Furkān Suresi
Furkān suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
تَبَارَكَ ٱلَّذِي نَزَّلَ ٱلۡفُرۡقَانَ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦ لِيَكُونَ لِلۡعَٰلَمِينَ نَذِيرًا ﴿1﴾
tebârake-lleẕî nezzele-lfürḳâne `alâ `abdihî liyekûne lil`âlemîne neẕîrâ.
1. Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkān’ı indiren Allah aşkındır, cömerttir.
Kelime meali
تَبَارَكَ pek kutludur · ٱلَّذِى indiren · نَزَّلَ · ٱلْفُرْقَانَ Furkanı · عَلَىٰ üzerine · عَبْدِهِۦ kulu · لِيَكُونَ olması için · لِلْعَـٰلَمِينَ alemlere · نَذِيرًا uyarıcı
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدࣰ ا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكࣱ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيۡءࣲ فَقَدَّرَهُۥ تَقۡدِيرࣰ ا ﴿2﴾
elleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍi velem yetteḫiẕ veledev velem yekül lehû şerîkün fi-lmülki veḫaleḳa külle şey'in feḳadderahû taḳdîrâ.
2. O, göklerin ve yerin egemenliği kendisine ait olan, çocuk edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratan, yarattığına belli bir ölçüye göre düzen veren Allah’tır.
Kelime meali
ٱلَّذِى öyle ki · لَهُۥ O'nundur · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ve yerin · وَلَمْ ve · يَتَّخِذْ O edinmemiştir · وَلَدًۭا bir çocuk · وَلَمْ ve · يَكُن yoktur · لَّهُۥ O'nun · شَرِيكٌۭ ortağı · فِى mülkünde · ٱلْمُلْكِ · وَخَلَقَ ve yaratmıştır · كُلَّ her · شَىْءٍۢ şeyi · فَقَدَّرَهُۥ ve takdir etmiştir ona · تَقْدِيرًۭا ölçü biçim ve düzen
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةࣰ لَّا يَخۡلُقُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَهُمۡ يُخۡلَقُونَ وَلَا يَمۡلِكُونَ لِأَنفُسِهِمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُونَ مَوۡتࣰ ا وَلَا حَيَوٰةࣰ وَلَا نُشُورࣰ ا ﴿3﴾
vetteḫaẕû min dûnihî âlihetel lâ yaḫlüḳûne şey'ev vehüm yuḫleḳûne velâ yemlikûne lienfüsihim ḍarrav velâ nef`av velâ yemlikûne mevtev velâ ḥayâtev velâ nüşûrâ.
3. Oysa onlar, Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratamayan, aksine kendileri yaratılmış bulunan, bizzat kendilerine bile bir zarar ya da faydaları dokunmayan, ölüm, hayat ve ölümden sonra yeniden diriliş de ellerinde olmayan (sahte) tanrılar edindiler.
Kelime meali
وَٱتَّخَذُوا۟ ve edindiler · مِن O'ndan ayrı olarak · دُونِهِۦٓ · ءَالِهَةًۭ birtakım tanrılar · لَّا yaratmayan · يَخْلُقُونَ · شَيْـًۭٔا hiçbir şey · وَهُمْ ve kendileri · يُخْلَقُونَ yaratılan · وَلَا ve · يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen · لِأَنفُسِهِمْ kendilerine dahi · ضَرًّۭا zarar vermeye · وَلَا ne de · نَفْعًۭا yarar vermeye · وَلَا ve · يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen · مَوْتًۭا öldüremeye · وَلَا ne de · حَيَوٰةًۭ yaşatamaya · وَلَا ve ne de · نُشُورًۭا (ölüleri diriltip) kaldıramaya
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ إِفۡكٌ ٱفۡتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيۡهِ قَوۡمٌ ءَاخَرُونَۖ فَقَدۡ جَآءُو ظُلۡمࣰ ا وَزُورࣰ ا ﴿4﴾
veḳâle-lleẕîne keferû in hâẕâ illâ ifkün-fterâhü vee`ânehû `aleyhi ḳavmün âḫarûn. feḳad câû żulmev vezûrâ.
4. İnkâr edenler, “Bu Kur’an, onun uydurduğu, birilerinin de bu konuda kendisine yardım ettiği bir düzmeceden ibarettir” dediler; böylece onlar açık bir haksızlık ve iftirada bulunmuş oldular.
Kelime meali
وَقَالَ ve dedi ki · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) · إِنْ değildir · هَـٰذَآ bu · إِلَّآ başka bir şey · إِفْكٌ yalandan · ٱفْتَرَىٰهُ onu uydurdu · وَأَعَانَهُۥ ve yardım etti · عَلَيْهِ kendisine · قَوْمٌ bir topluluk · ءَاخَرُونَ ۖ başka · فَقَدْ böylece · جَآءُو vardılar · ظُلْمًۭا kesin bir haksızlığa · وَزُورًۭا ve iftiraya
وَقَالُوٓاْ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٱكۡتَتَبَهَا فَهِيَ تُمۡلَىٰ عَلَيۡهِ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلࣰ ا ﴿5﴾
veḳâlû esâṭîru-l'evvelîne-ktetebehâ fehiye tümlâ `aleyhi bükratev veeṣîlâ.
5. Yine dediler ki: “Bunlar, onun başkalarına yazdırdığı, sabah akşam kendisine okunan eskilerin masallarıdır!”
Kelime meali
وَقَالُوٓا۟ ve dediler · أَسَـٰطِيرُ masalları · ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin · ٱكْتَتَبَهَا onları yazmış · فَهِىَ onlar · تُمْلَىٰ yazdırılıyor · عَلَيْهِ kendisine · بُكْرَةًۭ sabah · وَأَصِيلًۭا ve akşam
قُلۡ أَنزَلَهُ ٱلَّذِي يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿6﴾
ḳul enzelehü-lleẕî ya`lemü-ssirra fi-ssemâvâti vel'arḍ. innehû kâne gafûrar raḥîmâ.
6. De ki: “Onu, göklerin ve yerin sırlarını bilen Allah indirdi. Doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
Kelime meali
قُلْ de ki · أَنزَلَهُ onu indirdi · ٱلَّذِى bilen · يَعْلَمُ · ٱلسِّرَّ gizleri · فِى göklerdeki · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerdeki · إِنَّهُۥ şüphesiz o · كَانَ çok bağışlayandır · غَفُورًۭا · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir
وَقَالُواْ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأۡكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشِي فِي ٱلۡأَسۡوَاقِ لَوۡلَآ أُنزِلَ إِلَيۡهِ مَلَكࣱ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا ﴿7﴾
veḳâlû mâ lihâẕe-rrasûli ye'külu-ṭṭa`âme veyemşî fi-l'esvâḳ. levlâ ünzile ileyhi melekün feyekûne me`ahû neẕîrâ.
7. Dediler ki: “Bu nasıl peygamber! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilmeli ve kendisiyle birlikte o melek de uyarıcılık görevi yapmalı değil miydi?
Kelime meali
وَقَالُوا۟ ve dediler ki · مَالِ ne oluyor ki? · هَـٰذَا bu · ٱلرَّسُولِ elçiye · يَأْكُلُ yiyor · ٱلطَّعَامَ yemek · وَيَمْشِى ve geziyor · فِى çarşılarda · ٱلْأَسْوَاقِ ۙ · لَوْلَآ değil mi? · أُنزِلَ indirilmeli · إِلَيْهِ ona · مَلَكٌۭ bir melek · فَيَكُونَ olsun · مَعَهُۥ kendisiyle beraber · نَذِيرًا uyarıcı
أَوۡ يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةࣱ يَأۡكُلُ مِنۡهَاۚ وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلࣰ ا مَّسۡحُورًا ﴿8﴾
ev yülḳâ ileyhi kenzün ev tekûnü lehû cennetüy ye'külü minhâ. veḳâle-żżâlimûne in tettebi`ûne illâ racülem mesḥûrâ.
8. Veya ona bir hazine verilmeliydi ya da zahmetsizce yiyip içtiği bir bahçesi olmalıydı.” Bu zalimler (inananlara), “Siz sadece kendisine büyü yapılmış bir adamın peşinden gidiyorsunuz” dediler.
Kelime meali
أَوْ yahut değil mi? · يُلْقَىٰٓ atılmalı · إِلَيْهِ üstüne · كَنزٌ bir hazine · أَوْ yahut · تَكُونُ olmalı değil mi? · لَهُۥ kendisinin · جَنَّةٌۭ bir bahçesi · يَأْكُلُ yiyeceği · مِنْهَا ۚ ondan (ürününden) · وَقَالَ ve dediler ki · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler · إِن siz uymuyorsunuz · تَتَّبِعُونَ · إِلَّا başkasına · رَجُلًۭا bir adam(dan) · مَّسْحُورًا büyülenmiş
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَٰلَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلࣰ ا ﴿9﴾
ünżur keyfe ḍarabû leke-l'emŝâle feḍallû felâ yesteṭî`ûne sebîlâ.
9. Gör işte, senin hakkında ne tür yakıştırmalarda bulundular! Bu şekilde yoldan çıkmış bulunuyorlar, artık bir daha da doğru yolu bulamayacaklar.
Kelime meali
ٱنظُرْ bak · كَيْفَ nasıl · ضَرَبُوا۟ misal verdiler · لَكَ senin için · ٱلْأَمْثَـٰلَ benzetmelerle · فَضَلُّوا۟ saptılar · فَلَا artık · يَسْتَطِيعُونَ bulamazlar · سَبِيلًۭا yolu
تَبَارَكَ ٱلَّذِيٓ إِن شَآءَ جَعَلَ لَكَ خَيۡرࣰ ا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ وَيَجۡعَل لَّكَ قُصُورَۢا ﴿10﴾
tebârake-lleẕî in şâe ce`ale leke ḫayram min ẕâlike cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru veyec`al leke ḳuṣûrâ.
10. Allah, öyle aşkın ve cömerttir ki, eğer isterse sana bundan daha hayırlısını, içinden ırmakların aktığı şirin bahçeler verir; senin için saraylar yapar.
Kelime meali
تَبَارَكَ yücedir · ٱلَّذِىٓ O ki · إِن eğer · شَآءَ dilerse · جَعَلَ verir · لَكَ sana · خَيْرًۭا daha hayırlısını · مِّن bundan · ذَٰلِكَ · جَنَّـٰتٍۢ bahçeler · تَجْرِى akan · مِن altlarından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar · وَيَجْعَل ve yapar · لَّكَ senin için · قُصُورًۢا saraylar
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلسَّاعَةِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِمَن كَذَّبَ بِٱلسَّاعَةِ سَعِيرًا ﴿11﴾
bel keẕẕebû bissâ`ati vea`tednâ limen keẕẕebe bissâ`ati se`îrâ.
11. Fakat onlar kıyameti yalanladılar. Biz de kıyameti yalanlayanlar için alevli bir ateş hazırladık.
Kelime meali
بَلْ bilakis · كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar · بِٱلسَّاعَةِ ۖ (duruşma) sa'atini · وَأَعْتَدْنَا ve biz hazırlamışızdır · لِمَن kimselere · كَذَّبَ yalanlayan · بِٱلسَّاعَةِ sa'ati · سَعِيرًا alevli bir ateş
إِذَا رَأَتۡهُم مِّن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ سَمِعُواْ لَهَا تَغَيُّظࣰ ا وَزَفِيرࣰ ا ﴿12﴾
iẕâ raethüm mim mekânim be`îdin semi`û lehâ tegayyüżav vezefîrâ.
12. O ateş uzak bir yerden kendilerine görününce homurdanmasını ve uğultusunu işitirler.
Kelime meali
إِذَا ne zaman ki · رَأَتْهُم onları görünce · مِّن bir yerden · مَّكَانٍۭ · بَعِيدٍۢ uzak · سَمِعُوا۟ onlar işitirler · لَهَا bunun · تَغَيُّظًۭا öfkesini · وَزَفِيرًۭا ve homurtusunu
وَإِذَآ أُلۡقُواْ مِنۡهَا مَكَانࣰ ا ضَيِّقࣰ ا مُّقَرَّنِينَ دَعَوۡاْ هُنَالِكَ ثُبُورࣰ ا ﴿13﴾
veiẕâ ülḳû minhâ mekânen ḍayyiḳam müḳarranîne de`av hünâlike ŝübûrâ.
13. Zincirlerle sımsıkı bağlı olarak onun dar bir yerine atılınca oracıkta yok olmayı isterler.
Kelime meali
وَإِذَآ ve zaman · أُلْقُوا۟ atıldıkları · مِنْهَا onun · مَكَانًۭا bir yerine · ضَيِّقًۭا dar · مُّقَرَّنِينَ bağlı olarak · دَعَوْا۟ çağırırlar · هُنَالِكَ orada · ثُبُورًۭا helâki
لَّا تَدۡعُواْ ٱلۡيَوۡمَ ثُبُورࣰ ا وَٰحِدࣰ ا وَٱدۡعُواْ ثُبُورࣰ ا كَثِيرࣰ ا ﴿14﴾
lâ ted`ü-lyevme ŝübûrav vâḥidev ved`û ŝübûran keŝîrâ.
14. Bugün boşuna bir defada yok olmayı istemeyin! Defalarca yok olmak için yalvarın!
Kelime meali
لَّا çağırmayın · تَدْعُوا۟ · ٱلْيَوْمَ bugün · ثُبُورًۭا helâki · وَٰحِدًۭا bir tek · وَٱدْعُوا۟ çağırın · ثُبُورًۭا helâki · كَثِيرًۭا birçok
قُلۡ أَذَٰلِكَ خَيۡرٌ أَمۡ جَنَّةُ ٱلۡخُلۡدِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۚ كَانَتۡ لَهُمۡ جَزَآءࣰ وَمَصِيرࣰ ا ﴿15﴾
ḳul eẕâlike ḫayrun em cennetü-lḫuldi-lletî vu`ide-lmütteḳûn. kânet lehüm cezâev vemeṣîrâ.
15. De ki: “Bu mu daha iyidir, yoksa Allah’a saygılı olanlara vaad edilen ebedî cennet mi?” İşte bunlar için cennet bir ödül ve nihaî durak olacaktır.
Kelime meali
قُلْ de ki · أَذَٰلِكَ bu mu? · خَيْرٌ daha iyi · أَمْ yoksa · جَنَّةُ cennet (mi?) · ٱلْخُلْدِ ebedi · ٱلَّتِى va'dedilen · وُعِدَ · ٱلْمُتَّقُونَ ۚ muttakilere · كَانَتْ olan · لَهُمْ onlar için · جَزَآءًۭ mükafat · وَمَصِيرًۭا ve varış yeri
لَّهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَ خَٰلِدِينَۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ وَعۡدࣰ ا مَّسۡـُٔولࣰ ا ﴿16﴾
lehüm fîhâ mâ yeşâûne ḫâlidîn. kâne `alâ rabbike va`dem mes'ûlâ.
16. Orada kendileri için sonsuza kadar istedikleri her şey vardır. Bu, rabbinin, gerçekleşmesi istenen bir vaadidir.
Kelime meali
لَّهُمْ onlara vardır · فِيهَا orada · مَا ne · يَشَآءُونَ istiyorlarsa · خَـٰلِدِينَ ۚ ve sürekli kalırlar · كَانَ bu · عَلَىٰ üzerine · رَبِّكَ Rabbinin · وَعْدًۭا bir va'didir · مَّسْـُٔولًۭا sorumluluk gerektiren
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَقُولُ ءَأَنتُمۡ أَضۡلَلۡتُمۡ عِبَادِي هَٰٓؤُلَآءِ أَمۡ هُمۡ ضَلُّواْ ٱلسَّبِيلَ ﴿17﴾
veyevme yaḥşüruhüm vemâ ya`büdûne min dûni-llâhi feyeḳûlü eentüm aḍleltüm `ibâdî hâülâi em hüm ḍallü-ssebîl.
17. O gün Allah, onları ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri bir araya toplayacak, sonra “Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?” diye soracak.
Kelime meali
وَيَوْمَ ve gün · يَحْشُرُهُمْ onları toplayacağı · وَمَا şeyleri · يَعْبُدُونَ taptıkları · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · فَيَقُولُ der ki · ءَأَنتُمْ siz mi? · أَضْلَلْتُمْ saptırdınız · عِبَادِى kullarımı · هَـٰٓؤُلَآءِ bu · أَمْ yoksa · هُمْ kendileri (mi) · ضَلُّوا۟ sapıttılar · ٱلسَّبِيلَ yolu
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ مَا كَانَ يَنۢبَغِي لَنَآ أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ وَلَٰكِن مَّتَّعۡتَهُمۡ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ نَسُواْ ٱلذِّكۡرَ وَكَانُواْ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا ﴿18﴾
ḳâlû sübḥâneke mâ kâne yembegî lenâ en netteḫiẕe min dûnike min evliyâe velâkim metta`tehüm veâbâehüm ḥattâ nesü-ẕẕikr. vekânû ḳavmem bûrâ.
18. Onlar, “Seni tenzih ederiz! Senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Sen bunları ve atalarını nimetler içinde yüzdürdün; nihayet onlar da seni anmayı unuttular ve böylece uçurumu boylayan bir topluluk oldular” diyecekler.
Kelime meali
قَالُوا۟ derler ki · سُبْحَـٰنَكَ senin şanın yücedir · مَا değildi · كَانَ · يَنۢبَغِى yaraşır · لَنَآ bize · أَن edinmek · نَّتَّخِذَ · مِن senden başka · دُونِكَ · مِنْ veliler · أَوْلِيَآءَ · وَلَـٰكِن fakat · مَّتَّعْتَهُمْ sen onları ni'metlendirdin · وَءَابَآءَهُمْ ve atalarını · حَتَّىٰ kadar · نَسُوا۟ unutuncaya · ٱلذِّكْرَ anmayı · وَكَانُوا۟ ve oldular · قَوْمًۢا bir topluluk · بُورًۭا helaki hak eden
فَقَدۡ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسۡتَطِيعُونَ صَرۡفࣰ ا وَلَا نَصۡرࣰ اۚ وَمَن يَظۡلِم مِّنكُمۡ نُذِقۡهُ عَذَابࣰ ا كَبِيرࣰ ا ﴿19﴾
feḳad keẕẕebûküm bimâ teḳûlûne femâ testeṭî`ûne ṣarfev velâ naṣrâ. vemey yażlim minküm nüẕiḳhü `aẕâben kebîrâ.
19. İşte (ey müşrikler), bu taptığınız şeyler, sizin söylediklerinizin yalan olduğunu ortaya koydu. Artık ne cezanızı savabilirsiniz ne de kendinize bir yardım sağlayabilirsiniz. İçinizden kim haksızlık yoluna sapmış ise ona büyük bir azap tattırırız!
Kelime meali
فَقَدْ işte · كَذَّبُوكُم sizi yalanladılar · بِمَا şeyler · تَقُولُونَ dedikleriniz · فَمَا artık · تَسْتَطِيعُونَ gücünüz yetmez · صَرْفًۭا (azabı) geri çevirmeğe · وَلَا ne de · نَصْرًۭا ۚ yardım bulabilirsiniz · وَمَن ve kim · يَظْلِم zulmederse · مِّنكُمْ sizden · نُذِقْهُ ona taddırırız · عَذَابًۭا bir azab · كَبِيرًۭا büyük
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّآ إِنَّهُمۡ لَيَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَيَمۡشُونَ فِي ٱلۡأَسۡوَاقِۗ وَجَعَلۡنَا بَعۡضَكُمۡ لِبَعۡضࣲ فِتۡنَةً أَتَصۡبِرُونَۗ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرࣰ ا ﴿20﴾
vemâ erselnâ ḳableke mine-lmürselîne illâ innehüm leye'külûne-ṭṭa`âme veyemşûne fi-l'esvâḳ. vece`alnâ ba`ḍaküm liba`ḍin fitneh. etaṣbirûn. vekâne rabbüke beṣîrâ.
20. Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda dolaşırlardı. Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık ki bakalım sabredecek misiniz! Rabbin her şeyi görüp gözetlemektedir.
Kelime meali
وَمَآ ve · أَرْسَلْنَا göndermedik · قَبْلَكَ senden önce · مِنَ elçilerden · ٱلْمُرْسَلِينَ · إِلَّآ başkasını · إِنَّهُمْ şüphesiz onlar · لَيَأْكُلُونَ yerlerdi · ٱلطَّعَامَ yemek · وَيَمْشُونَ ve gezerlerdi · فِى çarşılarda · ٱلْأَسْوَاقِ ۗ · وَجَعَلْنَا ve biz yaptık · بَعْضَكُمْ kiminizi · لِبَعْضٍۢ kiminiz için · فِتْنَةً bir sınav · أَتَصْبِرُونَ ۗ sabrediyor musunuz? · وَكَانَ ve · رَبُّكَ Rabbin · بَصِيرًۭا (herşeyi) görendir
۞وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرۡجُونَ لِقَآءَنَا لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ نَرَىٰ رَبَّنَاۗ لَقَدِ ٱسۡتَكۡبَرُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ وَعَتَوۡ عُتُوࣰّ ا كَبِيرࣰ ا ﴿21﴾
veḳâle-lleẕîne lâ yercûne liḳâenâ levlâ ünzile `aleyne-lmelâiketü ev nerâ rabbenâ. leḳadi-stekberû fî enfüsihim ve`atev `utüvven kebîrâ.
21. Bizim huzurumuza çıkarılacaklarını hiç beklemeyenler, “Bize melekler gönderilmesi veya rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?” diyorlar. Gerçek şu ki onlar içlerinde derin bir kibir duygusu besliyor, azgınlıkta sınır tanımıyorlar.
Kelime meali
۞ وَقَالَ ve dedi(ler) · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا ummayan(lar) · يَرْجُونَ · لِقَآءَنَا bizimle karşılaşmayı · لَوْلَآ değil mi? · أُنزِلَ indirilmeli · عَلَيْنَا bize · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler · أَوْ yahut · نَرَىٰ görmeliydik · رَبَّنَا ۗ Rabbimizi · لَقَدِ andolsun ki · ٱسْتَكْبَرُوا۟ onlar büyüklük tasladılar · فِىٓ içlerinde · أَنفُسِهِمْ kendi · وَعَتَوْ ve haddi aştılar · عُتُوًّۭا bir azgınlıkla · كَبِيرًۭا büyük
يَوۡمَ يَرَوۡنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ لَا بُشۡرَىٰ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُجۡرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا ﴿22﴾
yevme yeravne-lmelâikete lâ büşrâ yevmeiẕil lilmücrimîne veyeḳûlûne ḥicram maḥcûrâ.
22. Melekleri görecekleri gün, işte o zaman, günahlara boğulmuş olanlar için hiçbir iyi haber olmayacak ve onlar (meleklere), “Her şeyden mahrum olduk!” diyecekler.
Kelime meali
يَوْمَ gün · يَرَوْنَ gördükleri · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri · لَا yoktur · بُشْرَىٰ müjde · يَوْمَئِذٍۢ işte o gün · لِّلْمُجْرِمِينَ suçlulara · وَيَقُولُونَ ve onlar derler · حِجْرًۭا yasaktır · مَّحْجُورًۭا yasaklanmıştır
وَقَدِمۡنَآ إِلَىٰ مَا عَمِلُواْ مِنۡ عَمَلࣲ فَجَعَلۡنَٰهُ هَبَآءࣰ مَّنثُورًا ﴿23﴾
veḳadimnâ ilâ mâ `amilû min `amelin fece`alnâhü hebâem menŝûrâ.
23. Onların yaptığı her işi ele almış ve onu savrulup giden toz toprak haline getirmiş olacağız.
Kelime meali
وَقَدِمْنَآ önüne geçiririz · إِلَىٰ şeyi · مَا · عَمِلُوا۟ yaptıkları · مِنْ her · عَمَلٍۢ işin · فَجَعَلْنَـٰهُ ve onu getiririrz · هَبَآءًۭ toz zerreleri haline · مَّنثُورًا saçılmış
أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ يَوۡمَئِذٍ خَيۡرࣱ مُّسۡتَقَرࣰّ ا وَأَحۡسَنُ مَقِيلࣰ ا ﴿24﴾
aṣḥâbü-lcenneti yevmeiẕin ḫayrum müsteḳarrav veaḥsenü meḳîlâ.
24. O gün cennetliklere kalınacak yerlerin en iyisi, dinlenme yerlerinin en güzeli bahşedilmiş olacaktır.
Kelime meali
أَصْحَـٰبُ halkının · ٱلْجَنَّةِ cennet · يَوْمَئِذٍ o gün · خَيْرٌۭ daha iyidir · مُّسْتَقَرًّۭا kalacakları yer · وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir · مَقِيلًۭا dinlenecekleri yer
وَيَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلسَّمَآءُ بِٱلۡغَمَٰمِ وَنُزِّلَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ تَنزِيلًا ﴿25﴾
veyevme teşeḳḳaḳu-ssemâü bilgamâmi venüzzile-lmelâiketü tenzîlâ.
25. O gün semayı örten bulutlar (perdeler) açılacak, melekler peş peşe indirilecek.
Kelime meali
وَيَوْمَ ve gün · تَشَقَّقُ parçalandığı · ٱلسَّمَآءُ göğün · بِٱلْغَمَـٰمِ bulutları · وَنُزِّلَ ve indirildiği · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ meleklerin · تَنزِيلًا bir indirilişle
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡحَقُّ لِلرَّحۡمَٰنِۚ وَكَانَ يَوۡمًا عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ عَسِيرࣰ ا ﴿26﴾
elmülkü yevmeiẕin-lḥaḳḳu lirraḥmân. vekâne yevmen `ale-lkâfirîne `asîrâ.
26. İşte o gün gerçek egemenlik Rahmân’ındır ve o gün inkârcılar için çok zor bir gün olacaktır.
Kelime meali
ٱلْمُلْكُ mülk · يَوْمَئِذٍ o gün · ٱلْحَقُّ gerçek · لِلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahmanın'dır · وَكَانَ ve · يَوْمًا bir gündür · عَلَى için · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler · عَسِيرًۭا çetin
وَيَوۡمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيۡهِ يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي ٱتَّخَذۡتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلࣰ ا ﴿27﴾
veyevme ye`aḍḍu-żżâlimü `alâ yedeyhi yeḳûlü yâ leyteni-tteḫaẕtü me`a-rrasûli sebîlâ.
27. O gün, (dünyada iken) haktan sapmış kişi ellerini ısırarak şöyle diyecek: “Keşke peygamberle birlikte aynı yolda olsaydım!
Kelime meali
وَيَوْمَ ve o gün · يَعَضُّ ısırır · ٱلظَّالِمُ zalim · عَلَىٰ ellerini · يَدَيْهِ · يَقُولُ der · يَـٰلَيْتَنِى ey! ne olurdu keşke · ٱتَّخَذْتُ ben edineydim · مَعَ beraber · ٱلرَّسُولِ elçiyle · سَبِيلًۭا bir yol
يَٰوَيۡلَتَىٰ لَيۡتَنِي لَمۡ أَتَّخِذۡ فُلَانًا خَلِيلࣰ ا ﴿28﴾
yâ veyletâ leytenî lem etteḫiẕ fülânen ḫalîlâ.
28. Eyvah! Keşke falancayı kendime dost edinmeseydim!
Kelime meali
يَـٰوَيْلَتَىٰ eyvah bana · لَيْتَنِى ne olurdu · لَمْ ben tutmasaydım · أَتَّخِذْ · فُلَانًا falanı · خَلِيلًۭا dost
لَّقَدۡ أَضَلَّنِي عَنِ ٱلذِّكۡرِ بَعۡدَ إِذۡ جَآءَنِيۗ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِلۡإِنسَٰنِ خَذُولࣰ ا ﴿29﴾
leḳad eḍallenî `ani-ẕẕikri ba`de iẕ câenî. vekâne-şşeyṭânü lil'insâni ḫaẕûlâ.
29. Meğer bana uyarıcı mesaj geldikten sonra, o dost bildiğim kişi bu mesajdan beni saptırmış!” İşte şeytan insanı (böyle) çaresizlik içinde yapayalnız bırakır.
Kelime meali
لَّقَدْ gerçekten · أَضَلَّنِى o beni saptırdı · عَنِ Zikirden · ٱلذِّكْرِ · بَعْدَ sonra · إِذْ bana gelen · جَآءَنِى ۗ · وَكَانَ zaten · ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan · لِلْإِنسَـٰنِ insan için · خَذُولًۭا yüzüstü bırakandır
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوۡمِي ٱتَّخَذُواْ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ مَهۡجُورࣰ ا ﴿30﴾
veḳâle-rrasûlü yâ rabbi inne ḳavmi-tteḫaẕû hâẕe-lḳur'âne mehcûrâ.
30. Resul, “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” dedi.
Kelime meali
وَقَالَ ve dedi ki · ٱلرَّسُولُ Elçi · يَـٰرَبِّ ya Rabbi · إِنَّ şüphesiz · قَوْمِى kavmim · ٱتَّخَذُوا۟ bıraktılar · هَـٰذَا bu · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · مَهْجُورًۭا terk edilmiş
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوࣰّ ا مِّنَ ٱلۡمُجۡرِمِينَۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ هَادِيࣰ ا وَنَصِيرࣰ ا ﴿31﴾
vekeẕâlike ce`alnâ likülli nebiyyin `adüvvem mine-lmücrimîn. vekefâ birabbike hâdiyev veneṣîrâ.
31. İşte bunun gibi her peygambere karşı, günaha batmış kimseler içinden bir düşman çıkardık. Ama yol gösterici ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir.
Kelime meali
وَكَذَٰلِكَ ve böylece · جَعَلْنَا biz var ettik · لِكُلِّ her · نَبِىٍّ elçiye · عَدُوًّۭا bir düşman · مِّنَ suçlulardan · ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ · وَكَفَىٰ yeter · بِرَبِّكَ Rabbin · هَادِيًۭا yol gösterici olarak · وَنَصِيرًۭا ve yardımcı olarak
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَا نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلۡقُرۡءَانُ جُمۡلَةࣰ وَٰحِدَةࣰۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَۖ وَرَتَّلۡنَٰهُ تَرۡتِيلࣰ ا ﴿32﴾
veḳâle-lleẕîne keferû levlâ nüzzile `aleyhi-lḳur'ânü cümletev vâḥideh. keẕâlike linüŝebbite bihî füâdeke verattelnâhü tertîlâ.
32. İnkârcılar, “Kur’an ona bütünüyle bir defada indirilseydi ya!” diyorlar. Oysa biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu uygun aralıklarla parça parça gönderdik.
Kelime meali
وَقَالَ ve dedi(ler) · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · لَوْلَا değil miydi? · نُزِّلَ indirilmeli · عَلَيْهِ ona · ٱلْقُرْءَانُ Kur'an · جُمْلَةًۭ toptan · وَٰحِدَةًۭ ۚ bir defada · كَذَٰلِكَ böyle yaptık · لِنُثَبِّتَ biz sağlamlaştırmak için · بِهِۦ onunla · فُؤَادَكَ ۖ senin kalbini · وَرَتَّلْنَـٰهُ ve onu okuduk · تَرْتِيلًۭا ağır ağır
وَلَا يَأۡتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَأَحۡسَنَ تَفۡسِيرًا ﴿33﴾
velâ ye'tûneke bimeŝelin illâ ci'nâke bilḥaḳḳi veaḥsene tefsîrâ.
33. Onlar ne zaman bir talep ileri sürseler biz sana mutlaka kesin gerçeği ve en güzel açıklamayı bildiririz.
Kelime meali
وَلَا ve · يَأْتُونَكَ sana getiremezler · بِمَثَلٍ hiçbir misal · إِلَّا dışında · جِئْنَـٰكَ sana getirdiğimiz · بِٱلْحَقِّ gerçeği · وَأَحْسَنَ ve en güzel · تَفْسِيرًا açıklamayı
ٱلَّذِينَ يُحۡشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ إِلَىٰ جَهَنَّمَ أُوْلَٰٓئِكَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضَلُّ سَبِيلࣰ ا ﴿34﴾
elleẕîne yuḥşerûne `alâ vucûhihim ilâ cehenneme ülâike şerrum mekânev veeḍallü sebîlâ.
34. Yüzüstü cehenneme sürülecek olanlar, evet işte onların yerleri en kötü yer, yolları da en yanlış yoldur.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ olanlar · يُحْشَرُونَ toplanacak · عَلَىٰ üzerine · وُجُوهِهِمْ yüzleri · إِلَىٰ cehenneme · جَهَنَّمَ · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · شَرٌّۭ çok kötüdür · مَّكَانًۭا yerleri · وَأَضَلُّ ve çok sapıktır · سَبِيلًۭا yolları
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَا مَعَهُۥٓ أَخَاهُ هَٰرُونَ وَزِيرࣰ ا ﴿35﴾
veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe vece`alnâ me`ahû eḫâhü hârûne vezîrâ.
35. Gerçek şu ki biz Mûsâ’ya da kitap vermiş, kardeşi Hârûn’u onun yanında yardımcı tayin etmiştik.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · ءَاتَيْنَا biz verdik · مُوسَى Musa'ya · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · وَجَعَلْنَا ve yaptık · مَعَهُۥٓ kendisinin yanında · أَخَاهُ kardeşi · هَـٰرُونَ Harun'u · وَزِيرًۭا vezir
فَقُلۡنَا ٱذۡهَبَآ إِلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَدَمَّرۡنَٰهُمۡ تَدۡمِيرࣰ ا ﴿36﴾
feḳulne-ẕhebâ ile-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. fedemmernâhüm tedmîrâ.
36. Onlara, “Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun yanına gidin” dedik. Ama sonunda o (söz dinlemeyen) topluluğu yıkıp yok ettik.
Kelime meali
فَقُلْنَا dedik ki · ٱذْهَبَآ gidin · إِلَى kavme · ٱلْقَوْمِ · ٱلَّذِينَ onlar ki · كَذَّبُوا۟ yalanlıyorlar · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · فَدَمَّرْنَـٰهُمْ ve onları yok ettik · تَدْمِيرًۭا yıkılışla
وَقَوۡمَ نُوحࣲ لَّمَّا كَذَّبُواْ ٱلرُّسُلَ أَغۡرَقۡنَٰهُمۡ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ لِلنَّاسِ ءَايَةࣰۖ وَأَعۡتَدۡنَا لِلظَّٰلِمِينَ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا ﴿37﴾
veḳavme nûḥil lemmâ keẕẕebü-rrusüle agraḳnâhüm vece`alnâhüm linnâsi âyeh. vea`tednâ liżżâlimîne `aẕâben elîmâ.
37. Peygamberleri yalancı saymaları üzerine Nûh kavmini de sulara gömdük ve böylece onları insanlık için bir ibret yaptık. Biz, zalimler için çok acı bir azap hazırladık.
Kelime meali
وَقَوْمَ ve kavmi · نُوحٍۢ Nuh · لَّمَّا vakit · كَذَّبُوا۟ yalanladıkları · ٱلرُّسُلَ peygamberleri · أَغْرَقْنَـٰهُمْ onları boğduk · وَجَعَلْنَـٰهُمْ ve onları yaptık · لِلنَّاسِ insanlara · ءَايَةًۭ ۖ bir ibret · وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık · لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere · عَذَابًا bir azab · أَلِيمًۭا acıklı
وَعَادࣰ ا وَثَمُودَاْ وَأَصۡحَٰبَ ٱلرَّسِّ وَقُرُونَۢا بَيۡنَ ذَٰلِكَ كَثِيرࣰ ا ﴿38﴾
ve`âdev veŝemûde veaṣḥâbe-rrassi veḳurûnem beyne ẕâlike keŝîrâ.
38. Âd’ı, Semûd’u, Res halkını, bunlar arasında daha birçok nesli de (cezalandırdık).
Kelime meali
وَعَادًۭا ve Ad'ı · وَثَمُودَا۟ ve Semud'u · وَأَصْحَـٰبَ ve halkını · ٱلرَّسِّ Res · وَقُرُونًۢا ve nesilleri · بَيْنَ arasında · ذَٰلِكَ bunun · كَثِيرًۭا daha birçoğunu
وَكُلࣰّ ا ضَرَبۡنَا لَهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَۖ وَكُلࣰّ ا تَبَّرۡنَا تَتۡبِيرࣰ ا ﴿39﴾
veküllen ḍarabnâ lehü-l'emŝâl. veküllen tebbernâ tetbîrâ.
39. Oysa her birine ibretli örnekler vermiştik. Nihayet hepsini kırıp geçirdik.
Kelime meali
وَكُلًّۭا hepsine · ضَرَبْنَا getirdik · لَهُ onlara · ٱلْأَمْثَـٰلَ ۖ misaller · وَكُلًّۭا ve hepsini · تَبَّرْنَا helak ettik · تَتْبِيرًۭا helakla
وَلَقَدۡ أَتَوۡاْ عَلَى ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِيٓ أُمۡطِرَتۡ مَطَرَ ٱلسَّوۡءِۚ أَفَلَمۡ يَكُونُواْ يَرَوۡنَهَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ نُشُورࣰ ا ﴿40﴾
veleḳad etev `ale-lḳaryeti-lletî ümṭirat meṭara-ssev'. efelem yekûnû yeravnehâ. bel kânû lâ yercûne nüşûrâ.
40. Bunlar, felâket yağmuruna tutulmuş olan o beldeye gitmişlerdi; peki oraları görmüyorlar mıydı? Hayır hayır! Bunlar öldükten sonra yeniden dirilmek diye bir şeyi beklemiyorlar.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · أَتَوْا۟ vardılar · عَلَى kente · ٱلْقَرْيَةِ · ٱلَّتِىٓ yağmura tutulan · أُمْطِرَتْ · مَطَرَ yağmuruna · ٱلسَّوْءِ ۚ bela · أَفَلَمْ onu görmüyorlar mıydı? · يَكُونُوا۟ · يَرَوْنَهَا ۚ · بَلْ hayır · كَانُوا۟ onlar · لَا ummuyorlardı · يَرْجُونَ · نُشُورًۭا tekrar dirilip kalkmayı
وَإِذَا رَأَوۡكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا ﴿41﴾
veiẕâ raevke iy yetteḫiẕûneke illâ hüzüvâ. ehâẕe-lleẕî be`aŝe-llâhü rasûâ.
41. Onlar ne zaman seni görseler, “Bu mu Allah’ın resul olarak gönderdiği adam!” diyerek mutlaka seninle alay ederler.
Kelime meali
وَإِذَا ve zaman · رَأَوْكَ seni gördükleri · إِن seni yapmıyorlar · يَتَّخِذُونَكَ · إِلَّا başka bir şey · هُزُوًا eğlence konusundan · أَهَـٰذَا bunu mu? · ٱلَّذِى göndermiş · بَعَثَ · ٱللَّهُ Allah · رَسُولًا elçi
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا لَوۡلَآ أَن صَبَرۡنَا عَلَيۡهَاۚ وَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ حِينَ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ مَنۡ أَضَلُّ سَبِيلًا ﴿42﴾
in kâde leyüḍillünâ `an âlihetinâ levlâ en ṣabernâ `aleyhâ. vesevfe ya`lemûne ḥîne yeravne-l`aẕâbe men eḍallü sebîlâ.
42. “Eğer tanrılarımıza kararlılıkla bağlı kalmasaydık neredeyse bizi onlardan koparacaktı” derler. Ama azabı gördüklerinde yolunu büsbütün şaşırmışların kimler olduğunu anlayacaklar!
Kelime meali
إِن nerdeyse · كَادَ · لَيُضِلُّنَا bizi saptıracaktı (diyorlar) · عَنْ tanrılarımızdan · ءَالِهَتِنَا · لَوْلَآ eğer etmeseydik · أَن biz kararlılık · صَبَرْنَا · عَلَيْهَا ۚ onda · وَسَوْفَ ve yakında · يَعْلَمُونَ bileceklerdir · حِينَ zaman · يَرَوْنَ gördükleri · ٱلْعَذَابَ azabı · مَنْ kimin · أَضَلُّ sapık olduğunu · سَبِيلًا yolunun
أَرَءَيۡتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيۡهِ وَكِيلًا ﴿43﴾
era'eyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâh. efeente tekûnü `aleyhi vekîlâ.
43. Bayağı arzularını tanrılaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin?
Kelime meali
أَرَءَيْتَ gördün mü? · مَنِ kimseyi · ٱتَّخَذَ edinen · إِلَـٰهَهُۥ tanrı · هَوَىٰهُ arzusunu · أَفَأَنتَ sen mi? · تَكُونُ olacaksın · عَلَيْهِ onun üstüne · وَكِيلًا bekçi
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلًا ﴿44﴾
em taḥsebü enne ekŝerahüm yesme`ûne ev ya`ḳilûn. in hüm illâ kel'en`âmi bel hüm eḍallü sebîlâ.
44. Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar.
Kelime meali
أَمْ yoksa · تَحْسَبُ sanıyor musun ki? · أَنَّ gerçekten · أَكْثَرَهُمْ onların çoğu · يَسْمَعُونَ işitiyorlar · أَوْ veya · يَعْقِلُونَ ۚ düşünüyorlar · إِنْ değildir · هُمْ onlar · إِلَّا ancak · كَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ hayvanlar gibidir · بَلْ hatta · هُمْ onlar · أَضَلُّ daha sapıktır · سَبِيلًا yolca
أَلَمۡ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيۡفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوۡ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنࣰ ا ثُمَّ جَعَلۡنَا ٱلشَّمۡسَ عَلَيۡهِ دَلِيلࣰ ا ﴿45﴾
elem tera ilâ rabbike keyfe medde-żżill. velev şâe lece`alehû sâkinâ. ŝümme ce`alne-şşemse `aleyhi delîlâ.
45. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu elbet hareketsiz de kılardı. Sonra güneşi gölgeye yol gösterici kılmışızdır.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · إِلَىٰ Rabbini · رَبِّكَ · كَيْفَ nasıl? · مَدَّ uzattı · ٱلظِّلَّ gölgeyi · وَلَوْ ve şayet · شَآءَ dileseydi · لَجَعَلَهُۥ onu yapardı · سَاكِنًۭا durgun · ثُمَّ sonra · جَعَلْنَا kıldık · ٱلشَّمْسَ güneşi · عَلَيْهِ ona · دَلِيلًۭا bir delil
ثُمَّ قَبَضۡنَٰهُ إِلَيۡنَا قَبۡضࣰ ا يَسِيرࣰ ا ﴿46﴾
ŝümme ḳabaḍnâhü ileynâ ḳabḍay yesîrâ.
46. Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · قَبَضْنَـٰهُ çekip aldık · إِلَيْنَا kendimize · قَبْضًۭا yavaş yavaş · يَسِيرًۭا kolayca
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا وَٱلنَّوۡمَ سُبَاتࣰ ا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورࣰ ا ﴿47﴾
vehüve-lleẕî ce`ale lekümü-lleyle libâsev vennevme sübâtev vece`ale-nnehâra nüşûrâ.
47. Sizin için geceyi bir örtü, uykuyu dinlenme hali kılan, gündüz vaktini ise bir diriliş ortamı yapan O’dur.
Kelime meali
وَهُوَ O · ٱلَّذِى ki · جَعَلَ yaptı · لَكُمُ sizin için · ٱلَّيْلَ geceyi · لِبَاسًۭا elbise · وَٱلنَّوْمَ ve uykuyu · سُبَاتًۭا dinlenme · وَجَعَلَ ve yaptı · ٱلنَّهَارَ gündüzü · نُشُورًۭا kalkıp çalışma zamanı
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ طَهُورࣰ ا ﴿48﴾
vehüve-lleẕî ersele-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. veenzelnâ mine-ssemâi mâen ṭahûrâ.
48–49. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Gökten de tertemiz su indirdik ki onunla ölü toprağı canlandıralım ve hayvanıyla insanıyla yarattığımız nice varlıkları suya kavuşturalım.
Kelime meali
وَهُوَ ve O · ٱلَّذِىٓ ki · أَرْسَلَ gönderdi · ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları · بُشْرًۢا müjdeci · بَيْنَ arasında (önünde) · يَدَىْ ellerinin (önünde) · رَحْمَتِهِۦ ۚ rahmetinin · وَأَنزَلْنَا ve indirdik · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · طَهُورًۭا tertemiz
لِّنُحۡـِۧيَ بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ ا وَنُسۡقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقۡنَآ أَنۡعَٰمࣰ ا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرࣰ ا ﴿49﴾
linuḥyiye bihî beldetem meytev venüsḳiyehû mimmâ ḫalaḳnâ en`âmev veenâsiyye keŝîrâ.
Kelime meali
لِّنُحْـِۧىَ diriltelim diye · بِهِۦ onunla · بَلْدَةًۭ bir ülkeyi · مَّيْتًۭا ölü · وَنُسْقِيَهُۥ ve onunla sulayalım diye · مِمَّا yarattığımız · خَلَقْنَآ · أَنْعَـٰمًۭا hayvanlardan; · وَأَنَاسِىَّ ve insanlardan · كَثِيرًۭا birçoğunu
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَٰهُ بَيۡنَهُمۡ لِيَذَّكَّرُواْ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورࣰ ا ﴿50﴾
veleḳad ṣarrafnâhü beynehüm liyeẕẕekkerû. feebâ ekŝeru-nnâsi illâ küfûrâ.
50. Gerçek şu ki, biz bütün bunları, insanlar doğru dürüst düşünüp ders çıkarsınlar diye kendilerine tekrar tekrar anlatmışızdır; buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnip durmuşlardır.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · صَرَّفْنَـٰهُ etraflıca anlattık · بَيْنَهُمْ onların aralarında · لِيَذَّكَّرُوا۟ öğüt alsınlar diye · فَأَبَىٰٓ ama direnmektedir · أَكْثَرُ çoğu · ٱلنَّاسِ insanların · إِلَّا ancak · كُفُورًۭا inkarda
وَلَوۡ شِئۡنَا لَبَعَثۡنَا فِي كُلِّ قَرۡيَةࣲ نَّذِيرࣰ ا ﴿51﴾
velev şi'nâ lebe`aŝnâ fî külli ḳaryetin neẕîrâ.
51. Eğer isteseydik her yerleşik topluluğa bir uyarıcı gönderirdik.
Kelime meali
وَلَوْ ve eğer · شِئْنَا biz dileseydik · لَبَعَثْنَا gönderirdik · فِى her · كُلِّ · قَرْيَةٍۢ kente · نَّذِيرًۭا bir uyarıcı
فَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدۡهُم بِهِۦ جِهَادࣰ ا كَبِيرࣰ ا ﴿52﴾
felâ tüṭi`i-lkâfirîne vecâhidhüm bihî cihâden kebîrâ.
52. Öyleyse artık inkârcılara boyun eğme, bu Kur’an’la onlara karşı bütün gücünle mücadeleni sürdür.
Kelime meali
فَلَا boyun eğme · تُطِعِ · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere · وَجَـٰهِدْهُم ve onlarla cihad et · بِهِۦ bununla (Kur'an) · جِهَادًۭا bir cihadla · كَبِيرًۭا büyük
۞وَهُوَ ٱلَّذِي مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ هَٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱ وَجَعَلَ بَيۡنَهُمَا بَرۡزَخࣰ ا وَحِجۡرࣰ ا مَّحۡجُورࣰ ا ﴿53﴾
vehüve-lleẕî merace-lbaḥrayni hâẕâ `aẕbün fürâtüv vehâẕâ milḥun ücâc. vece`ale beynehümâ berzeḫav veḥicram maḥcûrâ.
53. Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O’dur.
Kelime meali
۞ وَهُوَ ve O · ٱلَّذِى birbirine salmıştır · مَرَجَ · ٱلْبَحْرَيْنِ iki denizi · هَـٰذَا bu · عَذْبٌۭ tatlı · فُرَاتٌۭ susuzluğu giderici · وَهَـٰذَا ve bu · مِلْحٌ tuzlu · أُجَاجٌۭ ve acıdır · وَجَعَلَ ve koymuştur · بَيْنَهُمَا ikisinin arasına · بَرْزَخًۭا bir engel · وَحِجْرًۭا ve bir perde · مَّحْجُورًۭا kavuşmalarına engel
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ مِنَ ٱلۡمَآءِ بَشَرࣰ ا فَجَعَلَهُۥ نَسَبࣰ ا وَصِهۡرࣰ اۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرࣰ ا ﴿54﴾
vehüve-lleẕî ḫaleḳa mine-lmâi beşeran fece`alehû nesebev vesiḥrâ. vekâne rabbüke ḳadîrâ.
54. İnsan türünü sudan yaratıp onların arasında soy ve sıhriyet bağı kuran da O’dur. Rabbin üstün kudret sahibidir.
Kelime meali
وَهُوَ ve O · ٱلَّذِى yarattı · خَلَقَ · مِنَ sudan · ٱلْمَآءِ · بَشَرًۭا bir insan · فَجَعَلَهُۥ ve onu kıldı · نَسَبًۭا nesep · وَصِهْرًۭا ۗ ve sıhr · وَكَانَ ve · رَبُّكَ Rabbin · قَدِيرًۭا her şeye gücü yetendir
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمۡ وَلَا يَضُرُّهُمۡۗ وَكَانَ ٱلۡكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرࣰ ا ﴿55﴾
veya`büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yenfe`uhüm velâ yeḍurruhüm. vekâne-lkâfiru `alâ rabbihî żahîrâ.
55. Ama onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ediyorlar. Zaten inkârcı kişi, rabbine karşı inkârcıya arka çıkar.
Kelime meali
وَيَعْبُدُونَ ve tapıyorlar · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · مَا şeylere · لَا fayda vermeyen · يَنفَعُهُمْ · وَلَا ve ne de · يَضُرُّهُمْ ۗ zarar vermeyen · وَكَانَ ve olan · ٱلْكَافِرُ kafir · عَلَىٰ karşı · رَبِّهِۦ Rabbine · ظَهِيرًۭا (şeytana) yardımcıdır
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا ﴿56﴾
vemâ erselnâke illâ mübeşşirav veneẕîrâ.
56. Biz seni sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Kelime meali
وَمَآ ve · أَرْسَلْنَـٰكَ biz seni göndermedik · إِلَّا dışında · مُبَشِّرًۭا müjdeleyici olmak · وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰ ا ﴿57﴾
ḳul mâ es'elüküm `aleyhi min ecrin illâ men şâe ey yetteḫiẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
57. De ki: “Bu görevimden dolayı, dileyenin rabbine giden bir yol izlemesi dışında, sizden bir karşılık istemiyorum.”
Kelime meali
قُلْ de ki · مَآ istemiyorum · أَسْـَٔلُكُمْ · عَلَيْهِ sizden · مِنْ hiçbir · أَجْرٍ ücret · إِلَّا dışında · مَن istemeniz · شَآءَ · أَن tutmak · يَتَّخِذَ · إِلَىٰ varan · رَبِّهِۦ Rabbine · سَبِيلًۭا yolu
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَيِّ ٱلَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا ﴿58﴾
vetevekkel `ale-lḥayyi-lleẕî lâ yemûtü vesebbiḥ biḥamdih. vekefâ bihî biẕünûbi `ibâdihî ḫabîrâ.
58. Asla ölmeyecek olan O diri varlığa (Allah’a) dayanıp güven ve O’na hamdederek yüceliğini dile getir. Kullarının günahlarından haberdar olma konusunda O kendi kendine yeterlidir.
Kelime meali
وَتَوَكَّلْ ve tevekkül et · عَلَى diri olana · ٱلْحَىِّ · ٱلَّذِى öyle ki o · لَا asla · يَمُوتُ ölmez · وَسَبِّحْ ve tesbih et · بِحَمْدِهِۦ ۚ O'nu överek · وَكَفَىٰ ve kafidir · بِهِۦ O'nun · بِذُنُوبِ günahlarını · عِبَادِهِۦ kullarının · خَبِيرًا bilmesi
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَسۡـَٔلۡ بِهِۦ خَبِيرࣰ ا ﴿59﴾
elleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arş. erraḥmânü fes'el bihî ḫabîrâ.
59. Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden O’dur. O Rahmân’dır. O’nu bilen birine (yine kendisine) sor.
Kelime meali
ٱلَّذِى O ki · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · وَمَا ve bulunanları · بَيْنَهُمَا ikisinin arasında · فِى altı · سِتَّةِ · أَيَّامٍۢ günde · ثُمَّ sonra · ٱسْتَوَىٰ kuruldu · عَلَى üzerine · ٱلْعَرْشِ ۚ Arş · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'dır · فَسْـَٔلْ sor · بِهِۦ bunu · خَبِيرًۭا bir bilene
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسۡجُدُواْۤ لِلرَّحۡمَٰنِ قَالُواْ وَمَا ٱلرَّحۡمَٰنُ أَنَسۡجُدُ لِمَا تَأۡمُرُنَا وَزَادَهُمۡ نُفُورࣰ ا۩ ﴿60﴾
veiẕâ ḳîle lehümü-scüdû lirraḥmâni ḳâlû veme-rraḥmân. enescüdü limâ te'mürunâ vezâdehüm nüfûrâ.
60. Onlara, “Rahmân’a secde edin” denildiğinde, “Rahmân da neymiş! Biz, senin istediğin şeye secde eder miyiz?” derler ve bu istek onları haktan daha da uzaklaştırır.
Kelime meali
وَإِذَا ve ne zaman ki · قِيلَ denildi · لَهُمُ onlara · ٱسْجُدُوا۟ secde edin · لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a · قَالُوا۟ derler · وَمَا nedir? · ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman · أَنَسْجُدُ secde eder miyiz hiç? · لِمَا şeye · تَأْمُرُنَا senin bize emrettiğin · وَزَادَهُمْ ve onların artırır · نُفُورًۭا ۩ nefretini
تَبَارَكَ ٱلَّذِي جَعَلَ فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجࣰ ا وَقَمَرࣰ ا مُّنِيرࣰ ا ﴿61﴾
tebârake-lleẕî ce`ale fi-ssemâi bürûcev vece`ale fîhâ sirâcev veḳameram münîrâ.
61. Gökte yıldız kümeleri oluşturan, yine orada bir ışık kaynağı ve aydınlatan bir ay yaratan (Allah) mübarektir, cömerttir.
Kelime meali
تَبَارَكَ yücedir · ٱلَّذِى O ki · جَعَلَ yaptı · فِى gökte · ٱلسَّمَآءِ · بُرُوجًۭا burçlar · وَجَعَلَ ve var etti · فِيهَا orada · سِرَٰجًۭا bir kandil · وَقَمَرًۭا ve bir ay · مُّنِيرًۭا aydınlatıcı
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ خِلۡفَةࣰ لِّمَنۡ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوۡ أَرَادَ شُكُورࣰ ا ﴿62﴾
vehüve-lleẕî ce`ale-lleyle vennehâra ḫilfetel limen erâde ey yeẕẕekkera ev erâde şükûrâ.
62. Düşünüp ibret almak ve şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardına getiren de O’dur.
Kelime meali
وَهُوَ ve O · ٱلَّذِى ki · جَعَلَ yaptı · ٱلَّيْلَ geceyi · وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü · خِلْفَةًۭ birbirini izler · لِّمَنْ için · أَرَادَ isteyenler · أَن öğüt almak · يَذَّكَّرَ · أَوْ veya · أَرَادَ isteyenler için · شُكُورًۭا şükretmek
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنࣰ ا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمࣰ ا ﴿63﴾
ve`ibâdü-rraḥmâni-lleẕîne yemşûne `ale-l'arḍi hevnev veiẕâ ḫâṭabehümü-lcâhilûne ḳâlû selâmâ.
63. Rahmân’ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, “selâm” deyip geçen kullardır.
Kelime meali
وَعِبَادُ ve kulları · ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın · ٱلَّذِينَ öyle kimselerdir ki · يَمْشُونَ yürürler · عَلَى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · هَوْنًۭا mütevazi olarak · وَإِذَا ne zaman ki · خَاطَبَهُمُ kendilerine laf atarsa · ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller · قَالُوا۟ derler · سَلَـٰمًۭا Selam
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمۡ سُجَّدࣰ ا وَقِيَٰمࣰ ا ﴿64﴾
velleẕîne yebîtûne lirabbihim süccedev veḳiyâmâ.
64. Gecelerini rablerine secde ederek, huzurunda durarak geçirirler.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ gecelerini geçirirler · يَبِيتُونَ · لِرَبِّهِمْ Rablerine · سُجَّدًۭا secde ederek · وَقِيَـٰمًۭا ve (Onun divanında) durarak
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصۡرِفۡ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا ﴿65﴾
velleẕîne yeḳûlûne rabbene-ṣrif `annâ `aẕâbe cehennem. inne `aẕâbehâ kâne garâmâ.
65. “Ey rabbimiz, derler; bizi cehennem azabından uzak tut; çünkü onun azabı bitip tükenme bilmez.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · يَقُولُونَ derler · رَبَّنَا Rabbimiz · ٱصْرِفْ uzaklaştır · عَنَّا bizden · عَذَابَ azabını · جَهَنَّمَ ۖ cehennemin · إِنَّ doğrusu · عَذَابَهَا onun azabı · كَانَ sargındır · غَرَامًا
إِنَّهَا سَآءَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا ﴿66﴾
innehâ sâet müsteḳarrav vemüḳâmâ.
66. O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!”
Kelime meali
إِنَّهَا orası · سَآءَتْ ne kötü · مُسْتَقَرًّۭا bir karargahtır · وَمُقَامًۭا ve bir makamdır
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُواْ لَمۡ يُسۡرِفُواْ وَلَمۡ يَقۡتُرُواْ وَكَانَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ قَوَامࣰ ا ﴿67﴾
velleẕîne iẕâ enfeḳû lem yüsrifû velem yaḳtürû vekâne beyne ẕâlike ḳavâmâ.
67. Yine o iyi kullar, harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında mâkul bir dengeye göre olur.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve · إِذَآ zaman · أَنفَقُوا۟ infak ettikleri · لَمْ israf etmezler · يُسْرِفُوا۟ · وَلَمْ ve etmezler · يَقْتُرُوا۟ cimrilik · وَكَانَ ve olur · بَيْنَ arasında · ذَٰلِكَ bu (ikisinin) · قَوَامًۭا dengeli
وَٱلَّذِينَ لَا يَدۡعُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ وَلَا يَقۡتُلُونَ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَا يَزۡنُونَۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ يَلۡقَ أَثَامࣰ ا ﴿68﴾
velleẕîne lâ yed`ûne me`a-llâhi ilâhen âḫara velâ yaḳtülûne-nnefse-lletî ḥarrame-llâhü illâ bilḥaḳḳi velâ yeznûn. vemey yef`al ẕâlike yelḳa eŝâmâ.
68. Onlar, Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapmazlar; haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar, zina etmezler. Zira (bilirler ki) bunları işleyen kimse cezasını bulacak.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve onlar · لَا yalvarmazlar · يَدْعُونَ · مَعَ ile beraber · ٱللَّهِ Allah · إِلَـٰهًا tanrıya · ءَاخَرَ başka · وَلَا ve · يَقْتُلُونَ öldürmezler · ٱلنَّفْسَ canı · ٱلَّتِى öyle ki · حَرَّمَ haram ettiği · ٱللَّهُ Allah'ın · إِلَّا dışında · بِٱلْحَقِّ hak(lı sebep) · وَلَا ve · يَزْنُونَ ۚ zina etmezler · وَمَن ve kim · يَفْعَلْ yaparsa · ذَٰلِكَ bunları · يَلْقَ bulur · أَثَامًۭا cezasını
يُضَٰعَفۡ لَهُ ٱلۡعَذَابُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَيَخۡلُدۡ فِيهِۦ مُهَانًا ﴿69﴾
yüḍâ`af lehü-l`aẕâbü yevme-lḳiyâmeti veyaḫlüd fîhî mühânâ.
69. Kıyamet gününde ona azabı kat kat verilecek ve alçaltılmış olarak o azap içinde ebedî kalacaktır.
Kelime meali
يُضَـٰعَفْ kat kat yapılır · لَهُ onun için · ٱلْعَذَابُ azab · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · وَيَخْلُدْ ve kalır · فِيهِۦ onun içinde · مُهَانًا hor ve hakir olarak
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلࣰ ا صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يُبَدِّلُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِهِمۡ حَسَنَٰتࣲۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا ﴿70﴾
illâ men tâbe veâmene ve`amile `amelen ṣâliḥan feülâike yübeddilü-llâhü seyyiâtihim ḥasenât. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.
70. Ancak tövbe edip inanarak erdemli işler yapanın durumu başkadır; Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Kelime meali
إِلَّا dışında · مَن kimse(ler) · تَابَ tevbe eden · وَءَامَنَ ve iman eden · وَعَمِلَ ve yapanlar · عَمَلًۭا bir iş · صَـٰلِحًۭا faydalı · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · يُبَدِّلُ değiştirecektir · ٱللَّهُ Allah · سَيِّـَٔاتِهِمْ onların kötülüklerini · حَسَنَـٰتٍۢ ۗ iyiliklere · وَكَانَ ve · ٱللَّهُ Allah · غَفُورًۭا çok bağışlayandır · رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَإِنَّهُۥ يَتُوبُ إِلَى ٱللَّهِ مَتَابࣰ ا ﴿71﴾
vemen tâbe ve`amile ṣâliḥan feinnehû yetûbü ile-llâhi metâbâ.
71. Evet, kim tövbe edip erdemli davranırsa bu durumda gerektiği şekilde Allah’a yönelmiş olur.
Kelime meali
وَمَن ve kim · تَابَ tevbe eder · وَعَمِلَ ve yaparsa · صَـٰلِحًۭا faydalı iş · فَإِنَّهُۥ şüphesiz · يَتُوبُ döner · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · مَتَابًۭا tevbesi kabul edilmiş olarak
وَٱلَّذِينَ لَا يَشۡهَدُونَ ٱلزُّورَ وَإِذَا مَرُّواْ بِٱللَّغۡوِ مَرُّواْ كِرَامࣰ ا ﴿72﴾
velleẕîne lâ yeşhedûne-zzûra veiẕâ merrû billagvi merrû kirâmâ.
72. Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve mânasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ onlar · لَا şahitlik etmezler · يَشْهَدُونَ · ٱلزُّورَ yalan ve boş söze · وَإِذَا ve ne zaman ki · مَرُّوا۟ rastlarlar · بِٱللَّغْوِ boş söze · مَرُّوا۟ geçip giderler · كِرَامًۭا vekar ile
وَٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ لَمۡ يَخِرُّواْ عَلَيۡهَا صُمࣰّ ا وَعُمۡيَانࣰ ا ﴿73﴾
velleẕîne iẕâ ẕükkirû biâyâti rabbihim lem yeḫirrû `aleyhâ ṣummev ve`umyânâ.
73. Kendilerine rablerinin âyetleri hatırlatıldığında o âyetler karşısında körler ve sağırlar gibi bilinçsizce davranmazlar.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve onlar · إِذَا zaman · ذُكِّرُوا۟ hatırlatıldığı · بِـَٔايَـٰتِ ayetleri · رَبِّهِمْ Rablerinin · لَمْ davranmazlar · يَخِرُّوا۟ · عَلَيْهَا onlara karşı · صُمًّۭا sağır · وَعُمْيَانًۭا ve kör
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبۡ لَنَا مِنۡ أَزۡوَٰجِنَا وَذُرِّيَّٰتِنَا قُرَّةَ أَعۡيُنࣲ وَٱجۡعَلۡنَا لِلۡمُتَّقِينَ إِمَامًا ﴿74﴾
velleẕîne yeḳûlûne rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ veẕürriyyâtinâ ḳurrate a`yüniv vec`alnâ lilmütteḳîne imâmâ.
74. Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!”
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve onlar · يَقُولُونَ derler · رَبَّنَا Rabbimiz · هَبْ lutfeyle · لَنَا bize · مِنْ eşlerimizi · أَزْوَٰجِنَا · وَذُرِّيَّـٰتِنَا ve çocuklarımızı · قُرَّةَ sevinci · أَعْيُنٍۢ gözler · وَٱجْعَلْنَا ve bizi yap · لِلْمُتَّقِينَ muttakilere · إِمَامًا önder
أُوْلَٰٓئِكَ يُجۡزَوۡنَ ٱلۡغُرۡفَةَ بِمَا صَبَرُواْ وَيُلَقَّوۡنَ فِيهَا تَحِيَّةࣰ وَسَلَٰمًا ﴿75﴾
ülâike yüczevne-lgurfete bimâ ṣaberû veyüleḳḳavne fîhâ teḥiyyetev veselâmâ.
75. İşte bunlar, zorluklara katlanmalarının karşılığı olarak cennet konağıyla ödüllendirilecek, orada sağlık ve esenlik dilekleriyle karşılanacaklar.
Kelime meali
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · يُجْزَوْنَ ödüllendireleceklerdir · ٱلْغُرْفَةَ saraylarda · بِمَا karşılık · صَبَرُوا۟ sabretmelerine · وَيُلَقَّوْنَ ve karşılanacaklardır · فِيهَا orada · تَحِيَّةًۭ bir sağlık dileği · وَسَلَـٰمًا ve selam ile
خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ حَسُنَتۡ مُسۡتَقَرࣰّ ا وَمُقَامࣰ ا ﴿76﴾
ḫâlidîne fîhâ. ḥasünet müsteḳarrav vemüḳâmâ.
76. Orada sonsuzca yaşayacaklar. Ne güzel bir yerleşme ve kalma yeri!
Kelime meali
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır · فِيهَا ۚ orada · حَسُنَتْ ne güzel · مُسْتَقَرًّۭا karargahtır · وَمُقَامًۭا ve makamdır
قُلۡ مَا يَعۡبَؤُاْ بِكُمۡ رَبِّي لَوۡلَا دُعَآؤُكُمۡۖ فَقَدۡ كَذَّبۡتُمۡ فَسَوۡفَ يَكُونُ لِزَامَۢا ﴿77﴾
ḳul mâ ya`beü biküm rabbî levlâ dü`âüküm. feḳad keẕẕebtüm fesevfe yekûnü lizâmâ.
77. De ki: “Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size ne diye değer versin! (Ey inkârcılar!) Siz O’nun dinini yalan saydığınız için bunun günahı artık yakanızı bırakmayacak!”
Kelime meali
قُلْ de ki · مَا ne diye? · يَعْبَؤُا۟ değer versin · بِكُمْ size · رَبِّى Rabbim · لَوْلَا olmadıktan sonra · دُعَآؤُكُمْ ۖ du'anız (ibadetiniz) · فَقَدْ andolsun · كَذَّبْتُمْ yalanladınız · فَسَوْفَ bu yüzden · يَكُونُ olacaktır · لِزَامًۢا (azab) kaçınılmaz