Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Bürûc Suresi

سُوْرَةُ الْبُرُوْجِ · 85. sure · 22 âyet · Mekkî · 30. cüz · Mushaf sayfa 590

Bürûc suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡبُرُوجِ ﴿1﴾

vessemâi ẕâti-lbürûc.

1. Andolsun burçlarla dolu göğe,

Kelime meali

وَٱلسَّمَآءِ göğe andolsun · ذَاتِ sahibi · ٱلْبُرُوجِ burçlar

وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡمَوۡعُودِ ﴿2﴾

velyevmi-lmev`ûd.

2. Vaad edilmiş güne,

Kelime meali

وَٱلْيَوْمِ ve güne andolsun · ٱلْمَوْعُودِ va'dedilen

وَشَاهِدࣲ وَمَشۡهُودࣲ‏ ﴿3﴾

veşâhidiv vemeşhûd.

3. Tanıklık edene ve edilene ki,

Kelime meali

وَشَاهِدٍۢ ve şahide andolsun · وَمَشْهُودٍۢ ve şahidlik edilene

قُتِلَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأُخۡدُودِ ﴿4﴾

ḳutile aṣḥâbü-l'uḫdûd.

4–5. O çukurları, alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar mahvolmuşlardır!

Kelime meali

قُتِلَ kahroldu · أَصْحَـٰبُ adamları · ٱلْأُخْدُودِ hendeğin

ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلۡوَقُودِ ﴿5﴾

ennâri ẕâti-lveḳûd.

Kelime meali

ٱلنَّارِ ateş · ذَاتِ dolu · ٱلْوَقُودِ tutuşturulmuş yakıt

إِذۡ هُمۡ عَلَيۡهَا قُعُودࣱ‏ ﴿6﴾

iẕ hüm `aleyhâ ḳu`ûd.

6–7. Hani o sırada ateşin başında oturmuşlar, inananlara yaptıklarını seyrediyorlardı.

Kelime meali

إِذْ hani · هُمْ onlar · عَلَيْهَا onun başında · قُعُودٌۭ oturmuşlardı

وَهُمۡ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ شُهُودࣱ‏ ﴿7﴾

vehüm `alâ mâ yef`alûne bilmü'minîne şühûd.

Kelime meali

وَهُمْ ve onlar · عَلَىٰ şeyleri · مَا · يَفْعَلُونَ yaptıkları · بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · شُهُودٌۭ seyrediyorlardı

وَمَا نَقَمُواْ مِنۡهُمۡ إِلَّآ أَن يُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ ﴿8﴾

vemâ neḳamû minhüm illâ ey yü'minû billâhi-l`azîzi-lḥamîd.

8–9. Aziz, övgüye lâyık, göklerin ve yerin mâliki olan Allah’a inandıkları için, sırf bu sebeple onlara ağır işkence uyguladılar. Ama Allah her şeye şahittir.

Kelime meali

وَمَا ve · نَقَمُوا۟ öc almadılar · مِنْهُمْ onlardan · إِلَّآ başka bir sebeple · أَن inanmalarından · يُؤْمِنُوا۟ · بِٱللَّهِ Allah'a · ٱلْعَزِيزِ aziz · ٱلْحَمِيدِ övgüye layık

ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ ﴿9﴾

elleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. vellâhü `alâ külli şey'in şehîd.

Kelime meali

ٱلَّذِى O ki · لَهُۥ O'nundur · مُلْكُ hükümranlığı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · شَهِيدٌ tanıktır

إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُواْ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَتُوبُواْ فَلَهُمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمۡ عَذَابُ ٱلۡحَرِيقِ ﴿10﴾

inne-lleẕîne fetenü-lmü'minîne velmü'minâti ŝümme lem yetûbû felehüm `aẕâbü cehenneme velehüm `aẕâbü-lḥarîḳ.

10. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onları cehennem azabı, yakıcı azap beklemektedir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · فَتَنُوا۟ işkence eden(ler) · ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınlara · ثُمَّ sonra · لَمْ tevbe etmeyenler · يَتُوبُوا۟ · فَلَهُمْ onlar için vardır · عَذَابُ azabı · جَهَنَّمَ cehennem · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابُ azabı · ٱلْحَرِيقِ yangın

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ جَنَّٰتࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡكَبِيرُ ﴿11﴾

inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm cennâtün tecrî min taḥtihe-l'enhâr. ẕâlike-lfevzü-lkebîr.

11. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · لَهُمْ onlar için vardır · جَنَّـٰتٌۭ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْكَبِيرُ büyük

إِنَّ بَطۡشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ ﴿12﴾

inne baṭşe rabbike leşedîd.

12. Şüphesiz rabbinin yakalaması pek müthiştir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · بَطْشَ tutuşu · رَبِّكَ Rabbinin · لَشَدِيدٌ şiddetlidir

إِنَّهُۥ هُوَ يُبۡدِئُ وَيُعِيدُ ﴿13﴾

innehû hüve yübdiü veyü`îd.

13. Kuşku yok ki başta yaratan da sonra tekrar yaratacak olan da O’dur

Kelime meali

إِنَّهُۥ şüphesiz O · هُوَ O'dur · يُبْدِئُ ilkin var eden · وَيُعِيدُ sonra yeniden devam eden

وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلۡوَدُودُ ﴿14﴾

vehüve-lgafûru-lvedûd.

14–16. Çok bağışlayan, sevgisi geniş, arşın sahibi, şanı yüce ve dilediğini yapan yalnız O’dur.

Kelime meali

وَهُوَ ve O · ٱلْغَفُورُ bağışlayandır · ٱلْوَدُودُ sevendir

ذُو ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡمَجِيدُ ﴿15﴾

ẕü-l`arşi-lmecîd.

Kelime meali

ذُو sahibidir · ٱلْعَرْشِ Arş'ın · ٱلْمَجِيدُ yücedir

فَعَّالࣱ لِّمَا يُرِيدُ ﴿16﴾

fa``âlül limâ yürîd.

Kelime meali

فَعَّالٌۭ yapandır · لِّمَا şeyi · يُرِيدُ istediği

هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلۡجُنُودِ ﴿17﴾

hel etâke ḥadîŝü-lcünûd.

17–18. Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana ulaştı mı?

Kelime meali

هَلْ sana geldimi? · أَتَىٰكَ · حَدِيثُ haberi · ٱلْجُنُودِ orduların

فِرۡعَوۡنَ وَثَمُودَ ﴿18﴾

fir`avne veŝemûd.

Kelime meali

فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın · وَثَمُودَ ve Semud'un

بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي تَكۡذِيبࣲ‏ ﴿19﴾

beli-lleẕîne keferû fî tekẕîb.

19. Doğrusu inkârcılar bir yalanlama içindedirler.

Kelime meali

بَلِ doğrusu · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · فِى içindedirler · تَكْذِيبٍۢ bir yalanlama

وَٱللَّهُ مِن وَرَآئِهِم مُّحِيطُۢ ﴿20﴾

vellâhü miv verâihim müḥîṭ.

20. Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

Kelime meali

وَٱللَّهُ fakat Allah · مِن onları arkalarından · وَرَآئِهِم · مُّحِيطٌۢ kuşatmıştır

بَلۡ هُوَ قُرۡءَانࣱ مَّجِيدࣱ‏ ﴿21﴾

bel hüve ḳur'ânüm mecîd.

21. Şüphesiz o (asılsız saydıkları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır;

Kelime meali

بَلْ hayır · هُوَ o · قُرْءَانٌۭ bir Kur'an'dır · مَّجِيدٌۭ şerefli

فِي لَوۡحࣲ مَّحۡفُوظِۭ ﴿22﴾

fî levḥim maḥfûż.

22. Levh-i mahfûzdadır.

Kelime meali

فِى bir levhadadır · لَوْحٍۢ · مَّحْفُوظٍۭ korunan