Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Mâide Suresi

سُوْرَةُ المَآئِدَةِ · 5. sure · 120 âyet · Medenî · 6. cüz · Mushaf sayfa 106

Mâide suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّي ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ ﴿1﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû evfû bil`uḳûd. üḥillet leküm behîmetü-l'en`âmi illâ mâ yütlâ `aleyküm gayra müḥilli-ṣṣaydi veentüm ḥurum. inne-llâhe yaḥkümü mâ yürîd.

1. Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramda bulunduğunuz sırada avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, size bildirilecek olanlar dışındaki “en‘âm” denen hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Şüphesiz Allah dilediği gibi hükmeder.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · أَوْفُوا۟ yerine getirin · بِٱلْعُقُودِ ۚ akitleri(zi) · أُحِلَّتْ helal kılındı · لَكُم sizin için · بَهِيمَةُ dört ayaklı · ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar · إِلَّا dışındaki · مَا oku(nup açıkla)nacak olanların · يُتْلَىٰ · عَلَيْكُمْ size · غَيْرَ helal saymamak şartiyle · مُحِلِّى · ٱلصَّيْدِ avlanmayı · وَأَنتُمْ siz · حُرُمٌ ۗ ihramda iken · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَحْكُمُ hükmünü verir · مَا ne · يُرِيدُ istediği

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُحِلُّواْ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهۡرَ ٱلۡحَرَامَ وَلَا ٱلۡهَدۡيَ وَلَا ٱلۡقَلَٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلۡبَيۡتَ ٱلۡحَرَامَ يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّهِمۡ وَرِضۡوَٰنࣰ اۚ وَإِذَا حَلَلۡتُمۡ فَٱصۡطَادُواْۚ وَلَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ أَن صَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ أَن تَعۡتَدُواْۘ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿2﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥillû şe`âira-llâhi vele-şşehra-lḥarâme vele-lhedye vele-lḳalâide velâ âmmîne-lbeyte-lḥarâme yebtegûne faḍlem mir rabbihim veriḍvânâ. veiẕâ ḥaleltüm faṣṭâdû. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin en ṣaddûküm `ani-lmescidi-lḥarâmi en ta`tedû. vete`âvenû `ale-lbirri vettaḳvâ. velâ te`âvenû `ale-l'iŝmi vel`udvân. vetteḳu-llâh. inne-llâhe şedîdü-l`iḳâb.

2. Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine, haram aya, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıklara, rablerinin lütuf ve rızasını dileyerek Beytülharâm’a yönelmiş kimselere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Harâm’a girmenizi engellediler diye bir topluma karşı duyduğunuz kin, sakın aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا saygısızlık etmeyin · تُحِلُّوا۟ · شَعَـٰٓئِرَ işaretlerine · ٱللَّهِ Allah'ın · وَلَا ve · ٱلشَّهْرَ aya · ٱلْحَرَامَ haram · وَلَا ve · ٱلْهَدْىَ kurbana · وَلَا ve · ٱلْقَلَـٰٓئِدَ gerdanlık(lı kurban)lara · وَلَآ ve · ءَآمِّينَ gelenlere · ٱلْبَيْتَ Beyt-i · ٱلْحَرَامَ Haram'a · يَبْتَغُونَ arzu ederek · فَضْلًۭا lutfunu · مِّن Rablerinin · رَّبِّهِمْ · وَرِضْوَٰنًۭا ۚ ve rızasını · وَإِذَا ve zaman · حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız · فَٱصْطَادُوا۟ ۚ avlanabilirsiniz · وَلَا sizi itmesin · يَجْرِمَنَّكُمْ · شَنَـَٔانُ beslediğiniz kin · قَوْمٍ bir topluma karşı · أَن dolayı · صَدُّوكُمْ sizi çevirdiklerinden · عَنِ Mescid-i · ٱلْمَسْجِدِ · ٱلْحَرَامِ Haram'dan · أَن suç işlemeğe · تَعْتَدُوا۟ ۘ · وَتَعَاوَنُوا۟ ve yardımlaşın · عَلَى üzerinde · ٱلْبِرِّ iyilik · وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ ve takva · وَلَا yardımlaşmayın · تَعَاوَنُوا۟ · عَلَى üzerinde · ٱلْإِثْمِ günah · وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ ve düşmanlık · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ ۖ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'ın · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ azabı

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحۡمُ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلۡمُنۡخَنِقَةُ وَٱلۡمَوۡقُوذَةُ وَٱلۡمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسۡتَقۡسِمُواْ بِٱلۡأَزۡلَٰمِۚ ذَٰلِكُمۡ فِسۡقٌۗ ٱلۡيَوۡمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمۡ فَلَا تَخۡشَوۡهُمۡ وَٱخۡشَوۡنِۚ ٱلۡيَوۡمَ أَكۡمَلۡتُ لَكُمۡ دِينَكُمۡ وَأَتۡمَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ نِعۡمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلۡإِسۡلَٰمَ دِينࣰ اۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ فِي مَخۡمَصَةٍ غَيۡرَ مُتَجَانِفࣲ لِّإِثۡمࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿3﴾

ḥurrimet `aleykümü-lmeytetü veddemü velaḥmü-lḫinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bihî velmünḫaniḳatü velmevḳûẕetü velmüteraddiyetü venneṭîḥatü vemâ ekele-ssebü`u illâ mâ ẕekkeytüm vemâ ẕübiḥa `ale-nnüṣubi veen testaḳsimû bil'ezlâm. ẕâliküm fisḳ. elyevme yeise-lleẕîne keferû min dîniküm felâ taḫşevhüm vaḫşevn. elyevme ekmeltü leküm dîneküm veetmemtü `aleyküm ni`metî veraḍîtü lekümü-l'islâme dînâ. femeni-ḍṭurra fî maḫmeṣatin gayra mütecânifil liiŝmin feinne-llâhe gafûrur raḥîm.

3. Murdar hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilmiş, boğulmuş, vurularak öldürülmüş, yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanarak öldürülmüş hayvanlarla -henüz canı çıkmadan yetişip kestiklerinizin dışında- yırtıcıların yediği hayvanlar, dikili taşlar önünde (sunaklarda) boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla paylaşmanız size haram kılındı. Çünkü bunlar doğru yoldan sapmaktır. Bugün, kâfirler dininize karşı (mücadelede) ümitlerini yitirmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim. Kim açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, günah sınırına varmaksızın yiyebilir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

Kelime meali

حُرِّمَتْ haram kılındı · عَلَيْكُمُ size · ٱلْمَيْتَةُ leş · وَٱلدَّمُ ve kan · وَلَحْمُ ve eti · ٱلْخِنزِيرِ domuz · وَمَآ ve şeyler · أُهِلَّ boğazlanan · لِغَيْرِ başkası adına · ٱللَّهِ Allah'tan · بِهِۦ O'na · وَٱلْمُنْخَنِقَةُ ve boğulmuş · وَٱلْمَوْقُوذَةُ ve vurulmuş · وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ ve yukarıdan düşmüş · وَٱلنَّطِيحَةُ ve boynuzlanmış · وَمَآ ve şeyler (havyanlar) · أَكَلَ yediği · ٱلسَّبُعُ canavarın · إِلَّا hariç · مَا sizin kestikleriniz · ذَكَّيْتُمْ · وَمَا ve şeyler · ذُبِحَ boğazlanan · عَلَى üzerine · ٱلنُّصُبِ dikili taşlar · وَأَن ve kısmet (şans) aramanız · تَسْتَقْسِمُوا۟ · بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ fal oklariyle · ذَٰلِكُمْ bunlar · فِسْقٌ ۗ fısktır · ٱلْيَوْمَ bugün artık · يَئِسَ umudu kesmişlerdir · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · مِن sizin dininizden · دِينِكُمْ · فَلَا onlardan korkmayın · تَخْشَوْهُمْ · وَٱخْشَوْنِ ۚ benden korkun · ٱلْيَوْمَ bugün · أَكْمَلْتُ olgunlaştırdım · لَكُمْ sizin için · دِينَكُمْ dininizi · وَأَتْمَمْتُ ve tamamladım · عَلَيْكُمْ size · نِعْمَتِى ni'metimi · وَرَضِيتُ ve razı oldum · لَكُمُ sizin için · ٱلْإِسْلَـٰمَ İslam'a · دِينًۭا ۚ din olarak · فَمَنِ kim · ٱضْطُرَّ daralırsa · فِى açlıktan · مَخْمَصَةٍ · غَيْرَ istekle yönelmeden · مُتَجَانِفٍۢ · لِّإِثْمٍۢ ۙ günaha · فَإِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

يَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمۡۖ قُلۡ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَمَا عَلَّمۡتُم مِّنَ ٱلۡجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُۖ فَكُلُواْ مِمَّآ أَمۡسَكۡنَ عَلَيۡكُمۡ وَٱذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهِۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ﴿4﴾

yes'elûneke mâẕâ üḥille lehüm. ḳul üḥille lekümu-ṭṭayyibâtü vemâ `allemtüm mine-lcevâriḥi mükellibîne tü`allimûnehünne mimmâ `allemekümü-llâh. fekülû mimmâ emsekne `aleyküm veẕkürü-sme-llâhi `aleyh. vetteḳu-llâh. inne-llâhe serî`u-lḥisâb.

4. Sana, kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “İyi ve temiz olanlar size helâl kılınmıştır.” Yırtıcı hayvanlardan olup Allah’ın size öğrettiği ile eğiterek avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin; (hayvanı ava salarken besmele çekerek) üzerine Allah’ın adını da anın. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah’ın hesabı pek çabuktur.

Kelime meali

يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyarlar · مَاذَآ neyin · أُحِلَّ helal kılındığını · لَهُمْ ۖ kendilerine · قُلْ de ki · أُحِلَّ helal kılındı · لَكُمُ size · ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ iyi ve temiz şeyler · وَمَا yetiştirdiğiniz · عَلَّمْتُم · مِّنَ hayvanların · ٱلْجَوَارِحِ · مُكَلِّبِينَ avcı · تُعَلِّمُونَهُنَّ öğreterek · مِمَّا size öğrettiğinden · عَلَّمَكُمُ · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · فَكُلُوا۟ yeyin · مِمَّآ şeylerden · أَمْسَكْنَ tuttukları · عَلَيْكُمْ sizin için · وَٱذْكُرُوا۟ ve anın · ٱسْمَ adını · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْهِ ۖ üzerine · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَرِيعُ çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ hesabı

ٱلۡيَوۡمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ حِلࣱّ لَّكُمۡ وَطَعَامُكُمۡ حِلࣱّ لَّهُمۡۖ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ إِذَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِيٓ أَخۡدَانࣲۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ﴿5﴾

elyevme üḥille lekümu-ṭṭayyibât. veṭa`âmü-lleẕîne ûtü-lkitâbe ḥillül leküm. veṭa`âmüküm ḥillül lehüm. velmuḥṣanâtü mine-lmü'minâti velmuḥṣanâtü mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm iẕâ âteytümûhünne ücûrahünne muḥṣinîne gayra müsâfiḥîne velâ mütteḫiẕî aḫdân. vemey yekfür bil'îmâni feḳad ḥabiṭa `amelüh. vehüve fi-l'âḫirati mine-lḫâsirîn.

5. Bugün size iyi ve temiz nimetler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Gayri meşrû ilişkide bulunmak veya gizli dost tutmak şeklinde değil de meşrû bir nikâhla evlenmek şartıyla mümin kadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar -mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı reddederse ameli kesinlikle boşa gider. O, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır.

Kelime meali

ٱلْيَوْمَ bugün · أُحِلَّ helal kılındı · لَكُمُ size · ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ iyi ve temiz şeyler · وَطَعَامُ ve yemeği · ٱلَّذِينَ kendilerine · أُوتُوا۟ verilenlerin · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · حِلٌّۭ helal · لَّكُمْ size · وَطَعَامُكُمْ sizin yemeğiniz de · حِلٌّۭ helaldir · لَّهُمْ ۖ onlara · وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar · مِنَ inanan kadınlardan · ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ · وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar · مِنَ kendilerine · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilenlerden · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · مِن sizden önce · قَبْلِكُمْ · إِذَآ zaman · ءَاتَيْتُمُوهُنَّ verdiğiniz · أُجُورَهُنَّ mehirlerini · مُحْصِنِينَ iffetli kişiler olarak · غَيْرَ zinadan kaçınan · مُسَـٰفِحِينَ · وَلَا ve tutmayan · مُتَّخِذِىٓ · أَخْدَانٍۢ ۗ gizli dost · وَمَن ve kim · يَكْفُرْ inkar ederse · بِٱلْإِيمَـٰنِ imânı · فَقَدْ muhakkak · حَبِطَ boşa çıkmıştır · عَمَلُهُۥ onun ameli · وَهُوَ ve o · فِى ahirette · ٱلْـَٔاخِرَةِ · مِنَ kaybedenlerdendir · ٱلْخَـٰسِرِينَ

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قُمۡتُمۡ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغۡسِلُواْ وُجُوهَكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ إِلَى ٱلۡمَرَافِقِ وَٱمۡسَحُواْ بِرُءُوسِكُمۡ وَأَرۡجُلَكُمۡ إِلَى ٱلۡكَعۡبَيۡنِۚ وَإِن كُنتُمۡ جُنُبࣰ ا فَٱطَّهَّرُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدࣱ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءࣰ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدࣰ ا طَيِّبࣰ ا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُم مِّنۡهُۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجۡعَلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ حَرَجࣲ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمۡ وَلِيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿6﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ ḳumtüm ile-ṣṣalâti fagsilû vucûheküm veeydiyeküm ile-lmerâfiḳi vemseḥû biruûsiküm veercüleküm ile-lka`beyn. vein küntüm cünüben feṭṭahherû. vein küntüm merḍâ ev `alâ seferin ev câe eḥadüm minküm mine-lgâiṭi ev lemestümü-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû ṣa`îden ṭayyiben femseḥû bivucûhiküm veeydîküm minh. mâ yürîdü-llâhü liyec`ale `aleyküm min ḥaraciv velâkiy yürîdü liyüṭahhiraküm veliyütimme ni`metehû `aleyküm le`alleküm teşkürûn.

6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin, ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar (yıkayın). Eğer cünüp olursanız temizlenin. Şayet hasta veya yolculuk halinde bulunursanız veya içinizden biri ayak yolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin), yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · قُمْتُمْ dur(mak iste)diğiniz · إِلَى namaza · ٱلصَّلَوٰةِ · فَٱغْسِلُوا۟ yıkayın · وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi · وَأَيْدِيَكُمْ ve ellerinizi · إِلَى kadar · ٱلْمَرَافِقِ dirseklere · وَٱمْسَحُوا۟ ve meshedin · بِرُءُوسِكُمْ başlarınızı · وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı · إِلَى kadar · ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ topuklara · وَإِن ve eğer · كُنتُمْ iseniz · جُنُبًۭا cünüp · فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ tam temizlenin · وَإِن eğer · كُنتُم iseniz · مَّرْضَىٰٓ hasta · أَوْ yahut · عَلَىٰ üzerinde · سَفَرٍ seyahat · أَوْ yahut · جَآءَ gelmişse · أَحَدٌۭ biriniz · مِّنكُم sizden · مِّنَ tuvaletten · ٱلْغَآئِطِ · أَوْ ya da · لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsa · ٱلنِّسَآءَ kadınlara · فَلَمْ ve · تَجِدُوا۟ bulamamışsanız · مَآءًۭ su · فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin · صَعِيدًۭا toprağa · طَيِّبًۭا temiz · فَٱمْسَحُوا۟ ve sürün · بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize · وَأَيْدِيكُم ve ellerinize · مِّنْهُ ۚ ondan · مَا istemiyor · يُرِيدُ · ٱللَّهُ Allah · لِيَجْعَلَ çıkarmak · عَلَيْكُم size · مِّنْ hiçbir · حَرَجٍۢ güçlük · وَلَـٰكِن fakat · يُرِيدُ istiyor · لِيُطَهِّرَكُمْ sizi temizlemek · وَلِيُتِمَّ ve tamamlamak · نِعْمَتَهُۥ ni'metini · عَلَيْكُمْ size olan · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz

وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِي وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذۡ قُلۡتُمۡ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿7﴾

veẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm vemîŝâḳahü-lleẕî vâŝeḳaküm bihî iẕ ḳultüm semi`nâ veeṭa`nâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

7. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, sizden aldığı sağlam ahdini hatırlayın; o zaman, “İşittik ve itaat ettik” demiştiniz. Allah’tan korkun; şüphesiz Allah kalplerin içindekini bilmektedir.

Kelime meali

وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın · نِعْمَةَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size olan · وَمِيثَـٰقَهُ ve sözünü · ٱلَّذِى öyle ki · وَاثَقَكُم verdiniz · بِهِۦٓ O'na · إِذْ hani · قُلْتُمْ demiştiniz · سَمِعْنَا işittik · وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَلَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعۡدِلُواْۚ ٱعۡدِلُواْ هُوَ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿8﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû ḳavvâmîne lillâhi şühedâe bilḳisṭ. velâ yecrimenneküm şeneânü ḳavmin `alâ ellâ ta`dilû. i`dilû. hüve aḳrabü littaḳvâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.

8. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · كُونُوا۟ olun · قَوَّٰمِينَ (hakkı) ayakta tutan · لِلَّهِ Allah için · شُهَدَآءَ şahidlik edenler · بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle · وَلَا sizi saptırmasın · يَجْرِمَنَّكُمْ · شَنَـَٔانُ duyduğunuz kin · قَوْمٍ bir topluluğa · عَلَىٰٓ karşı · أَلَّا adaletten · تَعْدِلُوا۟ ۚ · ٱعْدِلُوا۟ adil davranın · هُوَ bu · أَقْرَبُ daha yakındır · لِلتَّقْوَىٰ ۖ takvaya · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · خَبِيرٌۢ haber almaktadır · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız

وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرٌ عَظِيمࣱ‏ ﴿9﴾

ve`ade-llâhü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm magfiratüv veecrun `ażîm.

9. Allah, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara söz vermiştir; onlar için bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır.

Kelime meali

وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ iyi işler · لَهُم onlarındır · مَّغْفِرَةٌۭ bağışlama · وَأَجْرٌ ve mükafat · عَظِيمٌۭ büyük

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ﴿10﴾

velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

10. İnkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar cehennemliklerdir.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar ise · بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · أَصْحَـٰبُ halkıdır · ٱلْجَحِيمِ cehennemin

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ هَمَّ قَوۡمٌ أَن يَبۡسُطُوٓاْ إِلَيۡكُمۡ أَيۡدِيَهُمۡ فَكَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿11﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ hemme ḳavmün ey yebsüṭû ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm `anküm. vetteḳu-llâh. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

11. Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir kavim size el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun! Müminler yalnız Allah’a dayansınlar.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın · نِعْمَتَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size olan · إِذْ hani · هَمَّ yeltenmişti · قَوْمٌ bir topluluk · أَن uzatmağa (saldırmaya) · يَبْسُطُوٓا۟ · إِلَيْكُمْ size · أَيْدِيَهُمْ ellerini · فَكَفَّ (Allah) çekmişti · أَيْدِيَهُمْ onların ellerini · عَنكُمْ ۖ sizden · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ ۚ Alah'tan · وَعَلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler

۞وَلَقَدۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَبَعَثۡنَا مِنۡهُمُ ٱثۡنَيۡ عَشَرَ نَقِيبࣰ اۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّي مَعَكُمۡۖ لَئِنۡ أَقَمۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيۡتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرۡتُمُوهُمۡ وَأَقۡرَضۡتُمُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ ا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَلَأُدۡخِلَنَّكُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ فَمَن كَفَرَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ مِنكُمۡ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ﴿12﴾

veleḳad eḫaẕe-llâhü mîŝâḳa benî isrâîl. vebe`aŝnâ minhümü-ŝney `aşera neḳîbâ. veḳâle-llâhü innî me`aküm. lein eḳamtümu-ṣṣalâte veâteytümü-zzekâte veâmentüm birusülî ve`azzertümûhüm veaḳraḍtümü-llâhe ḳarḍan ḥasenel leükeffiranne `anküm seyyiâtiküm veleüdḫilenneküm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâr. femen kefera ba`de ẕâlike minküm feḳad ḍalle sevâe-ssebîl.

12. Andolsun ki Allah İsrâiloğulları’ndan söz almıştı. Onlardan on iki de nakîb (temsilci) göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılarsanız, zekâtı verirseniz, peygamberlerime iman eder ve onları desteklerseniz, bir de Allah rızası için borç verirseniz andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra içinizden kim inkâr ederse kesinlikle doğru yoldan sapmış olur.”

Kelime meali

۞ وَلَقَدْ andolsun · أَخَذَ almıştı · ٱللَّهُ Allah · مِيثَـٰقَ söz · بَنِىٓ oğullarından · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · وَبَعَثْنَا ve göndermiştik · مِنْهُمُ içlerinden · ٱثْنَىْ iki (on iki) · عَشَرَ on (on iki) · نَقِيبًۭا ۖ başkan · وَقَالَ demişti ki · ٱللَّهُ Allah · إِنِّى şüphesiz ben · مَعَكُمْ ۖ sizinle beraberim · لَئِنْ eğer · أَقَمْتُمُ kılarsanız · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتَيْتُمُ ve verirseniz · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَءَامَنتُم ve inanırsanız · بِرُسُلِى elçilerime · وَعَزَّرْتُمُوهُمْ ve onlara yardım ederseniz · وَأَقْرَضْتُمُ ve borç verirseniz · ٱللَّهَ Allah'a · قَرْضًا bir borç · حَسَنًۭا güzel · لَّأُكَفِّرَنَّ elbette örterim · عَنكُمْ sizin · سَيِّـَٔاتِكُمْ günahlarınızı · وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ ve sizi sokarım · جَنَّـٰتٍۢ cennetlere · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar · فَمَن kim · كَفَرَ inkar ederse · بَعْدَ sonra · ذَٰلِكَ bundan · مِنكُمْ sizden · فَقَدْ muhakkak · ضَلَّ sapmış olur · سَوَآءَ düz · ٱلسَّبِيلِ yoldan

فَبِمَا نَقۡضِهِم مِّيثَٰقَهُمۡ لَعَنَّٰهُمۡ وَجَعَلۡنَا قُلُوبَهُمۡ قَٰسِيَةࣰۖ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَنَسُواْ حَظࣰّ ا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةࣲ مِّنۡهُمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ ا مِّنۡهُمۡۖ فَٱعۡفُ عَنۡهُمۡ وَٱصۡفَحۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿13﴾

febimâ naḳḍihim mîŝâḳahüm le`annâhüm vece`alnâ ḳulûbehüm ḳâsiyeh. yüḥarrifûne-lkelime `am mevâḍi`ihî venesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. velâ tezâlü teṭṭali`u `alâ ḫâinetim minhüm illâ ḳalîlem minhüm fa`fü `anhüm vaṣfaḥ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḥsinîn.

13. Ahidlerini bozdukları için onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar. Kendilerine bildirilenlerden (Tevrat) önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç olmak üzere onlardan daima bir hainlik görürsün. Sen yine de onları affet, hoş gör. Çünkü Allah iyilik edenleri sever.

Kelime meali

فَبِمَا sebebiyle · نَقْضِهِم bozmaları · مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini · لَعَنَّـٰهُمْ onları la'netledik · وَجَعَلْنَا ve yaptık · قُلُوبَهُمْ kalblerini · قَـٰسِيَةًۭ ۖ kaskatı · يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar · ٱلْكَلِمَ kelimeleri · عَن yerlerinden · مَّوَاضِعِهِۦ ۙ · وَنَسُوا۟ ve unuttular · حَظًّۭا pay almayı · مِّمَّا şeyden · ذُكِّرُوا۟ öğütlenen · بِهِۦ ۚ kendilerine · وَلَا asla · تَزَالُ daima · تَطَّلِعُ muttali olursun · عَلَىٰ üzerinde (olduklarına) · خَآئِنَةٍۢ hainlik · مِّنْهُمْ onlardan · إِلَّا hariç · قَلِيلًۭا pek azı · مِّنْهُمْ ۖ içlerinden · فَٱعْفُ yine de affet · عَنْهُمْ onları · وَٱصْفَحْ ۚ ve aldırma · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları

وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَهُمۡ فَنَسُواْ حَظࣰّ ا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦ فَأَغۡرَيۡنَا بَيۡنَهُمُ ٱلۡعَدَاوَةَ وَٱلۡبَغۡضَآءَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَسَوۡفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُواْ يَصۡنَعُونَ ﴿14﴾

vemine-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ eḫaẕnâ mîŝâḳahüm fenesû ḥażżam mimmâ ẕükkirû bih. feagraynâ beynehümü-l`adâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. vesevfe yünebbiühümü-llâhü bimâ kânû yaṣne`ûn.

14. “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam ahidlerini almıştık, ama onlar da kendilerine bildirilenlerden (İncil) önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan düşmanlığı ve kini soktuk. Allah onlara yapıp ettiklerini ileride haber verecektir.

Kelime meali

وَمِنَ ve · ٱلَّذِينَ kimselerin · قَالُوٓا۟ diyen(lerin) · إِنَّا biz · نَصَـٰرَىٰٓ hıristiyanız · أَخَذْنَا almıştık · مِيثَـٰقَهُمْ sözünü · فَنَسُوا۟ ama unuttular · حَظًّۭا pay almayı · مِّمَّا şeyden · ذُكِّرُوا۟ öğütlenen · بِهِۦ kendilerine · فَأَغْرَيْنَا bu yüzden saldık · بَيْنَهُمُ aralarına · ٱلْعَدَاوَةَ düşmanlık · وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · وَسَوْفَ ve yakında · يُنَبِّئُهُمُ onlara haber verecektir · ٱللَّهُ Allah · بِمَا şeyleri · كَانُوا۟ oldukları · يَصْنَعُونَ yapmakta

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ قَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ كَثِيرࣰ ا مِّمَّا كُنتُمۡ تُخۡفُونَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَعۡفُواْ عَن كَثِيرࣲۚ قَدۡ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورࣱ وَكِتَٰبࣱ مُّبِينࣱ‏ ﴿15﴾

yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm keŝîram mimmâ küntüm tuḫfûne mine-lkitâbi veya`fû `an keŝîr. ḳad câeküm mine-llâhi nûruv vekitâbüm mübîn.

15. Ey Ehl-i kitap! Resulümüz kitapta bulunup da gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıklamak üzere geldi; birçoğunu da açığa vurmuyor. Şüphe yok ki size Allah’tan bir ışık, apaçık bir kitap geldi.

Kelime meali

يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · قَدْ muhakkak · جَآءَكُمْ size geldi · رَسُولُنَا elçimiz · يُبَيِّنُ açıklıyor · لَكُمْ size · كَثِيرًۭا çoğunu · مِّمَّا şeylerin · كُنتُمْ olduğunuz · تُخْفُونَ gizlemiş · مِنَ Kitaptan · ٱلْكِتَـٰبِ · وَيَعْفُوا۟ vaz geçiyor · عَن çoğundan · كَثِيرٍۢ ۚ · قَدْ gerçekten · جَآءَكُم size gelmiştir · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · نُورٌۭ bir nur · وَكِتَـٰبٌۭ ve bir Kitap · مُّبِينٌۭ açık

يَهۡدِي بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضۡوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِهِۦ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏ ﴿16﴾

yehdî bihi-llâhü meni-ttebe`a riḍvânehû sübüle-sselâmi veyuḫricühüm mine-żżulümâti ile-nnûri biiẕnihî veyehdîhim ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

16. Allah, kendisinin izniyle rızasını arayanları o kitapla kurtuluş yollarına erdirir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir yola iletir.

Kelime meali

يَهْدِى iletir · بِهِ onunla · ٱللَّهُ Allah · مَنِ kimseleri · ٱتَّبَعَ uyan · رِضْوَٰنَهُۥ rızasına · سُبُلَ yollarına · ٱلسَّلَـٰمِ esenlik · وَيُخْرِجُهُم ve onları çıkarır · مِّنَ karanlıklardan · ٱلظُّلُمَـٰتِ · إِلَى aydınlığa · ٱلنُّورِ · بِإِذْنِهِۦ kendi izniyle · وَيَهْدِيهِمْ ve iletir · إِلَىٰ bir yola · صِرَٰطٍۢ · مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru

لَّقَدۡ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ أَن يُهۡلِكَ ٱلۡمَسِيحَ ٱبۡنَ مَرۡيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ اۗ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿17﴾

leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. ḳul femey yemlikü mine-llâhi şey'en in erâde ey yühlike-lmesîḥa-bne meryeme veümmehû vemen fi-l'arḍi cemî`â. velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. yaḫlüḳu mâ yeşâ'. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

17. “Allah, Meryem oğlu Mesîh’in kendisidir” diyenler hiç şüphesiz hakikati inkâr etmiş olurlar. De ki: “Eğer Allah, Meryem oğlu Mesîh’i, annesini ve yeryüzünde bulunanların tamamını helâk etmek isterse, kim Allah’ın gücüne karşı durabilir!” Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.

Kelime meali

لَّقَدْ andolsun · كَفَرَ küfre gitmişlerdir · ٱلَّذِينَ kimseler · قَالُوٓا۟ diyen(ler) · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ o · ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ ۚ Meryem · قُلْ de ki · فَمَن öyle ise kim · يَمْلِكُ sahipse · مِنَ karşı · ٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًٔا bir şeye · إِنْ eğer · أَرَادَ isterse · أَن helak etmek · يُهْلِكَ · ٱلْمَسِيحَ Mesih'i · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · وَأُمَّهُۥ ve annesini · وَمَن ve kimseleri · فِى yeryüzündeki · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا ۗ hepsini · وَلِلَّهِ Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَٱلْأَرْضِ ve yerde · وَمَا ve bulunanların · بَيْنَهُمَا ۚ ikisinin arasında · يَخْلُقُ yaratır · مَا dilediğini · يَشَآءُ ۚ · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ he · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeyi · قَدِيرٌۭ yapabilendir

وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحۡنُ أَبۡنَٰٓؤُاْ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥۚ قُلۡ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُمۖ بَلۡ أَنتُم بَشَرࣱ مِّمَّنۡ خَلَقَۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿18﴾

veḳâleti-lyehûdü venneṣârâ naḥnü ebnâü-llâhi veeḥibbâüh. ḳul felime yü`aẕẕibüküm biẕünûbiküm. bel entüm beşerum mimmen ḫaleḳ. yagfiru limey yeşâü veyü`aẕẕibü mey yeşâ'. velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. veileyhi-lmeṣîr.

18. Yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse Allah günahlarınızdan dolayı sizi niçin cezalandırıyor? Doğrusu siz de O’nun yarattığı sıradan insanlarsınız. O, dilediğini bağışlar, dilediğini de cezalandırır. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah’a aittir. Dönüş de yalnız O’nadır.”

Kelime meali

وَقَالَتِ ve dediler · ٱلْيَهُودُ Yahudiler · وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar · نَحْنُ biz · أَبْنَـٰٓؤُا۟ oğullarıyız · ٱللَّهِ Allah'ın · وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ ve sevgilileriyiz · قُلْ de ki · فَلِمَ o halde niçin · يُعَذِّبُكُم size azabediyor · بِذُنُوبِكُم ۖ günahlarınızdan ötürü · بَلْ hayır · أَنتُم siz de · بَشَرٌۭ birer insansınız · مِّمَّنْ O'nun yaratıklarından · خَلَقَ ۚ · يَغْفِرُ bağışlar · لِمَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيُعَذِّبُ ve azabeder · مَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَلِلَّهِ Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَمَا bulunan herşeyin · بَيْنَهُمَا ۖ ve ikisi arasında · وَإِلَيْهِ O'nadır · ٱلْمَصِيرُ dönüş de

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ قَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ عَلَىٰ فَتۡرَةࣲ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرࣲ وَلَا نَذِيرࣲۖ فَقَدۡ جَآءَكُم بَشِيرࣱ وَنَذِيرࣱۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿19﴾

yâ ehle-lkitâbi ḳad câeküm rasûlünâ yübeyyinü leküm `alâ fetratim mine-rrusüli en teḳûlû mâ câenâ mim beşîriv velâ neẕîr. feḳad câeküm beşîruv veneẕîr. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

19. Ey Ehl-i kitap! “Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi” demeyesiniz diye peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde size gerçekleri açıklamak üzere elçimiz gelmişti. İşte size müjdeleyici de uyarıcı da geldi. Allah her şeye kādirdir.

Kelime meali

يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · قَدْ muhakkak · جَآءَكُمْ size geldi · رَسُولُنَا Elçimiz · يُبَيِّنُ gerçekleri açıklıyan · لَكُمْ size · عَلَىٰ arasının kesildiği sırada · فَتْرَةٍۢ · مِّنَ elçilerin · ٱلرُّسُلِ · أَن demeyesiniz · تَقُولُوا۟ · مَا bize gelmedi · جَآءَنَا · مِنۢ bir müjdeleyici · بَشِيرٍۢ · وَلَا ve ne de · نَذِيرٍۢ ۖ bir uyarıcı · فَقَدْ işte · جَآءَكُم size geldi · بَشِيرٌۭ müjdeleyici · وَنَذِيرٌۭ ۗ ve uyarıcı · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeye · قَدِيرٌۭ kadirdir

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَعَلَ فِيكُمۡ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكࣰ ا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمۡ يُؤۡتِ أَحَدࣰ ا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿20﴾

veiẕ ḳâle mûsâ liḳavmihî yâ ḳavmi-ẕkürû ni`mete-llâhi `aleyküm iẕ ce`ale fîküm embiyâe vece`aleküm mülûkâ. veâtâküm mâ lem yü'ti eḥadem mine-l`âlemîn.

20. Bir zamanlar Mûsâ kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimeti hatırlayın. Zira O, içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar yaptı ve âlemlerde hiç kimseye vermediğini size verdi.

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · قَالَ demişti · مُوسَىٰ Musa · لِقَوْمِهِۦ kavmine · يَـٰقَوْمِ Ey kavmim · ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın · نِعْمَةَ ni'metini · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size olan · إِذْ zira (O) · جَعَلَ var etti · فِيكُمْ aranızda · أَنۢبِيَآءَ peygamberler · وَجَعَلَكُم ve sizi yaptı · مُّلُوكًۭا krallar · وَءَاتَىٰكُم ve size verdi · مَّا şeyleri · لَمْ vermediği · يُؤْتِ · أَحَدًۭا hiç kimseye · مِّنَ dünyalarda · ٱلْعَـٰلَمِينَ

يَٰقَوۡمِ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡأَرۡضَ ٱلۡمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِي كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمۡ وَلَا تَرۡتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدۡبَارِكُمۡ فَتَنقَلِبُواْ خَٰسِرِينَ ﴿21﴾

yâ ḳavmi-dḫulü-l'arḍa-lmüḳaddesete-lletî ketebe-llâhü leküm velâ terteddû `alâ edbâriküm fetenḳalibû ḫâsirîn.

21. Ey kavmim! Allah’ın sizin için (vatan olarak) yazdığı kutsal topraklara girin, sakın geri dönmeyin, sonra kaybedenler siz olursunuz.”

Kelime meali

يَـٰقَوْمِ Ey kavmim · ٱدْخُلُوا۟ girin · ٱلْأَرْضَ toprağa · ٱلْمُقَدَّسَةَ Kutsal · ٱلَّتِى ki · كَتَبَ yaz(ıp nasibet)diği · ٱللَّهُ Allah'ın · لَكُمْ size · وَلَا dönmeyin · تَرْتَدُّوا۟ · عَلَىٰٓ arkanıza · أَدْبَارِكُمْ · فَتَنقَلِبُوا۟ yoksa dönersiniz · خَـٰسِرِينَ kaybedenlere

قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوۡمࣰ ا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدۡخُلَهَا حَتَّىٰ يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا فَإِن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ ﴿22﴾

ḳâlû yâ mûsâ inne fîhâ ḳavmen cebbârîn. veinnâ len nedḫulehâ ḥattâ yaḫrucû minhâ. feiy yaḫrucû minhâ feinnâ dâḫilûn.

22. Dediler ki: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir topluluk var, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Ama oradan çıkarlarsa biz hemen gireriz.”

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler ki · يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa · إِنَّ şüphesiz · فِيهَا orada vardır · قَوْمًۭا bir millet · جَبَّارِينَ zorba · وَإِنَّا ve şüphesiz biz · لَن oraya girmeyiz · نَّدْخُلَهَا · حَتَّىٰ kadar · يَخْرُجُوا۟ onlar çıkıncaya · مِنْهَا oradan · فَإِن eğer · يَخْرُجُوا۟ çıkarlarsa · مِنْهَا oradan · فَإِنَّا o zaman biz · دَٰخِلُونَ gireriz

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمَا ٱدۡخُلُواْ عَلَيۡهِمُ ٱلۡبَابَ فَإِذَا دَخَلۡتُمُوهُ فَإِنَّكُمۡ غَٰلِبُونَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿23﴾

ḳâle racülâni mine-lleẕîne yeḫâfûne en`ame-llâhü `aleyhime-dḫulû `aleyhimü-lbâb. feiẕâ deḫaltümûhü feinneküm gâlibûne ve`ale-llâhi fetevekkelû in küntüm mü'minîn.

23. Korkanlar arasından Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki (yiğit) adam şöyle dedi: “Kapıdan üzerlerine hücum edin; oraya girdiğiniz an artık kesinlikle siz galipsiniz. Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.”

Kelime meali

قَالَ dedi ki · رَجُلَانِ iki adam · مِنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · يَخَافُونَ korkanlar(dan) · أَنْعَمَ ni'met verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِمَا kendilerine · ٱدْخُلُوا۟ girin · عَلَيْهِمُ onların üzerine · ٱلْبَابَ kapıdan · فَإِذَا eğer · دَخَلْتُمُوهُ girerseniz · فَإِنَّكُمْ muhakkak ki siz · غَـٰلِبُونَ ۚ galib gelirsiniz · وَعَلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · فَتَوَكَّلُوٓا۟ dayanın · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanıyor

قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدۡخُلَهَآ أَبَدࣰ ا مَّا دَامُواْ فِيهَا فَٱذۡهَبۡ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَٰتِلَآ إِنَّا هَٰهُنَا قَٰعِدُونَ ﴿24﴾

ḳâlû yâ mûsâ innâ len nedḫulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ feẕheb ente verabbüke feḳâtilâ innâ hâhünâ ḳâ`idûn.

24. İsrâiloğulları, “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” dediler.

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler ki · يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa · إِنَّا şüphesiz biz · لَن oraya girmeyiz · نَّدْخُلَهَآ · أَبَدًۭا asla · مَّا onlar olduğu sürece · دَامُوا۟ · فِيهَا ۖ orada · فَٱذْهَبْ gidin · أَنتَ sen · وَرَبُّكَ ve Rabbin · فَقَـٰتِلَآ savaşın · إِنَّا şüphesiz biz · هَـٰهُنَا burada · قَـٰعِدُونَ oturuyoruz

قَالَ رَبِّ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ إِلَّا نَفۡسِي وَأَخِيۖ فَٱفۡرُقۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿25﴾

ḳâle rabbi innî lâ emlikü illâ nefsî veeḫî fefruḳ beynenâ vebeyne-lḳavmi-lfâsiḳîn.

25. Mûsâ, “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet” dedi.

Kelime meali

قَالَ dedi · رَبِّ Ya Rabbi · إِنِّى elbette ben · لَآ malik değilim · أَمْلِكُ · إِلَّا başkasına · نَفْسِى kendimden · وَأَخِى ۖ ve kardeşimden · فَٱفْرُقْ ayır · بَيْنَنَا aramızı · وَبَيْنَ ve arasını · ٱلْقَوْمِ toplumun · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış

قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيۡهِمۡۛ أَرۡبَعِينَ سَنَةࣰۛ يَتِيهُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَلَا تَأۡسَ عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿26﴾

ḳâle feinnehâ müḥarrametün `aleyhim erbe`îne seneh. yetîhûne fi-l'arḍi felâ te'se `ale-lḳavmi-lfâsiḳîn.

26. Allah buyurdu ki: “Öyleyse onlar yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşmak üzere oradan (kutsal topraklar) kırk yıl mahrum bırakılmışlardır. Artık sen yoldan çıkmış toplum için üzülme!”

Kelime meali

قَالَ (Allah) buyurdu ki · فَإِنَّهَا şüphesiz orası · مُحَرَّمَةٌ yasaklandı · عَلَيْهِمْ ۛ onlara · أَرْبَعِينَ kırk · سَنَةًۭ ۛ yıl · يَتِيهُونَ şaşkın şaşkın dolaşacaklar · فِى o yerde · ٱلْأَرْضِ ۚ · فَلَا sen üzülme · تَأْسَ · عَلَى üzerine · ٱلْقَوْمِ toplum · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış

۞وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ ٱبۡنَيۡ ءَادَمَ بِٱلۡحَقِّ إِذۡ قَرَّبَا قُرۡبَانࣰ ا فَتُقُبِّلَ مِنۡ أَحَدِهِمَا وَلَمۡ يُتَقَبَّلۡ مِنَ ٱلۡأٓخَرِ قَالَ لَأَقۡتُلَنَّكَۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿27﴾

vetlü `aleyhim nebee-bney âdeme bilḥaḳḳ. iẕ ḳarrabâ ḳurbânen fetüḳubbile min eḥadihimâ velem yüteḳabbel mine-l'âḫar. ḳâle leaḳtülennek. ḳâle innemâ yeteḳabbelü-llâhü mine-lmütteḳîn.

27. Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, “Andolsun seni öldüreceğim!” dedi. O da dedi ki: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.

Kelime meali

۞ وَٱتْلُ oku · عَلَيْهِمْ onlara · نَبَأَ haberini · ٱبْنَىْ iki oğlunun · ءَادَمَ Adem · بِٱلْحَقِّ gerçek olarak · إِذْ hani · قَرَّبَا sunmuşlardı · قُرْبَانًۭا birer kurban · فَتُقُبِّلَ kabul edilmiş · مِنْ birinden · أَحَدِهِمَا · وَلَمْ kabul edilmemişti · يُتَقَبَّلْ · مِنَ ötekinden · ٱلْـَٔاخَرِ · قَالَ demişti · لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ seni öldüreceğim · قَالَ dedi · إِنَّمَا sadece · يَتَقَبَّلُ kabul eder · ٱللَّهُ Allah · مِنَ korunanlardan · ٱلْمُتَّقِينَ

لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقۡتُلَنِي مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطࣲ يَدِيَ إِلَيۡكَ لِأَقۡتُلَكَۖ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿28﴾

leim besaṭte ileyye yedeke litaḳtülenî mâ ene bibâsiṭiy yediye ileyke liaḳtülek. innî eḫâfü-llâhe rabbe-l`âlemîn.

28. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.

Kelime meali

لَئِنۢ andolsun eğer · بَسَطتَ sen uzatırsan · إِلَىَّ bana · يَدَكَ elini · لِتَقْتُلَنِى beni öldürmek için · مَآ ben · أَنَا۠ · بِبَاسِطٍۢ uzatmam · يَدِىَ elimi · إِلَيْكَ sana · لِأَقْتُلَكَ ۖ seni öldürmek için · إِنِّىٓ çünkü ben · أَخَافُ korkarım · ٱللَّهَ Allah'tan · رَبَّ Rabbi · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin

إِنِّيٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثۡمِي وَإِثۡمِكَ فَتَكُونَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلنَّارِۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُاْ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿29﴾

innî ürîdü en tebûe biiŝmî veiŝmike fetekûne min aṣḥâbi-nnâr. veẕâlike cezâu-żżâlimîn.

29. Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.”

Kelime meali

إِنِّىٓ ben · أُرِيدُ isterim ki · أَن sen yüklenip · تَبُوٓأَ · بِإِثْمِى benim günahımı · وَإِثْمِكَ ve kendi günahını · فَتَكُونَ olasın · مِنْ halkından · أَصْحَـٰبِ · ٱلنَّارِ ۚ ateş · وَذَٰلِكَ ve budur · جَزَٰٓؤُا۟ cezası · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin

فَطَوَّعَتۡ لَهُۥ نَفۡسُهُۥ قَتۡلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ﴿30﴾

feṭavve`at lehû nefsühû ḳatle eḫîhi feḳatelehû feaṣbeḥa mine-lḫâsirîn.

30. Sonunda içindeki duygular onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.

Kelime meali

فَطَوَّعَتْ çağırdı · لَهُۥ onu · نَفْسُهُۥ nefsi · قَتْلَ öldürmeye · أَخِيهِ kardeşini · فَقَتَلَهُۥ ve onu öldürdü · فَأَصْبَحَ böylece oldu · مِنَ ziyana uğrayanlardan · ٱلْخَـٰسِرِينَ

فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابࣰ ا يَبۡحَثُ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُرِيَهُۥ كَيۡفَ يُوَٰرِي سَوۡءَةَ أَخِيهِۚ قَالَ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ أَعَجَزۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِثۡلَ هَٰذَا ٱلۡغُرَابِ فَأُوَٰرِيَ سَوۡءَةَ أَخِيۖ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ ﴿31﴾

febe`aŝe-llâhü gurâbey yebḥaŝü fi-l'arḍi liyüriyehû keyfe yüvârî sev'ete eḫîh. ḳâle yâ veyletâ e`aceztü en ekûne miŝle hâẕe-lgurâbi feüvâriye sev'ete eḫî. feaṣbeḥa mine-nnâdimîn.

31. Ardından Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim?” dedi, ettiğine de pişman oldu.

Kelime meali

فَبَعَثَ derken gönderdi · ٱللَّهُ Allah · غُرَابًۭا bir karga · يَبْحَثُ eşeleyen · فِى yeri · ٱلْأَرْضِ · لِيُرِيَهُۥ ona göstermek için · كَيْفَ nasıl · يُوَٰرِى gömeceğini · سَوْءَةَ cesedini · أَخِيهِ ۚ kardeşinin · قَالَ dedi · يَـٰوَيْلَتَىٰٓ ey! yazık bana · أَعَجَزْتُ aciz miyim · أَنْ ben olmaya · أَكُونَ · مِثْلَ gibi · هَـٰذَا şu · ٱلْغُرَابِ karga · فَأُوَٰرِىَ gömmekten · سَوْءَةَ cesedini · أَخِى ۖ kardeşimin · فَأَصْبَحَ ve oldu · مِنَ pişman olanlardan · ٱلنَّـٰدِمِينَ

مِنۡ أَجۡلِ ذَٰلِكَ كَتَبۡنَا عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفۡسَۢا بِغَيۡرِ نَفۡسٍ أَوۡ فَسَادࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعࣰ ا وَمَنۡ أَحۡيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحۡيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعࣰ اۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُنَا بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُم بَعۡدَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡأَرۡضِ لَمُسۡرِفُونَ ﴿32﴾

min ecli ẕâlik. ketebnâ `alâ benî isrâîle ennehû men ḳatele nefsem bigayri nefsin ev fesâdin fi-l'arḍi fekeennemâ ḳatele-nnâse cemî`â. vemen aḥyâhâ fekeennemâ aḥye-nnâse cemî`â. veleḳad câethüm rusülünâ bilbeyyinât. ŝümme inne keŝîram minhüm ba`de ẕâlike fi-l'arḍi lemüsrifûn.

32. İşte bundan dolayı İsrâiloğulları’na şöyle yazmıştık: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.

Kelime meali

مِنْ sebeple · أَجْلِ · ذَٰلِكَ işte bu · كَتَبْنَا yazdık · عَلَىٰ üzerine · بَنِىٓ oğullarına · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · أَنَّهُۥ şüphesiz · مَن kim · قَتَلَ öldürürse · نَفْسًۢا bir canı · بِغَيْرِ olmaksızın · نَفْسٍ bir cana karşılık · أَوْ ya da · فَسَادٍۢ bozgunculuğa karşı · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَكَأَنَّمَا sanki gibidir · قَتَلَ öldürmüş · ٱلنَّاسَ insanları · جَمِيعًۭا bütün · وَمَنْ ve kim de · أَحْيَاهَا onu yaşatırsa · فَكَأَنَّمَآ gibi olur · أَحْيَا yaşatmış · ٱلنَّاسَ insanları · جَمِيعًۭا ۚ bütün · وَلَقَدْ ve andolsun · جَآءَتْهُمْ onlara getirdiler · رُسُلُنَا elçilerimiz · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller · ثُمَّ ama · إِنَّ muhakkak · كَثِيرًۭا çoğu · مِّنْهُم onlardan · بَعْدَ sonra da · ذَٰلِكَ bundan · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · لَمُسْرِفُونَ israf etmektedirler

إِنَّمَا جَزَٰٓؤُاْ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسۡعَوۡنَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓاْ أَوۡ يُصَلَّبُوٓاْ أَوۡ تُقَطَّعَ أَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم مِّنۡ خِلَٰفٍ أَوۡ يُنفَوۡاْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِۚ ذَٰلِكَ لَهُمۡ خِزۡيࣱ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿33﴾

innemâ cezâü-lleẕîne yüḥâribûne-llâhe verasûlehû veyes`avne fi-l'arḍi fesâden ey yüḳattelû ev yüṣallebû ev tüḳaṭṭa`a eydîhim veercülühüm min ḫilâfin ev yünfev mine-l'arḍ. ẕâlike lehüm ḫizyün fi-ddünyâ velehüm fi-l'âḫirati `aẕâbün `ażîm.

33. Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.

Kelime meali

إِنَّمَا şüphesiz · جَزَٰٓؤُا۟ cezası · ٱلَّذِينَ kimselerin · يُحَارِبُونَ savaşanların; · ٱللَّهَ Allah · وَرَسُولَهُۥ ve elçisiyle · وَيَسْعَوْنَ ve çalışanların · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَسَادًا bozgunculuk yapmağa · أَن öldürülmeleri · يُقَتَّلُوٓا۟ · أَوْ veya · يُصَلَّبُوٓا۟ asılmaları · أَوْ yada · تُقَطَّعَ kesilmesi · أَيْدِيهِمْ ellerinin · وَأَرْجُلُهُم ve ayaklarının · مِّنْ çapraz · خِلَـٰفٍ · أَوْ veya · يُنفَوْا۟ sürülmeleridir · مِنَ bulundukları yerden · ٱلْأَرْضِ ۚ · ذَٰلِكَ bu · لَهُمْ onlar için · خِزْىٌۭ bir rezilliktir · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا ۖ · وَلَهُمْ onlara vardır · فِى Âhirette ise · ٱلْـَٔاخِرَةِ · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌ büyük

إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبۡلِ أَن تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهِمۡۖ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿34﴾

ille-lleẕîne tâbû min ḳabli en taḳdirû `aleyhim. fa`lemû enne-llâhe gafûrur raḥîm.

34. Ancak onları yenip ele geçirmenizden önce tövbe edenler müstesna! Biliniz ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Kelime meali

إِلَّا hariç · ٱلَّذِينَ kimseler · تَابُوا۟ tevbe eden(ler) · مِن önce · قَبْلِ · أَن ele geçirmenizden · تَقْدِرُوا۟ · عَلَيْهِمْ ۖ onları · فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱبۡتَغُوٓاْ إِلَيۡهِ ٱلۡوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُواْ فِي سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿35﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe vebtegû ileyhi-lvesîlete vecâhidû fî sebîlihî le`alleküm tüfliḥûn.

35. Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda çaba harcayın ki kurtuluşa eresiniz.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَٱبْتَغُوٓا۟ ve arayın · إِلَيْهِ O'na · ٱلْوَسِيلَةَ yol · وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin · فِى O'nun yolunda · سَبِيلِهِۦ · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ أَنَّ لَهُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفۡتَدُواْ بِهِۦ مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنۡهُمۡۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿36﴾

inne-lleẕîne keferû lev enne lehüm mâ fi-l'arḍi cemî`av vemiŝlehû me`ahû liyeftedû bihî min `aẕâbi yevmi-lḳiyâmeti mâ tüḳubbile minhüm. velehüm `aẕâbün elîm.

36. Kâfir olanlar var ya, yeryüzünde olan her şey, bunun yanında bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu kurtuluş fidyesi olarak verseler, onlardan asla kabul edilmez; onlar için elem verici bir azap vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَوْ eğer · أَنَّ şüphesiz · لَهُم kendilerinin olsa · مَّا olanların · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا hepsi · وَمِثْلَهُۥ ve onun bir katı daha · مَعَهُۥ onunla beraber · لِيَفْتَدُوا۟ fidye verseler · بِهِۦ onu · مِنْ azabına karşılık · عَذَابِ · يَوْمِ gününün · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · مَا kabul edilmez · تُقُبِّلَ · مِنْهُمْ ۖ kendilerinden · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

يُرِيدُونَ أَن يَخۡرُجُواْ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنۡهَاۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ مُّقِيمࣱ‏ ﴿37﴾

yürîdûne ey yaḫrucû mine-nnâri vemâ hüm biḫâricîne minhâ. velehüm `aẕâbüm müḳîm.

37. Onlar ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.

Kelime meali

يُرِيدُونَ isterler · أَن çıkmak · يَخْرُجُوا۟ · مِنَ ateşten · ٱلنَّارِ · وَمَا ve değillerdir · هُم onlar · بِخَـٰرِجِينَ çıkacak · مِنْهَا ۖ oradan · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّقِيمٌۭ sürekli

وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقۡطَعُوٓاْ أَيۡدِيَهُمَا جَزَآءَۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿38﴾

vessâriḳu vessâriḳatü faḳṭa`û eydiyehümâ cezâem bimâ kesebâ nekâlem mine-llâh. vellâhü `azîzün ḥakîm.

38. Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَٱلسَّارِقُ ve hırsızlık eden erkeğin · وَٱلسَّارِقَةُ ve hırsızlık eden kadının · فَٱقْطَعُوٓا۟ kesin · أَيْدِيَهُمَا ellerini · جَزَآءًۢ bir ceza olarak · بِمَا karşılık · كَسَبَا yaptıklarına · نَكَـٰلًۭا ibret verici · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ ۗ · وَٱللَّهُ ve Allah · عَزِيزٌ daima üstündür · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ﴿39﴾

femen tâbe mim ba`di żulmihî veaṣleḥa feinne-llâhe yetûbü `aleyh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

39. Kim bu haksız davranışından sonra tövbe eder ve halini düzeltirse bilsin ki Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Kelime meali

فَمَن kim · تَابَ tevbe eder · مِنۢ sonra · بَعْدِ · ظُلْمِهِۦ yaptığı haksızlıktan · وَأَصْلَحَ ve uslanırsa · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَتُوبُ tevbesini kabul eder · عَلَيْهِ ۗ onun · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayan · رَّحِيمٌ acıyandır

أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿40﴾

elem ta`lem enne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍi yü`aẕẕibü mey yeşâü veyagfiru limey yeşâ'. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

40. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.

Kelime meali

أَلَمْ bilmez misin ki · تَعْلَمْ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'a · لَهُۥ aittir · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · يُعَذِّبُ azabeder · مَن kimseye · يَشَآءُ dilediği · وَيَغْفِرُ ve bağışlar · لِمَن kimseyi · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحۡزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡكُفۡرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِأَفۡوَٰهِهِمۡ وَلَمۡ تُؤۡمِن قُلُوبُهُمۡۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْۛ سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوۡمٍ ءَاخَرِينَ لَمۡ يَأۡتُوكَۖ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ مِنۢ بَعۡدِ مَوَاضِعِهِۦۖ يَقُولُونَ إِنۡ أُوتِيتُمۡ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمۡ تُؤۡتَوۡهُ فَٱحۡذَرُواْۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتۡنَتَهُۥ فَلَن تَمۡلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔاۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمۡ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمۡۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱۖ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمࣱ‏ ﴿41﴾

yâ eyyühe-rrasûlü lâ yaḥzünke-lleẕîne yüsâri`ûne fi-lküfri mine-lleẕîne ḳâlû âmennâ biefvâhihim velem tü'min ḳulûbühüm. vemine-lleẕîne hâdû semmâ`ûne lilkeẕibi semmâ`ûne liḳavmin âḫarîne lem ye'tûk. yüḥarrifûne-lkelime mim ba`di mevâḍi`ih. yeḳûlûne in ûtîtüm hâẕâ feḫuẕûhü veil lem tü'tevhü faḥẕerû. vemey yüridi-llâhü fitnetehû felen temlike lehû mine-llâhi şey'â. ülâike-lleẕîne lem yüridi-llâhü ey yüṭahhira ḳulûbehüm. lehüm fi-ddünyâ ḫizyüv velehüm fi-l'âḫirati `aẕâbün `ażîm.

41. Ey peygamber! Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar hep yalana kulak verirler, sana gelmeyen başka bir kesimi dinler dururlar; kelimeleri konulduğu anlamlarından kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, eğer o verilmezse uzak durun” derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse elbette Allah’ın iradesine karşı senin elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar Allah’ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onların dünyadaki hakkı büyük bir rezilliktir. Âhirette de onlar için büyük bir azap vardır.

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلرَّسُولُ Elçi · لَا seni üzmesin · يَحْزُنكَ · ٱلَّذِينَ kimseler · يُسَـٰرِعُونَ yarış eden(ler) · فِى küfürde · ٱلْكُفْرِ · مِنَ onlar ki · ٱلَّذِينَ · قَالُوٓا۟ derler · ءَامَنَّا inandık · بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle · وَلَمْ inanmamış iken · تُؤْمِن · قُلُوبُهُمْ ۛ kalbleri · وَمِنَ ve arasında · ٱلَّذِينَ olanlar · هَادُوا۟ ۛ yahudi(ler) · سَمَّـٰعُونَ kulak verirler · لِلْكَذِبِ yalana · سَمَّـٰعُونَ kulak verirler · لِقَوْمٍ bir kavme · ءَاخَرِينَ başka · لَمْ sana gelmemiş olan · يَأْتُوكَ ۖ · يُحَرِّفُونَ onlar kaydırırlar · ٱلْكَلِمَ kelimeleri · مِنۢ bazısının · بَعْدِ · مَوَاضِعِهِۦ ۖ yerlerinden · يَقُولُونَ derler · إِنْ eğer · أُوتِيتُمْ size verilirse · هَـٰذَا bu · فَخُذُوهُ alın · وَإِن ve eğer · لَّمْ verilmezse · تُؤْتَوْهُ · فَٱحْذَرُوا۟ ۚ sakının · وَمَن ve birini · يُرِدِ isterse · ٱللَّهُ Allah · فِتْنَتَهُۥ şaşırtmak · فَلَن sen yapamazsın · تَمْلِكَ · لَهُۥ onun için · مِنَ karşı · ٱللَّهِ Allah'a · شَيْـًٔا ۚ hiçbir şey · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ o kimseler ki · لَمْ istememiştir · يُرِدِ · ٱللَّهُ Allah · أَن temizlemesini · يُطَهِّرَ · قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini · لَهُمْ onlar için vardır · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · خِزْىٌۭ ۖ rezillik · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · فِى ahirette de · ٱلْـَٔاخِرَةِ · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌۭ büyük

سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحۡتِۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُمۡ أَوۡ أَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡۖ وَإِن تُعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيۡـࣰٔ اۖ وَإِنۡ حَكَمۡتَ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ﴿42﴾

semmâ`ûne lilkeẕibi ekkâlûne lissuḥt. fein câûke faḥküm beynehüm ev a`riḍ `anhüm. vein tü`riḍ `anhüm feley yeḍurrûke şey'â. vein ḥakemte faḥküm beynehüm bilḳisṭ. inne-llâhe yüḥibbü-lmuḳsiṭîn.

42. Onlar, hep yalana kulak veren ve durmadan haram yiyen kimselerdir. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah âdil olanları sever.

Kelime meali

سَمَّـٰعُونَ kulak verirler · لِلْكَذِبِ yalana · أَكَّـٰلُونَ yerler · لِلسُّحْتِ ۚ haram · فَإِن eğer · جَآءُوكَ sana gelirlerse · فَٱحْكُم hüküm ver · بَيْنَهُمْ aralarında · أَوْ yada · أَعْرِضْ yüz çevir · عَنْهُمْ ۖ onlardan · وَإِن eğer · تُعْرِضْ yüz çevirirsen · عَنْهُمْ onlardan · فَلَن asla · يَضُرُّوكَ sana zarar veremezler · شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir · وَإِنْ ve eğer · حَكَمْتَ hüküm verirsen · فَٱحْكُم hüküm ver · بَيْنَهُم aralarında · بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları

وَكَيۡفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوۡرَىٰةُ فِيهَا حُكۡمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوۡنَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿43﴾

vekeyfe yüḥakkimûneke ve`indehümü-ttevrâtü fîhâ ḥukmü-llâhi ŝümme yetevellevne mim ba`di ẕâlik. vemâ ülâike bilmü'minîn.

43. İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde seni nasıl hakem tayin ediyorlar; bunun ardından da yüz çevirip gidiyorlar. Onlar asla inanmış değildirler.

Kelime meali

وَكَيْفَ ve nasıl · يُحَكِّمُونَكَ seni hakem yapıyorlar · وَعِندَهُمُ yanlarında dururken · ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat · فِيهَا içinde bulunan · حُكْمُ hükmü · ٱللَّهِ Allah'ın · ثُمَّ sonra · يَتَوَلَّوْنَ dönüyorlar · مِنۢ sonra da · بَعْدِ · ذَٰلِكَ ۚ ondan · وَمَآ değillerdir · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanıyor

إِنَّآ أَنزَلۡنَا ٱلتَّوۡرَىٰةَ فِيهَا هُدࣰ ى وَنُورࣱۚ يَحۡكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسۡلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ بِمَا ٱسۡتُحۡفِظُواْ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيۡهِ شُهَدَآءَۚ فَلَا تَخۡشَوُاْ ٱلنَّاسَ وَٱخۡشَوۡنِ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ اۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ ﴿44﴾

innâ enzelne-ttevrâte fîhâ hüdev venûr. yaḥkümü bihe-nnebiyyûne-lleẕîne eslemû lilleẕîne hâdû verrabbâniyyûne vel'aḥbâru bime-stuḥfiżû min kitâbi-llâhi vekânû `aleyhi şühedâ'. felâ taḫşevu-nnâse vaḫşevni velâ teşterû biâyâtî ŝemenen ḳalîlâ. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lkâfirûn.

44. Kendilerini Allah’a vermiş olan peygamberlerin ve -Allah’ın kitabını korumaları kendilerinden istendiği için- rablerine teslim olmuş zâhidlerin, bilginlerin yahudiler arasında kendisiyle hükmettikleri, içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı elbette biz indirdik. Hepsi onun (hak olduğunun) şahitleri idi. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun da âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

Kelime meali

إِنَّآ gerçekten · أَنزَلْنَا biz indirdik · ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı · فِيهَا onda vardır · هُدًۭى yol gösterme · وَنُورٌۭ ۚ ve nur · يَحْكُمُ hüküm verirlerdi · بِهَا onunla · ٱلنَّبِيُّونَ peygamberler · ٱلَّذِينَ öyle ki · أَسْلَمُوا۟ İslam olmuş · لِلَّذِينَ kimselere · هَادُوا۟ yahudi(lere) · وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ ve Rabbanilere · وَٱلْأَحْبَارُ ve alimlere · بِمَا dolayı · ٱسْتُحْفِظُوا۟ korumakla görevlendirildiklerinden · مِن Kitabını · كِتَـٰبِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَكَانُوا۟ idiler · عَلَيْهِ onun üzerine · شُهَدَآءَ ۚ şahitler · فَلَا korkmayın · تَخْشَوُا۟ · ٱلنَّاسَ insanlardan · وَٱخْشَوْنِ benden korkun · وَلَا ve satmayın · تَشْتَرُوا۟ · بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi · ثَمَنًۭا bir paraya · قَلِيلًۭا ۚ azıcık · وَمَن ve kim · لَّمْ hükmetmezse · يَحْكُم · بِمَآ ile · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir

وَكَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفۡسَ بِٱلنَّفۡسِ وَٱلۡعَيۡنَ بِٱلۡعَيۡنِ وَٱلۡأَنفَ بِٱلۡأَنفِ وَٱلۡأُذُنَ بِٱلۡأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلۡجُرُوحَ قِصَاصࣱۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةࣱ لَّهُۥۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿45﴾

veketebnâ `aleyhim fîhâ enne-nnefse binnefsi vel`ayne bil`ayni vel'enfe bil'enfi vel'üẕüne bil'üẕüni vessinne bissinni velcürûḥa ḳiṣâṣ. femen teṣaddeḳa bihî fehüve keffâratül leh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümu-żżâlimûn.

45. Tevrat’ta İsrâiloğulları’na, “Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralamalarda da kısas vardır. Kim kısası bağışlarsa bu kendisi için bir kefâret olur. Ve her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir” diye yazdık.

Kelime meali

وَكَتَبْنَا ve yazdık · عَلَيْهِمْ onlara · فِيهَآ onda · أَنَّ mukakkak · ٱلنَّفْسَ cana · بِٱلنَّفْسِ can · وَٱلْعَيْنَ ve göze · بِٱلْعَيْنِ göz · وَٱلْأَنفَ ve buruna · بِٱلْأَنفِ burun · وَٱلْأُذُنَ ve kulağa · بِٱلْأُذُنِ kulak · وَٱلسِّنَّ ve dişe · بِٱلسِّنِّ diş · وَٱلْجُرُوحَ ve yaralara · قِصَاصٌۭ ۚ kısas · فَمَن kim · تَصَدَّقَ bağışlarsa · بِهِۦ bunu · فَهُوَ o · كَفَّارَةٌۭ keffaret olur · لَّهُۥ ۚ kendisi için · وَمَن ve kim · لَّمْ hükmetmezse · يَحْكُم · بِمَآ ile · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir

وَقَفَّيۡنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡإِنجِيلَ فِيهِ هُدࣰ ى وَنُورࣱ وَمُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَهُدࣰ ى وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ ﴿46﴾

veḳaffeynâ `alâ âŝârihim bi`îse-bni meryeme müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrât. veâteynâhü-l'incîle fîhi hüdev venûruv vemüṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-ttevrâti vehüdev vemev`iżatel lilmütteḳîn.

46. Ardından o peygamberlerin yolu üzere, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryem oğlu Îsâ’yı gönderdik. Ona da içinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik edici, takvâ sahipleri için bir yol gösterici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.

Kelime meali

وَقَفَّيْنَا ve gönderdik · عَلَىٰٓ üzerine · ءَاثَـٰرِهِم onların ardından · بِعِيسَى Îsa'yı · ٱبْنِ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak · لِّمَا olan · بَيْنَ ellerinde · يَدَيْهِ · مِنَ Tevrat'ı · ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ · وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik · ٱلْإِنجِيلَ İncil'i · فِيهِ içinde bulunan · هُدًۭى yol gösterme · وَنُورٌۭ ve nur · وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayan · لِّمَا olan · بَيْنَ ellerinde · يَدَيْهِ · مِنَ Tevrat'ı · ٱلتَّوْرَىٰةِ · وَهُدًۭى ve yol gösterici · وَمَوْعِظَةًۭ ve öğüt · لِّلْمُتَّقِينَ korunanlar için

وَلۡيَحۡكُمۡ أَهۡلُ ٱلۡإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿47﴾

velyaḥküm ehlü-l'incîli bimâ enzele-llâhü fîh. vemel lem yaḥküm bimâ enzele-llâhü feülâike hümü-lfâsiḳûn.

47. İncil’e tâbi olanlar da Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıkların kendileridir.

Kelime meali

وَلْيَحْكُمْ hükmetsinler · أَهْلُ sahipleri · ٱلْإِنجِيلِ İncil · بِمَآ ile · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · فِيهِ ۚ onda · وَمَن ve kim · لَّمْ hükmetmezse · يَحْكُم · بِمَآ ilr · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır

وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمُهَيۡمِنًا عَلَيۡهِۖ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ لِكُلࣲّ جَعَلۡنَا مِنكُمۡ شِرۡعَةࣰ وَمِنۡهَاجࣰ اۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن لِّيَبۡلُوَكُمۡ فِي مَآ ءَاتَىٰكُمۡۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعࣰ ا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ﴿48﴾

veenzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi müṣaddiḳal limâ beyne yedeyhi mine-lkitâbi vemüheyminen `aleyhi faḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebi` ehvâehüm `ammâ câeke mine-lḥaḳḳ. liküllin ce`alnâ minküm şir`atev veminhâcâ. velev şâe-llâhü lece`aleküm ümmetev vâḥidetev velâkil liyeblüveküm fî mâ âtâküm festebiḳu-lḫayrât. ile-llâhi merci`uküm cemî`an feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi taḫtelifûn.

48. (Resulüm!) Sana da kendisinden önceki kitapları tasdik edici ve onları denetleyici olarak bu kitabı hak ile indirdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen bu gerçeği bırakıp da onların isteklerine uyma. Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi denemek istedi. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Allah size hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.

Kelime meali

وَأَنزَلْنَآ ve indirdik · إِلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · بِٱلْحَقِّ gerçekle · مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı · لِّمَا bulunan · بَيْنَ ellerinde · يَدَيْهِ · مِنَ Kitabı · ٱلْكِتَـٰبِ · وَمُهَيْمِنًا ve kollayıp koruyucu olarak · عَلَيْهِ ۖ onu · فَٱحْكُم artık hükmet · بَيْنَهُم onların aralarında · بِمَآ ile · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · وَلَا ve uyma · تَتَّبِعْ · أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine · عَمَّا sana gelen · جَآءَكَ · مِنَ gerçek(ten ayrılıp) · ٱلْحَقِّ ۚ · لِكُلٍّۢ her biriniz için · جَعَلْنَا belirledik · مِنكُمْ sizden · شِرْعَةًۭ bir şeri'at · وَمِنْهَاجًۭا ۚ ve bir yol · وَلَوْ ve eğer · شَآءَ isteseydi · ٱللَّهُ Allah · لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı · أُمَّةًۭ ümmet · وَٰحِدَةًۭ bir tek · وَلَـٰكِن fakat · لِّيَبْلُوَكُمْ sizi sınamak istedi · فِى ile · مَآ · ءَاتَىٰكُمْ ۖ size verdiği · فَٱسْتَبِقُوا۟ öyleyse koşun · ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine · إِلَى Allah'adır · ٱللَّهِ · مَرْجِعُكُمْ dönüşü · جَمِيعًۭا hepinizin · فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir · بِمَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · فِيهِ onda · تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmüş

وَأَنِ ٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ وَٱحۡذَرۡهُمۡ أَن يَفۡتِنُوكَ عَنۢ بَعۡضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيۡكَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعۡضِ ذُنُوبِهِمۡۗ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ ﴿49﴾

veeni-ḥküm beynehüm bimâ enzele-llâhü velâ tettebi` ehvâehüm vaḥẕerhüm ey yeftinûke `am ba`ḍi mâ enzele-llâhü ileyk. fein tevellev fa`lem ennemâ yürîdü-llâhü ey yüṣîbehüm biba`ḍi ẕünûbihim. veinne keŝîram mine-nnâsi lefâsiḳûn.

49. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın (diye onu indirdik). Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah, (öyle istedikleri, bunu hak ettikleri için) onların bazı günahları sebebiyle başlarına bir belâ getirmek istiyordur. İnsanların birçoğu gerçekten Allah’ın yolundan çıkmışlardır.

Kelime meali

وَأَنِ ve · ٱحْكُم hükmet · بَيْنَهُم aralarında · بِمَآ ile · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · وَلَا uyma · تَتَّبِعْ · أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine · وَٱحْذَرْهُمْ ve onlardan sakın · أَن seni şaşırtmalarından · يَفْتِنُوكَ · عَنۢ bir kısmından · بَعْضِ · مَآ şeylerin · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · إِلَيْكَ ۖ sana · فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerlerse · فَٱعْلَمْ bil ki · أَنَّمَا şüphesiz · يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · أَن onları felakete uğratmak · يُصِيبَهُم · بِبَعْضِ bazı · ذُنُوبِهِمْ ۗ günahları yüzünden · وَإِنَّ ve şüphesiz · كَثِيرًۭا çoğu · مِّنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ · لَفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır

أَفَحُكۡمَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ يَبۡغُونَۚ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكۡمࣰ ا لِّقَوۡمࣲ يُوقِنُونَ ﴿50﴾

efeḥukme-lcâhiliyyeti yebgûne. vemen aḥsenü mine-llâhi ḥukmel liḳavmiy yûḳinûn.

50. Yoksa Cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Gerçeği kesin olarak bilip kabul eden kimseler için Allah’tan daha güzel hüküm sahibi kim olabilir?

Kelime meali

أَفَحُكْمَ hükmünü mü? · ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye · يَبْغُونَ ۚ arıyorlar · وَمَنْ kim olabilir? · أَحْسَنُ daha güzel · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · حُكْمًۭا hüküm veren · لِّقَوْمٍۢ bir toplum için · يُوقِنُونَ iyi bilen

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡيَهُودَ وَٱلنَّصَٰرَىٰٓ أَوۡلِيَآءَۘ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمۡ فَإِنَّهُۥ مِنۡهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿51﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lyehûde venneṣârâ evliyâ'. ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. vemey yetevellehüm minküm feinnehû minhüm. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

51. Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · ٱلْيَهُودَ yahudileri · وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ ve hıristiyanları · أَوْلِيَآءَ ۘ veliler · بَعْضُهُمْ onların bır kısmı · أَوْلِيَآءُ velileridir · بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّهُم onları kendine veli yaparsa · مِّنكُمْ sizden · فَإِنَّهُۥ mukakkak o · مِنْهُمْ ۗ onlardandır · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ toplumu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim

فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمۡ يَقُولُونَ نَخۡشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةࣱۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَ بِٱلۡفَتۡحِ أَوۡ أَمۡرࣲ مِّنۡ عِندِهِۦ فَيُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ نَٰدِمِينَ ﴿52﴾

fetere-lleẕîne fî ḳulûbihim meraḍuy yüsâri`ûne fîhim yeḳûlûne naḫşâ en tüṣîbenâ dâirah. fe`ase-llâhü ey ye'tiye bilfetḥi ev emrim min `indihî feyuṣbiḥû `alâ mâ eserrû fî enfüsihim nâdimîn.

52. Kalplerinde hastalık bulunanların “Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Belki de Allah müminlere katından bir fetih veya başka bir başarı getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.

Kelime meali

فَتَرَى görürsün · ٱلَّذِينَ bulunanların · فِى · قُلُوبِهِم kalblerinde · مَّرَضٌۭ hastalık · يُسَـٰرِعُونَ koştuklarını · فِيهِمْ onların arasına · يَقُولُونَ diyerek · نَخْشَىٰٓ korkuyoruz · أَن bize gelmesinden · تُصِيبَنَا · دَآئِرَ ةٌۭ ۚ bir felaket · فَعَسَى belki · ٱللَّهُ Allah · أَن getirir de · يَأْتِىَ · بِٱلْفَتْحِ fetih · أَوْ ya da · أَمْرٍۢ bir iş · مِّنْ kendi katından · عِندِهِۦ · فَيُصْبِحُوا۟ onlar olurlar · عَلَىٰ üzerine · مَآ şeyler · أَسَرُّوا۟ gizledikleri · فِىٓ içinde · أَنفُسِهِمْ nefisleri · نَـٰدِمِينَ pişmanlık

وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ إِنَّهُمۡ لَمَعَكُمۡۚ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فَأَصۡبَحُواْ خَٰسِرِينَ ﴿53﴾

veyeḳûlü-lleẕîne âmenû ehâülâi-lleẕîne aḳsemû billâhi cehde eymânihim innehüm leme`aküm. ḥabiṭat a`mâlühüm feaṣbeḥû ḫâsirîn.

53. İman edenler de “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıydı?” derler. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiş, sonuçta hüsrana uğramışlardır.

Kelime meali

وَيَقُولُ ve derler · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mı o · ٱلَّذِينَ kimseler · أَقْسَمُوا۟ yemin edenler · بِٱللَّهِ Allah'a · جَهْدَ güçlü · أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ yeminleriyle · إِنَّهُمْ kesinlikle · لَمَعَكُمْ ۚ sizinle beraber olduklarına · حَبِطَتْ boşa çıkmıştır · أَعْمَـٰلُهُمْ bütün çabaları · فَأَصْبَحُوا۟ olmuşlardır · خَـٰسِرِينَ kaybedenlerden

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَن يَرۡتَدَّ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَسَوۡفَ يَأۡتِي ٱللَّهُ بِقَوۡمࣲ يُحِبُّهُمۡ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوۡمَةَ لَآئِمࣲۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ﴿54﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû mey yertedde minküm `an dînihî fesevfe ye'ti-llâhü biḳavmiy yüḥibbühüm veyüḥibbûnehû eẕilletin `ale-lmü'minîne e`izzetin `ale-lkâfirîn. yücâhidûne fî sebîli-llâhi velâ yeḫâfûne levmete lâim. ẕâlike faḍlü-llâhi yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü vâsi`un `alîm.

54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · مَن kim · يَرْتَدَّ dönerse · مِنكُمْ sizden · عَن dininden · دِينِهِۦ · فَسَوْفَ yakında · يَأْتِى getirecektir · ٱللَّهُ Allah · بِقَوْمٍۢ bir toplumu · يُحِبُّهُمْ onları seven · وَيُحِبُّونَهُۥٓ onlar da O'nu severler · أَذِلَّةٍ alçak gönüllüdürler · عَلَى karşı · ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minlere · أَعِزَّةٍ onurlu ve şiddetlidirler · عَلَى karşı · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · يُجَـٰهِدُونَ cihad ederler · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَلَا korkmazlar · يَخَافُونَ · لَوْمَةَ kınamasından · لَآئِمٍۢ ۚ hiçbir kınayıcının · ذَٰلِكَ bu · فَضْلُ bir lutfudur · ٱللَّهِ Allah'ın · يُؤْتِيهِ onu verir · مَن kimseye · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَٱللَّهُ Allah'(ın) · وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir · عَلِيمٌ bilendir

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمۡ رَٰكِعُونَ ﴿55﴾

innemâ veliyyükümü-llâhü verasûlühû velleẕîne âmenü-lleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyü'tûne-zzekâte vehüm râki`ûn.

55. Sizin velîniz ancak Allah’tır, peygamberidir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlerdir.

Kelime meali

إِنَّمَا ancak · وَلِيُّكُمُ sizin veliniz · ٱللَّهُ Allah(tır) · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi(dir) · وَٱلَّذِينَ ve mü'minlerdir · ءَامَنُوا۟ · ٱلَّذِينَ öyle ki · يُقِيمُونَ kılan · ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını · وَيُؤْتُونَ ve veren · ٱلزَّكَوٰةَ zekatlarını · وَهُمْ ve onlar · رَٰكِعُونَ rüku'a varan

وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَإِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ ﴿56﴾

vemey yetevelle-llâhe verasûlehû velleẕîne âmenû feinne ḥizbe-llâhi hümü-lgâlibûn.

56. Kim Allah’ı, peygamberini ve iman edenleri velî edinirse bilsin ki Allah’tan yana olanlar mutlaka galip geleceklerdir.

Kelime meali

وَمَن ve kim · يَتَوَلَّ dost tutarsa · ٱللَّهَ Allah'ı · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini · وَٱلَّذِينَ ve kimseleri · ءَامَنُوا۟ mü'minleri · فَإِنَّ yalnız · حِزْبَ taraftarlarıdır · ٱللَّهِ Allah'ın · هُمُ onlardır · ٱلْغَـٰلِبُونَ galib gelecek olanlar

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ دِينَكُمۡ هُزُوࣰ ا وَلَعِبࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَٱلۡكُفَّارَ أَوۡلِيَآءَۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿57﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lleẕîne-tteḫaẕû dîneküm hüzüvev vele`ibem mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm velküffâra evliyâ'. vetteḳu-llâhe in küntüm mü'minîn.

57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminseniz Allah’tan korkun.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوا۟ · ٱلَّذِينَ kimseleri · ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) · دِينَكُمْ dininizi · هُزُوًۭا eğlence · وَلَعِبًۭا ve oyun · مِّنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilenler(den) · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · مِن sizden önce · قَبْلِكُمْ · وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlerden · أَوْلِيَآءَ ۚ dost · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanıyor

وَإِذَا نَادَيۡتُمۡ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوࣰ ا وَلَعِبࣰ اۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَعۡقِلُونَ ﴿58﴾

veiẕâ nâdeytüm ile-ṣṣalâti-tteḫaẕûhâ hüzüvev vele`ibâ. ẕâlike biennehüm ḳavmül lâ ya`ḳilûn.

58. Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir topluluk olmalarındandır.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · نَادَيْتُمْ çağırıldığınız · إِلَى namaza · ٱلصَّلَوٰةِ · ٱتَّخَذُوهَا onu yerine koydular · هُزُوًۭا eğlence · وَلَعِبًۭا ۚ ve oyun · ذَٰلِكَ işte bu · بِأَنَّهُمْ oldukları içindir · قَوْمٌۭ bir topluluk · لَّا düşüncesiz · يَعْقِلُونَ

قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ هَلۡ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنۡ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلُ وَأَنَّ أَكۡثَرَكُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿59﴾

ḳul yâ ehle-lkitâbi hel tenḳimûne minnâ illâ en âmennâ billâhi vemâ ünzile ileynâ vemâ ünzile min ḳablü veenne ekŝeraküm fâsiḳûn.

59. De ki: “Ey Ehl-i kitap! Biz yalnız Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.”

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · هَلْ hoşlanmıyorsunuz · تَنقِمُونَ · مِنَّآ bizden · إِلَّآ sadece · أَنْ diye (mi?) · ءَامَنَّا iman ediyoruz · بِٱللَّهِ Allah'a · وَمَآ ve indirilene · أُنزِلَ · إِلَيْنَا bize · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilen · مِن bizden önce · قَبْلُ · وَأَنَّ oysa · أَكْثَرَكُمْ sizin çoğunuz · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır

قُلۡ هَلۡ أُنَبِّئُكُم بِشَرࣲّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِۚ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيۡهِ وَجَعَلَ مِنۡهُمُ ٱلۡقِرَدَةَ وَٱلۡخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّٰغُوتَۚ أُوْلَٰٓئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ ﴿60﴾

ḳul hel ünebbiüküm bişerrim min ẕâlike meŝûbeten `inde-llâh. mel le`anehü-llâhü vegaḍibe `aleyhi vece`ale minhümü-lḳiradete velḫanâzîra ve`abede-ṭṭâgût. ülâike şerrum mekânev veeḍallü `an sevâi-ssebîl.

60. De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazap ettiği, bir kısmını maymunlara ve domuzlara çevirdiği, tâguta tapan kimselerdir. İşte bunlar, yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlardır.”

Kelime meali

قُلْ de ki · هَلْ size söyleyeyim mi? · أُنَبِّئُكُم · بِشَرٍّۢ daha kötüsünü · مِّن bundan · ذَٰلِكَ · مَثُوبَةً cezası · عِندَ katında · ٱللَّهِ ۚ Allah · مَن kim(ler)e · لَّعَنَهُ la'net etmişse · ٱللَّهُ Allah · وَغَضِبَ ve gazab etmişse · عَلَيْهِ onlara · وَجَعَلَ ve yapmışsa · مِنْهُمُ kimlerden · ٱلْقِرَدَةَ maymunlar · وَٱلْخَنَازِيرَ ve domuzlar · وَعَبَدَ ve tapanlar · ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ Tâğût'a · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların · شَرٌّۭ daha kötüdür · مَّكَانًۭا yeri · وَأَضَلُّ ve daha çok sapmışlardır · عَن düz · سَوَآءِ · ٱلسَّبِيلِ yoldan

وَإِذَا جَآءُوكُمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُواْ بِٱلۡكُفۡرِ وَهُمۡ قَدۡ خَرَجُواْ بِهِۦۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا كَانُواْ يَكۡتُمُونَ ﴿61﴾

veiẕâ câûküm ḳâlû âmennâ veḳad deḫalû bilküfri vehüm ḳad ḫaracû bih. vellâhü a`lemü bimâ kânû yektümûn.

61. Size geldiklerinde “İman ettik” derler. Oysa onlar inkârla girmiş, yine onunla çıkmışlardır. Allah onların neler gizlemiş olduklarını daha iyi bilir.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · جَآءُوكُمْ size geldikleri · قَالُوٓا۟ derler ki · ءَامَنَّا inandık · وَقَد oysa muhakkak · دَّخَلُوا۟ girmişlerdir · بِٱلْكُفْرِ küfürle · وَهُمْ yine onlar · قَدْ muhakkak · خَرَجُوا۟ çıkmışlardır · بِهِۦ ۚ onunla · وَٱللَّهُ Allah · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِمَا şeyleri · كَانُوا۟ oldukları · يَكْتُمُونَ gizliyor

وَتَرَىٰ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُمۡ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَأَكۡلِهِمُ ٱلسُّحۡتَۚ لَبِئۡسَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿62﴾

veterâ keŝîram minhüm yüsâri`ûne fi-l'iŝmi vel`udvâni veeklihimü-ssuḥt. lebi'se mâ kânû ya`melûn.

62. Onlardan birçoğunun günaha girmede, haksızlık etmede ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

Kelime meali

وَتَرَىٰ ve görürsün · كَثِيرًۭا çoğunun · مِّنْهُمْ onlardan · يُسَـٰرِعُونَ (birbirleriyle) yarıştıklarını · فِى günahta · ٱلْإِثْمِ · وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkta · وَأَكْلِهِمُ ve yemede · ٱلسُّحْتَ ۚ haram · لَبِئْسَ ne kötüdür · مَا şey · كَانُوا۟ oldukları · يَعْمَلُونَ yapmakta

لَوۡلَا يَنۡهَىٰهُمُ ٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ عَن قَوۡلِهِمُ ٱلۡإِثۡمَ وَأَكۡلِهِمُ ٱلسُّحۡتَۚ لَبِئۡسَ مَا كَانُواْ يَصۡنَعُونَ ﴿63﴾

levlâ yenhâhümü-rrabbâniyyûne vel'aḥbâru `an ḳavlihimü-l'iŝme veeklihimü-ssuḥt. lebi'se mâ kânû yaṣne`ûn.

63. Bâri din adamları ve âlimleri onları yalan söylemekten ve haram yemekten menetselerdi. Bu yaptıkları ne kötüdür!

Kelime meali

لَوْلَا gerekmez miydi? · يَنْهَىٰهُمُ menetmeleri · ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ Rabbanilerin · وَٱلْأَحْبَارُ ve hahamların · عَن onlarıv sözlerini · قَوْلِهِمُ · ٱلْإِثْمَ günah · وَأَكْلِهِمُ ve yemelerini; · ٱلسُّحْتَ ۚ haram · لَبِئْسَ ne kötüdür · مَا şey · كَانُوا۟ oldukları · يَصْنَعُونَ yapmakta

وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغۡلُولَةٌۚ غُلَّتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَلُعِنُواْ بِمَا قَالُواْۘ بَلۡ يَدَاهُ مَبۡسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيۡفَ يَشَآءُۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ طُغۡيَٰنࣰ ا وَكُفۡرࣰ اۚ وَأَلۡقَيۡنَا بَيۡنَهُمُ ٱلۡعَدَٰوَةَ وَٱلۡبَغۡضَآءَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ كُلَّمَآ أَوۡقَدُواْ نَارࣰ ا لِّلۡحَرۡبِ أَطۡفَأَهَا ٱللَّهُۚ وَيَسۡعَوۡنَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَسَادࣰ اۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ﴿64﴾

veḳâleti-lyehûdü yedü-llâhi maglûleh. gullet eydîhim velü`inû bimâ ḳâlû. bel yedâhü mebsûṭatâni yünfiḳu keyfe yeşâ'. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. veelḳaynâ beynehümü-l`adâvete velbagḍâe ilâ yevmi-lḳiyâmeh. küllemâ evḳadû nâral lilḥarbi aṭfeehe-llâhü veyes`avne fi-l'arḍi fesâdâ. vellâhü lâ yüḥibbü-lmüfsidîn.

64. Yahudiler “Allah’ın eli bağlanmış!” dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir. Aksine O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlığı ve kini saldık. Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.

Kelime meali

وَقَالَتِ ve dediler · ٱلْيَهُودُ yahudiler · يَدُ eli · ٱللَّهِ Allah'ın · مَغْلُولَةٌ ۚ bağlıdır · غُلَّتْ bağlandı · أَيْدِيهِمْ kendi elleri · وَلُعِنُوا۟ ve la'netlendiler · بِمَا ötürü · قَالُوا۟ ۘ söylediklerinden · بَلْ hayır · يَدَاهُ O'nun iki eli de · مَبْسُوطَتَانِ açıktır · يُنفِقُ verir · كَيْفَ nasıl · يَشَآءُ ۚ diliyorsa · وَلَيَزِيدَنَّ ve andolsun artıracaktır · كَثِيرًۭا çoğunun · مِّنْهُم onların · مَّآ şeye · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْكَ sana · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ · طُغْيَـٰنًۭا azgınlığını · وَكُفْرًۭا ۚ ve küfrünü · وَأَلْقَيْنَا biz atmışızdır · بَيْنَهُمُ onların aralarına · ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık · وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · كُلَّمَآ ne zaman · أَوْقَدُوا۟ yakmışlarsa · نَارًۭا bir ateş · لِّلْحَرْبِ savaş için · أَطْفَأَهَا onu söndürmüştür · ٱللَّهُ ۚ Allah · وَيَسْعَوْنَ ve koşarlar · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَسَادًۭا ۚ bozgunculuğa · وَٱللَّهُ Allah da · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları

وَلَوۡ أَنَّ أَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَكَفَّرۡنَا عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَأَدۡخَلۡنَٰهُمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿65﴾

velev enne ehle-lkitâbi âmenû vetteḳav lekeffernâ `anhüm seyyiâtihim veleedḫalnâhüm cennâti-nne`îm.

65. Şayet Ehl-i kitap iman edip günahtan sakınma çabası göstermiş olsalardı, kuşkusuz biz de kötülüklerini yüzlerine vurmaz ve onları nimeti bol cennetlere koyardık.

Kelime meali

وَلَوْ eğer · أَنَّ ki · أَهْلَ ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · ءَامَنُوا۟ inansalardı · وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı · لَكَفَّرْنَا örterdik · عَنْهُمْ onların · سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini · وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ ve onları sokardık · جَنَّـٰتِ cennetlere · ٱلنَّعِيمِ ni'meti bol

وَلَوۡ أَنَّهُمۡ أَقَامُواْ ٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِم مِّن رَّبِّهِمۡ لَأَكَلُواْ مِن فَوۡقِهِمۡ وَمِن تَحۡتِ أَرۡجُلِهِمۚ مِّنۡهُمۡ أُمَّةࣱ مُّقۡتَصِدَةࣱۖ وَكَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡ سَآءَ مَا يَعۡمَلُونَ ﴿66﴾

velev ennehüm eḳâmü-ttevrâte vel'incîle vemâ ünzile ileyhim mir rabbihim leekelû min fevḳihim vemin taḥti ercülihim. minhüm ümmetüm muḳteṣideh. vekeŝîrum minhüm sâe mâ ya`melûn.

66. Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve rableri tarafından onlara indirileni doğru dürüst uygulamış olsalardı göğün ve yerin türlü türlü nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde aşırılığa kaçmayan bir zümre var; onlardan bir çoğunun yaptıkları işler ise pek kötüdür.

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer · أَنَّهُمْ onlar · أَقَامُوا۟ gereğince uygulasalardı · ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı · وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i · وَمَآ ve ne ki · أُنزِلَ indirildi · إِلَيْهِم kendilerine · مِّن Rablerinden · رَّبِّهِمْ · لَأَكَلُوا۟ muhakkak ki yerlerdi · مِن üstlerinden · فَوْقِهِمْ · وَمِن ve · تَحْتِ altından · أَرْجُلِهِم ۚ ayaklarının · مِّنْهُمْ içlerinde vardır · أُمَّةٌۭ bir ümmet · مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ tutumlu · وَكَثِيرٌۭ ama çoğu · مِّنْهُمْ onlardan · سَآءَ ne kötü · مَا işler · يَعْمَلُونَ yapıyorlar

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغۡ مَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَۖ وَإِن لَّمۡ تَفۡعَلۡ فَمَا بَلَّغۡتَ رِسَالَتَهُۥۚ وَٱللَّهُ يَعۡصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿67﴾

yâ eyyühe-rrasûlü bellig mâ ünzile ileyke mir rabbik. veil lem tef`al femâ bellagte risâleteh. vellâhü ya`ṣimüke mine-nnâs. inne-llâhe lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.

67. Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun mesajını iletmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلرَّسُولُ Elçi · بَلِّغْ duyur · مَآ şeyi · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْكَ sana · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ ۖ · وَإِن ve eğer · لَّمْ bunu yapmazsan · تَفْعَلْ · فَمَا duyurmamış olursun · بَلَّغْتَ · رِسَالَتَهُۥ ۚ O'nun mesajını · وَٱللَّهُ Allah · يَعْصِمُكَ seni korur · مِنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ ۗ · إِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · لَا yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ toplumunu · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler

قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَسۡتُمۡ عَلَىٰ شَيۡءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُواْ ٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُم مِّن رَّبِّكُمۡۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ طُغۡيَٰنࣰ ا وَكُفۡرࣰ اۖ فَلَا تَأۡسَ عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿68﴾

ḳul yâ ehle-lkitâbi lestüm `alâ şey'in ḥattâ tüḳîmü-ttevrâte vel'incîle vemâ ünzile ileyküm mir rabbiküm. veleyezîdenne keŝîram minhüm mâ ünzile ileyke mir rabbike ṭugyânev veküfrâ. felâ te'se `ale-lḳavmi-lkâfirîn.

68. De ki: “Ey Ehl-i kitap! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) doğru dürüst uygulamadıkça tuttuğunuz yol yol değildir.” Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Kâfirler topluluğu yüzünden üzülme.

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَسْتُمْ siz değilsiniz · عَلَىٰ üzerinde · شَىْءٍ bir şey (esas) · حَتَّىٰ kadar · تُقِيمُوا۟ uygulayıncaya · ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı · وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i · وَمَآ ve şeyi · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْكُم size · مِّن Rabbi'nizden · رَّبِّكُمْ ۗ · وَلَيَزِيدَنَّ ve artıracaktır · كَثِيرًۭا çoğunun · مِّنْهُم onlardan · مَّآ şey · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْكَ sana · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ · طُغْيَـٰنًۭا azgınlık · وَكُفْرًۭا ۖ ve inkarını · فَلَا sen üzülme · تَأْسَ · عَلَى için · ٱلْقَوْمِ toplumu · ٱلْكَـٰفِرِينَ o kafirler

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ﴿69﴾

inne-lleẕîne âmenû velleẕîne hâdû veṣṣâbiûne venneṣârâ men âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri ve`amile ṣâliḥan felâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

69. İman edenler, yahudiler, Sâbiîler ve hıristiyanlar, (bunlardan) Allah’a ve âhiret gününe inanıp dünyaya ve âhirete yararlı işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · هَادُوا۟ yahudiler(den) · وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ ve sabiiler(den) · وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar(dan) · مَنْ kimseler · ءَامَنَ inanan · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَعَمِلَ ve yapanlara · صَـٰلِحًۭا iyi işler · فَلَا yoktur · خَوْفٌ korku · عَلَيْهِمْ onlara · وَلَا ve yoktur · هُمْ onlara · يَحْزَنُونَ üzüntü

لَقَدۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَأَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمۡ رُسُلࣰ اۖ كُلَّمَا جَآءَهُمۡ رَسُولُۢ بِمَا لَا تَهۡوَىٰٓ أَنفُسُهُمۡ فَرِيقࣰ ا كَذَّبُواْ وَفَرِيقࣰ ا يَقۡتُلُونَ ﴿70﴾

leḳad eḫaẕnâ mîŝâḳa benî isrâîle veerselnâ ileyhim rusülâ. küllemâ câehüm rasûlüm bimâ lâ tehvâ enfüsühüm ferîḳan keẕẕebû veferîḳay yaḳtülûn.

70. Andolsun biz İsrâiloğulları’ndan kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse, bir kısmına yalancı dediler, bir kısmını da öldürdüler.

Kelime meali

لَقَدْ andolsun · أَخَذْنَا biz almıştık · مِيثَـٰقَ söz · بَنِىٓ oğullarından · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · وَأَرْسَلْنَآ ve göndermiştik · إِلَيْهِمْ onlara · رُسُلًۭا ۖ elçiler · كُلَّمَا ne zaman · جَآءَهُمْ onlara getirdiyse · رَسُولٌۢ bir elçi · بِمَا bir şey · لَا istemediği · تَهْوَىٰٓ · أَنفُسُهُمْ canlarının · فَرِيقًۭا bir kısmını · كَذَّبُوا۟ yalanladılar · وَفَرِيقًۭا ve bir kısmını da · يَقْتُلُونَ öldürüyorlardı

وَحَسِبُوٓاْ أَلَّا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرࣱ مِّنۡهُمۡۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ﴿71﴾

veḥasibû ellâ tekûne fitnetün fe`amû veṣammû ŝümme tâbe-llâhü `aleyhim ŝümme `amû veṣammû keŝîrum minhüm. vellâhü beṣîrum bimâ ya`melûn.

71. Başlarına bir felâketin gelmeyeceğini sanıp kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tövbelerini kabul buyurdu. Sonra içlerinden birçoğu yine görmezden ve duymazdan geldiler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.

Kelime meali

وَحَسِبُوٓا۟ ve sandılar · أَلَّا olmayacak · تَكُونَ · فِتْنَةٌۭ bir fitne · فَعَمُوا۟ kör oldular · وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler · ثُمَّ sonra · تَابَ tevbesini kabul etti · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِمْ onların · ثُمَّ sonra yine · عَمُوا۟ kör · وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler · كَثِيرٌۭ çokları · مِّنْهُمْ ۚ onlardan · وَٱللَّهُ Allah · بَصِيرٌۢ görüyor · بِمَا ne ki · يَعْمَلُونَ yapıyorlar

لَقَدۡ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ وَقَالَ ٱلۡمَسِيحُ يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمۡۖ إِنَّهُۥ مَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدۡ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ ٱلۡجَنَّةَ وَمَأۡوَىٰهُ ٱلنَّارُۖ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارࣲ‏ ﴿72﴾

leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe hüve-lmesîḥu-bnü meryem. veḳâle-lmesîḥu yâ benî isrâîle-`büdü-llâhe rabbî verabbeküm. innehû mey yüşrik billâhi feḳad ḥarrame-llâhü `aleyhi-lcennete veme'vâhü-nnâr. vemâ liżżâlimîne min enṣâr.

72. “Allah, Meryem oğlu Mesîh’in kendisidir” diyenler, hiç şüphesiz hakikati inkâr etmişlerdir. Oysa Mesîh, “Ey İsrâiloğulları! Benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” demişti. Bilinmeli ki her kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cennet yüzü göstermeyecek ve onun varacağı yer cehennem olacaktır. Zâlimlerin yardımcıları da olmayacaktır.

Kelime meali

لَقَدْ andolsun · كَفَرَ kafir olmuşlardır · ٱلَّذِينَ kimseler · قَالُوٓا۟ diyen(ler) · إِنَّ ancak · ٱللَّهَ Allah · هُوَ o · ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ ۖ Meryem · وَقَالَ halbuki demişti ki · ٱلْمَسِيحُ Mesih · يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin · ٱللَّهَ Allah'a · رَبِّى benim Rabbim · وَرَبَّكُمْ ۖ ve sizin Rabbiniz olan · إِنَّهُۥ zira · مَن kim · يُشْرِكْ ortak koşarsa · بِٱللَّهِ Allah'a · فَقَدْ muhakkak ki · حَرَّمَ haram etmiştir · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِ ona · ٱلْجَنَّةَ cenneti · وَمَأْوَىٰهُ ve onun varacağı yer · ٱلنَّارُ ۖ ateştir · وَمَا ve yoktur · لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · مِنْ hiç · أَنصَارٍۢ yardımcıları

لَّقَدۡ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَٰثَةࣲۘ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّآ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۚ وَإِن لَّمۡ يَنتَهُواْ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿73﴾

leḳad kefera-lleẕîne ḳâlû inne-llâhe ŝâliŝü ŝelâŝeh. vemâ min ilâhin illâ ilâhüv vâḥid. veil lem yentehû `ammâ yeḳûlûne leyemessenne-lleẕîne keferû minhüm `aẕâbün elîm.

73. Andolsun ki “Allah üç unsurdan biridir” diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Tanrı’nın dışında hiçbir ilâh yoktur. Şayet bu dediklerinden vazgeçmezlerse, böylece kâfir olanları elem verici bir azaba çarptırılacaklardır.

Kelime meali

لَّقَدْ elbette · كَفَرَ kafir olmuşlardır · ٱلَّذِينَ kimseler · قَالُوٓا۟ diyen(ler) · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · ثَالِثُ üçüncüsüdür · ثَلَـٰثَةٍۢ ۘ üçün · وَمَا oysa yoktur · مِنْ hiçbir · إِلَـٰهٍ ilah · إِلَّآ başka · إِلَـٰهٌۭ ilahtan · وَٰحِدٌۭ ۚ bir olan · وَإِن eğer · لَّمْ vazgeçmezlerse · يَنتَهُوا۟ · عَمَّا şeylerden · يَقُولُونَ dedikleri · لَيَمَسَّنَّ elbette dokunacaktır · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · مِنْهُمْ onlardan · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌ acıklı

أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسۡتَغۡفِرُونَهُۥۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿74﴾

efelâ yetûbûne ile-llâhi veyestagfirûneh. vellâhü gafûrur raḥîm.

74. Hâlâ Allah’a tövbe edip O’nun bağışlamasını dilemeyecekler mi? Allah çok bağışlamakta, çok esirgemektedir.

Kelime meali

أَفَلَا hala tevbe etmiyorlar mı? · يَتُوبُونَ · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ O'ndan af dilemiyorlar mı? · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

مَّا ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَ إِلَّا رَسُولࣱ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةࣱۖ كَانَا يَأۡكُلَانِ ٱلطَّعَامَۗ ٱنظُرۡ كَيۡفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ ثُمَّ ٱنظُرۡ أَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ ﴿75﴾

me-lmesîḥu-bnü meryeme illâ rasûl. ḳad ḫalet min ḳablihi-rrusül. veümmühû ṣiddîḳah. kânâ ye'külâni-ṭṭa`âm. ünżur keyfe nübeyyinü lehümü-l'âyâti ŝümme-nżur ennâ yü'fekûn.

75. Meryem oğlu Mesîh sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi dürüst ve inançlı bir kadındır. İkisi de yiyip içen birer insandı. Bak, âyetleri onlara nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl saptırılıyorlar!

Kelime meali

مَّا değildir · ٱلْمَسِيحُ Mesih · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · إِلَّا ancak · رَسُولٌۭ bir elçidir · قَدْ muhakkak · خَلَتْ gelip geçmiştir · مِن ondan önce de · قَبْلِهِ · ٱلرُّسُلُ elçiler · وَأُمُّهُۥ ve annesi de · صِدِّيقَةٌۭ ۖ dosdoğruydu · كَانَا ikisi de · يَأْكُلَانِ yerlerdi · ٱلطَّعَامَ ۗ yemek · ٱنظُرْ bak · كَيْفَ nasıl · نُبَيِّنُ açıklıyoruz · لَهُمُ onlara · ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri · ثُمَّ sonra · ٱنظُرْ bak · أَنَّىٰ nasıl · يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar

قُلۡ أَتَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ اۚ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ﴿76﴾

ḳul eta`büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü leküm ḍarrav velâ nef`â. vellâhü hüve-ssemî`u-l`alîm.

76. De ki: “Allah’ı bırakıp da size zarar da veremeyen yarar da sağlayamayan varlıklara mı kulluk ediyorsunuz! Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَتَعْبُدُونَ mi tapıyorsunuz? · مِن bırakıp · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'ı · مَا şeylere · لَا gücü yetmeyen · يَمْلِكُ · لَكُمْ size · ضَرًّۭا zarar vermeye · وَلَا ve · نَفْعًۭا ۚ fayda vermeğe · وَٱللَّهُ Allah · هُوَ odur ki · ٱلسَّمِيعُ işitendir · ٱلْعَلِيمُ bilendir

قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لَا تَغۡلُواْ فِي دِينِكُمۡ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓاْ أَهۡوَآءَ قَوۡمࣲ قَدۡ ضَلُّواْ مِن قَبۡلُ وَأَضَلُّواْ كَثِيرࣰ ا وَضَلُّواْ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ ﴿77﴾

ḳul yâ ehle-lkitâbi lâ taglû fî dîniküm gayra-lḥaḳḳi velâ tettebi`û ehvâe ḳavmin ḳad ḍallû min ḳablü veeḍallû keŝîrav veḍallû `an sevâi-ssebîl.

77. De ki: “Ey Ehl-i kitap! Hakkın sınırlarını aşarak dininizde aşırılığa gitmeyin. Daha önce kendileri saptığı gibi birçoklarını da saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluluğun keyfî istek ve arzularına uymayın.”

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · لَا aşırılığa dalmayın · تَغْلُوا۟ · فِى dininizde · دِينِكُمْ · غَيْرَ haksız yere · ٱلْحَقِّ · وَلَا ve uymayın · تَتَّبِعُوٓا۟ · أَهْوَآءَ keyiflerine · قَوْمٍۢ bir milletin · قَدْ kesin olarak · ضَلُّوا۟ sapmış · مِن önceden · قَبْلُ · وَأَضَلُّوا۟ ve saptırmış · كَثِيرًۭا birçoğunu da · وَضَلُّوا۟ ve şaşmış · عَن doğrusundan · سَوَآءِ · ٱلسَّبِيلِ yolun

لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ ﴿78﴾

lü`ine-lleẕîne keferû mim benî isrâîle `alâ lisâni dâvûde ve`îse-bni meryem. ẕâlike bimâ `aṣav vekânû ya`tedûn.

78. İsrâiloğulları’ndan kâfir olanlar, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ diliyle lânetlenmişlerdir. Çünkü onlar isyan etmişlerdi ve sınırı aşıyorlardı.

Kelime meali

لُعِنَ la'net edilmiştir · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden · مِنۢ oğullarından · بَنِىٓ · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · عَلَىٰ ile · لِسَانِ dili · دَاوُۥدَ Davud · وَعِيسَى ve Îsa · ٱبْنِ oğlu · مَرْيَمَ ۚ Meryem · ذَٰلِكَ bu · بِمَا sebebiyledir · عَصَوا۟ isyan etmeleri · وَّكَانُوا۟ ve (sebebiyledir) · يَعْتَدُونَ saldırmaları

كَانُواْ لَا يَتَنَاهَوۡنَ عَن مُّنكَرࣲ فَعَلُوهُۚ لَبِئۡسَ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ ﴿79﴾

kânû lâ yetenâhevne `am münkerin fe`alûhü. lebi'se mâ kânû yef`alûn.

79. İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne fena idi!

Kelime meali

كَانُوا۟ idiler · لَا vazgeçmiyorlar · يَتَنَاهَوْنَ · عَن kötülükten · مُّنكَرٍۢ · فَعَلُوهُ ۚ yaptıkları · لَبِئْسَ ne kötü · مَا işler · كَانُوا۟ idiler · يَفْعَلُونَ yapıyorlar

تَرَىٰ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُمۡ يَتَوَلَّوۡنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ لَبِئۡسَ مَا قَدَّمَتۡ لَهُمۡ أَنفُسُهُمۡ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَفِي ٱلۡعَذَابِ هُمۡ خَٰلِدُونَ ﴿80﴾

terâ keŝîram minhüm yetevellevne-lleẕîne keferû. lebi'se mâ ḳaddemet lehüm enfüsühüm en seḫiṭa-llâhü `aleyhim vefi-l`aẕâbi hüm ḫâlidûn.

80. Onlardan birçoğunun inkârcıları dost edindiklerini görürsün. Onların önceden kendileri için hazırladığı şey, yani Allah’ın onlara gazap etmesi ne kötü bir sonuçtur! Hem de onlar azapta sürekli kalacaklardır.

Kelime meali

تَرَىٰ görürsün · كَثِيرًۭا çoğunun · مِّنْهُمْ onlardan · يَتَوَلَّوْنَ dostluk ettiklerini · ٱلَّذِينَ kimselerle · كَفَرُوا۟ ۚ inkar edenlerle · لَبِئْسَ ne kötüdür · مَا (yapıp) gönderdiği · قَدَّمَتْ · لَهُمْ kendileri için · أَنفُسُهُمْ nefislerinin · أَن gazabetmiştir · سَخِطَ · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْهِمْ onlara · وَفِى ve içinde · ٱلْعَذَابِ azab · هُمْ onlar · خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır

وَلَوۡ كَانُواْ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِيِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمۡ أَوۡلِيَآءَ وَلَٰكِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿81﴾

velev kânû yü'minûne billâhi vennebiyyi vemâ ünzile ileyhi me-tteḫaẕûhüm evliyâe velâkinne keŝîram minhüm fâsiḳûn.

81. Eğer onlar Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman ediyor olsalardı o inkârcıları dost edinmezlerdi; fakat onların birçoğu yoldan çıkmışlardır.

Kelime meali

وَلَوْ eğer · كَانُوا۟ olsalardı · يُؤْمِنُونَ inanıyor · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلنَّبِىِّ Peygambere · وَمَآ ve şeye · أُنزِلَ indirilen · إِلَيْهِ ona · مَا onları edinmezlerdi · ٱتَّخَذُوهُمْ · أَوْلِيَآءَ veli · وَلَـٰكِنَّ ama · كَثِيرًۭا çoğu · مِّنْهُمْ onlardan · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır

۞لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةࣰ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلۡيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقۡرَبَهُم مَّوَدَّةࣰ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَٰرَىٰۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنۡهُمۡ قِسِّيسِينَ وَرُهۡبَانࣰ ا وَأَنَّهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ ﴿82﴾

letecidenne eşedde-nnâsi `adâvetel lilleẕîne âmenü-lyehûde velleẕîne eşrakû. veletecidenne aḳrabehüm meveddetel lilleẕîne âmenü-lleẕîne ḳâlû innâ neṣârâ. ẕâlike bienne minhüm ḳissîsîne veruhbânev veennehüm lâ yestekbirûn.

82. Kuşku yok ki iman edenlerin, insanlar içinde en amansız düşmanlarının yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin. Yine, onlar arasında iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da, “Biz hıristiyanız” diyenler olduğunu göreceksin. Çünkü bunların içinde (insaflı) keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

Kelime meali

۞ لَتَجِدَنَّ elbette bulursun · أَشَدَّ en yaman · ٱلنَّاسِ insanlar içerisinde · عَدَٰوَةًۭ düşman olarak · لِّلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · ٱلْيَهُودَ yahudileri · وَٱلَّذِينَ kimseleri · أَشْرَكُوا۟ ۖ ve inkar eden(leri) · وَلَتَجِدَنَّ ve bulursun · أَقْرَبَهُم en yakınları da · مَّوَدَّةًۭ sevgice · لِّلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · ٱلَّذِينَ kimseleri · قَالُوٓا۟ diyenleri · إِنَّا biz · نَصَـٰرَىٰ ۚ hıristiyanlarız · ذَٰلِكَ çünkü · بِأَنَّ şüphesiz · مِنْهُمْ onların içlerinde vardır · قِسِّيسِينَ keşişler · وَرُهْبَانًۭا ve rahipler · وَأَنَّهُمْ ve onlar · لَا büyüklük taslamazlar · يَسْتَكْبِرُونَ

وَإِذَا سَمِعُواْ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعۡيُنَهُمۡ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمۡعِ مِمَّا عَرَفُواْ مِنَ ٱلۡحَقِّۖ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكۡتُبۡنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ ﴿83﴾

veiẕâ semi`û mâ ünzile ile-rrasûli terâ a`yünehüm tefîḍu mine-ddem`i mimmâ `arafû mine-lḥaḳḳ. yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fektübnâ me`a-şşâhidîn.

83. Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman hakikate dair bilgileri bulunduğundan dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz! İman ettik, bizi hakka şahitlik edenlerle beraber yaz.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · سَمِعُوا۟ dinledikleri · مَآ şeyi · أُنزِلَ indirilen · إِلَى Elçi'ye · ٱلرَّسُولِ · تَرَىٰٓ görürsün · أَعْيُنَهُمْ gözlerinin · تَفِيضُ dolup taştığını · مِنَ yaşla · ٱلدَّمْعِ · مِمَّا dolayı · عَرَفُوا۟ tanımalarından · مِنَ gerçekleri · ٱلْحَقِّ ۖ · يَقُولُونَ derler ki · رَبَّنَآ Rabbimiz · ءَامَنَّا inandık · فَٱكْتُبْنَا bizi yaz · مَعَ beraber · ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle

وَمَا لَنَا لَا نُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡحَقِّ وَنَطۡمَعُ أَن يُدۡخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿84﴾

vemâ lenâ lâ nü'minü billâhi vemâ câenâ mine-lḥaḳḳi venaṭme`u ey yüdḫilenâ rabbünâ me`a-lḳavmi-ṣṣâliḥîn.

84. Bütün emelimiz rabbimizin bizi erdemliler topluluğuna dâhil etmesi olduğuna göre, Allah’a ve bize gelen gerçeğe niçin iman etmeyelim?”

Kelime meali

وَمَا ve neden? · لَنَا biz · لَا inanmayalım · نُؤْمِنُ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَمَا ve neden? · جَآءَنَا bize gelen · مِنَ gerçeğe · ٱلْحَقِّ · وَنَطْمَعُ umarken · أَن bizi katmasını · يُدْخِلَنَا · رَبُّنَا Rabbimizin · مَعَ arasına · ٱلْقَوْمِ toplumlar · ٱلصَّـٰلِحِينَ iyi

فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُواْ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿85﴾

feeŝâbehümü-llâhü bimâ ḳâlû cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike cezâü-lmuḥsinîn.

85. Böyle söylemelerine karşılık Allah da onları, içinde ebedî olarak kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlerle ödüllendirdi. İşte iyi davrananların mükâfatı budur.

Kelime meali

فَأَثَـٰبَهُمُ onlara verdi · ٱللَّهُ Allah · بِمَا dolayı · قَالُوا۟ sözlerinden · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları · فِيهَا ۚ içinde · وَذَٰلِكَ işte budur · جَزَآءُ mükafatı · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ﴿86﴾

velleẕîne keferû vekeẕẕebû biâyâtinâ ülâike aṣḥâbü-lceḥîm.

86. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktir.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar · بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · أَصْحَـٰبُ halkıdır · ٱلْجَحِيمِ cehennem

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُحَرِّمُواْ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمۡ وَلَا تَعۡتَدُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُعۡتَدِينَ ﴿87﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tüḥarrimû ṭayyibâti mâ eḥalle-llâhü leküm velâ ta`tedû. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lmü`tedîn.

87. Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve güzel şeyleri haram saymayın, sınırı da aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا haram etmeyin · تُحَرِّمُوا۟ · طَيِّبَـٰتِ güzel ve temiz şeyleri · مَآ ne ki · أَحَلَّ helal kıldı · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · وَلَا ve · تَعْتَدُوٓا۟ ۚ sınırı aşmayın · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلْمُعْتَدِينَ sınırı aşanları

وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ اۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِيٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤۡمِنُونَ ﴿88﴾

vekülû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḥalâlen ṭayyibâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî entüm bihî mü'minûn.

88. Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.

Kelime meali

وَكُلُوا۟ ve yeyin · مِمَّا size verdiği rızıklardan · رَزَقَكُمُ · ٱللَّهُ Allah'ın · حَلَـٰلًۭا helal · طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · ٱلَّذِىٓ o ki · أَنتُم siz · بِهِۦ kendisine · مُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz

لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلۡأَيۡمَٰنَۖ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطۡعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنۡ أَوۡسَطِ مَا تُطۡعِمُونَ أَهۡلِيكُمۡ أَوۡ كِسۡوَتُهُمۡ أَوۡ تَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲۖ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامࣲۚ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيۡمَٰنِكُمۡ إِذَا حَلَفۡتُمۡۚ وَٱحۡفَظُوٓاْ أَيۡمَٰنَكُمۡۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿89﴾

lâ yüâḫiẕükümü-llâhü billagvi fî eymâniküm velâkiy yüâḫiẕüküm bimâ `aḳḳattümü-l'eymân. fekeffâratühû iṭ`âmü `aşerati mesâkîne min evseṭi mâ tuṭ`imûne ehlîküm ev kisvetühüm ev taḥrîru raḳabeh. femel lem yecid feṣiyâmü ŝelâŝeti eyyâm. ẕâlike keffâratü eymâniküm iẕâ ḥaleftüm. vaḥfeżû eymâneküm. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî le`alleküm teşkürûn.

89. Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalama seviyesinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir. Buna imkânı olmayan ise üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğinizde (bozarsanız) yeminlerinizin kefâreti işte budur. Yeminlerinize bağlı kalın. Allah âyetlerini sizin için bu şekilde açıklıyor ki şükredesiniz.

Kelime meali

لَا sizi sorumlu tutmaz · يُؤَاخِذُكُمُ · ٱللَّهُ Allah · بِٱللَّغْوِ lağvdan ötürü · فِىٓ yeminlerinizdeki · أَيْمَـٰنِكُمْ · وَلَـٰكِن fakat · يُؤَاخِذُكُم sizi sorumlu tutar · بِمَا ötürü · عَقَّدتُّمُ bilerek yaptığınız · ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ yeminlerden · فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ bunun keffareti · إِطْعَامُ yedirmektir · عَشَرَةِ on · مَسَـٰكِينَ fakiri · مِنْ orta derecesinden · أَوْسَطِ · مَا ne ki · تُطْعِمُونَ yediriyorsunuz · أَهْلِيكُمْ ailenize · أَوْ yahut · كِسْوَتُهُمْ onları giydirmektir · أَوْ ya da · تَحْرِيرُ hürriyete kavuşturmaktır · رَقَبَةٍۢ ۖ bir köleyi · فَمَن kimse ise · لَّمْ bulamayan · يَجِدْ · فَصِيَامُ oruç tutsun · ثَلَـٰثَةِ üç · أَيَّامٍۢ ۚ gün · ذَٰلِكَ işte budur · كَفَّـٰرَةُ keffareti · أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizin · إِذَا zaman · حَلَفْتُمْ ۚ (yemini) bozduğunuz · وَٱحْفَظُوٓا۟ ve koruyun · أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ yeminlerinizi · كَذَٰلِكَ böylece · يُبَيِّنُ açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡخَمۡرُ وَٱلۡمَيۡسِرُ وَٱلۡأَنصَابُ وَٱلۡأَزۡلَٰمُ رِجۡسࣱ مِّنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَٱجۡتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿90﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inneme-lḫamru velmeysiru vel'enṣâbü vel'ezlâmü ricsüm min `ameli-şşeyṭâni fectenibûhü le`alleküm tüfliḥûn.

90. Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerden ibarettir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْخَمْرُ şarap · وَٱلْمَيْسِرُ ve kumar · وَٱلْأَنصَابُ ve dikili taşlar · وَٱلْأَزْلَـٰمُ ve şans okları · رِجْسٌۭ (birer) pisliktir · مِّنْ işi · عَمَلِ · ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytan · فَٱجْتَنِبُوهُ bunlardan kaçının · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ kurtuluşa eresiniz

إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُوقِعَ بَيۡنَكُمُ ٱلۡعَدَٰوَةَ وَٱلۡبَغۡضَآءَ فِي ٱلۡخَمۡرِ وَٱلۡمَيۡسِرِ وَيَصُدَّكُمۡ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّنتَهُونَ ﴿91﴾

innemâ yürîdü-şşeyṭânü ey yûḳi`a beynekümü-l`adâvete velbagḍâe fi-lḫamri velmeysiri veyeṣuddeküm `an ẕikri-llâhi ve`ani-ṣṣalâh. fehel entüm müntehûn.

91. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

Kelime meali

إِنَّمَا şüphesiz · يُرِيدُ istiyor · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · أَن sokmak · يُوقِعَ · بَيْنَكُمُ aranıza · ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık · وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin · فِى şarap ile · ٱلْخَمْرِ · وَٱلْمَيْسِرِ ve kumar ile · وَيَصُدَّكُمْ ve sizi alakoymak · عَن anmaktan · ذِكْرِ · ٱللَّهِ Allah'ı · وَعَنِ ve namazdan · ٱلصَّلَوٰةِ ۖ · فَهَلْ artık değil mi? · أَنتُم siz · مُّنتَهُونَ vazgeçtiniz

وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَٱحۡذَرُواْۚ فَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ ﴿92﴾

veeṭî`ü-llâhe veeṭî`ü-rrasûle vaḥẕerû. fein tevelleytüm fa`lemû ennemâ `alâ rasûline-lbelâgu-lmübîn.

92. Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin ve tedbirli olun. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki elçimizin görevi açık biçimde tebliğ etmekten ibarettir.

Kelime meali

وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱلرَّسُولَ Elçi'ye · وَٱحْذَرُوا۟ ۚ ve sakının · فَإِن eğer · تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz · فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّمَا şüphesiz · عَلَىٰ düşen · رَسُولِنَا elçimize · ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktır · ٱلْمُبِينُ açıkça

لَيۡسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جُنَاحࣱ فِيمَا طَعِمُوٓاْ إِذَا مَا ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّأَحۡسَنُواْۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿93﴾

leyse `ale-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti cünâḥun fîmâ ṭa`imû iẕâ me-tteḳav veâmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti ŝümme-tteḳav veâmenû ŝümme-tteḳav veaḥsenû. vellâhü yüḥibbü-lmuḥsinîn.

93. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara, günahlardan sakındıkları ve imanlarını koruyup iyi işler yapmayı sürdürdükleri, sakınmaya devam edip imanlarına bağlı kaldıkları, hem günahlardan sakınıp hem en iyiyi yapmaya çalıştıkları takdirde daha önce yiyip içtiklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah, iyi ve güzel davrananları sever.

Kelime meali

لَيْسَ yoktur · عَلَى üzerine · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · جُنَاحٌۭ bir günah · فِيمَا ötürü · طَعِمُوٓا۟ yediklerinden · إِذَا bundan böyle · مَا takdirde · ٱتَّقَوا۟ korundukları · وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları · وَعَمِلُوا۟ ve yaptıkları · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · ثُمَّ sonra (yine) · ٱتَّقَوا۟ korundukları · وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları · ثُمَّ ve yine · ٱتَّقَوا۟ korundukları · وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ ve iyilik ettikleri · وَٱللَّهُ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَيَبۡلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَيۡءࣲ مِّنَ ٱلصَّيۡدِ تَنَالُهُۥٓ أَيۡدِيكُمۡ وَرِمَاحُكُمۡ لِيَعۡلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ فَمَنِ ٱعۡتَدَىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿94﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû leyeblüvennekümü-llâhü bişey'im mine-ṣṣaydi tenâlühû eydîküm verimâḥuküm liya`leme-llâhü mey yeḫâfühû bilgayb. femeni-`tedâ ba`de ẕâlike felehû `aẕâbün elîm.

94. Ey iman edenler! Allah, görmedikleri halde kendisinden korkanları ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın yetişebileceği bir miktar av ile muhakkak ki sizleri sınayacaktır. Bundan sonra kim sınırı aşarsa onun için elem verici bir azap vardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَيَبْلُوَنَّكُمُ sizi dener · ٱللَّهُ Allah · بِشَىْءٍۢ bir kısım · مِّنَ av'la · ٱلصَّيْدِ · تَنَالُهُۥٓ erişeceği · أَيْدِيكُمْ ellerinizin · وَرِمَاحُكُمْ ve mızraklarınızın · لِيَعْلَمَ bilmek için · ٱللَّهُ Allah · مَن kimin · يَخَافُهُۥ kendisiden korktuğunu · بِٱلْغَيْبِ ۚ gizlide · فَمَنِ kim ki · ٱعْتَدَىٰ saldırıda bulunursa · بَعْدَ sonra · ذَٰلِكَ bundan · فَلَهُۥ onun için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡتُلُواْ ٱلصَّيۡدَ وَأَنتُمۡ حُرُمࣱۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدࣰ ا فَجَزَآءࣱ مِّثۡلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحۡكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدۡلࣲ مِّنكُمۡ هَدۡيَۢا بَٰلِغَ ٱلۡكَعۡبَةِ أَوۡ كَفَّٰرَةࣱ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوۡ عَدۡلُ ذَٰلِكَ صِيَامࣰ ا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمۡرِهِۦۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَۚ وَمَنۡ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنۡهُۚ وَٱللَّهُ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامٍ ﴿95﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ taḳtülu-ṣṣayde veentüm ḥurum. vemen ḳatelehû minküm müte`ammiden fecezâüm miŝlü mâ ḳatele mine-nne`ami yaḥkümü bihî ẕevâ `adlim minküm hedyem bâliga-lka`beti ev keffâratün ṭa`âmü mesâkîne ev `adlü ẕâlike ṣiyâmel liyeẕûḳa vebâle emrih. `afe-llâhü `ammâ selef. vemen `âde feyenteḳimü-llâhü minh. vellâhü `azîzün ẕü-ntiḳâm.

95. Ey iman edenler! İhramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. Sizden kim böyle bir hayvanı kasten öldürürse öldürdüğüne denk bir evcil hayvanı ceza olarak öder. Bunu -Kâbe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık olmak üzere- aranızdan adalet sahibi iki kişi takdir eder. Yahut o kişi, yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder ki böylece yaptığı fiilin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bunu yeniden işlerse Allah onun cezasını verir. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا öldürmeyin · تَقْتُلُوا۟ · ٱلصَّيْدَ av · وَأَنتُمْ ve siz · حُرُمٌۭ ۚ ihramlı (iken) · وَمَن ve kim · قَتَلَهُۥ onu öldürürse · مِنكُم sizden · مُّتَعَمِّدًۭا kasden · فَجَزَآءٌۭ cezası vardır · مِّثْلُ dengi olan · مَا öldürdüğü · قَتَلَ · مِنَ hayvandan · ٱلنَّعَمِ · يَحْكُمُ karar vereceği · بِهِۦ ona · ذَوَا iki kişinin · عَدْلٍۢ adil · مِّنكُمْ içinizden · هَدْيًۢا bir kurban · بَـٰلِغَ varacak · ٱلْكَعْبَةِ Ka'be'ye · أَوْ yahut · كَفَّـٰرَةٌۭ keffareti · طَعَامُ yedirme · مَسَـٰكِينَ yoksullara · أَوْ ya da · عَدْلُ denk · ذَٰلِكَ buna · صِيَامًۭا oruçtur · لِّيَذُوقَ tatması için · وَبَالَ vebalini · أَمْرِهِۦ ۗ yaptığı işin · عَفَا affetmiştir · ٱللَّهُ Allah · عَمَّا olanı · سَلَفَ ۚ geçmişte · وَمَنْ ve kim · عَادَ düşmanlık ederse · فَيَنتَقِمُ öc alır · ٱللَّهُ Allah · مِنْهُ ۗ ondan · وَٱللَّهُ Allah · عَزِيزٌۭ daima galiptir · ذُو sahibidir · ٱنتِقَامٍ intikam

أُحِلَّ لَكُمۡ صَيۡدُ ٱلۡبَحۡرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِلسَّيَّارَةِۖ وَحُرِّمَ عَلَيۡكُمۡ صَيۡدُ ٱلۡبَرِّ مَا دُمۡتُمۡ حُرُمࣰ اۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِيٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ﴿96﴾

üḥille leküm ṣaydü-lbaḥri veṭa`âmühû metâ`al leküm velissâyyârah. veḥurrime `aleyküm ṣaydü-lberri mâ dümtüm ḥurumâ. vetteḳu-llâhe-lleẕî ileyhi tuḥşerûn.

96. Kendinize ve yolculara geçimlik olmak üzere sularda avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Toplanıp huzuruna varacağınız Allah’tan korkun.

Kelime meali

أُحِلَّ helal kılındı · لَكُمْ size · صَيْدُ avı · ٱلْبَحْرِ deniz; · وَطَعَامُهُۥ ve yiyeceği · مَتَـٰعًۭا geçimlik olarak · لَّكُمْ size · وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ ve yolculara · وَحُرِّمَ ve yasaklandı · عَلَيْكُمْ size · صَيْدُ avı · ٱلْبَرِّ kara · مَا olduğunuz sürece · دُمْتُمْ · حُرُمًۭا ۗ ihramlı · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · ٱلَّذِىٓ o ki · إِلَيْهِ huzuruna · تُحْشَرُونَ toplanacaksınız

۞جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلۡكَعۡبَةَ ٱلۡبَيۡتَ ٱلۡحَرَامَ قِيَٰمࣰ ا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهۡرَ ٱلۡحَرَامَ وَٱلۡهَدۡيَ وَٱلۡقَلَٰٓئِدَۚ ذَٰلِكَ لِتَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ﴿97﴾

ce`ale-llâhü-lka`bete-lbeyte-lḥarâme ḳiyâmel linnâsi veşşehra-lḥarâme velhedye velḳalâid. ẕâlike lita`lemû enne-llâhe ya`lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi veenne-llâhe bikülli şey'in `alîm.

97. Allah Kâbe’yi, Beytülharâm’ı, haram ayı, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları insanların maddî ve manevi hayatları için destek kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerdeki her şeyden haberdar olduğunu ve Allah’ın her şeyi bildiğini anlamanız içindir.

Kelime meali

۞ جَعَلَ kıldı · ٱللَّهُ Allah · ٱلْكَعْبَةَ Ka'be'yi · ٱلْبَيْتَ Beyt-i · ٱلْحَرَامَ Haram'ı · قِيَـٰمًۭا bir durak · لِّلنَّاسِ insanlar için · وَٱلشَّهْرَ ve ayı (kıldı) · ٱلْحَرَامَ haram · وَٱلْهَدْىَ ve kurbanı · وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ ve tasmalı kurbanlıkları · ذَٰلِكَ böylece · لِتَعْلَمُوٓا۟ anlayasınız diye · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'ın · يَعْلَمُ bildiğini · مَا olanları · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve olanları · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'ın · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌ bildiğini

ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿98﴾

i`lemû enne-llâhe şedîdü-l`iḳâbi veenne-llâhe gafûrur raḥîm.

98. Bilin ki Allah’ın cezalandırması çetindir ve Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

Kelime meali

ٱعْلَمُوٓا۟ iyi bilin ki · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'ın · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ cezası · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا تَكۡتُمُونَ ﴿99﴾

mâ `ale-rrasûli ille-lbelâg. vellâhü ya`lemü mâ tübdûne vemâ tektümûn.

99. Peygamberin görevi, tebliğ etmekten ibarettir. Allah ise açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

Kelime meali

مَّا üzerine düşen · عَلَى · ٱلرَّسُولِ Elçi'nin · إِلَّا sadece · ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktır · وَٱللَّهُ Allah · يَعْلَمُ bilir · مَا şeyleri · تُبْدُونَ açığa vurduğunuz · وَمَا ve şeyleri · تَكْتُمُونَ gizlediğiniz

قُل لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوۡ أَعۡجَبَكَ كَثۡرَةُ ٱلۡخَبِيثِۚ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿100﴾

ḳul lâ yestevi-lḫabîŝü veṭṭayyibü velev a`cebeke keŝratü-lḫabîŝ. fetteḳu-llâhe yâ ûli-l'elbâbi le`alleküm tüfliḥûn.

100. De ki: “Kötünün çokluğu sana ilginç gelse de iyi ile kötü bir değildir. O halde ey akıl sahipleri, Allah’a âsi olmaktan sakının ki kurtuluşa eresiniz!”

Kelime meali

قُل de ki · لَّا olmaz · يَسْتَوِى eşit · ٱلْخَبِيثُ murdar ile · وَٱلطَّيِّبُ temiz · وَلَوْ ve şayet · أَعْجَبَكَ hoşuna gitse de · كَثْرَةُ çokluğu · ٱلْخَبِيثِ ۚ murdarın · فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · يَـٰٓأُو۟لِى ey sahipleri · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَسۡـَٔلُواْ عَنۡ أَشۡيَآءَ إِن تُبۡدَ لَكُمۡ تَسُؤۡكُمۡ وَإِن تَسۡـَٔلُواْ عَنۡهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلۡقُرۡءَانُ تُبۡدَ لَكُمۡ عَفَا ٱللَّهُ عَنۡهَاۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمࣱ‏ ﴿101﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tes'elû `an eşyâe in tübde leküm tesü'küm. vein tes'elû `anhâ ḥîne yünezzelü-lḳur'ânü tübde leküm. `afe-llâhü `anhâ. vellâhü gafûrun ḥalîm.

101. Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halîmdir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا sormayın · تَسْـَٔلُوا۟ · عَنْ hakkında · أَشْيَآءَ şeyler · إِن eğer · تُبْدَ açıklandığında · لَكُمْ size · تَسُؤْكُمْ hoşunuza gitmeyecek · وَإِن ve eğer · تَسْـَٔلُوا۟ sorarsanız · عَنْهَا onları · حِينَ vakit · يُنَزَّلُ indirildiği · ٱلْقُرْءَانُ Kur'an · تُبْدَ açıklanır · لَكُمْ size · عَفَا affetmiştir · ٱللَّهُ Allah · عَنْهَا ۗ onları · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌ bağışlayandır · حَلِيمٌۭ halimdir

قَدۡ سَأَلَهَا قَوۡمࣱ مِّن قَبۡلِكُمۡ ثُمَّ أَصۡبَحُواْ بِهَا كَٰفِرِينَ ﴿102﴾

ḳad seelehâ ḳavmüm min ḳabliküm ŝümme aṣbeḥû bihâ kâfirîn.

102. Bu tür soruları sizden önce de bir topluluk sormuş, fakat sonunda bunları inkâr eder olmuşlardı.

Kelime meali

قَدْ muhakkak · سَأَلَهَا onları sormuştu · قَوْمٌۭ bir toplum · مِّن sizden önce gelen · قَبْلِكُمْ · ثُمَّ sonra · أَصْبَحُوا۟ olmuşlardı · بِهَا onları · كَـٰفِرِينَ inkar edenler

مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةࣲ وَلَا سَآئِبَةࣲ وَلَا وَصِيلَةࣲ وَلَا حَامࣲ وَلَٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۖ وَأَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ ﴿103﴾

mâ ce`ale-llâhü mim beḥîrativ velâ sâibetiv velâ veṣîletiv velâ ḥâmiv velâkinne-lleẕîne keferû yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. veekŝeruhüm lâ ya`ḳilûn.

103. Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm ile (diye bazı hayvanların işaretlenip kullanımdan alıkonması) ilgili bir buyruk koymamıştır. Fakat inkârcılar kendi uydurdukları yalanları Allah’a yakıştırmaya çalışıyorlar; onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.

Kelime meali

مَا yapmamıştır · جَعَلَ · ٱللَّهُ Allah · مِنۢ ne · بَحِيرَةٍۢ bahîre · وَلَا ve ne · سَآئِبَةٍۢ sâibe · وَلَا ve ne · وَصِيلَةٍۢ vasîle · وَلَا ve ne · حَامٍۢ ۙ ham · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · يَفْتَرُونَ uyduruyorlar · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · ٱلْكَذِبَ ۖ yalan · وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da · لَا akıl erdiremiyorlar · يَعْقِلُونَ

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُواْ حَسۡبُنَا مَا وَجَدۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَآۚ أَوَلَوۡ كَانَ ءَابَآؤُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَهۡتَدُونَ ﴿104﴾

veiẕâ ḳîle lehüm te`âlev ilâ mâ enzele-llâhü veile-rrasûli ḳâlû ḥasbünâ mâ vecednâ `aleyhi âbâenâ. evelev kâne âbâühüm lâ ya`lemûne şey'ev velâ yehtedûn.

104. Onlara “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” dendiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler olsa da mı?

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · قِيلَ dendiği · لَهُمْ onlara · تَعَالَوْا۟ gelin · إِلَىٰ şeye · مَآ · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · وَإِلَى ve · ٱلرَّسُولِ Elçi'ye · قَالُوا۟ derler ki · حَسْبُنَا bize yeter · مَا şey · وَجَدْنَا bulduğumuz · عَلَيْهِ üzerinde · ءَابَآءَنَآ ۚ babalarımızı · أَوَلَوْ olsa da mı? · كَانَ babaları · ءَابَآؤُهُمْ · لَا bilmeyen · يَعْلَمُونَ · شَيْـًۭٔا hiçbir şey · وَلَا ve · يَهْتَدُونَ doğru yolu bulamayan

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ عَلَيۡكُمۡ أَنفُسَكُمۡۖ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهۡتَدَيۡتُمۡۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعࣰ ا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿105﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû `aleyküm enfüseküm. lâ yeḍurruküm men ḍalle iẕe-htedeytüm. ile-llâhi merci`uküm cemî`an feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.

105. Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve yapmakta olduğunuz her şeyi o zaman Allah size bildirecektir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · عَلَيْكُمْ siz (bakın) · أَنفُسَكُمْ ۖ kendinize · لَا size zarar vermez · يَضُرُّكُم · مَّن kimse · ضَلَّ sapan · إِذَا takdirde · ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ siz doğru yolda olduğunuz · إِلَى Allah'adır · ٱللَّهِ · مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz · جَمِيعًۭا hepinizin · فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir · بِمَا şeyi · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapmış

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ شَهَٰدَةُ بَيۡنِكُمۡ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلۡمَوۡتُ حِينَ ٱلۡوَصِيَّةِ ٱثۡنَانِ ذَوَا عَدۡلࣲ مِّنكُمۡ أَوۡ ءَاخَرَانِ مِنۡ غَيۡرِكُمۡ إِنۡ أَنتُمۡ ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَأَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةُ ٱلۡمَوۡتِۚ تَحۡبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعۡدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقۡسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرۡتَبۡتُمۡ لَا نَشۡتَرِي بِهِۦ ثَمَنࣰ ا وَلَوۡ كَانَ ذَا قُرۡبَىٰ وَلَا نَكۡتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡأٓثِمِينَ ﴿106﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû şehâdetü beyniküm iẕâ ḥaḍara eḥadekümü-lmevtü ḥîne-lveṣiyyeti-ŝnâni ẕevâ `adlim minküm ev âḫarâni min gayriküm in entüm ḍarabtüm fi-l'arḍi feeṣâbetküm müṣîbtü-lmevt. taḥbisûnehümâ mim ba`di-ṣṣalâti feyuḳsimâni billâhi ini-rtebtüm lâ neşterî bihî ŝemenev velev kâne ẕâ ḳurbâ velâ nektümü şehâdete-llâhi innâ iẕel lemine-l'âŝimîn.

106. Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki âdil kişi, şayet seyahatte iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan başka iki kişi aranızda (konu hakkında) şahitlik etsin. Eğer (vasiyeti uygularken) içinize bir şüphe düşerse, bu iki şahidi namazdan sonra alıkorsunuz; “Bunu yakınımız hatırına da olsa hiçbir bedel karşılığında satmayız ve Allah’ın buyruğu olan bu tanıklığı asla gizlemeyiz, aksi halde apaçık günahkârlardan olacağımızda kuşku yoktur” diye Allah’ın adına yemin ederler.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inananlar · شَهَـٰدَةُ şahidlik etsin · بَيْنِكُمْ aranızda · إِذَا zaman · حَضَرَ geldiği · أَحَدَكُمُ birinize · ٱلْمَوْتُ ölüm · حِينَ sırasında · ٱلْوَصِيَّةِ vasiyyet · ٱثْنَانِ iki · ذَوَا kişi · عَدْلٍۢ adil · مِّنكُمْ içinizden · أَوْ ya da · ءَاخَرَانِ diğer iki kişi (şahidlik etsin) · مِنْ sizden olmayan · غَيْرِكُمْ · إِنْ eğer · أَنتُمْ siz · ضَرَبْتُمْ yolculuk ederken · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · فَأَصَـٰبَتْكُم ve başınıza gelmişse · مُّصِيبَةُ musibeti · ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm · تَحْبِسُونَهُمَا onları tutarsınız · مِنۢ sonra · بَعْدِ · ٱلصَّلَوٰةِ namazdan · فَيُقْسِمَانِ yemin etsinler · بِٱللَّهِ Allah'a · إِنِ eğer · ٱرْتَبْتُمْ kuşkulanırsanız · لَا satmayacağız · نَشْتَرِى · بِهِۦ onu (yeminimizi) · ثَمَنًۭا hiçbir paraya · وَلَوْ ve eğer · كَانَ olsa · ذَا akraba da · قُرْبَىٰ ۙ · وَلَا ve · نَكْتُمُ gizlemeyeceğiz · شَهَـٰدَةَ şahidliğini · ٱللَّهِ Allah'ın · إِنَّآ yoksa biz elbette · إِذًۭا o zaman · لَّمِنَ kimselerden oluruz · ٱلْـَٔاثِمِينَ günahkar

فَإِنۡ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسۡتَحَقَّآ إِثۡمࣰ ا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَحَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَوۡلَيَٰنِ فَيُقۡسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعۡتَدَيۡنَآ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿107﴾

fein `uŝira `alâ ennehüme-steḥaḳḳâ iŝmen feâḫarâni yeḳûmâni meḳâmehümâ mine-lleẕîne-steḥaḳḳa `aleyhimü-l'evleyâni feyuḳsimâni billâhi leşehâdetünâ eḥaḳḳu min şehâdetihimâ veme-`tedeynâ. innâ iẕel lemine-żżâlimîn.

107. Şayet bu ikisinin günah işledikleri (yeminlerinin gerçeği yansıtmadığı) ortaya çıkarsa, bunların haklarını gasbettiği kimselerden iki kişi onların yerini alır ve “Kesinlikle bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz hak tecavüzünde bulunmadık, aksi halde biz de zalimlerden oluruz” diye Allah’ın adına yemin ederler.

Kelime meali

فَإِنْ eğer · عُثِرَ anlaşılırsa · عَلَىٰٓ onların · أَنَّهُمَا · ٱسْتَحَقَّآ işledikleri · إِثْمًۭا bir günah · فَـَٔاخَرَانِ başka iki kişi · يَقُومَانِ geçer · مَقَامَهُمَا onların yerine · مِنَ kendisine · ٱلَّذِينَ · ٱسْتَحَقَّ haksızlık edilenlerden · عَلَيْهِمُ onların üzerine · ٱلْأَوْلَيَـٰنِ daha layık · فَيُقْسِمَانِ yemin ederler · بِٱللَّهِ Allah'a · لَشَهَـٰدَتُنَآ mutlaka bizim şahidliğimiz · أَحَقُّ daha doğrudur · مِن onların şahidliğinden · شَهَـٰدَتِهِمَا · وَمَا biz (hakka) tecavüz etmedik · ٱعْتَدَيْنَآ · إِنَّآ yoksa biz elbette · إِذًۭا o zaman · لَّمِنَ oluruz · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden

ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجۡهِهَآ أَوۡ يَخَافُوٓاْ أَن تُرَدَّ أَيۡمَٰنُۢ بَعۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡمَعُواْۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿108﴾

ẕâlike ednâ ey ye'tû bişşehâdeti `alâ vechihâ ev yeḫâfû en türadde eymânüm ba`de eymânihim. vetteḳu-llâhe vesme`û. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.

108. İşte bu, şahitliği gereğince yapmalarını sağlayacak veya yemin etmelerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarını önleyecek en uygun usuldür. Allah’a âsi olmaktan sakının ve iyi dinleyin. Allah yoldan çıkmış topluluğu doğruya eriştirmez.

Kelime meali

ذَٰلِكَ budur · أَدْنَىٰٓ en uygun olan · أَن yapmalarına · يَأْتُوا۟ · بِٱلشَّهَـٰدَةِ şahidliği · عَلَىٰ üzerine · وَجْهِهَآ gereği · أَوْ yahut · يَخَافُوٓا۟ korkmalarına · أَن reddedilmesinden · تُرَدَّ · أَيْمَـٰنٌۢ yeminlerin · بَعْدَ sonra · أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ yeminlerinden · وَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve iyi dinleyin · وَٱللَّهُ Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğu · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan

۞يَوۡمَ يَجۡمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبۡتُمۡۖ قَالُواْ لَا عِلۡمَ لَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ﴿109﴾

yevme yecme`u-llâhü-rrusüle feyeḳûlü mâẕâ ücibtüm. ḳâlû lâ `ilme lenâ. inneke ente `allâmü-lguyûb.

109. Allah’ın peygamberleri toplayıp da onlara “Size ne cevap verildi?” diye soracağı gün onlar “Bizim bir bilgimiz yok. Bütün gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin” diyecekler.

Kelime meali

۞ يَوْمَ gün · يَجْمَعُ toplayacağı · ٱللَّهُ Allah · ٱلرُّسُلَ Elçileri · فَيَقُولُ derler · مَاذَآ ne? · أُجِبْتُمْ ۖ size cevap verildi · قَالُوا۟ derler · لَا bilgimiz yok · عِلْمَ · لَنَآ ۖ bizim · إِنَّكَ yalnız sensin · أَنتَ sen · عَلَّـٰمُ bilen · ٱلْغُيُوبِ gizlileri

إِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱذۡكُرۡ نِعۡمَتِي عَلَيۡكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذۡ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلۡمَهۡدِ وَكَهۡلࣰ اۖ وَإِذۡ عَلَّمۡتُكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَۖ وَإِذۡ تَخۡلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيۡـَٔةِ ٱلطَّيۡرِ بِإِذۡنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيۡرَۢا بِإِذۡنِيۖ وَتُبۡرِئُ ٱلۡأَكۡمَهَ وَٱلۡأَبۡرَصَ بِإِذۡنِيۖ وَإِذۡ تُخۡرِجُ ٱلۡمَوۡتَىٰ بِإِذۡنِيۖ وَإِذۡ كَفَفۡتُ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذۡ جِئۡتَهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏ ﴿110﴾

iẕ ḳâle-llâhü yâ `îse-bne meryeme-ẕkür ni`metî `aleyke ve`alâ vâlidetik. iẕ eyyettüke birûḥi-lḳudüsi tükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlâ. veiẕ `allemtüke-lkitâbe velḥikmete vettevrâte vel'incîl. veiẕ taḫlüḳu mine-ṭṭîni kehey'eti-ṭṭayri biiẕnî fetenfüḫu fîhâ fetekûnü ṭayram biiẕnî vetübriü-l'ekmehe vel'ebraṣa biiẕnî. veiẕ tuḫricü-lmevtâ biiẕnî. veiẕ kefeftü benî isrâîle `anke iẕ ci'tehüm bilbeyyinâti feḳâle-lleẕîne keferû minhüm in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.

110. İşte o zaman Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsâ! Sana ve annene lütfettiğim nimetleri hatırla! Seni Rûhulkudüs’le (Cebrâil) desteklemiştim de hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşuyordun. Sana yazmayı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp ona üflüyordun ve benim iznimle derhal kuş oluyordu. Benim iznimle körü ve cüzzamlıyı iyileştiriyordun. Yine benim iznimle ölüleri diriltiyordun. Onlara açık kanıtlar getirdiğin zaman buna karşı içlerinden inkâr edenler ‘Bu düpedüz bir büyü!’ dediklerinde İsrâiloğulları’nın sana zarar vermelerini önlemiştim.

Kelime meali

إِذْ hani · قَالَ demişti ki · ٱللَّهُ Allah · يَـٰعِيسَى Ey Îsa · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · ٱذْكُرْ hatırla · نِعْمَتِى ni'metimi · عَلَيْكَ sana olan · وَعَلَىٰ ve olan · وَٰلِدَتِكَ annene · إِذْ hani · أَيَّدتُّكَ seni desteklemiştim · بِرُوحِ Ruh ile · ٱلْقُدُسِ l-Kudüs · تُكَلِّمُ konuşuyordun · ٱلنَّاسَ insanlarla · فِى beşikte iken · ٱلْمَهْدِ · وَكَهْلًۭا ۖ ve yetişkin iken · وَإِذْ hani · عَلَّمْتُكَ sana öğrettim · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti · وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı · وَٱلْإِنجِيلَ ۖ ve İncil'i · وَإِذْ hani · تَخْلُقُ yaratıyor · مِنَ çamurdan · ٱلطِّينِ · كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey · ٱلطَّيْرِ kuş · بِإِذْنِى benim iznimle · فَتَنفُخُ üflüyordun · فِيهَا içine · فَتَكُونُ oluyordu · طَيْرًۢا kuş · بِإِذْنِى ۖ benim iznimle · وَتُبْرِئُ ve iyileştiriyordun · ٱلْأَكْمَهَ anadan doğma körü · وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı · بِإِذْنِى ۖ benim iznimle · وَإِذْ ve hani · تُخْرِجُ çıkarıyordun · ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri · بِإِذْنِى ۖ benim iznimle · وَإِذْ ve hani · كَفَفْتُ savmıştım · بَنِىٓ oğullarını · إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail · عَنكَ senden · إِذْ zaman · جِئْتَهُم sen onlara getirdiğin · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller · فَقَالَ demişti · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · مِنْهُمْ içlerinden · إِنْ bu · هَـٰذَآ · إِلَّا başka bir şey değil · سِحْرٌۭ bir büyüden · مُّبِينٌۭ apaçık

وَإِذۡ أَوۡحَيۡتُ إِلَى ٱلۡحَوَارِيِّـۧنَ أَنۡ ءَامِنُواْ بِي وَبِرَسُولِي قَالُوٓاْ ءَامَنَّا وَٱشۡهَدۡ بِأَنَّنَا مُسۡلِمُونَ ﴿111﴾

veiẕ evḥaytü ile-lḥavâriyyîne en âminû bî vebirasûlî. ḳâlû âmennâ veşhed biennenâ müslimûn.

111. Havârilere ‘Bana ve peygamberime iman edin’ diye ilham ettiğimde onlar ‘İman ettik, şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz’ demişlerdi.”

Kelime meali

وَإِذْ ve hani · أَوْحَيْتُ vahyetmiştim · إِلَى Havarilere · ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ · أَنْ inanmalarını · ءَامِنُوا۟ · بِى bana · وَبِرَسُولِى ve elçime · قَالُوٓا۟ demişlerdi · ءَامَنَّا inandık · وَٱشْهَدْ şahid ol · بِأَنَّنَا bizim · مُسْلِمُونَ müslümanlar olduğumuza

إِذۡ قَالَ ٱلۡحَوَارِيُّونَ يَٰعِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ هَلۡ يَسۡتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيۡنَا مَآئِدَةࣰ مِّنَ ٱلسَّمَآءِۖ قَالَ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿112﴾

iẕ ḳâle-lḥavâriyyûne yâ `îse-bne meryeme hel yesteṭî`u rabbüke ey yünezzile `aleynâ mâidetem mine-ssemâ'. ḳâle-tteḳu-llâhe in küntüm mü'minîn.

112. Havâriler “Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı. O şöyle cevap verdi: “Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah’a saygılı olun.”

Kelime meali

إِذْ hani · قَالَ demişlerdi ki · ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler · يَـٰعِيسَى Ey Îsa · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · هَلْ gücü yetermi? · يَسْتَطِيعُ · رَبُّكَ Rabbinin · أَن indirmeye · يُنَزِّلَ · عَلَيْنَا bize · مَآئِدَةًۭ bir sofra · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ ۖ · قَالَ (Îsa) dedi · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inanıyor

قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأۡكُلَ مِنۡهَا وَتَطۡمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعۡلَمَ أَن قَدۡ صَدَقۡتَنَا وَنَكُونَ عَلَيۡهَا مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ ﴿113﴾

ḳâlû nürîdü en ne'küle minhâ vetaṭmeinne ḳulûbünâ vena`leme en ḳad ṣadaḳtenâ venekûne `aleyhâ mine-şşâhidîn.

113. Onlar “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olalım” dediler.

Kelime meali

قَالُوا۟ dediler · نُرِيدُ istiyoruz · أَن yemeyi · نَّأْكُلَ · مِنْهَا ondan · وَتَطْمَئِنَّ ve iyice yatışmasını · قُلُوبُنَا kalblerimizin · وَنَعْلَمَ ve bilmeyi · أَن kesinlikle · قَدْ · صَدَقْتَنَا bize doğru söylediğini · وَنَكُونَ ve olmayı · عَلَيْهَا buna · مِنَ bizzat şahit · ٱلشَّـٰهِدِينَ

قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلۡ عَلَيۡنَا مَآئِدَةࣰ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدࣰ ا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةࣰ مِّنكَۖ وَٱرۡزُقۡنَا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ﴿114﴾

ḳâle `îse-bnü meryeme-llâhümme rabbenâ enzil `aleynâ mâidetem mine-ssemâi tekûnü lenâ `îdel lievvelinâ veâḫirinâ veâyetem mink. verzuḳnâ veente ḫayru-rrâziḳîn.

114. Meryem oğlu Îsâ şöyle yalvardı: “Allahım! Ey rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir şölen ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.

Kelime meali

قَالَ dedi · عِيسَى Îsa · ٱبْنُ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · ٱللَّهُمَّ Allah'ım · رَبَّنَآ Rabbimiz · أَنزِلْ indir · عَلَيْنَا bizim üzerimize · مَآئِدَةًۭ bir sofra · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · تَكُونُ olsun · لَنَا bizim için · عِيدًۭا bir bayram · لِّأَوَّلِنَا öncemiz için · وَءَاخِرِنَا ve sonramız için · وَءَايَةًۭ ve bir mu'cize (olsun) · مِّنكَ ۖ Senden · وَٱرْزُقْنَا bizi rızıklandır · وَأَنتَ ve sen · خَيْرُ en hayırlısısın · ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin

قَالَ ٱللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيۡكُمۡۖ فَمَن يَكۡفُرۡ بَعۡدُ مِنكُمۡ فَإِنِّيٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابࣰ ا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدࣰ ا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿115﴾

ḳâle-llâhü innî münezzilühâ `aleyküm. femey yekfür ba`dü minküm feinnî ü`aẕẕibühû `aẕâbel lâ ü`aẕẕibühû eḥadem mine-l`âlemîn.

115. Allah da şöyle buyurdu: “Onu size mutlaka indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”

Kelime meali

قَالَ buyurdu ki · ٱللَّهُ Allah · إِنِّى ben · مُنَزِّلُهَا onu indireceğim · عَلَيْكُمْ ۖ sizin üzerinize · فَمَن ama kim · يَكْفُرْ inkar ederse · بَعْدُ ondan sonra · مِنكُمْ sizden · فَإِنِّىٓ ben · أُعَذِّبُهُۥ ona azab ederim · عَذَابًۭا bir azapla · لَّآ azab etmediğim · أُعَذِّبُهُۥٓ · أَحَدًۭا hiç kimseye · مِّنَ dünyalarda · ٱلْعَـٰلَمِينَ

وَإِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ءَأَنتَ قُلۡتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَٰهَيۡنِ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ قَالَ سُبۡحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِيٓ أَنۡ أَقُولَ مَا لَيۡسَ لِي بِحَقٍّۚ إِن كُنتُ قُلۡتُهُۥ فَقَدۡ عَلِمۡتَهُۥۚ تَعۡلَمُ مَا فِي نَفۡسِي وَلَآ أَعۡلَمُ مَا فِي نَفۡسِكَۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ﴿116﴾

veiẕ ḳâle-llâhü yâ `îse-bne meryeme eente ḳulte linnâsi-tteḫiẕûnî veümmiye ilâheyni min dûni-llâh. ḳâle sübḥâneke mâ yekûnü lî en eḳûle mâ leyse lî biḥaḳḳ. in küntü ḳultühû feḳad `alimteh. ta`lemü mâ fî nefsî velâ a`lemü mâ fî nefsik. inneke ente `allâmü-lguyûb.

116. Allah, “Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” buyurduğu zaman o şu cevabı verir: “Hâşâ! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim şüphesiz sen onu bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, ama ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlileri tam olarak bilen yalnız sensin.”

Kelime meali

وَإِذْ ve yine · قَالَ demişti ki · ٱللَّهُ Allah · يَـٰعِيسَى Ey Îsa · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · ءَأَنتَ sen mi? · قُلْتَ dedin · لِلنَّاسِ insanlara · ٱتَّخِذُونِى beni edinin · وَأُمِّىَ ve annemi · إِلَـٰهَيْنِ iki tanrı · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ ۖ Allah'tan · قَالَ dedi ki · سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin · مَا değildir · يَكُونُ · لِىٓ benim (haddime) · أَنْ söylemek · أَقُولَ · مَا bir şeyi · لَيْسَ olmayan · لِى benim için · بِحَقٍّ ۚ gerçek · إِن eğer · كُنتُ olsaydım · قُلْتُهُۥ demiş · فَقَدْ muhakkak · عَلِمْتَهُۥ ۚ sen bunu bilirdin · تَعْلَمُ sen bilirsin · مَا olanı · فِى benim nefsimde · نَفْسِى · وَلَآ ve · أَعْلَمُ ben bilmem · مَا olanı · فِى senin nefsinde · نَفْسِكَ ۚ · إِنَّكَ şüphesiz sen · أَنتَ sensin · عَلَّـٰمُ bilen · ٱلْغُيُوبِ gizlileri

مَا قُلۡتُ لَهُمۡ إِلَّا مَآ أَمَرۡتَنِي بِهِۦٓ أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمۡۚ وَكُنتُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدࣰ ا مَّا دُمۡتُ فِيهِمۡۖ فَلَمَّا تَوَفَّيۡتَنِي كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيۡهِمۡۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ ﴿117﴾

mâ ḳultü lehüm illâ mâ emertenî bihî eni-`büdü-llâhe rabbî verabbeküm. veküntü `aleyhim şehîdem mâ dümtü fîhim. felemmâ teveffeytenî künte ente-rraḳîbe `aleyhim. veente `alâ külli şey'in şehîd.

117. “Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim; ‘Benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin.

Kelime meali

مَا ben söylemedim · قُلْتُ · لَهُمْ onlara · إِلَّا başka · مَآ şeyden · أَمَرْتَنِى bana emrettiğin · بِهِۦٓ onu · أَنِ kulluk edin · ٱعْبُدُوا۟ · ٱللَّهَ Allah'a · رَبِّى benim Rabbim · وَرَبَّكُمْ ۚ ve sizin Rabbiniz olan · وَكُنتُ idim · عَلَيْهِمْ onlar üzerine · شَهِيدًۭا şahid · مَّا olduğum sürece · دُمْتُ · فِيهِمْ ۖ onların içinde · فَلَمَّا fakat · تَوَفَّيْتَنِى sen beni vefat ettirince · كُنتَ sen oldun · أَنتَ sen · ٱلرَّقِيبَ gözetleyen · عَلَيْهِمْ ۚ onları · وَأَنتَ ve sen · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · شَهِيدٌ şahitsin

إِن تُعَذِّبۡهُمۡ فَإِنَّهُمۡ عِبَادُكَۖ وَإِن تَغۡفِرۡ لَهُمۡ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿118﴾

in tü`aẕẕibhüm feinnehüm `ibâdük. vein tagfir lehüm feinneke ente-l`azîzü-lḥakîm.

118. Şayet onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin.”

Kelime meali

إِن eğer · تُعَذِّبْهُمْ onlara azabedersen · فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar · عِبَادُكَ ۖ senin kullarındır · وَإِن ve eğer · تَغْفِرْ bağışlarsan · لَهُمْ onları · فَإِنَّكَ şüphesiz sen · أَنتَ yalnız sen · ٱلْعَزِيزُ daima üstünsün · ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibisin

قَالَ ٱللَّهُ هَٰذَا يَوۡمُ يَنفَعُ ٱلصَّٰدِقِينَ صِدۡقُهُمۡۚ لَهُمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿119﴾

ḳâle-llâhü hâẕâ yevmü yenfe`u-ṣṣâdiḳîne ṣidḳuhüm. lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anh. ẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

119. Allah şöyle buyurur: “Bugün doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan hoşnuttur, onlar da O’nun rızasını kazanmaktan ötürü mutludurlar. İşte büyük kurtuluş budur.

Kelime meali

قَالَ buyurdu · ٱللَّهُ Allah · هَـٰذَا bu · يَوْمُ gündür · يَنفَعُ fayda sağlayacağı · ٱلصَّـٰدِقِينَ sadıklara · صِدْقُهُمْ ۚ doğruluklarının · لَهُمْ onlar için vardır · جَنَّـٰتٌۭ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ kalacakları · فِيهَآ içinde · أَبَدًۭا ۚ ebediyyen · رَّضِىَ razı olmuştur · ٱللَّهُ Allah · عَنْهُمْ onlardan · وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır · عَنْهُ ۚ O'ndan · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

لِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا فِيهِنَّۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرُۢ ﴿120﴾

lillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ fîhinn. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

120. Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin hükümranlığı Allah’a aittir. O her şeye kādirdir.”

Kelime meali

لِلَّهِ Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَمَا ve ne varsa · فِيهِنَّ ۚ bunlarda bulunan · وَهُوَ ve O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۢ kadirdir