değildir · كَانَ olur şey · لِنَبِىٍّ bir peygamberin · أَن hiyanet etmesi · يَغُلَّ ۚ · وَمَن ve kim · يَغْلُلْ hıyanet ederse · يَأْتِ getirir · بِمَا şeyi · غَلَّ hıyanet ettiği · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · ثُمَّ sonra · تُوَفَّىٰ tastamam verilir · كُلُّ her · نَفْسٍۢ kişiye · مَّا ne ki · كَسَبَتْ kazandı · وَهُمْ ve onlar · لَا hiçbir haksızlığa uğratılmazlar · يُظْلَمُونَ
أَفَمَنِ ٱتَّبَعَ رِضۡوَٰنَ ٱللَّهِ كَمَنۢ بَآءَ بِسَخَطࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿162﴾
efemeni-ttebe`a riḍvâne-llâhi kemem bâe biseḫaṭim mine-llâhi veme'vâhü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.
162. Allah’ın rızası peşinde olan, Allah’ın gazabına uğrayan gibi olur mu hiç! Bunun varacağı yer cehennemdir; o ne kötü bir varış yeridir!
Kelime meali
أَفَمَنِ hiç olur mu? · ٱتَّبَعَ uyan · رِضْوَٰنَ rızasına · ٱللَّهِ Allah'ın · كَمَنۢ kimse gibi · بَآءَ uğrayan · بِسَخَطٍۢ hışmına · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · وَمَأْوَىٰهُ ve yeri · جَهَنَّمُ ۚ cehennem (olan) · وَبِئْسَ ne kötü · ٱلْمَصِيرُ sonuçtur orası
هُمۡ دَرَجَٰتٌ عِندَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ﴿163﴾
hüm deracâtün `inde-llâh. vellâhü beṣîrum bimâ ya`melûn.
163. Onlar (Allah’ın rızasını arayanlar) Allah katında derece derecedir. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Kelime meali
هُمْ O(insa)nlar · دَرَجَـٰتٌ derece derecedirler · عِندَ katında · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَٱللَّهُ Allah · بَصِيرٌۢ görmektedir · بِمَا şeyleri · يَعْمَلُونَ onların yaptıkları
لَقَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُولࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ ﴿164﴾
leḳad menne-llâhü `ale-lmü'minîne iẕ be`aŝe fîhim rasûlem min enfüsihim yetlû `aleyhim âyâtihî veyüzekkîhim veyü`allimühümü-lkitâbe velḥikmeh. vein kânû min ḳablü lefî ḍalâlim mübîn.
164. Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.
Kelime meali
لَقَدْ andolsun ki · مَنَّ lutufta bulundu · ٱللَّهُ Allah · عَلَى karşı · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · إِذْ göndermekle · بَعَثَ · فِيهِمْ kendilerine · رَسُولًۭا bir elçi · مِّنْ kendi içlerinden · أَنفُسِهِمْ · يَتْلُوا۟ okuyan · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتِهِۦ (Allah'ın) ayetlerini · وَيُزَكِّيهِمْ ve kendilerini yücelten · وَيُعَلِّمُهُمُ ve kendilerine öğreten · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti · وَإِن bulunuyorlarken · كَانُوا۟ · مِن daha önce · قَبْلُ · لَفِى içinde · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍ açık
أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةࣱ قَدۡ أَصَبۡتُم مِّثۡلَيۡهَا قُلۡتُمۡ أَنَّىٰ هَٰذَاۖ قُلۡ هُوَ مِنۡ عِندِ أَنفُسِكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿165﴾
evelemmâ eṣâbetküm müṣîbetün ḳad eṣabtüm miŝleyhâ ḳultüm ennâ hâẕâ. ḳul hüve min `indi enfüsiküm. inne-llâhe `alâ külli şey'in ḳadîr.
165. Düşmanınıza iki mislini verdirdiğiniz kayıp kendi başınıza gelince “Bu nereden başımıza geldi?” mi diyorsunuz? De ki: “O, kendinizdendir.” Doğrusu Allah her şeye kadirdir.
Kelime meali
أَوَلَمَّآ için mi? · أَصَـٰبَتْكُم size geldiği · مُّصِيبَةٌۭ bir bela · قَدْ doğrusu · أَصَبْتُم onların başlarına getirdiğiniz halde · مِّثْلَيْهَا onun iki katını · قُلْتُمْ dediniz · أَنَّىٰ nereden (başımıza geldi) · هَـٰذَا ۖ bu · قُلْ de ki · هُوَ O (bela) · مِنْ kendinizdendir · عِندِ · أَنفُسِكُمْ ۗ · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir
وَمَآ أَصَٰبَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِ فَبِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿166﴾
vemâ eṣâbeküm yevme-lteḳe-lcem`âni febiiẕni-llâhi veliya`leme-lmü'minîn.
166. İki ordunun karşılaştığı günde başınıza gelenler, Allah’ın izniyle oldu ve bu, müminleri belli etmek içindi.
Kelime meali
وَمَآ ve şey · أَصَـٰبَكُمْ sizin başınıza gelen · يَوْمَ gün · ٱلْتَقَى karşılaştığı · ٱلْجَمْعَانِ iki topluluğun · فَبِإِذْنِ ancak izniyledir · ٱللَّهِ Allah'ın · وَلِيَعْلَمَ ve bilmesi içindir · ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُواْۚ وَقِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ قَٰتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدۡفَعُواْۖ قَالُواْ لَوۡ نَعۡلَمُ قِتَالࣰ ا لَّٱتَّبَعۡنَٰكُمۡۗ هُمۡ لِلۡكُفۡرِ يَوۡمَئِذٍ أَقۡرَبُ مِنۡهُمۡ لِلۡإِيمَٰنِۚ يَقُولُونَ بِأَفۡوَٰهِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يَكۡتُمُونَ ﴿167﴾
veliya`leme-lleẕîne nâfeḳû. veḳîle lehüm te`âlev ḳâtilû fî sebîli-llâhi evi-dfe`û. ḳâlû lev na`lemü ḳitâlel letteba`nâküm. hüm lilküfri yevmeiẕin aḳrabü minhüm lil'îmân. yeḳûlûne biefvâhihim mâ leyse fî ḳulûbihim. vellâhü a`lemü bimâ yektümûn.
167. Bir de münafıkları ortaya çıkarması için... Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya hiç olmazsa savunmada bulunun” denildi. Onlar, “Savaş olacağını bilsek elbette size katılırız” dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Gizlediklerini Allah onlardan daha iyi bilir.
Kelime meali
وَلِيَعْلَمَ ve bilmesi içindir · ٱلَّذِينَ kimseleri · نَافَقُوا۟ ۚ iki yüzlülük edenleri · وَقِيلَ dendiği halde · لَهُمْ onlara · تَعَالَوْا۟ gelin · قَـٰتِلُوا۟ savaşın · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · أَوِ ya da · ٱدْفَعُوا۟ ۖ savunun · قَالُوا۟ dediler · لَوْ eğer · نَعْلَمُ bilseydik · قِتَالًۭا savaş (olacağını) · لَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْ ۗ sizinle gelirdik · هُمْ onlar · لِلْكُفْرِ küfre · يَوْمَئِذٍ o gün · أَقْرَبُ yakın idiler · مِنْهُمْ ondan · لِلْإِيمَـٰنِ ۚ imandan (çok) · يَقُولُونَ söylüyorlar · بِأَفْوَٰهِهِم ağızlarıyla · مَّا olmayanı · لَيْسَ · فِى içinde · قُلُوبِهِمْ ۗ kalblerinin · وَٱللَّهُ halbuki Allah · أَعْلَمُ çok iyi bilmektedir · بِمَا şeyi · يَكْتُمُونَ içlerinde sakladıkları
ٱلَّذِينَ قَالُواْ لِإِخۡوَٰنِهِمۡ وَقَعَدُواْ لَوۡ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُواْۗ قُلۡ فَٱدۡرَءُواْ عَنۡ أَنفُسِكُمُ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿168﴾
elleẕîne ḳâlû liiḫvânihim veḳa`adû lev eṭâ`ûnâ mâ ḳutilû. ḳul fedraû `an enfüsikümü-lmevte in küntüm ṣâdiḳîn.
168. Onlar, oturup kardeşleri hakkında, “Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi” diyenlerdir. De ki: “Eğer sözünüzde doğru iseniz, ölümü başınızdan savın!”
Kelime meali
ٱلَّذِينَ kimselere · قَالُوا۟ diyen(lere) · لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşleri için · وَقَعَدُوا۟ (Savaştan geri kalıp) oturarak · لَوْ eğer · أَطَاعُونَا bizim sözümüzü tutsalardı · مَا öldürülmezlerdi · قُتِلُوا۟ ۗ · قُلْ de ki · فَٱدْرَءُوا۟ haydi savın · عَنْ kendinizden · أَنفُسِكُمُ · ٱلْمَوْتَ ölümü · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · صَـٰدِقِينَ doğrulardan
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتَۢاۚ بَلۡ أَحۡيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمۡ يُرۡزَقُونَ ﴿169﴾
velâ taḥsebenne-lleẕîne ḳutilû fî sebîli-llâhi emvâtâ. bel aḥyâün `inde rabbihim yürzeḳûn.
169–170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.
Kelime meali
وَلَا sanma · تَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimseleri · قُتِلُوا۟ öldürülenleri · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · أَمْوَٰتًۢا ۚ ölüler · بَلْ bilakis · أَحْيَآءٌ (onlar) diridirler · عِندَ katında · رَبِّهِمْ Rableri · يُرْزَقُونَ rızıklanmaktadırlar
فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ وَيَسۡتَبۡشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمۡ يَلۡحَقُواْ بِهِم مِّنۡ خَلۡفِهِمۡ أَلَّا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ﴿170﴾
feriḥîne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî veyestebşirûne billeẕîne lem yelḥaḳû bihim min ḫalfihim ellâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.
Kelime meali
فَرِحِينَ sevinirler · بِمَآ şeylerden · ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdikleri · ٱللَّهُ Allah'ın · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ · وَيَسْتَبْشِرُونَ ve müjdelemek isterler · بِٱلَّذِينَ kimselere · لَمْ henüz yetişemeyen(lere) · يَلْحَقُوا۟ · بِهِم kendilerine · مِّنْ arkalarından · خَلْفِهِمْ · أَلَّا korku olmadığına · خَوْفٌ · عَلَيْهِمْ onlara · وَلَا onların · هُمْ · يَحْزَنُونَ üzüntüye uğramayacaklarına
۞يَسۡتَبۡشِرُونَ بِنِعۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضۡلࣲ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿171﴾
yestebşirûne bini`metim mine-llâhi vefaḍliv veenne-llâhe lâ yüḍî`u ecra-lmü'minîn.
171. Onlar Allah’tan gelen bir nimet, bir lütuf sebebiyle ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesi ile de sevinç içerisindedirler.
Kelime meali
۞ يَسْتَبْشِرُونَ müjdelerler (sevinirler) · بِنِعْمَةٍۢ ni'metini · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · وَفَضْلٍۢ ve lutfunu · وَأَنَّ ve muhakkak · ٱللَّهَ Allah'ın · لَا zayi etmeyeceğini · يُضِيعُ · أَجْرَ ecrini · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin
ٱلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلۡقَرۡحُۚ لِلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ مِنۡهُمۡ وَٱتَّقَوۡاْ أَجۡرٌ عَظِيمٌ ﴿172﴾
elleẕîne-stecâbû lillâhi verrasûli mim ba`di mâ eṣâbehümü-lḳarḥ. lilleẕîne aḥsenû minhüm vetteḳav ecrun `ażîm.
172. Bunca yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve peygamberin çağrısına koşanlar var ya işte onlardan bu güzel davranışta bulunan ve karşı gelmekten sakınanlar için de büyük mükâfat vardır.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ O(mü'mi)nler ki · ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına uydular · لِلَّهِ Allah'ın · وَٱلرَّسُولِ ve Elçinin · مِنۢ sonra bile · بَعْدِ · مَآ ne ki · أَصَابَهُمُ isabet etti · ٱلْقَرْحُ ۚ bir yara · لِلَّذِينَ onlar için vardır · أَحْسَنُوا۟ güzel davrananlar · مِنْهُمْ onlardan · وَٱتَّقَوْا۟ ve korunanlar için · أَجْرٌ bir ecir · عَظِيمٌ pek büyük
ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدۡ جَمَعُواْ لَكُمۡ فَٱخۡشَوۡهُمۡ فَزَادَهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَقَالُواْ حَسۡبُنَا ٱللَّهُ وَنِعۡمَ ٱلۡوَكِيلُ ﴿173﴾
elleẕîne ḳâle lehümü-nnâsü inne-nnâse ḳad ceme`û leküm faḫşevhüm fezâdehüm îmânâ. veḳâlû ḥasbüne-llâhü veni`me-lvekîl.
173. Birtakım insanlar onlara, “İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun” dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diye cevap verdiler.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · قَالَ deyince · لَهُمُ kendilerine · ٱلنَّاسُ halk · إِنَّ elbette · ٱلنَّاسَ (Düşman) İnsanlar · قَدْ muhakkak · جَمَعُوا۟ (ordu) toplamışlar · لَكُمْ size karşı · فَٱخْشَوْهُمْ onlardan korkun · فَزَادَهُمْ (bu söz) onların artırdı · إِيمَـٰنًۭا imanını · وَقَالُوا۟ ve dediler ki · حَسْبُنَا bize yeter · ٱللَّهُ Allah · وَنِعْمَ ve ne güzel · ٱلْوَكِيلُ vekildir
فَٱنقَلَبُواْ بِنِعۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضۡلࣲ لَّمۡ يَمۡسَسۡهُمۡ سُوٓءࣱ وَٱتَّبَعُواْ رِضۡوَٰنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضۡلٍ عَظِيمٍ ﴿174﴾
fenḳalebû bini`metim mine-llâhi vefaḍlil lem yemseshüm sûüv vettebe`û riḍvâne-llâh. vellâhü ẕû faḍlin `ażîm.
174. Bunun üzerine Allah’ın lütuf ve keremiyle kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler Allah’ın rızasına da uymuş oldular. Allah büyük lütuf sahibidir.
Kelime meali
فَٱنقَلَبُوا۟ geri döndüler · بِنِعْمَةٍۢ bir ni'metle · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَفَضْلٍۢ ve bollukla · لَّمْ kendilerine dokunmadı · يَمْسَسْهُمْ · سُوٓءٌۭ hiçbir kötülük · وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular · رِضْوَٰنَ rızasına · ٱللَّهِ ۗ Allah'ın · وَٱللَّهُ Allah · ذُو sahibidir · فَضْلٍ lutuf · عَظِيمٍ büyük
إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ يُخَوِّفُ أَوۡلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمۡ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿175﴾
innemâ ẕâlikümü-şşeyṭânü yüḫavvifü evliyâeh. felâ teḫâfûhüm veḫâfûni in küntüm mü'minîn.
175. Bakın, bu şeytan ancak kendi yandaşlarını korkutur. Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.
Kelime meali
إِنَّمَا şüphesiz · ذَٰلِكُمُ işte o · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · يُخَوِّفُ sizi korkutuyor · أَوْلِيَآءَهُۥ kendi dostlarından · فَلَا onlardan korkmayın · تَخَافُوهُمْ · وَخَافُونِ benden korkun · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanmış
وَلَا يَحۡزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡكُفۡرِۚ إِنَّهُمۡ لَن يَضُرُّواْ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۚ يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجۡعَلَ لَهُمۡ حَظࣰّ ا فِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿176﴾
velâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâri`ûne fi-lküfr. innehüm ley yeḍurrü-llâhe şey'â. yürîdü-llâhü ellâ yec`ale lehüm ḥażżan fi-l'âḫirah. velehüm `aẕâbün `ażîm.
176. (Resulüm!) İnkârda yarışanlar seni üzmesin; Onlar Allah’a hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Allah âhirette onların hiç nasibi olmasın istiyor; onlar için büyük bir azap vardır.
Kelime meali
وَلَا seni üzmesin · يَحْزُنكَ · ٱلَّذِينَ kimseler · يُسَـٰرِعُونَ koşan(lar) · فِى inkara · ٱلْكُفْرِ ۚ · إِنَّهُمْ elbette onlar · لَن zarar veremezler · يَضُرُّوا۟ · ٱللَّهَ Allah'a · شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir · يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · أَلَّا koymamak · يَجْعَلَ · لَهُمْ onlara · حَظًّۭا hiçbir nasip · فِى ahirette · ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌ büyük
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱشۡتَرَوُاْ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ لَن يَضُرُّواْ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ ﴿177﴾
inne-lleẕîne-şteravu-lküfra bil'îmâni ley yeḍurrü-llâhe şey'en. velehüm `aẕâbün elîm.
177. İmanı küfürle değiştirenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremeyeceklerdir. Onlar için elem verici bir azap vardır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ٱشْتَرَوُا۟ satın alan(lar) · ٱلْكُفْرَ inkarı · بِٱلْإِيمَـٰنِ iman karşılığında · لَن zarar vermezler · يَضُرُّوا۟ · ٱللَّهَ Allah'a · شَيْـًۭٔا hiçbir · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ خَيۡرࣱ لِّأَنفُسِهِمۡۚ إِنَّمَا نُمۡلِي لَهُمۡ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِثۡمࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ ﴿178﴾
velâ yaḥsebenne-lleẕîne keferû ennemâ nümlî lehüm ḫayrul lienfüsihim. innemâ nümlî lehüm liyezdâdû iŝmâ. velehüm `aẕâbüm mühîn.
178. İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz fırsatın sakın onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara verdiğimiz fırsat ancak günahlarını arttırmaya yarıyor. Onlar için alçaltıcı azap vardır.
Kelime meali
وَلَا sanmasınlar · يَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوٓا۟ inkar edenler · أَنَّمَا ki · نُمْلِى süre vermemiz · لَهُمْ kendilerine · خَيْرٌۭ hayırlıdır · لِّأَنفُسِهِمْ ۚ kendileri için · إِنَّمَا biz süre veriyoruz · نُمْلِى · لَهُمْ onlara · لِيَزْدَادُوٓا۟ artırsınlar diye · إِثْمًۭا ۚ günahı · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّهِينٌۭ alçaltıcı
مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلۡخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطۡلِعَكُمۡ عَلَى ٱلۡغَيۡبِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجۡتَبِي مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ وَإِن تُؤۡمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمۡ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ ﴿179﴾
mâ kâne-llâhü liyeẕera-lmü'minîne `alâ mâ entüm `aleyhi ḥattâ yemîze-lḫabîŝe mine-ṭṭayyib. vemâ kâne-llâhü liyuṭli`aküm `ale-lgaybi velâkinne-llâhe yectebî mir rusülihî mey yeşâü feâminû billâhi verusülih. vein tü'minû vetetteḳû feleküm ecrun `ażîm.
179. (Ey inkâr edenler!) Allah müminleri, pisi temizden ayırmadan bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir. Allah size gaybı da bildirecek değildir; fakat Allah (gaybı bildirmek için) peygamberlerinden dilediğini seçer. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin; inanır ve sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır.
Kelime meali
مَّا değildir · كَانَ · ٱللَّهُ Allah · لِيَذَرَ bırakacak · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri · عَلَىٰ (şu) üzerinde · مَآ bulunduğunuz · أَنتُمْ sizin · عَلَيْهِ (hal) üzere · حَتَّىٰ kadar · يَمِيزَ ayırıncaya · ٱلْخَبِيثَ pis olanı · مِنَ temizden · ٱلطَّيِّبِ ۗ · وَمَا ve değildir · كَانَ · ٱللَّهُ Allah · لِيُطْلِعَكُمْ sizi vâkıf kılacak · عَلَى üzerine · ٱلْغَيْبِ gayb · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · يَجْتَبِى seçer · مِن elçilerinden · رُّسُلِهِۦ · مَن kimi · يَشَآءُ ۖ diliyorsa · فَـَٔامِنُوا۟ o halde inanın · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرُسُلِهِۦ ۚ ve elçilerine · وَإِن eğer · تُؤْمِنُوا۟ inanır · وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız · فَلَكُمْ sizin için vardır · أَجْرٌ bir mükafat · عَظِيمٌۭ büyük
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ هُوَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۖ بَلۡ هُوَ شَرࣱّ لَّهُمۡۖ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِۦ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ ﴿180﴾
velâ yaḥsebenne-lleẕîne yebḫalûne bimâ âtâhümü-llâhü min faḍlihî hüve ḫayral lehüm. bel hüve şerrul lehüm. seyüṭavveḳûne mâ beḫilû bihî yevme-lḳiyâmeh. velillâhi mîrâŝü-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü bimâ ta`melûne ḫabîr.
180. Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimette cimrilik gösterenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilâkis bu onlar için kötüdür. Cimrilik ettikleri mal kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Kelime meali
وَلَا sanmasınlar · يَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimseler · يَبْخَلُونَ cimrilik eden(ler) · بِمَآ ne ki · ءَاتَىٰهُمُ kendilerine vermiştir · ٱللَّهُ Allah · مِن lütfundan · فَضْلِهِۦ · هُوَ o · خَيْرًۭا hayırlıdır · لَّهُم ۖ kendileri için · بَلْ (hayır) bilakis · هُوَ o · شَرٌّۭ şerlidir · لَّهُمْ ۖ kendileri için · سَيُطَوَّقُونَ boyunlarına dolandırılacaktır · مَا şeyler · بَخِلُوا۟ cimrilik ettikleri · بِهِۦ onunla · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet · وَلِلَّهِ Allah'ındır · مِيرَٰثُ mirası · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin · وَٱللَّهُ Allah · بِمَا ne ki · تَعْمَلُونَ yapıyorsunuz · خَبِيرٌۭ haber alandır
لَّقَدۡ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرࣱ وَنَحۡنُ أَغۡنِيَآءُۘ سَنَكۡتُبُ مَا قَالُواْ وَقَتۡلَهُمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَنَقُولُ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ ﴿181﴾
leḳad semi`a-llâhü ḳavle-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe feḳîruv venaḥnü agniyâ'. senektübü mâ ḳâlû veḳatlehümü-l'embiyâe bigayri ḥaḳḳiv veneḳûlü ẕûḳû `aẕâbe-lḥarîḳ.
181. “Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir. Hem bu söylediklerini hem de haksız yere peygamberleri öldürmelerini elbette (bir tarafa) yazacağız ve “Yakıcı azabı tadın!” diyeceğiz.
Kelime meali
لَّقَدْ doğrusu · سَمِعَ işitti · ٱللَّهُ Allah · قَوْلَ sözünü · ٱلَّذِينَ kimselerin · قَالُوٓا۟ diyen(lerin) · إِنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah · فَقِيرٌۭ fakirdir · وَنَحْنُ ve biz · أَغْنِيَآءُ ۘ zenginiz · سَنَكْتُبُ yazacağız · مَا şeyleri · قَالُوا۟ onların dedikleri · وَقَتْلَهُمُ ve öldürmelerini · ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri · بِغَيْرِ haksız yere · حَقٍّۢ · وَنَقُولُ ve diyeceğiz · ذُوقُوا۟ tadın · عَذَابَ azabını · ٱلْحَرِيقِ yangın
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّامࣲ لِّلۡعَبِيدِ ﴿182﴾
ẕâlike bimâ ḳaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse biżallâmil lil`abîd.
182. Bu, ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullara asla zulmedici değildir.
Kelime meali
ذَٰلِكَ bu · بِمَا karşılığıdır · قَدَّمَتْ yapıp öne sürdürdüğünün · أَيْدِيكُمْ sizin ellerinizin · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَيْسَ asla değildir · بِظَلَّامٍۢ zulmedici · لِّلْعَبِيدِ kullara
ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيۡنَآ أَلَّا نُؤۡمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأۡتِيَنَا بِقُرۡبَانࣲ تَأۡكُلُهُ ٱلنَّارُۗ قُلۡ قَدۡ جَآءَكُمۡ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِي بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلَّذِي قُلۡتُمۡ فَلِمَ قَتَلۡتُمُوهُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿183﴾
elleẕîne ḳâlû inne-llâhe `ahide ileynâ ellâ nü'mine lirasûlin ḥattâ ye'tiyenâ biḳurbânin te'külühü-nnâr. ḳul ḳad câeküm rusülüm min ḳablî bilbeyyinâti vebilleẕî ḳultüm felime ḳateltümûhüm in küntüm ṣâdiḳîn.
183. Onlar, “Doğrusu Allah, ateşin yakıp bitireceği bir kurban getirinceye kadar hiçbir peygambere inanmama hususunda bizden söz aldı” diyenlerdir. De ki: “Benden önce nice peygamberler size mûcizeler ve dediğiniz şeyi getirmişlerdi. Doğru söylüyorsanız onları niçin öldürdünüz?”
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · قَالُوٓا۟ dediler · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَهِدَ and verdi · إِلَيْنَآ bize · أَلَّا inanmayalım · نُؤْمِنَ · لِرَسُولٍ hiçbir elçiye; · حَتَّىٰ kadar · يَأْتِيَنَا bize getirinceye · بِقُرْبَانٍۢ bir kurban · تَأْكُلُهُ yiyeceği · ٱلنَّارُ ۗ ateşin · قُلْ de ki · قَدْ elbette · جَآءَكُمْ size gelmişti · رُسُلٌۭ elçiler · مِّن benden önce · قَبْلِى · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık delillerle · وَبِٱلَّذِى ve bu dediğinizle · قُلْتُمْ · فَلِمَ niçin · قَتَلْتُمُوهُمْ onları öldürdünüz · إِن eğer · كُنتُمْ idiyseniz · صَـٰدِقِينَ doğru
فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدۡ كُذِّبَ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِكَ جَآءُو بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُنِيرِ ﴿184﴾
fein keẕẕebûke feḳad küẕẕibe rusülüm min ḳablike câû bilbeyyinâti vezzübüri velkitâbi-lmünîr.
184. Seni yalanladılarsa bil ki senden önce belgeler, sahîfeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalancılıkla suçlanmışlardı.
Kelime meali
فَإِن eğer · كَذَّبُوكَ seni yalanladılarsa · فَقَدْ doğrusu · كُذِّبَ yalanlanmıştı · رُسُلٌۭ peygamberler de · مِّن senden önce · قَبْلِكَ · جَآءُو getiren · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller · وَٱلزُّبُرِ hikmetli sahifeler · وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitabı · ٱلْمُنِيرِ aydınlatıcı
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوۡنَ أُجُورَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ فَمَن زُحۡزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدۡخِلَ ٱلۡجَنَّةَ فَقَدۡ فَازَۗ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ ﴿185﴾
küllü nefsin ẕâiḳatü-lmevt. veinnemâ tüveffevne ücûraküm yevme-lḳiyâmeh. femen zuḥziḥa `ani-nnâri veüdḫile-lcennete feḳad fâz. veme-lḥayâtü-ddünyâ illâ metâ`u-lgurûr.
185. Herkes ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.
Kelime meali
كُلُّ her · نَفْسٍۢ can · ذَآئِقَةُ tadacaktır · ٱلْمَوْتِ ۗ ölümü · وَإِنَّمَا şüphesiz · تُوَفَّوْنَ size eksiksiz verilecektir · أُجُورَكُمْ ecirleriniz · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ kıyamet · فَمَن kim ki hemen · زُحْزِحَ çekilip kurtarılır · عَنِ ateş(in elin)den · ٱلنَّارِ · وَأُدْخِلَ ve sokulursa · ٱلْجَنَّةَ cennete · فَقَدْ işte o · فَازَ ۗ kurtuluşa ermiştir · وَمَا ve değildir · ٱلْحَيَوٰةُ hayatı · ٱلدُّنْيَآ dünya · إِلَّا başka bir şey · مَتَـٰعُ zevkten · ٱلْغُرُورِ aldatıcı
۞لَتُبۡلَوُنَّ فِيٓ أَمۡوَٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡ وَلَتَسۡمَعُنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ أَذࣰ ى كَثِيرࣰ اۚ وَإِن تَصۡبِرُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ذَٰلِكَ مِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ ﴿186﴾
letüblevunne fî emvâliküm veenfüsiküm veletesme`unne mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm vemine-lleẕîne eşrakû eẕen keŝîrâ. vein taṣbirû vetetteḳû feinne ẕâlike min `azmi-l'ümûr.
186. Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda denemeden geçirilirsiniz; şüphesiz sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan birçok üzücü şey işitirsiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız bilin ki bu size gereken davranışlardandır.
Kelime meali
۞ لَتُبْلَوُنَّ deneneceksiniz · فِىٓ hususunda · أَمْوَٰلِكُمْ mallarınız · وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınız · وَلَتَسْمَعُنَّ ve (sözler) duyacaksınız · مِنَ kendilerine · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilenlerden · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · مِن sizden önce · قَبْلِكُمْ · وَمِنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · أَشْرَكُوٓا۟ ortak koşan(lar) · أَذًۭى incitici · كَثِيرًۭا ۚ çok · وَإِن ama · تَصْبِرُوا۟ sabreder · وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız · فَإِنَّ şüphesiz · ذَٰلِكَ işte bunlar · مِنْ yapmağa değer · عَزْمِ · ٱلْأُمُورِ işlerdendir
وَإِذۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكۡتُمُونَهُۥ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ وَٱشۡتَرَوۡاْ بِهِۦ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۖ فَبِئۡسَ مَا يَشۡتَرُونَ ﴿187﴾
veiẕ eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe letübeyyinünnehû linnâsi velâ tektümûneh. fenebeẕûhü verâe żuhûrihim veşterav bihî ŝemenen ḳalîlâ. febi'se mâ yeşterûn.
187. Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu insanlara mutlaka açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Ama onlar bunu kulak ardı edip kitabı az bir dünyalıkla değiştiler. Karşılığında aldıkları ne kadar da değersiz!
Kelime meali
وَإِذْ hani · أَخَذَ almıştı · ٱللَّهُ Allah · مِيثَـٰقَ söz · ٱلَّذِينَ kendilerine · أُوتُوا۟ verilenlerden · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · لَتُبَيِّنُنَّهُۥ onu mutlaka açıklayacaksınız · لِلنَّاسِ insanlara · وَلَا gizlemeyeceksiniz · تَكْتُمُونَهُۥ · فَنَبَذُوهُ fakat onlar (verdikleri sözü) attılar · وَرَآءَ ardına · ظُهُورِهِمْ sırtlarının · وَٱشْتَرَوْا۟ ve aldılar · بِهِۦ karşılığında · ثَمَنًۭا bir para · قَلِيلًۭا ۖ azıcık · فَبِئْسَ ne kötü · مَا şey · يَشْتَرُونَ satın alıyorlar
لَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡرَحُونَ بِمَآ أَتَواْ وَّيُحِبُّونَ أَن يُحۡمَدُواْ بِمَا لَمۡ يَفۡعَلُواْ فَلَا تَحۡسَبَنَّهُم بِمَفَازَةࣲ مِّنَ ٱلۡعَذَابِۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ ﴿188﴾
lâ taḥsebenne-lleẕîne yefraḥûne bimâ etev veyüḥibbûne ey yuḥmedû bimâ lem yef`alû felâ taḥsebennehüm bimefâzetim mine-l`aẕâb. velehüm `aẕâbün elîm.
188. Sanma ki yaptıklarından memnun olanlar, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananlar, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır! Onlar için elem verici bir azap vardır.
Kelime meali
لَا sanma · تَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimseleri · يَفْرَحُونَ sevinen · بِمَآ o ettiklerine · أَتَوا۟ · وَّيُحِبُّونَ ve sevenlerin · أَن övülmeyi · يُحْمَدُوا۟ · بِمَا şeylerle · لَمْ yapmadıkları · يَفْعَلُوا۟ · فَلَا ve zannetme · تَحْسَبَنَّهُم · بِمَفَازَةٍۢ kurtulacaklarını · مِّنَ azabdan · ٱلْعَذَابِ ۖ · وَلَهُمْ onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ ﴿189﴾
velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.
189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Kelime meali
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ he · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeye · قَدِيرٌ kadirdir
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿190﴾
inne fî ḫalḳi-ssemâvâti vel'arḍi vaḫtilâfi-lleyli vennehâri leâyâtil liüli-l'elbâb.
190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır.
Kelime meali
إِنَّ elbette · فِى yaratılışında · خَلْقِ · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَٱخْتِلَـٰفِ ve gidip gelişinde · ٱلَّيْلِ gecenin · وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır · لِّأُو۟لِى sahipleri için · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu
ٱلَّذِينَ يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمࣰ ا وَقُعُودࣰ ا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمۡ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ رَبَّنَا مَا خَلَقۡتَ هَٰذَا بَٰطِلࣰ ا سُبۡحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ﴿191﴾
elleẕîne yeẕkürûne-llâhe ḳiyâmev veḳu`ûdev ve`alâ cünûbihim veyetefekkerûne fî ḫalḳi-ssemâvâti vel'arḍ. rabbenâ mâ ḫalaḳte hâẕâ bâṭilâ. sübḥâneke feḳinâ `aẕâbe-nnâr.
191. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · يَذْكُرُونَ anarlar · ٱللَّهَ Allah'ı · قِيَـٰمًۭا ayakta · وَقُعُودًۭا ve oturarak · وَعَلَىٰ ve üzerine · جُنُوبِهِمْ yanları · وَيَتَفَكَّرُونَ ve düşünürler · فِى hakkında · خَلْقِ yaratılışı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · رَبَّنَا Rabbimiz (derler) · مَا yaratmadın · خَلَقْتَ · هَـٰذَا bunu · بَـٰطِلًۭا boş yere · سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin · فَقِنَا bizi koru · عَذَابَ azabından · ٱلنَّارِ ateş
رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدۡخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدۡ أَخۡزَيۡتَهُۥۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارࣲ ﴿192﴾
rabbenâ inneke men tüdḫili-nnâra feḳad aḫzeyteh. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.
192. Rabbimiz! Sen kimi ateşe sokarsan hiç şüphe yok onu rezil etmiş olursun. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.
Kelime meali
رَبَّنَآ Rabbimiz · إِنَّكَ şüphesiz sen · مَن kimi · تُدْخِلِ sokarsan · ٱلنَّارَ ateşe · فَقَدْ muhakkak ki · أَخْزَيْتَهُۥ ۖ onu perişan etmişsindir · وَمَا yoktur · لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · مِنْ hiçbir · أَنصَارٍۢ yardımcıları
رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعۡنَا مُنَادِيࣰ ا يُنَادِي لِلۡإِيمَٰنِ أَنۡ ءَامِنُواْ بِرَبِّكُمۡ فَـَٔامَنَّاۚ رَبَّنَا فَٱغۡفِرۡ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرۡ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلۡأَبۡرَارِ ﴿193﴾
rabbenâ innenâ semi`nâ münâdiyey yünâdî lil'îmâni en âminû birabbiküm feâmennâ. rabbenâ fagfir lenâ ẕünûbenâ vekeffir `annâ seyyiâtinâ veteveffenâ me`a-l'ebrâr.
193. Rabbimiz! Doğrusu biz ‘Rabbinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et.
Kelime meali
رَّبَّنَآ Rabbimiz · إِنَّنَا şüphesiz biz · سَمِعْنَا işittik · مُنَادِيًۭا bir davetçi · يُنَادِى çağıran · لِلْإِيمَـٰنِ imana · أَنْ inanın (diyerek) · ءَامِنُوا۟ · بِرَبِّكُمْ Rabbinize · فَـَٔامَنَّا ۚ hemen inandık · رَبَّنَا Rabbimiz · فَٱغْفِرْ bağışla · لَنَا bizim · ذُنُوبَنَا günahlarımızı · وَكَفِّرْ ve ört · عَنَّا kötülüklerimizi · سَيِّـَٔاتِنَا · وَتَوَفَّنَا ve canımızı al · مَعَ beraber · ٱلْأَبْرَارِ iyilerle
رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخۡزِنَا يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۖ إِنَّكَ لَا تُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ ﴿194﴾
rabbenâ veâtinâ mâ ve`attenâ `alâ rusülike velâ tuḫzinâ yevme-lḳiyâmeh. inneke lâ tuḫlifü-lmî`âd.
194. Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaad ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.”
Kelime meali
رَبَّنَا Rabbimiz · وَءَاتِنَا ve bize ver · مَا şeyi · وَعَدتَّنَا va'dettiğin · عَلَىٰ elçilerine · رُسُلِكَ · وَلَا bizi rezil perişan etme' · تُخْزِنَا · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet · إِنَّكَ zira sen · لَا caymazsın · تُخْلِفُ · ٱلْمِيعَادَ verdiğin sözden
فَٱسۡتَجَابَ لَهُمۡ رَبُّهُمۡ أَنِّي لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَٰمِلࣲ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰۖ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضࣲۖ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَٰتَلُواْ وَقُتِلُواْ لَأُكَفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَأُدۡخِلَنَّهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ ثَوَابࣰ ا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسۡنُ ٱلثَّوَابِ ﴿195﴾
festecâbe lehüm rabbühüm ennî lâ üḍî`u `amele `âmilim minküm min ẕekerin ev ünŝâ. ba`ḍuküm mim ba`ḍ. felleẕîne hâcerû veuḫricû min diyârihim veûẕû fî sebîlî veḳâtelû veḳutilû leükeffiranne `anhüm seyyiâtihim veleüdḫilennehüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. ŝevâbem min `indi-llâh. vellâhü `indehû ḥusnü-ŝŝevâb.
195. Rableri onların dualarına şöyle karşılık verir: “Şüphesiz ben, erkek olsun kadın olsun -ki birbirinizden meydana gelmişsinizdir- sizden bir şey yapanın emeğini asla boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğratılanların, savaşanların ve öldürülenlerin, işte onların günahlarını elbette sileceğim. Andolsun ki, Allah katından bir mükâfat olarak onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Şüphe yok ki nimetin güzeli Allah’ın katındadır!”
Kelime meali
فَٱسْتَجَابَ ve karşılık verdi · لَهُمْ onlara · رَبُّهُمْ Rableri · أَنِّى elbette ben · لَآ zayi etmeyeceğim · أُضِيعُ · عَمَلَ işini · عَـٰمِلٍۢ (hiçbir) çalışanın · مِّنكُم sizden · مِّن erkek · ذَكَرٍ · أَوْ veya · أُنثَىٰ ۖ kadın · بَعْضُكُم hepiniz · مِّنۢ birbirinizdensiniz · بَعْضٍۢ ۖ · فَٱلَّذِينَ kimseler · هَاجَرُوا۟ göç eden(ler) · وَأُخْرِجُوا۟ ve çıkarılanlar · مِن yurtlarından · دِيَـٰرِهِمْ · وَأُوذُوا۟ ve işkence edilenler · فِى benim yolumda · سَبِيلِى · وَقَـٰتَلُوا۟ ve vuruşanlar · وَقُتِلُوا۟ ve öldürülenler · لَأُكَفِّرَنَّ elbette örteceğim · عَنْهُمْ onların · سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini · وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ ve onları sokacağım · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · ثَوَابًۭا bir karşılık olarak · مِّنْ katından · عِندِ · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَٱللَّهُ Allah · عِندَهُۥ katındadır · حُسْنُ en güzeli · ٱلثَّوَابِ karşılıkların
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ ﴿196﴾
lâ yegurranneke teḳallübü-lleẕîne keferû fi-lbilâd.
196. İnkâr edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın;
Kelime meali
لَا seni aldatmasın · يَغُرَّنَّكَ · تَقَلُّبُ gezip dolaşması · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) · فِى şehirlerde · ٱلْبِلَـٰدِ
مَتَٰعࣱ قَلِيلࣱ ثُمَّ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ﴿197﴾
metâ`un ḳalîlün ŝümme me'vâhüm cehennem. vebi'se-lmihâd.
197. Kısa süren bir faydalanma... Sonra sığınakları cehennem. Ne kötü bir mesken!
Kelime meali
مَتَـٰعٌۭ bir geçimdir · قَلِيلٌۭ azıcık · ثُمَّ sonra · مَأْوَىٰهُمْ gidecekleri yer · جَهَنَّمُ ۚ cehennemdir · وَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْمِهَادُ yataktır (orası)
لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلࣰ ا مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۗ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لِّلۡأَبۡرَارِ ﴿198﴾
lâkini-lleẕîne-tteḳav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ nüzülem min `indi-llâh. vemâ `inde-llâhi ḫayrul lil'ebrâr.
198. Fakat rablerine karşı gelmekten sakınanlara, Allah katından bir ikram olarak, altından ırmaklar akan cennetler vardır; orada temelli kalacaklardır. Allah katındaki mükâfat iyi kimseler için daha hayırlıdır.
Kelime meali
لَـٰكِنِ fakat · ٱلَّذِينَ kimselere · ٱتَّقَوْا۟ korkan(lara) · رَبَّهُمْ Rablerinden · لَهُمْ vardır · جَنَّـٰتٌۭ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklar · فِيهَا orada · نُزُلًۭا ağırlanacaklardır · مِّنْ tarafından · عِندِ · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَمَا bulunanlar ise · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · لِّلْأَبْرَارِ iyiler için
وَإِنَّ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَمَن يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِمۡ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشۡتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنࣰ ا قَلِيلًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ﴿199﴾
veinne min ehli-lkitâbi lemey yü'minü billâhi vemâ ünzile ileyküm vemâ ünzile ileyhim ḫâşi`îne lillâhi lâ yeşterûne biâyâti-llâhi ŝemenen ḳalîlâ. ülâike lehüm ecruhüm `inde rabbihim. inne-llâhe serî`u-lḥisâb.
199. Ehl-i kitap’tan öyleleri vardır ki hem Allah’a hem size indirilene hem de kendilerine indirilmiş olana inanırlar, Allah’a karşı saygı duyup Allah’ın âyetlerini az bir pahaya değişmezler. İşte onların rableri katında mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah hesap görmekte çok çabuktur.
Kelime meali
وَإِنَّ doğrusu · مِنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَمَن öyleleri var ki · يُؤْمِنُ inanırlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilene · إِلَيْكُمْ size · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilene · إِلَيْهِمْ kendilerine · خَـٰشِعِينَ saygılıdırlar · لِلَّهِ Allah'a karşı · لَا satmazlar · يَشْتَرُونَ · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · ثَمَنًۭا paraya · قَلِيلًا ۗ azıcık · أُو۟لَـٰٓئِكَ onların · لَهُمْ vardır · أَجْرُهُمْ ödülleri · عِندَ katında · رَبِّهِمْ ۗ Rableri · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَرِيعُ çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ hesabı
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱصۡبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿200﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenu-ṣbirû veṣâbirû verâbiṭû vetteḳu-llâhe le`alleküm tüfliḥûn.
200. Ey iman edenler! Sabredin, kararlılıkta yarışın, düşmana karşı hazırlıklı olun (birbirinize dayanıp bağlanın), Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya ulaşabilesiniz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱصْبِرُوا۟ sabredin · وَصَابِرُوا۟ ve sabırda direnin · وَرَابِطُوا۟ ve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun' · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ başarıya eresiniz