Enfâl Suresi
Enfâl suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡأَنفَالِۖ قُلِ ٱلۡأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَصۡلِحُواْ ذَاتَ بَيۡنِكُمۡۖ وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿1﴾
yes'elûneke `ani-l'enfâl. ḳuli-l'enfâlü lillâhi verrasûl. fetteḳu-llâhe veaṣliḥû ẕâte beyniküm. veeṭî`ü-llâhe verasûlehû in küntüm mü'minîn.
1. Sana ganimetleri soruyorlar. Ganimetlerin Allah’a ve resulüne ait olduğunu söyle! O halde siz gerçek müminler iseniz Allah’a karşı saygısızlıktan sakının, aranızı düzeltin, Allah ve resulüne itaat edin.
Kelime meali
يَسْـَٔلُونَكَ sana sorarlar · عَنِ ganimetlerden · ٱلْأَنفَالِ ۖ · قُلِ de ki · ٱلْأَنفَالُ ganimetler · لِلَّهِ Allah'ındır · وَٱلرَّسُولِ ۖ ve Elçi(si)nindir · فَٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَأَصْلِحُوا۟ ve düzeltin · ذَاتَ hali; · بَيْنِكُمْ ۖ aranızdaki · وَأَطِيعُوا۟ ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥٓ ve Elçisine · إِن eğer · كُنتُم siz (gerçekten) iseniz · مُّؤْمِنِينَ inananlar
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَإِذَا تُلِيَتۡ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتۡهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ ﴿2﴾
inneme-lmü'minûne-lleẕîne iẕâ ẕükira-llâhü vecilet ḳulûbühüm veiẕâ tüliyet `aleyhim âyâtühû zâdethüm îmânev ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.
2. Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler.
Kelime meali
إِنَّمَا gerçekten · ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler · ٱلَّذِينَ o kimselerdir ki · إِذَا zaman · ذُكِرَ anıldığı · ٱللَّهُ Allah · وَجِلَتْ ürperir · قُلُوبُهُمْ yürekleri · وَإِذَا ve zaman · تُلِيَتْ okunduğu · عَلَيْهِمْ kendilerine · ءَايَـٰتُهُۥ O'nun ayetleri · زَادَتْهُمْ artırır · إِيمَـٰنًۭا imanlarını · وَعَلَىٰ ve · رَبِّهِمْ Rablerine · يَتَوَكَّلُونَ tevekkül ederler
ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ﴿3﴾
elleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
3. Namazlarını özenle kılarlar, kendilerine verdiğimiz şeylerden bir kısmını Allah yolunda harcarlar.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ onlar ki · يُقِيمُونَ kılarlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını · وَمِمَّا ve verdiğimiz rızıktan · رَزَقْنَـٰهُمْ · يُنفِقُونَ (Allah için) harcarlar
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُمۡ دَرَجَٰتٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَمَغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ ﴿4﴾
ülâike hümü-lmü'minûne ḥaḳḳâ. lehüm deracâtün `inde rabbihim vemagfiratüv verizḳun kerîm.
4. Gerçek müminler işte onlardır. Rableri katında onlar için yüksek mevkiler, bağışlanma ve değerli rızık vardır.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · حَقًّۭا ۚ gerçek · لَّهُمْ onlara vardır · دَرَجَـٰتٌ dereceler · عِندَ katında · رَبِّهِمْ Rablerinin · وَمَغْفِرَةٌۭ ve bağışlanma · وَرِزْقٌۭ ve rızık · كَرِيمٌۭ tükenmez
كَمَآ أَخۡرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيۡتِكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ ﴿5﴾
kemâ aḫraceke rabbüke mim beytike bilḥaḳḳ. veinne ferîḳam mine-lmü'minîne lekârihûn.
5. Nitekim müminlerden bir kısmı isteksiz oldukları halde rabbin seni, doğru bir kararla evinden savaşa çıkarmıştı.
Kelime meali
كَمَآ nitekim · أَخْرَجَكَ seni çıkardığı zaman · رَبُّكَ Rabbin · مِنۢ evinden · بَيْتِكَ · بِٱلْحَقِّ hak uğruna · وَإِنَّ gerçekten de · فَرِيقًۭا bir kısmı · مِّنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ · لَكَـٰرِهُونَ bundan hoşlanmıyordu
يُجَٰدِلُونَكَ فِي ٱلۡحَقِّ بَعۡدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلۡمَوۡتِ وَهُمۡ يَنظُرُونَ ﴿6﴾
yücâdilûneke fi-lḥaḳḳi ba`de mâ tebeyyene keennemâ yüsâḳûne ile-lmevti vehüm yenżurûn.
6. Doğru olan apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi bu konuda seninle tartışıyorlardı.
Kelime meali
يُجَـٰدِلُونَكَ seninle tartışıyorlardı · فِى dair · ٱلْحَقِّ hakka · بَعْدَ مَا sonra · تَبَيَّنَ ortaya çıktıktan · كَأَنَّمَا gibi · يُسَاقُونَ sürülüyorlarmış · إِلَى ölüme · ٱلْمَوْتِ · وَهُمْ ve onlar · يَنظُرُونَ gözleri göre göre
وَإِذۡ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحۡدَى ٱلطَّآئِفَتَيۡنِ أَنَّهَا لَكُمۡ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيۡرَ ذَاتِ ٱلشَّوۡكَةِ تَكُونُ لَكُمۡ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقۡطَعَ دَابِرَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿7﴾
veiẕ ye`idükümü-llâhü iḥde-ṭṭâifeteyni ennehâ leküm veteveddûne enne gayra ẕâti-şşevketi tekûnü leküm veyürîdü-llâhü ey yüḥiḳḳa-lḥaḳḳa bikelimâtihî veyaḳṭa`a dâbira-lkâfirîn.
7. Hatırlayın, Allah size “iki topluluktan biri sizindir” diye vaad ediyordu, siz güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz, Allah ise iradesi ve sözleriyle hakkı hâkim kılmayı ve inkâr edenlerin kökünü kesmeyi murat ediyordu.
Kelime meali
وَإِذْ o zaman · يَعِدُكُمُ size va'dediyordu · ٱللَّهُ Allah · إِحْدَى birinin · ٱلطَّآئِفَتَيْنِ iki topluluktan · أَنَّهَا muhakkak · لَكُمْ sizin olduğunu · وَتَوَدُّونَ siz de istiyordunuz · أَنَّ gerçekten · غَيْرَ hali · ذَاتِ · ٱلشَّوْكَةِ kuvvetsiz olanın · تَكُونُ olmasını · لَكُمْ sizin · وَيُرِيدُ oysa istiyordu · ٱللَّهُ Allah · أَن gerçekleştirmek · يُحِقَّ · ٱلْحَقَّ hakkı · بِكَلِمَـٰتِهِۦ sözleriyle · وَيَقْطَعَ ve kesmek · دَابِرَ ardını · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin
لِيُحِقَّ ٱلۡحَقَّ وَيُبۡطِلَ ٱلۡبَٰطِلَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ ﴿8﴾
liyüḥiḳḳa-lḥaḳḳa veyübṭile-lbâṭile velev kerihe-lmücrimûn.
8. Ki böylece günah yolunu tutanların hoşlarına gitmese de hakkı hâkim, bâtılı geçersiz kılsın!
Kelime meali
لِيُحِقَّ ta ki gerçekleştirsin · ٱلْحَقَّ hakkı · وَيُبْطِلَ ve ortadan kaldırsın · ٱلْبَـٰطِلَ batılı · وَلَوْ şayet · كَرِهَ istemese (bile) · ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular
إِذۡ تَسۡتَغِيثُونَ رَبَّكُمۡ فَٱسۡتَجَابَ لَكُمۡ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلۡفࣲ مِّنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ مُرۡدِفِينَ ﴿9﴾
iẕ testegîŝûne rabbeküm festecâbe leküm ennî mümiddüküm bielfim mine-lmelâiketi mürdifîn.
9. Rabbinizden yardım dilediğiniz zamanı hatırlayın. Hemen size, “Meleklerden peşi peşine gelen binlik kuvvetlerle ben size yardım edeceğim” diye cevap verdi.
Kelime meali
إِذْ hani · تَسْتَغِيثُونَ siz yardım istiyordunuz · رَبَّكُمْ Rabbinizden · فَٱسْتَجَابَ karşılık vermişti · لَكُمْ size · أَنِّى şüphesiz ben · مُمِدُّكُم size yardım edeceğim · بِأَلْفٍۢ bin · مِّنَ ile · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekler · مُرْدِفِينَ birbiri ardınca
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشۡرَىٰ وَلِتَطۡمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمۡۚ وَمَا ٱلنَّصۡرُ إِلَّا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ﴿10﴾
vemâ ce`alehü-llâhü illâ büşrâ velitaṭmeinne bihî ḳulûbüküm. veme-nnaṣru illâ min `indi-llâh. inne-llâhe `azîzün ḥakîm.
10. Bunu yalnızca müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Zaten yardım ancak Allah tarafındandır. Allah, kuşkusuz izzet ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
وَمَا ve · جَعَلَهُ bunu yapmadı · ٱللَّهُ Allah · إِلَّا ancak (yaptı) · بُشْرَىٰ müjde olsun diye · وَلِتَطْمَئِنَّ ve yatışsın diye · بِهِۦ bununla · قُلُوبُكُمْ ۚ kalbiniz · وَمَا ve yoktur · ٱلنَّصْرُ yardım · إِلَّا başkaca · مِنْ katından · عِندِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌ daima üstün · حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir
إِذۡ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةࣰ مِّنۡهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذۡهِبَ عَنكُمۡ رِجۡزَ ٱلشَّيۡطَٰنِ وَلِيَرۡبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمۡ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلۡأَقۡدَامَ ﴿11﴾
iẕ yügaşşîkümü-nnü`âse emenetem minhü veyünezzilü `aleyküm mine-ssemâi mâel liyüṭahhiraküm bihî veyüẕhibe `anküm ricze-şşeyṭâni veliyerbiṭa `alâ ḳulûbiküm veyüŝebbite bihi-l'aḳdâm.
11. O zaman katından bir güven olsun diye sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini üzerinizden gidermek, cesaretinizi arttırmak ve o sayede ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için gökten üzerinize su indiriyordu.
Kelime meali
إِذْ O zaman · يُغَشِّيكُمُ sizi bürüyordu · ٱلنُّعَاسَ hafif bir uyku · أَمَنَةًۭ bir güven olmak üzere · مِّنْهُ O'ndan (Allah'tan) · وَيُنَزِّلُ ve indiriyordu · عَلَيْكُم üzerinize · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · لِّيُطَهِّرَكُم sizi temizlemek için · بِهِۦ onunla · وَيُذْهِبَ ve gidermek için · عَنكُمْ sizden · رِجْزَ pisliğini · ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın · وَلِيَرْبِطَ ve (birbirine) bağlamak için · عَلَىٰ üzerini · قُلُوبِكُمْ kalblerinizin · وَيُثَبِّتَ ve pekiştirmek için · بِهِ onunla · ٱلْأَقْدَامَ ayakları(nızı)
إِذۡ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمۡ فَثَبِّتُواْ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ سَأُلۡقِي فِي قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلرُّعۡبَ فَٱضۡرِبُواْ فَوۡقَ ٱلۡأَعۡنَاقِ وَٱضۡرِبُواْ مِنۡهُمۡ كُلَّ بَنَانࣲ ﴿12﴾
iẕ yûḥî rabbüke ile-lmelâiketi ennî me`aküm feŝebbitü-lleẕîne âmenû. seülḳî fî ḳulûbi-lleẕîne keferü-rru`be faḍribû fevḳa-l'a`nâḳi vaḍribû minhüm külle benân.
12. O sırada rabbin meleklere şunu vahyediyordu: Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlerin sebatlarını pekiştirin. Ben inkâr edenlerin kalplerine korku salacağım, artık boyunlarının üzerinden vurun, onların bütün parmaklarına vurun.
Kelime meali
إِذْ hani · يُوحِى vahyediyordu · رَبُّكَ Rabbin · إِلَى meleklere · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ · أَنِّى şüphesiz ben · مَعَكُمْ sizinle beraberim · فَثَبِّتُوا۟ siz pekiştirin · ٱلَّذِينَ kimseleri · ءَامَنُوا۟ ۚ inananları · سَأُلْقِى ben salacağım · فِى içine · قُلُوبِ yüreklerine · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar edenlerin · ٱلرُّعْبَ korku · فَٱضْرِبُوا۟ vurun · فَوْقَ üstüne · ٱلْأَعْنَاقِ boyunların(ın) · وَٱضْرِبُوا۟ ve vurun · مِنْهُمْ onların · كُلَّ her · بَنَانٍۢ parmağına
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ شَآقُّواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿13﴾
ẕâlike biennehüm şâḳḳu-llâhe verasûleh. vemey yüşâḳiḳi-llâhe verasûlehû feinne-llâhe şedîdü-l`iḳâb.
13. Şu sebeple ki, onlar Allah ve resulüne karşı geldiler; Allah ve resulüne karşı gelenleri Allah şiddetle cezalandırmaktadır.
Kelime meali
ذَٰلِكَ böyle (olacak) · بِأَنَّهُمْ çünkü onlar · شَآقُّوا۟ karşı geldiler · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine · وَمَن kim · يُشَاقِقِ karşı gelirse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah'ın · شَدِيدُ çetin olur · ٱلْعِقَابِ cezası
ذَٰلِكُمۡ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ ﴿14﴾
ẕâliküm feẕûḳûhü veenne lilkâfirîne `aẕâbe-nnâr.
14. İşte cezanız; tadın onu! İnkâr edenler için kuşkusuz cehennem azabı da vardır.
Kelime meali
ذَٰلِكُمْ işte siz · فَذُوقُوهُ şimdi tadın onu · وَأَنَّ ve şüphesiz · لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için vardır · عَذَابَ azabı · ٱلنَّارِ ateş
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ زَحۡفࣰ ا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ ﴿15﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ leḳîtümü-lleẕîne keferû zaḥfen felâ tüvellûhümü-l'edbâr.
15. Ey Müminler! İnkâr edenlerle savaşta karşı karşıya gelince onlara arkanızı dönüp kaçmayın.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا ne zaman ki · لَقِيتُمُ karşılaşırsanız · ٱلَّذِينَ kimselerle · كَفَرُوا۟ inkar edenlerle · زَحْفًۭا toplu halde · فَلَا asla · تُوَلُّوهُمُ onlara döndürmeyin · ٱلْأَدْبَارَ arkalar(ınız)ı
وَمَن يُوَلِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفࣰ ا لِّقِتَالٍ أَوۡ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةࣲ فَقَدۡ بَآءَ بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿16﴾
vemey yüvellihim yevmeiẕin dübürahû illâ müteḥarrifel liḳitâlin ev müteḥayyizen ilâ fietin feḳad bâe bigaḍabim mine-llâhi veme'vâhü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.
16. Kim savaş için yer değiştirmek veya başka bir birliğe katılmak amacıyla olmaksızın savaş sırasında düşmana arkasını dönüp kaçarsa Allah’ın öfkesine uğramış olur, onun varacağı yer cehennemdir, ne kötü bir son!
Kelime meali
وَمَن ve kim · يُوَلِّهِمْ döner(kaçar)sa · يَوْمَئِذٍۢ o gün · دُبُرَهُۥٓ arkasını · إِلَّا dışında · مُتَحَرِّفًۭا bir tarafa çekilmek · لِّقِتَالٍ savaşmak için · أَوْ ya da · مُتَحَيِّزًا katılmak · إِلَىٰ (başka) bir birliğe · فِئَةٍۢ · فَقَدْ muhakkak · بَآءَ uğrar · بِغَضَبٍۢ bir gazaba · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَمَأْوَىٰهُ ve onun yeri · جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir · وَبِئْسَ ve o ne kötü · ٱلْمَصِيرُ varılacak bir yerdir
فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبۡلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ ﴿17﴾
felem taḳtülûhüm velâkinne-llâhe ḳatelehüm. vemâ rameyte iẕ rameyte velâkinne-llâhe ramâ. veliyübliye-lmü'minîne minhü belâen ḥasenâ. inne-llâhe semî`un `alîm.
17. Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.
Kelime meali
فَلَمْ onları siz öldürmediniz · تَقْتُلُوهُمْ · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · قَتَلَهُمْ ۚ onları öldürdü · وَمَا sen atmadın · رَمَيْتَ · إِذْ zaman · رَمَيْتَ attığın · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · رَمَىٰ ۚ attı · وَلِيُبْلِىَ sınamak için · ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minleri · مِنْهُ kendinden · بَلَآءً bir imtihanla · حَسَنًا ۚ güzel · إِنَّ doğrusu · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir
ذَٰلِكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيۡدِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿18﴾
ẕâliküm veenne-llâhe mûhinü keydi-lkâfirîn.
18. İşte size lutfu! Allah inkâr edenlerin tuzaklarını hep bozmaktadır.
Kelime meali
ذَٰلِكُمْ işte size böyle yaptı · وَأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · مُوهِنُ zayıflatır · كَيْدِ tuzağını · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin
إِن تَسۡتَفۡتِحُواْ فَقَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡفَتۡحُۖ وَإِن تَنتَهُواْ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَإِن تَعُودُواْ نَعُدۡ وَلَن تُغۡنِيَ عَنكُمۡ فِئَتُكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَوۡ كَثُرَتۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿19﴾
in testeftiḥû feḳad câekümü-lfetḥ. vein tentehû fehüve ḫayrul leküm. vein te`ûdû ne`ud. velen tugniye `anküm fietüküm şey'ev velev keŝürat veenne-llâhe me`a-lmü'minîn.
19. Siz (ey putperestler), eğer zafer peşinde iseniz kazandığınız zaferi gördünüz! Son verirseniz bu sizin için en iyi olanıdır, tekrarlarsanız biz de tekrarlarız. Topluluğunuz çok da olsa amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir; zira Allah müminlerle beraberdir.
Kelime meali
إِن eğer · تَسْتَفْتِحُوا۟ fetih istiyorsanız · فَقَدْ işte · جَآءَكُمُ size geldi · ٱلْفَتْحُ ۖ fetih · وَإِن eğer · تَنتَهُوا۟ vazgeçerseniz · فَهُوَ bu · خَيْرٌۭ iyidir · لَّكُمْ ۖ sizin için · وَإِن ama yine · تَعُودُوا۟ dönerseniz · نَعُدْ biz de döneriz · وَلَن sağlayamaz · تُغْنِىَ · عَنكُمْ size · فِئَتُكُمْ topluluğunuz · شَيْـًۭٔا hiçbir şey (yarar) · وَلَوْ şayet · كَثُرَتْ çok da olsa · وَأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · مَعَ beraberdir · ٱلْمُؤْمِنِينَ inananlarla
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَأَنتُمۡ تَسۡمَعُونَ ﴿20﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû eṭî`ü-llâhe verasûlehû velâ tevellev `anhü veentüm tesme`ûn.
20. Ey iman edenler! Allah ve resulüne itaat edin, söylediklerini işittiğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · أَطِيعُوا۟ ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · وَلَا ve asla · تَوَلَّوْا۟ dönmeyin · عَنْهُ ondan · وَأَنتُمْ ve siz · تَسْمَعُونَ işittiğiniz halde
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ ﴿21﴾
velâ tekûnû kelleẕîne ḳâlû semi`nâ vehüm lâ yesme`ûn.
21. Duymadıkları halde “duyduk” diyenler gibi de olmayın.
Kelime meali
وَلَا ve asla · تَكُونُوا۟ olmayın · كَٱلَّذِينَ gibi · قَالُوا۟ diyenler · سَمِعْنَا işittik · وَهُمْ ve onlar · لَا işitmedikleri halde · يَسْمَعُونَ
۞إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلۡبُكۡمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ ﴿22﴾
inne şerra-ddevâbbi `inde-llâhi-ṣṣummü-lbükmü-lleẕîne lâ ya`ḳilûn.
22. Allah katında canlıların en aşağı derecede olanları, sağır, dilsiz ve düşünemez olanlarıdır.
Kelime meali
۞ إِنَّ şüphesiz · شَرَّ en kötüsü · ٱلدَّوَآبِّ canlıların · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah · ٱلصُّمُّ sağırlar · ٱلْبُكْمُ ve dilsizlerdir · ٱلَّذِينَ onlar ki · لَا düşünmezler · يَعْقِلُونَ
وَلَوۡ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ ا لَّأَسۡمَعَهُمۡۖ وَلَوۡ أَسۡمَعَهُمۡ لَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ ﴿23﴾
velev `alime-llâhü fîhim ḫayral leesme`ahüm. velev esme`ahüm letevellev vehüm mü`riḍûn.
23. Allah onlarda (inkârcılarda) bir hayır görseydi elbette kendilerine işittirirdi, eğer işittirseydi yine reddederek yüz çevirirlerdi.
Kelime meali
وَلَوْ şayet · عَلِمَ bilseydi · ٱللَّهُ Allah · فِيهِمْ onlarda vardır · خَيْرًۭا bir iyilik · لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ elbette onlara işittirirdi · وَلَوْ şayet · أَسْمَعَهُمْ onlara işittirseydi de · لَتَوَلَّوا۟ yine dönerlerdi · وَّهُم onlar · مُّعْرِضُونَ aldırmayarak
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَجِيبُواْ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمۡ لِمَا يُحۡيِيكُمۡۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَقَلۡبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ﴿24﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-stecîbû lillâhi velirrasûli iẕâ de`âküm limâ yuḥyîküm. va`lemû enne-llâhe yeḥûlü beyne-lmer'i veḳalbihî veennehû ileyhi tuḥşerûn.
24. Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki, O’nun huzuruna götürüleceksiniz.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱسْتَجِيبُوا۟ çağrısına koşun · لِلَّهِ Allah'ın · وَلِلرَّسُولِ ve Elçisinin · إِذَا zaman · دَعَاكُمْ sizi çağırdığı · لِمَا şeylere · يُحْيِيكُمْ ۖ sizi yaşatacak · وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah · يَحُولُ girer · بَيْنَ arasına · ٱلْمَرْءِ kişi ile · وَقَلْبِهِۦ onun kalbi · وَأَنَّهُۥٓ ve siz · إِلَيْهِ O'nun huzuruna · تُحْشَرُونَ toplanacaksınız
وَٱتَّقُواْ فِتۡنَةࣰ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمۡ خَآصَّةࣰۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿25﴾
vetteḳû fitnetel lâ tüṣîbenne-lleẕîne żalemû minküm ḫâṣṣah. va`lemû enne-llâhe şedîdü-l`iḳâb.
25. Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
Kelime meali
وَٱتَّقُوا۟ sakının · فِتْنَةًۭ fitneden · لَّا erişmekle kalmaz · تُصِيبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimselere · ظَلَمُوا۟ haksızlık edenlere · مِنكُمْ aranızdan · خَآصَّةًۭ ۖ yalnızca · وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah'ın · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ azabı
وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ أَنتُمۡ قَلِيلࣱ مُّسۡتَضۡعَفُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمۡ وَأَيَّدَكُم بِنَصۡرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ﴿26﴾
veẕkürû iẕ entüm ḳalîlüm müstaḍ`afûne fi-l'arḍi teḫâfûne ey yeteḫaṭṭafekümü-nnâsü feâvâküm veeyyedeküm binaṣrihî verazeḳaküm mine-ṭṭayyibâti le`alleküm teşkürûn.
26. Bulunduğunuz yerde önemsenmeyecek kadar az olduğunuz, insanların sizi kapıp götürmelerinden korkar halde bulunduğunuz zamanı hatırlayın. O durumda Allah size sığınacak yer verdi, yardımıyla sizi destekledi, size güzel rızıklar ihsan etti; umulur ki şükredersiniz!
Kelime meali
وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki · إِذْ bir zaman · أَنتُمْ siz · قَلِيلٌۭ az idiniz · مُّسْتَضْعَفُونَ hırpalanıyordunuz · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · تَخَافُونَ korkuyordunuz · أَن sizi kapıp götürmesinden · يَتَخَطَّفَكُمُ · ٱلنَّاسُ insanların · فَـَٔاوَىٰكُمْ (Allah) sizi barındırdı · وَأَيَّدَكُم ve sizi destekledi · بِنَصْرِهِۦ yardımıyle · وَرَزَقَكُم ve sizi besledi · مِّنَ güzel şeylerle · ٱلطَّيِّبَـٰتِ · لَعَلَّكُمْ belki · تَشْكُرُونَ şükredersiniz
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَخُونُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓاْ أَمَٰنَٰتِكُمۡ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿27﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ teḫûnü-llâhe verrasûle veteḫûnû emânâtiküm veentüm ta`lemûn.
27. Ey iman edenler! Allah ve resulüne karşı hainlik etmeyin, size bırakılan emanetlere de bile bile hıyanet etmeyin.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا hiyanet etmeyin · تَخُونُوا۟ · ٱللَّهَ Allah'a · وَٱلرَّسُولَ ve Elçisine · وَتَخُونُوٓا۟ hiyanet ederek · أَمَـٰنَـٰتِكُمْ emanetlerinize · وَأَنتُمْ ve siz · تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةࣱ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ ﴿28﴾
va`lemû ennemâ emvâlüküm veevlâdüküm fitnetüv veenne-llâhe `indehû ecrun `ażîm.
28. Mal ve çocuklarınızın sizin için birer imtihan olduğunu ve büyük mükâfatın Allah katında bulunduğunu bilin.
Kelime meali
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّمَآ şüphesiz · أَمْوَٰلُكُمْ mallarınız · وَأَوْلَـٰدُكُمْ ve çocuklarınız · فِتْنَةٌۭ birer fitne(sınav)dır · وَأَنَّ ve süphesiz · ٱللَّهَ Allah('a gelince) · عِندَهُۥٓ o'nun yanındadır · أَجْرٌ mükafat · عَظِيمٌۭ büyük
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَتَّقُواْ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّكُمۡ فُرۡقَانࣰ ا وَيُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿29﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû in tetteḳu-llâhe yec`al leküm fürḳânev veyükeffir `anküm seyyiâtiküm veyagfir leküm. vellâhü ẕü-lfaḍli-l`ażîm.
29. Ey iman edenler! Allah’a saygıda (takvâ) kusur etmezseniz, O size bir temyiz kabiliyeti verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lutuf sahibidir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِن eğer · تَتَّقُوا۟ korkarsanız · ٱللَّهَ Allah'tan · يَجْعَل O verir · لَّكُمْ size · فُرْقَانًۭا iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış · وَيُكَفِّرْ ve örter · عَنكُمْ sizin · سَيِّـَٔاتِكُمْ kötülüklerinizi · وَيَغْفِرْ ve bağışlar · لَكُمْ ۗ sizi · وَٱللَّهُ Allah · ذُو sahibidir · ٱلْفَضْلِ lutuf · ٱلْعَظِيمِ büyük
وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ ﴿30﴾
veiẕ yemküru bike-lleẕîne keferû liyüŝbitûke ev yaḳtülûke ev yuḫricûk. veyemkürûne veyemküru-llâh. vellâhü ḫayru-lmâkirîn.
30. Hatırlar mısın? İnkâr edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı; onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah’tır.
Kelime meali
وَإِذْ ve hani · يَمْكُرُ tuzak kuruyorlardı · بِكَ sana · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar edenler · لِيُثْبِتُوكَ seni tutup bağlamaları için · أَوْ veya · يَقْتُلُوكَ öldürmeleri için · أَوْ ya da · يُخْرِجُوكَ ۚ sürmeleri için · وَيَمْكُرُونَ onlar tuzak kurarlarken · وَيَمْكُرُ tuzak kuruyordu · ٱللَّهُ ۖ Allah da · وَٱللَّهُ Allah · خَيْرُ en iyisidir · ٱلْمَـٰكِرِينَ tuzak kuranların
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا قَالُواْ قَدۡ سَمِعۡنَا لَوۡ نَشَآءُ لَقُلۡنَا مِثۡلَ هَٰذَآ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿31﴾
veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ ḳâlû ḳad semi`nâ lev neşâü leḳulnâ miŝle hâẕâ in hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.
31. Kendilerine âyetlerimiz okunduğunda, “Duyduk duyduk! İstesek elbette bunun benzerini biz de söyleriz, bu eskilerin masallarından başka bir şey değil” dediler.
Kelime meali
وَإِذَا zaman · تُتْلَىٰ okunduğu · عَلَيْهِمْ onlara · ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz · قَالُوا۟ dediler · قَدْ muhakkak · سَمِعْنَا İşittik · لَوْ şayet · نَشَآءُ istesek · لَقُلْنَا biz de söyleriz · مِثْلَ gibisini · هَـٰذَآ ۙ bunun · إِنْ bu · هَـٰذَآ · إِلَّآ ancak · أَسَـٰطِيرُ masallarındandır · ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin
وَإِذۡ قَالُواْ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلۡحَقَّ مِنۡ عِندِكَ فَأَمۡطِرۡ عَلَيۡنَا حِجَارَةࣰ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئۡتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمࣲ ﴿32﴾
veiẕ ḳâlü-llâhümme in kâne hâẕâ hüve-lḥaḳḳa min `indike feemṭir `aleynâ ḥicâratem mine-ssemâi evi-'tinâ bi`aẕâbin elîm.
32. Hatırla, bir de şöyle diyorlardı: “Allahım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir hakikat ise gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!”
Kelime meali
وَإِذْ ve hani · قَالُوا۟ demişlerdi · ٱللَّهُمَّ Allah'ım · إِن eğer · كَانَ ise · هَـٰذَا bu · هُوَ (kişi) · ٱلْحَقَّ bir gerçek · مِنْ senin yanından gelmiş · عِندِكَ · فَأَمْطِرْ yağdır · عَلَيْنَا başımıza · حِجَارَةًۭ taş · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · أَوِ yahut · ٱئْتِنَا bize getir · بِعَذَابٍ bir azab · أَلِيمٍۢ acıklı
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ ﴿33﴾
vemâ kâne-llâhü liyü`aẕẕibehüm veente fîhim. vemâ kâne-llâhü mü`aẕẕibehüm vehüm yestagfirûn.
33. Sen içlerinde oldukça Allah onlara azap etmez, tövbe edip dururken de Allah onlara yine azap etmeyecektir.
Kelime meali
وَمَا oysa · كَانَ değildi · ٱللَّهُ Allah · لِيُعَذِّبَهُمْ onlara azab edecek · وَأَنتَ ve sen · فِيهِمْ ۚ onların içinde bulundukça · وَمَا ve · كَانَ değildi · ٱللَّهُ Allah · مُعَذِّبَهُمْ onlara azab edecek · وَهُمْ ve onlar · يَسْتَغْفِرُونَ istiğfar ederlerken
وَمَا لَهُمۡ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمۡ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَمَا كَانُوٓاْ أَوۡلِيَآءَهُۥٓۚ إِنۡ أَوۡلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُتَّقُونَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿34﴾
vemâ lehüm ellâ yü`aẕẕibehümü-llâhü vehüm yeṣuddûne `ani-lmescidi-lḥarâmi vemâ kânû evliyâh. in evliyâühû ille-lmütteḳûne velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
34. Onlar, hizmet ve yönetimine ehil olmadıkları halde Mescid-i Harâm’a müminleri sokmazken Allah onlara niye azap etmesin? Mescidin hizmet ve yönetimine ehil olanlar gönüllerinde Allah korkusu taşıyanlardır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Kelime meali
وَمَا neden · لَهُمْ onlara · أَلَّا azabetmesin? · يُعَذِّبَهُمُ · ٱللَّهُ Allah · وَهُمْ onlar · يَصُدُّونَ geri çevirdikleri · عَنِ Mescid-i · ٱلْمَسْجِدِ · ٱلْحَرَامِ haramdan · وَمَا ve · كَانُوٓا۟ olmadıkları halde · أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ onun velisi · إِنْ onun velileri · أَوْلِيَآؤُهُۥٓ · إِلَّا sadece · ٱلْمُتَّقُونَ korunanlardır · وَلَـٰكِنَّ fakat · أَكْثَرَهُمْ çokları · لَا bilmezler · يَعْلَمُونَ
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمۡ عِندَ ٱلۡبَيۡتِ إِلَّا مُكَآءࣰ وَتَصۡدِيَةࣰۚ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ﴿35﴾
vemâ kâne ṣalâtühüm `inde-lbeyti illâ mükâev vetaṣdiyeh. feẕûḳu-l`aẕâbe bimâ küntüm tekfürûn.
35. Beytullah’ın yanında onların namazı ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir. Madem öyle, küfrünüze karşılık azabı tadın!
Kelime meali
وَمَا ve · كَانَ değildir · صَلَاتُهُمْ onların namazları · عِندَ yanındaki · ٱلْبَيْتِ Beyt(ullah) · إِلَّا başka · مُكَآءًۭ ıslık çalmadan · وَتَصْدِيَةًۭ ۚ ve el çırpmadan · فَذُوقُوا۟ O halde tadın · ٱلْعَذَابَ azabı · بِمَا dolayı · كُنتُمْ olmanızdan · تَكْفُرُونَ inkar ediyor(lar)
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيۡهِمۡ حَسۡرَةࣰ ثُمَّ يُغۡلَبُونَۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحۡشَرُونَ ﴿36﴾
inne-lleẕîne keferû yünfiḳûne emvâlehüm liyeṣuddû `an sebîli-llâh. feseyünfiḳûnehâ ŝümme tekûnü `aleyhim ḥasraten ŝümme yuglebûn. velleẕîne keferû ilâ cehenneme yuḥşerûn.
36. Hak dine inanmayanlar servetlerini, insanları Allah’ın yolundan engellemek için harcarlar, yine harcayacaklar, sonra bu onlara yürek acısı olacak, daha sonra da yenilecekler. İnkâra sapanlar sonunda cehenneme sevkedilecekler.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · يُنفِقُونَ harcarlar · أَمْوَٰلَهُمْ mallarını · لِيَصُدُّوا۟ engel olmak için · عَن yoluna · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · فَسَيُنفِقُونَهَا ve harcayacaklar · ثُمَّ sonra (bu) · تَكُونُ olacak · عَلَيْهِمْ kendilerine · حَسْرَةًۭ dert · ثُمَّ nihayet · يُغْلَبُونَ ۗ yenilecekler · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) · إِلَىٰ cehenneme · جَهَنَّمَ · يُحْشَرُونَ sürüleceklerdir
لِيَمِيزَ ٱللَّهُ ٱلۡخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ وَيَجۡعَلَ ٱلۡخَبِيثَ بَعۡضَهُۥ عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَيَرۡكُمَهُۥ جَمِيعࣰ ا فَيَجۡعَلَهُۥ فِي جَهَنَّمَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ﴿37﴾
liyemîze-llâhü-lḫabîŝe mine-ṭṭayyibi veyec`ale-lḫabîŝe ba`ḍahû `alâ ba`ḍin feyerkümehû cemî`an feyec`alehû fî cehennem. ülâike hümü-lḫâsirûn.
37. Ta ki, Allah pisi temizden ayırsın, pisleri üst üste koyup hepsini bir araya toplasın, sonra da cehenneme atsın. Onlar ziyan edenlerin ta kendileridir.
Kelime meali
لِيَمِيزَ ayıklasın diye · ٱللَّهُ Allah · ٱلْخَبِيثَ murdarı · مِنَ temizden · ٱلطَّيِّبِ · وَيَجْعَلَ ve koyup · ٱلْخَبِيثَ bütün murdarları · بَعْضَهُۥ birini · عَلَىٰ üzerine · بَعْضٍۢ diğerinin · فَيَرْكُمَهُۥ yığsın da · جَمِيعًۭا hepsini · فَيَجْعَلَهُۥ atsın · فِى cehenneme · جَهَنَّمَ ۚ · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَنتَهُواْ يُغۡفَرۡ لَهُم مَّا قَدۡ سَلَفَ وَإِن يَعُودُواْ فَقَدۡ مَضَتۡ سُنَّتُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿38﴾
ḳul lilleẕîne keferû iy yentehû yugfer lehüm mâ ḳad selef. veiy ye`ûdû feḳad meḍat sünnetü-l'evvelîn.
38. İnkâr edenlere söyle, eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır. Yaptıklarına devam ederlerse, daha öncekilere geçmişte ne yapıldığı bellidir.
Kelime meali
قُل söyle · لِّلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) · إِن eğer · يَنتَهُوا۟ vazgeçerlerse · يُغْفَرْ bağışlanır · لَهُم kendilerine · مَّا olanlar · قَدْ geçmiştekiler · سَلَفَ · وَإِن yok yine · يَعُودُوا۟ dönerlerse · فَقَدْ elbette · مَضَتْ geçerlidir · سُنَّتُ kanunu · ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةࣱ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ كُلُّهُۥ لِلَّهِۚ فَإِنِ ٱنتَهَوۡاْ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ ﴿39﴾
veḳâtilûhüm ḥattâ lâ tekûne fitnetüv veyekûne-ddînü küllühû lillâh. feini-ntehev feinne-llâhe bimâ ya`melûne beṣîr.
39. Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse kuşkusuz Allah yaptıklarını görmektedir.
Kelime meali
وَقَـٰتِلُوهُمْ ve onlarla savaşın · حَتَّىٰ kadar · لَا kalmayıncaya · تَكُونَ · فِتْنَةٌۭ fitne · وَيَكُونَ ve oluncaya (kadar) · ٱلدِّينُ din · كُلُّهُۥ tamamen · لِلَّهِ ۚ Allah'ın · فَإِنِ eğer · ٱنتَهَوْا۟ son verirlerse · فَإِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · بِمَا ne · يَعْمَلُونَ yaptıklarını · بَصِيرٌۭ görmektedir
وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَىٰكُمۡۚ نِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ ﴿40﴾
vein tevellev fa`lemû enne-llâhe mevlâküm. ni`me-lmevlâ veni`me-nneṣîr.
40. Yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin mevlânızdır, O ne güzel mevlâdır, ne eşi bulunmaz yardımcıdır!
Kelime meali
وَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerlerse · فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah · مَوْلَىٰكُمْ ۚ sizin sahibinizdir · نِعْمَ O ne güzel' · ٱلْمَوْلَىٰ sahip · وَنِعْمَ ve ne güzel · ٱلنَّصِيرُ yardımcıdır
۞وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا غَنِمۡتُم مِّن شَيۡءࣲ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُۥ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا يَوۡمَ ٱلۡفُرۡقَانِ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ ﴿41﴾
va`lemû ennemâ ganimtüm min şey'in feenne lillâhi ḫumüsehû velirrasûli veliẕi-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in küntüm âmentüm billâhi vemâ enzelnâ `alâ `abdinâ yevme-lfürḳâni yevme-lteḳe-lcem`ân. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.
41. Allah’a ve ayırım günü yani iki topluluğun karşılaştığı gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz biliniz ki ganimet olarak ele geçirdiğiniz her şeyin beşte biri Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye kadirdir.
Kelime meali
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّمَا aldığınız ganimetlerin · غَنِمْتُم · مِّن herbirinin · شَىْءٍۢ · فَأَنَّ muhakkak · لِلَّهِ Allah'a aittir · خُمُسَهُۥ beşte biri · وَلِلرَّسُولِ ve Elçisine · وَلِذِى ve akrabalara · ٱلْقُرْبَىٰ · وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere · وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara · وَٱبْنِ ve yolcu(lar)a · ٱلسَّبِيلِ · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · ءَامَنتُم inanmış · بِٱللَّهِ Allah'a · وَمَآ ve · أَنزَلْنَا indirdiğimize · عَلَىٰ kulumuza · عَبْدِنَا · يَوْمَ gününde · ٱلْفُرْقَانِ ayrılma · يَوْمَ günde · ٱلْتَقَى karşılaştığı · ٱلْجَمْعَانِ ۗ o iki topluluğun · وَٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌ kadirdir
إِذۡ أَنتُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلۡقُصۡوَىٰ وَٱلرَّكۡبُ أَسۡفَلَ مِنكُمۡۚ وَلَوۡ تَوَاعَدتُّمۡ لَٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ ا لِّيَهۡلِكَ مَنۡ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةࣲ وَيَحۡيَىٰ مَنۡ حَيَّ عَنۢ بَيِّنَةࣲۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿42﴾
iẕ entüm bil`udveti-ddünyâ vehüm bil`udveti-lḳuṣvâ verrakbü esfele minküm. velev tevâ`attüm laḫteleftüm fi-lmî`âdi velâkil liyaḳdiye-llâhü emran kâne mef`ûlel liyehlike men heleke `am beyyinetiv veyaḥyâ men ḥayye `am beyyineh. veinne-llâhe lesemî`un `alîm.
42. İki birlik karşılaştığı sırada siz vadinin (Medine) daha yakın yamacında idiniz, onlar ise daha uzak olan yamaçta idiler, kervan da sizden daha aşağıda bulunuyordu. Eğer siz karşılaşma yeri ve zamanı hususunda anlaşma yapmaya çalışsaydınız aranızda ihtilâf çıkardı; fakat Allah, olmasını murat ettiği şeyi gerçekleştirmek için böyle yaptı; ta ki ölenin niçin öldüğü, yaşayanın niçin yaşadığı da apaçık ortaya çıksın. Kuşkusuz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Kelime meali
إِذْ o vakit · أَنتُم siz · بِٱلْعُدْوَةِ vadinin · ٱلدُّنْيَا yakın kenarında idiniz · وَهُم ve onlar da · بِٱلْعُدْوَةِ vadinin · ٱلْقُصْوَىٰ uzak kenarında idiler · وَٱلرَّكْبُ ve kervan da · أَسْفَلَ daha aşağıda idi · مِنكُمْ ۚ sizden · وَلَوْ ve eğer · تَوَاعَدتُّمْ sözleşmiş olsaydınız dahi · لَٱخْتَلَفْتُمْ buluşamazdınız · فِى sözleştiğiniz vakitte · ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ · وَلَـٰكِن fakat bu · لِّيَقْضِىَ yerine getirmesi içindir · ٱللَّهُ Allah'ın · أَمْرًۭا bir işi · كَانَ yapılması gereken · مَفْعُولًۭا · لِّيَهْلِكَ helak olsun diye · مَنْ kimse · هَلَكَ helak olan · عَنۢ açık delille · بَيِّنَةٍۢ · وَيَحْيَىٰ ve yaşasın diye · مَنْ kimse (de) · حَىَّ yaşayan · عَنۢ açık delille · بَيِّنَةٍۢ ۗ · وَإِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · لَسَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌ bilendir
إِذۡ يُرِيكَهُمُ ٱللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلࣰ اۖ وَلَوۡ أَرَىٰكَهُمۡ كَثِيرࣰ ا لَّفَشِلۡتُمۡ وَلَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ سَلَّمَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿43﴾
iẕ yürîkehümü-llâhü fî menâmike ḳalîlâ. velev erâkehüm keŝîral lefeşiltüm veletenâza`tüm fi-l'emri velâkinne-llâhe sellem. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
43. Allah rüyanda onları sana az olarak göstermişti, eğer onları sana çok gösterseydi korkup çekinirdiniz, savaşma konusunda anlaşmazlığa düşerdiniz; fakat Allah korudu. Şüphe yok ki O kalplerin gizlediğini eksiksiz bilmektedir.
Kelime meali
إِذْ hani · يُرِيكَهُمُ sana onları gösteriyordu · ٱللَّهُ Allah · فِى uykunda · مَنَامِكَ · قَلِيلًۭا ۖ az · وَلَوْ ve eğer · أَرَىٰكَهُمْ sana onları gösterseydi · كَثِيرًۭا çok · لَّفَشِلْتُمْ çekinirdiniz · وَلَتَنَـٰزَعْتُمْ ve çekişirdiniz · فِى (savaş) iş(in)de · ٱلْأَمْرِ · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · سَلَّمَ ۗ kurtardı · إِنَّهُۥ doğrusu O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin
وَإِذۡ يُرِيكُمُوهُمۡ إِذِ ٱلۡتَقَيۡتُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِكُمۡ قَلِيلࣰ ا وَيُقَلِّلُكُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِهِمۡ لِيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرࣰ ا كَانَ مَفۡعُولࣰ اۗ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ﴿44﴾
veiẕ yürîkümûhüm iẕi-tteḳaytüm fî a`yüniküm ḳalîlev veyüḳallilüküm fî a`yünihim liyaḳdiye-llâhü emran kâne mef`ûlâ. veile-llâhi türce`u-l'ümûr.
44. O, karşılaştığınız sırada da sizin gözünüzde onları az gösteriyordu, onların gözünde de sizi az gösteriyordu ki, Allah olmasını murat ettiği şeyi gerçekleştirsin; zaten bütün işler Allah’a döner.
Kelime meali
وَإِذْ ta ki · يُرِيكُمُوهُمْ onları gösteriyor · إِذِ zaman · ٱلْتَقَيْتُمْ karşılaştığınız · فِىٓ sizin gözlerinize · أَعْيُنِكُمْ · قَلِيلًۭا az · وَيُقَلِّلُكُمْ ve sizi de azaltıyordu · فِىٓ onların gözlerinde · أَعْيُنِهِمْ · لِيَقْضِىَ yerine getirmesi için · ٱللَّهُ Allah'ın · أَمْرًۭا bir işi · كَانَ yapılması gereken · مَفْعُولًۭا ۗ · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'a · تُرْجَعُ döndürülecektir · ٱلْأُمُورُ (bütün) işler
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمۡ فِئَةࣰ فَٱثۡبُتُواْ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿45﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ leḳîtüm fieten feŝbütû veẕkürü-llâhe keŝîral le`alleküm tüfliḥûn.
45. Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki zafer sizin olsun.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler; · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِذَا zaman · لَقِيتُمْ karşılaştığınız · فِئَةًۭ bir toplulukla · فَٱثْبُتُوا۟ sebat edin · وَٱذْكُرُوا۟ ve anın · ٱللَّهَ Allah'ı · كَثِيرًۭا çok · لَّعَلَّكُمْ belki · تُفْلِحُونَ başarıya erişirsiniz
وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَنَٰزَعُواْ فَتَفۡشَلُواْ وَتَذۡهَبَ رِيحُكُمۡۖ وَٱصۡبِرُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ ﴿46﴾
veeṭî`ü-llâhe verasûlehû velâ tenâza`û fetefşelû veteẕhebe rîḥuküm vaṣbirû. inne-llâhe me`a-ṣṣâbirîn.
46. Allah ve resulüne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir.
Kelime meali
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · وَلَا birbirinizle çekişmeyin · تَنَـٰزَعُوا۟ · فَتَفْشَلُوا۟ yoksa korkuya kapılırsınız da · وَتَذْهَبَ ve gider · رِيحُكُمْ ۖ gücünüz (devletiniz) · وَٱصْبِرُوٓا۟ ۚ ve sabredin · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · مَعَ beraberdir · ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بَطَرࣰ ا وَرِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطࣱ ﴿47﴾
velâ tekûnû kelleẕîne ḫaracû min diyârihim beṭarav veriâe-nnâsi veyeṣuddûne `an sebîli-llâh. vellâhü bimâ ya`melûne müḥîṭ.
47. İnsanları Allah yolundan engellemek üzere taşkınlık ve gösteriş yaparak yurtlarından (savaşa) çıkıp gelenler gibi olmayın; Allah onların yaptıklarını kuşatmıştır.
Kelime meali
وَلَا olmayın · تَكُونُوا۟ · كَٱلَّذِينَ gibi · خَرَجُوا۟ çıkan · مِن yurtlarından · دِيَـٰرِهِم · بَطَرًۭا çalım satarak · وَرِئَآءَ ve gösteriş yaparak · ٱلنَّاسِ insanlara · وَيَصُدُّونَ ve men'edenler · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · وَٱللَّهُ ve Allah · بِمَا onların bütün yaptıklarını · يَعْمَلُونَ · مُحِيطٌۭ kuşatmıştı
وَإِذۡ زَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ ٱلۡيَوۡمَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَإِنِّي جَارࣱ لَّكُمۡۖ فَلَمَّا تَرَآءَتِ ٱلۡفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّنكُمۡ إِنِّيٓ أَرَىٰ مَا لَا تَرَوۡنَ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَۚ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿48﴾
veiẕ zeyyene lehümü-şşeyṭânü a`mâlehüm veḳâle lâ gâlibe lekümü-lyevme mine-nnâsi veinnî cârul leküm. felemmâ terâeti-lfietâni nekeṣa `alâ `aḳibeyhi veḳâle innî berîüm minküm innî erâ mâ lâ teravne innî eḫâfü-llâh. vellâhü şedîdü-l`iḳâb.
48. O vakit şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve “Bugün insanlar arasında sizi yenecek kimse yoktur, ben de sizin yanınızdayım” demişti. Ardından iki güç birbirini görünce hemen dönüş yaptı ve “Şüphesiz benim sizin sorumluluğunuzla ilgim yok, kuşkusuz sizin görmediğinizi görüyorum ve elbette Allah’tan korkuyorum, Allah’ın cezası çetindir” dedi.
Kelime meali
وَإِذْ O zaman · زَيَّنَ süslemiş · لَهُمُ onlara · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıkları işi · وَقَالَ ve demişti · لَا yoktur · غَالِبَ yenecek kimse · لَكُمُ sizi · ٱلْيَوْمَ bugün · مِنَ insanlardan · ٱلنَّاسِ · وَإِنِّى ve elbette ben · جَارٌۭ yanınızdayım · لَّكُمْ ۖ sizin · فَلَمَّا fakat ne zaman · تَرَآءَتِ birbirini görünce · ٱلْفِئَتَانِ iki topluluk · نَكَصَ (geriye) dönüp · عَلَىٰ üzerine · عَقِبَيْهِ iki ökçesi · وَقَالَ ve dedi ki · إِنِّى elbette ben · بَرِىٓءٌۭ uzağım · مِّنكُمْ sizden · إِنِّىٓ elbette ben · أَرَىٰ görüyorum · مَا şeyleri · لَا sizin görmediğinizi · تَرَوْنَ · إِنِّىٓ elbette ben · أَخَافُ korkarım · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · وَٱللَّهُ zira Allah'ın · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ cezası
إِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَٰٓؤُلَآءِ دِينُهُمۡۗ وَمَن يَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ ﴿49﴾
iẕ yeḳûlü-lmünâfiḳûne velleẕîne fî ḳulûbihim meraḍun garra hâülâi dînühüm. vemey yetevekkel `ale-llâhi feinne-llâhe `azîzün ḥakîm.
49. O sırada münafıklar ve kalpleri çürük olanlar, “Bunları dinleri aldattı” diyorlardı. Oysa her kim Allah’a güvenir ve dayanırsa bilir ki O izzet ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
إِذْ o vakit · يَقُولُ diyorlardı · ٱلْمُنَـٰفِقُونَ Münafıklar · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · فِى bulunan · قُلُوبِهِم kalblerinde · مَّرَضٌ hastalık · غَرَّ aldatmış · هَـٰٓؤُلَآءِ bunları · دِينُهُمْ ۗ dinleri · وَمَن oysa kim · يَتَوَكَّلْ dayanırsa · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌ daima galibtir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ يَتَوَفَّى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ ﴿50﴾
velev terâ iẕ yeteveffe-lleẕîne keferü-lmelâiketü yaḍribûne vucûhehüm veedbârahüm. veẕûḳû `aẕâbe-lḥarîḳ.
50. Melekler, inkâr edenlerin suratlarına ve arkalarına vura vura, “Tadın bakalım yangın azabını!” diyerek canlarını alırken bir görseydin!
Kelime meali
وَلَوْ ve keşke · تَرَىٰٓ görseydin · إِذْ canlarını alırken · يَتَوَفَّى · ٱلَّذِينَ kimseleri · كَفَرُوا۟ ۙ o inkar eden(leri) · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler · يَضْرِبُونَ vuruyorlar · وُجُوهَهُمْ yüzlerine · وَأَدْبَـٰرَهُمْ ve kıçlarına · وَذُوقُوا۟ haydi tadın · عَذَابَ azabını · ٱلْحَرِيقِ yangın
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ ﴿51﴾
ẕâlike bimâ ḳaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse biżallâmil lil`abîd.
51. İşte bu, ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir ve kuşkusuz Allah kullara asla zulmedici değildir.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte bu · بِمَا yüzündendir · قَدَّمَتْ yapıp öne sürdüğü işler · أَيْدِيكُمْ ellerinizin · وَأَنَّ yoksa şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَيْسَ değildir · بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici · لِّلْعَبِيدِ kullara
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيࣱّ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ﴿52﴾
kede'bi âli fir`avne velleẕîne min ḳablihim. keferû biâyâti-llâhi feeḫaẕehümü-llâhü biẕünûbihim. inne-llâhe ḳaviyyün şedîdü-l`iḳâb.
52. Firavun hânedanıyla onlardan öncekilerin âdet haline getirdikleri gibi Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler, Allah da onları günahları yüzünden yakalayıp cezalandırdı. Allah güçlüdür, azabı çetindir.
Kelime meali
كَدَأْبِ tıpkı gidişi gibidir · ءَالِ ailesi · فِرْعَوْنَ ۙ Fir'avn · وَٱلَّذِينَ ve kimselerin · مِن onlardan öncekilerin · قَبْلِهِمْ ۚ · كَفَرُوا۟ (onlar da) inkar etmişlerdi · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · فَأَخَذَهُمُ onları yakalamıştı · ٱللَّهُ Allah · بِذُنُوبِهِمْ ۗ günahlarıyla · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · قَوِىٌّۭ güçlüdür · شَدِيدُ çetindir · ٱلْعِقَابِ cezası
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ لَمۡ يَكُ مُغَيِّرࣰ ا نِّعۡمَةً أَنۡعَمَهَا عَلَىٰ قَوۡمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ ﴿53﴾
ẕâlike bienne-llâhe lem yekü mügayyiran ni`meten en`amehâ `alâ ḳavmin ḥattâ yügayyirû mâ bienfüsihim veenne-llâhe semî`un `alîm.
53. Bu böyle olmuştur; çünkü Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez ve Allah her şeyi işitip bilmektedir.
Kelime meali
ذَٰلِكَ bu böyledir · بِأَنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · لَمْ asla · يَكُ değiştirmez · مُغَيِّرًۭا · نِّعْمَةً ni'meti · أَنْعَمَهَا onları nimetlendirdiği · عَلَىٰ bir millet · قَوْمٍ · حَتَّىٰ sürece · يُغَيِّرُوا۟ değiştirmediği · مَا bulunanı · بِأَنفُسِهِمْ ۙ kendilerinde · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ فَأَهۡلَكۡنَٰهُم بِذُنُوبِهِمۡ وَأَغۡرَقۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَۚ وَكُلࣱّ كَانُواْ ظَٰلِمِينَ ﴿54﴾
kede'bi âli fir`avne velleẕîne min ḳablihim. keẕẕebû biâyâti rabbihim. feehleknâhüm biẕünûbihim veagraḳnâ âle fir`avn. veküllün kânû żâlimîn.
54. Firavun hânedanıyla onlardan öncekilerin yapageldikleri gibi bunlar da rablerinin âyetlerini yalanladılar, biz de günahları yüzünden onları helâk ettik. Firavun hânedanını da suya gömdük. Bunların hepsi hak hukuk tanımaz kimselerdi.
Kelime meali
كَدَأْبِ (Evet) gidişi gibi · ءَالِ ailesi · فِرْعَوْنَ ۙ Fir'avn · وَٱلَّذِينَ ve kimselerin · مِن onlardan öncekilerin · قَبْلِهِمْ ۚ · كَذَّبُوا۟ yalanlamışlardı · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · رَبِّهِمْ Rablerinin · فَأَهْلَكْنَـٰهُم biz de onları mahvetmiştik · بِذُنُوبِهِمْ günahlarıyle · وَأَغْرَقْنَآ ve boğmuştuk · ءَالَ ailesini · فِرْعَوْنَ ۚ Fir'avn · وَكُلٌّۭ ve hepsi de · كَانُوا۟ zulmedicilerdi · ظَـٰلِمِينَ
إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﴿55﴾
inne şerra-ddevâbbi `inde-llâhi-lleẕîne keferû fehüm lâ yü'minûn.
55. Allah katında canlıların en kötüsü, inkâr eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir;
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · شَرَّ en kötüsü · ٱلدَّوَآبِّ canlıların · عِندَ göre · ٱللَّهِ Allah'a · ٱلَّذِينَ kimselerdir · كَفَرُوا۟ kafirlerdir · فَهُمْ artık onlar · لَا inanmazlar · يُؤْمِنُونَ
ٱلَّذِينَ عَٰهَدتَّ مِنۡهُمۡ ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهۡدَهُمۡ فِي كُلِّ مَرَّةࣲ وَهُمۡ لَا يَتَّقُونَ ﴿56﴾
elleẕîne `âhette minhüm ŝümme yenḳuḍûne `ahdehüm fî külli merrativ vehüm lâ yetteḳûn.
56. Kendileriyle antlaşma yapıldığı halde, her defasında Allah’tan korkmadan yaptıkları antlaşmayı bozanlardır.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ kimseler · عَـٰهَدتَّ sen andlaşma yaptığın · مِنْهُمْ kendileriyle · ثُمَّ sonra · يَنقُضُونَ bozarlar · عَهْدَهُمْ andlaşmalarını · فِى her · كُلِّ · مَرَّةٍۢ defasında · وَهُمْ ve onlar · لَا hiç · يَتَّقُونَ çekinmeden
فَإِمَّا تَثۡقَفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡحَرۡبِ فَشَرِّدۡ بِهِم مَّنۡ خَلۡفَهُمۡ لَعَلَّهُمۡ يَذَّكَّرُونَ ﴿57﴾
feimmâ teŝḳafennehüm fi-lḥarbi feşerrid bihim men ḫalfehüm le`allehüm yeẕẕekkerûn.
57. Savaş esnasında eline düşerlerse onlara geridekilere ibret olacak şekilde davran ki, belki akıllarını başlarına devşirirler.
Kelime meali
فَإِمَّا bundan dolayı · تَثْقَفَنَّهُمْ onları yakalarsan · فِى savaşta · ٱلْحَرْبِ · فَشَرِّدْ dağıt · بِهِم onları · مَّنْ kimseleri de · خَلْفَهُمْ arkalarında ki · لَعَلَّهُمْ böylece · يَذَّكَّرُونَ ibret alsınlar
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوۡمٍ خِيَانَةࣰ فَٱنۢبِذۡ إِلَيۡهِمۡ عَلَىٰ سَوَآءٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡخَآئِنِينَ ﴿58﴾
veimmâ teḫâfenne min ḳavmin ḫiyâneten fembiẕ ileyhim `alâ sevâ'. inne-llâhe lâ yüḥibbü-lḫâinîn.
58. Eğer bir topluluğun antlaşmayı bozacağından endişe edersen antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Allah ahdini bozanları asla sevmez.
Kelime meali
وَإِمَّا ve eğer · تَخَافَنَّ korkarsan · مِن bir kavmin · قَوْمٍ · خِيَانَةًۭ hiyanet etmesinden · فَٱنۢبِذْ sen de davran · إِلَيْهِمْ onlara · عَلَىٰ aynı şekilde · سَوَآءٍ ۚ · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلْخَآئِنِينَ hainleri
وَلَا يَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ سَبَقُوٓاْۚ إِنَّهُمۡ لَا يُعۡجِزُونَ ﴿59﴾
velâ yaḥsebenne-lleẕîne keferû sebeḳû. innehüm lâ yü`cizûn.
59. İnkâra sapanlar sakın yakayı kurtardık sanmasınlar; çünkü ne yapsalar kurtulamayacaklardır.
Kelime meali
وَلَا sanmasınlar · يَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar edenler · سَبَقُوٓا۟ ۚ kaçabileceklerini · إِنَّهُمْ şüphesiz onlar · لَا (bizi) aciz bırakamazlar · يُعْجِزُونَ
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن قُوَّةࣲ وَمِن رِّبَاطِ ٱلۡخَيۡلِ تُرۡهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمۡ وَءَاخَرِينَ مِن دُونِهِمۡ لَا تَعۡلَمُونَهُمُ ٱللَّهُ يَعۡلَمُهُمۡۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءࣲ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ ﴿60﴾
vee`iddû lehüm me-steṭa`tüm min ḳuvvetiv vemir ribâṭi-lḫayli türhibûne bihî `adüvve-llâhi ve`adüvveküm veâḫarîne min dûnihim. lâ ta`lemûnehüm. allâhü ya`lemühüm. vemâ tünfiḳû min şey'in fî sebîli-llâhi yüveffe ileyküm veentüm lâ tużlemûn.
60. Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir.
Kelime meali
وَأَعِدُّوا۟ hazırlayın · لَهُم onlara karşı · مَّا gücünüz yettiği kadar · ٱسْتَطَعْتُم · مِّن kuvvet · قُوَّةٍۢ · وَمِن ve cihad için bağlanıp beslenen · رِّبَاطِ · ٱلْخَيْلِ atlar · تُرْهِبُونَ korkutursunuz · بِهِۦ bununla · عَدُوَّ düşmanını · ٱللَّهِ Allah'ın · وَعَدُوَّكُمْ ve sizin düşmanınızı · وَءَاخَرِينَ ve başkalarını · مِن onların dışında · دُونِهِمْ · لَا sizin bilmediğiniz · تَعْلَمُونَهُمُ · ٱللَّهُ Allah'ın · يَعْلَمُهُمْ ۚ bildiği · وَمَا ne ki · تُنفِقُوا۟ harcarsanız · مِن herşeyden · شَىْءٍۢ · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · يُوَفَّ tam olarak ödenir · إِلَيْكُمْ size · وَأَنتُمْ ve siz · لَا hiç haksızlığa uğratılmazsınız · تُظْلَمُونَ
۞وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلۡمِ فَٱجۡنَحۡ لَهَا وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ﴿61﴾
vein ceneḥû lisselmi fecnaḥ lehâ vetevekkel `ale-llâh. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
61. Eğer barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güven; O her şeyi işitendir ve bilendir.
Kelime meali
۞ وَإِن ve eğer · جَنَحُوا۟ onlar yanaşırlarsa · لِلسَّلْمِ barışa · فَٱجْنَحْ sen de yanaş · لَهَا ona · وَتَوَكَّلْ ve dayan · عَلَى Allah'a · ٱللَّهِ ۚ · إِنَّهُۥ çünkü · هُوَ O · ٱلسَّمِيعُ işitendir · ٱلْعَلِيمُ bilendir
وَإِن يُرِيدُوٓاْ أَن يَخۡدَعُوكَ فَإِنَّ حَسۡبَكَ ٱللَّهُۚ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَيَّدَكَ بِنَصۡرِهِۦ وَبِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿62﴾
veiy yürîdû ey yaḫde`ûke feinne ḥasbeke-llâh. hüve-lleẕî eyyedeke binaṣrihî vebilmü'minîn.
62. Seni oyuna getirmeye kalkışırlarsa kuşkusuz Allah sana yeter; yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O’dur.
Kelime meali
وَإِن eğer · يُرِيدُوٓا۟ isterlerse · أَن sana hile yapmak · يَخْدَعُوكَ · فَإِنَّ şüphesiz · حَسْبَكَ sana yeter · ٱللَّهُ ۚ Allah · هُوَ O · ٱلَّذِىٓ ki · أَيَّدَكَ seni destekledi · بِنَصْرِهِۦ yardımıyle · وَبِٱلْمُؤْمِنِينَ ve mü'minleri
وَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡۚ لَوۡ أَنفَقۡتَ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا مَّآ أَلَّفۡتَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ أَلَّفَ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّهُۥ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ ﴿63﴾
veellefe beyne ḳulûbihim. lev enfaḳte mâ fi-l'arḍi cemî`am mâ ellefte beyne ḳulûbihim velâkinne-llâhe ellefe beynehüm. innehû `azîzün ḥakîm.
63. Müminlerin gönüllerini birleştiren de O’dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
وَأَلَّفَ ve uzlaştırdı · بَيْنَ arasını · قُلُوبِهِمْ ۚ onların kalblerinin · لَوْ şayet · أَنفَقْتَ sen verseydin · مَا bulunan · فِى · ٱلْأَرْضِ yeryüzünde · جَمِيعًۭا herşeyi · مَّآ yine de uzlaştıramazdın · أَلَّفْتَ · بَيْنَ arasını · قُلُوبِهِمْ onların kalblerinin · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · أَلَّفَ uzlaştırdı · بَيْنَهُمْ ۚ onların arasını · إِنَّهُۥ çünkü O · عَزِيزٌ daima üstündür · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَسۡبُكَ ٱللَّهُ وَمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿64﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü ḥasbüke-llâhü vemeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
64. Ey peygamber! Sana tâbi olan müminlerle beraber Allah sana yeter.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · حَسْبُكَ sana yeter · ٱللَّهُ Allah · وَمَنِ ve kimselere · ٱتَّبَعَكَ sana tabi olanlara · مِنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَى ٱلۡقِتَالِۚ إِن يَكُن مِّنكُمۡ عِشۡرُونَ صَٰبِرُونَ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ ﴿65﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü ḥarriḍi-lmü'minîne `ale-lḳitâl. iy yeküm minküm `işrûne ṣâbirûne yaglibû mieteyn. veiy yeküm minküm mietüy yaglibû elfem mine-lleẕîne keferû biennehüm ḳavmül lâ yefḳahûn.
65. Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et! Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa inkâr edenlerden iki yüz kişiyi yener, sizden yüz kişi olursa bin kişiyi yener; çünkü onlar yaptıklarının bilincinde olmayan bir topluluktur.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · حَرِّضِ teşvik et · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri · عَلَى savaşa · ٱلْقِتَالِ ۚ · إِن eğer · يَكُن olursa · مِّنكُمْ sizden · عِشْرُونَ yirmi (kişi) · صَـٰبِرُونَ sabreden · يَغْلِبُوا۟ yenerler · مِا۟ئَتَيْنِ ۚ iki yüz(kafir)i · وَإِن ve eğer · يَكُن olursa · مِّنكُم sizden · مِّا۟ئَةٌۭ yüz (kişi) · يَغْلِبُوٓا۟ yenerler · أَلْفًۭا bin (kişiyi) · مِّنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · كَفَرُوا۟ kafir(ler) · بِأَنَّهُمْ çünkü onlar · قَوْمٌۭ bir topluluktur · لَّا anlamaz · يَفْقَهُونَ
ٱلۡـَٰٔنَ خَفَّفَ ٱللَّهُ عَنكُمۡ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمۡ ضَعۡفࣰ اۚ فَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةࣱ صَابِرَةࣱ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُمۡ أَلۡفࣱ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفَيۡنِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ ﴿66﴾
el'âne ḫaffefe-llâhü `anküm ve`alime enne fîküm ḍa`fâ. feiy yeküm minküm mietün ṣâbiratüy yaglibû mieteyn. veiy yeküm minküm elfüy yaglibû elfeyni biiẕni-llâh. vellâhü me`a-ṣṣâbirîn.
66. Allah sizde bir zayıflık olduğunu bildi de şu andan itibaren yükünüzü hafifletti. Artık sizden sabırlı yüz kişi olursa Allah’ın izniyle iki yüz kişiyi yener, sizden bin kişi olursa iki bin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
Kelime meali
ٱلْـَٔـٰنَ şimdi · خَفَّفَ hafifletti · ٱللَّهُ Allah · عَنكُمْ sizden · وَعَلِمَ ve bildi · أَنَّ sizde bulunduğunu · فِيكُمْ · ضَعْفًۭا ۚ zayıflık · فَإِن bundan böyle · يَكُن olsa · مِّنكُم sizden · مِّا۟ئَةٌۭ yüz (kişi) · صَابِرَةٌۭ sabreden · يَغْلِبُوا۟ yenerler · مِا۟ئَتَيْنِ ۚ iki yüz(kafir)i · وَإِن ve eğer · يَكُن olsa · مِّنكُمْ sizden · أَلْفٌۭ bin (kişi) · يَغْلِبُوٓا۟ yenerler · أَلْفَيْنِ iki bin(kafir)i · بِإِذْنِ izniyle · ٱللَّهِ ۗ Allah'ın · وَٱللَّهُ Allah · مَعَ beraberdir · ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُۥٓ أَسۡرَىٰ حَتَّىٰ يُثۡخِنَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ تُرِيدُونَ عَرَضَ ٱلدُّنۡيَا وَٱللَّهُ يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ ﴿67﴾
mâ kâne linebiyyin ey yekûne lehû esrâ ḥattâ yüŝḫine fi-l'arḍ. türîdûne `araḍa-ddünyâ. vellâhü yürîdü-l'âḫirah. vellâhü `azîzün ḥakîm.
67. O yerde gerekli temizliği yapıp hâkimiyetini kuruncaya kadar bir peygamberin esirlerinin olması uygun değildir. Siz geçici dünya varlığını istiyorsunuz, oysa Allah âhireti istiyor; Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
مَا yakışmaz · كَانَ · لِنَبِىٍّ hiçbir peygambere · أَن olmak · يَكُونَ · لَهُۥٓ sahibi · أَسْرَىٰ esirler · حَتَّىٰ kadar · يُثْخِنَ ağır basıncaya · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ ۚ · تُرِيدُونَ siz istiyorsunuz · عَرَضَ geçici malını · ٱلدُّنْيَا dünya · وَٱللَّهُ Allah ise · يُرِيدُ istiyor · ٱلْـَٔاخِرَةَ ۗ ahireti · وَٱللَّهُ Allah · عَزِيزٌ daima üstün · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
لَّوۡلَا كِتَٰبࣱ مِّنَ ٱللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمۡ فِيمَآ أَخَذۡتُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ ﴿68﴾
levlâ kitâbüm mine-llâhi sebeḳa lemesseküm fîmâ eḫaẕtüm `aẕâbün `ażîm.
68. Allah’ın daha önceden yazılmış bir hükmü olmasaydı elde ettiğiniz menfaat sebebiyle size büyük bir azap dokunurdu.
Kelime meali
لَّوْلَا eğer olmasaydı · كِتَـٰبٌۭ bir yazı · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · سَبَقَ geçmiş · لَمَسَّكُمْ size mutlaka dokunurdu · فِيمَآ dolayı · أَخَذْتُمْ aldığınız fidyeden · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌۭ büyük
فَكُلُواْ مِمَّا غَنِمۡتُمۡ حَلَٰلࣰ ا طَيِّبࣰ اۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿69﴾
fekülû mimmâ ganimtüm ḥalâlen ṭayyibâ. vetteḳu-llâh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
69. Artık aldığınız ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin, Allah’a itaatsizlikten sakının, Allah son derecede bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Kelime meali
فَكُلُوا۟ artık yeyin · مِمَّا aldığınız ganimetten · غَنِمْتُمْ · حَلَـٰلًۭا helal · طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak · وَٱتَّقُوا۟ ve korkun · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّمَن فِيٓ أَيۡدِيكُم مِّنَ ٱلۡأَسۡرَىٰٓ إِن يَعۡلَمِ ٱللَّهُ فِي قُلُوبِكُمۡ خَيۡرࣰ ا يُؤۡتِكُمۡ خَيۡرࣰ ا مِّمَّآ أُخِذَ مِنكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿70﴾
yâ eyyühe-nnebiyyü ḳul limen fî eydîküm mine-l'esrâ iy ya`lemi-llâhü fî ḳulûbiküm ḫayray yü'tiküm ḫayram mimmâ üḫiẕe minküm veyagfir leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.
70. Ey peygamber! Elinizdeki esirlere şöyle de: “Eğer Allah sizin kalplerinizde bir düzelme görürse sizden alınandan daha iyisini size verir ve sizi bağışlar.” Allah engin rahmet ve mağfiret sahibidir.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · قُل söyle · لِّمَن kimselere · فِىٓ bulunan · أَيْدِيكُم ellerinizde · مِّنَ esirlerden · ٱلْأَسْرَىٰٓ · إِن eğer · يَعْلَمِ bilirse · ٱللَّهُ Allah · فِى olduğunu · قُلُوبِكُمْ sizin kalblerinizde · خَيْرًۭا bir hayır · يُؤْتِكُمْ size verir · خَيْرًۭا daha hayırlısını · مِّمَّآ (fidye)den · أُخِذَ alınan · مِنكُمْ sizden · وَيَغْفِرْ ve bağışlar · لَكُمْ ۗ sizi · وَٱللَّهُ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
وَإِن يُرِيدُواْ خِيَانَتَكَ فَقَدۡ خَانُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ فَأَمۡكَنَ مِنۡهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ﴿71﴾
veiy yürîdû ḫiyâneteke feḳad ḫânü-llâhe min ḳablü feemkene minhüm. vellâhü `alîmün ḥakîm.
71. Eğer sana hıyanet etmek istiyorlarsa bilin ki onlar, daha önce de Allah’a hainlik ettiler, Allah da onları elinize düşürdü; O yaptığını, bilerek ve yerinde yapmaktadır.
Kelime meali
وَإِن eğer · يُرِيدُوا۟ isterlerse · خِيَانَتَكَ sana hainlik yapmak · فَقَدْ muhakkak · خَانُوا۟ hainlik yapmışlardı · ٱللَّهَ Allah'a da · مِن daha önce · قَبْلُ · فَأَمْكَنَ bu yüzden imkan verdi · مِنْهُمْ ۗ onlara karşı · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌ yerli yerince yapandır
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۚ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلَٰيَتِهِم مِّن شَيۡءٍ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْۚ وَإِنِ ٱسۡتَنصَرُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ فَعَلَيۡكُمُ ٱلنَّصۡرُ إِلَّا عَلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقࣱۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ ﴿72﴾
inne-lleẕîne âmenû vehâcerû vecâhedû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâhi velleẕîne evev veneṣarû ülâike ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. velleẕîne âmenû velem yühâcirû mâ leküm miv velâyetihim min şey'in ḥattâ yühâcirû. veini-stenṣarûküm fi-ddîni fe`aleykümü-nnaṣru illâ `alâ ḳavmim beyneküm vebeynehüm mîŝâḳun. vellâhü bimâ ta`melûne beṣîr.
72. İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur. Sizden, dinlerini korumak için yardım isterlerse, aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmamak üzere yardım etmeniz gerekir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ onlar ki · ءَامَنُوا۟ inandılar · وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler · وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla · وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَٱلَّذِينَ ve onlar ki · ءَاوَوا۟ barındırdılar · وَّنَصَرُوٓا۟ ve yardım ettiler · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · بَعْضُهُمْ bir kısmı · أَوْلِيَآءُ velisidir · بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَلَمْ ve · يُهَاجِرُوا۟ hicret etmeyenler · مَا yoktur · لَكُم size · مِّن onların velayetinden · وَلَـٰيَتِهِم · مِّن bir şey · شَىْءٍ · حَتَّىٰ kadar · يُهَاجِرُوا۟ ۚ onlar hicret edinceye · وَإِنِ fakat · ٱسْتَنصَرُوكُمْ yardım isterlerse · فِى dinde · ٱلدِّينِ · فَعَلَيْكُمُ sizin üzerinize borçtur · ٱلنَّصْرُ yardım etmeniz · إِلَّا yalnız olmaz · عَلَىٰ karşı · قَوْمٍۭ bir topluma · بَيْنَكُمْ aranızda · وَبَيْنَهُم ve aralarında · مِّيثَـٰقٌۭ ۗ andlaşma bulunan · وَٱللَّهُ Allah · بِمَا yaptıklarınızı · تَعْمَلُونَ · بَصِيرٌۭ görmektedir
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍۚ إِلَّا تَفۡعَلُوهُ تَكُن فِتۡنَةࣱ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَفَسَادࣱ كَبِيرࣱ ﴿73﴾
velleẕîne keferû ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. illâ tef`alûhü tekün fitnetün fi-l'arḍi vefesâdün kebîr.
73. İnkâr edenler de birbirlerinin yakın ve yardımcılarıdır. İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · بَعْضُهُمْ bazıları · أَوْلِيَآءُ velisidirler · بَعْضٍ ۚ diğerlerinin · إِلَّا eğer bunu yapmazsanız · تَفْعَلُوهُ · تَكُن olur · فِتْنَةٌۭ fitne · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَفَسَادٌۭ ve bir kargaşa · كَبِيرٌۭ büyük
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقࣰّ اۚ لَّهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ ﴿74﴾
velleẕîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli-llâhi velleẕîne evev veneṣarû ülâike hümü-lmü'minûne ḥaḳḳâ. lehüm magfiratüv verizḳun kerîm.
74. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır; bağışlanma onlar için, büyük lütuf onlar içindir.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ onlar ki · ءَامَنُوا۟ inandılar · وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler · وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَٱلَّذِينَ ve onlar ki · ءَاوَوا۟ barındırdılar · وَّنَصَرُوٓا۟ ve yardım ettiler · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · حَقًّۭا ۚ gerçek · لَّهُم onlar için vardır · مَّغْفِرَةٌۭ bağışlanma · وَرِزْقٌۭ ve rızık · كَرِيمٌۭ bol
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ مَعَكُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ مِنكُمۡۚ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضࣲ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ﴿75﴾
velleẕîne âmenû mim ba`dü vehâcerû vecâhedû me`aküm feülâike minküm. veülü-l'erḥâmi ba`ḍuhüm evlâ biba`ḍin fî kitâbi-llâh. inne-llâhe bikülli şey'in `alîm.
75. Daha sonra iman edenler, hicret edip sizinle beraber cihad edenler, işte bunlar da sizdendir. Aralarında rahim bağı bulunanlar Allah’ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki · ءَامَنُوا۟ inandılar · مِنۢ sonradan · بَعْدُ · وَهَاجَرُوا۟ ve hicret ettiler · وَجَـٰهَدُوا۟ ve savaştılar · مَعَكُمْ sizinle beraber · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · مِنكُمْ ۚ sizdendir · وَأُو۟لُوا۟ ve sahipleri · ٱلْأَرْحَامِ rahim (akrabalar) · بَعْضُهُمْ birbirlerine · أَوْلَىٰ daha yakındırlar · بِبَعْضٍۢ birbirlerine · فِى göre · كِتَـٰبِ Kitabına · ٱللَّهِ ۗ Allah'ın · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۢ bilir