Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Nisâ Suresi

سُوْرَةُ النِّسَآءِ · 4. sure · 176 âyet · Medenî · 4. cüz · Mushaf sayfa 77

Nisâ suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ وَخَلَقَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَبَثَّ مِنۡهُمَا رِجَالࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَنِسَآءࣰۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِي تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلۡأَرۡحَامَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيۡكُمۡ رَقِيبࣰ ا ﴿1﴾

yâ eyyühe-nnâsü-tteḳû rabbekümü-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv veḫaleḳa minhâ zevcehâ vebeŝŝe minhümâ ricâlen keŝîrav venisââ. vetteḳu-llâhe-lleẕî tesâelûne bihî vel'erḥâm. inne-llâhe kâne `aleyküm raḳîbâ.

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّاسُ insanlar · ٱتَّقُوا۟ korkun · رَبَّكُمُ Rabbinizden · ٱلَّذِى o ki · خَلَقَكُم sizi yarattı · مِّن bir nefisten · نَّفْسٍۢ · وَٰحِدَةٍۢ bir tek · وَخَلَقَ ve yarattı · مِنْهَا ondan · زَوْجَهَا eşini · وَبَثَّ ve üretti · مِنْهُمَا ikisinden · رِجَالًۭا erkekler · كَثِيرًۭا birçok · وَنِسَآءًۭ ۚ ve kadınlar · وَٱتَّقُوا۟ ve sakının · ٱللَّهَ Allah'tan · ٱلَّذِى o ki · تَسَآءَلُونَ birbirinizden dilekte bulunduğunuz · بِهِۦ adına · وَٱلْأَرْحَامَ ۚ ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ sizin üzerinizde · عَلَيْكُمْ · رَقِيبًۭا gözetleyicidir

وَءَاتُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰٓ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَتَبَدَّلُواْ ٱلۡخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِۖ وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَهُمۡ إِلَىٰٓ أَمۡوَٰلِكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبࣰ ا كَبِيرࣰ ا ﴿2﴾

veâtü-lyetâmâ emvâlehüm velâ tetebeddelü-lḫabîŝe biṭṭayyib. velâ te'külû emvâlehüm ilâ emvâliküm. innehû kâne ḥûben kebîrâ.

2. Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin; zira bu büyük bir günahtır.

Kelime meali

وَءَاتُوا۟ ve verin · ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ öksüzlere · أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını · وَلَا değiştirmeyin · تَتَبَدَّلُوا۟ · ٱلْخَبِيثَ pis olanı · بِٱلطَّيِّبِ ۖ temiz olanla · وَلَا yemeyin · تَأْكُلُوٓا۟ · أَمْوَٰلَهُمْ onların mallarını · إِلَىٰٓ katarak · أَمْوَٰلِكُمْ ۚ sizin mallarınıza · إِنَّهُۥ çünkü bu · كَانَ bir günahtır · حُوبًۭا · كَبِيرًۭا büyük

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تُقۡسِطُواْ فِي ٱلۡيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تَعۡدِلُواْ فَوَٰحِدَةً أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ ﴿3﴾

vein ḫiftüm ellâ tuḳsiṭû fi-lyetâmâ fenkiḥû mâ ṭâbe leküm mine-nnisâi meŝnâ veŝülâŝe verubâ`. fein ḫiftüm ellâ ta`dilû fevâḥideten ev mâ meleket eymânüküm. ẕâlike ednâ ellâ te`ûlû.

3. Yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Haksızlık etmekten korkarsanız tek kadın veya mülkiyetinizde bulunan câriye ile yetinin; bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.

Kelime meali

وَإِنْ şayet · خِفْتُمْ korkarsanız · أَلَّا adaleti sağlayamıyacağınızdan · تُقْسِطُوا۟ · فِى hakkında · ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüz(kızlar) · فَٱنكِحُوا۟ alın · مَا olan · طَابَ helal · لَكُم size · مِّنَ kadınlardan · ٱلنِّسَآءِ · مَثْنَىٰ ikişer · وَثُلَـٰثَ ve üçer · وَرُبَـٰعَ ۖ ve dörder · فَإِنْ yine · خِفْتُمْ korkarsanız · أَلَّا adalet yapamayacağınızdan · تَعْدِلُوا۟ · فَوَٰحِدَةً bir tane (alın) · أَوْ yahut · مَا şeyle (yetinin) · مَلَكَتْ sahip olduğu · أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ ellerinizin · ذَٰلِكَ budur · أَدْنَىٰٓ en uygun olan · أَلَّا haksızlık etmemeniz için · تَعُولُوا۟

وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحۡلَةࣰۚ فَإِن طِبۡنَ لَكُمۡ عَن شَيۡءࣲ مِّنۡهُ نَفۡسࣰ ا فَكُلُوهُ هَنِيٓـࣰٔ ا مَّرِيٓـࣰٔ ا ﴿4﴾

veâtü-nnisâe ṣadüḳâtihinne niḥleh. fein ṭibne leküm `an şey'im minhü nefsen fekülûhü henîem merîâ.

4. Kadınlara mehirlerini borcunuzu öder gibi verin. Eğer onun bir kısmını size gönül rızasıyla verirlerse onu da âfiyetle yiyin.

Kelime meali

وَءَاتُوا۟ ve verin · ٱلنِّسَآءَ kadınlara · صَدُقَـٰتِهِنَّ mehirlerini · نِحْلَةًۭ ۚ bir hak olarak · فَإِن eğer · طِبْنَ bağışlarlarsa · لَكُمْ size · عَن bir kısmını · شَىْءٍۢ · مِّنْهُ ondan · نَفْسًۭا kendi istekleriyle · فَكُلُوهُ onu yeyin · هَنِيٓـًۭٔا afiyetle · مَّرِيٓـًۭٔا iç huzuruyla

وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ ٱلَّتِي جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ قِيَٰمࣰ ا وَٱرۡزُقُوهُمۡ فِيهَا وَٱكۡسُوهُمۡ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا ﴿5﴾

velâ tü'tü-ssüfehâe emvâlekümü-lletî ce`ale-llâhü leküm ḳiyâmev verzüḳûhüm fîhâ veksûhüm veḳûlû lehüm ḳavlem ma`rûfâ.

5. Allah’ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

Kelime meali

وَلَا vermeyin · تُؤْتُوا۟ · ٱلسُّفَهَآءَ aklı ermezlere · أَمْوَٰلَكُمُ mallarınızı · ٱلَّتِى ki · جَعَلَ yapmıştır · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ sizin için · قِيَـٰمًۭا bir geçim kaynağı · وَٱرْزُقُوهُمْ ve onları besleyin · فِيهَا onunla · وَٱكْسُوهُمْ ve giydirin · وَقُولُوا۟ ve söyleyin · لَهُمْ onlara · قَوْلًۭا söz · مَّعْرُوفًۭا güzel

وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدࣰ ا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافࣰ ا وَبِدَارًا أَن يَكۡبَرُواْۚ وَمَن كَانَ غَنِيࣰّ ا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَانَ فَقِيرࣰ ا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبࣰ ا ﴿6﴾

vebtelü-lyetâmâ ḥattâ iẕâ belegü-nnikâḥ. fein ânestüm minhüm ruşden fedfe`û ileyhim emvâlehüm. velâ te'külûhâ isrâfev vebidâran ey yekberû. vemen kâne ganiyyen felyesta`fif. vemen kâne feḳîran felye'kül bilma`rûf. feiẕâ defa`tüm ileyhim emvâlehüm feeşhidû `aleyhim. vekefâ billâhi ḥasîbâ.

6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin; eğer onların yeterli fikrî olgunluk düzeyine eriştiklerini tespit ederseniz hemen mallarını kendilerine verin, büyüyecekler de mallarını alacaklar diye o malları israf ile ve tez elden yiyip tüketmeyin. Zengin olan (veli) yetim malına tenezzül etmesin, yoksul olan da kararınca yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun; hesap sorucu olarak da Allah yeter.

Kelime meali

وَٱبْتَلُوا۟ deneyin · ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüzleri · حَتَّىٰٓ kadar · إِذَا varıncaya · بَلَغُوا۟ · ٱلنِّكَاحَ nikah (çağına) · فَإِنْ eğer · ءَانَسْتُم görürseniz · مِّنْهُمْ onlarda · رُشْدًۭا bir olgunluk · فَٱدْفَعُوٓا۟ hemen verin · إِلَيْهِمْ kendilerine · أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını · وَلَا yemeğe kalkmayın · تَأْكُلُوهَآ · إِسْرَافًۭا israf ile · وَبِدَارًا ve tez elden · أَن büyüyüp (geri alacaklar) diye · يَكْبَرُوا۟ ۚ · وَمَن ve kimse · كَانَ olan · غَنِيًّۭا zengin · فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ çekinsin · وَمَن ve kimse de · كَانَ olan · فَقِيرًۭا yoksul · فَلْيَأْكُلْ yesin · بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ uygun şekilde · فَإِذَا zaman da · دَفَعْتُمْ geri verdiğiniz · إِلَيْهِمْ onlara · أَمْوَٰلَهُمْ mallarını · فَأَشْهِدُوا۟ şahid bulundurun · عَلَيْهِمْ ۚ yanlarında · وَكَفَىٰ yeter · بِٱللَّهِ Allah · حَسِيبًۭا hesapçı olarak

لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنۡهُ أَوۡ كَثُرَۚ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا ﴿7﴾

lirricâli neṣîbüm mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûn. velinnisâi neṣîbüm mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûne mimmâ ḳalle minhü ev keŝür. neṣîbem mefrûḍâ.

7. Anne babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; azından çoğundan, belli pay.

Kelime meali

لِّلرِّجَالِ erkeklere vardır · نَصِيبٌۭ bir pay · مِّمَّا şeylerden · تَرَكَ geriye bıraktıkları · ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın · وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabanın · وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlara vardır · نَصِيبٌۭ bir pay · مِّمَّا şeylerden · تَرَكَ geriye bıraktıkları · ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın · وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabanın · مِمَّا olandan · قَلَّ az · مِنْهُ ondan · أَوْ veya · كَثُرَ ۚ çoğundan · نَصِيبًۭا bir hisse · مَّفْرُوضًۭا ayrılmıştır

وَإِذَا حَضَرَ ٱلۡقِسۡمَةَ أُوْلُواْ ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينُ فَٱرۡزُقُوهُم مِّنۡهُ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلࣰ ا مَّعۡرُوفࣰ ا ﴿8﴾

veiẕâ ḥaḍara-lḳismete ülü-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkînü ferzüḳûhüm minhü veḳûlû lehüm ḳavlem ma`rûfâ.

8. (Vâris olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunurlarsa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.

Kelime meali

وَإِذَا ne zaman · حَضَرَ hazır bulunursa · ٱلْقِسْمَةَ (miras) taksim(in)de · أُو۟لُوا۟ akrabalar · ٱلْقُرْبَىٰ · وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve öksüzler · وَٱلْمَسَـٰكِينُ ve yoksullar · فَٱرْزُقُوهُم onları rızıklandırın · مِّنْهُ ondan · وَقُولُوا۟ ve söyleyin · لَهُمْ onlara · قَوْلًۭا söz · مَّعْرُوفًۭا güzel

وَلۡيَخۡشَ ٱلَّذِينَ لَوۡ تَرَكُواْ مِنۡ خَلۡفِهِمۡ ذُرِّيَّةࣰ ضِعَٰفًا خَافُواْ عَلَيۡهِمۡ فَلۡيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡيَقُولُواْ قَوۡلࣰ ا سَدِيدًا ﴿9﴾

velyaḫşe-lleẕîne lev terakû min ḫalfihim ẕürriyyeten ḍi`âfen ḫâfû `aleyhim. felyetteḳu-llâhe velyeḳûlû ḳavlen sedîdâ.

9. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bırakmış olmaları halinde onlar hakkında endişe duyacak olanların (başkalarının yetimleri için de) kalpleri sızlasın; Allah’tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.

Kelime meali

وَلْيَخْشَ kaygı duyanlar · ٱلَّذِينَ şayet · لَوْ · تَرَكُوا۟ bırakırlarsa · مِنْ arkalarında · خَلْفِهِمْ · ذُرِّيَّةًۭ çocuklar · ضِعَـٰفًا güçsüz · خَافُوا۟ çekinsinler · عَلَيْهِمْ onların durumundan · فَلْيَتَّقُوا۟ korksunlar · ٱللَّهَ Allah'tan · وَلْيَقُولُوا۟ ve söylesinler · قَوْلًۭا söz · سَدِيدًا doğru

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَٰمَىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ نَارࣰ اۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرࣰ ا ﴿10﴾

inne-lleẕîne ye'külûne emvâle-lyetâmâ żulmen innemâ ye'külûne fî büṭûnihim nârâ. veseyaṣlevne se`îrâ.

10. Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · يَأْكُلُونَ yiyen(ler) · أَمْوَٰلَ mallarını · ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüzlerin · ظُلْمًا zulüm ile · إِنَّمَا doğrusu · يَأْكُلُونَ yemektedirler · فِى karınlarına · بُطُونِهِمْ · نَارًۭا ۖ ateş · وَسَيَصْلَوْنَ ve gireceklerdir · سَعِيرًۭا çılgın bir ateşe

يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِيٓ أَوۡلَٰدِكُمۡۖ لِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءࣰ فَوۡقَ ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۖ وَإِن كَانَتۡ وَٰحِدَةࣰ فَلَهَا ٱلنِّصۡفُۚ وَلِأَبَوَيۡهِ لِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدࣱۚ فَإِن لَّمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلَدࣱ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخۡوَةࣱ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِي بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍۗ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ لَا تَدۡرُونَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ لَكُمۡ نَفۡعࣰ اۚ فَرِيضَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿11﴾

yûṣîkümü-llâhü fî evlâdiküm liẕẕekeri miŝlü ḥażżi-l'ünŝeyeyn. fein künne nisâen fevḳa-ŝneteyni felehünne ŝülüŝâ mâ terak. vein kânet vâḥideten felehe-nniṣf. veliebeveyhi likülli vâḥidim minhüme-ssüdüsü mimmâ terake in kâne lehû veled. feil lem yekül lehû veledüv veveriŝehû ebevâhü feliümmihi-ŝŝülüŝ. fein kâne lehû iḫvetün feliümmihi-ssüdüsü mim ba`di veṣiyyetiy yûṣî bihâ ev deyn. âbâüküm veebnâüküm. lâ tedrûne eyyühüm aḳrabü leküm nef`â. ferîḍatem mine-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. (Mirasçılar) ikiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, anne babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da anne babası ona vâris olmuşlarsa annesinin hakkı üçte birdir. Ölenin kardeşleri varsa annesinin payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

يُوصِيكُمُ size tavsiye eder · ٱللَّهُ Allah · فِىٓ hakkında · أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ çocuklarınız(ın alacağı miras) · لِلذَّكَرِ erkeğe · مِثْلُ kadar · حَظِّ payı · ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ iki kadının · فَإِن eğer · كُنَّ iseler · نِسَآءًۭ kadın · فَوْقَ fazla · ٱثْنَتَيْنِ ikiden · فَلَهُنَّ onlarındır · ثُلُثَا üçte ikisi · مَا ne · تَرَكَ ۖ bıraktıysa · وَإِن ve eğer (çocuk) · كَانَتْ ise · وَٰحِدَةًۭ yalnız bir kadın · فَلَهَا onundur · ٱلنِّصْفُ ۚ (mirasın) yarısı · وَلِأَبَوَيْهِ ana babasından · لِكُلِّ her · وَٰحِدٍۢ birinin · مِّنْهُمَا vardır · ٱلسُّدُسُ altıda bir hissesi · مِمَّا bıraktığı mirasta · تَرَكَ · إِن eğer · كَانَ varsa · لَهُۥ onun (ölenin) · وَلَدٌۭ ۚ çocuğu · فَإِن eğer · لَّمْ yok da · يَكُن · لَّهُۥ onun · وَلَدٌۭ çocuğu · وَوَرِثَهُۥٓ ve ona varis oluyorsa · أَبَوَاهُ ana babası · فَلِأُمِّهِ anasına düşer · ٱلثُّلُثُ ۚ üçte bir · فَإِن eğer · كَانَ varsa · لَهُۥٓ onun · إِخْوَةٌۭ kardeşleri · فَلِأُمِّهِ anasının payı · ٱلسُّدُسُ ۚ altıda birdir · مِنۢ (bu hükümler) sonradır · بَعْدِ · وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten · يُوصِى yapacağı · بِهَآ ya da · أَوْ · دَيْنٍ ۗ borcundan · ءَابَآؤُكُمْ babalarınız · وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınızdan · لَا bilmezsiniz · تَدْرُونَ · أَيُّهُمْ hangisinin · أَقْرَبُ daha yakın olduğunu · لَكُمْ size · نَفْعًۭا ۚ fayda bakımından · فَرِيضَةًۭ bunlar koyulmuş haklardır · مِّنَ tarafından · ٱللَّهِ ۗ Allah · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bilendir · عَلِيمًا · حَكِيمًۭا hikmet sahibidir

۞وَلَكُمۡ نِصۡفُ مَا تَرَكَ أَزۡوَٰجُكُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدࣱ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡنَۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصِينَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكۡتُمۡ إِن لَّمۡ يَكُن لَّكُمۡ وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَ لَكُمۡ وَلَدࣱ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكۡتُمۚ مِّنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ تُوصُونَ بِهَآ أَوۡ دَيۡنࣲۗ وَإِن كَانَ رَجُلࣱ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمۡرَأَةࣱ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوۡ أُخۡتࣱ فَلِكُلِّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُۚ فَإِن كَانُوٓاْ أَكۡثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمۡ شُرَكَآءُ فِي ٱلثُّلُثِۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةࣲ يُوصَىٰ بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍ غَيۡرَ مُضَآرࣲّۚ وَصِيَّةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمࣱ‏ ﴿12﴾

veleküm niṣfü mâ terake ezvâcüküm il lem yekül lehünne veled. fein kâne lehünne veledün felekümü-rrubü`u mimmâ terakne mim ba`di veṣiyyetiy yûṣîne bihâ ev deyn. velehünne-rrubü`u mimmâ teraktüm il lem yekül leküm veled. fein kâne leküm veledün felehünne-ŝŝümünü mimmâ teraktüm mim ba`di veṣiyyetin tûṣûne bihâ ev deyn. vein kâne racülüy yûraŝü kelâleten evi-mraetüv velehû eḫun ev uḫtün felikülli vâḥidim minhüme-ssüdüs. fein kânû ekŝera min ẕâlike fehüm şürakâü fi-ŝŝülüŝi mim ba`di veṣiyyetiy yûṣâ bihâ ev deynin gayra müḍârr. veṣiyyetem mine-llâh. vellâhü `alîmün ḥalîm.

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra, eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, annesi, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı (diğer) mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Kimse zarar görmesin; Allah’ın hükmü budur. Allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir.

Kelime meali

۞ وَلَكُمْ sizindir · نِصْفُ yarısı · مَا bıraktıkları mirasın · تَرَكَ · أَزْوَٰجُكُمْ eşlerinizin · إِن eğer · لَّمْ yoksa · يَكُن · لَّهُنَّ onların · وَلَدٌۭ ۚ çocukları · فَإِن eğer · كَانَ onların varsa · لَهُنَّ · وَلَدٌۭ çocukları · فَلَكُمُ sizindir · ٱلرُّبُعُ dörtte biri · مِمَّا bıraktıklarının · تَرَكْنَ ۚ · مِنۢ sonra · بَعْدِ · وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten · يُوصِينَ yapacakları · بِهَآ ondan · أَوْ veya · دَيْنٍۢ ۚ borçtan · وَلَهُنَّ onlarındır · ٱلرُّبُعُ dörtte biri · مِمَّا bıraktığınızın · تَرَكْتُمْ · إِن eğer · لَّمْ yoksa · يَكُن · لَّكُمْ sizin de · وَلَدٌۭ ۚ çocuğunuz · فَإِن eğer · كَانَ varsa · لَكُمْ sizin · وَلَدٌۭ çocuğunuz · فَلَهُنَّ onlarındır · ٱلثُّمُنُ sekizde biri · مِمَّا bıraktığınızın · تَرَكْتُم ۚ · مِّنۢ sonra · بَعْدِ · وَصِيَّةٍۢ vasiyyet · تُوصُونَ yapacağınız · بِهَآ ondan · أَوْ veya · دَيْنٍۢ ۗ borçtan · وَإِن eğer · كَانَ ise · رَجُلٌۭ erkeğin · يُورَثُ miras bırakan · كَلَـٰلَةً evladı ve ana babası olmayıp · أَوِ veya · ٱمْرَأَةٌۭ kadının · وَلَهُۥٓ varsa · أَخٌ bir erkek · أَوْ veya · أُخْتٌۭ bir kızkardeşi · فَلِكُلِّ her · وَٰحِدٍۢ birine · مِّنْهُمَا onlardan · ٱلسُّدُسُ ۚ altıda bir düşer · فَإِن eğer · كَانُوٓا۟ iseler · أَكْثَرَ fazla · مِن bundan · ذَٰلِكَ · فَهُمْ onlar · شُرَكَآءُ ortaktırlar · فِى üçte bire · ٱلثُّلُثِ ۚ · مِنۢ sonradır · بَعْدِ · وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten · يُوصَىٰ yapılan · بِهَآ ondan · أَوْ veya · دَيْنٍ borçtan · غَيْرَ olmayan · مُضَآرٍّۢ ۚ zarar verici · وَصِيَّةًۭ vasiyyettir · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ ۗ · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَلِيمٌۭ halimdir

تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿13﴾

tilke ḥudûdü-llâh. vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû yüdḫilhü cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

13. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kazanç budur.

Kelime meali

تِلْكَ bunlar · حُدُودُ sınırlarıdır · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَمَن kim · يُطِعِ ita'at ederse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları · فِيهَا ۚ içinde · وَذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدۡخِلۡهُ نَارًا خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏ ﴿14﴾

vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû veyete`addâ ḥudûdehû yüdḫilhü nâran ḫâliden fîhâ. velehû `aẕâbüm mühîn.

14. Kim de Allah’a ve peygamberine itaatsizlik eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır.

Kelime meali

وَمَن ve kim · يَعْصِ karşı gelir · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisi'ne · وَيَتَعَدَّ ve aşarsa · حُدُودَهُۥ O'nun sınırlarını · يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar · نَارًا ateşe · خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı · فِيهَا içinde · وَلَهُۥ ve ona vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّهِينٌۭ alçaltıcı

وَٱلَّٰتِي يَأۡتِينَ ٱلۡفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمۡ فَٱسۡتَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِنَّ أَرۡبَعَةࣰ مِّنكُمۡۖ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمۡسِكُوهُنَّ فِي ٱلۡبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلۡمَوۡتُ أَوۡ يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلࣰ ا ﴿15﴾

vellâtî ye'tîne-lfâḥişete min nisâiküm festeşhidû `aleyhinne erbe`atem minküm. fein şehidû feemsikûhünne fi-lbüyûti ḥattâ yeteveffâhünne-lmevtü ev yec`ale-llâhü lehünne sebîlâ.

15. Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.

Kelime meali

وَٱلَّـٰتِى ve kimseler · يَأْتِينَ yapanlar · ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhuş · مِن kadınlarınızdan; · نِّسَآئِكُمْ · فَٱسْتَشْهِدُوا۟ şahid getirin · عَلَيْهِنَّ onlara karşı · أَرْبَعَةًۭ dört · مِّنكُمْ ۖ içinizden · فَإِن eğer · شَهِدُوا۟ onlar şahidlik ederlerse · فَأَمْسِكُوهُنَّ tutun (dışarı çıkarmayın) · فِى evlerde · ٱلْبُيُوتِ · حَتَّىٰ kadar · يَتَوَفَّىٰهُنَّ o kadınları alıncaya · ٱلْمَوْتُ ölüm · أَوْ ya da · يَجْعَلَ gösterinceye · ٱللَّهُ Allah · لَهُنَّ onların yararına · سَبِيلًۭا bir yol

وَٱلَّذَانِ يَأۡتِيَٰنِهَا مِنكُمۡ فَـَٔاذُوهُمَاۖ فَإِن تَابَا وَأَصۡلَحَا فَأَعۡرِضُواْ عَنۡهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمًا ﴿16﴾

velleẕâni ye'tiyânihâ minküm feâẕûhümâ. fein tâbâ veaṣleḥâ fea`riḍû `anhümâ. inne-llâhe kâne tevvâber raḥîmâ.

16. İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin canlarını yakın. Eğer tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir.

Kelime meali

وَٱلَّذَانِ iki kişi · يَأْتِيَـٰنِهَا fuhuş yaparsa · مِنكُمْ içinizden · فَـَٔاذُوهُمَا ۖ onlara eziyet edin · فَإِن eğer · تَابَا tevbe eder · وَأَصْلَحَا ve uslanırlarsa · فَأَعْرِضُوا۟ artık vazgeçin · عَنْهُمَآ ۗ onlardan · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · كَانَ tevbeleri çok kabul edendir · تَوَّابًۭا · رَّحِيمًا çok esirgeyendir

إِنَّمَا ٱلتَّوۡبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةࣲ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبࣲ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿17﴾

inneme-ttevbetü `ale-llâhi lilleẕîne ya`melûne-ssûe bicehâletin ŝümme yetûbûne min ḳarîbin feülâike yetûbü-llâhü `aleyhim. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

17. Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

Kelime meali

إِنَّمَا şüphesiz · ٱلتَّوْبَةُ tevbesi makbuldür · عَلَى göre · ٱللَّهِ Allah'a · لِلَّذِينَ şu kimselerin · يَعْمَلُونَ yaparlar · ٱلسُّوٓءَ bir kötülük · بِجَهَـٰلَةٍۢ cahillikle · ثُمَّ sonra · يَتُوبُونَ dönerler (tevbe ederler) · مِن hemen ardından · قَرِيبٍۢ · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · يَتُوبُ tevbesini kabul eder · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِمْ ۗ onların · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَلَيۡسَتِ ٱلتَّوۡبَةُ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلۡمَوۡتُ قَالَ إِنِّي تُبۡتُ ٱلۡـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمۡ كُفَّارٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿18﴾

veleyseti-ttevbetü lilleẕîne ya`melûne-sseyyiât. ḥattâ iẕâ ḥaḍara eḥadehümü-lmevtü ḳâle innî tübtü-l'âne vele-lleẕîne yemûtûne vehüm küffâr. ülâike a`tednâ lehüm `aẕâben elîmâ.

18. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle kâfir olarak ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.

Kelime meali

وَلَيْسَتِ (geçerli) değildir · ٱلتَّوْبَةُ tevbesi · لِلَّذِينَ kimselerin · يَعْمَلُونَ yapan(ların) · ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler · حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا zaman · حَضَرَ gelip çattığı · أَحَدَهُمُ kendilerine · ٱلْمَوْتُ ölüm · قَالَ der · إِنِّى muhakkak ben · تُبْتُ tevbe ettim · ٱلْـَٔـٰنَ şimdi · وَلَا ve (değildir) · ٱلَّذِينَ kimselerin · يَمُوتُونَ ölenlere · وَهُمْ olarak · كُفَّارٌ ۚ kafir · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır · لَهُمْ onlar için · عَذَابًا bir azab · أَلِيمًۭا acı

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرۡهࣰ اۖ وَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ لِتَذۡهَبُواْ بِبَعۡضِ مَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِن كَرِهۡتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔ ا وَيَجۡعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيۡرࣰ ا كَثِيرࣰ ا ﴿19﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ yeḥillü leküm en teriŝü-nnisâe kerhâ. velâ ta`ḍulûhünne liteẕhebû biba`ḍi mâ âteytümûhünne illâ ey ye'tîne bifâḥişetim mübeyyineh. ve`âşirûhünne bilma`rûf. fein kerihtümûhünne fe`asâ en tekrahû şey'ev veyec`ale-llâhü fîhi ḫayran keŝîrâ.

19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek için -evlenme ve boşanma konusunda- engel çıkarmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا helal değildir · يَحِلُّ · لَكُمْ size · أَن miras yoluyla almanız · تَرِثُوا۟ · ٱلنِّسَآءَ kadınları · كَرْهًۭا ۖ zorla · وَلَا onları sıkıştırmayın · تَعْضُلُوهُنَّ · لِتَذْهَبُوا۟ alıp götürmek için · بِبَعْضِ bir kısmını · مَآ şeylerin · ءَاتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiğiniz · إِلَّآ dışında · أَن yapmaları · يَأْتِينَ · بِفَـٰحِشَةٍۢ edepsizlik · مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ açık bir · وَعَاشِرُوهُنَّ ve onlarla geçinin · بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ iyi · فَإِن eğer · كَرِهْتُمُوهُنَّ onlardan hoşlanmazsanız · فَعَسَىٰٓ bilinki · أَن sizin hoşlanmadığınız · تَكْرَهُوا۟ · شَيْـًۭٔا bir şeye · وَيَجْعَلَ koymuş olabilir · ٱللَّهُ Allah · فِيهِ ona · خَيْرًۭا hayır · كَثِيرًۭا çok

وَإِنۡ أَرَدتُّمُ ٱسۡتِبۡدَالَ زَوۡجࣲ مَّكَانَ زَوۡجࣲ وَءَاتَيۡتُمۡ إِحۡدَىٰهُنَّ قِنطَارࣰ ا فَلَا تَأۡخُذُواْ مِنۡهُ شَيۡـًٔاۚ أَتَأۡخُذُونَهُۥ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿20﴾

vein erattümü-stibdâle zevcim mekâne zevciv veâteytüm iḥdâhünne ḳinṭâran felâ te'ḫuẕû minhü şey'â. ete'ḫuẕûnehû bühtânev veiŝmem mübînâ.

20. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz onu, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi geri alacaksınız?

Kelime meali

وَإِنْ eğer · أَرَدتُّمُ almak isterseniz · ٱسْتِبْدَالَ başka · زَوْجٍۢ bir eş · مَّكَانَ yerine · زَوْجٍۢ bir eşin · وَءَاتَيْتُمْ vermiş olsanız (dahi) · إِحْدَىٰهُنَّ onlardan birine · قِنطَارًۭا kantarlarca (mal) · فَلَا geri almayın · تَأْخُذُوا۟ · مِنْهُ ondan (verdiğinizden) · شَيْـًٔا ۚ hiçbir şeyi · أَتَأْخُذُونَهُۥ verdiğinizi alacak mısınız? · بُهْتَـٰنًۭا iftira ederek · وَإِثْمًۭا ve günaha girerek · مُّبِينًۭا açıkça

وَكَيۡفَ تَأۡخُذُونَهُۥ وَقَدۡ أَفۡضَىٰ بَعۡضُكُمۡ إِلَىٰ بَعۡضࣲ وَأَخَذۡنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا ﴿21﴾

vekeyfe te'ḫuẕûnehû veḳad efḍâ ba`ḍuküm ilâ ba`ḍiv veeḫaẕne minküm mîŝâḳan galîżâ.

21. Birbirinizle beraber olduğunuz halde, üstelik onlar sizden sapasağlam bir söz de almışken onu geri mi alacaksınız?

Kelime meali

وَكَيْفَ ve nasıl · تَأْخُذُونَهُۥ onu alırsınız · وَقَدْ andolsun · أَفْضَىٰ geçmiş(içli dışlı olmuş)ken · بَعْضُكُمْ bazınız · إِلَىٰ bazınıza · بَعْضٍۢ · وَأَخَذْنَ ve onlar almışlardı · مِنكُم sizden · مِّيثَـٰقًا te'minat · غَلِيظًۭا sağlam

وَلَا تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةࣰ وَمَقۡتࣰ ا وَسَآءَ سَبِيلًا ﴿22﴾

velâ tenkiḥû mâ nekeḥa âbâüküm mine-nnisâi illâ mâ ḳad selef. innehû kâne fâḥişetev vemaḳtâ. vesâe sebîlâ.

22. Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir edepsizliktir, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.

Kelime meali

وَلَا artık evlenmeyin · تَنكِحُوا۟ · مَا evlendiği · نَكَحَ · ءَابَآؤُكُم babalarınızın · مِّنَ kadınlarla · ٱلنِّسَآءِ · إِلَّا hariç · مَا olanlar · قَدْ geçmişte · سَلَفَ ۚ · إِنَّهُۥ çünkü bu · كَانَ edepsizliktir · فَـٰحِشَةًۭ · وَمَقْتًۭا ve (Allah'ın) hışm(ı)dır · وَسَآءَ ve iğrenç · سَبِيلًا bir yoldur

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمۡ أُمَّهَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُمۡ وَعَمَّٰتُكُمۡ وَخَٰلَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُ ٱلۡأَخِ وَبَنَاتُ ٱلۡأُخۡتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِيٓ أَرۡضَعۡنَكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمۡ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِي دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمۡ تَكُونُواْ دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ وَحَلَٰٓئِلُ أَبۡنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنۡ أَصۡلَٰبِكُمۡ وَأَن تَجۡمَعُواْ بَيۡنَ ٱلۡأُخۡتَيۡنِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿23﴾

ḥurrimet `aleyküm ümmehâtüküm vebenâtüküm veeḫavâtüküm ve`ammâtüküm veḫâlâtüküm vebenâtü-l'eḫi vebenâtü-l'uḫti veümmehâtükümü-llâtî erḍa`neküm veeḫavâtüküm mine-rraḍâ`ati veümmehâtü nisâiküm verabâibükümü-llâtî fî ḥucûriküm min nisâikümü-llâtî deḫaltüm bihinn. feil lem tekûnû deḫaltüm bihinne felâ cünâḥa `aleyküm. veḥalâilü ebnâikümü-lleẕîne min aṣlâbiküm veen tecme`û beyne-l'uḫteyni illâ mâ ḳad selef. inne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

23. Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren anneleriniz, sütbacılarınız, eşlerinizin anneleri, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla birleşmiş değilseniz (nikâh ortadan kalktığında) kızlarını almanızda size bir sakınca yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir, Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Kelime meali

حُرِّمَتْ haram kılındı · عَلَيْكُمْ size · أُمَّهَـٰتُكُمْ analarınız · وَبَنَاتُكُمْ ve kızlarınız · وَأَخَوَٰتُكُمْ ve kızkardeşleriniz · وَعَمَّـٰتُكُمْ ve halalarınız · وَخَـٰلَـٰتُكُمْ ve teyzeleriniz · وَبَنَاتُ ve kızları · ٱلْأَخِ kardeş · وَبَنَاتُ e kızları · ٱلْأُخْتِ kızkardeş · وَأُمَّهَـٰتُكُمُ ve analarınız · ٱلَّـٰتِىٓ sizi emziren · أَرْضَعْنَكُمْ · وَأَخَوَٰتُكُم ve bacılarınız · مِّنَ süt · ٱلرَّضَـٰعَةِ · وَأُمَّهَـٰتُ ve anaları · نِسَآئِكُمْ karılarınızın · وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ üvey kızlarınız · ٱلَّـٰتِى olan · فِى birleştiğiniz · حُجُورِكُم · مِّن karılarınızdan · نِّسَآئِكُمُ · ٱلَّـٰتِى evlerinizde bulunan · دَخَلْتُم · بِهِنَّ eğer · فَإِن · لَّمْ olmamışsa · تَكُونُوا۟ · دَخَلْتُم birleşmeniz · بِهِنَّ onlarla · فَلَا yoktur · جُنَاحَ bir günah · عَلَيْكُمْ üzerinize · وَحَلَـٰٓئِلُ ve karıları · أَبْنَآئِكُمُ oğullarınızın · ٱلَّذِينَ kendi sulbünüzden · مِنْ · أَصْلَـٰبِكُمْ · وَأَن ve almanız · تَجْمَعُوا۟ · بَيْنَ bir arada · ٱلْأُخْتَيْنِ iki kızkardeşi · إِلَّا ancak hariç · مَا olanlar · قَدْ geçmişte · سَلَفَ ۗ · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ çok bağışlayan · غَفُورًۭا · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir

۞وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۖ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمۡ أَن تَبۡتَغُواْ بِأَمۡوَٰلِكُم مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَۚ فَمَا ٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهِۦ مِنۡهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا تَرَٰضَيۡتُم بِهِۦ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡفَرِيضَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿24﴾

velmuḥṣanâtü mine-nnisâi illâ mâ meleket eymânüküm. kitâbe-llâhi `aleyküm. veüḥille leküm mâ verâe ẕâliküm en tebtegû biemvâliküm muḥṣinîne gayra müsâfiḥîn. feme-stemta`tüm bihî minhünne feâtûhünne ücûrahünne ferîḍah. velâ cünâḥa `aleyküm fîmâ terâḍaytüm bihî mim ba`di-lferîḍah. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

24. Elinizin altında bulunan câriyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı; Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek kaydıyla, mallarınızla (mehir vecibesini göz ardı etmeden) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan karı-koca ilişkisi yaşadıklarınıza kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve evli olanlar (haramdır) · مِنَ kadınlardan · ٱلنِّسَآءِ · إِلَّا dışında · مَا geçen(cariye)ler · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ ellerinize · كِتَـٰبَ yazdığı(yasaklar)dır · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ ۚ size · وَأُحِلَّ ve helal kılındı · لَكُم size · مَّا ötesi · وَرَآءَ · ذَٰلِكُمْ bunlardan · أَن istemeniz · تَبْتَغُوا۟ · بِأَمْوَٰلِكُم mallarınızla · مُّحْصِنِينَ iffetli yaşamak · غَيْرَ zina etmemek · مُسَـٰفِحِينَ ۚ · فَمَا yararlanmanıza karşılık · ٱسْتَمْتَعْتُم · بِهِۦ onlardan · مِنْهُنَّ · فَـَٔاتُوهُنَّ onlara verin · أُجُورَهُنَّ kesilen ücretlerini · فَرِيضَةًۭ ۚ bir hak olarak · وَلَا yoktur · جُنَاحَ bir günah · عَلَيْكُمْ üzerinize · فِيمَا hakkında · تَرَٰضَيْتُم karşılıklı anlaşmanız · بِهِۦ sonra · مِنۢ · بَعْدِ · ٱلْفَرِيضَةِ ۚ hakkın kesiminden · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bilendir · عَلِيمًا · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَمَن لَّمۡ يَسۡتَطِعۡ مِنكُمۡ طَوۡلًا أَن يَنكِحَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِكُمۚ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضࣲۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذۡنِ أَهۡلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ مُحۡصَنَٰتٍ غَيۡرَ مُسَٰفِحَٰتࣲ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخۡدَانࣲۚ فَإِذَآ أُحۡصِنَّ فَإِنۡ أَتَيۡنَ بِفَٰحِشَةࣲ فَعَلَيۡهِنَّ نِصۡفُ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ مِنَ ٱلۡعَذَابِۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿25﴾

vemel lem yesteṭi` minküm ṭavlen ey yenkiḥa-lmuḥsenâti-lmü'minâti femim mâ meleket eymânüküm min feteyâtikümü-lmü'minât. vellâhü a`lemü biîmâniküm. ba`ḍuküm mim ba`ḍ. fenkiḥûhünne biiẕni ehlihinne veâtûhünne ücûrahünne bilma`rûfi muḥṣanâtin gayra mesâfiḥâtiv velâ mütteḫiẕâti aḫdân. feiẕâ uḥṣinne fein eteyne bifâḥişetin fe`aleyhinne niṣfü mâ `ale-lmuḥsenâti mine-l`aẕâb. ẕâlike limen ḫaşiye-l`anete minküm. veen taṣbirû ḫayrul leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.

25. İçinizden mümin ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan mümin câriye kızlarınızdan alabilir. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Birbirinizden türeyip gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost tutmamaları şartıyla ve ailelerinin de izniyle onları nikâhlayın, mehirlerini de âdete uygun olarak verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı gerekir. Bu (câriye ile evlenmek), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir; sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Kelime meali

وَمَن ve kimse · لَّمْ gücü yetmeyen · يَسْتَطِعْ · مِنكُمْ içinizden · طَوْلًا mali güce · أَن evlenmek için · يَنكِحَ · ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlarla · ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanmış · فَمِن sahip olduğunuz · مَّا · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُكُم ellerinizde · مِّن genç kızlarınızdan (alsın) · فَتَيَـٰتِكُمُ · ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ inanmış · وَٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِإِيمَـٰنِكُم ۚ sizin imanınızı · بَعْضُكُم hepiniz · مِّنۢ birbirinizdensiniz · بَعْضٍۢ ۚ · فَٱنكِحُوهُنَّ öyle ise onlarla evlenin · بِإِذْنِ izniyle · أَهْلِهِنَّ ailelerinin · وَءَاتُوهُنَّ ve verin · أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini) · بِٱلْمَعْرُوفِ güzelce · مُحْصَنَـٰتٍ iffetli yaşamaları · غَيْرَ zina etmemeleri · مُسَـٰفِحَـٰتٍۢ · وَلَا ve (gizli) edinmemeleri · مُتَّخِذَٰتِ · أَخْدَانٍۢ ۚ dost · فَإِذَآ iken · أُحْصِنَّ evli · فَإِنْ eğer · أَتَيْنَ yaparlarsa · بِفَـٰحِشَةٍۢ fuhuş · فَعَلَيْهِنَّ onlara · نِصْفُ yarısı (uygulanır) · مَا üzerine · عَلَى · ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlar · مِنَ yapılan işkencenin · ٱلْعَذَابِ ۚ · ذَٰلِكَ bu (cariye ile evlenme) · لِمَنْ içindir · خَشِىَ korkanlar · ٱلْعَنَتَ sıkıntıya düşmekten · مِنكُمْ ۚ içinizden · وَأَن fakat · تَصْبِرُوا۟ sabretmeniz · خَيْرٌۭ daha iyidir · لَّكُمْ ۗ sizin için · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَيَتُوبَ عَلَيۡكُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿26﴾

yürîdü-llâhü liyübeyyine leküm veyehdiyeküm sünene-lleẕîne min ḳabliküm veyetûbe `aleyküm. vellâhü `alîmün ḥakîm.

26. Allah size bilmediklerinizi açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yollarına iletmek, günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilmektedir, hikmet sahibidir.

Kelime meali

يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · لِيُبَيِّنَ açıklamak · لَكُمْ size · وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletmek · سُنَنَ yasalarına · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن sizden önceki(lerin) · قَبْلِكُمْ · وَيَتُوبَ ve bağışlamak · عَلَيْكُمْ ۗ günahlarınızı · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡكُمۡ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُواْ مَيۡلًا عَظِيمࣰ ا ﴿27﴾

vellâhü yürîdü ey yetûbe `aleyküm veyürîdü-lleẕîne yettebi`ûne-şşehevâti en temîlû meylen `ażîmâ.

27. Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; nefsânî arzularına uyanlar ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.

Kelime meali

وَٱللَّهُ Allah · يُرِيدُ istiyor · أَن tevbenizi kabul etmek · يَتُوبَ · عَلَيْكُمْ sizin · وَيُرِيدُ ve istiyorlar · ٱلَّذِينَ kimseler · يَتَّبِعُونَ uyan(lar) · ٱلشَّهَوَٰتِ şehvetlerine · أَن sizin düşmenizi · تَمِيلُوا۟ · مَيْلًا bir sapıklığa · عَظِيمًۭا büyük

يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفࣰ ا ﴿28﴾

yürîdü-llâhü ey yüḫaffife `anküm. veḫuliḳa-l'insânü ḍa`îfâ.

28. Allah yükünüzü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

Kelime meali

يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · أَن hafifletmek · يُخَفِّفَ · عَنكُمْ ۚ sizden · وَخُلِقَ ve yaratılmıştır · ٱلْإِنسَـٰنُ insan · ضَعِيفًۭا zayıf

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضࣲ مِّنكُمۡۚ وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمࣰ ا ﴿29﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ te'külû emvâleküm beyneküm bilbâṭili illâ en tekûne ticâraten `an terâḍim minküm velâ taḳtülû enfüseküm. inne-llâhe kâne biküm raḥîmâ.

29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا yemeyin · تَأْكُلُوٓا۟ · أَمْوَٰلَكُم mallarınızı · بَيْنَكُم aranızda · بِٱلْبَـٰطِلِ batılla (haksız yere) · إِلَّآ haricinde · أَن olan · تَكُونَ · تِجَـٰرَةً ticaret · عَن rızanızla yaptığınız · تَرَاضٍۢ · مِّنكُمْ ۚ kendi · وَلَا öldürmeyin · تَقْتُلُوٓا۟ · أَنفُسَكُمْ ۚ canlarınızı · إِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · كَانَ size karşı · بِكُمْ · رَحِيمًۭا çok merhametlidir

وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ عُدۡوَٰنࣰ ا وَظُلۡمࣰ ا فَسَوۡفَ نُصۡلِيهِ نَارࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا ﴿30﴾

vemey yef`al ẕâlike `udvânev veżulmen fesevfe nuṣlîhi nârâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

30. Kim haddi aşarak ve haksızlığa saparak bunu yaparsa onu ateşe koyacağız ve bu Allah’a çok kolaydır.

Kelime meali

وَمَن kim · يَفْعَلْ yaparsa (bilsin ki) · ذَٰلِكَ bunu · عُدْوَٰنًۭا düşmanlık ile · وَظُلْمًۭا ve zulüm ile · فَسَوْفَ yakında · نُصْلِيهِ onu sokacağız · نَارًۭا ۚ cehenneme · وَكَانَ ve bu · ذَٰلِكَ · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · يَسِيرًا kolaydır

إِن تَجۡتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنۡهَوۡنَ عَنۡهُ نُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَنُدۡخِلۡكُم مُّدۡخَلࣰ ا كَرِيمࣰ ا ﴿31﴾

in tectenibû kebâira mâ tünhevne `anhü nükeffir `anküm seyyiâtiküm venüdḫilküm müdḫalen kerîmâ.

31. Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız.

Kelime meali

إِن eğer · تَجْتَنِبُوا۟ kaçınırsanız · كَبَآئِرَ büyük günahlardan · مَا ne ki · تُنْهَوْنَ size yasaklanan · عَنْهُ ondan · نُكَفِّرْ örteriz · عَنكُمْ sizin · سَيِّـَٔاتِكُمْ küçük günahlarınızı · وَنُدْخِلْكُم ve sizi sokarız · مُّدْخَلًۭا bir yere · كَرِيمًۭا güzel

وَلَا تَتَمَنَّوۡاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبُواْۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبࣱ مِّمَّا ٱكۡتَسَبۡنَۚ وَسۡـَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا ﴿32﴾

velâ tetemennev mâ feḍḍale-llâhü bihî ba`ḍaküm `alâ ba`ḍ. lirricâli neṣîbüm mimme-ktesebû velinnisâi neṣîbüm mimme-ktesebn. ves'elü-llâhe min faḍlih. inne-llâhe kâne bikülli şey'in `alîmâ.

32. Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

وَلَا göz dikmeyin · تَتَمَنَّوْا۟ · مَا şeylere · فَضَّلَ üstün kıldığı · ٱللَّهُ Allah'ın · بِهِۦ onunla · بَعْضَكُمْ bir kısmınızı · عَلَىٰ karşı · بَعْضٍۢ ۚ diğerine · لِّلرِّجَالِ erkeklere vardır · نَصِيبٌۭ bir pay · مِّمَّا şeylerden · ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ kazandıkları · وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlara vardır · نَصِيبٌۭ bir pay · مِّمَّا şeylerden · ٱكْتَسَبْنَ ۚ kazandıkları · وَسْـَٔلُوا۟ isteyin · ٱللَّهَ Alla'ın · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦٓ ۗ · إِنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ her · بِكُلِّ · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمًۭا bilendir

وَلِكُلࣲّ جَعَلۡنَا مَوَٰلِيَ مِمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَـَٔاتُوهُمۡ نَصِيبَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدًا ﴿33﴾

veliküllin ce`alnâ mevâliye mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûn. velleẕîne `aḳadet eymânüküm feâtûhüm neṣîbehüm. inne-llâhe kâne `alâ külli şey'in şehîdâ.

33. Anne, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın vârisler belirledik. Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Bilin ki Allah her şeyi görmektedir.

Kelime meali

وَلِكُلٍّۢ ve her birine · جَعَلْنَا kıldık · مَوَٰلِىَ varisler · مِمَّا bıraktıklarından · تَرَكَ · ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın · وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ ve akrabanın · وَٱلَّذِينَ ve kimselere · عَقَدَتْ bağladığı · أَيْمَـٰنُكُمْ yeminlerinizin · فَـَٔاتُوهُمْ verin · نَصِيبَهُمْ ۚ hisselerini · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ üzerine · عَلَىٰ · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şeyi · شَهِيدًا şahittir

ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ وَبِمَآ أَنفَقُواْ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡۚ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتࣱ لِّلۡغَيۡبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُۚ وَٱلَّٰتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهۡجُرُوهُنَّ فِي ٱلۡمَضَاجِعِ وَٱضۡرِبُوهُنَّۖ فَإِنۡ أَطَعۡنَكُمۡ فَلَا تَبۡغُواْ عَلَيۡهِنَّ سَبِيلًاۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيࣰّ ا كَبِيرࣰ ا ﴿34﴾

erricâlü ḳavvâmûne `ale-nnisâi bimâ feḍḍale-llâhü ba`ḍahüm `alâ ba`ḍiv vebimâ enfeḳû min emvâlihim. feṣṣâliḥâtü ḳânitâtün ḥâfiżâtül lilgaybi bimâ ḥafiża-llâh. vellâtî teḫâfûne nüşûzehünne fe`iżûhünne vehcürûhünne fi-lmeḍâci`i vaḍribûhünn. fein eṭa`neküm felâ tebgû `aleyhinne sebîlâ. inne-llâhe kâne `aliyyen kebîrâ.

34. Allah’ın, (iki cinse) birbirinden farklı özellik ve lütuflar bahşetmesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdır; Allah’ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

Kelime meali

ٱلرِّجَالُ erkekler · قَوَّٰمُونَ yöneticidirler · عَلَى üzerinde · ٱلنِّسَآءِ kadınlar · بِمَا zira · فَضَّلَ üstün kılmıştır · ٱللَّهُ Allah · بَعْضَهُمْ bir kısmını · عَلَىٰ üzerine · بَعْضٍۢ diğerinin · وَبِمَآ ve çünkü · أَنفَقُوا۟ infak ederler · مِنْ mallarından · أَمْوَٰلِهِمْ ۚ · فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ iyi kadınlar · قَـٰنِتَـٰتٌ ita'atkar olup · حَـٰفِظَـٰتٌۭ korurlar · لِّلْغَيْبِ gizliyi · بِمَا karşılık · حَفِظَ kendilerini korumasına · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · وَٱلَّـٰتِى kadınlara · تَخَافُونَ korktuğunuz · نُشُوزَهُنَّ hırçınlık etmelerinden · فَعِظُوهُنَّ öğüt verin · وَٱهْجُرُوهُنَّ onlara sokulmayın · فِى yataklarda · ٱلْمَضَاجِعِ · وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ ve onları dövün · فَإِنْ eğer · أَطَعْنَكُمْ size ita'at ederlerse · فَلَا artık aramayın · تَبْغُوا۟ · عَلَيْهِنَّ onların aleyhine · سَبِيلًا ۗ başka bir yol · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · كَانَ yücedir · عَلِيًّۭا · كَبِيرًۭا büyüktür

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ شِقَاقَ بَيۡنِهِمَا فَٱبۡعَثُواْ حَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهِۦ وَحَكَمࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصۡلَٰحࣰ ا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيۡنَهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرࣰ ا ﴿35﴾

vein ḫiftüm şiḳâḳa beynihimâ feb`aŝû ḥakemem min ehlihî veḥakemem min ehlihâ. iy yürîdâ iṣlâḥay yüveffiḳi-llâhü beynehümâ. inne-llâhe kâne `alîmen ḫabîrâ.

35. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

Kelime meali

وَإِنْ eğer · خِفْتُمْ endişe duyarsanız · شِقَاقَ açılmasından · بَيْنِهِمَا aralarının · فَٱبْعَثُوا۟ gönderin · حَكَمًۭا bir hakem · مِّنْ erkeğin ailesinden · أَهْلِهِۦ · وَحَكَمًۭا ve bir hakem · مِّنْ kadının ailesinden · أَهْلِهَآ · إِن eğer · يُرِيدَآ isterlerse · إِصْلَـٰحًۭا uzlaştırmak · يُوَفِّقِ bulur · ٱللَّهُ Allah · بَيْنَهُمَآ ۗ onların arasını · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · كَانَ (herşeyi) bilendir · عَلِيمًا · خَبِيرًۭا haber alandır

۞وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـࣰٔ اۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنࣰ ا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالࣰ ا فَخُورًا ﴿36﴾

va`büdü-llâhe velâ tüşrikû bihî şey'ev vebilvâlideyni iḥsânev vebiẕi-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkîni velcâri ẕi-lḳurbâ velcâri-lcünübi veṣṣâḥibi bilcembi vebni-ssebîli vemâ meleket eymânüküm. inne-llâhe lâ yüḥibbü men kâne muḫtâlen feḫûrâ.

36. Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.

Kelime meali

۞ وَٱعْبُدُوا۟ ve kulluk edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَلَا ortak koşmayın · تُشْرِكُوا۟ · بِهِۦ O'na · شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şeyi · وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve ana babaya · إِحْسَـٰنًۭا iyilik edin · وَبِذِى ve · ٱلْقُرْبَىٰ akrabaya · وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve öksüzlere · وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara · وَٱلْجَارِ ve komşuya · ذِى yakın · ٱلْقُرْبَىٰ · وَٱلْجَارِ ve komşuya · ٱلْجُنُبِ uzak · وَٱلصَّاحِبِ ve arkadaşa · بِٱلْجَنۢبِ yan(ınız)daki · وَٱبْنِ ve · ٱلسَّبِيلِ yolcuya · وَمَا ve · مَلَكَتْ altında bulunanlara · أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ ellerinizin · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · مَن kimselerin · كَانَ kurumlu · مُخْتَالًۭا · فَخُورًا böbürlenen

ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِ وَيَكۡتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا ﴿37﴾

elleẕîne yebḫalûne veye'mürûne-nnâse bilbuḫli veyektümûne mâ âtâhümü-llâhü min faḍlih. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

37. Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, Allah’ın kendilerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ bunlar · يَبْخَلُونَ cimrilik ederler · وَيَأْمُرُونَ ve emrederler · ٱلنَّاسَ insanlara · بِٱلْبُخْلِ cimriliği · وَيَكْتُمُونَ ve gizlerler · مَآ şeyi · ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · مِن bol hazinesinden · فَضْلِهِۦ ۗ · وَأَعْتَدْنَا (biz de) hazırlamışızdır · لِلْكَـٰفِرِينَ inkarcılar için · عَذَابًۭا bir azab · مُّهِينًۭا alçaltıcı

وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَهُۥ قَرِينࣰ ا فَسَآءَ قَرِينࣰ ا ﴿38﴾

velleẕîne yünfiḳûne emvâlehüm riâe-nnâsi velâ yü'minûne billâhi velâ bilyevmi-l'âḫir. vemey yeküni-şşeyṭânü lehû ḳarînen fesâe ḳarînâ.

38. Ve bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarf edenlerdir. Bir kimsenin arkadaşı şeytan olursa o ne kötü bir arkadaştır!

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ bunlar · يُنفِقُونَ verirler · أَمْوَٰلَهُمْ mallarını · رِئَآءَ gösteriş için · ٱلنَّاسِ insanlara · وَلَا inanmazlar · يُؤْمِنُونَ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَلَا ve gününe · بِٱلْيَوْمِ · ٱلْـَٔاخِرِ ۗ ahiret · وَمَن kimin · يَكُنِ ise · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · لَهُۥ o(nun) · قَرِينًۭا arkadaşı · فَسَآءَ ne kötü · قَرِينًۭا bir arkadaş(ı var)dır

وَمَاذَا عَلَيۡهِمۡ لَوۡ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمۡ عَلِيمًا ﴿39﴾

vemâẕâ `aleyhim lev âmenû billâhi velyevmi-l'âḫiri veenfeḳû mimmâ razeḳahümü-llâh. vekâne-llâhü bihim `alîmâ.

39. Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine verdiğinden harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyla bilmektedir.

Kelime meali

وَمَاذَا ne olurdu · عَلَيْهِمْ onlara · لَوْ sanki · ءَامَنُوا۟ inansalardı · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَأَنفَقُوا۟ ve harcasalardı · مِمَّا kendilerine verdiği rızıktan · رَزَقَهُمُ · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · وَكَانَ ve idi · ٱللَّهُ Allah · بِهِمْ onları · عَلِيمًا biliyor

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ مِثۡقَالَ ذَرَّةࣲۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةࣰ يُضَٰعِفۡهَا وَيُؤۡتِ مِن لَّدُنۡهُ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿40﴾

inne-llâhe lâ yażlimü miŝḳâle ẕerrah. vein tekü ḥasenetey yüḍâ`ifhâ veyü'ti mil ledünhü ecran `ażîmâ.

40. Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez; o zerre, bir iyilik ise onu katlar, kendi katından da büyük mükâfat verir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا haksızlık etmez · يَظْلِمُ · مِثْقَالَ kadar · ذَرَّةٍۢ ۖ zerre · وَإِن eğer · تَكُ olsa · حَسَنَةًۭ (zerre miktarı) bir iyilik · يُضَـٰعِفْهَا onu kat kat yapar · وَيُؤْتِ ve verir · مِن kendi katından · لَّدُنْهُ · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

فَكَيۡفَ إِذَا جِئۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةِۭ بِشَهِيدࣲ وَجِئۡنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدࣰ ا ﴿41﴾

fekeyfe iẕâ ci'nâ min külli ümmetim bişehîdiv veci'nâ bike `alâ hâülâi şehîdâ.

41. Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!

Kelime meali

فَكَيْفَ (halleri) nice olur? · إِذَا zaman · جِئْنَا getirdiğimiz · مِن her · كُلِّ · أُمَّةٍۭ ümmetten · بِشَهِيدٍۢ bir şahid · وَجِئْنَا ve getirdiğimizde · بِكَ seni de · عَلَىٰ üzerine · هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar · شَهِيدًۭا şahid olarak

يَوۡمَئِذࣲ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ ٱلرَّسُولَ لَوۡ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضُ وَلَا يَكۡتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثࣰ ا ﴿42﴾

yevmeiẕiy yeveddü-lleẕîne keferû ve`aṣavu-rrasûle lev tüsevvâ bihimü-l'arḍ. velâ yektümûne-llâhe ḥadîŝâ.

42. Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün, Allah’tan hiçbir haberi gizleyemez hale düşerek yerin altında kaybolmayı temenni ederler.

Kelime meali

يَوْمَئِذٍۢ o gün · يَوَدُّ isterler · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَعَصَوُا۟ ve karşı gelenler · ٱلرَّسُولَ Elçi'ye · لَوْ (mümkün olsa) · تُسَوَّىٰ bir olmayı · بِهِمُ yer ile · ٱلْأَرْضُ · وَلَا ve gizleyemezler · يَكْتُمُونَ · ٱللَّهَ Allah'tan · حَدِيثًۭا (hiçbir) söz

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡرَبُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمۡ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعۡلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغۡتَسِلُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدࣱ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءࣰ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدࣰ ا طَيِّبࣰ ا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ﴿43﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ taḳrabu-ṣṣalâte veentüm sükârâ ḥattâ ta`lemû mâ teḳûlûne velâ cünüben illâ `âbirî sebîlin ḥattâ tagtesilû. vein küntüm merḍâ ev `alâ seferin ev câe eḥadüm minküm mine-lgâiṭi ev lemestümü-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû ṣa`îden ṭayyiben femseḥû bivucûhiküm veeydîküm. inne-llâhe kâne `afüvven gafûrâ.

43. Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculuk halinde bulunursanız yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse ya da kadınlara dokunup da -bu durumlarda- su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin); yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا yaklaşmayın · تَقْرَبُوا۟ · ٱلصَّلَوٰةَ namaza · وَأَنتُمْ ve siz · سُكَـٰرَىٰ sarhoşken · حَتَّىٰ ki · تَعْلَمُوا۟ bilesiniz · مَا ne dediğinizi · تَقُولُونَ · وَلَا ve (yaklaşmayın) · جُنُبًا cünüp iken · إِلَّا dışında · عَابِرِى geçici olmanız · سَبِيلٍ yoldan · حَتَّىٰ kadar · تَغْتَسِلُوا۟ ۚ yıkanıncaya · وَإِن eğer · كُنتُم iseniz · مَّرْضَىٰٓ hasta · أَوْ yahut · عَلَىٰ üzerinde · سَفَرٍ yolculuk · أَوْ yahut · جَآءَ gelmişse · أَحَدٌۭ biriniz · مِّنكُم sizden · مِّنَ tuvaletten · ٱلْغَآئِطِ · أَوْ yahut · لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsanız · ٱلنِّسَآءَ kadınlara · فَلَمْ bulamadığınız takdirde · تَجِدُوا۟ · مَآءًۭ su · فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin · صَعِيدًۭا toprağa · طَيِّبًۭا temiz · فَٱمْسَحُوا۟ sürün · بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize · وَأَيْدِيكُمْ ۗ ve ellerinize · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ çok affedendir · عَفُوًّا · غَفُورًا çok bağışlayandır

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يَشۡتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّواْ ٱلسَّبِيلَ ﴿44﴾

elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yeşterûne-ḍḍalâlete veyürîdûne en teḍillü-ssebîl.

44. Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmüyor musun? Sapkınlığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan çıkmanızı istiyorlar.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَى kimselerin · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ kendilerine verilen · نَصِيبًۭا bir pay · مِّنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · يَشْتَرُونَ satın alıyorlar · ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı · وَيُرِيدُونَ ve istiyorlar · أَن sizin sapıtmanızı · تَضِلُّوا۟ · ٱلسَّبِيلَ yolu

وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِأَعۡدَآئِكُمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرࣰ ا ﴿45﴾

vellâhü a`lemü bia`dâiküm. vekefâ billâhi veliyyâ. vekefâ billâhi neṣîrâ.

45. Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Gerçek bir dost (velî) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.

Kelime meali

وَٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ sizin düşmanlarınızı · وَكَفَىٰ yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَلِيًّۭا dost olarak · وَكَفَىٰ yeter · بِٱللَّهِ Allah · نَصِيرًۭا yardımcı olarak

مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَٱسۡمَعۡ غَيۡرَ مُسۡمَعࣲ وَرَٰعِنَا لَيَّۢا بِأَلۡسِنَتِهِمۡ وَطَعۡنࣰ ا فِي ٱلدِّينِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَا وَٱسۡمَعۡ وَٱنظُرۡنَا لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَقۡوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿46﴾

mine-lleẕîne hâdû yüḥarrifûne-lkelime `am mevâḍi`ihî veyeḳûlûne semi`nâ ve`aṣaynâ vesma` gayra müsme`iv verâ`inâ leyyem bielsinetihim veṭa`nen fi-ddîn. velev ennehüm ḳâlû semi`nâ veeṭa`nâ vesma` venżurnâ lekâne ḫayral lehüm veaḳveme velâkil le`anehümü-llâhü biküfrihim felâ yü'minûne illâ ḳalîlâ.

46. Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden saptırıyorlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “işittik ve karşı geldik; dinle, dinlemez olası, râinâ” diyorlar. Eğer onlar “Dinledik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat inkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.

Kelime meali

مِّنَ öyleleri var ki · ٱلَّذِينَ · هَادُوا۟ Yahudilerden · يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar · ٱلْكَلِمَ kelimeleri · عَن yerlerinden; · مَّوَاضِعِهِۦ · وَيَقُولُونَ ve diyorlar · سَمِعْنَا işittik · وَعَصَيْنَا ve isyan ettik · وَٱسْمَعْ ve dinle · غَيْرَ dinlemez olası · مُسْمَعٍۢ · وَرَٰعِنَا ve ra'ina · لَيًّۢا eğip bükerek · بِأَلْسِنَتِهِمْ dillerini · وَطَعْنًۭا ve taşlayarak · فِى dini · ٱلدِّينِ ۚ · وَلَوْ keşke (eğer) · أَنَّهُمْ onlar · قَالُوا۟ deselerdi · سَمِعْنَا işittik · وَأَطَعْنَا ve ita'at ettik · وَٱسْمَعْ ve dinle · وَٱنظُرْنَا ve bize bak · لَكَانَ elbette olurdu · خَيْرًۭا daha iyi · لَّهُمْ kendileri için · وَأَقْوَمَ ve daha sağlam · وَلَـٰكِن fakat · لَّعَنَهُمُ onları la'netlemiştir · ٱللَّهُ Allah · بِكُفْرِهِمْ inkarlarından dolayı · فَلَا inanmazlar · يُؤْمِنُونَ · إِلَّا hariç · قَلِيلًۭا pek azı

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ ءَامِنُواْ بِمَا نَزَّلۡنَا مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبۡلِ أَن نَّطۡمِسَ وُجُوهࣰ ا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدۡبَارِهَآ أَوۡ نَلۡعَنَهُمۡ كَمَا لَعَنَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلسَّبۡتِۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولًا ﴿47﴾

yâ eyyühe-lleẕîne ûtü-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ müṣaddiḳal limâ me`aküm min ḳabli en naṭmise vucûhen feneruddehâ `alâ edbârihâ ev nel`anehüm kemâ le`annâ aṣḥâbe-ssebt. vekâne emru-llâhi mef`ûlâ.

47. Ey Ehl-i kitap! Biz birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden yahut cumartesi yasaklarını çiğneyen kimseleri lânetlediğimiz gibi onları da lânetlemeden önce, sizdekini doğrulamak üzere indirdiğimiz kitaba iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · أُوتُوا۟ verilen(ler) · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · ءَامِنُوا۟ inanın · بِمَا şeye (Kur'ana) · نَزَّلْنَا indirdiğimiz · مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak · لِّمَا yanınızdakini · مَعَكُم · مِّن önce · قَبْلِ · أَن biz silip · نَّطْمِسَ · وُجُوهًۭا bazı yüzleri · فَنَرُدَّهَا döndürmemizden · عَلَىٰٓ üzerine · أَدْبَارِهَآ arkaları · أَوْ ya da · نَلْعَنَهُمْ onları da la'netlememizden · كَمَا gibi · لَعَنَّآ la'netlediğimiz · أَصْحَـٰبَ adamlarını · ٱلسَّبْتِ ۚ cumartesi · وَكَانَ buyruğu · أَمْرُ · ٱللَّهِ Allah'ın · مَفْعُولًا yapılır

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفۡتَرَىٰٓ إِثۡمًا عَظِيمًا ﴿48﴾

inne-llâhe lâ yagfiru ey yüşrake bihî veyagfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yüşrik billâhi feḳadi-fterâ iŝmen `ażîmâ.

48. Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا bağışlamaz · يَغْفِرُ · أَن ortak koşulmasını · يُشْرَكَ · بِهِۦ kendisine · وَيَغْفِرُ ve bağışlar · مَا başkasını · دُونَ · ذَٰلِكَ bundan · لِمَن kimseden · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَمَن ve kimse · يُشْرِكْ ortak koşan · بِٱللَّهِ Allah'a · فَقَدِ gerçekten · ٱفْتَرَىٰٓ iftira etmiştir · إِثْمًا bir günah · عَظِيمًا büyük

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُمۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّي مَن يَشَآءُ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلًا ﴿49﴾

elem tera ile-lleẕîne yüzekkûne enfüsehüm. beli-llâhü yüzekkî mey yeşâü velâ yużlemûne fetîlâ.

49. Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin? Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve kimseye kıl payı kadar haksızlık edilmez.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَى şu · ٱلَّذِينَ · يُزَكُّونَ övüp yüceltenleri · أَنفُسَهُم ۚ kendilerini · بَلِ Hayır ancak' · ٱللَّهُ Allah · يُزَكِّى yüceltir · مَن dilediğini · يَشَآءُ · وَلَا onlara zulmedilmez · يُظْلَمُونَ · فَتِيلًا kıl kadar

ٱنظُرۡ كَيۡفَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثۡمࣰ ا مُّبِينًا ﴿50﴾

ünżur keyfe yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. vekefâ bihî iŝmem mübînâ.

50. Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu yeter.

Kelime meali

ٱنظُرْ bak · كَيْفَ nasıl · يَفْتَرُونَ uyduruyorlar · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · ٱلْكَذِبَ ۖ yalan · وَكَفَىٰ ve yeter · بِهِۦٓ bu (onlara) · إِثْمًۭا bir günah olarak · مُّبِينًا apaçık

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡجِبۡتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَٰٓؤُلَآءِ أَهۡدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ سَبِيلًا ﴿51﴾

elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yü'minûne bilcibti veṭṭâgûti veyeḳûlûne lilleẕîne keferû hâülâi ehdâ mine-lleẕîne âmenû sebîlâ.

51. Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla iman ediyorlar, sonra da kâfirler için “Bunlar Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَى kendilerine · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilenleri · نَصِيبًۭا bir pay · مِّنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · يُؤْمِنُونَ inanıyorlar · بِٱلْجِبْتِ cibt'e · وَٱلطَّـٰغُوتِ ve tağut'a · وَيَقُولُونَ ve diyorlar · لِلَّذِينَ için · كَفَرُوا۟ inkar edenler · هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar · أَهْدَىٰ daha doğru · مِنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · سَبِيلًا yolda(dırlar)

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُۖ وَمَن يَلۡعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا ﴿52﴾

ülâike-lleẕîne le`anehümü-llâh. vemey yel`ani-llâhü felen tecide lehû neṣîrâ.

52. Bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı kimseye yardımcı bulamazsın.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ la'netlediği (insanlardır) · لَعَنَهُمُ · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · وَمَن kimi · يَلْعَنِ la'netlerse · ٱللَّهُ Allah · فَلَن artık bulamazsın · تَجِدَ · لَهُۥ onun için · نَصِيرًا (hiçbir) yardımcı

أَمۡ لَهُمۡ نَصِيبࣱ مِّنَ ٱلۡمُلۡكِ فَإِذࣰ ا لَّا يُؤۡتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا ﴿53﴾

em lehüm neṣîbüm mine-lmülki feiẕel lâ yü'tûne-nnâse neḳîrâ.

53. Yoksa onların mülkten bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara zerre miktarı bir şey vermezlerdi.

Kelime meali

أَمْ yoksa · لَهُمْ onların var mı? · نَصِيبٌۭ bir payı · مِّنَ mülkten · ٱلْمُلْكِ · فَإِذًۭا öyle olsaydı · لَّا vermezlerdi · يُؤْتُونَ · ٱلنَّاسَ insanlara · نَقِيرًا bir çekirdek zerresi bile

أَمۡ يَحۡسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۖ فَقَدۡ ءَاتَيۡنَآ ءَالَ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَءَاتَيۡنَٰهُم مُّلۡكًا عَظِيمࣰ ا ﴿54﴾

em yaḥsüdûne-nnâse `alâ mâ âtâhümü-llâhü min faḍlih. feḳad âteynâ âle ibrâhîme-lkitâbe velḥikmete veâteynâhüm mülken `ażîmâ.

54. Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeylerden dolayı insanlara haset mi ediyorlar? Oysa İbrâhim soyuna da kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَحْسُدُونَ kıskanıyorlar mı · ٱلنَّاسَ insanlara · عَلَىٰ yüzünden · مَآ şeyi (vahiyleri) · ءَاتَىٰهُمُ verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ ۖ · فَقَدْ oysa · ءَاتَيْنَآ biz verdik · ءَالَ soyuna · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti · وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik · مُّلْكًا bir mülk · عَظِيمًۭا büyük

فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن صَدَّ عَنۡهُۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا ﴿55﴾

feminhüm men âmene bihî veminhüm men ṣadde `anh. vekefâ bicehenneme se`îrâ.

55. Onlardan bir kısmı İbrâhim’e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.

Kelime meali

فَمِنْهُم onlardan · مَّنْ kimi · ءَامَنَ inandı · بِهِۦ O(Hak Kitabı)na · وَمِنْهُم onlardan · مَّن kimi de · صَدَّ yüz çevirdi · عَنْهُ ۚ ondan · وَكَفَىٰ öylesine de yetti · بِجَهَنَّمَ cehennem · سَعِيرًا çılgın alevli

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا سَوۡفَ نُصۡلِيهِمۡ نَارࣰ ا كُلَّمَا نَضِجَتۡ جُلُودُهُم بَدَّلۡنَٰهُمۡ جُلُودًا غَيۡرَهَا لِيَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا ﴿56﴾

inne-lleẕîne keferû biâyâtinâ sevfe nuṣlîhim nârâ. küllemâ neḍicet cülûdühüm beddelnâhüm cülûden gayrahâ liyeẕûḳu-l`aẕâb. inne-llâhe kâne `azîzen ḥakîmâ.

56. Şüphe yok ki, âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka deriler ile değiştiririz ki acıyı duysunlar. Allah daima üstündür ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseleri · كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · سَوْفَ yakında · نُصْلِيهِمْ sokacağız · نَارًۭا bir ateşe · كُلَّمَا her · نَضِجَتْ piştikçe · جُلُودُهُم derileri · بَدَّلْنَـٰهُمْ değiştireceğiz · جُلُودًا derileri · غَيْرَهَا başkasıyla · لِيَذُوقُوا۟ tadsınlar diye · ٱلْعَذَابَ ۗ azabı · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ daima üstündür · عَزِيزًا · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ لَّهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجࣱ مُّطَهَّرَةࣱۖ وَنُدۡخِلُهُمۡ ظِلࣰّ ا ظَلِيلًا ﴿57﴾

velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti senüdḫilühüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. lehüm fîhâ ezvâcüm müṭahherah. venüdḫilühüm żillen żalîlâ.

57. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu bir gölgeliğe alacağız.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan · وَعَمِلُوا۟ ve yapanları · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَبَدًۭا ۖ sürekli · لَّهُمْ kendilerine vardır · فِيهَآ orada · أَزْوَٰجٌۭ eşler de · مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ tertemiz · وَنُدْخِلُهُمْ ve onları sokacağız · ظِلًّۭا bir gölgeye · ظَلِيلًا (hiç güneş sızmayan) eşsiz

۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تُؤَدُّواْ ٱلۡأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهۡلِهَا وَإِذَا حَكَمۡتُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحۡكُمُواْ بِٱلۡعَدۡلِۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا ﴿58﴾

inne-llâhe ye'müruküm en tü'eddü-l'emenâti ilâ ehlihâ veiẕâ ḥakemtüm beyne-nnâsi en taḥkümû bil`adl. inne-llâhe ni`immâ ye`iżuküm bih. inne-llâhe kâne semî`am beṣîrâ.

58. Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.

Kelime meali

۞ إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَأْمُرُكُمْ size emreder · أَن vermenizi · تُؤَدُّوا۟ · ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ emanetleri · إِلَىٰٓ ehline · أَهْلِهَا · وَإِذَا ve zaman · حَكَمْتُم hükmettiğiniz · بَيْنَ arasında · ٱلنَّاسِ insanlar · أَن hükmetmenizi · تَحْكُمُوا۟ · بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · نِعِمَّا ne güzel · يَعِظُكُم size öğüt veriyor · بِهِۦٓ ۗ onunla · إِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · كَانَ işitendir · سَمِيعًۢا · بَصِيرًۭا görendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنكُمۡۖ فَإِن تَنَٰزَعۡتُمۡ فِي شَيۡءࣲ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلًا ﴿59﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû eṭî`ü-llâhe veeṭî`ü-rrasûle veüli-l'emri minküm. fein tenâza`tüm fî şey'in feruddûhü ile-llâhi verrasûli in küntüm tü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ẕâlike ḫayruv veaḥsenü te'vîlâ.

59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler) · أَطِيعُوا۟ ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱلرَّسُولَ Elçiye · وَأُو۟لِى ve sahibine · ٱلْأَمْرِ buyruk · مِنكُمْ ۖ sizden olan · فَإِن eğer · تَنَـٰزَعْتُمْ anlaşmazlığa düşerseniz · فِى hakkında · شَىْءٍۢ herhangi bir şey · فَرُدُّوهُ onu götürün · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَٱلرَّسُولِ ve Elçiye · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · تُؤْمِنُونَ inanıyor · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ahiret · ذَٰلِكَ bu · خَيْرٌۭ daha iyidir · وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir · تَأْوِيلًا sonuç bakımından da

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزۡعُمُونَ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦۖ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَٰلَۢا بَعِيدࣰ ا ﴿60﴾

elem tera ile-lleẕîne yez`umûne ennehüm âmenû bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min ḳablike yürîdûne ey yeteḥâkemû ile-ṭṭâgûti veḳad ümirû ey yekfürû bih. veyürîdü-şşeyṭânü ey yüḍillehüm ḍalâlem be`îdâ.

60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tâgūtun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · إِلَى kimseleri · ٱلَّذِينَ · يَزْعُمُونَ zanneden(leri) · أَنَّهُمْ sadece kendilerinin · ءَامَنُوا۟ inandıklarını · بِمَآ şeylere · أُنزِلَ indirilene · إِلَيْكَ sana · وَمَآ ve şeylere · أُنزِلَ indirilene · مِن ve senden önce · قَبْلِكَ · يُرِيدُونَ istiyorlar · أَن hakem olarak başvurmak · يَتَحَاكَمُوٓا۟ · إِلَى tağuta · ٱلطَّـٰغُوتِ · وَقَدْ oysa · أُمِرُوٓا۟ emredilmişti · أَن inkar etmeleri · يَكْفُرُوا۟ · بِهِۦ onu · وَيُرِيدُ ve istiyor · ٱلشَّيْطَـٰنُ Şeytan da · أَن onları saptırmak · يُضِلَّهُمْ · ضَلَـٰلًۢا sapkınlıkla · بَعِيدًۭا iyice

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيۡتَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودࣰ ا ﴿61﴾

veiẕâ ḳîle lehüm te`âlev ilâ mâ enzele-llâhü veile-rrasûli raeyte-lmünâfiḳîne yeṣuddûne `anke ṣudûdâ.

61. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · قِيلَ dendiği · لَهُمْ kendilerine · تَعَالَوْا۟ gelin · إِلَىٰ şeye · مَآ · أَنزَلَ indirdiği(ne) · ٱللَّهُ Allah'ın · وَإِلَى ve · ٱلرَّسُولِ Elçiye · رَأَيْتَ görürsün · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ o ikiyüzlülerin · يَصُدُّونَ uzaklaştıklarını · عَنكَ senden · صُدُودًۭا büsbütün uzaklaşmakla

فَكَيۡفَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّآ إِحۡسَٰنࣰ ا وَتَوۡفِيقًا ﴿62﴾

fekeyfe iẕâ eṣâbethüm müṣîbetüm bimâ ḳaddemet eydîhim ŝümme câûke yaḥlifûne billâhi in eradnâ illâ iḥsânev vetevfîḳâ.

62. Öyleyse nasıl olur da önceden yapıp ettikleri yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen “Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik” diye yemin ederek sana gelirler!

Kelime meali

فَكَيْفَ nasıl · إِذَآ ne zaman ki · أَصَـٰبَتْهُم başlarına gelince · مُّصِيبَةٌۢ bir felaket · بِمَا yüzünden · قَدَّمَتْ yaptıkları (kötülükler) · أَيْدِيهِمْ elleriyle · ثُمَّ sonra hemen · جَآءُوكَ sana gelirler · يَحْلِفُونَ yemin ederler · بِٱللَّهِ Allah'a · إِنْ diye · أَرَدْنَآ biz istedik · إِلَّآ sadece · إِحْسَـٰنًۭا iyilik etmek · وَتَوْفِيقًا ve uzlaştırmak

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَعِظۡهُمۡ وَقُل لَّهُمۡ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَوۡلَۢا بَلِيغࣰ ا ﴿63﴾

ülâike-lleẕîne ya`lemü-llâhü mâ fî ḳulûbihim fea`riḍ `anhüm ve`iżhüm veḳul lehüm fî enfüsihim ḳavlem belîgâ.

63. Onlar, kalplerindekini Allah’ın bildiği kimselerdir. Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara durumları hakkında tesirli söz söyle.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · ٱلَّذِينَ onlar ki · يَعْلَمُ bilir · ٱللَّهُ Allah · مَا olanı · فِى onların kalblerinde · قُلُوبِهِمْ · فَأَعْرِضْ aldırma · عَنْهُمْ onlara · وَعِظْهُمْ ve onlara öğüt ver · وَقُل ve söyle · لَّهُمْ onların · فِىٓ içlerine işleyecek · أَنفُسِهِمْ · قَوْلًۢا bir söz · بَلِيغًۭا güzel

وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿64﴾

vemâ erselnâ mir rasûlin illâ liyüṭâ`a biiẕni-llâh. velev ennehüm iż żalemû enfüsehüm câûke festagferü-llâhe vestagfera lehümü-rrasûlü levecedü-llâhe tevvâber raḥîmâ.

64. Biz her bir peygamberi, Allah’ın izniyle, ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine kötülük ettiklerinde sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, peygamber de onlar için mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.

Kelime meali

وَمَآ biz göndermedik · أَرْسَلْنَا · مِن hiçbir · رَّسُولٍ elçiyi · إِلَّا başka bir amaçla · لِيُطَاعَ ita'at edilmekten · بِإِذْنِ izniyle · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَلَوْ eğer · أَنَّهُمْ onlar · إِذ zaman · ظَّلَمُوٓا۟ zulmettikleri · أَنفُسَهُمْ kendilerine · جَآءُوكَ sana gelseler · فَٱسْتَغْفَرُوا۟ bağışlanma dileseler · ٱللَّهَ Allah'tan · وَٱسْتَغْفَرَ ve bağışlanmasını dileseydi · لَهُمُ onların · ٱلرَّسُولُ Elçi · لَوَجَدُوا۟ elbette bulurlardı · ٱللَّهَ Allah'ı · تَوَّابًۭا affedici · رَّحِيمًۭا merhametli

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجࣰ ا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمࣰ ا ﴿65﴾

felâ verabbike lâ yü'minûne ḥattâ yüḥakkimûke fîmâ şecera beynehüm ŝümme lâ yecidû fî enfüsihim ḥaracem mimmâ ḳaḍayte veyüsellimû teslîmâ.

65. Hayır, rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

Kelime meali

فَلَا hayır · وَرَبِّكَ Rabin hakkı için · لَا olmazlar · يُؤْمِنُونَ inanmış · حَتَّىٰ seni hakem yaparak · يُحَكِّمُوكَ · فِيمَا işlerde · شَجَرَ çekişmeli · بَيْنَهُمْ aralarında çıkan · ثُمَّ sonra da · لَا bulunmadan · يَجِدُوا۟ · فِىٓ içlerinde · أَنفُسِهِمْ kendilerinin · حَرَجًۭا bir burukluk · مِّمَّا senin verdiğin hükme · قَضَيْتَ · وَيُسَلِّمُوا۟ ve teslim olmadıkça · تَسْلِيمًۭا tam bir teslimiyetle

وَلَوۡ أَنَّا كَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ أَنِ ٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ أَوِ ٱخۡرُجُواْ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ فَعَلُواْ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ وَأَشَدَّ تَثۡبِيتࣰ ا ﴿66﴾

velev ennâ ketebnâ `aleyhim eni-ḳtülû enfüseküm evi-ḫrucû min diyâriküm mâ fe`alûhü illâ ḳalîlüm minhüm. velev ennehüm fe`alû mâ yû`ażûne bihî lekâne ḫayral lehüm veeşedde teŝbîtâ.

66. Eğer onlara kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın diye emretmiş olsaydık, pek azı müstesna bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için hem daha hayırlı hem de (imanları için) daha sağlamlaştırıcı olurdu.

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · أَنَّا biz · كَتَبْنَا yazsaydık · عَلَيْهِمْ onlara · أَنِ öldürün · ٱقْتُلُوٓا۟ · أَنفُسَكُمْ kendinizi · أَوِ ya da · ٱخْرُجُوا۟ çıkın · مِن yurtlarınızdan · دِيَـٰرِكُم · مَّا bunu yapmazlardı · فَعَلُوهُ · إِلَّا hariç · قَلِيلٌۭ pek azı · مِّنْهُمْ ۖ içlerinden · وَلَوْ eğer · أَنَّهُمْ onlar · فَعَلُوا۟ yapsalardı · مَا şeyi · يُوعَظُونَ öğütlenen · بِهِۦ kendilerine · لَكَانَ elbette olurdu · خَيْرًۭا daha iyi · لَّهُمْ kendileri için · وَأَشَدَّ ve daha sağlam · تَثْبِيتًۭا sağlamlıkta

وَإِذࣰ ا لَّأٓتَيۡنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿67﴾

veiẕel leâteynâhüm mil ledünnâ ecran `ażîmâ.

67. O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.

Kelime meali

وَإِذًۭا ve o zaman · لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم kendilerine verirdik · مِّن katımızdan · لَّدُنَّآ · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

وَلَهَدَيۡنَٰهُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا ﴿68﴾

velehedeynâhüm ṣirâṭam müsteḳîmâ.

68. Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.

Kelime meali

وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ ve onları iletirdik · صِرَٰطًۭا bir yola · مُّسْتَقِيمًۭا doğru

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَٰٓئِكَ رَفِيقࣰ ا ﴿69﴾

vemey yüṭi`i-llâhe verrasûle feülâike me`a-lleẕîne en`ame-llâhü `aleyhim mine-nnebiyyîne veṣṣiddîḳîne veşşühedâi veṣṣâliḥîn. veḥasüne ülâike rafîḳâ.

69. Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!

Kelime meali

وَمَن ve kim · يُطِعِ ita'at ederse · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱلرَّسُولَ ve Elçi'ye · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · مَعَ beraberdir · ٱلَّذِينَ kimselerle · أَنْعَمَ ni'metlendirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِم kendilerini · مِّنَ peygamberlerle · ٱلنَّبِيِّـۧنَ · وَٱلصِّدِّيقِينَ ve sıddiklarla · وَٱلشُّهَدَآءِ ve şehidlerle · وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ ve Salihlerle · وَحَسُنَ ve ne güzel · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · رَفِيقًۭا arkadaştır

ذَٰلِكَ ٱلۡفَضۡلُ مِنَ ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمࣰ ا ﴿70﴾

ẕâlike-lfaḍlü mine-llâh. vekefâ billâhi `alîmâ.

70. Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.

Kelime meali

ذَٰلِكَ bu · ٱلْفَضْلُ ni'met · مِنَ Allahtandır · ٱللَّهِ ۚ · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · عَلِيمًۭا bilen olarak

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ خُذُواْ حِذۡرَكُمۡ فَٱنفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُواْ جَمِيعࣰ ا ﴿71﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ḫuẕû ḥiẕraküm fenfirû ŝübâtin evi-nfirû cemî`â.

71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · خُذُوا۟ alın · حِذْرَكُمْ korunma(tedbirleri)nizi · فَٱنفِرُوا۟ savaşa gidin · ثُبَاتٍ bölük bölük · أَوِ ya da · ٱنفِرُوا۟ savaşa gidin · جَمِيعًۭا hep birlikte

وَإِنَّ مِنكُمۡ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنۡ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةࣱ قَالَ قَدۡ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيَّ إِذۡ لَمۡ أَكُن مَّعَهُمۡ شَهِيدࣰ ا ﴿72﴾

veinne minküm lemel leyübeṭṭienn. fein eṣâbetküm müṣîbetün ḳâle ḳad en`ame-llâhü `aleyye iẕ lem eküm me`ahüm şehîdâ.

72. İçinizden bazıları vardır ki, pek ağırdan alır. Eğer başınıza bir felâket gelirse, “Allah yüzüme baktı da onlarla beraber bulunmadım” der.

Kelime meali

وَإِنَّ ve şüphesiz · مِنكُمْ içinizden · لَمَن bir kısmı var ki · لَّيُبَطِّئَنَّ pek ağır davranır · فَإِنْ eğer · أَصَـٰبَتْكُم size erişirse · مُّصِيبَةٌۭ bir felaket · قَالَ der ki · قَدْ muhakkak · أَنْعَمَ lutfetti · ٱللَّهُ Allah · عَلَىَّ bana · إِذْ bulunmadım · لَمْ · أَكُن · مَّعَهُمْ onlarla beraber · شَهِيدًۭا hazır

وَلَئِنۡ أَصَٰبَكُمۡ فَضۡلࣱ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمۡ تَكُنۢ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُۥ مَوَدَّةࣱ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ مَعَهُمۡ فَأَفُوزَ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا ﴿73﴾

velein eṣâbeküm faḍlüm mine-llâhi leyeḳûlenne keel lem teküm beyneküm vebeynehû meveddetüy yâ leytenî küntü me`ahüm feefûze fevzen `ażîmâ.

73. Eğer Allah’tan size bir lütuf erişirse, sanki sizinle onun arasında bir yakınlık olmamış gibi, “Keşke onlarla beraber olup ben de büyük bir kazanç elde etseydim” der.

Kelime meali

وَلَئِنْ ve eğer · أَصَـٰبَكُمْ size erişirse · فَضْلٌۭ bir ni'met · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · لَيَقُولَنَّ der · كَأَن sanki · لَّمْ yokmuş gibi · تَكُنۢ · بَيْنَكُمْ sizinle · وَبَيْنَهُۥ kendisi arasında · مَوَدَّةٌۭ hiç sevgi · يَـٰلَيْتَنِى keşke ben de · كُنتُ olsaydım · مَعَهُمْ onlarla beraber · فَأَفُوزَ kazansaydım · فَوْزًا bir başarı · عَظِيمًۭا büyük

۞فَلۡيُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشۡرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَن يُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقۡتَلۡ أَوۡ يَغۡلِبۡ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿74﴾

felyüḳâtil fî sebîli-llâhi-lleẕîne yeşrûne-lḥayâte-ddünyâ bil'âḫirah. vemey yüḳâtil fî sebîli-llâhi feyuḳtel ev yaglib fesevfe nü'tîhi ecran `ażîmâ.

74. O halde, dünya hayatını verip âhireti almak isteyenler Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.

Kelime meali

۞ فَلْيُقَـٰتِلْ savaşsınlar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · ٱلَّذِينَ kimseler · يَشْرُونَ satan(lar) · ٱلْحَيَوٰةَ hayatını · ٱلدُّنْيَا dünya · بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahireti karşılığında · وَمَن ve kim · يُقَـٰتِلْ savaşır da · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · فَيُقْتَلْ öldürülür · أَوْ veya · يَغْلِبْ galib gelirse · فَسَوْفَ yakında · نُؤْتِيهِ biz ona vereceğiz · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

وَمَا لَكُمۡ لَا تُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا مِنۡ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهۡلُهَا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا ﴿75﴾

vemâ leküm lâ tüḳâtilûne fî sebîli-llâhi velmüstaḍ`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni-lleẕîne yeḳûlûne rabbenâ aḫricnâ min hâẕihi-lḳaryeti-żżâlimi ehlühâ. vec`al lenâ mil ledünke veliyyâ. vec`al lenâ mil ledünke neṣîrâ.

75. Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?

Kelime meali

وَمَا ne oldu? · لَكُمْ size · لَا savaşmıyorsunuz · تُقَـٰتِلُونَ · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zayıf · مِنَ (uğrunda) · ٱلرِّجَالِ erkekler · وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar · وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar · ٱلَّذِينَ kimseler · يَقُولُونَ diyorlar · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَخْرِجْنَا bizi çıkar · مِنْ şu · هَـٰذِهِ · ٱلْقَرْيَةِ kentten · ٱلظَّالِمِ zalim · أَهْلُهَا halkı · وَٱجْعَل ve ver · لَّنَا bize · مِن katından · لَّدُنكَ · وَلِيًّۭا bir koruyucu · وَٱجْعَل ve ver · لَّنَا bize · مِن katından · لَّدُنكَ · نَصِيرًا bir yardımcı

ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓاْ أَوۡلِيَآءَ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا ﴿76﴾

elleẕîne âmenû yüḳâtilûne fî sebîli-llâh. velleẕîne keferû yüḳâtilûne fî sebîli-ṭṭâgûti feḳâtilû evliyâe-şşeyṭân. inne keyde-şşeyṭâni kâne ḍa`îfâ.

76. İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۖ Allah · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱلطَّـٰغُوتِ tağut · فَقَـٰتِلُوٓا۟ o halde savaşın · أَوْلِيَآءَ dostlarıyle · ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ şeytanın · إِنَّ şüphesiz · كَيْدَ hilesi · ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın · كَانَ zayıftır · ضَعِيفًا

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمۡ كُفُّوٓاْ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُمۡ يَخۡشَوۡنَ ٱلنَّاسَ كَخَشۡيَةِ ٱللَّهِ أَوۡ أَشَدَّ خَشۡيَةࣰۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبۡتَ عَلَيۡنَا ٱلۡقِتَالَ لَوۡلَآ أَخَّرۡتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲۗ قُلۡ مَتَٰعُ ٱلدُّنۡيَا قَلِيلࣱ وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرࣱ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظۡلَمُونَ فَتِيلًا ﴿77﴾

elem tera ile-lleẕîne ḳîle lehüm küffû eydiyeküm veeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâh. felemmâ kütibe `aleyhimü-lḳitâlü iẕâ ferîḳum minhüm yaḫşevne-nnâse keḫaşyeti-llâhi ev eşedde ḫaşyeh. veḳâlû rabbenâ lime ketebte `aleyne-lḳitâl. levlâ eḫḫartenâ ilâ ecelin ḳarîb. ḳul metâ`u-ddünyâ ḳalîl. vel'âḫiratü ḫayrul limeni-tteḳâ velâ tużlemûne fetîlâ.

77. Kendilerine, “Elinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin” denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca bir de gördün ki, içlerinden bir grup Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla insanlardan korkuyorlar da, “Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın, bizi yakın bir süreye kadar geri bıraksan olmaz mıydı?” diyorlar. Onlara de ki: “Dünya menfaati önemsizdir, Allah’tan korkanlar için âhiret daha hayırlıdır ve size zerre kadar haksızlık edilmez.”

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi · تَرَ · إِلَى kimseleri · ٱلَّذِينَ · قِيلَ denilen(leri) · لَهُمْ kendilerine · كُفُّوٓا۟ (savaştan) çekin · أَيْدِيَكُمْ ellerinizi · وَأَقِيمُوا۟ ve kılın · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتُوا۟ ve verin · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · فَلَمَّا zaman · كُتِبَ yazılıdığı · عَلَيْهِمُ kendilerine · ٱلْقِتَالُ savaş · إِذَا hemen · فَرِيقٌۭ bir grup · مِّنْهُمْ içlerinden · يَخْشَوْنَ korkmaya başladılar · ٱلنَّاسَ insanlardan · كَخَشْيَةِ korkar gibi · ٱللَّهِ Allah'tan · أَوْ hatta · أَشَدَّ daha fazla · خَشْيَةًۭ ۚ korkuyla · وَقَالُوا۟ ve dediler ki · رَبَّنَا Rabbimiz · لِمَ niçin · كَتَبْتَ yazdın · عَلَيْنَا bize · ٱلْقِتَالَ savaş · لَوْلَآ keşke · أَخَّرْتَنَآ bizi erteleseydin · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · قَرِيبٍۢ ۗ yakın · قُلْ de ki · مَتَـٰعُ geçimi · ٱلدُّنْيَا dünya · قَلِيلٌۭ azdır · وَٱلْـَٔاخِرَةُ ve ahiret · خَيْرٌۭ daha iyidir · لِّمَنِ kimse için · ٱتَّقَىٰ korunan · وَلَا size haksızlık edilmez · تُظْلَمُونَ · فَتِيلًا kıl kadar

أَيۡنَمَا تَكُونُواْ يُدۡرِككُّمُ ٱلۡمَوۡتُ وَلَوۡ كُنتُمۡ فِي بُرُوجࣲ مُّشَيَّدَةࣲۗ وَإِن تُصِبۡهُمۡ حَسَنَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةࣱ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِكَۚ قُلۡ كُلࣱّ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلۡقَوۡمِ لَا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ حَدِيثࣰ ا ﴿78﴾

eyne mâ tekûnû yüdrikkümü-lmevtü velev küntüm fî bürûcim müşeyyedeh. vein tüṣibhüm ḥasenetüy yeḳûlû hâẕihî min `indi-llâh. vein tüṣibhüm seyyietüy yeḳûlû hâẕihî min `indik. ḳul küllüm min `indi-llâh. femâ lihâülâi-lḳavmi lâ yekâdûne yefḳahûne ḥadîŝâ.

78. Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de. Ne oldu bu topluluğa ki bir türlü söyleneni anlayamıyorlar!

Kelime meali

أَيْنَمَا nerede · تَكُونُوا۟ olsanız · يُدْرِككُّمُ yine sizi bulur · ٱلْمَوْتُ ölüm · وَلَوْ ve eğer · كُنتُمْ bulunsanız · فِى içinde · بُرُوجٍۢ kaleler · مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ sağlam · وَإِن ve eğer · تُصِبْهُمْ onlara erişirse · حَسَنَةٌۭ bir iyilik · يَقُولُوا۟ derler · هَـٰذِهِۦ bu · مِنْ tarafındandır · عِندِ · ٱللَّهِ ۖ Allah · وَإِن eğer · تُصِبْهُمْ onlara erişirse · سَيِّئَةٌۭ bir kötülük · يَقُولُوا۟ derler · هَـٰذِهِۦ bu · مِنْ senin yüzündendir · عِندِكَ ۚ · قُلْ de ki · كُلٌّۭ hepsi · مِّنْ tarafındandır · عِندِ · ٱللَّهِ ۖ Allah · فَمَالِ ne oluyor ki · هَـٰٓؤُلَآءِ bu · ٱلْقَوْمِ topluma · لَا yanaşmıyorlar · يَكَادُونَ · يَفْقَهُونَ anlamaya · حَدِيثًۭا söz

مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةࣲ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةࣲ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولࣰ اۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا ﴿79﴾

mâ eṣâbeke min ḥasenetin femine-llâh. vemâ eṣâbeke min seyyietin femin nefsik. veerselnâke linnâsi rasûlâ. vekefâ billâhi şehîdâ.

79. Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.

Kelime meali

مَّآ şey · أَصَابَكَ sana gelen · مِنْ her · حَسَنَةٍۢ iyilik · فَمِنَ Allah'tandır · ٱللَّهِ ۖ · وَمَآ ve şey · أَصَابَكَ sana gelen · مِن her · سَيِّئَةٍۢ kötülük · فَمِن kendi(günahın yüzü)-ndendir · نَّفْسِكَ ۚ kendi(günahın yüzü) · وَأَرْسَلْنَـٰكَ ve seni gönderdik · لِلنَّاسِ insanlara · رَسُولًۭا ۚ elçi · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · شَهِيدًۭا şahid olarak

مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدۡ أَطَاعَ ٱللَّهَۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظࣰ ا ﴿80﴾

mey yüṭi`i-rrasûle feḳad eṭâ`a-llâh. vemen tevellâ femâ erselnâke `aleyhim ḥafîżâ.

80. Resûlullah’a itaat eden Allah’a itaat etmiş olur, yüz çevirenlere gelince seni onlara bekçi olarak göndermedik.

Kelime meali

مَّن kim · يُطِعِ ita'at ederse · ٱلرَّسُولَ Elçi'ye · فَقَدْ muhakkak ki · أَطَاعَ ita'at etmiş olur · ٱللَّهَ ۖ Allah'a · وَمَن kim de · تَوَلَّىٰ yüz çevirirse · فَمَآ biz seni göndermedik · أَرْسَلْنَـٰكَ · عَلَيْهِمْ onların üzerine · حَفِيظًۭا bekçi

وَيَقُولُونَ طَاعَةࣱ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنۡ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ غَيۡرَ ٱلَّذِي تَقُولُۖ وَٱللَّهُ يَكۡتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۖ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ﴿81﴾

veyeḳûlûne ṭâ`ah. feiẕâ berazû min `indike beyyete ṭâifetüm minhüm gayra-lleẕî teḳûl. vellâhü yektübü mâ yübeyyitûn. fea`riḍ `anhüm vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.

81. “İşimiz itaat” diyorlar, yanından ayrılınca da içlerinden bir grup, içinden, senin söylediğinin tersini kuruyor, Allah da onların içlerinden kurduklarını kaydediyor. Sen de bunlardan yüz çevir ve Allah’a güven, (güvenilecek) vekil olarak Allah yeter.

Kelime meali

وَيَقُولُونَ derler ki · طَاعَةٌۭ peki (tamam) · فَإِذَا fakat · بَرَزُوا۟ çıkınca · مِنْ senin yanından · عِندِكَ · بَيَّتَ geceleyin kurarlar · طَآئِفَةٌۭ birtakımı · مِّنْهُمْ içlerinden · غَيْرَ tersini · ٱلَّذِى şeyin · تَقُولُ ۖ söylemiş olduğun · وَٱللَّهُ Allah · يَكْتُبُ yazmaktadır · مَا şeyleri · يُبَيِّتُونَ ۖ geceleyin düşünüp kurdukların · فَأَعْرِضْ sen aldırma · عَنْهُمْ onlara · وَتَوَكَّلْ ve dayan · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۚ · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَكِيلًا vekil olarak

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَۚ وَلَوۡ كَانَ مِنۡ عِندِ غَيۡرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ ٱخۡتِلَٰفࣰ ا كَثِيرࣰ ا ﴿82﴾

efelâ yetedebberûne-lḳur'ân. velev kâne min `indi gayri-llâhi levecedû fîhi-ḫtilâfen keŝîrâ.

82. Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!

Kelime meali

أَفَلَا düşünmüyorlar mı? · يَتَدَبَّرُونَ · ٱلْقُرْءَانَ ۚ Kur'an'ı · وَلَوْ ve eğer · كَانَ olsaydı · مِنْ tarafından · عِندِ · غَيْرِ başkası · ٱللَّهِ Allah'tan · لَوَجَدُوا۟ bulurlardı · فِيهِ onda · ٱخْتِلَـٰفًۭا birbirini tutmaz; · كَثِيرًۭا çok şey

وَإِذَا جَآءَهُمۡ أَمۡرࣱ مِّنَ ٱلۡأَمۡنِ أَوِ ٱلۡخَوۡفِ أَذَاعُواْ بِهِۦۖ وَلَوۡ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنۡهُمۡ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسۡتَنۢبِطُونَهُۥ مِنۡهُمۡۗ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَٱتَّبَعۡتُمُ ٱلشَّيۡطَٰنَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿83﴾

veiẕâ câehüm emrum mine-l'emni evi-lḫavfi eẕâ`û bih. velev raddûhü ile-rrasûli veilâ üli-l'emri minhüm le`alimehü-lleẕîne yestembiṭûnehû minhüm. velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû letteba`tümü-şşeyṭâne illâ ḳalîlâ.

83. Kendilerine güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Hâlbuki onu Resûlullah’a ve aralarından yetki sahibi kimselere götürselerdi, içlerinden haberin mana ve maksadını çıkarabilenler şüphesiz onu anlarlardı. Size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.

Kelime meali

وَإِذَا ne zaman ki · جَآءَهُمْ onlara gelse · أَمْرٌۭ bir haber · مِّنَ (dair) · ٱلْأَمْنِ güvene · أَوِ veya · ٱلْخَوْفِ korkuya · أَذَاعُوا۟ yayarlar · بِهِۦ ۖ onu · وَلَوْ halbuki · رَدُّوهُ onu götürselerdi · إِلَى Elçi'ye · ٱلرَّسُولِ · وَإِلَىٰٓ ve sahiplerine · أُو۟لِى · ٱلْأَمْرِ buyruk · مِنْهُمْ aralarındaki · لَعَلِمَهُ bilirlerdi · ٱلَّذِينَ kimseler · يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ işin içyüzünü araştıran(lar) · مِنْهُمْ ۗ onun ne olduğunu · وَلَوْلَا eğer olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size · وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti · لَٱتَّبَعْتُمُ uyardınız · ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytana · إِلَّا hariç · قَلِيلًۭا pek azınız

فَقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفۡسَكَۚ وَحَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأۡسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأۡسࣰ ا وَأَشَدُّ تَنكِيلࣰ ا ﴿84﴾

feḳâtil fî sebîli-llâh. lâ tükellefü illâ nefseke veḥarriḍi-lmü'minîn. `asa-llâhü ey yeküffe be'se-lleẕîne keferû. vellâhü eşeddü be'sev veeşeddü tenkîlâ.

84. Şu halde Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlu olursun. Müminleri de teşvik et. Allah, inkâra sapanların gücünü kıracaktır. Allah’ın gücü daha çetin, cezası daha şiddetlidir.

Kelime meali

فَقَـٰتِلْ (o halde) savaş · فِى yolunda · سَبِيلِ Allah · ٱللَّهِ · لَا sen sorumlu değilsin · تُكَلَّفُ · إِلَّا başkasından · نَفْسَكَ ۚ kendinden · وَحَرِّضِ ve teşvik et · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ inananları · عَسَى umulur ki · ٱللَّهُ Allah · أَن kırar · يَكُفَّ · بَأْسَ gücünü · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin) · وَٱللَّهُ Allah'ın · أَشَدُّ daha güçlüdür · بَأْسًۭا baskını · وَأَشَدُّ ve daha çetindir · تَنكِيلًۭا cezası

مَّن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةً حَسَنَةࣰ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبࣱ مِّنۡهَاۖ وَمَن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةࣰ سَيِّئَةࣰ يَكُن لَّهُۥ كِفۡلࣱ مِّنۡهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ مُّقِيتࣰ ا ﴿85﴾

mey yeşfa` şefâ`aten ḥasenetey yekül lehû neṣîbüm minhâ. vemey yeşfa` şefâ`aten seyyietey yekül lehû kiflüm minhâ. vekâne-llâhü `alâ külli şey'im müḳîtâ.

85. Kim güzel bir işe aracılık ederse ondan kendisi için bir nasip olur; kim de kötü bir işe aracılık ederse onun da buna denk bir payı olur. Allah her şeyi koruyup hakkını vermektedir.

Kelime meali

مَّن kim · يَشْفَعْ destek olursa · شَفَـٰعَةً bir destekle · حَسَنَةًۭ güzel · يَكُن vardır · لَّهُۥ onun · نَصِيبٌۭ bir payı · مِّنْهَا ۖ o işten · وَمَن ve kim · يَشْفَعْ destek olursa · شَفَـٰعَةًۭ bir destekle · سَيِّئَةًۭ kötü bir (işe) · يَكُن olur · لَّهُۥ onun · كِفْلٌۭ bir payı · مِّنْهَا ۗ o işten · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeyi · مُّقِيتًۭا gözetip karşılığını verendir

وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةࣲ فَحَيُّواْ بِأَحۡسَنَ مِنۡهَآ أَوۡ رُدُّوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَسِيبًا ﴿86﴾

veiẕâ ḥuyyîtüm biteḥiyyetin feḥayyû biaḥsene minhâ ev ruddûhâ. inne-llâhe kâne `alâ külli şey'in ḥasîbâ.

86. Size bir selâm verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · حُيِّيتُم selamlandığınız · بِتَحِيَّةٍۢ bir selam ile · فَحَيُّوا۟ siz de selam verin · بِأَحْسَنَ daha güzeliyle · مِنْهَآ ondan · أَوْ yahut · رُدُّوهَآ ۗ aynen iade edin · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ her şeyi · عَلَىٰ · كُلِّ · شَىْءٍ · حَسِيبًا hesaplayandır

ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ لَيَجۡمَعَنَّكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِۗ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثࣰ ا ﴿87﴾

allâhü lâ ilâhe illâ hû. leyecme`anneküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîh. vemen aṣdeḳu mine-llâhi ḥadîŝâ.

87. Allah -ki, kendisinden başka tanrı yoktur- elbette kıyamet günü hepinizi huzuruna toplayacaktır, bunda hiçbir kuşku yoktur. Sözce Allah’tan daha doğru kim vardır!

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah (ki) · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ ۚ O'ndan · لَيَجْمَعَنَّكُمْ sizi bir araya toplayacaktır · إِلَىٰ gününde · يَوْمِ · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · لَا olmayan · رَيْبَ şüphe · فِيهِ ۗ kendinde · وَمَنْ kim olabilir? · أَصْدَقُ daha doğru · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · حَدِيثًۭا sözlü

۞فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا ﴿88﴾

femâ leküm fi-lmünâfiḳîne fieteyni vellâhü erkesehüm bimâ kesebû. etürîdûne en tehdû men eḍalle-llâh. vemey yuḍlili-llâhü felen tecide lehû sebîlâ.

88. Size ne oluyor da münafıklar hakkında ikiye bölünüyorsunuz? Hâlbuki kendileri hak ettikleri için Allah onları küfre geri çevirmiştir. Allah’ın saptırdıklarını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın saptırdıkları için asla doğruya yol bulamazsın.

Kelime meali

۞ فَمَا ne oldu ki · لَكُمْ size · فِى hakkında · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafıklar · فِئَتَيْنِ iki gruba ayrıldınız · وَٱللَّهُ oysa Allah · أَرْكَسَهُم onları baş aşağı etmiştir · بِمَا işlerden dolayı · كَسَبُوٓا۟ ۚ yaptıkları · أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz? · أَن doğru yola iletmek · تَهْدُوا۟ · مَنْ kimseyi · أَضَلَّ saptırdığı · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · وَمَن ve birini · يُضْلِلِ saptırırsa · ٱللَّهُ Allah · فَلَن artık · تَجِدَ bulamazsınız · لَهُۥ onun için · سَبِيلًۭا bir yol

وَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءࣰۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ أَوۡلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرًا ﴿89﴾

veddû lev tekfürûne kemâ keferû fetekûnûne sevâen felâ tetteḫiẕû minhüm evliyâe ḥattâ yühâcirû fî sebîli-llâh. fein tevellev feḫuẕûhüm vaḳtülûhüm ḥayŝü vecettümûhüm. velâ tetteḫiẕû minhüm veliyyev velâ neṣîrâ.

89. Kendileri nasıl inkâr etmişlerse sizin de öyle inkâr etmenizi, böylece onlara eşit ve benzer hale gelmenizi isterler. (İman edip) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün; hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.

Kelime meali

وَدُّوا۟ istediler · لَوْ keşke · تَكْفُرُونَ siz de inkar etseniz · كَمَا gibi · كَفَرُوا۟ kendilerin inkar ettiği · فَتَكُونُونَ ki onlarla olsanız · سَوَآءًۭ ۖ eşit · فَلَا o halde edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · مِنْهُمْ onlardan · أَوْلِيَآءَ dostlar · حَتَّىٰ kadar · يُهَاجِرُوا۟ onlar göç edinceye · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse · فَخُذُوهُمْ onları yakalayın · وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün · حَيْثُ nerede · وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ bulursanız · وَلَا ve tutmayın · تَتَّخِذُوا۟ · مِنْهُمْ onlardan · وَلِيًّۭا (ne) bir dost · وَلَا ne de · نَصِيرًا bir yardımcı

إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوۡ جَآءُوكُمۡ حَصِرَتۡ صُدُورُهُمۡ أَن يُقَٰتِلُوكُمۡ أَوۡ يُقَٰتِلُواْ قَوۡمَهُمۡۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمۡ عَلَيۡكُمۡ فَلَقَٰتَلُوكُمۡۚ فَإِنِ ٱعۡتَزَلُوكُمۡ فَلَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ وَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سَبِيلࣰ ا ﴿90﴾

ille-lleẕîne yeṣilûne ilâ ḳavmim beyneküm vebeynehüm mîŝâḳun ev câûküm ḥaṣirat ṣudûruhüm ey yüḳâtilûküm ev yüḳâtilû ḳavmehüm. velev şâe-llâhü leselleṭahüm `aleyküm feleḳâtelûküm. feini-`tezelûküm felem yüḳâtilûküm veelḳav ileykümü-sseleme femâ ce`ale-llâhü leküm `aleyhim sebîlâ.

90. Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumla ilişki içinde olanlar yahut sizinle de kendi kavimleri ile de savaşmayı içlerine sindiremeyip size sığınanlar müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle mutlaka savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilirler de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse Allah size, onların aleyhine bir yola girme hakkı vermemiştir.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariç · ٱلَّذِينَ kimseler · يَصِلُونَ sığınan(lar) · إِلَىٰ bir topluma · قَوْمٍۭ · بَيْنَكُمْ sizinle · وَبَيْنَهُم kendileri arasında · مِّيثَـٰقٌ andlaşma bulunan · أَوْ yahut · جَآءُوكُمْ size gelenler · حَصِرَتْ sıkılarak · صُدُورُهُمْ yürekleri · أَن sizinle savaşmaktan · يُقَـٰتِلُوكُمْ · أَوْ veya · يُقَـٰتِلُوا۟ savaşmaktan · قَوْمَهُمْ ۚ kendi toplumlarıyle · وَلَوْ eğer · شَآءَ dileseydi · ٱللَّهُ Allah · لَسَلَّطَهُمْ onları salardı · عَلَيْكُمْ sizin üstünüze · فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ sizinle savaşırlardı · فَإِنِ o halde · ٱعْتَزَلُوكُمْ onlar sizden uzak dururlar · فَلَمْ sizinle savaşmazlar · يُقَـٰتِلُوكُمْ · وَأَلْقَوْا۟ ve isterlerse · إِلَيْكُمُ sizinle · ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak · فَمَا vermemiştir · جَعَلَ · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · عَلَيْهِمْ onların aleyhine · سَبِيلًۭا bir yol

سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأۡمَنُوكُمۡ وَيَأۡمَنُواْ قَوۡمَهُمۡ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلۡفِتۡنَةِ أُرۡكِسُواْ فِيهَاۚ فَإِن لَّمۡ يَعۡتَزِلُوكُمۡ وَيُلۡقُوٓاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكُمۡ جَعَلۡنَا لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿91﴾

setecidûne âḫarîne yürîdûne ey ye'menûküm veye'menû ḳavmehüm. küllemâ ruddû ile-lfitneti ürkisû fîhâ. feil lem ya`tezilûküm veyülḳû ileykümü-sseleme veyeküffû eydiyehüm feḫuẕûhüm vaḳtülûhüm ḥayŝü ŝeḳiftümûhüm. veülâiküm ce`alnâ leküm `aleyhim sülṭânem mübînâ.

91. Bunlardan başka hem sizin hem de kendi topluluklarının karşısında güvende olmak isteyen kimseleri de bulacaksınız. Bunlar ne zaman fitneye yönlendirilseler hemen dönüp ona dalarlar; bu sebeple sizden uzak durmaz, size barışçı davranmaz ve yakanızdan ellerini çekmezlerse onları hemen yakalayın, ele geçirdiğiniz yerde öldürün. İşte onlar hakkında size apaçık bir yetki vermiş olduk.

Kelime meali

سَتَجِدُونَ bulacaksınız · ءَاخَرِينَ başkalarını · يُرِيدُونَ ister · أَن sizden emin olmak · يَأْمَنُوكُمْ · وَيَأْمَنُوا۟ ve emin olmak · قَوْمَهُمْ kendi toplumlarından · كُلَّ her ne zaman · مَا götürülseler · رُدُّوٓا۟ · إِلَى fitneye · ٱلْفِتْنَةِ · أُرْكِسُوا۟ başaşağı atılırlar · فِيهَا ۚ (fitnenin) içine · فَإِن eğer · لَّمْ sizden uzak durmazlarsa · يَعْتَزِلُوكُمْ · وَيُلْقُوٓا۟ ve istemezlerse · إِلَيْكُمُ sizinle · ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak · وَيَكُفُّوٓا۟ (saldırıdan) çekmezlerse · أَيْدِيَهُمْ ellerini · فَخُذُوهُمْ onları yakalayın · وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün · حَيْثُ nerede · ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ bulursanız · وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ işte öylelerine · جَعَلْنَا verdik · لَكُمْ size · عَلَيْهِمْ karşı · سُلْطَـٰنًۭا bir yetki · مُّبِينًۭا açık

وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنٍ أَن يَقۡتُلَ مُؤۡمِنًا إِلَّا خَطَـࣰٔ اۚ وَمَن قَتَلَ مُؤۡمِنًا خَطَـࣰٔ ا فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲ وَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُواْۚ فَإِن كَانَ مِن قَوۡمٍ عَدُوࣲّ لَّكُمۡ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ وَإِن كَانَ مِن قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱ فَدِيَةࣱ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ وَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مُّؤۡمِنَةࣲۖ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ شَهۡرَيۡنِ مُتَتَابِعَيۡنِ تَوۡبَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿92﴾

vemâ kâne limü'minin ey yaḳtüle mü'minen illâ ḫaṭaâ. vemen ḳatele mü'minen ḫaṭaen fetaḥrîru raḳabetim mü'minetiv vediyetüm müsellemetün ilâ ehlihî illâ ey yeṣṣaddeḳû. fein kâne min ḳavmin `adüvvil leküm vehüve mü'minün fetaḥrîru raḳabetim mü'mineh. vein kâne min ḳavmim beyneküm vebeynehüm mîŝâḳun fediyetüm müsellemetün ilâ ehlihî vetaḥrîru raḳabetim mü'mineh. femel lem yecid feṣiyâmü şehrayni mütetâbi`ayn. tevbetem mine-llâh. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

92. Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin mümin bir köle âzat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir; ancak ölünün ailesi diyeti bağışlarsa o başka. Öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman olan bir topluluktan ise mümin bir köle âzat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mümin bir köleyi âzat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilmektedir, hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَمَا yoktur · كَانَ bir mü'minin · لِمُؤْمِنٍ · أَن öldürmesi · يَقْتُلَ · مُؤْمِنًا bir mü'mini · إِلَّا dışında · خَطَـًۭٔا ۚ yanlışlık · وَمَن ve kim ki · قَتَلَ öldürdü · مُؤْمِنًا bir mü'mini · خَطَـًۭٔا yanlışlıkla · فَتَحْرِيرُ azadetmelidir · رَقَبَةٍۢ bir köle · مُّؤْمِنَةٍۢ mü'min · وَدِيَةٌۭ ve bir diyet · مُّسَلَّمَةٌ vermelidir · إِلَىٰٓ ölenin ailesine · أَهْلِهِۦٓ · إِلَّآ başka · أَن bağışlamaları · يَصَّدَّقُوا۟ ۚ · فَإِن eğer · كَانَ ise · مِن bir topluluktan · قَوْمٍ · عَدُوٍّۢ düşmanınız olan · لَّكُمْ sizin · وَهُوَ o (öldürülen) · مُؤْمِنٌۭ mü'min · فَتَحْرِيرُ azadetmelidir · رَقَبَةٍۢ bir köle · مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min · وَإِن ve eğer · كَانَ ise · مِن bir topluluktan · قَوْمٍۭ · بَيْنَكُمْ sizinle · وَبَيْنَهُم kendileri arasında · مِّيثَـٰقٌۭ andlaşma bulunan · فَدِيَةٌۭ bir diyet · مُّسَلَّمَةٌ verilecektir · إِلَىٰٓ ailesine · أَهْلِهِۦ · وَتَحْرِيرُ ve azadetmek lazımdır · رَقَبَةٍۢ bir köle · مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min · فَمَن kimse · لَّمْ bunları bulamayan · يَجِدْ · فَصِيَامُ oruç tutmalıdır · شَهْرَيْنِ iki ay · مُتَتَابِعَيْنِ ardı ardına · تَوْبَةًۭ tevbesinin kabulü için · مِّنَ tarafından · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَمَن يَقۡتُلۡ مُؤۡمِنࣰ ا مُّتَعَمِّدࣰ ا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدࣰ ا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمࣰ ا ﴿93﴾

vemey yaḳtül mü'minem müte`ammiden fecezâühû cehennemü ḫâliden fîhâ vegaḍibe-llâhü `aleyhi vele`anehû vee`adde lehû `aẕâben `ażîmâ.

93. Kim de bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

Kelime meali

وَمَن her kim · يَقْتُلْ öldürürse · مُؤْمِنًۭا bir mü'mini · مُّتَعَمِّدًۭا kasden · فَجَزَآؤُهُۥ onun cezası · جَهَنَّمُ cehennemdir · خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı · فِيهَا içinde · وَغَضِبَ ve gazabetmiştir · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِ ona · وَلَعَنَهُۥ ve la'net etmiştir · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لَهُۥ onun için · عَذَابًا bir azab · عَظِيمًۭا büyük

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنۡ أَلۡقَىٰٓ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسۡتَ مُؤۡمِنࣰ ا تَبۡتَغُونَ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةࣱۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبۡلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَتَبَيَّنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا ﴿94﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ ḍarabtüm fî sebîli-llâhi fetebeyyenû velâ teḳûlû limen elḳâ ileykümü-sselâme leste mü'minâ. tebtegûne `araḍa-lḥayâti-ddünyâ. fe`inde-llâhi megânimü keŝîrah. keẕâlike küntüm min ḳablü femenne-llâhü `aleyküm fetebeyyenû. inne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

94. Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin” demeyin; çünkü Allah katında sayısız ganimetler vardır. Daha önceleri siz de böyleydiniz. Derken Allah size lütufta bulundu. Bu sebeple iyi anlayıp dinleyin. Hiç şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · ضَرَبْتُمْ savaşa çıktığınız · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · فَتَبَيَّنُوا۟ iyi anlayın dinleyin' · وَلَا demeyin · تَقُولُوا۟ · لِمَنْ kimseye · أَلْقَىٰٓ veren · إِلَيْكُمُ size · ٱلسَّلَـٰمَ selam · لَسْتَ sen değilsin · مُؤْمِنًۭا mü'min · تَبْتَغُونَ gözeterek · عَرَضَ geçici menfaatini · ٱلْحَيَوٰةِ hayatının · ٱلدُّنْيَا dünya · فَعِندَ çünkü yanında · ٱللَّهِ Allah'ın · مَغَانِمُ ganimetler vardır · كَثِيرَةٌۭ ۚ çok · كَذَٰلِكَ böyle idiniz · كُنتُم siz de · مِّن önceden · قَبْلُ · فَمَنَّ lutfetti · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْكُمْ size · فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ o halde iyice anlayın · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · كَانَ şeyleri · بِمَا · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · خَبِيرًۭا haber almaktadır

لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةࣰۚ وَكُلࣰّ ا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿95﴾

lâ yestevi-lḳâ`idûne mine-lmü'minîne gayru üli-ḍḍarari velmücâhidûne fî sebîli-llâhi biemvâlihim veenfüsihim. feḍḍale-llâhü-lmücâhidîne biemvâlihim veenfüsihim `ale-lḳâ`idîne deraceh. veküllev ve`ade-llâhü-lḥusnâ. vefeḍḍale-llâhü-lmücâhidîne `ale-lḳâ`idîne ecran `ażîmâ.

95. Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturup kalanlar, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekte olanlara eşit olamazlar. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah bütün müminlere o güzel geleceği vaad etmiştir, ama mücahidleri -çok büyük bir karşılıkla- oturanlardan üstün kılmıştır.

Kelime meali

لَّا olmaz · يَسْتَوِى eşit · ٱلْقَـٰعِدُونَ yerlerinde oturanlar · مِنَ inananlardan · ٱلْمُؤْمِنِينَ · غَيْرُ dışında · أُو۟لِى sahipleri · ٱلضَّرَرِ özür · وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ ve cihad edenler · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle · وَأَنفُسِهِمْ ۚ canlariyle · فَضَّلَ üstün kılmıştır · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُجَـٰهِدِينَ cihadedenleri · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle · وَأَنفُسِهِمْ canlariyle · عَلَى oturanlardan · ٱلْقَـٰعِدِينَ · دَرَجَةًۭ ۚ derece bakımından · وَكُلًّۭا ve hepsine · وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلْحُسْنَىٰ ۚ güzellik · وَفَضَّلَ ve üstün kılmıştır · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُجَـٰهِدِينَ mücahidleri · عَلَى oturanlardan · ٱلْقَـٰعِدِينَ · أَجْرًا ecirle · عَظِيمًۭا çok daha büyük

دَرَجَٰتࣲ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةࣰ وَرَحۡمَةࣰۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمًا ﴿96﴾

deracâtim minhü vemagfiratev veraḥmeh. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

96. (Bu karşılık,) O’ndan gelen rahmet, günahların örtülmesi ve üstünlük dereceleridir. Zaten Allah hep günahları örtmekte ve rahmetiyle muamele etmektedir.

Kelime meali

دَرَجَـٰتٍۢ yüksek dereceler · مِّنْهُ kendi katından · وَمَغْفِرَةًۭ ve bağış · وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · غَفُورًۭا bağışlayandır · رَّحِيمًا esirgeyendir

إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةࣰ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ﴿97﴾

inne-lleẕîne teveffâhümü-lmelâiketü żâlimî enfüsihim ḳâlû fîme küntüm. ḳâlû künnâ müstaḍ`afîne fi-l'arḍ. ḳâlû elem tekün arḍu-llâhi vâsi`aten fetühâcirû fîhâ. feülâike me'vâhüm cehennem. vesâet meṣîrâ.

97. Kendilerine yazık etmekte iken hayatlarını sona erdirdikleri kimselere melekler “Ne işte idiniz?” dediler, (onlar) “O yerde zayıf görülenlerden idik” cevabını verdiler. Melekler ise “Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir ve orası gidilecek ne kötü bir yerdir!

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ canlarını alırken · تَوَفَّىٰهُمُ · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · ظَالِمِىٓ yazık eden kimselere · أَنفُسِهِمْ nefislerine · قَالُوا۟ dediler · فِيمَ ne işte · كُنتُمْ ۖ idiniz · قَالُوا۟ dediler · كُنَّا biz aciz düşürülmüştük · مُسْتَضْعَفِينَ · فِى yer yüzünde · ٱلْأَرْضِ ۚ · قَالُوٓا۟ (Melekler) dediler ki · أَلَمْ değil miydi? · تَكُنْ · أَرْضُ yeri · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٰسِعَةًۭ geniş · فَتُهَاجِرُوا۟ göç edeydiniz · فِيهَا ۚ onda · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların · مَأْوَىٰهُمْ durağı · جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir · وَسَآءَتْ ve ne kötü · مَصِيرًا bir gidiş yeridir

إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةࣰ وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلࣰ ا ﴿98﴾

ille-lmüstaḍ`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni lâ yesteṭî`ûne ḥîletev velâ yehtedûne sebîlâ.

98. Erkekler, kadınlar ve çocuklar içinden zayıf sayılanlar (yani) çaresiz kalanlar ve hiçbir kurtuluş yolu bulamayanlar müstesnadır.

Kelime meali

إِلَّا yalnız hariçtir · ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ gerçekten zayıf · مِنَ erkekler · ٱلرِّجَالِ · وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar · وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar · لَا gücü yetmeyenler · يَسْتَطِيعُونَ · حِيلَةًۭ hiçbir çareye · وَلَا ve (göç için) bulamayan · يَهْتَدُونَ · سَبِيلًۭا yol

فَأُوْلَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورࣰ ا ﴿99﴾

feülâike `asa-llâhü ey ya`füve `anhüm. vekâne-llâhü `afüvven gafûrâ.

99. İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, günahları bağışlayıcıdır.

Kelime meali

فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · عَسَى umulur · ٱللَّهُ Allah'ın · أَن affetmesi · يَعْفُوَ · عَنْهُمْ ۚ onları · وَكَانَ ve Allah · ٱللَّهُ · عَفُوًّا çok affedendir · غَفُورًۭا çok bağışlayandır

۞وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمࣰ ا كَثِيرࣰ ا وَسَعَةࣰۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿100﴾

vemey yühâcir fî sebîli-llâhi yecid fi-l'arḍi mürâgamen keŝîrav vese`ah. vemey yaḫruc mim beytihî mühâciran ile-llâhi verasûlihî ŝümme yüdrikhü-lmevtü feḳad veḳa`a ecruhû `ale-llâh. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

100. Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok uygun yer ve imkân bulacaktır. Kim Allah ve resulü uğrunda hicret ederek yurdundan çıkar da sonra ölüm onu yolda yakalarsa artık onun mükâfatını vermek Allah’a aittir; Allah daima günahları örtmektedir, engin rahmet sahibidir.

Kelime meali

۞ وَمَن ve kim ki · يُهَاجِرْ göç eder · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · يَجِدْ bulur · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · مُرَٰغَمًۭا gidecek · كَثِيرًۭا çok yer · وَسَعَةًۭ ۚ ve bolluk · وَمَن ve kim ki · يَخْرُجْ çıkar · مِنۢ evinden · بَيْتِهِۦ · مُهَاجِرًا göç etmek amacıyle · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · ثُمَّ sonra · يُدْرِكْهُ kendisine yetişirse · ٱلْمَوْتُ ölüm · فَقَدْ muhakkak · وَقَعَ düşer · أَجْرُهُۥ onun mükafatı · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۗ · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا bağışlayandır · رَّحِيمًۭا esirgeyendir

وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْۚ إِنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمۡ عَدُوࣰّ ا مُّبِينࣰ ا ﴿101﴾

veiẕâ ḍarabtüm fi-l'arḍi feleyse `aleyküm cünâḥun en taḳṣurû mine-ṣṣalâh. in ḫiftüm ey yeftinekümü-lleẕîne keferû. inne-lkâfirîne kânû leküm `adüvvem mübînâ.

101. Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin sizi gafil avlamalarından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · ضَرَبْتُمْ sefere çıktığınız · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَلَيْسَ yoktur · عَلَيْكُمْ size · جُنَاحٌ bir günah · أَن kısaltmanızdan ötürü · تَقْصُرُوا۟ · مِنَ namazdan · ٱلصَّلَوٰةِ · إِنْ eğer · خِفْتُمْ korkarsanız · أَن size bir kötülük yapmalarından · يَفْتِنَكُمُ · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوٓا۟ ۚ inkar eden(lerin) · إِنَّ muhakkak ki · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler · كَانُوا۟ sizin · لَكُمْ · عَدُوًّۭا düşmanınızdır · مُّبِينًۭا açık

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةࣱ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذࣰ ى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَكُمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا ﴿102﴾

veiẕâ künte fîhim feeḳamte lehümu-ṣṣalâte felteḳum ṭâifetüm minhüm me`ake velye'ḫuẕû esliḥatehüm. feiẕâ secedû felyekûnû miv verâiküm. velte'ti ṭâifetün uḫrâ lem yüṣallû felyüṣallû me`ake velye'ḫuẕû ḥiẕrahüm veesliḥatehüm. vedde-lleẕîne keferû lev tagfülûne `an esliḥatiküm veemti`atiküm feyemîlûne `aleyküm meyletev vâḥideten. velâ cünâḥa `aleyküm in kâne biküm eẕem mim meṭarin ev küntüm merḍâ en teḍa`û esliḥateküm. veḫuẕû ḥiẕraküm. inne-llâhe e`adde lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

102. Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secde ettiklerinde ötekiler arkanızda olsunlar, sonra henüz namazlarını kılmamış bulunan (bu) bölük gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve bunlar da ihtiyat tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. Kâfirler isterler ki, siz silâhlarınızdan ve eşyanızdan gafil (uzak ve unutmuş) olasınız da üzerinize ansızın bir baskın yapsınlar! Eğer yağmur yüzünden bir zarar görürseniz veya hasta olursanız silâhlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Yine de ihtiyat tedbirinizi alın! Allah elbette kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · كُنتَ sen · فِيهِمْ içlerinde · فَأَقَمْتَ kıldırdığın · لَهُمُ onlara · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · فَلْتَقُمْ namaza dursun · طَآئِفَةٌۭ bir bölük · مِّنْهُم onlardan · مَّعَكَ seninle beraber · وَلْيَأْخُذُوٓا۟ ve (yanlarına) alsınlar · أَسْلِحَتَهُمْ silahlarını da · فَإِذَا secde edince · سَجَدُوا۟ · فَلْيَكُونُوا۟ geçsinler · مِن arkanıza · وَرَآئِكُمْ · وَلْتَأْتِ bu kez gelsin · طَآئِفَةٌ bölük · أُخْرَىٰ öteki · لَمْ namaz kılmayan · يُصَلُّوا۟ · فَلْيُصَلُّوا۟ ve namaz kılsınlar · مَعَكَ seninle beraber · وَلْيَأْخُذُوا۟ ve alsınlar · حِذْرَهُمْ korunma(tedbir)lerini · وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ ve silahlarını da · وَدَّ istediler ki · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَوْ keşke · تَغْفُلُونَ siz gaflet etseniz de · عَنْ silahlarınızdan · أَسْلِحَتِكُمْ · وَأَمْتِعَتِكُمْ ve eşyanızdan · فَيَمِيلُونَ birden yapsalar · عَلَيْكُم üzerinize · مَّيْلَةًۭ baskın · وَٰحِدَةًۭ ۚ bir · وَلَا bir günah yoktur · جُنَاحَ · عَلَيْكُمْ size · إِن eğer · كَانَ siz · بِكُمْ · أَذًۭى zahmet çekerseniz · مِّن yağmurdan · مَّطَرٍ · أَوْ ya da · كُنتُم olursanız · مَّرْضَىٰٓ hasta · أَن bırakmanızda · تَضَعُوٓا۟ · أَسْلِحَتَكُمْ ۖ silahlarınızı · وَخُذُوا۟ ama alın · حِذْرَكُمْ ۗ korunma tedbirinizi · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · أَعَدَّ hazırlamıştır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · عَذَابًۭا bir azab · مُّهِينًۭا alçaltıcı

فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمࣰ ا وَقُعُودࣰ ا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبࣰ ا مَّوۡقُوتࣰ ا ﴿103﴾

feiẕâ ḳaḍaytümu-ṣṣalâte feẕkürü-llâhe ḳiyâmev veḳu`ûdev ve`alâ cünûbiküm. feiẕe-ṭme'nentüm feeḳîmu-ṣṣalâh. inne-ṣṣalâte kânet `ale-lmü'minîne kitâbem mevḳûtâ.

103. Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anın. Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir.

Kelime meali

فَإِذَا zaman · قَضَيْتُمُ bitirdiğiniz · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · فَٱذْكُرُوا۟ anın · ٱللَّهَ Allah'ı · قِيَـٰمًۭا ayakta · وَقُعُودًۭا ve oturarak · وَعَلَىٰ ve üzerinde (uzanarak) · جُنُوبِكُمْ ۚ yanlarınız · فَإِذَا zaman · ٱطْمَأْنَنتُمْ güvene kavuştuğunuz · فَأَقِيمُوا۟ (tam) kılın · ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı · إِنَّ şüphesiz · ٱلصَّلَوٰةَ namaz · كَانَتْ üzerine · عَلَى · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler · كِتَـٰبًۭا farz kılınmıştır · مَّوْقُوتًۭا vakitli olarak

وَلَا تَهِنُواْ فِي ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِۖ إِن تَكُونُواْ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ﴿104﴾

velâ tehinû fi-btigâi-lḳavm. in tekûnû te'lemûne feinnehüm ye'lemûne kemâ te'lemûn. vetercûne mine-llâhi mâ lâ yercûn. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

104. Düşman topluluğunu takip hususunda gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların beklemedikleri şeyleri umup bekliyorsunuz! Allah her şeyi bilmektedir, hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَلَا gevşeklik göstermeyin · تَهِنُوا۟ · فِى takibetmekte · ٱبْتِغَآءِ · ٱلْقَوْمِ ۖ o topluluğu · إِن eğer · تَكُونُوا۟ siz · تَأْلَمُونَ acı çekiyorsanuz · فَإِنَّهُمْ onlar da · يَأْلَمُونَ acı çekmektedirler · كَمَا gibi · تَأْلَمُونَ ۖ sizin acı çektiğiniz · وَتَرْجُونَ ve siz ummaktasınız · مِنَ Allah'tan · ٱللَّهِ · مَا şeyleri · لَا onların ummayacakları · يَرْجُونَ ۗ · وَكَانَ Alah · ٱللَّهُ · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًا hüküm ve hikmet sahibidir

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمࣰ ا ﴿105﴾

innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi litaḥküme beyne-nnâsi bimâ erâke-llâh. velâ tekül lilḫâinîne ḫaṣîmâ.

105. İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiğine göre hükmedesin diye hakkı içeren kitabı sana indirdik; hainlerden taraf olma!

Kelime meali

إِنَّآ muhakkak biz · أَنزَلْنَآ indirdik ki · إِلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · بِٱلْحَقِّ gerçek ile · لِتَحْكُمَ hüküm veresin diye · بَيْنَ arasında · ٱلنَّاسِ insanlar · بِمَآ biçimde · أَرَىٰكَ sana gösterdiği · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · وَلَا olma · تَكُن · لِّلْخَآئِنِينَ hainlerin · خَصِيمًۭا savunucusu

وَٱسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿106﴾

vestagfiri-llâh. inne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

106. Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.

Kelime meali

وَٱسْتَغْفِرِ ve mağfiret dile · ٱللَّهَ ۖ Allah'tan · إِنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bağışlayandır · غَفُورًۭا · رَّحِيمًۭا esirgeyendir

وَلَا تُجَٰدِلۡ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخۡتَانُونَ أَنفُسَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمࣰ ا ﴿107﴾

velâ tücâdil `ani-lleẕîne yaḫtânûne enfüsehüm. inne-llâhe lâ yüḥibbü men kâne ḫavvânen eŝîmâ.

107. Kendilerine hıyanet edenleri savunma. Çünkü Allah, hainlik edenleri, günahta ısrarcı olanları sevmez.

Kelime meali

وَلَا savunma · تُجَـٰدِلْ · عَنِ kimseleri · ٱلَّذِينَ · يَخْتَانُونَ hainlik eden(leri) · أَنفُسَهُمْ ۚ kendilerine · إِنَّ zira · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · مَن kimseyi · كَانَ hainlik yapan · خَوَّانًا · أَثِيمًۭا günah işleyen

يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمۡ إِذۡ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرۡضَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطًا ﴿108﴾

yestaḫfûne mine-nnâsi velâ yestaḫfûne mine-llâhi vehüve me`ahüm iẕ yübeyyitûne mâ lâ yerḍâ mine-lḳavl. vekâne-llâhü bimâ ya`melûne müḥîṭâ.

108. İnsanlardan gizlerler de -razı olmadığı sözü geceden kurup düzdüklerinde yanlarında olan- Allah’tan gizleyemezler. Allah onların bütün yapıp ettiklerini kuşatmaktadır.

Kelime meali

يَسْتَخْفُونَ gizleniyorlar · مِنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ · وَلَا gizlenmiyorlar · يَسْتَخْفُونَ · مِنَ Allah'tan · ٱللَّهِ · وَهُوَ oysa O · مَعَهُمْ onlarla beraberdir · إِذْ zaman · يُبَيِّتُونَ geceleyin söyledikleri · مَا şeyleri · لَا (O'nun) istemediği · يَرْضَىٰ · مِنَ sözü · ٱلْقَوْلِ ۚ · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · بِمَا herşeyi · يَعْمَلُونَ onların yaptıkları · مُحِيطًا kuşatmıştır

هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلۡتُمۡ عَنۡهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلࣰ ا ﴿109﴾

hâentüm hâülâi câdeltüm `anhüm fi-lḥayâti-ddünyâ femey yücâdilü-llâhe `anhüm yevme-lḳiyâmeti em mey yekûnü `aleyhim vekîlâ.

109. Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz; ama kıyamet günü Allah’a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?

Kelime meali

هَـٰٓأَنتُمْ haydi siz · هَـٰٓؤُلَآءِ savundunuz · جَـٰدَلْتُمْ savundunuz · عَنْهُمْ onları · فِى hayatında · ٱلْحَيَوٰةِ · ٱلدُّنْيَا dünya · فَمَن ya kim · يُجَـٰدِلُ savunacak · ٱللَّهَ Allah'a karşı · عَنْهُمْ onları · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · أَم ya da · مَّن kim · يَكُونُ olacak · عَلَيْهِمْ onlara · وَكِيلًۭا vekil

وَمَن يَعۡمَلۡ سُوٓءًا أَوۡ يَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ ثُمَّ يَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿110﴾

vemey ya`mel sûen ev yażlim nefsehû ŝümme yestagfiri-llâhe yecidi-llâhe gafûrar raḥîmâ.

110. Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve esirgeyici bulacaktır.

Kelime meali

وَمَن ve kim · يَعْمَلْ yaparsa · سُوٓءًا bir kötülük · أَوْ yahut · يَظْلِمْ zulmederse · نَفْسَهُۥ nefsine · ثُمَّ sonra · يَسْتَغْفِرِ mağfiret dilerse · ٱللَّهَ Allah'tan · يَجِدِ bulur · ٱللَّهَ Allah'ı · غَفُورًۭا bağışlayıcı · رَّحِيمًۭا ve esirgeyici

وَمَن يَكۡسِبۡ إِثۡمࣰ ا فَإِنَّمَا يَكۡسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿111﴾

vemey yeksib iŝmen feinnemâ yeksibühû `alâ nefsih. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

111. Kim bir günah işlerse onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Allah her şeyi bilmektedir, büyük hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَمَن ve kim · يَكْسِبْ işlerse · إِثْمًۭا bir günah · فَإِنَّمَا muhakkak · يَكْسِبُهُۥ onu kazanır · عَلَىٰ aleyhine · نَفْسِهِۦ ۚ kendi · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَمَن يَكۡسِبۡ خَطِيٓـَٔةً أَوۡ إِثۡمࣰ ا ثُمَّ يَرۡمِ بِهِۦ بَرِيٓـࣰٔ ا فَقَدِ ٱحۡتَمَلَ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿112﴾

vemey yeksib ḫaṭîeten ev iŝmen ŝümme yermi bihî berîen feḳadi-ḥtemele bühtânev veiŝmem mübînâ.

112. Kim de bir hata veya günah işler, sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa şüphesiz ağır bir iftira suçunu ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

Kelime meali

وَمَن ve kim · يَكْسِبْ işlerse · خَطِيٓـَٔةً bir hata · أَوْ ya da · إِثْمًۭا günah · ثُمَّ sonra · يَرْمِ üstüne atarsa · بِهِۦ onu · بَرِيٓـًۭٔا bir suçsuzun · فَقَدِ muhakkak ki · ٱحْتَمَلَ yüklenmiş olur · بُهْتَـٰنًۭا büyük bir iftira · وَإِثْمًۭا ve bir günah · مُّبِينًۭا açık

وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ وَرَحۡمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةࣱ مِّنۡهُمۡ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيۡءࣲۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُۚ وَكَانَ فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ عَظِيمࣰ ا ﴿113﴾

velevlâ faḍlü-llâhi `aleyke veraḥmetühû lehemmeṭ ṭâifetüm minhüm ey yüḍillûk. vemâ yüḍillûne illâ enfüsehüm vemâ yeḍurrûneke min şey'. veenzele-llâhü `aleyke-lkitâbe velḥikmete ve`allemeke mâ lem tekün ta`lem. vekâne faḍlü-llâhi `aleyke `ażîmâ.

113. Allah’ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı onlardan bir güruh seni yanıltmaya yeltenmişti; hâlbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş, bilmediğini sana öğretmiştir. Sana Allah’ın lütfu gerçekten büyük olmuştur.

Kelime meali

وَلَوْلَا ve olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكَ sana; · وَرَحْمَتُهُۥ ve acıması · لَهَمَّت yeltenmişti · طَّآئِفَةٌۭ bir grup · مِّنْهُمْ onlardan · أَن seni saptırmağa · يُضِلُّوكَ · وَمَا onlar saptıramazlar · يُضِلُّونَ · إِلَّآ başkasını · أَنفُسَهُمْ ۖ kendilerinden · وَمَا sana zarar veremezler · يَضُرُّونَكَ · مِن hiçbir · شَىْءٍۢ ۚ şey · وَأَنزَلَ ve indirdi · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti · وَعَلَّمَكَ ve sana öğretti · مَا şeyleri · لَمْ olmadığın · تَكُن · تَعْلَمُ ۚ biliyor · وَكَانَ ve · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكَ sana · عَظِيمًۭا büyüktür

۞لَّا خَيۡرَ فِي كَثِيرࣲ مِّن نَّجۡوَىٰهُمۡ إِلَّا مَنۡ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوۡ مَعۡرُوفٍ أَوۡ إِصۡلَٰحِۭ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿114﴾

lâ ḫayra fî keŝîrim min necvâhüm illâ men emera biṣadeḳatin ev ma`rûfin ev iṣlâḥim beyne-nnâs. vemey yef`al ẕâlike-btigâe merḍâti-llâhi fesevfe nü'tîhi ecran `ażîmâ.

114. Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka verilmesini yahut bir iyilik yapılmasını ya da insanların arasının düzeltilmesini isteyenler müstesnadır. Kim Allah’ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa biz ona ileride büyük bir karşılık vereceğiz.

Kelime meali

۞ لَّا yoktur · خَيْرَ hayır · فِى çoğunda · كَثِيرٍۢ · مِّن gizli konuşmalarının · نَّجْوَىٰهُمْ · إِلَّا yalnız hariç · مَنْ kimse · أَمَرَ emreden · بِصَدَقَةٍ sadakayı · أَوْ yahut · مَعْرُوفٍ iyiliği · أَوْ ya da · إِصْلَـٰحٍۭ düzeltmeyi · بَيْنَ arasını · ٱلنَّاسِ ۚ insanların · وَمَن ve kim · يَفْعَلْ yaparsa · ذَٰلِكَ bunu · ٱبْتِغَآءَ amacıyle · مَرْضَاتِ rızasını kazanmak · ٱللَّهِ Allah'ın · فَسَوْفَ yakında · نُؤْتِيهِ ona vereceğiz · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَتَّبِعۡ غَيۡرَ سَبِيلِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصۡلِهِۦ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ﴿115﴾

vemey yüşâḳiḳi-rrasûle mim ba`di mâ tebeyyene lehü-lhüdâ veyettebi` gayra sebîli-lmü'minîne nüvellihî mâ tevellâ venuṣlihî cehennem. vesâet meṣîrâ.

115. Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Resûlullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!

Kelime meali

وَمَن kim de · يُشَاقِقِ karşı gelir · ٱلرَّسُولَ Elçi'ye · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا belli olduktan · تَبَيَّنَ · لَهُ kendisine · ٱلْهُدَىٰ doğru yol · وَيَتَّبِعْ ve uyarsa · غَيْرَ başkasına · سَبِيلِ yolundan · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin · نُوَلِّهِۦ onu yöneltiriz · مَا döndüğü (yola) · تَوَلَّىٰ · وَنُصْلِهِۦ ve sokarız · جَهَنَّمَ ۖ cehenneme · وَسَآءَتْ ne kötü · مَصِيرًا bir gidiş yeridir

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ﴿116﴾

inne-llâhe lâ yagfiru ey yüşrake bihî veyagfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yüşrik billâhi feḳad ḍalle ḍalâlem be`îdâ.

116. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başkasını dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan büsbütün sapıtmıştır.

Kelime meali

إِنَّ şüpheiz · ٱللَّهَ Allah · لَا bağışlamaz · يَغْفِرُ · أَن ortak koşulmasını · يُشْرَكَ · بِهِۦ kendisine · وَيَغْفِرُ ve bağışlar · مَا herşeyi · دُونَ başka · ذَٰلِكَ bundan · لِمَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَمَن ve kim · يُشْرِكْ ortak koşarsa · بِٱللَّهِ Allah'a · فَقَدْ muhakkak · ضَلَّ sapıklığa düşmüştür · ضَلَـٰلًۢا bir sapkınlıkla · بَعِيدًا uzak

إِن يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثࣰ ا وَإِن يَدۡعُونَ إِلَّا شَيۡطَٰنࣰ ا مَّرِيدࣰ ا ﴿117﴾

iy yed`ûne min dûnihî illâ inâŝâ. veiy yed`ûne illâ şeyṭânem merîdâ.

117. Onlar Allah’ı bırakıp birtakım dişi putlardan medet umuyorlar; başkasından değil, isyankâr şeytandan dilekte bulunuyorlar.

Kelime meali

إِن eğer · يَدْعُونَ çağırıyorlar · مِن O'nu bırakıp da · دُونِهِۦٓ · إِلَّآ yalnızca · إِنَـٰثًۭا birtakım dişilere · وَإِن ve çağırıyorlar · يَدْعُونَ · إِلَّا yalnızca · شَيْطَـٰنًۭا şeytana · مَّرِيدًۭا asi

لَّعَنَهُ ٱللَّهُۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنۡ عِبَادِكَ نَصِيبࣰ ا مَّفۡرُوضࣰ ا ﴿118﴾

le`anehü-llâh. veḳâle leetteḫiẕenne min `ibâdike neṣîbem mefrûḍâ.

118–119. Allah şeytanı lânetlemiştir, o da “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler” demiştir. Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinen kimse elbette apaçık bir ziyana düşmüş olur.

Kelime meali

لَّعَنَهُ ona la'net etti · ٱللَّهُ ۘ Allah · وَقَالَ ve (o da) dedi · لَأَتَّخِذَنَّ elbette alacağım · مِنْ senin kullarından · عِبَادِكَ · نَصِيبًۭا bir pay · مَّفْرُوضًۭا belirli

وَلَأُضِلَّنَّهُمۡ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمۡ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ وَلَأٓمُرَنَّهُمۡ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلۡقَ ٱللَّهِۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيۡطَٰنَ وَلِيࣰّ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدۡ خَسِرَ خُسۡرَانࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿119﴾

veleüḍillennehüm veleümenniyennehüm veleâmürannehüm feleyübettikünne âẕâne-l'en`âmi veleâmürannehüm feleyügayyirunne ḫalḳa-llâh. vemey yetteḫiẕi-şşeyṭâne veliyyem min dûni-llâhi feḳad ḫasira ḫusrânem mübînâ.

Kelime meali

وَلَأُضِلَّنَّهُمْ ve onları mutlaka saptıracağım · وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım · وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim · فَلَيُبَتِّكُنَّ yaracaklar · ءَاذَانَ kulaklarını · ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanların · وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim · فَلَيُغَيِّرُنَّ değiştirecekler · خَلْقَ yaratışını · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · وَمَن ve kim · يَتَّخِذِ tutarsa · ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytanı · وَلِيًّۭا dost · مِّن yerine · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'ın · فَقَدْ muhakkak ki · خَسِرَ ziyana uğramıştır · خُسْرَانًۭا bir ziyanla · مُّبِينًۭا açık

يَعِدُهُمۡ وَيُمَنِّيهِمۡۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا ﴿120﴾

ye`idühüm veyümennîhim. vemâ ye`idühümü-şşeyṭânü illâ gurûrâ.

120. Şeytan onlara durmadan vaad eder, boş ümitler verir. Şeytanın onlara söz vermesi aldatmadan başka bir şey değildir.

Kelime meali

يَعِدُهُمْ (Şeytan) onlara söz verir · وَيُمَنِّيهِمْ ۖ ve umut verir · وَمَا ve değildir · يَعِدُهُمُ sözü · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın · إِلَّا başka bir şey · غُرُورًا aldatmadan

أُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنۡهَا مَحِيصࣰ ا ﴿121﴾

ülâike me'vâhüm cehennemü velâ yecidûne `anhâ meḥîṣâ.

121. İşte onların yeri cehennemdir, ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bulamayacaklardır.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların · مَأْوَىٰهُمْ varacağı yer · جَهَنَّمُ cehennemdir · وَلَا asla bulamazlar · يَجِدُونَ · عَنْهَا ondan · مَحِيصًۭا kaçmak (imkanı)

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣰّ اۚ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلࣰ ا ﴿122﴾

velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti senüdḫilühüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. va`de-llâhi ḥaḳḳâ. vemen aṣdeḳu mine-llâhi ḳîlâ.

122. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları, içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah bunu hak bir söz olarak vaad etti. Söz bakımından Allah’tan daha doğru kim olabilir!

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ inanan(ları) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanları · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَبَدًۭا ۖ ebedi · وَعْدَ bu va'didir · ٱللَّهِ Allah'ın · حَقًّۭا ۚ gerçek · وَمَنْ kim olabilir? · أَصْدَقُ daha doğru · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · قِيلًۭا sözlü

لَّيۡسَ بِأَمَانِيِّكُمۡ وَلَآ أَمَانِيِّ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِۗ مَن يَعۡمَلۡ سُوٓءࣰ ا يُجۡزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدۡ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا ﴿123﴾

leyse biemâniyyiküm velâ emâniyyi ehli-lkitâb. mey ya`mel sûey yücze bihî velâ yecid lehû min dûni-llâhi veliyyev velâ neṣîrâ.

123. Ne sizin kuruntularınız, ne de Ehl-i kitabın kuruntuları... Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah’tan başka bir dost da bir yardımcı da bulamaz.

Kelime meali

لَّيْسَ (İş) olmaz · بِأَمَانِيِّكُمْ sizin kuruntularınızla · وَلَآ ve olmaz · أَمَانِىِّ kuruntularıyla · أَهْلِ ehlinin · ٱلْكِتَـٰبِ ۗ Kitap · مَن kimse · يَعْمَلْ yapan · سُوٓءًۭا kötülük · يُجْزَ cezalandırılır · بِهِۦ onunla · وَلَا ve bulamaz · يَجِدْ · لَهُۥ kendisine · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَلِيًّۭا (ne) bir dost · وَلَا ne de · نَصِيرًۭا bir yardımcı

وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ نَقِيرࣰ ا ﴿124﴾

vemey ya`mel mine-ṣṣâliḥâti min ẕekerin ev ünŝâ vehüve mü'minün feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne neḳîrâ.

124. Erkek olsun, kadın olsun her kim iman etmiş olarak dünya ve âhiret için yararlı iyi işler yaparsa işte onlar da cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Kelime meali

وَمَن ve her kim · يَعْمَلْ yaparsa · مِنَ güzel işler · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ · مِن erkekten · ذَكَرٍ · أَوْ veya · أُنثَىٰ kadından · وَهُوَ ve onlar · مُؤْمِنٌۭ inanarak · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte öyle kimseler · يَدْخُلُونَ girerler · ٱلْجَنَّةَ cennete · وَلَا ve haksızlığa uğratılmazlar · يُظْلَمُونَ · نَقِيرًۭا zerre kadar

وَمَنۡ أَحۡسَنُ دِينࣰ ا مِّمَّنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنࣱ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفࣰ اۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبۡرَٰهِيمَ خَلِيلࣰ ا ﴿125﴾

vemen aḥsenü dînem mimmen esleme vechehû lillâhi vehüve muḥsinüv vettebe`a millete ibrâhîme ḥanîfâ. vetteḫaẕe-llâhü ibrâhîme ḫalîlâ.

125. İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren ve hanîf olarak İbrâhim’in dinine uyan kimseden kimin dini daha güzel olabilir! Ve Allah İbrâhim’i dost edinmiştir.

Kelime meali

وَمَنْ ve kim · أَحْسَنُ daha güzeldir? · دِينًۭا din yönünden · مِّمَّنْ kimseden · أَسْلَمَ teslim eden · وَجْهَهُۥ yüzünü · لِلَّهِ Allah'a · وَهُوَ o · مُحْسِنٌۭ iyilik edici olarak · وَٱتَّبَعَ ve tabi olan · مِلَّةَ dinine · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · حَنِيفًۭا ۗ dosdoğru · وَٱتَّخَذَ edinmişti · ٱللَّهُ Allah · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i · خَلِيلًۭا dost

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءࣲ مُّحِيطࣰ ا ﴿126﴾

velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekâne-llâhü bikülli şey'im müḥîṭâ.

126. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır ve Allah her şeyi kuşatmaktadır.

Kelime meali

وَلِلَّهِ Allah'ındır · مَا hepsi · فِى olanların · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَمَا hepsi · فِى olanların · ٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · بِكُلِّ her · شَىْءٍۢ şeyi · مُّحِيطًۭا kuşatmıştır

وَيَسۡتَفۡتُونَكَ فِي ٱلنِّسَآءِۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِيهِنَّ وَمَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ فِي يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا تُؤۡتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرۡغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلۡوِلۡدَٰنِ وَأَن تَقُومُواْ لِلۡيَتَٰمَىٰ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمࣰ ا ﴿127﴾

veyesteftûneke fi-nnisâ'. ḳuli-llâhü yüftîküm fîhinne vemâ yütlâ `aleyküm fi-lkitâbi fî yetâme-nnisâi-llâtî lâ tü'tûnehünne mâ kütibe lehünne vetergabûne en tenkiḥûhünne velmüstaḍ`afîne mine-lvildâni veen teḳûmû lilyetâmâ bilḳisṭ. vemâ tef`alû min ḫayrin feinne-llâhe kâne bihî `alîmâ.

127. Senden kadınlar hakkında açıklama istiyorlar. De ki: “Onlara ait hükmü, Allah ve kitapta size okunan âyetler açıklıyor; onlar için yazılanı kendilerine vermediğiniz, nikâhlamak da istemediğiniz yetim kadınlar hakkında, çaresiz çocuklar hakkında, yetimlere âdil davranmanız hususunda size okunup duran âyetler (açıklıyor). İyilik olarak ne yaparsanız şüphesiz Allah onu eksiksiz bilmektedir.

Kelime meali

وَيَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar · فِى hakkında · ٱلنِّسَآءِ ۖ kadınlar · قُلِ de ki · ٱللَّهُ Allah · يُفْتِيكُمْ size hükmünü açıklıyor · فِيهِنَّ onlar hakkında · وَمَا vardır · يُتْلَىٰ okunan(ayet)ler · عَلَيْكُمْ size · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · فِى hakkında · يَتَـٰمَى öksüz · ٱلنِّسَآءِ kadınlar · ٱلَّـٰتِى onlar ki · لَا onlara vermiyorsunuz · تُؤْتُونَهُنَّ · مَا olanı · كُتِبَ yazılmış · لَهُنَّ kendilerine · وَتَرْغَبُونَ ve istiyorsunuz · أَن kendileriyle evlenmek · تَنكِحُوهُنَّ · وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zavallı · مِنَ hakkında · ٱلْوِلْدَٰنِ çocuklar · وَأَن ve hakkında · تَقُومُوا۟ yerine getirmeniz · لِلْيَتَـٰمَىٰ öksüzlere karşı · بِٱلْقِسْطِ ۚ adaleti · وَمَا yapacağınız · تَفْعَلُوا۟ · مِنْ her · خَيْرٍۢ hayrı · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · كَانَ onu · بِهِۦ · عَلِيمًۭا bilir

وَإِنِ ٱمۡرَأَةٌ خَافَتۡ مِنۢ بَعۡلِهَا نُشُوزًا أَوۡ إِعۡرَاضࣰ ا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يُصۡلِحَا بَيۡنَهُمَا صُلۡحࣰ اۚ وَٱلصُّلۡحُ خَيۡرࣱۗ وَأُحۡضِرَتِ ٱلۡأَنفُسُ ٱلشُّحَّۚ وَإِن تُحۡسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا ﴿128﴾

veini-mraetün ḫâfet mim ba`lihâ nüşûzen ev i`râḍan felâ cünâḥa `aleyhimâ ey yuṣliḥâ beynehümâ ṣulḥâ. veṣṣulḥu ḫayr. veuḥḍirati-l'enfüsü-şşüḥḥ. vein tuḥsinû vetetteḳû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

128. Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden yahut yüz çevirmesinden endişe ederse aralarında bir uzlaşmaya varmalarında onlara günah yoktur ve sulh daha hayırlıdır. Nefisler de cimriliğe meyillidir. Eğer güzel davranır ve Allah’a itaatsizlikten sakınırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Kelime meali

وَإِنِ ve eğer · ٱمْرَأَةٌ bir kadın · خَافَتْ korkarsa · مِنۢ kocasının · بَعْلِهَا · نُشُوزًا huysuzluğundan · أَوْ yahut · إِعْرَاضًۭا yüz çevirmesinden · فَلَا yoktur · جُنَاحَ günah · عَلَيْهِمَآ ikisine de · أَن düzeltmelerinde · يُصْلِحَا · بَيْنَهُمَا aralarını · صُلْحًۭا ۚ anlaşma ile · وَٱلصُّلْحُ ve barış · خَيْرٌۭ ۗ daima iyidir · وَأُحْضِرَتِ ve hazırdır · ٱلْأَنفُسُ nefisler · ٱلشُّحَّ ۚ cimriliğe · وَإِن eğer · تُحْسِنُوا۟ güzel geçinir · وَتَتَّقُوا۟ ve sakınırsanız · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ şeyleri · بِمَا · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · خَبِيرًۭا haber alır

وَلَن تَسۡتَطِيعُوٓاْ أَن تَعۡدِلُواْ بَيۡنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوۡ حَرَصۡتُمۡۖ فَلَا تَمِيلُواْ كُلَّ ٱلۡمَيۡلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلۡمُعَلَّقَةِۚ وَإِن تُصۡلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿129﴾

velen testeṭî`û en ta`dilû beyne-nnisâi velev ḥaraṣtüm felâ temîlû külle-lmeyli feteẕerûhâ kelmü`alleḳah. vein tuṣliḥû vetetteḳû feinne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

129. Ne kadar üzerine düşseniz de kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bari birine büsbütün kapılıp da diğerini askıda imiş gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a itaatsizlikten sakınırsanız bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, engin rahmet sahibidir.

Kelime meali

وَلَن ve yapamazsınız · تَسْتَطِيعُوٓا۟ · أَن (tam) adalet · تَعْدِلُوا۟ · بَيْنَ arasında · ٱلنِّسَآءِ kadınlar · وَلَوْ ne kadar · حَرَصْتُمْ ۖ isteseniz de · فَلَا öyle ise meylemeyin · تَمِيلُوا۟ · كُلَّ (birine) tamamen · ٱلْمَيْلِ yönelişle · فَتَذَرُوهَا ötekini bırakmayın · كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ askıda (kocasızmış) gibi · وَإِن eğer · تُصْلِحُوا۟ arayı düzeltir · وَتَتَّقُوا۟ sakınırsanız · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · كَانَ bağışlayandır · غَفُورًۭا · رَّحِيمًۭا esirgeyendir

وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغۡنِ ٱللَّهُ كُلࣰّ ا مِّن سَعَتِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمࣰ ا ﴿130﴾

veiy yeteferraḳâ yugni-llâhü küllem min se`atih. vekâne-llâhü vâsi`an ḥakîmâ.

130. Eğer karı koca (çaresiz kalıp) ayrılırlarsa Allah bol rızkından onların ihtiyaçlarını giderir. Allahın lütfu geniştir, hikmeti sonsuzdur.

Kelime meali

وَإِن eğer · يَتَفَرَّقَا (eşler) ayrılırlarsa · يُغْنِ zengin eder · ٱللَّهُ Allah · كُلًّۭا onların her birini · مِّن bol ni'metiyle · سَعَتِهِۦ ۚ · وَكَانَ Allah(ın) · ٱللَّهُ · وَٰسِعًا (ni'meti) geniştir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ وَصَّيۡنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَإِيَّاكُمۡ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدࣰ ا ﴿131﴾

velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. veleḳad veṣṣayne-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm veiyyâküm eni-tteḳu-llâh. vein tekfürû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekâne-llâhü ganiyyen ḥamîdâ.

131. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size kesinlikle “İtaatsizlikten sakının” diye emretmiştik. Eğer inkâra saparsanız biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O her türlü övgüye lâyıktır.

Kelime meali

وَلِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · وَلَقَدْ muhakkak · وَصَّيْنَا tavsiye ettik · ٱلَّذِينَ kimselere · أُوتُوا۟ verilen(lere) · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · مِن sizden önce · قَبْلِكُمْ · وَإِيَّاكُمْ ve size de · أَنِ diye · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · وَإِن eğer · تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz · فَإِنَّ şüphesiz · لِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · غَنِيًّا zengindir · حَمِيدًۭا övgüye layıktır

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ﴿132﴾

velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekefâ billâhi vekîlâ.

132. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Güvenmek için Allah yeter.

Kelime meali

وَلِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَكِيلًا vekil olarak

إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأۡتِ بِـَٔاخَرِينَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرࣰ ا ﴿133﴾

iy yeşe' yüẕhibküm eyyühe-nnâsü veye'ti biâḫarîn. vekâne-llâhü `alâ ẕâlike ḳadîrâ.

133. O isterse -ey insanlar!- sizi toptan yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Allah’ın gücü kesinlikle buna yeter.

Kelime meali

إِن eğer · يَشَأْ (Allah) dilerse · يُذْهِبْكُمْ sizi götürür · أَيُّهَا ey · ٱلنَّاسُ insanlar · وَيَأْتِ ve getirir · بِـَٔاخَرِينَ ۚ başkalarını · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ buna · ذَٰلِكَ · قَدِيرًۭا hakkıyla kadirdir

مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا ﴿134﴾

men kâne yürîdü ŝevâbe-ddünyâ fe`inde-llâhi ŝevâbü-ddünyâ vel'âḫirah. vekâne-llâhü semî`am beṣîrâ.

134. Dünya mükâfatını isteyenler bilsinler ki Allah nezdinde hem dünya hem âhiret mükâfatı vardır. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.

Kelime meali

مَّن kim · كَانَ isterse · يُرِيدُ · ثَوَابَ sevabını · ٱلدُّنْيَا dünya · فَعِندَ (bilsin ki) katındadır · ٱللَّهِ Allah · ثَوَابُ sevabı · ٱلدُّنْيَا dünya · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahiret · وَكَانَ Allah · ٱللَّهُ · سَمِيعًۢا işitendir · بَصِيرًۭا görendir

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٰمِينَ بِٱلۡقِسۡطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوۡ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَوِ ٱلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَۚ إِن يَكُنۡ غَنِيًّا أَوۡ فَقِيرࣰ ا فَٱللَّهُ أَوۡلَىٰ بِهِمَاۖ فَلَا تَتَّبِعُواْ ٱلۡهَوَىٰٓ أَن تَعۡدِلُواْۚ وَإِن تَلۡوُۥٓاْ أَوۡ تُعۡرِضُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰ ا ﴿135﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû ḳavvâmîne bilḳisṭi şühedâe lillâhi velev `alâ enfüsiküm evi-lvâlideyni vel'aḳrabîn. iy yekün ganiyyen ev feḳîran fellâhü evlâ bihimâ felâ tettebi`ü-lhevâ en ta`dilû. vein telvû ev tü`riḍû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

135. Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · كُونُوا۟ olun · قَوَّٰمِينَ ayakta tutarak · بِٱلْقِسْطِ adaleti · شُهَدَآءَ şahidler · لِلَّهِ Allah için · وَلَوْ bile olsa · عَلَىٰٓ aleyhinde · أَنفُسِكُمْ kendinizin · أَوِ veya · ٱلْوَٰلِدَيْنِ ana babanızın · وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ ve yakınlarınızın · إِن eğer · يَكُنْ olsalar · غَنِيًّا zengin · أَوْ veya · فَقِيرًۭا fakir de · فَٱللَّهُ çünkü Allah · أَوْلَىٰ daha yakındır · بِهِمَا ۖ ikisine de · فَلَا öyle ise sapmayın · تَتَّبِعُوا۟ uyarak · ٱلْهَوَىٰٓ keyfinize · أَن adaletten · تَعْدِلُوا۟ ۚ · وَإِن ve eğer · تَلْوُۥٓا۟ eğip bükerseniz · أَوْ ya da · تُعْرِضُوا۟ doğruyu söylemezseniz · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · كَانَ olandır · بِمَا yaptıklarınızdan · تَعْمَلُونَ · خَبِيرًۭا haberdar

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِي نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِن قَبۡلُۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ﴿136﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû âminû billâhi verasûlihî velkitâbi-lleẕî nezzele `alâ rasûlihî velkitâbi-lleẕî enzele min ḳabl. vemey yekfür billâhi vemelâiketihî vekütübihî verusülihî velyevmi-l'âḫiri feḳad ḍalle ḍalâlem be`îdâ.

136. Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · ءَامِنُوا۟ inanın · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba · ٱلَّذِى o ki · نَزَّلَ indirdi · عَلَىٰ Elçisine · رَسُولِهِۦ · وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba (inanın) · ٱلَّذِىٓ o ki · أَنزَلَ indirdi · مِن daha öncekilere · قَبْلُ ۚ · وَمَن ve kim · يَكْفُرْ inkar ederse · بِٱللَّهِ Allah'ı · وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerini · وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarını · وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini · وَٱلْيَوْمِ ve gününü · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · فَقَدْ muhakkak · ضَلَّ sapıtmıştır · ضَلَـٰلًۢا sapıklıkla · بَعِيدًا uzak bir

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرࣰ ا لَّمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ سَبِيلَۢا ﴿137﴾

inne-lleẕîne âmenû ŝümme keferû ŝümme âmenû ŝümme keferû ŝümme-zdâdû küfral lem yeküni-llâhü liyagfira lehüm velâ liyehdiyehüm sebîlâ.

137. İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecektir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ o kimseler · ءَامَنُوا۟ inandılar · ثُمَّ sonra · كَفَرُوا۟ inkar ettiler · ثُمَّ sonra · ءَامَنُوا۟ inandılar · ثُمَّ yine · كَفَرُوا۟ inkar ettiler · ثُمَّ sonra · ٱزْدَادُوا۟ arttı · كُفْرًۭا inkarları · لَّمْ değildir · يَكُنِ · ٱللَّهُ Allah · لِيَغْفِرَ bağışlayacak · لَهُمْ onları · وَلَا iletmeyecektir · لِيَهْدِيَهُمْ · سَبِيلًۢا (doğru) yola

بَشِّرِ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا ﴿138﴾

beşşiri-lmünâfiḳîne bienne lehüm `aẕâben elîmâ.

138. Münafıklara haber ver ki, onlar için acı bir azap vardır!

Kelime meali

بَشِّرِ müjdele · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklara · بِأَنَّ şüphesiz · لَهُمْ kendilerinin olacağını · عَذَابًا bir azabın · أَلِيمًا acıklı

ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَيَبۡتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلۡعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا ﴿139﴾

elleẕîne yetteḫiẕûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. eyebtegûne `indehümü-l`izzete feinne-l`izzete lillâhi cemî`â.

139. Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar · يَتَّخِذُونَ tutuyorlar · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri · أَوْلِيَآءَ dost · مِن bırakıp · دُونِ · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri · أَيَبْتَغُونَ mi arıyorlar? · عِندَهُمُ onların yanında · ٱلْعِزَّةَ şeref · فَإِنَّ şüphesiz · ٱلْعِزَّةَ şeref · لِلَّهِ Allaha aittir · جَمِيعًۭا tamamen

وَقَدۡ نَزَّلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أَنۡ إِذَا سَمِعۡتُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكۡفَرُ بِهَا وَيُسۡتَهۡزَأُ بِهَا فَلَا تَقۡعُدُواْ مَعَهُمۡ حَتَّىٰ يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيۡرِهِۦٓ إِنَّكُمۡ إِذࣰ ا مِّثۡلُهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡكَٰفِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا ﴿140﴾

veḳad nezzele `aleyküm fi-lkitâbi en iẕâ semi`tüm âyâti-llâhi yükferu bihâ veyüstehzeü bihâ felâ taḳ`udû me`ahüm ḥattâ yeḫûḍû fî ḥadîŝin gayrihi. inneküm iẕem miŝlühüm. inne-llâhe câmi`u-lmünâfiḳîne velkâfirîne fî cehenneme cemî`â.

140. O size kitapta şunu indirmiştir: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onların alaya alındığını işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze geçmedikçe kendileriyle beraber oturmayın; aksi takdirde şüphesiz siz de onlar gibi olursunuz. Allah elbette münafıkların ve kâfirlerin tamamını cehennemde bir araya getirecektir.

Kelime meali

وَقَدْ muhakkak · نَزَّلَ indirmiştir · عَلَيْكُمْ size · فِى Kitapta · ٱلْكِتَـٰبِ · أَنْ diye · إِذَا zaman · سَمِعْتُمْ işittiğiniz · ءَايَـٰتِ ayetlerinin · ٱللَّهِ Allah'ın · يُكْفَرُ inkar edildiğini · بِهَا onların · وَيُسْتَهْزَأُ ve alay edildiğini · بِهَا onlarla · فَلَا oturmayın · تَقْعُدُوا۟ · مَعَهُمْ onlarla beraber · حَتَّىٰ kadar · يَخُوضُوا۟ onlar dalıncaya · فِى bir söze · حَدِيثٍ · غَيْرِهِۦٓ ۚ başka · إِنَّكُمْ siz de · إِذًۭا o zaman · مِّثْلُهُمْ ۗ onlar gibi olursunuz · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · جَامِعُ bütün · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüleri · وَٱلْكَـٰفِرِينَ ve kafirleri · فِى cehennemde · جَهَنَّمَ · جَمِيعًا toplayacaktır

ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمۡ فَإِن كَانَ لَكُمۡ فَتۡحࣱ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡ وَإِن كَانَ لِلۡكَٰفِرِينَ نَصِيبࣱ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَسۡتَحۡوِذۡ عَلَيۡكُمۡ وَنَمۡنَعۡكُم مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَلَن يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لِلۡكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ سَبِيلًا ﴿141﴾

elleẕîne yeterabbeṣûne biküm. fein kâne leküm fetḥum mine-llâhi ḳâlû elem neküm me`aküm. vein kâne lilkâfirîne neṣîbün ḳâlû elem nestaḥviẕ `aleyküm venemna`küm mine-lmü'minîn. fellâhü yaḥkümü beyneküm yevme-lḳiyâmeh. veley yec`ale-llâhü lilkâfirîne `ale-lmü'minîne sebîlâ.

141. Sizi gözetleyip duranlar; eğer size Allah’tan bir zafer nasip olursa, “Sizinle beraber değil miydik?” derler. Kâfirler kazançlı çıkarsa (bu defa onlara) “Üzerinize kol kanat gerip müminlerden sizi korumadık mı?” derler. Artık kıyamet gününde Allah aranızda hükmedecek ve kâfirlere, müminler aleyhinde asla yol vermeyecektir.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · يَتَرَبَّصُونَ gözetleyip dururlar · بِكُمْ sizi · فَإِن eğer · كَانَ (nasib)olursa · لَكُمْ size · فَتْحٌۭ bir fetih · مِّنَ Allah'tan · ٱللَّهِ · قَالُوٓا۟ derler · أَلَمْ değil miydik? · نَكُن biz de · مَّعَكُمْ sizinle beraber · وَإِن ve eğer · كَانَ olursa · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin · نَصِيبٌۭ (savaşta) bir payı · قَالُوٓا۟ derler · أَلَمْ biz üstünlük sağlamadık mı · نَسْتَحْوِذْ · عَلَيْكُمْ size · وَنَمْنَعْكُم ve sizi korumadık mı? · مِّنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ · فَٱللَّهُ artık Allah · يَحْكُمُ hükmedecek · بَيْنَكُمْ aranızda · يَوْمَ gününde · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet · وَلَن ve asla · يَجْعَلَ vermeyecektir · ٱللَّهُ Allah · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · عَلَى karşı · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · سَبِيلًا bir yol

إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمۡ وَإِذَا قَامُوٓاْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُواْ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿142﴾

inne-lmünâfiḳîne yüḫâdi`ûne-llâhe vehüve ḫâdi`uhüm. veiẕâ ḳâmû ile-ṣṣalâti ḳâmû küsâlâ yürâûne-nnâse velâ yeẕkürûne-llâhe illâ ḳalîlâ.

142. Münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar. Hâlbuki Allah onların oyunlarını kendi başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler · يُخَـٰدِعُونَ aldatmağa çalışırlar · ٱللَّهَ Allah'ı · وَهُوَ oysa O · خَـٰدِعُهُمْ onları aldatır · وَإِذَا zaman · قَامُوٓا۟ kalktıkları · إِلَى namaza · ٱلصَّلَوٰةِ · قَامُوا۟ kalkarlar · كُسَالَىٰ üşene üşene · يُرَآءُونَ gösteriş yaparlar · ٱلنَّاسَ insanlara · وَلَا anmazlar · يَذْكُرُونَ · ٱللَّهَ Allah'ı · إِلَّا ancak · قَلِيلًۭا biraz

مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلࣰ ا ﴿143﴾

müẕebẕebîne beyne ẕâlik. lâ ilâ hâülâi velâ ilâ hâülâ'. vemey yuḍlili-llâhü felen tecide lehû sebîlâ.

143. Arada bocalayıp duruyorlar; ne onlara, ne bunlara! Allah’ın şaşırttığı kimseye asla bir yol bulamazsın.

Kelime meali

مُّذَبْذَبِينَ yalpalayıp dururlar · بَيْنَ arada · ذَٰلِكَ bu · لَآ ne · إِلَىٰ bunlara · هَـٰٓؤُلَآءِ · وَلَآ ne de · إِلَىٰ onlara · هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ · وَمَن ve kimseye · يُضْلِلِ şaşırttığı · ٱللَّهُ Allah'ın · فَلَن bulamazsın · تَجِدَ · لَهُۥ ona · سَبِيلًۭا bir (çıkar) yol

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ عَلَيۡكُمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينًا ﴿144﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. etürîdûne en tec`alû lillâhi `aleyküm sülṭânem mübînâ.

144. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri · أَوْلِيَآءَ dost · مِن bırakıp · دُونِ · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri · أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz? · أَن vermek · تَجْعَلُوا۟ · لِلَّهِ Allah'a · عَلَيْكُمْ aleyhinizde olacak · سُلْطَـٰنًۭا bir delil · مُّبِينًا apaçık

إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِي ٱلدَّرۡكِ ٱلۡأَسۡفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمۡ نَصِيرًا ﴿145﴾

inne-lmünâfiḳîne fi-dderki-l'esfeli mine-nnâr. velen tecide lehüm neṣîrâ.

145. Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar; artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.

Kelime meali

إِنَّ doğrusu · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler · فِى tabakasındadırlar · ٱلدَّرْكِ · ٱلْأَسْفَلِ en aşağı · مِنَ ateşin · ٱلنَّارِ · وَلَن ve asla · تَجِدَ bulamazsın · لَهُمْ onlar için · نَصِيرًا hiçbir yardımcı

إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَٱعۡتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخۡلَصُواْ دِينَهُمۡ لِلَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَسَوۡفَ يُؤۡتِ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا ﴿146﴾

ille-lleẕîne tâbû veaṣleḥû va`teṣamû billâhi veaḫleṣû dînehüm lillâhi feülâike me`a-lmü'minîn. vesevfe yü'ti-llâhü-lmü'minîne ecran `ażîmâ.

146. Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı bağlanıp dinlerini yalnızca O’na özgü kılanlar başkadır. İşte bunlar müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere ileride büyük bir mükâfat verecektir.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariçtir · ٱلَّذِينَ kimseler · تَابُوا۟ tevbe edenler · وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar · وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَأَخْلَصُوا۟ ve yapanlar · دِينَهُمْ dinlerini · لِلَّهِ sırf Allah için · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · مَعَ beraberdir · ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ mü'minlerle · وَسَوْفَ yakında · يُؤْتِ verecektir · ٱللَّهُ Allah da · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًۭا büyük

مَّا يَفۡعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمۡ إِن شَكَرۡتُمۡ وَءَامَنتُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمࣰ ا ﴿147﴾

mâ yef`alü-llâhü bi`aẕâbiküm in şekertüm veâmentüm. vekâne-llâhü şâkiran `alîmâ.

147. Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap etsin? Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.

Kelime meali

مَّا ne? · يَفْعَلُ yapacak · ٱللَّهُ Allah · بِعَذَابِكُمْ size azabetmeyi · إِن eğer · شَكَرْتُمْ siz şükreder · وَءَامَنتُمْ ۚ ve inanırsanız · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · شَاكِرًا şükrün karşılığını verendir · عَلِيمًۭا (herşeyi) bilendir

۞لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلۡجَهۡرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ إِلَّا مَن ظُلِمَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا ﴿148﴾

lâ yüḥibbü-llâhü-lcehra bissûi mine-lḳavli illâ men żulim. vekâne-llâhü semî`an `alîmâ.

148. Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.

Kelime meali

۞ لَّا sevmez · يُحِبُّ · ٱللَّهُ Allah · ٱلْجَهْرَ açıkça · بِٱلسُّوٓءِ kötü · مِنَ söz söylenmesini · ٱلْقَوْلِ · إِلَّا dışında · مَن kendisine · ظُلِمَ ۚ haksızlık edilen · وَكَانَ doğrusu Allah · ٱللَّهُ · سَمِيعًا işitendir · عَلِيمًا bilendir

إِن تُبۡدُواْ خَيۡرًا أَوۡ تُخۡفُوهُ أَوۡ تَعۡفُواْ عَن سُوٓءࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوࣰّ ا قَدِيرًا ﴿149﴾

in tübdû ḫayran ev tuḫfûhü ev ta`fû `an sûin feinne-llâhe kâne `afüvven ḳadîrâ.

149. Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedicidir; O her şeye kādirdir.

Kelime meali

إِن eğer · تُبْدُوا۟ açığa vurursanız · خَيْرًا bir iyiliği · أَوْ veya · تُخْفُوهُ onu gizlerseniz · أَوْ yahut · تَعْفُوا۟ affederseniz · عَن bir kötülüğü · سُوٓءٍۢ · فَإِنَّ (bilin ki) şüphesiz · ٱللَّهَ Allah da · كَانَ affedicidir · عَفُوًّۭا · قَدِيرًا güçlüdür

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا ﴿150﴾

inne-lleẕîne yekfürûne billâhi verusülihî veyürîdûne ey yüferriḳû beyne-llâhi verusülihî veyeḳûlûne nü'minü biba`ḍiv venekfüru biba`ḍiv veyürîdûne ey yetteḫiẕû beyne ẕâlike sebîlâ.

150–151. Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler, “Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ okimseler ki · يَكْفُرُونَ inkar ederler · بِٱللَّهِ Allah'ı · وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini; · وَيُرِيدُونَ ve isterler · أَن ayırmak · يُفَرِّقُوا۟ · بَيْنَ arasını · ٱللَّهِ Allah · وَرُسُلِهِۦ ile elçilerinin · وَيَقُولُونَ ve derler · نُؤْمِنُ inanırız · بِبَعْضٍۢ kimine · وَنَكْفُرُ ve inkar ederiz · بِبَعْضٍۢ kimini · وَيُرِيدُونَ ve isterler · أَن tutmak · يَتَّخِذُوا۟ · بَيْنَ arasında · ذَٰلِكَ bunun (ikisinin) · سَبِيلًا bir yol

أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّ اۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣰ ا مُّهِينࣰ ا ﴿151﴾

ülâike hümü-lkâfirûne ḥaḳḳâ. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

Kelime meali

أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir · حَقًّۭا ۚ gerçek · وَأَعْتَدْنَا biz de hazırlamışızdır · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · عَذَابًۭا bir azab · مُّهِينًۭا alçaltıcı

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمۡ يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ أَحَدࣲ مِّنۡهُمۡ أُوْلَٰٓئِكَ سَوۡفَ يُؤۡتِيهِمۡ أُجُورَهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿152﴾

velleẕîne âmenû billâhi verusülihî velem yüferriḳû beyne eḥadim minhüm ülâike sevfe yü'tîhim ücûrahüm. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

152. Allah’a ve peygamberlerine iman edip onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte Allah onlara mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır ve sonsuz rahmet sahibidir.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve onlar ki · ءَامَنُوا۟ inandılar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرُسُلِهِۦ ve elçilerine · وَلَمْ ve · يُفَرِّقُوا۟ ayırım yapmadılar · بَيْنَ arasında · أَحَدٍۢ hiçbiri · مِّنْهُمْ onlardan · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte (Allah) · سَوْفَ pek yakında · يُؤْتِيهِمْ verecektir · أُجُورَهُمْ ۗ onların da mükafatlarını · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayandır · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir

يَسۡـَٔلُكَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيۡهِمۡ كِتَٰبࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ فَقَدۡ سَأَلُواْ مُوسَىٰٓ أَكۡبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓاْ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهۡرَةࣰ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلۡمِهِمۡۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُواْ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَعَفَوۡنَا عَن ذَٰلِكَۚ وَءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ سُلۡطَٰنࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿153﴾

yes'elüke ehlü-lkitâbi en tünezzile `aleyhim kitâbem mine-ssemâi feḳad seelû mûsâ ekbera min ẕâlike feḳâlû erine-llâhe cehraten feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü biżulmihim. ŝümme-tteḫaẕü-l`icle mim ba`di mâ câethümü-lbeyyinâtü fe`afevnâ `an ẕâlik. veâteynâ mûsâ sülṭânem mübînâ.

153. Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Onlar bundan daha büyüğünü Mûsâ’dan istemişler, “Bize Allah’ı apaçık göster” demişlerdi de bu haksız davranışları yüzünden onları hemen yıldırım çarpmıştı. Bilâhare kendilerine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler; biz bunu da affettik. Ve Mûsâ’ya apaçık bir delil verdik.

Kelime meali

يَسْـَٔلُكَ senden istiyorlar · أَهْلُ ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · أَن indirmeni · تُنَزِّلَ · عَلَيْهِمْ kendilerine · كِتَـٰبًۭا bir Kitap · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ ۚ · فَقَدْ muhakkak · سَأَلُوا۟ istemişler · مُوسَىٰٓ Musa'dan · أَكْبَرَ daha büyüğünü · مِن bundan · ذَٰلِكَ · فَقَالُوٓا۟ demişlerdi · أَرِنَا bize göster · ٱللَّهَ Allah'ı · جَهْرَةًۭ açıkça · فَأَخَذَتْهُمُ derhal onları yakalamıştı · ٱلصَّـٰعِقَةُ yıldırım gürültüsü · بِظُلْمِهِمْ ۚ haksızlıklarından dolayı · ثُمَّ sonra · ٱتَّخَذُوا۟ tutmuşlardı · ٱلْعِجْلَ buzağıyı (tanrı) · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا kendilerine geldikken · جَآءَتْهُمُ · ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller · فَعَفَوْنَا vazgeçtik · عَن bundan da · ذَٰلِكَ ۚ · وَءَاتَيْنَا ve verdik · مُوسَىٰ Musa'ya · سُلْطَـٰنًۭا bir yetki · مُّبِينًۭا açık

وَرَفَعۡنَا فَوۡقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمۡ وَقُلۡنَا لَهُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدࣰ ا وَقُلۡنَا لَهُمۡ لَا تَعۡدُواْ فِي ٱلسَّبۡتِ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظࣰ ا ﴿154﴾

verafa`nâ fevḳahümu-ṭṭûra bimîŝâḳihim veḳulnâ lehümü-dḫulü-lbâbe süccedev veḳulnâ lehüm lâ ta`dû fi-ssebti veeḫaẕnâ minhüm mîŝâḳan galîżâ.

154. Ant içmeleri sebebiyle (sözleşmeyi desteklemek ve önemine dikkat çekmek için) dağı başlarına diktik ve onlara “Baş eğerek kapıdan girin” dedik; onlara, “Cumartesi günü sınırı aşmayın” dedik; kendilerinden sağlam söz aldık.

Kelime meali

وَرَفَعْنَا ve kaldırdık · فَوْقَهُمُ üzerlerine · ٱلطُّورَ Tur'u · بِمِيثَـٰقِهِمْ söz vermeleri için · وَقُلْنَا ve dedik · لَهُمُ onlara · ٱدْخُلُوا۟ girin · ٱلْبَابَ kapıdan · سُجَّدًۭا secde ederek · وَقُلْنَا ve dedik · لَهُمْ onlara · لَا çiğnemeyin · تَعْدُوا۟ · فِى cumartesi(yasakları)nı · ٱلسَّبْتِ · وَأَخَذْنَا ve aldık · مِنْهُم onlardan · مِّيثَـٰقًا bir söz · غَلِيظًۭا sağlam

فَبِمَا نَقۡضِهِم مِّيثَٰقَهُمۡ وَكُفۡرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتۡلِهِمُ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقࣲّ وَقَوۡلِهِمۡ قُلُوبُنَا غُلۡفُۢۚ بَلۡ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيۡهَا بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا ﴿155﴾

febimâ naḳḍihim mîŝâḳahüm veküfrihim biâyâti-llâhi veḳatlihimü-l'embiyâe bigayri ḥaḳḳiv veḳavlihim ḳulûbünâ gulf. bel ṭabe`a-llâhü `aleyhâ biküfrihim felâ yü'minûne illâ ḳalîlâ.

155. Sözlerinden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflanmıştır” demeleri sebebiyle... Dahası inkârları sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur. Pek azı müstesna artık iman etmezler.

Kelime meali

فَبِمَا sebebiyle · نَقْضِهِم bozmaları · مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini · وَكُفْرِهِم ve inkar etmeleri · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · وَقَتْلِهِمُ ve öldürmeleri · ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri · بِغَيْرِ yere · حَقٍّۢ haksız · وَقَوْلِهِمْ ve demeleri(nden ötürü) · قُلُوبُنَا kalblerimiz · غُلْفٌۢ ۚ kılıflıdır · بَلْ hayır fakat' · طَبَعَ mühürlemiştir · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهَا üzerini · بِكُفْرِهِمْ inkarlarından ötürü · فَلَا artık inanmazlar · يُؤْمِنُونَ · إِلَّا ancak · قَلِيلًۭا pek az

وَبِكُفۡرِهِمۡ وَقَوۡلِهِمۡ عَلَىٰ مَرۡيَمَ بُهۡتَٰنًا عَظِيمࣰ ا ﴿156﴾

vebiküfrihim veḳavlihim `alâ meryeme bühtânen `ażîmâ.

156. Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından;

Kelime meali

وَبِكُفْرِهِمْ ve küfürlerinden (ötürü) · وَقَوْلِهِمْ ve sözlerinden · عَلَىٰ karşı · مَرْيَمَ Meryem'e · بُهْتَـٰنًا bir iftira · عَظِيمًۭا büyük

وَقَوۡلِهِمۡ إِنَّا قَتَلۡنَا ٱلۡمَسِيحَ عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينَۢا ﴿157﴾

veḳavlihim innâ ḳatelne-lmesîḥa `îse-bne meryeme rasûle-llâh. vemâ ḳatelûhü vemâ ṣalebûhü velâkin şübbihe lehüm. veinne-lleẕîne-ḫtelefû fîhi lefî şekkim minh. mâ lehüm bihî min `ilmin ille-ttibâ`a-żżann. vemâ ḳatelûhü yeḳînâ.

157. “Allah elçisi Meryem oğlu Îsâ Mesîh’i öldürdük” demeleri yüzünden... Hâlbuki onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler; (başkası ona benzer kılındığı için) şüphe içine düşürüldüler. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bu konuda tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uyma dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmemişlerdir.

Kelime meali

وَقَوْلِهِمْ ve demelerinden (ötürü) · إِنَّا elbette · قَتَلْنَا biz öldürdük · ٱلْمَسِيحَ Mesih'i · عِيسَى Îsa · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · رَسُولَ elçisi · ٱللَّهِ Allah'ın · وَمَا oysa · قَتَلُوهُ onu öldürmediler · وَمَا ve · صَلَبُوهُ asmadılar · وَلَـٰكِن fakat · شُبِّهَ benzer gösterildi · لَهُمْ ۚ kendilerine · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱلَّذِينَ ayrılığa düşenler · ٱخْتَلَفُوا۟ · فِيهِ onun hakkında · لَفِى içindedirler · شَكٍّۢ tam bir kuşku · مِّنْهُ ۚ ondan yana · مَا yoktur · لَهُم onların · بِهِۦ o hususta · مِنْ hiç · عِلْمٍ bilgileri · إِلَّا sadece · ٱتِّبَاعَ uyuyorlar · ٱلظَّنِّ ۚ zanna · وَمَا onu öldürmediler · قَتَلُوهُ · يَقِينًۢا yakinen

بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيۡهِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا ﴿158﴾

ber rafe`ahü-llâhü ileyh. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

158. Bilâkis Allah onu kendine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

بَل hayır · رَّفَعَهُ onu yükseltti · ٱللَّهُ Allah · إِلَيْهِ ۚ kendisine · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَزِيزًا daima üstündür · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

وَإِن مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤۡمِنَنَّ بِهِۦ قَبۡلَ مَوۡتِهِۦۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدࣰ ا ﴿159﴾

veim min ehli-lkitâbi illâ leyü'minenne bihî ḳable mevtih. veyevme-lḳiyâmeti yekûnü `aleyhim şehîdâ.

159. Ehl-i kitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır.

Kelime meali

وَإِن ve andolsun · مِّنْ her biri · أَهْلِ ehlinin · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · إِلَّا ancak · لَيُؤْمِنَنَّ mutlaka inanacaktır · بِهِۦ ona · قَبْلَ önce · مَوْتِهِۦ ۖ ölümünden · وَيَوْمَ günü de · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · يَكُونُ O olacaktır · عَلَيْهِمْ onların aleyhine · شَهِيدًۭا şahid

فَبِظُلۡمࣲ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتۡ لَهُمۡ وَبِصَدِّهِمۡ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ ا ﴿160﴾

febiżulmim mine-lleẕîne hâdû ḥarramnâ `aleyhim ṭayyibâtin üḥillet lehüm vebiṣaddihim `an sebîli-llâhi keŝîrâ.

160–161. Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de pek çok kimseyi Allah yolundan engellemeleri, kendilerine yasaklandığı halde faizi almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri yüzünden önceden helâl kılınan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.

Kelime meali

فَبِظُلْمٍۢ zulümlerinden dolayı · مِّنَ olanların · ٱلَّذِينَ · هَادُوا۟ yahudilerin · حَرَّمْنَا yasakladık · عَلَيْهِمْ onlara · طَيِّبَـٰتٍ temiz ve hoş şeyleri · أُحِلَّتْ helal kılınmış · لَهُمْ kendilerine · وَبِصَدِّهِمْ ve çevirmelerinden dolayı · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · كَثِيرًۭا çoklarını

وَأَخۡذِهِمُ ٱلرِّبَوٰاْ وَقَدۡ نُهُواْ عَنۡهُ وَأَكۡلِهِمۡ أَمۡوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡبَٰطِلِۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿161﴾

veaḫẕihimü-rribâ veḳad nühû `anhü veeklihim emvâle-nnâsi bilbâṭil. vea`tednâ lilkâfirîne minhüm `aẕâben elîmâ.

Kelime meali

وَأَخْذِهِمُ ve almalarından ötürü · ٱلرِّبَوٰا۟ riba · وَقَدْ rağmen · نُهُوا۟ menedilmelerine · عَنْهُ ondan · وَأَكْلِهِمْ ve yemelerinden ötürü · أَمْوَٰلَ mallarını · ٱلنَّاسِ insanların · بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ haksız yere · وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık · لِلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlere · مِنْهُمْ içlerinden · عَذَابًا bir azab · أَلِيمًۭا acı

لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ مِنۡهُمۡ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَۚ وَٱلۡمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَٱلۡمُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أُوْلَٰٓئِكَ سَنُؤۡتِيهِمۡ أَجۡرًا عَظِيمًا ﴿162﴾

lâkini-rrâsiḫûne fi-l`ilmi minhüm velmü'minûne yü'minûne bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min ḳablike velmüḳîmîne-ṣṣalâte velmü'tûne-zzekâte velmü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ülâike senü'tîhim ecran `ażîmâ.

162. Onlar arasından ilimde derinleşmiş olanlarla müminler -ki bunlar sana indirilene ve senden önce indirilmiş olana iman ederler- namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve âhiret gününe inananlar başkadır. İşte onlara pek yakında büyük mükâfat vereceğiz.

Kelime meali

لَّـٰكِنِ fakat · ٱلرَّٰسِخُونَ derinleşmiş olanlar · فِى ilimde · ٱلْعِلْمِ · مِنْهُمْ içlerinden · وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler · يُؤْمِنُونَ inanırlar · بِمَآ şeye · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْكَ sana · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilen · مِن senden önce · قَبْلِكَ ۚ · وَٱلْمُقِيمِينَ O kılanlar · ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı · وَٱلْمُؤْتُونَ verenler · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar var ya · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlara · سَنُؤْتِيهِمْ vereceğiz · أَجْرًا bir mükafat · عَظِيمًا büyük

۞إِنَّآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ كَمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ نُوحࣲ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيۡمَٰنَۚ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورࣰ ا ﴿163﴾

innâ evḥaynâ ileyke kemâ evḥaynâ ilâ nûḥiv vennebiyyîne mim ba`dih. veevḥaynâ ilâ ibrâhîme veismâ`île veisḥâḳa veya`ḳûbe vel'esbâṭi ve`îsâ veeyyûbe veyûnüse vehârûne vesüleymân. veâteynâ dâvûde zebûrâ.

163. Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Ya‘kūb’a, torunlara, Îsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a vahyettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.

Kelime meali

۞ إِنَّآ elbette biz · أَوْحَيْنَآ vahyettik · إِلَيْكَ sana da · كَمَآ gibi · أَوْحَيْنَآ vahyettiğimiz · إِلَىٰ Nuh'a · نُوحٍۢ · وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberlere · مِنۢ ondan sonraki · بَعْدِهِۦ ۚ · وَأَوْحَيْنَآ nitekim vahyetmiştik · إِلَىٰٓ İbrahim'e · إِبْرَٰهِيمَ · وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e · وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a · وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a · وَٱلْأَسْبَاطِ ve sıbtlara · وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya · وَأَيُّوبَ ve Eyyub'a · وَيُونُسَ ve Yunus'a · وَهَـٰرُونَ ve Harun'a · وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ ve Süleyman'a · وَءَاتَيْنَا ve vermiştik · دَاوُۥدَ Davud'a da · زَبُورًۭا Zebur'u

وَرُسُلࣰ ا قَدۡ قَصَصۡنَٰهُمۡ عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ وَرُسُلࣰ ا لَّمۡ نَقۡصُصۡهُمۡ عَلَيۡكَۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكۡلِيمࣰ ا ﴿164﴾

verusülen ḳad ḳaṣaṣnâhüm `aleyke min ḳablü verusülel lem naḳṣuṣhüm `aleyk. vekelleme-llâhü mûsâ teklîmâ.

164. Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah, Mûsâ ile gerçekten konuştu.

Kelime meali

وَرُسُلًۭا ve elçilere · قَدْ elbette · قَصَصْنَـٰهُمْ anlattığımız · عَلَيْكَ sana · مِن daha önce · قَبْلُ · وَرُسُلًۭا ve elçilere · لَّمْ anlatmadığımız · نَقْصُصْهُمْ · عَلَيْكَ ۚ sana · وَكَلَّمَ ve konuşmuştu · ٱللَّهُ Allah · مُوسَىٰ Musa'ya · تَكْلِيمًۭا sözle

رُّسُلࣰ ا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا ﴿165﴾

rusülem mübeşşirîne vemünẕirîne liellâ yekûne linnâsi `ale-llâhi ḥuccetüm ba`de-rrusül. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

165. Müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı tutunacak bir delilleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

رُّسُلًۭا elçiler (gönderdik) ki · مُّبَشِّرِينَ müjdeleyici · وَمُنذِرِينَ ve uyarıcı · لِئَلَّا kalmasın · يَكُونَ · لِلنَّاسِ insanların · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · حُجَّةٌۢ bahaneleri · بَعْدَ sonra · ٱلرُّسُلِ ۚ elçilerden · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَزِيزًا üstündür · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَشۡهَدُونَۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا ﴿166﴾

lâkini-llâhü yeşhedü bimâ enzele ileyke enzelehû bi`ilmih. velmelâiketü yeşhedûn. vekefâ billâhi şehîdâ.

166. Fakat Allah sana indirdiğine, onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdiğine şahitlik eder; melekler de şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah yeterlidir.

Kelime meali

لَّـٰكِنِ oysa · ٱللَّهُ Allah · يَشْهَدُ şahidlik eder · بِمَآ ne ki · أَنزَلَ indirdi · إِلَيْكَ ۖ sana · أَنزَلَهُۥ indirmiş olduğuna · بِعِلْمِهِۦ ۖ kendi bilgisiyle · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler de · يَشْهَدُونَ ۚ şahidlik ederler · وَكَفَىٰ kafidir · بِٱللَّهِ Allah'ın · شَهِيدًا şahidliği

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ﴿167﴾

inne-lleẕîne keferû veṣaddû `an sebîli-llâhi ḳad ḍallû ḍalâlem be`îdâ.

167. İnkâr eden ve Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğru yoldan çok uzaklaşmışlardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَصَدُّوا۟ ve menedenler · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · قَدْ hakikaten · ضَلُّوا۟ düşmüşlerdir · ضَلَـٰلًۢا bir sapıklığa · بَعِيدًا uzak

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا ﴿168﴾

inne-lleẕîne keferû veżalemû lem yeküni-llâhü liyagfira lehüm velâ liyehdiyehüm ṭarîḳâ.

168–169. İnkâr edenleri ve hakkı gözetmeyenleri, Allah asla bağışlayacak değildir. Onları, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem yolundan başka bir yola da yönlendirecek değildir. Bu da Allah için çok kolaydır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَظَلَمُوا۟ ve zulmedenler · لَمْ olmayacak · يَكُنِ · ٱللَّهُ Allah · لِيَغْفِرَ bağışlayan · لَهُمْ onları · وَلَا ve iletmeyecektir · لِيَهْدِيَهُمْ · طَرِيقًا yola

إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣰ ا ﴿169﴾

illâ ṭarîḳa cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

Kelime meali

إِلَّا sadece · طَرِيقَ yoluna (iletecektir) · جَهَنَّمَ cehennemin · خَـٰلِدِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَبَدًۭا ۚ sürekli · وَكَانَ ve · ذَٰلِكَ bu da · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · يَسِيرًۭا çok kolaydır

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فَـَٔامِنُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا ﴿170﴾

yâ eyyühe-nnâsü ḳad câekümü-rrasûlü bilḥaḳḳi mir rabbiküm feâminû ḫayral leküm. vein tekfürû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

170. Ey insanlar! Peygamber rabbinizden size gerçeği getirdi. Şu halde kendi iyiliğinize olarak iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah sınırsız ilim ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّاسُ insanlar · قَدْ muhakkak ki · جَآءَكُمُ size getirdi · ٱلرَّسُولُ Elçi · بِٱلْحَقِّ gerçeği · مِن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · فَـَٔامِنُوا۟ inanın · خَيْرًۭا yararınıza olarak · لَّكُمْ ۚ kendi · وَإِن eğer · تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz · فَإِنَّ bilin ki · لِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · عَلِيمًا bilendir · حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا تَغۡلُواْ فِي دِينِكُمۡ وَلَا تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّۚ إِنَّمَا ٱلۡمَسِيحُ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلۡقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرۡيَمَ وَرُوحࣱ مِّنۡهُۖ فَـَٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۖ وَلَا تَقُولُواْ ثَلَٰثَةٌۚ ٱنتَهُواْ خَيۡرࣰ ا لَّكُمۡۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدࣱۘ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلࣰ ا ﴿171﴾

yâ ehle-lkitâbi lâ taglû fî dîniküm velâ teḳûlû `ale-llâhi ille-lḥaḳḳ. inneme-lmesîḥu `îse-bnü meryeme rasûlü-llâhi vekelimetüh. elḳâhâ ilâ meryeme verûḥum minh. feâminû billâhi verusülih. velâ teḳûlû ŝelâŝeh. intehû ḫayral leküm. inneme-llâhü ilâhüv vâḥid. sübḥâneh ey yekûne lehû veled. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekefâ billâhi vekîlâ.

171. Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Îsâ Mesîh ancak Allah’ın elçisidir, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Tanrı) üçtür” demeyin, bundan vazgeçin; hakkınızda hayırlı olan budur. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Güvenmek ve dayanmak için Allah yeter.

Kelime meali

يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَا taşkınlık etmeyin · تَغْلُوا۟ · فِى dininizde · دِينِكُمْ · وَلَا ve söylemeyin · تَقُولُوا۟ · عَلَى hakkında · ٱللَّهِ Allah · إِلَّا dışında · ٱلْحَقَّ ۚ gerçek · إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْمَسِيحُ Mesih · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · رَسُولُ elçisidir · ٱللَّهِ Allah'ın · وَكَلِمَتُهُۥٓ ve O'nun kelimesidir · أَلْقَىٰهَآ attığı · إِلَىٰ Meryem'e · مَرْيَمَ · وَرُوحٌۭ ve bir ruhtur · مِّنْهُ ۖ O'ndan · فَـَٔامِنُوا۟ inanın · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرُسُلِهِۦ ۖ ve elçilerine · وَلَا demeyin · تَقُولُوا۟ · ثَلَـٰثَةٌ ۚ (Allah) Üçtür · ٱنتَهُوا۟ buna son verin · خَيْرًۭا yararınıza olarak · لَّكُمْ ۚ kendi · إِنَّمَا çünkü · ٱللَّهُ Allah · إِلَـٰهٌۭ tanrıdır · وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek · سُبْحَـٰنَهُۥٓ O yücedir · أَن olmaktan · يَكُونَ · لَهُۥ kendisi · وَلَدٌۭ ۘ çocuk sahibi · لَّهُۥ O'nundur · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · وَكَفَىٰ ve yeter · بِٱللَّهِ Allah · وَكِيلًۭا vekil olarak

لَّن يَسۡتَنكِفَ ٱلۡمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبۡدࣰ ا لِّلَّهِ وَلَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ٱلۡمُقَرَّبُونَۚ وَمَن يَسۡتَنكِفۡ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَيَسۡتَكۡبِرۡ فَسَيَحۡشُرُهُمۡ إِلَيۡهِ جَمِيعࣰ ا ﴿172﴾

ley yestenkife-lmesîḥu ey yekûne `abdel lillâhi vele-lmelâiketü-lmüḳarrabûn. vemey yestenkif `an `ibâdetihî veyestekbir feseyaḥşüruhüm ileyhi cemî`â.

172. Ne Mesîh Allah’ın bir kulu olmaktan geri durur ne de yakın melekler. Büyüklenerek O’na kulluktan geri duranların hepsini Allah, yakında huzuruna toplayacaktır.

Kelime meali

لَّن çekinmez · يَسْتَنكِفَ · ٱلْمَسِيحُ Mesih · أَن olmaktan · يَكُونَ · عَبْدًۭا kul · لِّلَّهِ Allah'a · وَلَا ve melekler de · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ · ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ (Allah'a) yaklaştırılmış · وَمَن ve kim · يَسْتَنكِفْ çekinirse · عَنْ O'na kulluktan · عِبَادَتِهِۦ · وَيَسْتَكْبِرْ ve büyüklük taslarsa · فَسَيَحْشُرُهُمْ bilsin ki O toplayacaktır · إِلَيْهِ kendi huzuruna · جَمِيعًۭا onların hepsini

فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡتَنكَفُواْ وَٱسۡتَكۡبَرُواْ فَيُعَذِّبُهُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا ﴿173﴾

feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti feyüveffîhim ücûrahüm veyezîdühüm min faḍlih. veemme-lleẕîne-stenkefû vestekberû feyü`aẕẕibühüm `aẕâben elîmev velâ yecidûne lehüm min dûni-llâhi veliyyev velâ neṣîrâ.

173. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara Allah ecirlerini tam olarak verecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da ihsan edecektir. Kulluğundan yüz çevirenlere ve kibirlenenlere gelince, onlara acı bir şekilde azap edecektir; bunlar kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.

Kelime meali

فَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · فَيُوَفِّيهِمْ eksiksiz ödeyecektir · أُجُورَهُمْ mükafatlarını · وَيَزِيدُهُم ve daha fazlasını da verecektir · مِّن lutfundan · فَضْلِهِۦ ۖ · وَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · ٱسْتَنكَفُوا۟ çekinen(lere) · وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklük taslayanlara · فَيُعَذِّبُهُمْ azabedecektir · عَذَابًا bir azapla · أَلِيمًۭا acıklı · وَلَا ve onlar bulamayacaklardır · يَجِدُونَ · لَهُم kendilerine · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَلِيًّۭا bir dost · وَلَا ve bir yardımcı · نَصِيرًۭا

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُم بُرۡهَٰنࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ نُورࣰ ا مُّبِينࣰ ا ﴿174﴾

yâ eyyühe-nnâsü ḳad câeküm bürhânüm mir rabbiküm veenzelnâ ileyküm nûram mübînâ.

174. Ey insanlar! Şüphesiz size rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّاسُ insanlar · قَدْ muhakkak ki · جَآءَكُم size geldi · بُرْهَـٰنٌۭ bir delil · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُمْ · وَأَنزَلْنَآ ve indirdik · إِلَيْكُمْ size · نُورًۭا bir nur · مُّبِينًۭا apaçık

فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱعۡتَصَمُواْ بِهِۦ فَسَيُدۡخِلُهُمۡ فِي رَحۡمَةࣲ مِّنۡهُ وَفَضۡلࣲ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَيۡهِ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا ﴿175﴾

feemme-lleẕîne âmenû billâhi va`teṣamû bihî feseyüdḫilühüm fî raḥmetim minhü vefaḍliv veyehdîhim ileyhi ṣirâṭam müsteḳîmâ.

175. Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları, kendinden bir rahmet ve lütuf içine daldıracak ve onları kendine ulaştıran dosdoğru bir yola iletecektir.

Kelime meali

فَأَمَّا gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · بِٱللَّهِ Alah'a · وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlara · بِهِۦ O'na · فَسَيُدْخِلُهُمْ sokacaktır · فِى bir rahmetin içine · رَحْمَةٍۢ · مِّنْهُ kendinden · وَفَضْلٍۢ ve lutfun · وَيَهْدِيهِمْ ve onları iletecektir · إِلَيْهِ kendisine varan · صِرَٰطًۭا bir yola · مُّسْتَقِيمًۭا doğru

يَسۡتَفۡتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِي ٱلۡكَلَٰلَةِۚ إِنِ ٱمۡرُؤٌاْ هَلَكَ لَيۡسَ لَهُۥ وَلَدࣱ وَلَهُۥٓ أُخۡتࣱ فَلَهَا نِصۡفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهَا وَلَدࣱۚ فَإِن كَانَتَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۚ وَإِن كَانُوٓاْ إِخۡوَةࣰ رِّجَالࣰ ا وَنِسَآءࣰ فَلِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ أَن تَضِلُّواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ﴿176﴾

yesteftûnek. ḳuli-llâhü yüftîküm fi-lkelâleh. ini-mruün heleke leyse lehû veledüv velehû uḫtün felehâ niṣfü mâ terak. vehüve yeriŝühâ il lem yekül lehâ veledün. fein kânete-ŝneteyni felehüme-ŝŝülüŝâni mimmâ terak. vein kânû iḫveter ricâlev venisâen feliẕẕekeri miŝlü ḥażżi-l'ünŝeyeyn. yübeyyinü-llâhü leküm en teḍillû. vellâhü bikülli şey'in `alîm.

176. Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Eğer (ölen) kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş de ona vâris olur. Kız kardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır. Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

يَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar · قُلِ de ki · ٱللَّهُ Allah · يُفْتِيكُمْ size şöyle açıklıyor · فِى hakkında · ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ kelale · إِنِ eğer · ٱمْرُؤٌا۟ kişinin · هَلَكَ ölen · لَيْسَ yoksa · لَهُۥ onun · وَلَدٌۭ çocuğu · وَلَهُۥٓ ve varsa · أُخْتٌۭ bir kızkardeşi · فَلَهَا o(kızkardeşi)nindir · نِصْفُ yarısı · مَا ne ki · تَرَكَ ۚ miras bıraktı · وَهُوَ fakat kendisi · يَرِثُهَآ onun mirasını alır · إِن eğer · لَّمْ yoksa (kızkardeşinin) · يَكُن · لَّهَا kendi · وَلَدٌۭ ۚ çocuğu · فَإِن eğer · كَانَتَا varsa · ٱثْنَتَيْنِ iki kızkardeşi · فَلَهُمَا onlarındır · ٱلثُّلُثَانِ üçte ikisi · مِمَّا bıraktığı mirasın · تَرَكَ ۚ · وَإِن ve eğer · كَانُوٓا۟ olursa (birçok) · إِخْوَةًۭ kardeşler · رِّجَالًۭا erkek · وَنِسَآءًۭ ve kadın · فَلِلذَّكَرِ erkeğe · مِثْلُ kadar (verilir) · حَظِّ payı · ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ iki kadının · يُبَيِّنُ açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · أَن diye · تَضِلُّوا۟ ۗ şaşırırsınız · وَٱللَّهُ Allah · بِكُلِّ he · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۢ bilir