Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Tevbe Suresi

سُوْرَةُ التَّوْبَةِ · 9. sure · 129 âyet · Medenî · 10. cüz · Mushaf sayfa 187

Tevbe suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بَرَآءَةࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ﴿1﴾

berâetüm mine-llâhi verasûlihî ile-lleẕîne `âhettüm mine-lmüşrikîn.

1. Allah ve Resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih bildirimidir!

Kelime meali

بَرَآءَةٌۭ ihtardır · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden · إِلَى kimselere · ٱلَّذِينَ · عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız · مِّنَ müşriklerden · ٱلْمُشْرِكِينَ

فَسِيحُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَرۡبَعَةَ أَشۡهُرࣲ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ غَيۡرُ مُعۡجِزِي ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُخۡزِي ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿2﴾

fesîḥû fi-l'arḍi erbe`ate eşhüriv va`lemû enneküm gayru mü`cizi-llâhi veenne-llâhe muḫzi-lkâfirîn.

2. Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın; fakat bilin ki asla Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah inkârcıları er-geç rezil rüsvâ edecektir.

Kelime meali

فَسِيحُوا۟ dolaşın · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · أَرْبَعَةَ dört · أَشْهُرٍۢ ay · وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّكُمْ siz · غَيْرُ değilsiniz · مُعْجِزِى aciz bırakacak · ٱللَّهِ ۙ Allah'ı · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مُخْزِى rezil perişan edecektir' · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri

وَأَذَٰنࣱ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوۡمَ ٱلۡحَجِّ ٱلۡأَكۡبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِيٓءࣱ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ وَرَسُولُهُۥۚ فَإِن تُبۡتُمۡ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۖ وَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ غَيۡرُ مُعۡجِزِي ٱللَّهِۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿3﴾

veeẕânüm mine-llâhi verasûlihî ile-nnâsi yevme-lḥacci-l'ekberi enne-llâhe berîüm mine-lmüşrikîne verasûlüh. fein tübtüm fehüve ḫayrul leküm. vein tevelleytüm fa`lemû enneküm gayru mü`cizi-llâh. vebeşşiri-lleẕîne keferû bi`aẕâbin elîm.

3. Yine Allah ve resulünden bu büyük hac günü insanlara duyurudur: Allah ve resulünün müşriklerle hiçbir bağı yoktur. Şayet tövbe ederseniz, bu kendi iyiliğinize olur; eğer sırt çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âcizliğe düşüremezsiniz. (Resulüm!) İnkârcıları elem veren bir azapla müjdele!

Kelime meali

وَأَذَٰنٌۭ ve duyurudur · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden · إِلَى insanlara · ٱلنَّاسِ · يَوْمَ günü · ٱلْحَجِّ Hac · ٱلْأَكْبَرِ en büyük · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بَرِىٓءٌۭ uzaktır · مِّنَ puta tapanlardan · ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ · وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisi · فَإِن eğer · تُبْتُمْ tevbe ederseniz · فَهُوَ bu · خَيْرٌۭ daha iyidir · لَّكُمْ ۖ sizin için · وَإِن ve eğer · تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz · فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki · أَنَّكُمْ siz · غَيْرُ değilsiniz · مُعْجِزِى aciz bırakacak · ٱللَّهِ ۗ Allah'ı · وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · بِعَذَابٍ bir azabı · أَلِيمٍ acı

إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ثُمَّ لَمۡ يَنقُصُوكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَمۡ يُظَٰهِرُواْ عَلَيۡكُمۡ أَحَدࣰ ا فَأَتِمُّوٓاْ إِلَيۡهِمۡ عَهۡدَهُمۡ إِلَىٰ مُدَّتِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿4﴾

ille-lleẕîne `âhettüm mine-lmüşrikîne ŝümme lem yenḳuṣûküm şey'ev velem yüżahirû `aleyküm eḥaden feetimmû ileyhim `ahdehüm ilâ müddetihim. inne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.

4. Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden bilâhare yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren ve sizin aleyhinize kimseye arka çıkmayanlar müstesna; onlara verdiğiniz söze süresi doluncaya kadar riayet ediniz. Allah haksızlıktan sakınanları sever.

Kelime meali

إِلَّا ancak hariç · ٱلَّذِينَ kimseler · عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız · مِّنَ müşriklerden · ٱلْمُشْرِكِينَ · ثُمَّ sonra · لَمْ size eksik bırakmayan · يَنقُصُوكُمْ · شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi · وَلَمْ ve · يُظَـٰهِرُوا۟ arka çıkmayanlar · عَلَيْكُمْ size karşı · أَحَدًۭا hiç kimseye · فَأَتِمُّوٓا۟ tamamlayın · إِلَيْهِمْ onların · عَهْدَهُمْ andlaşmalarını · إِلَىٰ kadar · مُدَّتِهِمْ ۚ tanıdığınız süreye · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُتَّقِينَ korunanları

فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلۡأَشۡهُرُ ٱلۡحُرُمُ فَٱقۡتُلُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡ وَخُذُوهُمۡ وَٱحۡصُرُوهُمۡ وَٱقۡعُدُواْ لَهُمۡ كُلَّ مَرۡصَدࣲۚ فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّواْ سَبِيلَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿5﴾

feiẕe-nseleḫa-l'eşhüru-lḥurumü faḳtülü-lmüşrikîne ḥayŝü vecettümûhüm veḫuẕûhüm vaḥṣurûhüm vaḳ`udû lehüm külle merṣad. fein tâbû veeḳâmu-ṣṣalâte veâtevu-zzekâte feḫallû sebîlehüm. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

5. Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

Kelime meali

فَإِذَا zaman · ٱنسَلَخَ geçtiği · ٱلْأَشْهُرُ aylar · ٱلْحُرُمُ haram · فَٱقْتُلُوا۟ öldürün · ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanları · حَيْثُ nerede · وَجَدتُّمُوهُمْ bulursanız onları · وَخُذُوهُمْ ve onları yakalayın · وَٱحْصُرُوهُمْ ve hapsedin · وَٱقْعُدُوا۟ ve otur(up) bekleyin · لَهُمْ onları · كُلَّ her · مَرْصَدٍۢ ۚ gözetleme yerinde · فَإِن eğer · تَابُوا۟ tevbe ederlerse · وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · فَخَلُّوا۟ serbest bırakın · سَبِيلَهُمْ ۚ yollarını · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

وَإِنۡ أَحَدࣱ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٱسۡتَجَارَكَ فَأَجِرۡهُ حَتَّىٰ يَسۡمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبۡلِغۡهُ مَأۡمَنَهُۥۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَعۡلَمُونَ ﴿6﴾

vein eḥadüm mine-lmüşrikîne-stecârake feecirhü ḥattâ yesme`a kelâme-llâhi ŝümme eblighü me'meneh. ẕâlike biennehüm ḳavmül lâ ya`lemûn.

6. Ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, Allah’ın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al; sonra onu kendi güvenlik bölgesine ulaştır. Bu uygulama, onların bilmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır.

Kelime meali

وَإِنْ ve eğer · أَحَدٌۭ birisi · مِّنَ ortak koşanlardan · ٱلْمُشْرِكِينَ · ٱسْتَجَارَكَ aman dilerse · فَأَجِرْهُ onu yanına al · حَتَّىٰ ta ki · يَسْمَعَ işitsin · كَلَـٰمَ sözünü · ٱللَّهِ Allah'ın · ثُمَّ sonra · أَبْلِغْهُ onu ulaştır · مَأْمَنَهُۥ ۚ güvenli bir yere · ذَٰلِكَ böyle (yap) · بِأَنَّهُمْ çünkü onlar · قَوْمٌۭ bir topluluktur · لَّا bilmez · يَعْلَمُونَ

كَيۡفَ يَكُونُ لِلۡمُشۡرِكِينَ عَهۡدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمۡ عِندَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۖ فَمَا ٱسۡتَقَٰمُواْ لَكُمۡ فَٱسۡتَقِيمُواْ لَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿7﴾

keyfe yekûnü lilmüşrikîne `ahdün `inde-llâhi ve`inde rasûlihî ille-lleẕîne `âhettüm `inde-lmescidi-lḥarâm. feme-steḳâmû leküm festeḳîmû lehüm. inne-llâhe yüḥibbü-lmütteḳîn.

7. Müşriklerin Allah’ın yanında, peygamberinin yanında geçerli ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Harâm yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız müstesnadır. Onlar size verdikleri söze sadık kaldıkları sürece siz de onlara verdiğiniz sözde durun. Şüphesiz Allah günahtan sakınanları sever.

Kelime meali

كَيْفَ nasıl · يَكُونُ olabilir · لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların · عَهْدٌ andlaşması · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah'ın · وَعِندَ ve yanında · رَسُولِهِۦٓ Elçisinin · إِلَّا ancak hariçtir · ٱلَّذِينَ kimseler · عَـٰهَدتُّمْ andlaştıklarınız · عِندَ yanında · ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i · ٱلْحَرَامِ ۖ Haram · فَمَا onlar dürüst davrandıkça · ٱسْتَقَـٰمُوا۟ · لَكُمْ size · فَٱسْتَقِيمُوا۟ siz de dürüst davranın · لَهُمْ ۚ onlara · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُتَّقِينَ korunanları

كَيۡفَ وَإِن يَظۡهَرُواْ عَلَيۡكُمۡ لَا يَرۡقُبُواْ فِيكُمۡ إِلࣰّ ا وَلَا ذِمَّةࣰۚ يُرۡضُونَكُم بِأَفۡوَٰهِهِمۡ وَتَأۡبَىٰ قُلُوبُهُمۡ وَأَكۡثَرُهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿8﴾

keyfe veiy yażherû `aleyküm lâ yerḳubû fîküm illev velâ ẕimmeh. yürḍûneküm biefvâhihim vete'bâ ḳulûbühüm. veekŝeruhüm fâsiḳûn.

8. Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. Onlar dilleriyle sizi memnun etmeye çalışıyorlar, fakat kalplerinden geçen çok farklı. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

Kelime meali

كَيْفَ nasıl? · وَإِن eğer · يَظْهَرُوا۟ onlar galib gelselerdi · عَلَيْكُمْ size · لَا ne · يَرْقُبُوا۟ gözetirlerdi · فِيكُمْ sizin hakkınızda · إِلًّۭا bir yakınlık · وَلَا ne de · ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma · يُرْضُونَكُم sizi razı ederler · بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyla · وَتَأْبَىٰ fakat (sizi) istemez · قُلُوبُهُمْ kalbleri · وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır

ٱشۡتَرَوۡاْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنࣰ ا قَلِيلࣰ ا فَصَدُّواْ عَن سَبِيلِهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ سَآءَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿9﴾

işterav biâyâti-llâhi ŝemenen ḳalîlen feṣaddû `an sebîlih. innehüm sâe mâ kânû ya`melûn.

9. Allah’ın âyetlerini basit bir menfaate değiştiler, böylece insanları Allah yolundan engellediler. Bakın, onların yapageldikleri ne kötü!

Kelime meali

ٱشْتَرَوْا۟ sattılar; · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · ثَمَنًۭا bir paraya · قَلِيلًۭا azıcık · فَصَدُّوا۟ engel oldular · عَن O'nun yolundan · سَبِيلِهِۦٓ ۚ · إِنَّهُمْ gerçekten · سَآءَ ne kötüdür · مَا şeyler · كَانُوا۟ oldukları · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

لَا يَرۡقُبُونَ فِي مُؤۡمِنٍ إِلࣰّ ا وَلَا ذِمَّةࣰۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُعۡتَدُونَ ﴿10﴾

lâ yerḳubûne fî mü'minin illev velâ ẕimmeh. veülâike hümü-lmü`tedûn.

10. Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir.

Kelime meali

لَا ne gözetirler · يَرْقُبُونَ · فِى karşı · مُؤْمِنٍ bir mü'mine · إِلًّۭا bir yakınlık · وَلَا ne de · ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُعْتَدُونَ saldırganlar

فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ فَإِخۡوَٰنُكُمۡ فِي ٱلدِّينِۗ وَنُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَعۡلَمُونَ ﴿11﴾

fein tâbû veeḳâmu-ṣṣalâte veâtevu-zzekâte feiḫvânüküm fi-ddîn. venüfeṣṣilü-l'âyâti liḳavmiy ya`lemûn.

11. Ama tövbe ederlerse ve namazlarını kılıp zekâtlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilmek isteyenler için âyetlerimizi ayrıntılarıyla açıklıyoruz.

Kelime meali

فَإِن eğer · تَابُوا۟ tevbe ederlerse · وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · فَإِخْوَٰنُكُمْ sizin kardeşlerinizdirler · فِى dinde · ٱلدِّينِ ۗ · وَنُفَصِّلُ ve uzun uzun açıklıyoruz · ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri · لِقَوْمٍۢ bir kavme · يَعْلَمُونَ bilen

وَإِن نَّكَثُوٓاْ أَيۡمَٰنَهُم مِّنۢ بَعۡدِ عَهۡدِهِمۡ وَطَعَنُواْ فِي دِينِكُمۡ فَقَٰتِلُوٓاْ أَئِمَّةَ ٱلۡكُفۡرِ إِنَّهُمۡ لَآ أَيۡمَٰنَ لَهُمۡ لَعَلَّهُمۡ يَنتَهُونَ ﴿12﴾

vein nekeŝû eymânehüm mim ba`di `ahdihim veṭa`anû fî dîniküm feḳâtilû eimmete-lküfri innehüm lâ eymâne lehüm le`allehüm yentehûn.

12. Şayet antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininizi karalamaya kalkışırlarsa, siz de küfrün elebaşılarıyla vuruşun; çünkü onların yeminleri yok sayılır. (Böyle yaparsanız) belki vazgeçerler.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · نَّكَثُوٓا۟ bozarlarsa · أَيْمَـٰنَهُم andlarını · مِّنۢ sonra · بَعْدِ · عَهْدِهِمْ andlaşma yaptıktan · وَطَعَنُوا۟ ve dil uzatırlarsa · فِى dininize · دِينِكُمْ · فَقَـٰتِلُوٓا۟ savaşın · أَئِمَّةَ önderleriyle · ٱلْكُفْرِ ۙ küfrün · إِنَّهُمْ çünkü · لَآ yoktur · أَيْمَـٰنَ andları · لَهُمْ onların · لَعَلَّهُمْ belki · يَنتَهُونَ vazgeçerler

أَلَا تُقَٰتِلُونَ قَوۡمࣰ ا نَّكَثُوٓاْ أَيۡمَٰنَهُمۡ وَهَمُّواْ بِإِخۡرَاجِ ٱلرَّسُولِ وَهُم بَدَءُوكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةٍۚ أَتَخۡشَوۡنَهُمۡۚ فَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخۡشَوۡهُ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿13﴾

elâ tüḳâtilûne ḳavmen nekeŝû eymânehüm vehemmû biiḫrâci-rrasûli vehüm bedeûküm evvele merrah. etaḫşevnehüm. fellâhü eḥaḳḳu en taḫşevhü in küntüm mü'minîn.

13. Yeminlerini bozan, peygamberi sürüp çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıyı ilk başlatan topluluğa karşı savaşmaktan geri mi duracaksınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz! Oysa asıl çekinmeniz gereken Allah’tır; eğer yürekten inanıyorsanız.

Kelime meali

أَلَا savaşmayacak mısınız? · تُقَـٰتِلُونَ · قَوْمًۭا bir kavimle · نَّكَثُوٓا۟ bozan · أَيْمَـٰنَهُمْ andlarını · وَهَمُّوا۟ ve yeltenen · بِإِخْرَاجِ çıkarmağa · ٱلرَّسُولِ Elçiyi · وَهُم ve kendileri · بَدَءُوكُمْ siz(inle savaş)a başlamış olan · أَوَّلَ ilk · مَرَّةٍ ۚ kez · أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ yoksa onlardan korkuyor musunuz? · فَٱللَّهُ Allah'tır · أَحَقُّ en layık olan · أَن kendisinden korkmanıza · تَخْشَوْهُ · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ gerçekten inananlar

قَٰتِلُوهُمۡ يُعَذِّبۡهُمُ ٱللَّهُ بِأَيۡدِيكُمۡ وَيُخۡزِهِمۡ وَيَنصُرۡكُمۡ عَلَيۡهِمۡ وَيَشۡفِ صُدُورَ قَوۡمࣲ مُّؤۡمِنِينَ ﴿14﴾

ḳâtilûhüm yü`aẕẕibhümü-llâhü bieydîküm veyuḫzihim veyenṣurküm `aleyhim veyeşfi ṣudûra ḳavmim mü'minîn.

14–15. Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, sizi onlara karşı başarılı kılsın, inananların yüreklerine su serpsin, kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

قَـٰتِلُوهُمْ onlarla savaşın (ki) · يُعَذِّبْهُمُ onlara azabetsin · ٱللَّهُ Allah · بِأَيْدِيكُمْ sizin ellerinizle · وَيُخْزِهِمْ ve onları rezil etsin · وَيَنصُرْكُمْ ve sizi üstün getirsin · عَلَيْهِمْ onlara · وَيَشْفِ ve şifa versin · صُدُورَ göğüslerine · قَوْمٍۢ toplumunun · مُّؤْمِنِينَ inananlar

وَيُذۡهِبۡ غَيۡظَ قُلُوبِهِمۡۗ وَيَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ﴿15﴾

veyüẕhib gayża ḳulûbihim. veyetûbü-llâhü `alâ mey yeşâ'. vellâhü `alîmün ḥakîm.

Kelime meali

وَيُذْهِبْ ve gidersin · غَيْظَ öfkesini · قُلُوبِهِمْ ۗ yüreklerinin · وَيَتُوبُ ve tevbesini kabul eder · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ kişinin · مَن · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir

أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تُتۡرَكُواْ وَلَمَّا يَعۡلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ مِنكُمۡ وَلَمۡ يَتَّخِذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَا رَسُولِهِۦ وَلَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَلِيجَةࣰۚ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿16﴾

em ḥasibtüm en tütrakû velemmâ ya`lemi-llâhü-lleẕîne câhedû minküm velem yetteḫiẕû min dûni-llâhi velâ rasûlihî vele-lmü'minîne velîceh. vellâhü ḫabîrum bimâ ta`melûn.

16. Yoksa Allah sizden cihad edenleri ve Allah’tan, peygamberinden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yapıp ettiklerinizden haberdardır.

Kelime meali

أَمْ yoksa · حَسِبْتُمْ siz sandınız mı? · أَن bırakılacağınızı · تُتْرَكُوا۟ · وَلَمَّا bilmeden · يَعْلَمِ · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimseleri · جَـٰهَدُوا۟ cihad eden(leri) · مِنكُمْ içinizden · وَلَمْ ve · يَتَّخِذُوا۟ edinmeyen(leri) · مِن başkasını · دُونِ · ٱللَّهِ Allah('tan) · وَلَا ve · رَسُولِهِۦ Elçisin(den) · وَلَا ve · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler(den) · وَلِيجَةًۭ ۚ sırdaş · وَٱللَّهُ ve Allah · خَبِيرٌۢ haber almaktadır · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı

مَا كَانَ لِلۡمُشۡرِكِينَ أَن يَعۡمُرُواْ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ شَٰهِدِينَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِم بِٱلۡكُفۡرِۚ أُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ وَفِي ٱلنَّارِ هُمۡ خَٰلِدُونَ ﴿17﴾

mâ kâne lilmüşrikîne ey ya`mürû mesâcide-llâhi şâhidîne `alâ enfüsihim bilküfr. ülâike ḥabiṭat a`mâlühüm. vefi-nnâri hüm ḫâlidûn.

17. Müşrikler, inkârlarına bizzat kendileri tanıklık edip dururken, Allah’ın mescidlerini onarıp şenlendiremezler. Onlar, yapıp ettikleri boşa giden kimselerdir ve onlar ebedî olarak ateşte kalacaklardır.

Kelime meali

مَا yoktur · كَانَ yoktur · لِلْمُشْرِكِينَ müşrikler için · أَن imar etmeleri · يَعْمُرُوا۟ · مَسَـٰجِدَ mescidlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · شَـٰهِدِينَ şahitler iken · عَلَىٰٓ kendi nefislerinin · أَنفُسِهِم · بِٱلْكُفْرِ ۚ küfrüne · أُو۟لَـٰٓئِكَ onların · حَبِطَتْ boşa çıkmıştır · أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları işler · وَفِى ve · ٱلنَّارِ ateşte · هُمْ onlar · خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır

إِنَّمَا يَعۡمُرُ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَلَمۡ يَخۡشَ إِلَّا ٱللَّهَۖ فَعَسَىٰٓ أُوْلَٰٓئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُهۡتَدِينَ ﴿18﴾

innemâ ya`müru mesâcide-llâhi men âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri veeḳâme-ṣṣalâte veâte-zzekâte velem yaḫşe ille-llâhe fe`asâ ülâike ey yekûnû mine-lmühtedîn.

18. Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

Kelime meali

إِنَّمَا ancak · يَعْمُرُ imar ederler · مَسَـٰجِدَ mescidlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · مَنْ kimseler · ءَامَنَ inanan · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَأَقَامَ ve kılan · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتَى ve veren · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَلَمْ ve · يَخْشَ korkmayan · إِلَّا başkasından · ٱللَّهَ ۖ Allah'tan · فَعَسَىٰٓ umulur · أُو۟لَـٰٓئِكَ onların · أَن olmaları · يَكُونُوا۟ · مِنَ doğru yolu bulanlardan · ٱلْمُهْتَدِينَ

۞أَجَعَلۡتُمۡ سِقَايَةَ ٱلۡحَآجِّ وَعِمَارَةَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ كَمَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَجَٰهَدَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ لَا يَسۡتَوُۥنَ عِندَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿19﴾

ece`altüm siḳâyete-lḥâcci ve`imârate-lmescidi-lḥarâmi kemen âmene billâhi velyevmi-l'âḫiri vecâhede fî sebîli-llâh. lâ yestevûne `inde-llâh. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

19. Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm’ın imar ve bakım işini (üstlenen kimseyi), Allah’a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Kelime meali

۞ أَجَعَلْتُمْ bir mi tuttunuz? · سِقَايَةَ su vermeyi · ٱلْحَآجِّ hacılara · وَعِمَارَةَ ve imar etmeyi · ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i · ٱلْحَرَامِ Haram'ı · كَمَنْ kimse gibi · ءَامَنَ inanan · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَجَـٰهَدَ ve cihadeden · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · لَا olmaz(lar) · يَسْتَوُۥنَ eşit · عِندَ katında · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا yol göstermez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğuna · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler

ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ أَعۡظَمُ دَرَجَةً عِندَ ٱللَّهِۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ ﴿20﴾

elleẕîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli-llâhi biemvâlihim veenfüsihim a`żamü deraceten `inde-llâh. veülâike hümü-lfâizûn.

20. İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَهَاجَرُوا۟ ve hicret eden(ler) · وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad eden(ler) · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla · وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla · أَعْظَمُ daha büyüktür · دَرَجَةً dereceleri · عِندَ katında · ٱللَّهِ ۚ Allah · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlardır · ٱلْفَآئِزُونَ kurtuluşa erenler

يُبَشِّرُهُمۡ رَبُّهُم بِرَحۡمَةࣲ مِّنۡهُ وَرِضۡوَٰنࣲ وَجَنَّٰتࣲ لَّهُمۡ فِيهَا نَعِيمࣱ مُّقِيمٌ ﴿21﴾

yübeşşiruhüm rabbühüm biraḥmetim minhü veriḍvâniv vecennâtil lehüm fîhâ ne`îmüm müḳîm.

21. Rableri onları kendi rahmeti, hoşnutluğu ve cennetleriyle müjdeliyor; onlar için orada kesintisiz nimetler vardır.

Kelime meali

يُبَشِّرُهُمْ onları müjdeler · رَبُّهُم Rableri · بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle · مِّنْهُ kendisinden · وَرِضْوَٰنٍۢ ve rızasıyla · وَجَنَّـٰتٍۢ ve cennetlerle · لَّهُمْ bulunan · فِيهَا içinde · نَعِيمٌۭ nimetler · مُّقِيمٌ tükenmeyen

خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمࣱ‏ ﴿22﴾

ḫâlidîne fîhâ ebedâ. inne-llâhe `indehû ecrun `ażîm.

22. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Kuşkusuz en büyük ödül Allah katında olandır.

Kelime meali

خَـٰلِدِينَ kalacaklardır · فِيهَآ orada · أَبَدًا ۚ ebedi · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عِندَهُۥٓ katındandır · أَجْرٌ mükafat · عَظِيمٌۭ büyük

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَابَآءَكُمۡ وَإِخۡوَٰنَكُمۡ أَوۡلِيَآءَ إِنِ ٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡكُفۡرَ عَلَى ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿23﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕû âbâeküm veiḫvâneküm evliyâe ini-steḥabbü-lküfra `ale-l'îmân. vemey yetevellehüm minküm feülâike hümu-żżâlimûn.

23. Ey iman edenler! Şayet inkârı imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi dayanıp güvenilecek dostlar edinmeyin. İçinizden kimler onları dost edinirse, işte kendilerine kötülük edenler bunlardır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا edinmeyin · تَتَّخِذُوٓا۟ · ءَابَآءَكُمْ babalarınızı · وَإِخْوَٰنَكُمْ ve kardeşlerinizi · أَوْلِيَآءَ veliler · إِنِ eğer · ٱسْتَحَبُّوا۟ seviyorlarsa · ٱلْكُفْرَ küfrü · عَلَى karşı · ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ imana · وَمَن ve kim · يَتَوَلَّهُم onları veli tanırsa · مِّنكُمْ sizden · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler

قُلۡ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ وَإِخۡوَٰنُكُمۡ وَأَزۡوَٰجُكُمۡ وَعَشِيرَتُكُمۡ وَأَمۡوَٰلٌ ٱقۡتَرَفۡتُمُوهَا وَتِجَٰرَةࣱ تَخۡشَوۡنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرۡضَوۡنَهَآ أَحَبَّ إِلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادࣲ فِي سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿24﴾

ḳul in kâne âbâüküm veebnâüküm veiḫvânüküm veezvâcüküm ve`aşîratüküm veemvâlün-ḳteraftümûhâ veticâratün taḫşevne kesâdehâ vemesâkinü terḍavnehâ eḥabbe ileyküm mine-llâhi verasûlihî vecihâdin fî sebîlihî feterabbeṣû ḥattâ ye'tiye-llâhü biemrih. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.

24. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.

Kelime meali

قُلْ de ki · إِن eğer · كَانَ ise · ءَابَآؤُكُمْ babalarınız · وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınız · وَإِخْوَٰنُكُمْ ve kardeşleriniz · وَأَزْوَٰجُكُمْ ve eşleriniz · وَعَشِيرَتُكُمْ ve hısım akrabanız · وَأَمْوَٰلٌ ve mallar · ٱقْتَرَفْتُمُوهَا kazandığınız · وَتِجَـٰرَةٌۭ ve ticaret(iniz) · تَخْشَوْنَ korktuğunuz · كَسَادَهَا düşmesinden · وَمَسَـٰكِنُ ve konutlar · تَرْضَوْنَهَآ hoşlandığınız · أَحَبَّ daha sevgili (ise) · إِلَيْكُم size · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisi(nden) · وَجِهَادٍۢ ve cihad etmekten · فِى O'nun yolunda · سَبِيلِهِۦ · فَتَرَبَّصُوا۟ o halde gözetleyin · حَتَّىٰ kadar · يَأْتِىَ getirinceye · ٱللَّهُ Allah · بِأَمْرِهِۦ ۗ emrini · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا (doğru) yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğu · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış

لَقَدۡ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةࣲ وَيَوۡمَ حُنَيۡنٍ إِذۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡ كَثۡرَتُكُمۡ فَلَمۡ تُغۡنِ عَنكُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَضَاقَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ ثُمَّ وَلَّيۡتُم مُّدۡبِرِينَ ﴿25﴾

leḳad neṣarakümü-llâhü fî mevâṭine keŝîrativ veyevme ḥuneynin iẕ a`cebetküm keŝratüküm felem tugni `anküm şey'ev veḍâḳat `aleykümü-l'arḍu bimâ raḥubet ŝümme velleytüm müdbirîn.

25. Allah birçok yerde, bu arada Huneyn Savaşı’nda gerçekten size yardım etmiştir. O gün çokluğunuz sizi böbürlendirmiş, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız.

Kelime meali

لَقَدْ andolsun · نَصَرَكُمُ size yardım etmişti · ٱللَّهُ Allah · فِى yerlerde · مَوَاطِنَ · كَثِيرَةٍۢ ۙ birçok · وَيَوْمَ ve gününde · حُنَيْنٍ ۙ Huneyn · إِذْ hani · أَعْجَبَتْكُمْ sizi böbürlendirmişti · كَثْرَتُكُمْ çokluğunuz · فَلَمْ fakat · تُغْنِ sağlamamıştı · عَنكُمْ size · شَيْـًۭٔا hiçbir yarar · وَضَاقَتْ ve dar gelmişti · عَلَيْكُمُ başınıza · ٱلْأَرْضُ yeryüzü · بِمَا rağmen · رَحُبَتْ bütün genişliğine · ثُمَّ nihayet · وَلَّيْتُم dönmüştünüz · مُّدْبِرِينَ gerisin geri

ثُمَّ أَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودࣰ ا لَّمۡ تَرَوۡهَا وَعَذَّبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿26﴾

ŝümme enzele-llâhü sekînetehû `alâ rasûlihî ve`ale-lmü'minîne veenzele cünûdel lem teravhâ ve`aẕẕebe-lleẕîne keferû. veẕâlike cezâü-lkâfirîn.

26. Bunun üzerine Allah, peygamberinin ve müminlerin üzerine kendi katından bir güven duygusu indirdi, bir de göremediğiniz askerler gönderdi ve böylece inkâr edenlerin cezasını verdi. İşte bu, inkârcıların hakettiği karşılıktır.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · أَنزَلَ indirdi · ٱللَّهُ Allah · سَكِينَتَهُۥ sekinetini · عَلَىٰ üzerine · رَسُولِهِۦ Elçisinin · وَعَلَى ve üzerine · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin · وَأَنزَلَ ve indirdi · جُنُودًۭا askerler · لَّمْ sizin görmediğiniz · تَرَوْهَا · وَعَذَّبَ ve azab etti · ٱلَّذِينَ olanlara · كَفَرُوا۟ ۚ kafirlere · وَذَٰلِكَ işte budur · جَزَآءُ cezası · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin

ثُمَّ يَتُوبُ ٱللَّهُ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ عَلَىٰ مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿27﴾

ŝümme yetûbü-llâhü mim ba`di ẕâlike `alâ mey yeşâ'. vellâhü gafûrur raḥîm.

27. Artık bunun ardından Allah dilediğinin de tövbesini kabul eder. Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · يَتُوبُ tevbesini kabul eder · ٱللَّهُ Allah · مِنۢ ardından · بَعْدِ · ذَٰلِكَ bunun · عَلَىٰ kimsenin · مَن · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ ve Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡمُشۡرِكُونَ نَجَسࣱ فَلَا يَقۡرَبُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ بَعۡدَ عَامِهِمۡ هَٰذَاۚ وَإِنۡ خِفۡتُمۡ عَيۡلَةࣰ فَسَوۡفَ يُغۡنِيكُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦٓ إِن شَآءَۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿28﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inneme-lmüşrikûne necesün felâ yaḳrabü-lmescide-lḥarâme ba`de `âmihim hâẕâ. vein ḫiftüm `ayleten fesevfe yugnîkümü-llâhü min faḍlihî in şâ'. inne-llâhe `alîmün ḥakîm.

28. Ey iman edenler! Bilin ki Allah’a ortak koşanlar pisliğe batmışlardır; artık onlar bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, unutmayınız ki Allah size -dilerse- kendi lutfuyla bolluk verir. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar · نَجَسٌۭ pisliktir · فَلَا artık · يَقْرَبُوا۟ yaklaşmasınlar · ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i · ٱلْحَرَامَ Haram'a · بَعْدَ sonra · عَامِهِمْ yıllarından · هَـٰذَا ۚ bu · وَإِنْ ve eğer · خِفْتُمْ korkarsanız · عَيْلَةًۭ yoksulluğa düşmekten · فَسَوْفَ yakında · يُغْنِيكُمُ sizi zengin edecektir · ٱللَّهُ Allah · مِن kendi lutfundan · فَضْلِهِۦٓ · إِن eğer · شَآءَ ۚ dilerse · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hikmet sahibidir

قَٰتِلُواْ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ ٱلۡحَقِّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ حَتَّىٰ يُعۡطُواْ ٱلۡجِزۡيَةَ عَن يَدࣲ وَهُمۡ صَٰغِرُونَ ﴿29﴾

ḳâtilü-lleẕîne lâ yü'minûne billâhi velâ bilyevmi-l'âḫiri velâ yüḥarrimûne mâ ḥarrame-llâhü verasûlühû velâ yedînûne dîne-lḥaḳḳi mine-lleẕîne ûtü-lkitâbe ḥattâ yü`ṭü-lcizyete `ay yediv vehüm ṣâgirûn.

29. Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.

Kelime meali

قَـٰتِلُوا۟ savaşın · ٱلَّذِينَ kimselerle · لَا inanmayan · يُؤْمِنُونَ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَلَا ve · بِٱلْيَوْمِ gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَلَا ve · يُحَرِّمُونَ haram saymayanlarla · مَا ne ki · حَرَّمَ haram kıldı · ٱللَّهُ Allah · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi · وَلَا ve din edinmeyenlerle · يَدِينُونَ · دِينَ dini · ٱلْحَقِّ gerçek · مِنَ kendilerine · ٱلَّذِينَ · أُوتُوا۟ verilenlerden · ٱلْكِتَـٰبَ Kitap · حَتَّىٰ zamana kadar · يُعْطُوا۟ verecekleri · ٱلْجِزْيَةَ cizye · عَن elleriyle · يَدٍۢ · وَهُمْ onlar · صَـٰغِرُونَ küçülerek (boyun eğerek)

وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ عُزَيۡرٌ ٱبۡنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَى ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ ٱللَّهِۖ ذَٰلِكَ قَوۡلُهُم بِأَفۡوَٰهِهِمۡۖ يُضَٰهِـُٔونَ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبۡلُۚ قَٰتَلَهُمُ ٱللَّهُۖ أَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ ﴿30﴾

veḳâleti-lyehûdü `uzeyrun-bnü-llâhi veḳâleti-nneṣâra-lmesîḥu-bnü-llâh. ẕâlike ḳavlühüm biefvâhihim. yüḍâhiûne ḳavle-lleẕîne keferû min ḳabl. ḳâtelehümü-llâh. ennâ yü'fekûn.

30. Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler, hıristiyanlar da “Mesîh (Îsâ) Allah’ın oğludur” dediler. Bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. Allah onları kahretsin! (Gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!

Kelime meali

وَقَالَتِ ve dediler ki · ٱلْيَهُودُ Yahudiler · عُزَيْرٌ Uzeyr · ٱبْنُ oğludur · ٱللَّهِ Allah'ın · وَقَالَتِ ve dediler · ٱلنَّصَـٰرَى Hıristiyanlar · ٱلْمَسِيحُ Mesih · ٱبْنُ oğludur · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · ذَٰلِكَ bu · قَوْلُهُم onların sözleridir · بِأَفْوَٰهِهِمْ ۖ ağızlarıyla (geveledikleri) · يُضَـٰهِـُٔونَ benzetiyorlar · قَوْلَ sözlerine · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar edenlerin · مِن önceden · قَبْلُ ۚ · قَـٰتَلَهُمُ onları kahretsin · ٱللَّهُ ۚ Allah · أَنَّىٰ nasıl da · يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar

ٱتَّخَذُوٓاْ أَحۡبَارَهُمۡ وَرُهۡبَٰنَهُمۡ أَرۡبَابࣰ ا مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَٱلۡمَسِيحَ ٱبۡنَ مَرۡيَمَ وَمَآ أُمِرُوٓاْ إِلَّا لِيَعۡبُدُوٓاْ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدࣰ اۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ سُبۡحَٰنَهُۥ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ﴿31﴾

itteḫaẕû aḥbârahüm veruhbânehüm erbâbem min dûni-llâhi velmesîḥa-bne meryem. vemâ ümirû illâ liya`büdû ilâhev vâḥidâ. lâ ilâhe illâ hû. sübḥânehû `ammâ yüşrikûn.

31. Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesîh’i rab edindiler. Oysa tek bir Tanrı’ya kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka tanrı yoktur; O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır.

Kelime meali

ٱتَّخَذُوٓا۟ edindiler · أَحْبَارَهُمْ hahamlarını · وَرُهْبَـٰنَهُمْ ve rahiplerini · أَرْبَابًۭا rabler · مِّن ayrı · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · وَٱلْمَسِيحَ ve Mesih'i de · ٱبْنَ oğlu · مَرْيَمَ Meryem · وَمَآ oysa emredilmemişti · أُمِرُوٓا۟ · إِلَّا dışında · لِيَعْبُدُوٓا۟ ibadet etmeleri · إِلَـٰهًۭا bir ilaha · وَٰحِدًۭا ۖ tek olan · لَّآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ ۚ O'ndan · سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir · عَمَّا şeylerden · يُشْرِكُونَ ortak koştukları

يُرِيدُونَ أَن يُطۡفِـُٔواْ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفۡوَٰهِهِمۡ وَيَأۡبَى ٱللَّهُ إِلَّآ أَن يُتِمَّ نُورَهُۥ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡكَٰفِرُونَ ﴿32﴾

yürîdûne ey yuṭfiû nûra-llâhi biefvâhihim veye'be-llâhü illâ ey yütimme nûrahû velev kerihe-lkâfirûn.

32. İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlamayı istiyor.

Kelime meali

يُرِيدُونَ istiyorlar · أَن söndürmek · يُطْفِـُٔوا۟ · نُورَ nurunu · ٱللَّهِ Allah'ın · بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle · وَيَأْبَى halbuki istemez · ٱللَّهُ Allah · إِلَّآ başkasını · أَن tamamlamaktan · يُتِمَّ · نُورَهُۥ nurunu · وَلَوْ şayet · كَرِهَ hoşlanmasa da · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُشۡرِكُونَ ﴿33﴾

hüve-lleẕî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lḥaḳḳi liyużhirahû `ale-ddîni küllihî velev kerihe-lmüşrikûn.

33. Bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye resulünü, doğru yol rehberi ve hak din ile gönderen O’dur; müşrikler hoşlanmasalar da!

Kelime meali

هُوَ O · ٱلَّذِىٓ ki · أَرْسَلَ gönderdi · رَسُولَهُۥ Elçisini · بِٱلْهُدَىٰ hidayetle · وَدِينِ ve din ile · ٱلْحَقِّ hak · لِيُظْهِرَهُۥ onu çıkarsın diye · عَلَى üstüne · ٱلدِّينِ din(ler)in · كُلِّهِۦ bütün · وَلَوْ şeayet · كَرِهَ hoşlanmasa da · ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar

۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلۡأَحۡبَارِ وَٱلرُّهۡبَانِ لَيَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡبَٰطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۗ وَٱلَّذِينَ يَكۡنِزُونَ ٱلذَّهَبَ وَٱلۡفِضَّةَ وَلَا يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمࣲ‏ ﴿34﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû inne keŝîram mine-l'aḥbâri verruhbâni leye'külûne emvâle-nnâsi bilbâṭili veyeṣuddûne `an sebîli-llâh. velleẕîne yeknizûne-ẕẕehebe velfiḍḍate velâ yünfiḳûnehâ fî sebîli-llâhi febeşşirhüm bi`aẕâbin elîm.

34. Ey iman edenler! Bilin ki yahudi din bilginlerinin ve hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!

Kelime meali

۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوٓا۟ inananlar · إِنَّ şüphesiz · كَثِيرًۭا birçoğu · مِّنَ hahamlardan · ٱلْأَحْبَارِ · وَٱلرُّهْبَانِ ve rahipler(den) · لَيَأْكُلُونَ yerler · أَمْوَٰلَ mallarını · ٱلنَّاسِ insanların · بِٱلْبَـٰطِلِ haksızlıkla · وَيَصُدُّونَ ve çevirirler · عَن yolundan · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۗ Allah · وَٱلَّذِينَ kimseler · يَكْنِزُونَ yığan · ٱلذَّهَبَ altın · وَٱلْفِضَّةَ ve gümüşü · وَلَا ve · يُنفِقُونَهَا onları harcamayanlar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · فَبَشِّرْهُم işte onlara müjdele · بِعَذَابٍ bir azabı · أَلِيمٍۢ acıklı

يَوۡمَ يُحۡمَىٰ عَلَيۡهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكۡوَىٰ بِهَا جِبَاهُهُمۡ وَجُنُوبُهُمۡ وَظُهُورُهُمۡۖ هَٰذَا مَا كَنَزۡتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡ فَذُوقُواْ مَا كُنتُمۡ تَكۡنِزُونَ ﴿35﴾

yevme yuḥmâ `aleyhâ fî nâri cehenneme fetükvâ bihâ cibâhühüm vecünûbühüm veżuhûruhüm. hâẕâ mâ keneztüm lienfüsiküm feẕûḳû mâ küntüm teknizûn.

35. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı!

Kelime meali

يَوْمَ O gün · يُحْمَىٰ kızdırılır · عَلَيْهَا üzerleri · فِى içinde · نَارِ ateşi · جَهَنَّمَ cehennem · فَتُكْوَىٰ dağlanır · بِهَا bunlarla · جِبَاهُهُمْ onların alınları · وَجُنُوبُهُمْ ve yanları · وَظُهُورُهُمْ ۖ ve sırtları · هَـٰذَا (işte) budur · مَا şeyler · كَنَزْتُمْ yığdıklarınız · لِأَنفُسِكُمْ nefisleriniz için · فَذُوقُوا۟ o halde tadın · مَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَكْنِزُونَ yığıyor(lar)

إِنَّ عِدَّةَ ٱلشُّهُورِ عِندَ ٱللَّهِ ٱثۡنَا عَشَرَ شَهۡرࣰ ا فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ يَوۡمَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ مِنۡهَآ أَرۡبَعَةٌ حُرُمࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُۚ فَلَا تَظۡلِمُواْ فِيهِنَّ أَنفُسَكُمۡۚ وَقَٰتِلُواْ ٱلۡمُشۡرِكِينَ كَآفَّةࣰ كَمَا يُقَٰتِلُونَكُمۡ كَآفَّةࣰۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿36﴾

inne `iddete-şşühûri `inde-llâhi-ŝnâ `aşera şehran fî kitâbi-llâhi yevme ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa minhâ erbe`atün ḥurum. ẕâlike-ddînü-lḳayyimü felâ tażlimû fîhinne enfüseküm veḳâtilü-lmüşrikîne kâffeten kemâ yüḳâtilûneküm kâffeh. va`lemû enne-llâhe me`a-lmütteḳîn.

36. Doğrusu Allah’a göre ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına uygun olarak on ikidir; bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap budur. O aylarda kendinize zulmetmeyin, müşrikler sizinle topyekün savaştıkları gibi siz de onlarla topyekün savaşın. Bilin ki Allah buyruklarına karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · عِدَّةَ sayısı · ٱلشُّهُورِ ayların · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱثْنَا (on) iki · عَشَرَ on (iki) · شَهْرًۭا aydır · فِى kitabında · كِتَـٰبِ · ٱللَّهِ Allah'ın · يَوْمَ günden beri · خَلَقَ yarattığı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · مِنْهَآ bunlardan · أَرْبَعَةٌ dördü · حُرُمٌۭ ۚ haram(ay)lardır · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلدِّينُ din · ٱلْقَيِّمُ ۚ doğru · فَلَا zulmetmeyin · تَظْلِمُوا۟ · فِيهِنَّ (o aylar) içinde · أَنفُسَكُمْ ۚ kendinize · وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın · ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlarla · كَآفَّةًۭ topyekun · كَمَا nasıl · يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşıyorlarsa · كَآفَّةًۭ ۚ topyekun · وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مَعَ beraberdir · ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla

إِنَّمَا ٱلنَّسِيٓءُ زِيَادَةࣱ فِي ٱلۡكُفۡرِۖ يُضَلُّ بِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُحِلُّونَهُۥ عَامࣰ ا وَيُحَرِّمُونَهُۥ عَامࣰ ا لِّيُوَاطِـُٔواْ عِدَّةَ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُ فَيُحِلُّواْ مَا حَرَّمَ ٱللَّهُۚ زُيِّنَ لَهُمۡ سُوٓءُ أَعۡمَٰلِهِمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿37﴾

inneme-nnesîü ziyâdetün fi-lküfri yüḍallü bihi-lleẕîne keferû yüḥillûnehû `âmev veyüḥarrimûnehû `âmel liyüvâṭiû `iddete mâ ḥarrame-llâhü feyüḥillû mâ ḥarrame-llâh. züyyine lehüm sûü a`mâlihim. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lkâfirîn.

37. Aylara ek yapmak, inkârcılığı artırmaktan başka bir şey değildir, inkârcıların daha da sapmasına yol açmaktadır. Onlar (ayların sayısını) Allah’ın yasakladığı aylara uyarlamak üzere, bu eklemeyi bir yıl helâl bir yıl haram sayıyorlar ki, böylece Allah’ın haram kıldıklarını meşrû hale getirsinler. Bu yaptıkları kötü işler kendilerine güzel görünüyor. Allah inkârcılar topluluğunu doğru yola iletmez.

Kelime meali

إِنَّمَا şüphesiz · ٱلنَّسِىٓءُ ertelemek · زِيَادَةٌۭ daha ileri gitmektir · فِى küfürde · ٱلْكُفْرِ ۖ · يُضَلُّ saptırılır · بِهِ onunla · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · يُحِلُّونَهُۥ onu helal sayarlar · عَامًۭا bir yıl · وَيُحَرِّمُونَهُۥ ve haram sayarlar · عَامًۭا bir yıl · لِّيُوَاطِـُٔوا۟ denk gelsin diye · عِدَّةَ sayısı · مَا haram kıldığının · حَرَّمَ · ٱللَّهُ Allah'ın · فَيُحِلُّوا۟ helal yapsınlar · مَا haram kıldığını · حَرَّمَ · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · زُيِّنَ süslü gösterildi · لَهُمْ kendilerine · سُوٓءُ kötülüğü · أَعْمَـٰلِهِمْ ۗ yaptıkları işin · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا yol göstermez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ toplumuna · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَا لَكُمۡ إِذَا قِيلَ لَكُمُ ٱنفِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱثَّاقَلۡتُمۡ إِلَى ٱلۡأَرۡضِۚ أَرَضِيتُم بِٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا مِنَ ٱلۡأٓخِرَةِۚ فَمَا مَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ ﴿38﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû mâ leküm iẕâ ḳîle lekümü-nfirû fî sebîli-llâhi-ŝŝâḳaltüm ile-l'arḍ. eraḍîtüm bilḥayâti-ddünyâ mine-l'âḫirah. femâ metâ`u-lḥayâti-ddünyâ fi-l'âḫirati illâ ḳalîl.

38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yerinize çakılıp kaldınız; yoksa âhiretten vazgeçip de dünya hayatıyla yetinmeye razı mı oldunuz? Halbuki dünya hayatının sağladığı fayda âhiretinkine göre pek azdır.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · مَا ne oldu ki? · لَكُمْ size · إِذَا zaman · قِيلَ dendiği · لَكُمُ size · ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · ٱثَّاقَلْتُمْ çakılıp kaldınız · إِلَى yere · ٱلْأَرْضِ ۚ · أَرَضِيتُم razı mı oldunuz? · بِٱلْحَيَوٰةِ hayatına · ٱلدُّنْيَا dünya · مِنَ karşılık · ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahirete · فَمَا ama · مَتَـٰعُ geçimi · ٱلْحَيَوٰةِ hayatının · ٱلدُّنْيَا dünya · فِى göre · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete · إِلَّا pek · قَلِيلٌ azdır

إِلَّا تَنفِرُواْ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا وَيَسۡتَبۡدِلۡ قَوۡمًا غَيۡرَكُمۡ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيۡـࣰٔ اۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ ﴿39﴾

illâ tenfirû yü`aẕẕibküm `aẕâben elîmev veyestebdil ḳavmen gayraküm velâ teḍurrûhü şey'â. vellâhü `alâ külli şey'in ḳadîr.

39. Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter.

Kelime meali

إِلَّا eğer · تَنفِرُوا۟ topluca (savaşa) çıkmazsanız · يُعَذِّبْكُمْ size azabeder · عَذَابًا bir azapla · أَلِيمًۭا acıklı · وَيَسْتَبْدِلْ ve yerinize getirir · قَوْمًا bir topluluk · غَيْرَكُمْ sizden başka · وَلَا O'na zarar veremezsiniz · تَضُرُّوهُ · شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلَىٰ her · كُلِّ · شَىْءٍۢ şeyi · قَدِيرٌ yapabilendir

إِلَّا تَنصُرُوهُ فَقَدۡ نَصَرَهُ ٱللَّهُ إِذۡ أَخۡرَجَهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ ٱثۡنَيۡنِ إِذۡ هُمَا فِي ٱلۡغَارِ إِذۡ يَقُولُ لِصَٰحِبِهِۦ لَا تَحۡزَنۡ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَنَاۖ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَيۡهِ وَأَيَّدَهُۥ بِجُنُودࣲ لَّمۡ تَرَوۡهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلسُّفۡلَىٰۗ وَكَلِمَةُ ٱللَّهِ هِيَ ٱلۡعُلۡيَاۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ﴿40﴾

illâ tenṣurûhü feḳad neṣarahü-llâhü iẕ aḫracehü-lleẕîne keferû ŝâniye-ŝneyni iẕ hümâ fi-lgâri iẕ yeḳûlü liṣâḥibihî lâ taḥzen inne-llâhe me`anâ. feenzele-llâhü sekînetehû `aleyhi veeyyedehû bicünûdil lem teravhâ vece`ale kelimete-lleẕîne keferü-ssüflâ. vekelimetü-llâhi hiye-l`ulyâ. vellâhü `azîzün ḥakîm.

40. Siz peygambere yardımcı olmasanız da önemli değil. Nitekim inkârcılar onu, iki kişiden biri olarak yurdundan çıkardıklarında Allah ona yardım etmişti: Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi, sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi ve inkârcıların sözünü değersiz hale getirdi. Allah’ın sözü ise en yücedir. Çünkü Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

Kelime meali

إِلَّا eğer · تَنصُرُوهُ siz ona yardım etmezseniz · فَقَدْ iyi bilin ki · نَصَرَهُ ona yardım etmişti · ٱللَّهُ Allah · إِذْ hani · أَخْرَجَهُ (Mekke'den) çıkardıklarında · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · ثَانِىَ ikincisiydi · ٱثْنَيْنِ iki kişiden · إِذْ iken · هُمَا ikisi · فِى mağarada · ٱلْغَارِ · إِذْ hani · يَقُولُ diyordu · لِصَـٰحِبِهِۦ arkadaşına · لَا üzülme · تَحْزَنْ · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مَعَنَا ۖ bizimle beraberdir · فَأَنزَلَ (İşte o zaman) indirdi · ٱللَّهُ Allah · سَكِينَتَهُۥ sekinesini · عَلَيْهِ onun üzerine · وَأَيَّدَهُۥ ve onu destekledi · بِجُنُودٍۢ askerlerle · لَّمْ sizin görmediğiniz · تَرَوْهَا · وَجَعَلَ ve kıldı · كَلِمَةَ sözünü · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inanmayan(ların) · ٱلسُّفْلَىٰ ۗ alçak · وَكَلِمَةُ ve sözü ise · ٱللَّهِ Allah'ın · هِىَ o · ٱلْعُلْيَا ۗ yüce olandır · وَٱللَّهُ ve Allah · عَزِيزٌ daima üstündür · حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir

ٱنفِرُواْ خِفَافࣰ ا وَثِقَالࣰ ا وَجَٰهِدُواْ بِأَمۡوَٰلِكُمۡ وَأَنفُسِكُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﴿41﴾

infirû ḫifâfev veŝiḳâlev vecâhidû biemvâliküm veenfüsiküm fî sebîli-llâh. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm ta`lemûn.

41. Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir.

Kelime meali

ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın · خِفَافًۭا (gerek) hafif olarak · وَثِقَالًۭا (gerek) ağır olarak · وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin · بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla · وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınızla · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۚ Allah · ذَٰلِكُمْ bu · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · لَّكُمْ sizin için · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · تَعْلَمُونَ biliyor

لَوۡ كَانَ عَرَضࣰ ا قَرِيبࣰ ا وَسَفَرࣰ ا قَاصِدࣰ ا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَٰكِنۢ بَعُدَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلشُّقَّةُۚ وَسَيَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسۡتَطَعۡنَا لَخَرَجۡنَا مَعَكُمۡ يُهۡلِكُونَ أَنفُسَهُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ ﴿42﴾

lev kâne `araḍan ḳarîbev veseferan ḳâṣidel lettebe`ûke velâkim be`udet `aleyhimü-şşüḳḳah. veseyaḥlifûne billâhi levi-steṭa`nâ leḫaracnâ me`aküm. yühlikûne enfüsehüm. vellâhü ya`lemü innehüm lekâẕibûn.

42. Kolay elde edilecek bir kazanç ve kısa bir yolculuk olsaydı mutlaka peşinden gelirlerdi; fakat o meşakkatli yol onlara uzun geldi. Bir de kalkıp, “Gücümüz olsaydı inanın ki sizinle beraber sefere çıkardık” diye Allah’ın adına yemin edecek, böylece kendilerini helâke sürükleyecekler. Oysa Allah onların yalan söylediklerini elbette biliyor.

Kelime meali

لَوْ eğer · كَانَ olsaydı · عَرَضًۭا bir menfaat · قَرِيبًۭا yakın · وَسَفَرًۭا ve bir yolculuk · قَاصِدًۭا orta · لَّٱتَّبَعُوكَ elbette sana tabi olurlardı · وَلَـٰكِنۢ fakat · بَعُدَتْ uzak geldi · عَلَيْهِمُ kendilerine · ٱلشُّقَّةُ ۚ aşılacak mesafe · وَسَيَحْلِفُونَ bir de yemin edecekler · بِٱللَّهِ Allah'a · لَوِ eğer (diye) · ٱسْتَطَعْنَا gücümüz yetseydi · لَخَرَجْنَا çıkardık · مَعَكُمْ sizinle beraber · يُهْلِكُونَ mahvediyorlar · أَنفُسَهُمْ kendilerini · وَٱللَّهُ ve Allah · يَعْلَمُ biliyor; · إِنَّهُمْ onların · لَكَـٰذِبُونَ yalancı olduklarını

عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمۡ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْ وَتَعۡلَمَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ﴿43﴾

`afe-llâhü `ank. lime eẕinte lehüm ḥattâ yetebeyyene leke-lleẕîne ṣadeḳû veta`leme-lkâẕibîn.

43. Allah seni affetti de, doğru söyleyenler sence belli olmadan ve kimlerin yalancı olduğunu bilmeden niçin onlara izin verdin?

Kelime meali

عَفَا affetsin · ٱللَّهُ Allah · عَنكَ seni · لِمَ niçin · أَذِنتَ izin verdin · لَهُمْ onlara · حَتَّىٰ kadar · يَتَبَيَّنَ iyice belli olana · لَكَ sana · ٱلَّذِينَ kimseler · صَدَقُوا۟ doğru söyleyen(ler) · وَتَعْلَمَ ve öğreninceye · ٱلْكَـٰذِبِينَ yalan söyleyenler

لَا يَسۡتَـٔۡذِنُكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أَن يُجَٰهِدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُتَّقِينَ ﴿44﴾

lâ yeste'ẕinüke-lleẕîne yü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫiri ey yücâhidû biemvâlihim veenfüsihim. vellâhü `alîmüm bilmütteḳîn.

44. Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, kendilerini mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten muaf tutman için senden izin istemezler. Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilir.

Kelime meali

لَا senden izin istemezler · يَسْتَـْٔذِنُكَ · ٱلَّذِينَ kimseler · يُؤْمِنُونَ inanan(lar) · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · أَن cihadetmek için · يُجَـٰهِدُوا۟ · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle · وَأَنفُسِهِمْ ۗ ve canlariyle · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِٱلْمُتَّقِينَ korunanları

إِنَّمَا يَسۡتَـٔۡذِنُكَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱرۡتَابَتۡ قُلُوبُهُمۡ فَهُمۡ فِي رَيۡبِهِمۡ يَتَرَدَّدُونَ ﴿45﴾

innemâ yeste'ẕinüke-lleẕîne lâ yü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫiri vertâbet ḳulûbühüm fehüm fî raybihim yeteraddedûn.

45. Senden izin isteyenler sadece, Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyenler ve şüpheye kapılmış olanlardır; onlar şüpheleri içinde bocalayıp dururlar.

Kelime meali

إِنَّمَا ancak · يَسْتَـْٔذِنُكَ senden izin isterler · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا inanmayan · يُؤْمِنُونَ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَٱرْتَابَتْ ve kuşkuya düşen · قُلُوبُهُمْ kalbleri · فَهُمْ kendileri · فِى içinde · رَيْبِهِمْ şüpheleri · يَتَرَدَّدُونَ bocalayıp duranlar

۞وَلَوۡ أَرَادُواْ ٱلۡخُرُوجَ لَأَعَدُّواْ لَهُۥ عُدَّةࣰ وَلَٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمۡ فَثَبَّطَهُمۡ وَقِيلَ ٱقۡعُدُواْ مَعَ ٱلۡقَٰعِدِينَ ﴿46﴾

velev erâdü-lḫurûce lee`addû lehû `uddetev velâkin kerihe-llâhü-mbi`âŝehüm feŝebbeṭahüm veḳîle-ḳ`udû me`a-lḳâ`idîn.

46. Eğer onlar savaşa çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yapabilirlerdi; fakat Allah da onların sefere çıkmalarını istemedi, onları geri koydu, onlara “Oturun bakalım diğer oturanlarla beraber!” denildi.

Kelime meali

۞ وَلَوْ ve eğer · أَرَادُوا۟ isteselerdi · ٱلْخُرُوجَ çıkmak · لَأَعَدُّوا۟ yaparladı · لَهُۥ onun için · عُدَّةًۭ bir hazırlık · وَلَـٰكِن fakat · كَرِهَ hoşlanmadı · ٱللَّهُ Allah · ٱنۢبِعَاثَهُمْ davranışlarından · فَثَبَّطَهُمْ ve onları durdurdu · وَقِيلَ ve denildi · ٱقْعُدُوا۟ oturun · مَعَ beraber · ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla

لَوۡ خَرَجُواْ فِيكُم مَّا زَادُوكُمۡ إِلَّا خَبَالࣰ ا وَلَأَوۡضَعُواْ خِلَٰلَكُمۡ يَبۡغُونَكُمُ ٱلۡفِتۡنَةَ وَفِيكُمۡ سَمَّٰعُونَ لَهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ ﴿47﴾

lev ḫaracû fîküm mâ zâdûküm illâ ḫabâlev veleevḍa`û ḫilâleküm yebgûnekümü-lfitneh. vefîküm semmâ`ûne lehüm. vellâhü `alîmüm biżżâlimîn.

47. Şayet onlar sizinle beraber sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek istedikleri için aranıza sokulacaklardı; içinizde onlara kulak asacak olanlar da vardı. Allah zalimleri çok iyi bilir.

Kelime meali

لَوْ eğer · خَرَجُوا۟ çıkmış olsalardı · فِيكُم sizin içinizde · مَّا size bir katkıları olmazdı · زَادُوكُمْ · إِلَّا başka · خَبَالًۭا bozgunculuktan · وَلَأَوْضَعُوا۟ ve hemen sokulurlardı · خِلَـٰلَكُمْ aranıza · يَبْغُونَكُمُ sizi düşürmek için · ٱلْفِتْنَةَ fitneye · وَفِيكُمْ ve içinizde de vardı · سَمَّـٰعُونَ kulak verenler · لَهُمْ ۗ onlara · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌۢ bilir · بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri

لَقَدِ ٱبۡتَغَوُاْ ٱلۡفِتۡنَةَ مِن قَبۡلُ وَقَلَّبُواْ لَكَ ٱلۡأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَظَهَرَ أَمۡرُ ٱللَّهِ وَهُمۡ كَٰرِهُونَ ﴿48﴾

leḳadi-btegavu-lfitnete min ḳablü veḳallebû leke-l'ümûra ḥattâ câe-lḥaḳḳu veżahera emru-llâhi vehüm kârihûn.

48. Aslında onlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet onlar istemeseler de hak yerini buldu ve Allah’ın iradesi galip geldi.

Kelime meali

لَقَدِ andolsun ki · ٱبْتَغَوُا۟ istediler · ٱلْفِتْنَةَ fitne çıkarmak · مِن önceden de · قَبْلُ · وَقَلَّبُوا۟ ve ters çevirdiler · لَكَ sana · ٱلْأُمُورَ nice işleri · حَتَّىٰ nihayet · جَآءَ geldi · ٱلْحَقُّ hak · وَظَهَرَ galebe çaldı · أَمْرُ emri · ٱللَّهِ Allah'ın · وَهُمْ ve onlar · كَـٰرِهُونَ istemedikleri halde

وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ ٱئۡذَن لِّي وَلَا تَفۡتِنِّيٓۚ أَلَا فِي ٱلۡفِتۡنَةِ سَقَطُواْۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿49﴾

veminhüm mey yeḳûlü-'ẕel lî velâ teftinnî. elâ fi-lfitneti seḳaṭû. veinne cehenneme lemüḥîṭatüm bilkâfirîn.

49. İçlerinden “Aman bana izin ver, başımı derde sokma!” diyenler de var. Ama bilmiş olsunlar ki asıl (bu tutumlarıyla) belânın içine düşmüş oldular. Cehennem inkârcıları mutlaka kuşatacaktır.

Kelime meali

وَمِنْهُم ve içlerinden · مَّن kimseler · يَقُولُ derler · ٱئْذَن izin ver · لِّى bana · وَلَا ve · تَفْتِنِّىٓ ۚ beni fitneye düşürme · أَلَا iyi bilinki · فِى onlar zaten fitneye · ٱلْفِتْنَةِ · سَقَطُوا۟ ۗ düşmüşlerdir · وَإِنَّ ve şüphesiz · جَهَنَّمَ cehennem · لَمُحِيطَةٌۢ kuşatacaktır · بِٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri

إِن تُصِبۡكَ حَسَنَةࣱ تَسُؤۡهُمۡۖ وَإِن تُصِبۡكَ مُصِيبَةࣱ يَقُولُواْ قَدۡ أَخَذۡنَآ أَمۡرَنَا مِن قَبۡلُ وَيَتَوَلَّواْ وَّهُمۡ فَرِحُونَ ﴿50﴾

in tüṣibke ḥasenetün tesü'hüm. vein tüṣibke müṣîbetüy yeḳûlû ḳad eḫaẕnâ emranâ min ḳablü veyetevellev vehüm feriḥûn.

50. Sen iyi bir sonuç elde etsen bu onlara üzüntü verir; ama başına bir musibet gelse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevine sevine dönüp giderler.

Kelime meali

إِن eğer · تُصِبْكَ sana ulaşsa · حَسَنَةٌۭ bir iyilik · تَسُؤْهُمْ ۖ onların hoşuna gitmez · وَإِن ve eğer · تُصِبْكَ sana ulaşsa · مُصِيبَةٌۭ bir kötülük · يَقُولُوا۟ derler · قَدْ muhakkak · أَخَذْنَآ biz almıştık · أَمْرَنَا tedbirimizi · مِن önceden · قَبْلُ · وَيَتَوَلَّوا۟ döner(gider)ler · وَّهُمْ ve onlar · فَرِحُونَ sevinirler

قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوۡلَىٰنَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿51﴾

ḳul ley yüṣîbenâ illâ mâ ketebe-llâhü lenâ. hüve mevlânâ. ve`ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

51. De ki: “Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlâmızdır.” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.

Kelime meali

قُل de ki · لَّن bize · يُصِيبَنَآ ulaşmaz · إِلَّا başkası · مَا şeyden · كَتَبَ yazdığı · ٱللَّهُ Allah'ın · لَنَا bizim için · هُوَ O'dur · مَوْلَىٰنَا ۚ bizim sahibimiz · وَعَلَى Allah'a · ٱللَّهِ · فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar

قُلۡ هَلۡ تَرَبَّصُونَ بِنَآ إِلَّآ إِحۡدَى ٱلۡحُسۡنَيَيۡنِۖ وَنَحۡنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمۡ أَن يُصِيبَكُمُ ٱللَّهُ بِعَذَابࣲ مِّنۡ عِندِهِۦٓ أَوۡ بِأَيۡدِينَاۖ فَتَرَبَّصُوٓاْ إِنَّا مَعَكُم مُّتَرَبِّصُونَ ﴿52﴾

ḳul hel terabbeṣûne binâ illâ iḥde-lḥusneyeyn. venaḥnü neterabbeṣu biküm ey yüṣîbekümü-llâhü bi`aẕâbim min `indihî ev bieydînâ. feterabbeṣû innâ me`aküm müterabbiṣûn.

52. De ki: “Sizin bizim hakkımızda beklediğiniz, ancak iki güzellikten biridir. Bizim sizinle ilgili beklentimize gelince, Allah ya katından bir belâ gönderecek veya sizin cezanızı bizim elimizle verecektir. O halde sonucu siz de bekleyin, biz de sizinle birlikte bekleyelim.”

Kelime meali

قُلْ de ki · هَلْ gözetiyor musunuz? · تَرَبَّصُونَ · بِنَآ bizim için · إِلَّآ yalnız · إِحْدَى birini · ٱلْحُسْنَيَيْنِ ۖ iki iyilikten · وَنَحْنُ ama biz · نَتَرَبَّصُ gözetiyoruz · بِكُمْ size · أَن ulaştırmasını · يُصِيبَكُمُ · ٱللَّهُ Allah'ın · بِعَذَابٍۢ bir azab · مِّنْ kendi tarafından · عِندِهِۦٓ · أَوْ veya · بِأَيْدِينَا ۖ bizim ellerimizle · فَتَرَبَّصُوٓا۟ haydi gözetin · إِنَّا biz de · مَعَكُم sizinle beraber · مُّتَرَبِّصُونَ gözetenleriz

قُلۡ أَنفِقُواْ طَوۡعًا أَوۡ كَرۡهࣰ ا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمۡ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ ﴿53﴾

ḳul enfiḳû ṭav`an ev kerhel ley yüteḳabbele minküm. inneküm küntüm ḳavmen fâsiḳîn.

53. De ki: “İster gönüllü harcayın ister gönülsüz, sizden asla kabul edilmeyecek! Zira siz günaha gömülmüş kimseler oldunuz.”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَنفِقُوا۟ sadaka verin · طَوْعًا gönüllü · أَوْ veya · كَرْهًۭا gönülsüz · لَّن kabul edilmeyecektir · يُتَقَبَّلَ · مِنكُمْ ۖ sizden · إِنَّكُمْ çünkü siz · كُنتُمْ oldunuz · قَوْمًۭا bir kavim · فَـٰسِقِينَ yoldan çıkan

وَمَا مَنَعَهُمۡ أَن تُقۡبَلَ مِنۡهُمۡ نَفَقَٰتُهُمۡ إِلَّآ أَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأۡتُونَ ٱلصَّلَوٰةَ إِلَّا وَهُمۡ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمۡ كَٰرِهُونَ ﴿54﴾

vemâ mene`ahüm en tuḳbele minhüm nefeḳâtühüm illâ ennehüm keferû billâhi vebirasûlihî velâ ye'tûne-ṣṣalâte illâ vehüm küsâlâ velâ yünfiḳûne illâ vehüm kârihûn.

54. Yaptıkları harcamaların kabul edilmesine engel olan esas sebep de şudur: Onlar Allah’ı ve peygamberini tanımadılar; namaza da ancak üşene üşene gelirler ve harcamalarını gönülsüz olarak yaparlar.

Kelime meali

وَمَا ve · مَنَعَهُمْ engel olan · أَن kabul edilmesine · تُقْبَلَ · مِنْهُمْ kendilerinden · نَفَقَـٰتُهُمْ sadakalarının · إِلَّآ sadece şudur · أَنَّهُمْ onların · كَفَرُوا۟ inkar etmeleridir · بِٱللَّهِ Allah'ı · وَبِرَسُولِهِۦ ve elçisini · وَلَا ve · يَأْتُونَ gelmemeleridir · ٱلصَّلَوٰةَ namaza · إِلَّا dışında · وَهُمْ onlar · كُسَالَىٰ üşene üşene · وَلَا ve · يُنفِقُونَ sadaka vermemeleri · إِلَّا dışında · وَهُمْ onlar · كَـٰرِهُونَ istemeye istemeye

فَلَا تُعۡجِبۡكَ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُمۡۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَتَزۡهَقَ أَنفُسُهُمۡ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ﴿55﴾

felâ tü`cibke emvâlühüm velâ evlâdühüm. innemâ yürîdü-llâhü liyü`aẕẕibehüm bihâ fi-lḥayâti-ddünyâ vetezheḳa enfüsühüm vehüm kâfirûn.

55. O halde onların malları da evlâtları da seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara dünya hayatında bunlarla eziyet çektirmeyi ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını murat ediyor.

Kelime meali

فَلَا seni imrendirmesin · تُعْجِبْكَ · أَمْوَٰلُهُمْ onların malları · وَلَآ ne de · أَوْلَـٰدُهُمْ ۚ evladları · إِنَّمَا şüphesiz · يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · لِيُعَذِّبَهُم onlara azabetmeyi · بِهَا bunlarla · فِى hayatında · ٱلْحَيَوٰةِ · ٱلدُّنْيَا dünya · وَتَزْهَقَ ve çıkmasını · أَنفُسُهُمْ canlarının · وَهُمْ ve onlar · كَـٰفِرُونَ kafir olarak

وَيَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنَّهُمۡ لَمِنكُمۡ وَمَا هُم مِّنكُمۡ وَلَٰكِنَّهُمۡ قَوۡمࣱ يَفۡرَقُونَ ﴿56﴾

veyaḥlifûne billâhi innehüm leminküm. vemâ hüm minküm velâkinnehüm ḳavmüy yefraḳûn.

56. Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin de ederler, halbuki onlar sizden değildir, fakat onlar korkak bir topluluktur.

Kelime meali

وَيَحْلِفُونَ ve yemin ediyorlar · بِٱللَّهِ Allah'a · إِنَّهُمْ muhakkak onlar · لَمِنكُمْ sizden olduklarına · وَمَا oysa değiller · هُم onlar · مِّنكُمْ sizden · وَلَـٰكِنَّهُمْ fakat onlar · قَوْمٌۭ bir topluluktur · يَفْرَقُونَ korkak

لَوۡ يَجِدُونَ مَلۡجَـًٔا أَوۡ مَغَٰرَٰتٍ أَوۡ مُدَّخَلࣰ ا لَّوَلَّوۡاْ إِلَيۡهِ وَهُمۡ يَجۡمَحُونَ ﴿57﴾

lev yecidûne melceen ev megârâtin ev müddeḫalel levellev ileyhi vehüm yecmeḥûn.

57. Eğer sığınacak bir yer, barınacak mağaralar veya girilecek bir kovuk bulsalardı, hemen koşup oraya sokulurlardı.

Kelime meali

لَوْ eğer · يَجِدُونَ bulsalardı · مَلْجَـًٔا sığınacak bir yer · أَوْ yahut · مَغَـٰرَٰتٍ mağaralar · أَوْ ya da · مُدَّخَلًۭا sokulacak bir delik · لَّوَلَّوْا۟ koşarlardı · إِلَيْهِ oraya doğru · وَهُمْ ve onlar · يَجْمَحُونَ hemen

وَمِنۡهُم مَّن يَلۡمِزُكَ فِي ٱلصَّدَقَٰتِ فَإِنۡ أُعۡطُواْ مِنۡهَا رَضُواْ وَإِن لَّمۡ يُعۡطَوۡاْ مِنۡهَآ إِذَا هُمۡ يَسۡخَطُونَ ﴿58﴾

veminhüm mey yelmizüke fi-ṣṣadeḳât. fein ü`ṭû minhâ raḍû veil lem yü`ṭav minhâ iẕâ hüm yesḫaṭûn.

58. Onlardan sadakaların (zekât gelirleri) taksimi hususunda sana dil uzatanlar da var. Şayet bunlardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen öfkelenirler.

Kelime meali

وَمِنْهُم ve onlardan · مَّن kimi de · يَلْمِزُكَ sana dil uzatır · فِى hakkında · ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar · فَإِنْ eğer · أُعْطُوا۟ kendilerine pay verilse · مِنْهَا onlardan · رَضُوا۟ hoşlanırlar · وَإِن ve eğer · لَّمْ kendilerine pay verilmezse · يُعْطَوْا۟ · مِنْهَآ onlardan · إِذَا hemen · هُمْ onlar · يَسْخَطُونَ kızarlar

وَلَوۡ أَنَّهُمۡ رَضُواْ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَقَالُواْ حَسۡبُنَا ٱللَّهُ سَيُؤۡتِينَا ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦ وَرَسُولُهُۥٓ إِنَّآ إِلَى ٱللَّهِ رَٰغِبُونَ ﴿59﴾

velev ennehüm raḍû mâ âtâhümü-llâhü verasûlühû veḳâlû ḥasbüne-llâhü seyü'tîne-llâhü min faḍlihî verasûlühû innâ ile-llâhi râgibûn.

59. Halbuki Allah ve resulünün verdiğine razı olup, “Bize Allah yeter, Allah da resulü de bize lutuf ve kereminden yine verir. Doğrusu biz yalnız Allah’tan umarız” deselerdi daha iyi olurdu.

Kelime meali

وَلَوْ ve şayet · أَنَّهُمْ onlar · رَضُوا۟ razı olsalardı · مَآ şeye · ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiğine · ٱللَّهُ Allah'ın · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisinin · وَقَالُوا۟ ve deselerdi · حَسْبُنَا bize yeter · ٱللَّهُ Allah · سَيُؤْتِينَا yakında bize verecek · ٱللَّهُ Allah · مِن bol lutfundan · فَضْلِهِۦ · وَرَسُولُهُۥٓ ve Elçisi de · إِنَّآ biz sadece · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · رَٰغِبُونَ rağbet ederiz

۞إِنَّمَا ٱلصَّدَقَٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡعَٰمِلِينَ عَلَيۡهَا وَٱلۡمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمۡ وَفِي ٱلرِّقَابِ وَٱلۡغَٰرِمِينَ وَفِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِۖ فَرِيضَةࣰ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿60﴾

inneme-ṣṣadeḳâtü lilfüḳarâi velmesâkîni vel`âmilîne `aleyhâ velmüellefeti ḳulûbühüm vefi-rriḳâbi velgârimîne vefî sebîli-llâhi vebni-ssebîl. ferîḍatem mine-llâh. vellâhü `alîmün ḥakîm.

60. Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

۞ إِنَّمَا şüphesiz ancak · ٱلصَّدَقَـٰتُ sadakalar (zekatlar) · لِلْفُقَرَآءِ fakirlere mahsustur · وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve düşkünlere · وَٱلْعَـٰمِلِينَ ve çalışan memurlara · عَلَيْهَا onlar üzerinde · وَٱلْمُؤَلَّفَةِ ve ısındırılacak olanlara · قُلُوبُهُمْ kalbleri · وَفِى ve kölelere · ٱلرِّقَابِ · وَٱلْغَـٰرِمِينَ ve borçlulara · وَفِى ve yoluna · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَٱبْنِ ve oğluna (yolcuya) · ٱلسَّبِيلِ ۖ yol (yolcuya) · فَرِيضَةًۭ bir farz olarak · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ ۗ · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

وَمِنۡهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱلنَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنࣱۚ قُلۡ أُذُنُ خَيۡرࣲ لَّكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤۡمِنُ لِلۡمُؤۡمِنِينَ وَرَحۡمَةࣱ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡۚ وَٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿61﴾

veminhümü-lleẕîne yü'ẕûne-nnebiyye veyeḳûlûne hüve üẕün. ḳul üẕünü ḫayril leküm yü'minü billâhi veyü'minü lilmü'minîne veraḥmetül lilleẕîne âmenû minküm. velleẕîne yü'ẕûne rasûle-llâhi lehüm `aẕâbün elîm.

61. Onlardan peygamberi inciten ve “O her söylenene kulak veriyor” diyenler var. De ki: “O sizin için hayırlı olana kulak veriyor; Allah’a inanıp müminlere güveniyor. Ve o içinizden iman edenler için bir rahmettir. Allah’ın resulünü incitenler için elem verici bir azap vardır.”

Kelime meali

وَمِنْهُمُ içlerinden bazıları · ٱلَّذِينَ onlar ki · يُؤْذُونَ incitirler · ٱلنَّبِىَّ Peygamberi · وَيَقُولُونَ ve derler · هُوَ O · أُذُنٌۭ ۚ bir kulaktır · قُلْ de ki · أُذُنُ kulağıdır · خَيْرٍۢ hayır · لَّكُمْ sizin için · يُؤْمِنُ inanır · بِٱللَّهِ Allah'a · وَيُؤْمِنُ ve inanır · لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · وَرَحْمَةٌۭ ve bir rahmettir · لِّلَّذِينَ kimseler için · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · مِنكُمْ ۚ sizden · وَٱلَّذِينَ ve kimselere · يُؤْذُونَ incitenlere · رَسُولَ Elçisini · ٱللَّهِ Allah'ın · لَهُمْ vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمۡ لِيُرۡضُوكُمۡ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرۡضُوهُ إِن كَانُواْ مُؤۡمِنِينَ ﴿62﴾

yaḥlifûne billâhi leküm liyürḍûküm. vellâhü verasûlühû eḥaḳḳu ey yürḍûhü in kânû mü'minîn.

62. Onlar sizi hoşnut etmek için (size gelip, inandıklarına dair) Allah’a yemin ederler. Oysa gerçekten iman etmiş olsalardı bilirlerdi ki, Allah ve resulü hoşnut edilmeye daha lâyıktı.

Kelime meali

يَحْلِفُونَ yemin ederler · بِٱللَّهِ Allah'a · لَكُمْ size (gelip) · لِيُرْضُوكُمْ gönlünüzü hoş etmek için · وَٱللَّهُ ve Allah'ı · وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulünü · أَحَقُّ daha uygundu · أَن hoşnud etmeleri · يُرْضُوهُ · إِن halbuki · كَانُوا۟ olsalardı · مُؤْمِنِينَ inanmış

أَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّهُۥ مَن يُحَادِدِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَأَنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدࣰ ا فِيهَاۚ ذَٰلِكَ ٱلۡخِزۡيُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿63﴾

elem ya`lemû ennehû mey yüḥâdidi-llâhe verasûlehû feenne lehû nâra cehenneme ḫâliden fîhâ. ẕâlike-lḫizyü-l`ażîm.

63. Bilmiyorlar mı ki Allah ve resulüne karşı çıkanı, içinde ebediyen kalacağı cehennem ateşi beklemektedir! İşte büyük rezillik de budur.

Kelime meali

أَلَمْ bilmediler mi ki · يَعْلَمُوٓا۟ · أَنَّهُۥ muhakkak · مَن kim · يُحَادِدِ karşı koymağa kalkarsa · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine · فَأَنَّ gerçekten · لَهُۥ onun için vardır · نَارَ ateşi · جَهَنَّمَ cehennem · خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı · فِيهَا ۚ içinde · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْخِزْىُ rezillik · ٱلْعَظِيمُ büyük

يَحۡذَرُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيۡهِمۡ سُورَةࣱ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِي قُلُوبِهِمۡۚ قُلِ ٱسۡتَهۡزِءُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ مُخۡرِجࣱ مَّا تَحۡذَرُونَ ﴿64﴾

yaḥẕeru-lmünâfiḳûne en tünezzele `aleyhim sûratün tünebbiühüm bimâ fî ḳulûbihim. ḳuli-stehziû. inne-llâhe muḫricüm mâ taḥẕerûn.

64. Münafıklar, kendileri hakkında kalplerindekini ortaya çıkaracak bir sûrenin indirilmesinden endişe ediyorlar. De ki: “Alay edin bakalım! Allah mutlaka o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.”

Kelime meali

يَحْذَرُ çekiniyorlar · ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar · أَن indirileceğinden · تُنَزَّلَ · عَلَيْهِمْ kendileri hakkında · سُورَةٌۭ bir surenin · تُنَبِّئُهُم haber verecek · بِمَا olanı · فِى içinde · قُلُوبِهِمْ ۚ kalbleri · قُلِ de ki · ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ siz alay edin · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مُخْرِجٌۭ ortaya çıkaracaktır · مَّا şeyi · تَحْذَرُونَ çekindiğiniz

وَلَئِن سَأَلۡتَهُمۡ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلۡعَبُۚ قُلۡ أَبِٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمۡ تَسۡتَهۡزِءُونَ ﴿65﴾

velein seeltehüm leyeḳûlünne innemâ künnâ neḫûḍu venel`ab. ḳul ebillâhi veâyâtihî verasûlihî küntüm testehziûn.

65. Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” derler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”

Kelime meali

وَلَئِن ve eğer · سَأَلْتَهُمْ onlara sorsan · لَيَقُولُنَّ derler ki · إِنَّمَا sadece · كُنَّا biz · نَخُوضُ lafa dalmıştık · وَنَلْعَبُ ۚ ve şakalaşıyorduk · قُلْ de ki · أَبِٱللَّهِ Allah ile mi? · وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetleriyle · وَرَسُولِهِۦ ve O'nun Elçisi ile · كُنتُمْ siz · تَسْتَهْزِءُونَ alay ediyordunuz

لَا تَعۡتَذِرُواْ قَدۡ كَفَرۡتُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡۚ إِن نَّعۡفُ عَن طَآئِفَةࣲ مِّنكُمۡ نُعَذِّبۡ طَآئِفَةَۢ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ ﴿66﴾

lâ ta`teẕirû ḳad kefertüm ba`de îmâniküm. in na`fü `an ṭâifetim minküm nü`aẕẕib ṭâifetem biennehüm kânû mücrimîn.

66. Mazeret ileri sürmeye kalkmayın. İman ettiğinizi söyledikten sonra inkârcılığınızı açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek de, diğer bir kısmını günahta ısrarcı davranmış oldukları için azaba uğratacağız.

Kelime meali

لَا hiç özür dilemeyin · تَعْتَذِرُوا۟ · قَدْ andolsun · كَفَرْتُم siz inkar ettiniz · بَعْدَ sonra · إِيمَـٰنِكُمْ ۚ inandıktan · إِن eğer · نَّعْفُ affetsek bile · عَن bir kısmını · طَآئِفَةٍۢ · مِّنكُمْ sizden · نُعَذِّبْ azab edeceğiz · طَآئِفَةًۢ bir kısmına da · بِأَنَّهُمْ dolayı · كَانُوا۟ suç işlediklerinden · مُجْرِمِينَ

ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتُ بَعۡضُهُم مِّنۢ بَعۡضࣲۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمُنكَرِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَقۡبِضُونَ أَيۡدِيَهُمۡۚ نَسُواْ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمۡۚ إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿67﴾

elmünâfiḳûne velmünâfiḳâtü ba`ḍuhüm mim ba`ḍ. ye'mürûne bilmünkeri veyenhevne `ani-lma`rûfi veyaḳbiḍûne eydiyehüm. nesü-llâhe fenesiyehüm. inne-lmünâfiḳîne hümü-lfâsiḳûn.

67. Erkeğiyle kadınıyla münafıklar birbirine benzer; kötülüğü özendirip iyiliği engellerler, hayır için harcamaya elleri varmaz. Onlar Allah’ı umursamadılar, O da onları rahmetinden mahrum bıraktı. Gerçek şu ki münafıklar günaha batmış kimselerdir.

Kelime meali

ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafık erkekler · وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar · بَعْضُهُم onların bir kısmı · مِّنۢ diğerlerindendir · بَعْضٍۢ ۚ · يَأْمُرُونَ emrederler · بِٱلْمُنكَرِ kötülüğü · وَيَنْهَوْنَ ve menederler · عَنِ iyilikten · ٱلْمَعْرُوفِ · وَيَقْبِضُونَ ve sıkı tutarlar · أَيْدِيَهُمْ ۚ ellerini · نَسُوا۟ unuttular · ٱللَّهَ Allah'ı · فَنَسِيَهُمْ ۗ O da onları unuttu · إِنَّ gerçekten · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklar · هُمُ işte onlardır · ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlar

وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ هِيَ حَسۡبُهُمۡۚ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ مُّقِيمࣱ‏ ﴿68﴾

ve`ade-llâhü-lmünâfiḳîne velmünâfiḳâti velküffâra nâra cehenneme ḫâlidîne fîhâ. hiye ḥasbühüm. vele`anehümü-llâh. velehüm `aẕâbüm müḳîm.

68. Allah, erkeğiyle kadınıyla münafıklara ve açıktan inkârcılık yapanlara, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşini vaad etmiştir. Onlara bu yeter de artar! Allah onları lânetlemiştir ve onlar için devamlı bir azap vardır.

Kelime meali

وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere · وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara · وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlere · نَارَ ateşini · جَهَنَّمَ cehennem · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları · فِيهَا ۚ içinde · هِىَ O · حَسْبُهُمْ ۚ onlara yeter · وَلَعَنَهُمُ ve onları la'netlemiştir · ٱللَّهُ ۖ Allah · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌۭ bir azab · مُّقِيمٌۭ sürekli

كَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنكُمۡ قُوَّةࣰ وَأَكۡثَرَ أَمۡوَٰلࣰ ا وَأَوۡلَٰدࣰ ا فَٱسۡتَمۡتَعُواْ بِخَلَٰقِهِمۡ فَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِخَلَٰقِكُمۡ كَمَا ٱسۡتَمۡتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُم بِخَلَٰقِهِمۡ وَخُضۡتُمۡ كَٱلَّذِي خَاضُوٓاْۚ أُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ﴿69﴾

kelleẕîne min ḳabliküm kânû eşedde minküm ḳuvvetev veekŝera emvâlev veevlâdâ. festemte`û biḫalâḳihim festemta`tüm biḫalâḳiküm keme-stemte`a-lleẕîne min ḳabliküm biḫalâḳihim veḫuḍtüm kelleẕî ḫâḍû. ülâike ḥabiṭat a`mâlühüm fi-ddünyâ vel'âḫirah. veülâike hümü-lḫâsirûn.

69. (Ey münafıklar! Sizin durumunuz da) sizden öncekilerin durumuna benziyor; üstelik onlar sizden daha güçlüydü, malları ve evlâtları daha çoktu. Onlar dünyadaki nasiplerinden haz duyup yararlandılar. Sizden öncekilerin kendi paylarından istifade ettikleri gibi siz de kendi nasibinizi elde edip yararlandınız. Siz de onların daldıkları gibi boş şeylere daldınız. İşte hem dünyada hem âhirette yaptıkları boşa gidenler bunlardır, asıl ziyana uğrayanlar da bunlardır.

Kelime meali

كَٱلَّذِينَ gibi · مِن sizden öncekiler · قَبْلِكُمْ · كَانُوٓا۟ idiler · أَشَدَّ daha yaman · مِنكُمْ sizden · قُوَّةًۭ kuvvetçe · وَأَكْثَرَ ve daha çok · أَمْوَٰلًۭا mal · وَأَوْلَـٰدًۭا ve evladça · فَٱسْتَمْتَعُوا۟ onlar zevklerine baktılar · بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle · فَٱسْتَمْتَعْتُم zevkinize baktınız · بِخَلَـٰقِكُمْ payınıza düşenle · كَمَا gibi · ٱسْتَمْتَعَ zevklerine baktıkları · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن sizden öncekilerin · قَبْلِكُم · بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle · وَخُضْتُمْ ve siz de daldınız · كَٱلَّذِى gibi · خَاضُوٓا۟ ۚ dalanlar · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · حَبِطَتْ boşa gidenlerdir · أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlardır · ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar

أَلَمۡ يَأۡتِهِمۡ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَقَوۡمِ إِبۡرَٰهِيمَ وَأَصۡحَٰبِ مَدۡيَنَ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتِۚ أَتَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ﴿70﴾

elem ye'tihim nebeü-lleẕîne min ḳablihim ḳavmi nûḥiv ve`âdiv veŝemûde veḳavmi ibrâhîme veaṣḥâbi medyene velmü'tefikât. etethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kâne-llâhü liyażlimehüm velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

70. Bunlara kendilerinden öncekilerin, Nûh, Âd ve Semûd toplumlarının, İbrâhim’in kavminin, Medyen halkının ve yıkılıp giden beldeler ahalisinin haberleri gelmemiş miydi? Onlara peygamberleri apaçık delillerle geldiler. Demek ki Allah onlara zulmetmiş değildi, asıl onlar kendilerine zulmetmişlerdi.

Kelime meali

أَلَمْ onlara gelmedi mi? · يَأْتِهِمْ · نَبَأُ haberi · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن kendilerinden öncekilerin · قَبْلِهِمْ · قَوْمِ kavminin · نُوحٍۢ Nuh · وَعَادٍۢ ve Ad · وَثَمُودَ ve Semud · وَقَوْمِ ve kavminin · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · وَأَصْحَـٰبِ ve halkının · مَدْيَنَ Medyen · وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ ۚ ve yerlebir olanların · أَتَتْهُمْ onlara getirmişti · رُسُلُهُم elçileri · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ açık deliller · فَمَا değildi · كَانَ · ٱللَّهُ Allah · لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmediyor · وَلَـٰكِن fakat · كَانُوٓا۟ onlar · أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine · يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı

وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضࣲۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ سَيَرۡحَمُهُمُ ٱللَّهُۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿71﴾

velmü'minûne velmü'minâtü ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. ye'mürûne bilma`rûfi veyenhevne `ani-lmünkeri veyüḳîmûne-ṣṣalâte veyü'tûne-zzekâte veyüṭî`ûne-llâhe verasûleh. ülâike seyerḥamühümü-llâh. inne-llâhe `azîzün ḥakîm.

71. Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.

Kelime meali

وَٱلْمُؤْمِنُونَ inanan erkekler · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınlar · بَعْضُهُمْ kimisinin · أَوْلِيَآءُ velisidirler · بَعْضٍۢ ۚ kimisi · يَأْمُرُونَ emrederler · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ · وَيُقِيمُونَ ve kılarlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَيُؤْتُونَ ve verirler · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَيُطِيعُونَ ve ita'at ederler · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Elçisine · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · سَيَرْحَمُهُمُ onlara rahmet edecektir · ٱللَّهُ ۗ Alah · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · عَزِيزٌ daima üstündür · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmetsahibidir

وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةࣰ فِي جَنَّٰتِ عَدۡنࣲۚ وَرِضۡوَٰنࣱ مِّنَ ٱللَّهِ أَكۡبَرُۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿72﴾

ve`ade-llâhü-lmü'minîne velmü'minâti cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ vemesâkine ṭayyibeten fî cennâti `adn. veriḍvânüm mine-llâhi ekber. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

72. Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedî olarak kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızâsı ise hepsinden büyüktür, işte büyük bahtiyarlık da odur.

Kelime meali

وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınlara · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları · فِيهَا içinde · وَمَسَـٰكِنَ ve meskenler · طَيِّبَةًۭ güzel · فِى içinde · جَنَّـٰتِ cennetleri · عَدْنٍۢ ۚ Adn · وَرِضْوَٰنٌۭ ve razı olması · مِّنَ Allah'ın · ٱللَّهِ · أَكْبَرُ ۚ hepsinden büyüktür · ذَٰلِكَ işte · هُوَ budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ جَٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱغۡلُظۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿73﴾

yâ eyyühe-nnebiyyü câhidi-lküffâra velmünâfiḳîne vagluż `aleyhim. veme'vâhüm cehennem. vebi'se-lmeṣîr.

73. Ey peygamber! İnkârcılara ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran; onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلنَّبِىُّ peygamber · جَـٰهِدِ cihadet · ٱلْكُفَّارَ kafirlerle · وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklarla · وَٱغْلُظْ ve sert davran · عَلَيْهِمْ ۚ onlara · وَمَأْوَىٰهُمْ ve onların varacakları yer · جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir · وَبِئْسَ ne kötü · ٱلْمَصِيرُ bir gidiş yeridir

يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدۡ قَالُواْ كَلِمَةَ ٱلۡكُفۡرِ وَكَفَرُواْ بَعۡدَ إِسۡلَٰمِهِمۡ وَهَمُّواْ بِمَا لَمۡ يَنَالُواْۚ وَمَا نَقَمُوٓاْ إِلَّآ أَنۡ أَغۡنَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ مِن فَضۡلِهِۦۚ فَإِن يَتُوبُواْ يَكُ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡۖ وَإِن يَتَوَلَّوۡاْ يُعَذِّبۡهُمُ ٱللَّهُ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَا لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرࣲ‏ ﴿74﴾

yaḥlifûne billâhi mâ ḳâlû. veleḳad ḳâlû kelimete-lküfri vekeferû ba`de islâmihim vehemmû bimâ lem yenâlû. vemâ neḳamû illâ en agnâhümü-llâhü verasûlühû min faḍlih. feiy yetûbû yekü ḫayral lehüm. veiy yetevellev yü`aẕẕibhümü-llâhü `aẕâben elîmen fi-ddünyâ vel'âḫirah. vemâ lehüm fi-l'arḍi miv veliyyiv velâ neṣîr.

74. Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişler, müslüman olduklarını beyan ettikten sonra inkârcılığa sapmışlar ve başaramadıkları o işe yeltenmişlerdir. Onların öç almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lütfu sayesinde resulünün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebep de yoktu! Eğer pişman olup tövbe ederlerse bu kendilerinin iyiliğine olur; yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de elem verici bir azaba uğratır; artık yer yüzünde onlara ne bir dost ne bir yardımcı bulunur.

Kelime meali

يَحْلِفُونَ yemin ediyorlar · بِٱللَّهِ Allah'a · مَا söylemediklerine · قَالُوا۟ · وَلَقَدْ halbuki · قَالُوا۟ söylediler · كَلِمَةَ (o) sözü · ٱلْكُفْرِ küfür · وَكَفَرُوا۟ ve inkar ettiler · بَعْدَ sonra · إِسْلَـٰمِهِمْ İslam olduktan · وَهَمُّوا۟ ve yeltendiler · بِمَا bir şeye · لَمْ başaramadıkları · يَنَالُوا۟ ۚ · وَمَا ve öc almağa kalktılar · نَقَمُوٓا۟ · إِلَّآ sırf · أَنْ diye · أَغْنَىٰهُمُ kendilerini zengin etti · ٱللَّهُ Allah · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi · مِن lutfiyle · فَضْلِهِۦ ۚ · فَإِن eğer · يَتُوبُوا۟ tevbe ederlerse · يَكُ olur · خَيْرًۭا daha iyi · لَّهُمْ ۖ kendileri için · وَإِن yok eğer · يَتَوَلَّوْا۟ dönerlerse · يُعَذِّبْهُمُ onlara azabedecektir · ٱللَّهُ Allah · عَذَابًا bir azapla · أَلِيمًۭا acıklı · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette · وَمَا yoktur · لَهُمْ onların · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · مِن hiçbir · وَلِىٍّۢ velisi · وَلَا ne de · نَصِيرٍۢ yardımcısı

۞وَمِنۡهُم مَّنۡ عَٰهَدَ ٱللَّهَ لَئِنۡ ءَاتَىٰنَا مِن فَضۡلِهِۦ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿75﴾

veminhüm men `âhede-llâhe lein âtânâ min faḍlihî leneṣṣaddeḳanne velenekûnenne mine-ṣṣâliḥîn.

75. Onların içinde öyleleri var ki, “Allah bize lütuf ve kereminden bahşederse biz de elbette hayır yolunda harcar ve iyi kimselerden oluruz” diye Allah’a söz vermişlerdi.

Kelime meali

۞ وَمِنْهُم ve onlardan · مَّنْ kimileri · عَـٰهَدَ and içtiler · ٱللَّهَ Allah'a · لَئِنْ eğer · ءَاتَىٰنَا bize verirse · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ · لَنَصَّدَّقَنَّ elbette sadaka vereceğiz · وَلَنَكُونَنَّ ve olacağız · مِنَ yararlı insanlardan · ٱلصَّـٰلِحِينَ

فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُم مِّن فَضۡلِهِۦ بَخِلُواْ بِهِۦ وَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ ﴿76﴾

felemmâ âtâhüm min faḍlihî beḫilû bihî vetevellev vehüm mü`riḍûn.

76. Ama Allah onlara lütuf ve kereminden ihsan edince hemen cimrilik gösterdiler ve yüz çevirdiler, zaten yan çizip duruyorlardı.

Kelime meali

فَلَمَّآ ne zaman ki · ءَاتَىٰهُم onlara verdi · مِّن lutfundan · فَضْلِهِۦ · بَخِلُوا۟ cimrilik ettiler · بِهِۦ O'na · وَتَوَلَّوا۟ ve döndüler · وَّهُم onlar · مُّعْرِضُونَ yüz çevirerek

فَأَعۡقَبَهُمۡ نِفَاقࣰ ا فِي قُلُوبِهِمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ يَلۡقَوۡنَهُۥ بِمَآ أَخۡلَفُواْ ٱللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ ﴿77﴾

fea`ḳabehüm nifâḳan fî ḳulûbihim ilâ yevmi yelḳavnehû bimâ aḫlefü-llâhe mâ ve`adûhü vebimâ kânû yekẕibûn.

77. Bunun üzerine Allah da kendisine verdikleri sözden caydıkları ve hep yalan söyledikleri için, kendi huzuruna çıkacakları güne kadar yüreklerine münafıklığı yerleştirdi.

Kelime meali

فَأَعْقَبَهُمْ sokmuştur · نِفَاقًۭا iki yüzlülük · فِى içine · قُلُوبِهِمْ onların kalblerine · إِلَىٰ kadar · يَوْمِ güne · يَلْقَوْنَهُۥ kendisiyle karşılaşacakları · بِمَآ dolayı · أَخْلَفُوا۟ döndüklerinden · ٱللَّهَ Allah · مَا nedeniyle · وَعَدُوهُ verdikleri sözden · وَبِمَا ve dolayı · كَانُوا۟ olduklarından · يَكْذِبُونَ yalan söylüyor(lar)

أَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ سِرَّهُمۡ وَنَجۡوَىٰهُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ﴿78﴾

elem ya`lemû enne-llâhe ya`lemü sirrahüm venecvâhüm veenne-llâhe `allâmü-lguyûb.

78. Hâlâ anlamadılar mı ki Allah onların sırlarını da, gizli görüşmelerini de bilir ve Allah bütün gizlileri eksiksiz bilmektedir!

Kelime meali

أَلَمْ bilmediler mi ki · يَعْلَمُوٓا۟ · أَنَّ muhakkak · ٱللَّهَ Allah · يَعْلَمُ bilir · سِرَّهُمْ onların sırlarını · وَنَجْوَىٰهُمْ ve gizli konuşmalarını · وَأَنَّ ve muhakkak · ٱللَّهَ Allah · عَلَّـٰمُ bilendir · ٱلْغُيُوبِ gizlileri

ٱلَّذِينَ يَلۡمِزُونَ ٱلۡمُطَّوِّعِينَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ فِي ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهۡدَهُمۡ فَيَسۡخَرُونَ مِنۡهُمۡ سَخِرَ ٱللَّهُ مِنۡهُمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿79﴾

elleẕîne yelmizûne-lmüṭṭavvi`îne mine-lmü'minîne fi-ṣṣadeḳâti velleẕîne lâ yecidûne illâ cühdehüm feyesḫarûne minhüm. seḫira-llâhü minhüm. velehüm `aẕâbün elîm.

79. Sadakalar konusunda müminlerden hem gönüllü olarak fazla fazla verenlere hem de daha fazla verecek bir şey bulamayanlara dil uzatıp onlarla alay edenleri Allah maskaraya çevirecektir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ kimseler · يَلْمِزُونَ çekiştiren · ٱلْمُطَّوِّعِينَ gönülden verenleri · مِنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ · فِى hususunda · ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar · وَٱلَّذِينَ ve kimseleri · لَا bulamayan(ları) · يَجِدُونَ · إِلَّا yettiğinden başkasını · جُهْدَهُمْ güçlerinin · فَيَسْخَرُونَ alay edenler · مِنْهُمْ ۙ onlarla · سَخِرَ alay etmiştir · ٱللَّهُ Allah · مِنْهُمْ onlarla · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌ acıklı

ٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ أَوۡ لَا تَسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ إِن تَسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ سَبۡعِينَ مَرَّةࣰ فَلَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَهُمۡۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿80﴾

istagfir lehüm ev lâ testagfir lehüm. in testagfir lehüm seb`îne merraten feley yagfira-llâhü lehüm. ẕâlike biennehüm keferû billâhi verasûlih. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-lfâsiḳîn.

80. Onların bağışlanması için Allah’a ister dua et ister etme; onların affedilmesi için yetmiş kere de dua etsen Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr etmişlerdir. Allah günaha batmış kimseleri doğru yola iletmez.

Kelime meali

ٱسْتَغْفِرْ (ister) af dile · لَهُمْ onlar için · أَوْ veya · لَا (ister) dileme · تَسْتَغْفِرْ · لَهُمْ onlar için · إِن şayet · تَسْتَغْفِرْ af dilesen · لَهُمْ onlar için · سَبْعِينَ yetmiş · مَرَّةًۭ defa · فَلَن asla · يَغْفِرَ affetmez · ٱللَّهُ Allah · لَهُمْ ۚ onları · ذَٰلِكَ böyledir · بِأَنَّهُمْ çünkü onlar · كَفَرُوا۟ inkar ettiler · بِٱللَّهِ Allah'ı · وَرَسُولِهِۦ ۗ ve Elçisini · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ kavmi · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan

فَرِحَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ بِمَقۡعَدِهِمۡ خِلَٰفَ رَسُولِ ٱللَّهِ وَكَرِهُوٓاْ أَن يُجَٰهِدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَالُواْ لَا تَنفِرُواْ فِي ٱلۡحَرِّۗ قُلۡ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرࣰّ اۚ لَّوۡ كَانُواْ يَفۡقَهُونَ ﴿81﴾

feriḥa-lmüḫallefûne bimaḳ`adihim ḫilâfe rasûli-llâhi vekerihû ey yücâhidû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâhi veḳâlû lâ tenfirû fi-lḥarr. ḳul nâru cehenneme eşeddü ḥarrâ. lev kânû yefḳahûn.

81. Allah’ın Resulünün çağrısına uymayarak seferden geri kalanlar yerlerinden ayrılmamış olmaktan dolayı sevinç duydular; canlarıyla mallarıyla Allah yolunda savaşmak istemediler, üstelik “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennem ateşi çok daha sıcaktır” anlayabilselerdi!

Kelime meali

فَرِحَ sevindiler · ٱلْمُخَلَّفُونَ muhalefet ederek; · بِمَقْعَدِهِمْ oturup kalmalarına · خِلَـٰفَ geride kalanlar · رَسُولِ Peygamberine · ٱللَّهِ Allah'ın · وَكَرِهُوٓا۟ ve hoşlanmadılar · أَن cihadetmekten · يُجَـٰهِدُوا۟ · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle · وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَقَالُوا۟ ve dediler · لَا sefere çıkmayın · تَنفِرُوا۟ · فِى sıcakta · ٱلْحَرِّ ۗ · قُلْ de ki · نَارُ ateşi · جَهَنَّمَ cehennemin · أَشَدُّ daha · حَرًّۭا ۚ sıcaktır · لَّوْ keşke · كَانُوا۟ olsalardı · يَفْقَهُونَ anlıyor(lar)

فَلۡيَضۡحَكُواْ قَلِيلࣰ ا وَلۡيَبۡكُواْ كَثِيرࣰ ا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿82﴾

felyaḍḥakû ḳalîlev velyebkû keŝîrâ. cezâem bimâ kânû yeksibûn.

82. Yapıp ettikleri karşısında artık az gülsünler, çok ağlasınlar!

Kelime meali

فَلْيَضْحَكُوا۟ artık gülsünler · قَلِيلًۭا az · وَلْيَبْكُوا۟ ve ağlasınlar · كَثِيرًۭا çok · جَزَآءًۢ karşılık · بِمَا şeylere · كَانُوا۟ oldukları · يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar)

فَإِن رَّجَعَكَ ٱللَّهُ إِلَىٰ طَآئِفَةࣲ مِّنۡهُمۡ فَٱسۡتَـٔۡذَنُوكَ لِلۡخُرُوجِ فَقُل لَّن تَخۡرُجُواْ مَعِيَ أَبَدࣰ ا وَلَن تُقَٰتِلُواْ مَعِيَ عَدُوًّاۖ إِنَّكُمۡ رَضِيتُم بِٱلۡقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةࣲ فَٱقۡعُدُواْ مَعَ ٱلۡخَٰلِفِينَ ﴿83﴾

feir race`ake-llâhü ilâ ṭâifetim minhüm feste'ẕenûke lilḫurûci feḳul len taḫrucû me`iye ebedev velen tüḳâtilû me`iye `adüvvâ. inneküm raḍîtüm bilḳu`ûdi evvele merratin faḳ`udû me`a-lḫâlifîn.

83. Şayet Allah seni onlardan bir toplulukla tekrar karşılaştırır da başka bir sefere çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Bundan böyle benimle asla sefere çıkmayacak ve benim maiyetimde düşmana karşı asla savaşmayacaksınız. Mademki ilk defasında oturup kalmayı yeğlediniz, şimdi de geride kalanlarla birlikte oturmaya devam edin.”

Kelime meali

فَإِن eğer · رَّجَعَكَ seni döndürürse · ٱللَّهُ Allah · إِلَىٰ bir topluluğa · طَآئِفَةٍۢ · مِّنْهُمْ onlardan · فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin isterlerse · لِلْخُرُوجِ çıkmak için · فَقُل de ki · لَّن çıkmayacaksınız · تَخْرُجُوا۟ · مَعِىَ benimle · أَبَدًۭا asla · وَلَن ve asla · تُقَـٰتِلُوا۟ savaşmayacaksınız · مَعِىَ benimle beraber · عَدُوًّا ۖ düşmanla · إِنَّكُمْ şüphesiz siz · رَضِيتُم razı olmuştunuz · بِٱلْقُعُودِ oturmağa · أَوَّلَ ilk · مَرَّةٍۢ önce · فَٱقْعُدُوا۟ öyle ise oturun · مَعَ beraber · ٱلْخَـٰلِفِينَ geri kalanlarla

وَلَا تُصَلِّ عَلَىٰٓ أَحَدࣲ مِّنۡهُم مَّاتَ أَبَدࣰ ا وَلَا تَقُمۡ عَلَىٰ قَبۡرِهِۦٓۖ إِنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَمَاتُواْ وَهُمۡ فَٰسِقُونَ ﴿84﴾

velâ tüṣalli `alâ eḥadim minhüm mâte ebedev velâ teḳum `alâ ḳabrih. innehüm keferû billâhi verasûlihî vemâtû vehüm fâsiḳûn.

84. Ve onların arasından ölen hiç kimsenin namazını kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr ettiler ve yoldan sapmış olarak öldüler.

Kelime meali

وَلَا ve · تُصَلِّ namaz kılma · عَلَىٰٓ üzerine · أَحَدٍۢ birinin · مِّنْهُم onlardan · مَّاتَ ölen · أَبَدًۭا asla · وَلَا ve · تَقُمْ durma · عَلَىٰ başında · قَبْرِهِۦٓ ۖ onun kabri · إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَفَرُوا۟ inkar ettiler · بِٱللَّهِ Allah'ı · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisini · وَمَاتُوا۟ ve öldüler · وَهُمْ onlar · فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış olarak

وَلَا تُعۡجِبۡكَ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَأَوۡلَٰدُهُمۡۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُعَذِّبَهُم بِهَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَتَزۡهَقَ أَنفُسُهُمۡ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ﴿85﴾

velâ tü`cibke emvâlühüm veevlâdühüm. innemâ yürîdü-llâhü ey yü`aẕẕibehüm bihâ fi-ddünyâ vetezheḳa enfüsühüm vehüm kâfirûn.

85. Onların malları ve evlâtları seni imrendirmesin; çünkü Allah onlara dünyada bütün bunlarla eziyet vermeyi ve canlarının da inkârcı olarak çıkmasını murat ediyor.

Kelime meali

وَلَا ve · تُعْجِبْكَ seni imrendirmesin · أَمْوَٰلُهُمْ onların malları · وَأَوْلَـٰدُهُمْ ۚ ve evladları · إِنَّمَا şüphesiz · يُرِيدُ istiyor · ٱللَّهُ Allah · أَن onlara azabetmeyi · يُعَذِّبَهُم · بِهَا bunlarla · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَتَزْهَقَ ve çıkmasını · أَنفُسُهُمْ canlarının · وَهُمْ onlar · كَـٰفِرُونَ kafir olarak

وَإِذَآ أُنزِلَتۡ سُورَةٌ أَنۡ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَجَٰهِدُواْ مَعَ رَسُولِهِ ٱسۡتَـٔۡذَنَكَ أُوْلُواْ ٱلطَّوۡلِ مِنۡهُمۡ وَقَالُواْ ذَرۡنَا نَكُن مَّعَ ٱلۡقَٰعِدِينَ ﴿86﴾

veiẕâ ünzilet sûratün en âminû billâhi vecâhidû me`a rasûlihi-ste'ẕeneke ülu-ṭṭavli minhüm veḳâlû ẕernâ neküm me`a-lḳâ`idîn.

86. “Allah’a iman edin ve resulünün maiyetinde cihad edin” buyruğunu içeren bir sûre indirildiğinde, içlerinde imkânı olanlar bile kalmak için senden izin istediler ve “Bırak bizi, kalanlarla birlikte olalım” dediler.

Kelime meali

وَإِذَآ zaman · أُنزِلَتْ indirildiği · سُورَةٌ bir sure · أَنْ diye · ءَامِنُوا۟ inanın · بِٱللَّهِ Allah'a · وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin · مَعَ beraber · رَسُولِهِ Elçisiyle · ٱسْتَـْٔذَنَكَ senden izin istediler · أُو۟لُوا۟ sahibi olanlar · ٱلطَّوْلِ servet · مِنْهُمْ içlerinden · وَقَالُوا۟ ve dediler · ذَرْنَا bizi bırak · نَكُن olalım · مَّعَ beraber · ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla

رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلۡخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَفۡقَهُونَ ﴿87﴾

raḍû biey yekûnû me`a-lḫavâlifi veṭubi`a `alâ ḳulûbihim fehüm lâ yefḳahûn.

87. Geride kalanlarla beraber olmayı yeğlediler de kalpleri mühürlendi; artık anlayıp kavrayamazlar.

Kelime meali

رَضُوا۟ razı oldular · بِأَن olmaya · يَكُونُوا۟ · مَعَ beraber · ٱلْخَوَالِفِ geride kalan kadınlarla · وَطُبِعَ ve mühürlendi · عَلَىٰ üzeri · قُلُوبِهِمْ kalbleri · فَهُمْ artık onlar · لَا anlamazlar · يَفْقَهُونَ

لَٰكِنِ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ جَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلۡخَيۡرَٰتُۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ﴿88﴾

lâkini-rrasûlü velleẕîne âmenû me`ahû câhedû biemvâlihim veenfüsihim. veülâike lehümü-lḫayrât. veülâike hümü-lmüfliḥûn.

88. Fakat peygamber ve beraberindeki müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İyi ve güzel şeylerin her türlüsü onların olacaktır, gerçek kurtuluşa erenler de onlardır.

Kelime meali

لَـٰكِنِ fakat · ٱلرَّسُولُ Elçi · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · مَعَهُۥ onunla beraber · جَـٰهَدُوا۟ cihadettiler · بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla · وَأَنفُسِهِمْ ۚ ve canlarıyla · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَهُمُ onlarındır · ٱلْخَيْرَٰتُ ۖ bütün hayırlar · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenler

أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿89﴾

e`adde-llâhü lehüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. ẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

89. Allah onlara, içinde ebedî olarak kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur.

Kelime meali

أَعَدَّ hazırlamıştır · ٱللَّهُ Allah · لَهُمْ onlar için · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları · فِيهَا ۚ içlerinde · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ başarı · ٱلْعَظِيمُ büyük

وَجَآءَ ٱلۡمُعَذِّرُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ لِيُؤۡذَنَ لَهُمۡ وَقَعَدَ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿90﴾

vecâe-lmü`aẕẕirûne mine-l'a`râbi liyü'ẕene lehüm veḳa`ade-lleẕîne keẕebü-llâhe verasûleh. seyüṣîbü-lleẕîne keferû minhüm `aẕâbün elîm.

90. Bedevîlerden mazeret ileri sürenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah ve resulüne inanmayanlar da (münafıklar) oturup kaldılar. Onlardan inkârcı olanlara elem veren bir azap gelecektir.

Kelime meali

وَجَآءَ ve geldiler · ٱلْمُعَذِّرُونَ özür bahane eden · مِنَ bedevi Araplar · ٱلْأَعْرَابِ · لِيُؤْذَنَ izin verilmesi için · لَهُمْ kendilerine · وَقَعَدَ ve oturdular · ٱلَّذِينَ kimseler · كَذَبُوا۟ yalan söyleyen(ler) · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine · سَيُصِيبُ erişecektir · ٱلَّذِينَ kimselere · كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) · مِنْهُمْ onlardan · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

لَّيۡسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرۡضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُواْ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ مِن سَبِيلࣲۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿91﴾

leyse `ale-ḍḍu`afâi velâ `ale-lmerḍâ velâ `ale-lleẕîne lâ yecidûne mâ yünfiḳûne ḥaracün iẕâ neṣaḥû lillâhi verasûlih. mâ `ale-lmuḥsinîne min sebîlin. vellâhü gafûrur raḥîm.

91. Güçsüzler, hastalar ve harcama yapma imkânı olmayanlar için -Allah ve peygamberine sadık kaldıkları sürece- sorumluluk yoktur. İyi niyet sahiplerini sorumlu tutmak olmaz. Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

Kelime meali

لَّيْسَ yoktur · عَلَى üzerine · ٱلضُّعَفَآءِ zayıflar · وَلَا ve yoktur · عَلَى üzerine · ٱلْمَرْضَىٰ hastalar · وَلَا ve yoktur · عَلَى üzerine · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا bulamayan(lar) · يَجِدُونَ · مَا bir şey · يُنفِقُونَ harcayacak · حَرَجٌ bir günah · إِذَا takdirde · نَصَحُوا۟ öğüt verdikleri · لِلَّهِ Allah için · وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisi için · مَا yoktur · عَلَى aleyhine · ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin · مِن hiçbir · سَبِيلٍۢ ۚ yol · وَٱللَّهُ ve Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوۡكَ لِتَحۡمِلَهُمۡ قُلۡتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحۡمِلُكُمۡ عَلَيۡهِ تَوَلَّواْ وَّأَعۡيُنُهُمۡ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمۡعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُواْ مَا يُنفِقُونَ ﴿92﴾

velâ `ale-lleẕîne iẕâ mâ etevke litaḥmilehüm ḳulte lâ ecidü mâ aḥmilüküm `aleyh. tevellev vea`yünühüm tefîḍu mine-ddem`i ḥazenen ellâ yecidû mâ yünfiḳûn.

92. Kendilerine binek sağlaman için sana gelip de, “Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum” diye cevap verdiğin zaman, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden göz yaşları dökerek geri dönenlere de günah yoktur.

Kelime meali

وَلَا ve yoktur (sorumluluk) · عَلَى kimselere · ٱلَّذِينَ · إِذَا zaman · مَآ sana geldikleri · أَتَوْكَ · لِتَحْمِلَهُمْ binek için · قُلْتَ sen deyince · لَآ bulamıyorum · أَجِدُ · مَآ bir şey · أَحْمِلُكُمْ sizi bindirecek · عَلَيْهِ üzerine · تَوَلَّوا۟ dönen · وَّأَعْيُنُهُمْ ve gözlerinden · تَفِيضُ akarak · مِنَ yaş · ٱلدَّمْعِ · حَزَنًا üzüntüden · أَلَّا dolayı · يَجِدُوا۟ bulamadıklarından · مَا bir şey · يُنفِقُونَ infak edecek

۞إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسۡتَـٔۡذِنُونَكَ وَهُمۡ أَغۡنِيَآءُۚ رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلۡخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿93﴾

inneme-ssebîlü `ale-lleẕîne yeste'ẕinûneke vehüm agniyâ'. raḍû biey yekûnû me`a-lḫavâlifi veṭabe`a-llâhü `alâ ḳulûbihim fehüm lâ ya`lemûn.

93. Sorumluluk sadece imkânları müsait olduğu halde senden izin isteyenler için vardır. Onlar geride kalanlarla beraber olmayı yeğlediler; Allah da onların kalplerini mühürledi; artık doğruyu bilemezler.

Kelime meali

۞ إِنَّمَا ancak · ٱلسَّبِيلُ (kınanmasına) yol vardır · عَلَى kimselerin · ٱلَّذِينَ · يَسْتَـْٔذِنُونَكَ senden izin isteyen · وَهُمْ onlar · أَغْنِيَآءُ ۚ zengin oldukları halde · رَضُوا۟ onlar razı oldular · بِأَن olmağa · يَكُونُوا۟ · مَعَ beraber · ٱلْخَوَالِفِ geri kalan kadınlarla · وَطَبَعَ ve mühürledi · ٱللَّهُ Allah · عَلَىٰ üzerini · قُلُوبِهِمْ onların kalbleri · فَهُمْ artık onlar · لَا bilmezler · يَعْلَمُونَ

يَعۡتَذِرُونَ إِلَيۡكُمۡ إِذَا رَجَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡۚ قُل لَّا تَعۡتَذِرُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكُمۡ قَدۡ نَبَّأَنَا ٱللَّهُ مِنۡ أَخۡبَارِكُمۡۚ وَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُۥ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿94﴾

ya`teẕirûne ileyküm iẕâ raca`tüm ileyhim. ḳul lâ ta`teẕirû len nü'mine leküm ḳad nebbeene-llâhü min aḫbâriküm. veseyere-llâhü `ameleküm verasûlühû ŝümme türaddûne ilâ `âlimi-lgaybi veşşehâdeti feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.

94. Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: “Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız, çünkü Allah yaptıklarınızın içyüzünü bize bildirmiştir. Bundan böyle de Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir; sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir.”

Kelime meali

يَعْتَذِرُونَ özür dilerler · إِلَيْكُمْ sizden · إِذَا zaman · رَجَعْتُمْ geri dönüp geldiğiniz · إِلَيْهِمْ ۚ onların yanına · قُل de ki · لَّا hiç · تَعْتَذِرُوا۟ özür dilemeyin · لَن asla · نُّؤْمِنَ inanmayız · لَكُمْ size · قَدْ muhakkak · نَبَّأَنَا bize bildirdi · ٱللَّهُ Allah · مِنْ sizin haberlerinizi · أَخْبَارِكُمْ ۚ · وَسَيَرَى ve görecektir · ٱللَّهُ Allah · عَمَلَكُمْ yaptığınızı · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de · ثُمَّ sonra · تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz · إِلَىٰ bilene · عَـٰلِمِ · ٱلْغَيْبِ görülmeyeni · وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni · فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek · بِمَا ne · كُنتُمْ varsa · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız

سَيَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمۡ إِذَا ٱنقَلَبۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ لِتُعۡرِضُواْ عَنۡهُمۡۖ فَأَعۡرِضُواْ عَنۡهُمۡۖ إِنَّهُمۡ رِجۡسࣱۖ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُ جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿95﴾

seyaḥlifûne billâhi leküm iẕe-nḳalebtüm ileyhim litü`riḍû `anhüm. fea`riḍû `anhüm. innehüm rics. veme'vâhüm cehennem. cezâem bimâ kânû yeksibûn.

95. Yanlarına döndüğünüz zaman, onları hesaba çekmekten vazgeçesiniz diye size yemin billâh edecekler. Artık onlardan uzak durun; zira onlar tiksinilecek kimselerdir, işlemiş oldukları günahların karşılığı olarak varacakları yer de cehennemdir.

Kelime meali

سَيَحْلِفُونَ yemin edecekler · بِٱللَّهِ Allah'a · لَكُمْ siz · إِذَا zaman · ٱنقَلَبْتُمْ yanlarına geldiğiniz · إِلَيْهِمْ onların · لِتُعْرِضُوا۟ vazgeçmeniz için · عَنْهُمْ ۖ kendilerinden · فَأَعْرِضُوا۟ vazgeçin · عَنْهُمْ ۖ onlardan · إِنَّهُمْ çünkü onlar · رِجْسٌۭ ۖ murdardır · وَمَأْوَىٰهُمْ ve varacakları yer · جَهَنَّمُ cehennemdir · جَزَآءًۢ cezası olarak · بِمَا şeylerin · كَانُوا۟ kazandıkları · يَكْسِبُونَ

يَحۡلِفُونَ لَكُمۡ لِتَرۡضَوۡاْ عَنۡهُمۡۖ فَإِن تَرۡضَوۡاْ عَنۡهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَرۡضَىٰ عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ﴿96﴾

yaḥlifûne leküm literḍav `anhüm. fein terḍav `anhüm feinne-llâhe lâ yerḍâ `ani-lḳavmi-lfâsiḳîn.

96. Kendilerinden hoşnut olasınız diye size yemin ederler. Fakat siz onlardan hoşnut olsanız bile Allah günaha batmış o kimselerden asla razı olmaz.

Kelime meali

يَحْلِفُونَ yemin ediyorlar · لَكُمْ size · لِتَرْضَوْا۟ razı olmanız için · عَنْهُمْ ۖ kendilerinden · فَإِن eğer · تَرْضَوْا۟ siz razı olsanız bile · عَنْهُمْ onlardan · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا razı olmaz · يَرْضَىٰ · عَنِ topluluktan · ٱلْقَوْمِ · ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan

ٱلۡأَعۡرَابُ أَشَدُّ كُفۡرࣰ ا وَنِفَاقࣰ ا وَأَجۡدَرُ أَلَّا يَعۡلَمُواْ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿97﴾

el'a`râbü eşeddü küfrav venifâḳav veecderu ellâ ya`lemû ḥudûde mâ enzele-llâhü `alâ rasûlih. vellâhü `alîmün ḥakîm.

97. Bedevîler inkârcılık ve iki yüzlülükte daha ileridedirler; Allah’ın resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

ٱلْأَعْرَابُ bedevi Araplar · أَشَدُّ daha yamandır · كُفْرًۭا küfürde · وَنِفَاقًۭا ve iki yüzlülükte · وَأَجْدَرُ ve daha müsaittirler · أَلَّا tanımamaya · يَعْلَمُوا۟ · حُدُودَ sınırlarını · مَآ şeylerin · أَنزَلَ indirdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَىٰ Elçisine · رَسُولِهِۦ ۗ · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

وَمِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ مَن يَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ مَغۡرَمࣰ ا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ ٱلدَّوَآئِرَۚ عَلَيۡهِمۡ دَآئِرَةُ ٱلسَّوۡءِۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏ ﴿98﴾

vemine-l'a`râbi mey yetteḫiẕü mâ yünfiḳu magramev veyeterabbeṣu bikümü-ddevâir. `aleyhim dâiratü-ssev'. vellâhü semî`un `alîm.

98. Bedevîlerden öyleleri vardır ki, hayır yolunda yaptığı harcamayı angarya sayar ve başınıza kötü hallerin gelmesini bekler durur. O kötü haller kendi başlarına gelsin! Allah her şeyi çok iyi işitir ve bilir.

Kelime meali

وَمِنَ ve · ٱلْأَعْرَابِ bedevi Araplardan · مَن kimi var ki · يَتَّخِذُ sayar · مَا şeyi · يُنفِقُ verdiği · مَغْرَمًۭا angarya · وَيَتَرَبَّصُ ve gözetler · بِكُمُ size · ٱلدَّوَآئِرَ ۚ belalar gelmesini · عَلَيْهِمْ onların · دَآئِرَةُ bela başına gelsin · ٱلسَّوْءِ ۗ kötü · وَٱللَّهُ Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir

وَمِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ مَن يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَٰتٍ عِندَ ٱللَّهِ وَصَلَوَٰتِ ٱلرَّسُولِۚ أَلَآ إِنَّهَا قُرۡبَةࣱ لَّهُمۡۚ سَيُدۡخِلُهُمُ ٱللَّهُ فِي رَحۡمَتِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿99﴾

vemine-l'a`râbi mey yü'minü billâhi velyevmi-l'âḫiri veyetteḫiẕü mâ yünfiḳu ḳurubâtin `inde-llâhi veṣalevâti-rrasûl. elâ innehâ ḳurbetül lehüm. seyüdḫilühümü-llâhü fî raḥmetih. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

99. Bedevîler arasında öyleleri de vardır ki, Allah’a ve âhiret gününe inanır, hayır yolunda harcadıklarını Allah’a yakın olmak ve peygamberin duasını almak için vesile sayar. Bilesiniz ki bunlar kendileri için bir yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetiyle kuşatacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

Kelime meali

وَمِنَ bedevi Araplardan · ٱلْأَعْرَابِ · مَن kimi de var ki · يُؤْمِنُ inanır · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ahiret · وَيَتَّخِذُ ve vesile sayar · مَا şeyi · يُنفِقُ verdiği · قُرُبَـٰتٍ yakınlaşmaya · عِندَ katında · ٱللَّهِ Allah · وَصَلَوَٰتِ ve du'alarını almaya · ٱلرَّسُولِ ۚ Elçinin · أَلَآ iyi bilin ki · إِنَّهَا gerçekten o · قُرْبَةٌۭ yakınlık vesilesidir · لَّهُمْ ۚ kendileri için · سَيُدْخِلُهُمُ onları sokacaktır · ٱللَّهُ Allah · فِى içine · رَحْمَتِهِۦٓ ۗ rahmetinin · إِنَّ muhakkak ki · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ esirgeyendir

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلۡأَوَّلُونَ مِنَ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحۡسَٰنࣲ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي تَحۡتَهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿100﴾

vessâbiḳûne-l'evvelûne mine-lmühâcirîne vel'enṣâri velleẕîne-ttebe`ûhüm biiḥsânir raḍiye-llâhü `anhüm veraḍû `anhü vee`adde lehüm cennâtin tecrî taḥtehe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. ẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

100. Muhâcirlerin ve ensarın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur.

Kelime meali

وَٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenlerden · ٱلْأَوَّلُونَ ilk olanlar · مِنَ Muhacirlerden · ٱلْمُهَـٰجِرِينَ · وَٱلْأَنصَارِ ve Ensardan · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ٱتَّبَعُوهُم ona tabi olan(lar) · بِإِحْسَـٰنٍۢ güzelce · رَّضِىَ razı olmuştur · ٱللَّهُ Allah · عَنْهُمْ onlardan · وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır · عَنْهُ O'ndan · وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır · لَهُمْ onlara · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · تَجْرِى akan · تَحْتَهَا altlarından · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · خَـٰلِدِينَ kalacakları · فِيهَآ içinde · أَبَدًۭا ۚ ebedi · ذَٰلِكَ işte budur · ٱلْفَوْزُ kurtuluş · ٱلْعَظِيمُ büyük

وَمِمَّنۡ حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡأَعۡرَابِ مُنَٰفِقُونَۖ وَمِنۡ أَهۡلِ ٱلۡمَدِينَةِ مَرَدُواْ عَلَى ٱلنِّفَاقِ لَا تَعۡلَمُهُمۡۖ نَحۡنُ نَعۡلَمُهُمۡۚ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيۡنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمࣲ‏ ﴿101﴾

vemimmen ḥavleküm mine-l'a`râbi münâfiḳûn. vemin ehli-lmedîneti meradû `ale-nnifâḳi lâ ta`lemühüm. naḥnü na`lemühüm. senü`aẕẕibühüm merrateyni ŝümme yüraddûne ilâ `aẕâbin `ażîm.

101. Çevrenizdeki bedevîler içinde münafıklar var. Medine ahalisi içinde de iki yüzlülüğü huy edinmiş olanlar var. Sen onları bilmezsin; onları biz biliriz. Onları iki defa cezalandıracağız, ayrıca çok büyük bir azaba itilecekler.

Kelime meali

وَمِمَّنْ ve vardır · حَوْلَكُم çevrenizdeki · مِّنَ bedevi Araplardan · ٱلْأَعْرَابِ · مُنَـٰفِقُونَ ۖ münafıklar · وَمِنْ ve · أَهْلِ halkından · ٱلْمَدِينَةِ ۖ Medine · مَرَدُوا۟ iyice alışmış · عَلَى iki yüzlülüğe · ٱلنِّفَاقِ · لَا sen onları bilmezsin · تَعْلَمُهُمْ ۖ · نَحْنُ biz · نَعْلَمُهُمْ ۚ onları biliriz · سَنُعَذِّبُهُم onlara azabedeceğiz · مَّرَّتَيْنِ iki kere · ثُمَّ sonra da · يُرَدُّونَ onlar itileceklerdir · إِلَىٰ azaba · عَذَابٍ · عَظِيمٍۢ büyük

وَءَاخَرُونَ ٱعۡتَرَفُواْ بِذُنُوبِهِمۡ خَلَطُواْ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ﴿102﴾

veâḫarûne-`terafû biẕünûbihim ḫaleṭû `amelen ṣâliḥav veâḫara seyyiâ. `asa-llâhü ey yetûbe `aleyhim. inne-llâhe gafûrur raḥîm.

102. Bir başka grup var ki, onlar iyi işe bir de kötü iş karıştırdıktan sonra günahlarını itiraf etmişlerdir. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok esirgeyici, çok bağışlayıcıdır.

Kelime meali

وَءَاخَرُونَ ve başka bir kısmı da · ٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler · بِذُنُوبِهِمْ günahlarını · خَلَطُوا۟ birbirine karıştırdılar · عَمَلًۭا ameli · صَـٰلِحًۭا iyi · وَءَاخَرَ diğer · سَيِّئًا kötüsüyle · عَسَى belki · ٱللَّهُ Allah · أَن tevbesini kabul eder · يَتُوبَ · عَلَيْهِمْ ۚ onların · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌ esirgeyendir

خُذۡ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡ صَدَقَةࣰ تُطَهِّرُهُمۡ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّ صَلَوٰتَكَ سَكَنࣱ لَّهُمۡۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿103﴾

ḫuẕ min emvâlihim ṣadeḳaten tüṭahhiruhüm vetüzekkîhim bihâ veṣalli `aleyhim. inne ṣalâteke sekenül lehüm. vellâhü semî`un `alîm.

103. Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir.

Kelime meali

خُذْ al · مِنْ onların mallarından · أَمْوَٰلِهِمْ · صَدَقَةًۭ bir sadaka · تُطَهِّرُهُمْ kendilerini temizleyeceğin · وَتُزَكِّيهِم ve yücelteceğin · بِهَا onunla · وَصَلِّ ve du'a et · عَلَيْهِمْ ۖ onlara · إِنَّ çünkü · صَلَوٰتَكَ senin du'an · سَكَنٌۭ huzur verir · لَّهُمْ ۗ onlara · وَٱللَّهُ ve Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌ bilendir

أَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَأۡخُذُ ٱلصَّدَقَٰتِ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ﴿104﴾

elem ya`lemû enne-llâhe hüve yaḳbelü-ttevbete `an `ibâdihî veye'ḫuẕu-ṣṣadeḳâti veenne-llâhe hüve-ttevvâbü-rraḥîm.

104. Bilmiyorlar mı ki, kullarının tövbesini kabul eden Allah’tır, sadakaları kabul eden de O’dur. Şüphesiz Allah tövbe kapısını alabildiğine açık tutmaktadır, rahmetiyle her şeyi kuşatmaktadır.

Kelime meali

أَلَمْ bilmediler mi ki · يَعْلَمُوٓا۟ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'tır · هُوَ O · يَقْبَلُ kabul eden · ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi · عَنْ kullarından · عِبَادِهِۦ · وَيَأْخُذُ ve alan · ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir · ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُۥ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿105﴾

veḳuli-`melû feseyere-llâhü `ameleküm verasûlühû velmü'minûn. vesetüraddûne ilâ `âlimi-lgaybi veşşehâdeti feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn.

105. De ki: “Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size yapmış olduklarınızı haber verecektir.”

Kelime meali

وَقُلِ ve de ki · ٱعْمَلُوا۟ yapın (yapacağınızı) · فَسَيَرَى görecek · ٱللَّهُ Allah · عَمَلَكُمْ yaptığınız işleri · وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de · وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ ve mü'minler de · وَسَتُرَدُّونَ sonra döndürüleceksiniz · إِلَىٰ bilene · عَـٰلِمِ · ٱلْغَيْبِ görülmeyeni · وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni · فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek · بِمَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

وَءَاخَرُونَ مُرۡجَوۡنَ لِأَمۡرِ ٱللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمۡ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيۡهِمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏ ﴿106﴾

veâḫarûne mürcevne liemri-llâhi immâ yü`aẕẕibühüm veimmâ yetûbü `aleyhim. vellâhü `alîmün ḥakîm.

106. Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır; ya onlara azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir. Allah bilen ve hikmetle yönetendir.

Kelime meali

وَءَاخَرُونَ ve başkaları da var ki · مُرْجَوْنَ bırakılmışlardır · لِأَمْرِ emrine · ٱللَّهِ Allah'ın · إِمَّا ya · يُعَذِّبُهُمْ onlara azabeder · وَإِمَّا ya da · يَتُوبُ affeder · عَلَيْهِمْ ۗ onları · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مَسۡجِدࣰ ا ضِرَارࣰ ا وَكُفۡرࣰ ا وَتَفۡرِيقَۢا بَيۡنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَإِرۡصَادࣰ ا لِّمَنۡ حَارَبَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ مِن قَبۡلُۚ وَلَيَحۡلِفُنَّ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّا ٱلۡحُسۡنَىٰۖ وَٱللَّهُ يَشۡهَدُ إِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ ﴿107﴾

velleẕîne-tteḫaẕû mesciden ḍirârav veküfrav vetefrîḳam beyne-lmü'minîne veirṣâdel limen ḥârabe-llâhe verasûlehû min ḳabl. veleyaḥlifünne in eradnâ ille-lḥusnâ. vellâhü yeşhedü innehüm lekâẕibûn.

107. Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkârcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve resulüne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescid yapmışlardır. “Amacımız sadece iyi bir şey yapmaktı” diye de yemin edecekler. Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ edinenler var · ٱتَّخَذُوا۟ · مَسْجِدًۭا bir mescid · ضِرَارًۭا zarar vermek (için) · وَكُفْرًۭا ve nankörlük etmek (için) · وَتَفْرِيقًۢا ve ayrılık sokmak (için) · بَيْنَ arasını · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin · وَإِرْصَادًۭا ve gözetlemek (için) · لِّمَنْ kimseyi · حَارَبَ savaşan · ٱللَّهَ Allah · وَرَسُولَهُۥ ve Elçisiyle · مِن önceden · قَبْلُ ۚ · وَلَيَحْلِفُنَّ ve yemin edecekler · إِنْ biz istemedik · أَرَدْنَآ · إِلَّا başkasını · ٱلْحُسْنَىٰ ۖ iyilik(ten) · وَٱللَّهُ oysa Allah · يَشْهَدُ şahidtir · إِنَّهُمْ onların · لَكَـٰذِبُونَ yalan söylediklerine

لَا تَقُمۡ فِيهِ أَبَدࣰ اۚ لَّمَسۡجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقۡوَىٰ مِنۡ أَوَّلِ يَوۡمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِۚ فِيهِ رِجَالࣱ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُطَّهِّرِينَ ﴿108﴾

lâ teḳum fîhi ebedâ. lemescidün üssise `ale-ttaḳvâ min evveli yevmin eḥaḳḳu en teḳûme fîh. fîhi ricâlüy yüḥibbûne ey yeteṭahherû. vellâhü yüḥibbü-lmüṭṭahhirîn.

108. Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescid ise namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da arınmaya çalışanları sever.

Kelime meali

لَا namaza durma · تَقُمْ · فِيهِ orada · أَبَدًۭا ۚ asla · لَّمَسْجِدٌ mescid (ise) · أُسِّسَ kurulan · عَلَى üzere · ٱلتَّقْوَىٰ takva · مِنْ ilk · أَوَّلِ · يَوْمٍ günden · أَحَقُّ elbette daha uygundur · أَن (namaza) durmana · تَقُومَ · فِيهِ ۚ içinde · فِيهِ onda vardır · رِجَالٌۭ erkekler · يُحِبُّونَ seven · أَن temizlenmeyi · يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ · وَٱللَّهُ ve Allah · يُحِبُّ sever · ٱلْمُطَّهِّرِينَ temizlenenleri

أَفَمَنۡ أَسَّسَ بُنۡيَٰنَهُۥ عَلَىٰ تَقۡوَىٰ مِنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنٍ خَيۡرٌ أَم مَّنۡ أَسَّسَ بُنۡيَٰنَهُۥ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارࣲ فَٱنۡهَارَ بِهِۦ فِي نَارِ جَهَنَّمَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿109﴾

efemen essese bünyânehû `alâ taḳvâ mine-llâhi veriḍvânin ḫayrun em men essese bünyânehû `alâ şefâ cürufin hârin fenhâra bihî fî nâri cehennem. vellâhü lâ yehdi-lḳavme-żżâlimîn.

109. Binasını Allah’a saygı ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah hakkı çiğneyenleri doğru yola iletmez.

Kelime meali

أَفَمَنْ kimse mi? · أَسَّسَ kuran · بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını · عَلَىٰ üzerine · تَقْوَىٰ korku · مِنَ Allah'tan · ٱللَّهِ · وَرِضْوَٰنٍ ve rıza · خَيْرٌ hayırlıdır · أَم yoksa · مَّنْ kimse mi? · أَسَّسَ kuran · بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını · عَلَىٰ kenarına · شَفَا · جُرُفٍ bir uçurum · هَارٍۢ çökecek · فَٱنْهَارَ ve yuvarlanan · بِهِۦ onunla birlikte · فِى ateşine · نَارِ · جَهَنَّمَ ۗ cehennem · وَٱللَّهُ ve Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · ٱلْقَوْمَ topluluğunu · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler

لَا يَزَالُ بُنۡيَٰنُهُمُ ٱلَّذِي بَنَوۡاْ رِيبَةࣰ فِي قُلُوبِهِمۡ إِلَّآ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ﴿110﴾

lâ yezâlü bünyânühümü-lleẕî benev rîbeten fî ḳulûbihim illâ en teḳaṭṭa`a ḳulûbühüm. vellâhü `alîmün ḥakîm.

110. Onların kurduğu bina, yürekleri paramparça olmadığı (yaşadıkları) sürece içlerinde bir huzursuzluk kaynağı olmaya devam edecektir. Allah her şeyi bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.

Kelime meali

لَا ileri gitmez · يَزَالُ · بُنْيَـٰنُهُمُ binaları · ٱلَّذِى inşa ettikleri · بَنَوْا۟ · رِيبَةًۭ bir kuşku olmaktan · فِى yüreklerinde · قُلُوبِهِمْ · إِلَّآ dışında · أَن parçalanması · تَقَطَّعَ · قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir

۞إِنَّ ٱللَّهَ ٱشۡتَرَىٰ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَنفُسَهُمۡ وَأَمۡوَٰلَهُم بِأَنَّ لَهُمُ ٱلۡجَنَّةَۚ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيَقۡتُلُونَ وَيُقۡتَلُونَۖ وَعۡدًا عَلَيۡهِ حَقࣰّ ا فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَٱلۡإِنجِيلِ وَٱلۡقُرۡءَانِۚ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِعَهۡدِهِۦ مِنَ ٱللَّهِۚ فَٱسۡتَبۡشِرُواْ بِبَيۡعِكُمُ ٱلَّذِي بَايَعۡتُم بِهِۦۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿111﴾

inne-llâhe-şterâ mine-lmü'minîne enfüsehüm veemvâlehüm bienne lehümü-lcenneh. yüḳâtilûne fî sebîli-llâhi feyaḳtülûne veyuḳtelûne va`den `aleyhi ḥaḳḳan fi-ttevrâti vel'incîli velḳur'ân. vemen evfâ bi`ahdihî mine-llâhi festebşirû bibey`ikümü-lleẕî bâya`tüm bih. veẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.

111. Allah, kendi yolunda çarpışırken öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yer almış gerçek bir vaadidir. Kim Allah’tan daha fazla sözüne bağlı olabilir! O halde yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. İşte büyük bahtiyarlık da budur.

Kelime meali

۞ إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · ٱشْتَرَىٰ satın almıştır · مِنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ · أَنفُسَهُمْ canlarını · وَأَمْوَٰلَهُم ve mallarını · بِأَنَّ kendilerinin olmak üzere · لَهُمُ · ٱلْجَنَّةَ ۚ cennet · يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · فَيَقْتُلُونَ öldürürler · وَيُقْتَلُونَ ۖ ve öldürülürler · وَعْدًا bir sözdür · عَلَيْهِ üstlendiği · حَقًّۭا gerçek · فِى Tevrat'ta · ٱلتَّوْرَىٰةِ · وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de · وَٱلْقُرْءَانِ ۚ ve Kur'an'da · وَمَنْ ve kim · أَوْفَىٰ daha çok durabilir · بِعَهْدِهِۦ sözünde · مِنَ Allah'tan · ٱللَّهِ ۚ · فَٱسْتَبْشِرُوا۟ o halde sevinin · بِبَيْعِكُمُ alışverişinizden · ٱلَّذِى yaptığınız · بَايَعْتُم · بِهِۦ ۚ O'nunla · وَذَٰلِكَ ve işte · هُوَ o · ٱلْفَوْزُ başarıdır · ٱلْعَظِيمُ büyük

ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلۡعَٰبِدُونَ ٱلۡحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلۡأٓمِرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿112﴾

ettâibûne-l`âbidûne-lḥâmidûne-ssâiḥûne-rrâki`ûne-ssâcidûne-l'âmirûne bilma`rûfi vennâhûne `ani-lmünkeri velḥâfiżûne liḥudûdi-llâh. vebeşşiri-lmü'minîn.

112. O tövbekârlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri!

Kelime meali

ٱلتَّـٰٓئِبُونَ tevbe edenler · ٱلْعَـٰبِدُونَ ibadet edenler · ٱلْحَـٰمِدُونَ hamdedenler · ٱلسَّـٰٓئِحُونَ seyahat edenler · ٱلرَّٰكِعُونَ rüku edenler · ٱلسَّـٰجِدُونَ secde edenler · ٱلْـَٔامِرُونَ emredip · بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği · وَٱلنَّاهُونَ ve men'edenler · عَنِ kötülükten · ٱلْمُنكَرِ · وَٱلْحَـٰفِظُونَ ve koruyanlar · لِحُدُودِ sınırlarını · ٱللَّهِ ۗ Allah'ın · وَبَشِّرِ ve müjdele · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن يَسۡتَغۡفِرُواْ لِلۡمُشۡرِكِينَ وَلَوۡ كَانُوٓاْ أُوْلِي قُرۡبَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمۡ أَنَّهُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ﴿113﴾

mâ kâne linnebiyyi velleẕîne âmenû ey yestagfirû lilmüşrikîne velev kânû ülî ḳurbâ mim ba`di mâ tebeyyene lehüm ennehüm aṣḥâbü-lceḥîm.

113. Müşriklerin cehennemlik oldukları müminler nezdinde açıklık kazandıktan sonra, akraba bile olsalar peygamber de müminler de onların bağışlanmalarını dileyemezler.

Kelime meali

مَا yoktur · كَانَ · لِلنَّبِىِّ peygamber için · وَٱلَّذِينَ ve kimseler için · ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) · أَن mağfiret dilemek · يَسْتَغْفِرُوا۟ · لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar için · وَلَوْ ve şayet · كَانُوٓا۟ olsalar · أُو۟لِى akraba bile · قُرْبَىٰ sonra · مِنۢ · بَعْدِ · مَا belli olduktan · تَبَيَّنَ · لَهُمْ onların · أَنَّهُمْ muhakkak · أَصْحَـٰبُ halkı oldukları · ٱلْجَحِيمِ cehennem

وَمَا كَانَ ٱسۡتِغۡفَارُ إِبۡرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوۡعِدَةࣲ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوࣱّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنۡهُۚ إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمࣱ‏ ﴿114﴾

vemâ kâne-stigfâru ibrâhîme liebîhi illâ `am mev`idetiv ve`adehâ iyyâh. felemmâ tebeyyene lehû ennehû `adüvvül lillâhi teberrae minh. inne ibrâhîme leevvâhün ḥalîm.

114. İbrâhim’in, babasının bağışlanması için yaptığı dua ise sırf ona verdiği bir sözden ötürüydü. Ama onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı. İbrâhim gerçekten çok duyarlı, yumuşak huylu biriydi.

Kelime meali

وَمَا ve · كَانَ değildir · ٱسْتِغْفَارُ mağfiret dilemesi · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in · لِأَبِيهِ babası için · إِلَّا başka bir şey · عَن bir sözden · مَّوْعِدَةٍۢ · وَعَدَهَآ verdiği · إِيَّاهُ ona · فَلَمَّا fakat · تَبَيَّنَ belli olunca · لَهُۥٓ kendisine · أَنَّهُۥ onun · عَدُوٌّۭ düşmanı olduğu · لِّلَّهِ Allah'a · تَبَرَّأَ uzak durdu · مِنْهُ ۚ ondan · إِنَّ gerçekten · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim · لَأَوَّٰهٌ çok içli idi · حَلِيمٌۭ yumuşak huylu idi

وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوۡمَۢا بَعۡدَ إِذۡ هَدَىٰهُمۡ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ﴿115﴾

vemâ kâne-llâhü liyüḍille ḳavmem ba`de iẕ hedâhüm ḥattâ yübeyyine lehüm mâ yetteḳûn. inne-llâhe bikülli şey'in `alîm.

115. Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeylerin neler olduğunu kendilerine açıklamadan, onları yoldan çıkmış sayacak değildir. Kuşkusuz Allah her şeyi en iyi bilmektedir.

Kelime meali

وَمَا değildir · كَانَ · ٱللَّهُ Allah · لِيُضِلَّ onları saptıracak · قَوْمًۢا bir kavmi · بَعْدَ sonra · إِذْ doğru yola ilettikten · هَدَىٰهُمْ · حَتَّىٰ kadar · يُبَيِّنَ açıklayıncaya · لَهُم kendilerine · مَّا şeyleri · يَتَّقُونَ ۚ sakınacakları · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌ bilendir

إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۚ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرࣲ‏ ﴿116﴾

inne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yuḥyî veyümît. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ neṣîr.

116. Bilesiniz ki göklerin de yerin de hükümranlığı Allah’ındır. Yaşatan O’dur, öldüren O’dur. Allah’tan başka sizin için ne bir dost ne bir yardımcı vardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَهُۥ O'nundur · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin · يُحْىِۦ yaşatandır; · وَيُمِيتُ ۚ ve öldürendir · وَمَا ve yoktur · لَكُم sizin · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · مِن hiçbir · وَلِىٍّۢ dost · وَلَا ne de · نَصِيرٍۢ yardımcınız

لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِيِّ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ ٱلۡعُسۡرَةِ مِنۢ بَعۡدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقࣲ مِّنۡهُمۡ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّهُۥ بِهِمۡ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿117﴾

leḳat tâbe-llâhü `ale-nnebiyyi velmühâcirîne vel'enṣâri-lleẕîne-ttebe`ûhü fî sâ`ati-l`usrati mim ba`di mâ kâde yezîgu ḳulûbü ferîḳim minhüm ŝümme tâbe `aleyhim. innehû bihim raûfür raḥîm.

117. Şu bir gerçek ki Allah, peygambere ve o sıkıntılı zamanda, içlerinden bir grubun moralleri bozulmaya yüz tuttuktan sonra bile ona bağlılıklarını koruyan muhacirlere ve ensara lütfuyla muamele etti ve sonra da tövbelerini kabul etti. Allah onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Kelime meali

لَّقَد andolsun · تَّابَ affetti · ٱللَّهُ Allah · عَلَى Peygamberi · ٱلنَّبِىِّ · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve Muhacirleri · وَٱلْأَنصَارِ ve Ensarı · ٱلَّذِينَ ona uyan · ٱتَّبَعُوهُ · فِى sa'atinde · سَاعَةِ · ٱلْعُسْرَةِ güçlük · مِنۢ O zaman · بَعْدِ · مَا iken · كَادَ neredeyse · يَزِيغُ kaymağa yüz tutmuş · قُلُوبُ kalbleri · فَرِيقٍۢ bir kısmının · مِّنْهُمْ içlerinden · ثُمَّ yine de · تَابَ tevbesini kabul etti · عَلَيْهِمْ ۚ onların · إِنَّهُۥ çünkü O · بِهِمْ onlara karşı · رَءُوفٌۭ çok şefkatli · رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir

وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُواْ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ وَضَاقَتۡ عَلَيۡهِمۡ أَنفُسُهُمۡ وَظَنُّوٓاْ أَن لَّا مَلۡجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيۡهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ﴿118﴾

ve`ale-ŝŝelâŝeti-lleẕîne ḫullifû. ḥattâ iẕâ ḍâḳat `aleyhimü-l'arḍu bimâ raḥubet veḍâḳat `aleyhim enfüsühüm veżannû el lâ melcee mine-llâhi illâ ileyh. ŝümme tâbe `aleyhim liyetûbû. inne-llâhe hüve-ttevvâbü-rraḥîm.

118. Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a karşı O’ndan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, merhametlidir.

Kelime meali

وَعَلَى ve · ٱلثَّلَـٰثَةِ üçünün (kişinin) · ٱلَّذِينَ geri bırakılan · خُلِّفُوا۟ · حَتَّىٰٓ hatta · إِذَا dar gelmişti · ضَاقَتْ · عَلَيْهِمُ başlarına · ٱلْأَرْضُ dünya · بِمَا rağmen · رَحُبَتْ genişliğine · وَضَاقَتْ ve sıkıldıkça sıkılmış · عَلَيْهِمْ onların · أَنفُسُهُمْ canları · وَظَنُّوٓا۟ ve anlamışlardı · أَن olmadığını · لَّا · مَلْجَأَ bir çare · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ · إِلَّآ başka · إِلَيْهِ yine kendisinden · ثُمَّ sonra · تَابَ tevbesini kabul buyurdu · عَلَيْهِمْ onların · لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ tevbe etsinler · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul eden · ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ ﴿119﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenü-tteḳu-llâhe vekûnû me`a-ṣṣâdiḳîn.

119. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · ٱتَّقُوا۟ korkun · ٱللَّهَ Allah'tan · وَكُونُوا۟ ve olun · مَعَ beraber · ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrularla

مَا كَانَ لِأَهۡلِ ٱلۡمَدِينَةِ وَمَنۡ حَوۡلَهُم مِّنَ ٱلۡأَعۡرَابِ أَن يَتَخَلَّفُواْ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرۡغَبُواْ بِأَنفُسِهِمۡ عَن نَّفۡسِهِۦۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ لَا يُصِيبُهُمۡ ظَمَأࣱ وَلَا نَصَبࣱ وَلَا مَخۡمَصَةࣱ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوۡطِئࣰ ا يَغِيظُ ٱلۡكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنۡ عَدُوࣲّ نَّيۡلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلࣱ صَٰلِحٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿120﴾

mâ kâne liehli-lmedîneti vemen ḥavlehüm mine-l'a`râbi ey yeteḫallefû `ar rasûli-llâhi velâ yergabû bienfüsihim `an nefsih. ẕâlike biennehüm lâ yüṣîbühüm żameüv velâ neṣabüv velâ maḫmeṣatün fî sebîli-llâhi velâ yeṭaûne mevṭiey yegîżu-lküffâra velâ yenâlûne min `adüvvin neylen illâ kütibe lehüm bihî `amelün ṣâliḥ. inne-llâhe lâ yüḍî`u ecra-lmuḥsinîn.

120. Medine ahalisi ve çevresinde bulunan bedevîler Resûlullah’a katılmaktan geri kalamaz ve onu bırakıp kendi canlarının derdine düşemezler. Çünkü onlar Allah yolunda ne zaman bir susuzluk, yorgunluk ve açlığa mâruz kalsalar, kâfirleri öfkelendirecek biçimde bir yere ayak bassalar veya düşmana karşı bir başarı elde etseler, bunların her biri mutlaka onlar için iyi birer amel olarak yazılır. Allah iyilerin emeğini asla boşa çıkarmaz.

Kelime meali

مَا onlara yakışmaz · كَانَ · لِأَهْلِ halkının · ٱلْمَدِينَةِ Medine · وَمَنْ ve kimselerin · حَوْلَهُم onların çevresinden · مِّنَ bedevi Araplardan · ٱلْأَعْرَابِ · أَن geri kalmaları · يَتَخَلَّفُوا۟ · عَن Elçisinden · رَّسُولِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَلَا ve · يَرْغَبُوا۟ kaygısına düşmeleri · بِأَنفُسِهِمْ kendi canlarının · عَن onun canından önce · نَّفْسِهِۦ ۚ · ذَٰلِكَ böyledir · بِأَنَّهُمْ çünkü · لَا yoktur ki · يُصِيبُهُمْ onların çekmeleri · ظَمَأٌۭ bir susuzluk · وَلَا ve yoktur ki · نَصَبٌۭ bir yorgunluk · وَلَا ve yoktur ki · مَخْمَصَةٌۭ bir açlık · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ Allah · وَلَا ve yoktur ki · يَطَـُٔونَ ayak basmaları · مَوْطِئًۭا bir yere · يَغِيظُ öfkelendirecek · ٱلْكُفَّارَ kâfirleri · وَلَا ve yoktur ki · يَنَالُونَ sağlamaları · مِنْ düşman karşısında · عَدُوٍّۢ · نَّيْلًا bir başarı · إِلَّا mutlaka · كُتِبَ yazıl(masın) · لَهُم kendileri için · بِهِۦ onunla · عَمَلٌۭ bir amel · صَـٰلِحٌ ۚ salih · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · لَا zayi etmez · يُضِيعُ ecirlerini · أَجْرَ iyilik edenlerin · ٱلْمُحْسِنِينَ harcamaları

وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةࣰ صَغِيرَةࣰ وَلَا كَبِيرَةࣰ وَلَا يَقۡطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمۡ لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿121﴾

velâ yünfiḳûne nefeḳaten ṣagîratev velâ kebîratev velâ yaḳṭa`ûne vâdiyen illâ kütibe lehüm liyecziyehümü-llâhü aḥsene mâ kânû ya`melûn.

121. Yine, onlar küçük olsun büyük olsun hayır yolunda bir harcama yaptıklarında, bir yol katettiklerinde, bu -Allah’ın onlara, yapmış olduklarından daha güzeliyle karşılık vermesi için- muhakkak onların lehine yazılır.

Kelime meali

وَلَا ve yoktur ki · يُنفِقُونَ sarfettikeri · نَفَقَةًۭ bir masraf · صَغِيرَةًۭ küçük · وَلَا ve · كَبِيرَةًۭ büyük · وَلَا ve yoktur ki · يَقْطَعُونَ bir geçmeleri · وَادِيًا vadiyi · إِلَّا mutlaka · كُتِبَ yazı(lmasın) · لَهُمْ onların lehine · لِيَجْزِيَهُمُ onları mükafatlandırması için · ٱللَّهُ Allah'ın · أَحْسَنَ en güzeliyle · مَا şeylerin · كَانُوا۟ oldukları · يَعْمَلُونَ yapıyorlar

۞وَمَا كَانَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةࣰۚ فَلَوۡلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرۡقَةࣲ مِّنۡهُمۡ طَآئِفَةࣱ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوۡمَهُمۡ إِذَا رَجَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَحۡذَرُونَ ﴿122﴾

vemâ kâne-lmü'minûne liyenfirû kâffeh. felevlâ nefera min külli firḳatim minhüm ṭâifetül liyetefeḳḳahû fi-ddîni veliyünẕirû ḳavmehüm iẕâ race`û ileyhim le`allehüm yaḥẕerûn.

122. Bununla beraber müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.

Kelime meali

۞ وَمَا ve değillerdi · كَانَ inananlar · ٱلْمُؤْمِنُونَ · لِيَنفِرُوا۟ sefere çıkacak · كَآفَّةًۭ ۚ hepsi toptan · فَلَوْلَا gerekmez mi? · نَفَرَ geri kalmaları · مِن her · كُلِّ · فِرْقَةٍۢ kabileden · مِّنْهُمْ içlerinden · طَآئِفَةٌۭ bir cemaatin · لِّيَتَفَقَّهُوا۟ iyice öğrenmek için · فِى dini · ٱلدِّينِ · وَلِيُنذِرُوا۟ ve uyarmaları için · قَوْمَهُمْ kavimlerine · إِذَا zaman · رَجَعُوٓا۟ dönüp geldikleri · إِلَيْهِمْ onlara · لَعَلَّهُمْ belki · يَحْذَرُونَ sakınırlar diye

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قَٰتِلُواْ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلۡكُفَّارِ وَلۡيَجِدُواْ فِيكُمۡ غِلۡظَةࣰۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿123﴾

yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ḳâtilü-lleẕîne yelûneküm mine-lküffâri velyecidû fîküm gilżah. va`lemû enne-llâhe me`a-lmütteḳîn.

123. Ey iman edenler! İnkârcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Onlar sizin çetin gücünüzü görsünler. Biliniz ki Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

Kelime meali

يَـٰٓأَيُّهَا Ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · قَـٰتِلُوا۟ savaşın · ٱلَّذِينَ kimselerle · يَلُونَكُم yakınınızda bulunan · مِّنَ kafirlerden · ٱلْكُفَّارِ · وَلْيَجِدُوا۟ ve bulsunlar · فِيكُمْ sizde · غِلْظَةًۭ ۚ bir katılık · وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مَعَ beraberdir · ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla

وَإِذَا مَآ أُنزِلَتۡ سُورَةࣱ فَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمۡ زَادَتۡهُ هَٰذِهِۦٓ إِيمَٰنࣰ اۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فَزَادَتۡهُمۡ إِيمَٰنࣰ ا وَهُمۡ يَسۡتَبۡشِرُونَ ﴿124﴾

veiẕâ mâ ünzilet sûratün feminhüm mey yeḳûlü eyyüküm zâdethü hâẕihî îmânâ. feemme-lleẕîne âmenû fezâdethüm îmânev vehüm yestebşirûn.

124. Ne zaman bir sûre indirilse, içlerinden “Bu hanginizin imanını arttırdı ki?” diye soranlar çıkar. Ama bu, iman etmiş olanların imanını pekiştirmiştir ve bundan dolayı onlar sevinç içindedirler.

Kelime meali

وَإِذَا ve ne zaman · مَآ indirilse · أُنزِلَتْ · سُورَةٌۭ bir sure · فَمِنْهُم onlardan · مَّن kimi · يَقُولُ der · أَيُّكُمْ hanginizin · زَادَتْهُ artırdı · هَـٰذِهِۦٓ bu · إِيمَـٰنًۭا ۚ imanını · فَأَمَّا fakat · ٱلَّذِينَ kimselerin · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · فَزَادَتْهُمْ artırır · إِيمَـٰنًۭا imanını · وَهُمْ ve onlar · يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler

وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ فَزَادَتۡهُمۡ رِجۡسًا إِلَىٰ رِجۡسِهِمۡ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ﴿125﴾

veemme-lleẕîne fi ḳulûbihim meraḍun fezâdethüm ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehüm kâfirûn.

125. Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların (mânevî) kirlerine kir katmıştır ve onlar inkârcı olarak ölüp gitmişlerdir.

Kelime meali

وَأَمَّا fakat gelince · ٱلَّذِينَ kimselere · فِى yüreklerinde · قُلُوبِهِم · مَّرَضٌۭ hastalık olan(lara) · فَزَادَتْهُمْ katmıştır onların · رِجْسًا pislik · إِلَىٰ pisliklerine · رِجْسِهِمْ · وَمَاتُوا۟ ve ölürler · وَهُمْ onlar · كَـٰفِرُونَ kafirler olarak

أَوَلَا يَرَوۡنَ أَنَّهُمۡ يُفۡتَنُونَ فِي كُلِّ عَامࣲ مَّرَّةً أَوۡ مَرَّتَيۡنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمۡ يَذَّكَّرُونَ ﴿126﴾

evelâ yeravne ennehüm yüftenûne fî külli `âmim merraten ev merrateyni ŝümme lâ yetûbûne velâ hüm yeẕẕekkerûn.

126. Görmüyorlar mı ki her yıl bir veya iki defa musibetlerle sınanıyorlar da yine tövbe etmiyorlar ve ibret almıyorlar.

Kelime meali

أَوَلَا görmüyorlar mı? · يَرَوْنَ · أَنَّهُمْ kendilerinin · يُفْتَنُونَ sınandıklarını · فِى her · كُلِّ · عَامٍۢ yıl · مَّرَّةً bir kez · أَوْ veya · مَرَّتَيْنِ iki kez · ثُمَّ yine de · لَا tevbe etmiyor · يَتُوبُونَ · وَلَا ve · هُمْ onlar · يَذَّكَّرُونَ öğüt almıyorlar

وَإِذَا مَآ أُنزِلَتۡ سُورَةࣱ نَّظَرَ بَعۡضُهُمۡ إِلَىٰ بَعۡضٍ هَلۡ يَرَىٰكُم مِّنۡ أَحَدࣲ ثُمَّ ٱنصَرَفُواْۚ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ ﴿127﴾

veiẕâ mâ ünzilet sûratün neżara ba`ḍuhüm ilâ ba`ḍ. hel yerâküm min eḥadin ŝümme-nṣarafû. ṣarafe-llâhü ḳulûbehüm biennehüm ḳavmül lâ yefḳahûn.

127. Ne zaman bir sûre indirilse, “Sizi biri görüyor mu?” diyerek birbirlerine bakarlar, sonra sıvışıp giderler. Anlamamakta direndikleri için Allah da onların kalplerini haktan çevirmiştir.

Kelime meali

وَإِذَا ve ne zaman ki · مَآ indirildi · أُنزِلَتْ · سُورَةٌۭ bir sure · نَّظَرَ bakarlar · بَعْضُهُمْ kimisi · إِلَىٰ diğerine · بَعْضٍ · هَلْ mu? · يَرَىٰكُم sizi görüyor · مِّنْ birisi · أَحَدٍۢ · ثُمَّ sonra · ٱنصَرَفُوا۟ ۚ sıvışırlar · صَرَفَ çevirmiştir · ٱللَّهُ Allah · قُلُوبَهُم onların kalblerini · بِأَنَّهُمْ oldukları için · قَوْمٌۭ bir topluluk · لَّا anlamaz · يَفْقَهُونَ

لَقَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ عَزِيزٌ عَلَيۡهِ مَا عَنِتُّمۡ حَرِيصٌ عَلَيۡكُم بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏ ﴿128﴾

leḳad câeküm rasûlüm min enfüsiküm `azîz. `aleyhi mâ `anittüm ḥarîṣun `aleyküm bilmü'minîne raûfür raḥîm.

128. Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.

Kelime meali

لَقَدْ andolsun · جَآءَكُمْ size gelmiştir · رَسُولٌۭ bir Elçi · مِّنْ içinizden · أَنفُسِكُمْ · عَزِيزٌ ağır gelen · عَلَيْهِ ona · مَا sıkıntıya uğramanız · عَنِتُّمْ · حَرِيصٌ düşkün · عَلَيْكُم size · بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere · رَءُوفٌۭ şefkatli · رَّحِيمٌۭ merhametlidir

فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُلۡ حَسۡبِيَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُۖ وَهُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿129﴾

fein tevellev feḳul ḥasbiye-llâh. lâ ilâhe illâ hû. `aleyhi tevekkeltü vehüve rabbü-l`arşi-l`ażîm.

129. Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.”

Kelime meali

فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse · فَقُلْ de ki · حَسْبِىَ bana yeter · ٱللَّهُ Allah · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا başka · هُوَ ۖ O'ndan · عَلَيْهِ O'na · تَوَكَّلْتُ ۖ dayandım · وَهُوَ ve O · رَبُّ rabbidir · ٱلْعَرْشِ Arş'ın · ٱلْعَظِيمِ büyük