Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Beyyine Suresi

سُوْرَةُ الْبَيِّنَةِ · 98. sure · 8 âyet · Medenî · 30. cüz · Mushaf sayfa 598

Beyyine suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

لَمۡ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡبَيِّنَةُ ﴿1﴾

lem yeküni-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne münfekkîne ḥattâ te'tiyehümü-lbeyyineh.

1–2. Ehl-i kitap’tan ve müşriklerden hakkı inkâr edenler, kendilerine açık kanıt ve Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfaları okuyan bir elçi gelinceye kadar (hakkı inkârcılıktan) ayrılacak değillerdir.

Kelime meali

لَمْ değillerdi · يَكُنِ · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · مِنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · وَٱلْمُشْرِكِينَ ve müşrikler(den) · مُنفَكِّينَ bırakılacak · حَتَّىٰ dek · تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelinceye · ٱلْبَيِّنَةُ açık kanıt

رَسُولࣱ مِّنَ ٱللَّهِ يَتۡلُواْ صُحُفࣰ ا مُّطَهَّرَةࣰ‏ ﴿2﴾

rasûlüm mine-llâhi yetlû ṣuḥufem müṭahherah.

Kelime meali

رَسُولٌۭ bir elçi · مِّنَ tarafından (gönderilen) · ٱللَّهِ Allah · يَتْلُوا۟ okuyan · صُحُفًۭا sahifeler · مُّطَهَّرَةًۭ tertemiz

فِيهَا كُتُبࣱ قَيِّمَةࣱ‏ ﴿3﴾

fîhâ kütübün ḳayyimeh.

3. O sayfalarda dosdoğru hükümler yer almaktadır.

Kelime meali

فِيهَا onda vardır (sahifelerde) · كُتُبٌۭ Kitaplar · قَيِّمَةٌۭ doğru değerli'

وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَةُ ﴿4﴾

vemâ teferraḳa-lleẕîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba`di mâ câethümü-lbeyyineh.

4. Ehl-i kitap ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.

Kelime meali

وَمَا ve · تَفَرَّقَ ayrılığa düşmediler · ٱلَّذِينَ olanlar · أُوتُوا۟ verilmiş · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · إِلَّا ancak (düştüler) · مِنۢ (ondan) sonra · بَعْدِ · مَا ne ki · جَآءَتْهُمُ kendilerine geldi · ٱلْبَيِّنَةُ açık kanıt

وَمَآ أُمِرُوٓاْ إِلَّا لِيَعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلۡقَيِّمَةِ ﴿5﴾

vemâ ümirû illâ liya`büdü-llâhe muḫliṣîne lehü-ddîne ḥunefâe veyüḳîmu-ṣṣalâte veyü'tü-zzekâte veẕâlike dînü-lḳayyimeh.

5. Halbuki onlara, Allah’a kulluk etmeleri, Hanîfler olarak O’na yürekten inanıp boyun eğmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. Doğru din de işte budur.

Kelime meali

وَمَآ oysa · أُمِرُوٓا۟ kendilerine emredilmedi · إِلَّا dışında (bir şey) · لِيَعْبُدُوا۟ kulluk etmeleri · ٱللَّهَ Allah'a · مُخْلِصِينَ halis kılarak · لَهُ O'na · ٱلدِّينَ dini · حُنَفَآءَ birleyerek · وَيُقِيمُوا۟ ve kılmaları · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَيُؤْتُوا۟ ve vermeleri · ٱلزَّكَوٰةَ ۚ zekatı · وَذَٰلِكَ işte budur · دِينُ din · ٱلْقَيِّمَةِ doğru

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ شَرُّ ٱلۡبَرِيَّةِ ﴿6﴾

inne-lleẕîne keferû min ehli-lkitâbi velmüşrikîne fî nâri cehenneme ḫâlidîne fîhâ. ülâike hüm şerru-lberiyyeh.

6. Ehl-i kitap’tan ve müşriklerden hakkı inkâr edenler, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en kötüleri onlardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkarcı(lar) · مِنْ ehlinden · أَهْلِ · ٱلْكِتَـٰبِ Kitap · وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşanlar · فِى içindedirler · نَارِ ateşi · جَهَنَّمَ cehennem · خَـٰلِدِينَ sürekli olarak · فِيهَآ ۚ orada · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمْ onlar · شَرُّ en şerlisidir · ٱلْبَرِيَّةِ yaratılmışların

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ خَيۡرُ ٱلۡبَرِيَّةِ ﴿7﴾

inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti ülâike hüm ḫayru-lberiyyeh.

7. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمْ onlar · خَيْرُ en hayırlısıdır · ٱلْبَرِيَّةِ yaratılmışların

جَزَآؤُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ رَبَّهُۥ ﴿8﴾

cezâühüm `inde rabbihim cennâtü `adnin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anh. ẕâlike limen ḫaşiye rabbeh.

8. Onların rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları adn cennetleridir. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu, rabbini sayıp O’ndan korkanlar içindir.

Kelime meali

جَزَآؤُهُمْ onların mükafatı · عِندَ katında · رَبِّهِمْ Rableri · جَنَّـٰتُ cennetleridir · عَدْنٍۢ Adn · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları · فِيهَآ içinde · أَبَدًۭا ۖ ebedi · رَّضِىَ razı olmuştur · ٱللَّهُ Allah · عَنْهُمْ onlardan · وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır · عَنْهُ ۚ O'ndan · ذَٰلِكَ bu · لِمَنْ mahsustur · خَشِىَ saygı gösterene · رَبَّهُۥ Rabbine