Nûr Suresi
Nûr suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
سُورَةٌ أَنزَلۡنَٰهَا وَفَرَضۡنَٰهَا وَأَنزَلۡنَا فِيهَآ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ لَّعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ﴿1﴾
sûratün enzelnâhâ veferaḍnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtim beyyinâtil le`alleküm teẕekkerûn.
1. Bu, âyetlerini kesin olarak belirleyip indirdiğimiz bir sûredir. Düşünesiniz diye onun içinde apaçık âyetler gönderdik.
Kelime meali
سُورَةٌ bir suredir · أَنزَلْنَـٰهَا bu indirdiğimiz · وَفَرَضْنَـٰهَا ve farz kıldığımız · وَأَنزَلْنَا ve indirdik · فِيهَآ onda · ءَايَـٰتٍۭ ayetler · بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık · لَّعَلَّكُمْ belki · تَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırsınız
ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِي فَٱجۡلِدُواْ كُلَّ وَٰحِدࣲ مِّنۡهُمَا مِاْئَةَ جَلۡدَةࣲۖ وَلَا تَأۡخُذۡكُم بِهِمَا رَأۡفَةࣱ فِي دِينِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ وَلۡيَشۡهَدۡ عَذَابَهُمَا طَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿2﴾
ezzâniyetü vezzânî feclidû külle vâḥidim minhümâ miete celdeh. velâ te'ḫuẕküm bihimâ ra'fetün fî dîni-llâhi in küntüm tü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. velyeşhed `aẕâbehümâ ṭâifetüm mine-lmü'minîn.
2. Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
Kelime meali
ٱلزَّانِيَةُ zina eden kadına · وَٱلزَّانِى ve zina eden erkeğe · فَٱجْلِدُوا۟ vurun · كُلَّ her · وَٰحِدٍۢ birine · مِّنْهُمَا onlardan · مِا۟ئَةَ yüz · جَلْدَةٍۢ ۖ değnek · وَلَا ve asla · تَأْخُذْكُم sizi tutmasın · بِهِمَا onlara karşı · رَأْفَةٌۭ acıma duygusu · فِى dininde (cezasını uygulamada) · دِينِ · ٱللَّهِ Allah'ın · إِن eğer · كُنتُمْ iseniz · تُؤْمِنُونَ inananlar · بِٱللَّهِ Allah'a · وَٱلْيَوْمِ ve gününe · ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret · وَلْيَشْهَدْ ve şahid olsun · عَذَابَهُمَا onlara yapılan azaba · طَآئِفَةٌۭ bir grup · مِّنَ mü'minlerden · ٱلْمُؤْمِنِينَ
ٱلزَّانِي لَا يَنكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوۡ مُشۡرِكَةࣰ وَٱلزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَآ إِلَّا زَانٍ أَوۡ مُشۡرِكࣱۚ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿3﴾
ezzânî lâ yenkiḥu illâ zâniyeten ev müşrikeh. vezzâniyetü lâ yenkiḥuhâ illâ zânin ev müşrik. veḥurrime ẕâlike `ale-lmü'minîn.
3. Zina eden erkek ancak zinakâr veya müşrik bir kadınla evlenir, zina eden kadınla da ancak zinakâr veya müşrik bir erkek evlenir. Bu müminlere haram kılınmıştır.
Kelime meali
ٱلزَّانِى zina eden erkek · لَا evlenmez · يَنكِحُ · إِلَّا başkasıyla · زَانِيَةً zina eden kadından · أَوْ veya · مُشْرِكَةًۭ müşrik kadından · وَٱلزَّانِيَةُ ve zina eden kadın · لَا evlenmez · يَنكِحُهَآ · إِلَّا başkasıyla · زَانٍ zina eden erkekten · أَوْ veya · مُشْرِكٌۭ ۚ müşrik erkekten · وَحُرِّمَ haram kılınmıştır · ذَٰلِكَ bu · عَلَى üzerine · ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَأۡتُواْ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجۡلِدُوهُمۡ ثَمَٰنِينَ جَلۡدَةࣰ وَلَا تَقۡبَلُواْ لَهُمۡ شَهَٰدَةً أَبَدࣰ اۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿4﴾
velleẕîne yermûne-lmuḥsenâti ŝümme lem ye'tû bierbe`ati şühedâe feclidûhüm ŝemânîne celdetev velâ taḳbelû lehüm şehâdeten ebedâ. veülâike hümü-lfâsiḳûn.
4. İffetli kadınlara iftira atan, sonra da dört şahit getiremeyen kimselere seksen sopa vurun ve artık onların şahitliklerini asla kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ zina ile suçlayan · يَرْمُونَ · ٱلْمُحْصَنَـٰتِ namuslu kadınları · ثُمَّ sonra · لَمْ getirmeyenlere · يَأْتُوا۟ · بِأَرْبَعَةِ dört · شُهَدَآءَ şahid · فَٱجْلِدُوهُمْ vurun onlara · ثَمَـٰنِينَ seksen · جَلْدَةًۭ değnek · وَلَا ve artık · تَقْبَلُوا۟ kabul etmeyin · لَهُمْ onların · شَهَـٰدَةً şahidliğini · أَبَدًۭا ۚ asla · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمُ onlar · ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış kimselerdir
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿5﴾
ille-lleẕîne tâbû mim ba`di ẕâlike veaṣleḥû. feinne-llâhe gafûrur raḥîm.
5. Bundan sonra tövbe edip hallerini düzeltenler müstesna. Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Kelime meali
إِلَّا ancak hariçtir · ٱلَّذِينَ kimseler · تَابُوا۟ tevbe eden(ler) · مِنۢ sonra · بَعْدِ · ذَٰلِكَ bundan · وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar · فَإِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ أَزۡوَٰجَهُمۡ وَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمۡ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمۡ أَرۡبَعُ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ﴿6﴾
velleẕîne yermûne ezvâcehüm velem yekül lehüm şühedâü illâ enfüsühüm feşehâdetü eḥadihim erbe`u şehâdâtim billâhi innehû lemine-ṣṣâdiḳîn.
6–7. Eşlerine zina suçlamasında bulunup da kendilerinden başka tanıkları olmayanların her birinin tanıklığı, dört kere, doğru söylediğine Allah’ı tanık göstermesi; beşinci olarak da, “eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetine uğramasını” söylemesidir.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ kimseler · يَرْمُونَ zina ile suçlayan · أَزْوَٰجَهُمْ eşlerini · وَلَمْ ve · يَكُن bulunmayanlar · لَّهُمْ onların · شُهَدَآءُ şahidleri · إِلَّآ başka · أَنفُسُهُمْ kendilerinden · فَشَهَـٰدَةُ (o halde) şahidliği · أَحَدِهِمْ onlardan her birinin · أَرْبَعُ dört defa · شَهَـٰدَٰتٍۭ şahid tutmasıdır · بِٱللَّهِ ۙ Allah'ı · إِنَّهُۥ kendisinin mutlaka · لَمِنَ doğru söyleyenlerden olduğuna · ٱلصَّـٰدِقِينَ
وَٱلۡخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعۡنَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ﴿7﴾
velḫâmisetü enne la`nete-llâhi `aleyhi in kâne mine-lkâẕibîn.
Kelime meali
وَٱلْخَـٰمِسَةُ beşinci defasında · أَنَّ kuşkusuz · لَعْنَتَ la'netinin · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْهِ kendi üzerine olmasını diler · إِن eğer · كَانَ ise · مِنَ yalan söyleyenlerden · ٱلْكَـٰذِبِينَ
وَيَدۡرَؤُاْ عَنۡهَا ٱلۡعَذَابَ أَن تَشۡهَدَ أَرۡبَعَ شَهَٰدَٰتِۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ﴿8﴾
veyedraü `anhe-l`aẕâbe en teşhede erbe`a şehâdâtim billâhi innehû lemine-lkâẕibîn.
8. İftiraya uğrayan kadının dört kere, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna Allah’ı tanık göstermesi kendisini ceza görmekten kurtarır.
Kelime meali
وَيَدْرَؤُا۟ ve kaldırır · عَنْهَا kendisinden · ٱلْعَذَابَ azabı · أَن kadının şahidlik etmesi · تَشْهَدَ · أَرْبَعَ dört defa · شَهَـٰدَٰتٍۭ şahid tutup · بِٱللَّهِ ۙ Allah'ı · إِنَّهُۥ onun (kocasının) · لَمِنَ yalan söyleyenlerden olduğuna · ٱلْكَـٰذِبِينَ
وَٱلۡخَٰمِسَةَ أَنَّ غَضَبَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَآ إِن كَانَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ﴿9﴾
velḫâmisete enne gaḍabe-llâhi `aleyhâ in kâne mine-ṣṣâdiḳîn.
9. Kadının beşinci tanıklık ifadesi, “eğer kocası doğru söyleyenlerden ise kendisinin Allah’ın gazabına uğramayı dilemesi” olacaktır.
Kelime meali
وَٱلْخَـٰمِسَةَ beşinci defa da · أَنَّ kuşkusuz · غَضَبَ gazabının · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْهَآ kendi üzerine olmasını diler · إِن eğer · كَانَ (kocası) ise · مِنَ doğrulardan · ٱلصَّـٰدِقِينَ
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ ﴿10﴾
velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû veenne-llâhe tevvâbün ḥakîm.
10. Allah’ın size lütfu ve rahmeti ulaşmasaydı ve Allah tövbeleri devamlı kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı haliniz nice olurdu?
Kelime meali
وَلَوْلَا ya olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size · وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti · وَأَنَّ ve şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · تَوَّابٌ tevbeleri çok kabul edendir · حَكِيمٌ hikmet sahibidir
إِنَّ ٱلَّذِينَ جَآءُو بِٱلۡإِفۡكِ عُصۡبَةࣱ مِّنكُمۡۚ لَا تَحۡسَبُوهُ شَرࣰّ ا لَّكُمۖ بَلۡ هُوَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡۚ لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُم مَّا ٱكۡتَسَبَ مِنَ ٱلۡإِثۡمِۚ وَٱلَّذِي تَوَلَّىٰ كِبۡرَهُۥ مِنۡهُمۡ لَهُۥ عَذَابٌ عَظِيمࣱ ﴿11﴾
inne-lleẕîne câû bil'ifki `uṣbetüm minküm. lâ taḥsebûhü şerral leküm. bel hüve ḫayrul leküm. likülli-mriim minhüm me-ktesebe mine-l'iŝm. velleẕî tevellâ kibrahû minhüm lehû `aẕâbün `ażîm.
11. O iftirayı atanlar içinizden bir gruptur. Bunun sizin için kötü olduğunu sanmayın, aksine bu hakkınızda hayırlıdır. Onların her biri işlediği günahı yüklenecektir. İçlerinden günahın büyüğünü üstlenen için ise büyük bir azap vardır.
Kelime meali
إِنَّ kuşkusuz · ٱلَّذِينَ getirenler · جَآءُو · بِٱلْإِفْكِ iftirayı · عُصْبَةٌۭ bir topluluktur · مِّنكُمْ ۚ içinizden · لَا onu sanmayın · تَحْسَبُوهُ · شَرًّۭا şer · لَّكُم ۖ sizin için · بَلْ bilakis · هُوَ o · خَيْرٌۭ hayırdır · لَّكُمْ ۚ sizin için · لِكُلِّ her (karşılığını görecektir) · ٱمْرِئٍۢ kişi · مِّنْهُم onlardan · مَّا ne · ٱكْتَسَبَ işledi (ise) · مِنَ günahının · ٱلْإِثْمِ ۚ · وَٱلَّذِى kimseye · تَوَلَّىٰ yüklenen · كِبْرَهُۥ en büyüğünü · مِنْهُمْ onlardan · لَهُۥ onun (yalanın) · عَذَابٌ bir azab (vardır) · عَظِيمٌۭ büyük
لَّوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ ظَنَّ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمۡ خَيۡرࣰ ا وَقَالُواْ هَٰذَآ إِفۡكࣱ مُّبِينࣱ ﴿12﴾
levlâ iẕ semi`tümûhü żanne-lmü'minûne velmü'minâtü bienfüsihim ḫayrav veḳâlû hâẕâ ifküm mübîn.
12. Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsn-i zan beslemeleri ve “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
Kelime meali
لَّوْلَآ gerekmez miydi? · إِذْ zaman · سَمِعْتُمُوهُ onu işittiğiniz · ظَنَّ zanda bulunup · ٱلْمُؤْمِنُونَ inanan erkeklerin · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınların · بِأَنفُسِهِمْ kendiliklerinden · خَيْرًۭا güzel · وَقَالُوا۟ ve demeleri · هَـٰذَآ bu · إِفْكٌۭ bir iftiradır · مُّبِينٌۭ apaçık
لَّوۡلَا جَآءُو عَلَيۡهِ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَۚ فَإِذۡ لَمۡ يَأۡتُواْ بِٱلشُّهَدَآءِ فَأُوْلَٰٓئِكَ عِندَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ ﴿13﴾
levlâ câû `aleyhi bierbe`ati şühedâ'. feiẕ lem ye'tû bişşühedâi feülâike `inde-llâhi hümü-lkâẕibûn.
13. Bu iddialarına dört şahit getirseler ya! Bu sayıda şahit getiremiyorlarsa onlar, Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir.
Kelime meali
لَّوْلَا gerekmez miydi? · جَآءُو getirmeleri · عَلَيْهِ ona · بِأَرْبَعَةِ dört · شُهَدَآءَ ۚ şahid · فَإِذْ madem ki · لَمْ getirmediler · يَأْتُوا۟ · بِٱلشُّهَدَآءِ şahidleri · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ o halde onlar · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah · هُمُ onlar · ٱلْكَـٰذِبُونَ yalancılardır
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ لَمَسَّكُمۡ فِي مَآ أَفَضۡتُمۡ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿14﴾
velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû fi-ddünyâ vel'âḫirati lemesseküm fî mâ efaḍtüm fîhi `aẕâbün `ażîm.
14. Eğer dünyada ve âhirette Allah’ın lütfu ve rahmeti hep sizinle olmasaydı içine daldığınız günah yüzünden size büyük bir azap gelecekti.
Kelime meali
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size · وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · لَمَسَّكُمْ size mutlaka dokunurdu · فِى hakkında · مَآ şey (iftira) · أَفَضْتُمْ daldığınız · فِيهِ içine · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌ büyük
إِذۡ تَلَقَّوۡنَهُۥ بِأَلۡسِنَتِكُمۡ وَتَقُولُونَ بِأَفۡوَاهِكُم مَّا لَيۡسَ لَكُم بِهِۦ عِلۡمࣱ وَتَحۡسَبُونَهُۥ هَيِّنࣰ ا وَهُوَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمࣱ ﴿15﴾
iẕ teleḳḳavnehû bielsinetiküm veteḳûlûne biefvâhiküm mâ leyse leküm bihî `ilmüv vetaḥsebûnehû heyyinâ. vehüve `inde-llâhi `ażîm.
15. Çünkü siz, iftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz; bunu da önemsiz sanıyorsunuz; halbuki Allah katında o büyük bir şeydir.
Kelime meali
إِذْ çünkü · تَلَقَّوْنَهُۥ siz onu alıveriyorsunuz · بِأَلْسِنَتِكُمْ dillerinizle · وَتَقُولُونَ ve söylüyorsunuz · بِأَفْوَاهِكُم ağızlarınızla · مَّا bir şeyi · لَيْسَ hiç olmayan · لَكُم sizin · بِهِۦ hakkında · عِلْمٌۭ bilgi(niz) · وَتَحْسَبُونَهُۥ ve onu sanıyorsunuz · هَيِّنًۭا önemsiz bir iş · وَهُوَ oysa o · عِندَ yanında · ٱللَّهِ Allah · عَظِيمٌۭ büyüktür
وَلَوۡلَآ إِذۡ سَمِعۡتُمُوهُ قُلۡتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبۡحَٰنَكَ هَٰذَا بُهۡتَٰنٌ عَظِيمࣱ ﴿16﴾
velevlâ iẕ semi`tümûhü ḳultüm mâ yekûnü lenâ en netekelleme bihâẕâ. sübḥâneke hâẕâ bühtânün `ażîm.
16. O kulağınıza geldiğinde “Bunu konuşmak bize yakışmaz, fesübhânal-lah, bu apaçık bir iftiradır” deseydiniz ya!
Kelime meali
وَلَوْلَآ gerekmez miydi? · إِذْ zaman · سَمِعْتُمُوهُ onu işittiğiniz · قُلْتُم demeniz · مَّا yakışmaz · يَكُونُ · لَنَآ bize · أَن konuşmamız · نَّتَكَلَّمَ · بِهَـٰذَا bunu · سُبْحَـٰنَكَ Seni tenzih ederiz · هَـٰذَا bu · بُهْتَـٰنٌ bir iftiradır · عَظِيمٌۭ büyük
يَعِظُكُمُ ٱللَّهُ أَن تَعُودُواْ لِمِثۡلِهِۦٓ أَبَدًا إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ﴿17﴾
ye`iżukümü-llâhü en te`ûdû limiŝlihî ebeden in küntüm mü'minîn.
17. Eğer gerçek müminlerseniz Allah size, bir daha asla böyle bir şey yapmamanızı öğütlüyor.
Kelime meali
يَعِظُكُمُ size öğüt veriyor · ٱللَّهُ Allah · أَن dönmemeniz için · تَعُودُوا۟ · لِمِثْلِهِۦٓ böyle bir şeye · أَبَدًا bir daha asla · إِن eğer · كُنتُم iseniz · مُّؤْمِنِينَ inananlar
وَيُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ﴿18﴾
veyübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyât. vellâhü `alîmün ḥakîm.
18. Allah size âyetleri açıklıyor; Allah ilim ve hikmet sahibidir.
Kelime meali
وَيُبَيِّنُ ve açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمُ size · ٱلْـَٔايَـٰتِ ۚ ayetleri(ni) · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلۡفَٰحِشَةُ فِي ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ﴿19﴾
inne-lleẕîne yüḥibbûne en teşî`a-lfâḥişetü fi-lleẕîne âmenû lehüm `aẕâbün elîmün fi-ddünyâ vel'âḫirah. vellâhü ya`lemü veentüm lâ ta`lemûn.
19. Müminler arasında ahlâksızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve âhirette can yakıcı bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimselere · يُحِبُّونَ isteyenlere · أَن yayılmasını · تَشِيعَ · ٱلْفَـٰحِشَةُ edepsizliğin · فِى içinde · ٱلَّذِينَ inananlar · ءَامَنُوا۟ · لَهُمْ vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı · فِى dünyada · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette · وَٱللَّهُ ve Allah · يَعْلَمُ bilir · وَأَنتُمْ ancak siz · لَا bilmezsiniz · تَعْلَمُونَ
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ وَأَنَّ ٱللَّهَ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ ﴿20﴾
velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû veenne-llâhe raûfür raḥîm.
20. Ya Allah’ın size lütfu ve rahmeti ulaşmasaydı, ya Allah çok şefkatli, çok merhametli olmasaydı!
Kelime meali
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size · وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti · وَأَنَّ ve kuşkusuz · ٱللَّهَ Allah · رَءُوفٌۭ çok şefkatlidir · رَّحِيمٌۭ merhametlidir
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ وَمَن يَتَّبِعۡ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأۡمُرُ بِٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۚ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ أَبَدࣰ ا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ ﴿21﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tettebi`û ḫuṭuvâti-şşeyṭân. vemey yettebi` ḫuṭuvâti-şşeyṭâni feinnehû ye'müru bilfaḥşâi velmünker. velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû mâ zekâ minküm min eḥadin ebedev velâkinne-llâhe yüzekkî mey yeşâ'. vellâhü semî`un `alîm.
21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytana ayak uydurursa bilsin ki, o edepsizliği ve kötülüğü emreder. Allah’ın lutfu ve rahmeti sizinle olmasaydı içinizden hiçbir kimse günahtan asla arınamazdı, fakat Allah dilediğini arındırır; Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.
Kelime meali
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا izlemeyin · تَتَّبِعُوا۟ · خُطُوَٰتِ adımlarını · ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın · وَمَن ve kim · يَتَّبِعْ izlerse · خُطُوَٰتِ adımlarını · ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın · فَإِنَّهُۥ muhakkak o · يَأْمُرُ (ona) emreder · بِٱلْفَحْشَآءِ edepsizliği · وَٱلْمُنكَرِ ۚ ve kötülüğü · وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı · فَضْلُ lutfu · ٱللَّهِ Allah'ın · عَلَيْكُمْ size · وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti · مَا temizlemezdi · زَكَىٰ · مِنكُم sizden · مِّنْ hiç · أَحَدٍ birinizi · أَبَدًۭا asla · وَلَـٰكِنَّ fakat · ٱللَّهَ Allah · يُزَكِّى arındırır · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۗ dilediği · وَٱللَّهُ ve Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir
وَلَا يَأۡتَلِ أُوْلُواْ ٱلۡفَضۡلِ مِنكُمۡ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤۡتُوٓاْ أُوْلِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَلۡيَعۡفُواْ وَلۡيَصۡفَحُوٓاْۗ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ ﴿22﴾
velâ ye'teli ülü-lfaḍli minküm vesse`ati ey yü'tû üli-lḳurbâ velmesâkîne velmühâcirîne fî sebîli-llâh. velya`fû velyaṣfeḥû. elâ tüḥibbûne ey yagfira-llâhü leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.
22. İçinizden yardım sever ve zengin olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere artık bir şey vermeyeceğiz diye yemin etmesinler. Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Kelime meali
وَلَا ve · يَأْتَلِ yemin etmesinler · أُو۟لُوا۟ sahipleri · ٱلْفَضْلِ fazilet · مِنكُمْ sizden · وَٱلسَّعَةِ ve servet · أَن (bir şey) vermemeğe · يُؤْتُوٓا۟ · أُو۟لِى sahipleri (akrabalara) · ٱلْقُرْبَىٰ yakınlık (akrabalara) · وَٱلْمَسَـٰكِينَ ve yoksullara · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve hicret edenlere · فِى yolunda · سَبِيلِ · ٱللَّهِ ۖ Allah · وَلْيَعْفُوا۟ ve affetsinler · وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ ve hoşgörsünler · أَلَا sevmez misiniz? · تُحِبُّونَ · أَن bağışlamasını · يَغْفِرَ · ٱللَّهُ Allah'ın · لَكُمْ ۗ sizi · وَٱللَّهُ ve Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · رَّحِيمٌ esirgeyendir
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡغَٰفِلَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ لُعِنُواْ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمࣱ ﴿23﴾
inne-lleẕîne yermûne-lmuḥsenâti-lgâfilâti-lmü'minâti lü`inû fi-ddünyâ vel'âḫirah. velehüm `aẕâbün `ażîm.
23. İmanlı, saf ve namuslu kadınlara iftira atanlar dünyada ve âhirette lânetlenmişlerdir, onlara büyük bir ceza vardır.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ edenler · يَرْمُونَ zina iftirası · ٱلْمُحْصَنَـٰتِ namuslu kadınlara · ٱلْغَـٰفِلَـٰتِ bir şeyden habersiz · ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanmış kadınlara · لُعِنُوا۟ la'netlenmişlerdir · فِى dünya'da · ٱلدُّنْيَا · وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette · وَلَهُمْ ve onlar için vardır · عَذَابٌ bir azab · عَظِيمٌۭ büyük
يَوۡمَ تَشۡهَدُ عَلَيۡهِمۡ أَلۡسِنَتُهُمۡ وَأَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿24﴾
yevme teşhedü `aleyhim elsinetühüm veeydîhim veercülühüm bimâ kânû ya`melûn.
24. O ceza gününde dilleri, elleri ve ayakları, yapıp ettikleri hususlarda aleyhlerine tanıklık edecektir.
Kelime meali
يَوْمَ o gün · تَشْهَدُ şahidlik edecektir · عَلَيْهِمْ kendilerine · أَلْسِنَتُهُمْ dilleri · وَأَيْدِيهِمْ ve elleri · وَأَرْجُلُهُم ve ayakları · بِمَا şeylere · كَانُوا۟ oldukları · يَعْمَلُونَ yapıyor(lar)
يَوۡمَئِذࣲ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلۡحَقَّ وَيَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ ٱلۡمُبِينُ ﴿25﴾
yevmeiẕiy yüveffîhimü-llâhü dînehümü-lḥaḳḳa veya`lemûne enne-llâhe hüve-lḥaḳḳu-lmübîn.
25. O gün Allah onlara hak ettikleri cezayı tastamam verecektir ve onlar Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.
Kelime meali
يَوْمَئِذٍۢ o gün · يُوَفِّيهِمُ onlara tam verir · ٱللَّهُ Allah · دِينَهُمُ cezalarını · ٱلْحَقَّ hak ettikleri · وَيَعْلَمُونَ ve onlar bilirler · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O · ٱلْحَقُّ Hak'tır · ٱلْمُبِينُ apaçık
ٱلۡخَبِيثَٰتُ لِلۡخَبِيثِينَ وَٱلۡخَبِيثُونَ لِلۡخَبِيثَٰتِۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَۖ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ ﴿26﴾
elḫabîŝâtü lilḫabîŝîne velḫabîŝûne lilḫabîŝât. veṭṭayyibâtü liṭṭayyibîne veṭṭayyibûne liṭṭayyibât. ülâike müberraûne mimmâ yeḳûlûn. lehüm magfiratüv verizḳun kerîm.
26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara lâyıktır. Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yakışır. Onlar, iftiracıların kendileri hakkında söylediklerinden uzaktırlar; onlar için bir bağışlama, değerli bir nasip vardır.
Kelime meali
ٱلْخَبِيثَـٰتُ kötü kadınlar · لِلْخَبِيثِينَ kötü erkeklere · وَٱلْخَبِيثُونَ kötü erkekler · لِلْخَبِيثَـٰتِ ۖ kötü kadınlara · وَٱلطَّيِّبَـٰتُ iyi kadınlar · لِلطَّيِّبِينَ iyi erkeklere · وَٱلطَّيِّبُونَ iyi erkekler · لِلطَّيِّبَـٰتِ ۚ iyi kadınlara · أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar · مُبَرَّءُونَ uzaktırlar · مِمَّا şeylerden · يَقُولُونَ ۖ onların söyledikleri · لَهُم bunlara vardır · مَّغْفِرَةٌۭ bir bağışlama · وَرِزْقٌۭ ve bir rızık · كَرِيمٌۭ cömertçe
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ بُيُوتِكُمۡ حَتَّىٰ تَسۡتَأۡنِسُواْ وَتُسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَهۡلِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ﴿27﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tedḫulû büyûten gayra büyûtiküm ḥattâ teste'nisû vetüsellimû `alâ ehlihâ. ẕâliküm ḫayrul leküm le`alleküm teẕekkerûn.
27. Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selâm vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin. Sizin için daha iyi olanı budur; umulur ki düşünüp anlarsınız.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لَا girmeyin · تَدْخُلُوا۟ · بُيُوتًا evlere · غَيْرَ başka · بُيُوتِكُمْ kendi evlerinizden · حَتَّىٰ ta ki · تَسْتَأْنِسُوا۟ izin almadan · وَتُسَلِّمُوا۟ ve selam vermeden · عَلَىٰٓ üzerine · أَهْلِهَا ۚ (ev) halkı · ذَٰلِكُمْ herhalde bu · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · لَّكُمْ sizin için · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَذَكَّرُونَ düşünüp anlarsınız
فَإِن لَّمۡ تَجِدُواْ فِيهَآ أَحَدࣰ ا فَلَا تَدۡخُلُوهَا حَتَّىٰ يُؤۡذَنَ لَكُمۡۖ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ٱرۡجِعُواْ فَٱرۡجِعُواْۖ هُوَ أَزۡكَىٰ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمࣱ ﴿28﴾
feil lem tecidû fîhâ eḥaden felâ tedḫulûhâ ḥattâ yü'ẕene leküm. vein ḳîle lekümü-rci`û ferci`û hüve ezkâ leküm. vellâhü bimâ ta`melûne `alîm.
28. Eğer o evlerde bir kimse bulamazsanız -size izin verilmedikçe- oralara girmeyin. Size “(Kabul edemiyoruz,) dönün” denirse hemen dönün; bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah bütün yaptıklarınızı bilmektedir.
Kelime meali
فَإِن eğer · لَّمْ bulamazsanız · تَجِدُوا۟ · فِيهَآ orada · أَحَدًۭا kimseyi · فَلَا oraya girmeyin · تَدْخُلُوهَا · حَتَّىٰ kadar · يُؤْذَنَ izin verilinceye · لَكُمْ ۖ size · وَإِن ve eğer · قِيلَ denirse · لَكُمُ size · ٱرْجِعُوا۟ dönün! · فَٱرْجِعُوا۟ ۖ o halde dönün · هُوَ o · أَزْكَىٰ daha temizdir · لَكُمْ ۚ sizin için · وَٱللَّهُ ve Allah · بِمَا şeyleri · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız · عَلِيمٌۭ bilendir
لَّيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ مَسۡكُونَةࣲ فِيهَا مَتَٰعࣱ لَّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا تَكۡتُمُونَ ﴿29﴾
leyse `aleyküm cünâḥun en tedḫulû büyûten gayra meskûnetin fîhâ metâ`ul leküm. vellâhü ya`lemü mâ tübdûne vemâ tektümûn.
29. İçinde kimsenin oturmadığı ve kendinize ait eşya bulunan evlere girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. Allah açıkladığınızı da bilir, gizlediğinizi de!
Kelime meali
لَّيْسَ yoktur · عَلَيْكُمْ size · جُنَاحٌ bir günah · أَن (izinsiz) girmenizden dolayı · تَدْخُلُوا۟ · بُيُوتًا evlere · غَيْرَ oturulmayan · مَسْكُونَةٍۢ · فِيهَا içinde · مَتَـٰعٌۭ eşyanız bulunan · لَّكُمْ ۚ sizin · وَٱللَّهُ ve Allah · يَعْلَمُ bilir · مَا şeyi · تُبْدُونَ açığa vurduğunuz · وَمَا ve şeyi · تَكْتُمُونَ gizlediğiniz
قُل لِّلۡمُؤۡمِنِينَ يَغُضُّواْ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِمۡ وَيَحۡفَظُواْ فُرُوجَهُمۡۚ ذَٰلِكَ أَزۡكَىٰ لَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا يَصۡنَعُونَ ﴿30﴾
ḳul lilmü'minîne yeguḍḍû min ebṣârihim veyaḥfeżû fürûcehüm. ẕâlike ezkâ lehüm. inne-llâhe ḫabîrum bimâ yaṣne`ûn.
30. Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.
Kelime meali
قُل söyle · لِّلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere · يَغُضُّوا۟ sakınsınlar · مِنْ bakışlarını · أَبْصَـٰرِهِمْ · وَيَحْفَظُوا۟ ve korusunlar · فُرُوجَهُمْ ۚ ırzlarını · ذَٰلِكَ bu · أَزْكَىٰ daha temizdir · لَهُمْ ۗ onlar için · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · خَبِيرٌۢ haber almaktadır · بِمَا şeyleri · يَصْنَعُونَ her yaptıkları
وَقُل لِّلۡمُؤۡمِنَٰتِ يَغۡضُضۡنَ مِنۡ أَبۡصَٰرِهِنَّ وَيَحۡفَظۡنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنۡهَاۖ وَلۡيَضۡرِبۡنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوۡ ءَابَآئِهِنَّ أَوۡ ءَابَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآئِهِنَّ أَوۡ أَبۡنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوۡ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ إِخۡوَٰنِهِنَّ أَوۡ بَنِيٓ أَخَوَٰتِهِنَّ أَوۡ نِسَآئِهِنَّ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُنَّ أَوِ ٱلتَّٰبِعِينَ غَيۡرِ أُوْلِي ٱلۡإِرۡبَةِ مِنَ ٱلرِّجَالِ أَوِ ٱلطِّفۡلِ ٱلَّذِينَ لَمۡ يَظۡهَرُواْ عَلَىٰ عَوۡرَٰتِ ٱلنِّسَآءِۖ وَلَا يَضۡرِبۡنَ بِأَرۡجُلِهِنَّ لِيُعۡلَمَ مَا يُخۡفِينَ مِن زِينَتِهِنَّۚ وَتُوبُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﴿31﴾
veḳul lilmü'minâti yagḍuḍne min ebṣârihinne veyaḥfażne fürûcehünne velâ yübdîne zînetehünne illâ mâ żahera minhâ velyaḍribne biḫumürihinne `alâ cüyûbihinn. velâ yübdîne zînetehünne illâ libü`ûletihinne ev âbâihinne ev âbâi bü`ûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi bü`ûletihinne ev iḫvânihinne ev benî iḫvânihinne ev benî eḫavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânühünne evi-ttâbi`îne gayri üli-l'irbeti mine-rricâli evi-ṭṭifli-lleẕîne lem yażherû `alâ `avrati-nnisâ'. velâ yaḍribne biercülihinne liyü`leme mâ yuḫfîne min zînetihinn. vetûbû ile-llâhi cemî`an eyyühe-lmü'minûne le`alleküm tüfliḥûn.
31. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, başka kadınlar, hizmetlerinde bulunan köleleri ve câriyeleri, cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz!
Kelime meali
وَقُل ve söyle · لِّلْمُؤْمِنَـٰتِ inanan kadınlara · يَغْضُضْنَ sakınsınlar · مِنْ bakışlarını · أَبْصَـٰرِهِنَّ · وَيَحْفَظْنَ ve korusunlar · فُرُوجَهُنَّ ırzlarını · وَلَا ve · يُبْدِينَ göstermesinler · زِينَتَهُنَّ süslerini · إِلَّا ancak hariç · مَا görünenler · ظَهَرَ · مِنْهَا ۖ ondan · وَلْيَضْرِبْنَ ve koysunlar · بِخُمُرِهِنَّ başörtülerini · عَلَىٰ üstüne · جُيُوبِهِنَّ ۖ (göğüs) yırtmaçlarının · وَلَا ve · يُبْدِينَ göstermesinler · زِينَتَهُنَّ süslerini · إِلَّا dışındakilere · لِبُعُولَتِهِنَّ kocaları · أَوْ yahut · ءَابَآئِهِنَّ babaları · أَوْ yahut · ءَابَآءِ babaları · بُعُولَتِهِنَّ kocalarının · أَوْ yahut · أَبْنَآئِهِنَّ oğulları · أَوْ yahut · أَبْنَآءِ oğulları · بُعُولَتِهِنَّ kocalarının · أَوْ yahut · إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşleri · أَوْ yahut · بَنِىٓ oğulları · إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşlerinin · أَوْ yahut · بَنِىٓ oğulları · أَخَوَٰتِهِنَّ kızkardeşlerinin · أَوْ yahut · نِسَآئِهِنَّ kadınları · أَوْ yahut · مَا sahip oldukları (köleleri) · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُهُنَّ ellerinin · أَوِ yahut · ٱلتَّـٰبِعِينَ tabi'leri (hizmetlileri) · غَيْرِ bulunmayan · أُو۟لِى kadına ihtiyacı · ٱلْإِرْبَةِ · مِنَ erkeklerden · ٱلرِّجَالِ · أَوِ yahut · ٱلطِّفْلِ çocuklara · ٱلَّذِينَ onlar ki · لَمْ henüz anlamazlar · يَظْهَرُوا۟ · عَلَىٰ mahrem yerlerini; · عَوْرَٰتِ · ٱلنِّسَآءِ ۖ kadınların · وَلَا ve · يَضْرِبْنَ vurmasınlar · بِأَرْجُلِهِنَّ ayaklarını · لِيُعْلَمَ bilinmesi için · مَا şeylerin · يُخْفِينَ gizledikleri · مِن süslerinden · زِينَتِهِنَّ ۚ · وَتُوبُوٓا۟ ve tevbe edin · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · جَمِيعًا topluca · أَيُّهَ ey · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُفْلِحُونَ felaha erersiniz
وَأَنكِحُواْ ٱلۡأَيَٰمَىٰ مِنكُمۡ وَٱلصَّٰلِحِينَ مِنۡ عِبَادِكُمۡ وَإِمَآئِكُمۡۚ إِن يَكُونُواْ فُقَرَآءَ يُغۡنِهِمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمࣱ ﴿32﴾
venkiḥü-l'eyâmâ minküm veṣṣâliḥîne min `ibâdiküm veimâiküm. iy yekûnû füḳarâe yugnîhimü-llâhü min faḍlih. vellâhü vâsi`un `alîm.
32. İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir.
Kelime meali
وَأَنكِحُوا۟ ve evlendirin · ٱلْأَيَـٰمَىٰ bekarları · مِنكُمْ içinizden · وَٱلصَّـٰلِحِينَ ve iyileri · مِنْ kölelerinizden · عِبَادِكُمْ · وَإِمَآئِكُمْ ۚ ve cariyeleriniz(den) · إِن eğer · يَكُونُوا۟ iseler · فُقَرَآءَ yoksul · يُغْنِهِمُ onları zengin eder · ٱللَّهُ Allah · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ ۗ · وَٱللَّهُ ve Allahın · وَٰسِعٌ (mülkü) geniştir · عَلِيمٌۭ (her şeyi) bilendir
وَلۡيَسۡتَعۡفِفِ ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّىٰ يُغۡنِيَهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَٱلَّذِينَ يَبۡتَغُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِمَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَكَاتِبُوهُمۡ إِنۡ عَلِمۡتُمۡ فِيهِمۡ خَيۡرࣰ اۖ وَءَاتُوهُم مِّن مَّالِ ٱللَّهِ ٱلَّذِيٓ ءَاتَىٰكُمۡۚ وَلَا تُكۡرِهُواْ فَتَيَٰتِكُمۡ عَلَى ٱلۡبِغَآءِ إِنۡ أَرَدۡنَ تَحَصُّنࣰ ا لِّتَبۡتَغُواْ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَن يُكۡرِههُّنَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ مِنۢ بَعۡدِ إِكۡرَٰهِهِنَّ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿33﴾
velyesta`fifi-lleẕîne lâ yecidûne nikâḥan ḥattâ yugniyehümü-llâhü min faḍlih. velleẕîne yebtegûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânüküm fekâtibûhüm in `alimtüm fîhim ḫayrâ. veâtûhüm mim mâli-llâhi-lleẕî âtâküm. velâ tükrihû feteyâtiküm `ale-lbigâi in eradne teḥaṣṣunel litebtegû `araḍa-lḥayâti-ddünyâ. vemey yükrihhünne feinne-llâhe mim ba`di ikrâhihinne gafûrur raḥîm.
33. Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah lutfundan ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetlerini korusunlar. Bedelini ödeyerek hür olmak isteyen köle ve câriyelerinizin -kendilerinde hayır görürseniz- tekliflerini kabul edin. Allah’ın size verdiği maldan da onlara verin. Namuslu kalmak istedikleri halde, dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için câriyelerinizi fuhuş yapmaya zorlamayın. Kim onları zorlarsa, bilsinler ki böyle zorlanmalarından sonra onlara Allah rahmet ve mağfiretiyle muamele edecektir.
Kelime meali
وَلْيَسْتَعْفِفِ ve iffetlerini korusunlar · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا bulamayan(lar) · يَجِدُونَ · نِكَاحًا evlenme (imkanı) · حَتَّىٰ kadar · يُغْنِيَهُمُ kendilerini zengin edinceye · ٱللَّهُ Allah · مِن lutfundan · فَضْلِهِۦ ۗ · وَٱلَّذِينَ ve kimselerle · يَبْتَغُونَ isteyen(lerle) · ٱلْكِتَـٰبَ mükatebe (sözleşme) yapmak · مِمَّا sahip olduklarından · مَلَكَتْ · أَيْمَـٰنُكُمْ ellerinizin · فَكَاتِبُوهُمْ mükatebe yapın · إِنْ eğer · عَلِمْتُمْ bilirseniz · فِيهِمْ onlar hakında · خَيْرًۭا ۖ hayırlı olduğunu · وَءَاتُوهُم ve onlara verin · مِّن malından · مَّالِ · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱلَّذِىٓ size verdiği · ءَاتَىٰكُمْ ۚ · وَلَا ve · تُكْرِهُوا۟ zorlamayın · فَتَيَـٰتِكُمْ cariyelerinizi · عَلَى fuhşa · ٱلْبِغَآءِ · إِنْ eğer · أَرَدْنَ istiyorlarsa · تَحَصُّنًۭا namuslu kalmayı · لِّتَبْتَغُوا۟ elde etmek için · عَرَضَ geçici menfaatini · ٱلْحَيَوٰةِ hayatının · ٱلدُّنْيَا ۚ dünya · وَمَن ve kim · يُكْرِههُّنَّ onları zorlarsa · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · مِنۢ sonra · بَعْدِ · إِكْرَٰهِهِنَّ zorlanmalarından · غَفُورٌۭ bağışlayıcı · رَّحِيمٌۭ esirgeyicidir
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲ وَمَثَلࣰ ا مِّنَ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۡ وَمَوۡعِظَةࣰ لِّلۡمُتَّقِينَ ﴿34﴾
veleḳad enzelnâ ileyküm âyâtim mübeyyinâtiv vemeŝelem mine-lleẕîne ḫalev min ḳabliküm vemev`iżatel lilmütteḳîn.
34. Size, gerektiği gibi açıklayan âyetler, sizden önce gelip geçenlerden misaller ve kötülükten sakınanlar için öğütler indirdik.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun ki · أَنزَلْنَآ indirdik · إِلَيْكُمْ size · ءَايَـٰتٍۢ ayetler · مُّبَيِّنَـٰتٍۢ açıklayıcı · وَمَثَلًۭا ve bir temsil · مِّنَ kimselerden · ٱلَّذِينَ · خَلَوْا۟ gelip geçen · مِن sizden önce · قَبْلِكُمْ · وَمَوْعِظَةًۭ ve bir öğüt · لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için
۞ٱللَّهُ نُورُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ مَثَلُ نُورِهِۦ كَمِشۡكَوٰةࣲ فِيهَا مِصۡبَاحٌۖ ٱلۡمِصۡبَاحُ فِي زُجَاجَةٍۖ ٱلزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوۡكَبࣱ دُرِّيࣱّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةࣲ مُّبَٰرَكَةࣲ زَيۡتُونَةࣲ لَّا شَرۡقِيَّةࣲ وَلَا غَرۡبِيَّةࣲ يَكَادُ زَيۡتُهَا يُضِيٓءُ وَلَوۡ لَمۡ تَمۡسَسۡهُ نَارࣱۚ نُّورٌ عَلَىٰ نُورࣲۚ يَهۡدِي ٱللَّهُ لِنُورِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَٰلَ لِلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ ﴿35﴾
allâhü nûru-ssemâvâti vel'arḍ. meŝelü nûrihî kemişkâtin fîhâ miṣbâḥ. elmiṣbâḥu fî zücâceh. ezzücâcetü keennehâ kevkebün dürriyyüy yûḳadü min şeceratim mübâraketin zeytûnetil lâ şerḳiyyetiv velâ garbiyyetiy yekâdü zeytühâ yüḍîü velev lem temseshü nârun. nûrun `alâ nûr. yehdi-llâhü linûrihî mey yeşâ'. veyaḍribü-llâhü-l'emŝâle linnâs. vellâhü bikülli şey'in `alîm.
35. Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nûr üstüne nûr. Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
Kelime meali
۞ ٱللَّهُ Allah · نُورُ nurudur · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · مَثَلُ benzer · نُورِهِۦ O'nun nuru · كَمِشْكَوٰةٍۢ bir kandile · فِيهَا içinde bulunan · مِصْبَاحٌ ۖ lamba · ٱلْمِصْبَاحُ lamba · فِى içerisindedir · زُجَاجَةٍ ۖ cam · ٱلزُّجَاجَةُ cam · كَأَنَّهَا sanki (gibidir) · كَوْكَبٌۭ bir yıldız · دُرِّىٌّۭ inciden · يُوقَدُ yakılır · مِن bir ağacı(nın yağı)ndan · شَجَرَةٍۢ · مُّبَـٰرَكَةٍۢ mübarek · زَيْتُونَةٍۢ zeytin · لَّا ne · شَرْقِيَّةٍۢ doğudan · وَلَا ve ne de · غَرْبِيَّةٍۢ batıdan · يَكَادُ öyle ki neredeyse · زَيْتُهَا onun yağı · يُضِىٓءُ ışık verir · وَلَوْ ve eğer · لَمْ değmese (bile) · تَمْسَسْهُ · نَارٌۭ ۚ ateş · نُّورٌ nur · عَلَىٰ üstüne · نُورٍۢ ۗ nur · يَهْدِى hidayet eder · ٱللَّهُ Allah · لِنُورِهِۦ nuruna · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَيَضْرِبُ misaller verir · ٱللَّهُ Allah · ٱلْأَمْثَـٰلَ benzetmelerle · لِلنَّاسِ ۗ insanlara · وَٱللَّهُ ve Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۭ bilir
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ ٱللَّهُ أَن تُرۡفَعَ وَيُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ يُسَبِّحُ لَهُۥ فِيهَا بِٱلۡغُدُوِّ وَٱلۡأٓصَالِ ﴿36﴾
fî büyûtin eẕine-llâhü en türfe`a veyüẕkera fîhe-smühû yüsebbiḥu lehû fîhâ bilgudüvvi vel'eṣâl.
36. Allah’ın yapılmasına ve içinde isminin anılmasına izin verdiği evlerde, akşam sabah Allah’ı tenzih ederek anarlar;
Kelime meali
فِى evlerdedir · بُيُوتٍ · أَذِنَ izin verdiği · ٱللَّهُ Allah'ın · أَن yükseltilmesine · تُرْفَعَ · وَيُذْكَرَ ve anılmasına · فِيهَا içlerinde · ٱسْمُهُۥ adının · يُسَبِّحُ tesbih ederler · لَهُۥ O'nu · فِيهَا onların içinde · بِٱلْغُدُوِّ sabah · وَٱلْـَٔاصَالِ ve akşam
رِجَالࣱ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَٰرَةࣱ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوۡمࣰ ا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلۡقُلُوبُ وَٱلۡأَبۡصَٰرُ ﴿37﴾
ricâlül lâ tülhîhim ticâratüv velâ bey`un `an ẕikri-llâhi veiḳâmi-ṣṣalâti veîtâi-zzekâti yeḫâfûne yevmen teteḳallebü fîhi-lḳulûbü vel'ebṣâr.
37. Ticaretin de satımın da kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamadığı, gözlerin ve gönüllerin dehşetle sarsılacağı bir günden korkan kişiler;
Kelime meali
رِجَالٌۭ erkekler (ki) · لَّا kendilerini alıkoymaz · تُلْهِيهِمْ · تِجَـٰرَةٌۭ ticaret · وَلَا ve ne de · بَيْعٌ alışveriş · عَن anmaktan · ذِكْرِ · ٱللَّهِ Allah'ı · وَإِقَامِ ve kılmaktan · ٱلصَّلَوٰةِ namaz · وَإِيتَآءِ ve vermekten · ٱلزَّكَوٰةِ ۙ zekat · يَخَافُونَ onlar korkarlar · يَوْمًۭا günden · تَتَقَلَّبُ ters döneceği · فِيهِ onda · ٱلْقُلُوبُ yüreklerin · وَٱلْأَبْصَـٰرُ ve gözlerin
لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ ﴿38﴾
liyecziyehümü-llâhü aḥsene mâ `amilû veyezîdehüm min faḍlih. vellâhü yerzüḳu mey yeşâü bigayri ḥisâb.
38. Anarlar ki, Allah kendilerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödüllendirsin, daha fazlasını da lutfundan versin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
Kelime meali
لِيَجْزِيَهُمُ karşılığını vermesi için · ٱللَّهُ Allah · أَحْسَنَ en güzel · مَا şeylerin · عَمِلُوا۟ yaptıkları · وَيَزِيدَهُم ve daha fazlası için · مِّن lutfundan · فَضْلِهِۦ ۗ · وَٱللَّهُ ve Allah · يَرْزُقُ rızıklandırır · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · بِغَيْرِ hesapsız olarak · حِسَابٍۢ
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَسَرَابِۭ بِقِيعَةࣲ يَحۡسَبُهُ ٱلظَّمۡـَٔانُ مَآءً حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَهُۥ لَمۡ يَجِدۡهُ شَيۡـࣰٔ ا وَوَجَدَ ٱللَّهَ عِندَهُۥ فَوَفَّىٰهُ حِسَابَهُۥۗ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ﴿39﴾
velleẕîne keferû a`mâlühüm keserâbim biḳî`atiy yaḥsebühu-żżam'ânü mââ. ḥattâ iẕâ câehû lem yecidhü şey'ev vevecede-llâhe `indehû feveffâhü ḥisâbeh. vellâhü serî`u-lḥisâb.
39. İnkâr edenlerin yapıp ettikleri, susamış kimsenin geniş düzlüklerde görüp su zannettiği serap gibidir; sonunda gelip ona ulaşınca orada bir şey bulamaz, ama Allah’ı yanında bulur, O da eksiksiz olarak hesabını görüverir. Allah’ın hesabı pek çabuktur.
Kelime meali
وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) · أَعْمَـٰلُهُمْ onların işleri · كَسَرَابٍۭ serap gibidir · بِقِيعَةٍۢ düz arazideki · يَحْسَبُهُ onu sanır · ٱلظَّمْـَٔانُ susayan · مَآءً su · حَتَّىٰٓ fakat · إِذَا ne zaman ki · جَآءَهُۥ yanına gelince · لَمْ bulamaz · يَجِدْهُ · شَيْـًۭٔا hiçbir şey · وَوَجَدَ ve bulur · ٱللَّهَ Allah'ı · عِندَهُۥ yanında · فَوَفَّىٰهُ tam görür · حِسَابَهُۥ ۗ onun hesabını · وَٱللَّهُ ve Allah · سَرِيعُ çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ hesabı
أَوۡ كَظُلُمَٰتࣲ فِي بَحۡرࣲ لُّجِّيࣲّ يَغۡشَىٰهُ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ مَوۡجࣱ مِّن فَوۡقِهِۦ سَحَابࣱۚ ظُلُمَٰتُۢ بَعۡضُهَا فَوۡقَ بَعۡضٍ إِذَآ أَخۡرَجَ يَدَهُۥ لَمۡ يَكَدۡ يَرَىٰهَاۗ وَمَن لَّمۡ يَجۡعَلِ ٱللَّهُ لَهُۥ نُورࣰ ا فَمَا لَهُۥ مِن نُّورٍ ﴿40﴾
ev keżulümâtin fî baḥril lücciyyiy yagşâhü mevcüm min fevḳihî mevcüm min fevḳihî seḥâb. żulümâtüm ba`ḍuhâ fevḳa ba`ḍ. iẕâ aḫrace yedehû lem yeked yerâhâ. vemel lem yec`ali-llâhü lehû nûran femâ lehû min nûr.
40. Yahut dalga, üstünde yine dalga, onun üstünde de bulutla (kara bulut gibi bir dalga ile) kaplı büyük bir denizdeki karanlıklar gibidir; birbiri üzerinde karanlıklar! Neredeyse elini çıkarsa onu göremeyecek. Allah bir kimseye ışık vermezse onun aydınlıktan asla nasibi yoktur.
Kelime meali
أَوْ yahut · كَظُلُمَـٰتٍۢ karanlıklar gibidir · فِى içindeki · بَحْرٍۢ bir deniz · لُّجِّىٍّۢ derin · يَغْشَىٰهُ ki üstünü örten · مَوْجٌۭ bir dalga · مِّن onun üstünden · فَوْقِهِۦ · مَوْجٌۭ bir dalga · مِّن onun üstünden · فَوْقِهِۦ · سَحَابٌۭ ۚ bir bulut · ظُلُمَـٰتٌۢ karanlıklar · بَعْضُهَا onun biri · فَوْقَ üstüne · بَعْضٍ diğerinin · إِذَآ ne zaman ki · أَخْرَجَ çıkarsa · يَدَهُۥ elini · لَمْ neredeyse · يَكَدْ · يَرَىٰهَا ۗ onu dahi göremez · وَمَن bir kimseye · لَّمْ vermemişse · يَجْعَلِ · ٱللَّهُ Allah · لَهُۥ ona · نُورًۭا bir nur · فَمَا artık olmaz · لَهُۥ onun · مِن hiçbir · نُّورٍ nuru
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلطَّيۡرُ صَٰٓفَّٰتࣲۖ كُلࣱّ قَدۡ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسۡبِيحَهُۥۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَفۡعَلُونَ ﴿41﴾
elem tera enne-llâhe yüsebbiḥu lehû men fi-ssemâvâti vel'arḍi veṭṭayru ṣâffât. küllün ḳad `alime ṣalâtehû vetesbîḥah. vellâhü `alîmüm bimâ yef`alûn.
41. Görmez misin ki, göklerde ve yerde olanlar, havada kanatlarını açarak süzülen kuşlar Allah’ı tesbih ederler. Hepsi duasını ve tesbihini bilmekte, Allah da onların bütün yaptıklarını bilmektedir.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah'ı · يُسَبِّحُ tesbih ederler · لَهُۥ onu · مَن kimseler · فِى olan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَٱلْأَرْضِ ve yerde olan · وَٱلطَّيْرُ ve kuşlar · صَـٰٓفَّـٰتٍۢ ۖ saflar halinde uçan · كُلٌّۭ her biri · قَدْ andolsun · عَلِمَ bilir · صَلَاتَهُۥ kendi du'asını · وَتَسْبِيحَهُۥ ۗ ve tesbihini · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌۢ bilmektedir · بِمَا şeyleri · يَفْعَلُونَ onların yaptıkları
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿42﴾
velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. veile-llâhi-lmeṣîr.
42. Göklerin ve yerin egemenliği Allah’a aittir, dönüş de Allah’adır.
Kelime meali
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin · وَإِلَى ve · ٱللَّهِ Allah'adır · ٱلْمَصِيرُ dönüş
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُزۡجِي سَحَابࣰ ا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيۡنَهُۥ ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ رُكَامࣰ ا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَٰلِهِۦ وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن جِبَالࣲ فِيهَا مِنۢ بَرَدࣲ فَيُصِيبُ بِهِۦ مَن يَشَآءُ وَيَصۡرِفُهُۥ عَن مَّن يَشَآءُۖ يَكَادُ سَنَا بَرۡقِهِۦ يَذۡهَبُ بِٱلۡأَبۡصَٰرِ ﴿43﴾
elem tera enne-llâhe yüzcî seḥâben ŝümme yü'ellifü beynehû ŝümme yec`alühû rukâmen fetere-lvedḳa yaḫrucü min ḫilâlih. veyünezzilü mine-ssemâi min cibâlin fîhâ mim beradin feyüṣîbü bihî mey yeşâü veyaṣrifühû `am mey yeşâ'. yekâdü senâ berḳihî yeẕhebü bil'ebṣâr.
43. Görmez misin ki, Allah bulutları yürütür, sonra onları birleştirir, sonra onları üst üste binip yoğunlaşmış bulut kümesi haline getirir. Bu sırada bulut aralıklarından çakan şimşeği görürsün; gökten, oradaki bulut dağlarından dolu yağdırır da bunu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu uzaklaştırır, bu arada şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kör edecek.
Kelime meali
أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ şüphesiz ki · ٱللَّهَ Allah · يُزْجِى sürer · سَحَابًۭا bulutları · ثُمَّ sonra · يُؤَلِّفُ birleştirir · بَيْنَهُۥ onların arasını · ثُمَّ sonra · يَجْعَلُهُۥ onları yığar (sıkıştırır) · رُكَامًۭا birbiri üstüne · فَتَرَى sonra görürsün · ٱلْوَدْقَ yağmurun · يَخْرُجُ çıktığını · مِنْ arasından · خِلَـٰلِهِۦ · وَيُنَزِّلُ ve indirir · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مِن dağlardan · جِبَالٍۢ · فِيهَا orada · مِنۢ bir dolu · بَرَدٍۢ · فَيُصِيبُ vurur · بِهِۦ onunla · مَن dilediğini · يَشَآءُ · وَيَصْرِفُهُۥ ve onu öteye çevirir · عَن dilediğinden · مَّن · يَشَآءُ ۖ · يَكَادُ neredeyse · سَنَا parıltısı · بَرْقِهِۦ şimşeğinin · يَذْهَبُ alır · بِٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri
يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ ﴿44﴾
yüḳallibü-llâhü-lleyle vennehâr. inne fî ẕâlike le`ibratel liüli-l'ebṣâr.
44. Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir; gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.
Kelime meali
يُقَلِّبُ çevirir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّيْلَ gece · وَٱلنَّهَارَ ۚ ve gündüzü · إِنَّ kuşkusuz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَعِبْرَةًۭ bir ibret · لِّأُو۟لِى olanlar için · ٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri
وَٱللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَآبَّةࣲ مِّن مَّآءࣲۖ فَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ بَطۡنِهِۦ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰ رِجۡلَيۡنِ وَمِنۡهُم مَّن يَمۡشِي عَلَىٰٓ أَرۡبَعࣲۚ يَخۡلُقُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ﴿45﴾
vellâhü ḫaleḳa külle dâbbetim mim mâ'. feminhüm mey yemşî `alâ baṭnih. veminhüm mey yemşî `alâ ricleyn. veminhüm mey yemşî `alâ erba`. yaḫlüḳu-llâhü mâ yeşâ'. inne-llâhe `alâ külli şey'in ḳadîr.
45. Allah hareket eden her canlıyı bir sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimi de dört ayak üzerinde yol alır. Allah dilediğini yaratıyor, Allah her şeye kādirdir.
Kelime meali
وَٱللَّهُ ve Allah · خَلَقَ yarattı · كُلَّ her · دَآبَّةٍۢ canlıyı · مِّن sudan · مَّآءٍۢ ۖ · فَمِنْهُم onlardan · مَّن kimi · يَمْشِى yürür · عَلَىٰ üzerinde (sürünerek) · بَطْنِهِۦ karnı · وَمِنْهُم ve onlardan · مَّن kimi · يَمْشِى yürür · عَلَىٰ üstünde · رِجْلَيْنِ iki ayak · وَمِنْهُم ve onlardan · مَّن kimi · يَمْشِى yürür · عَلَىٰٓ üstünde · أَرْبَعٍۢ ۚ dört (ayak) · يَخْلُقُ yaratır · ٱللَّهُ Allah · مَا ne · يَشَآءُ ۚ dilerse · إِنَّ çünkü · ٱللَّهَ Allah · عَلَىٰ zerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir
لَّقَدۡ أَنزَلۡنَآ ءَايَٰتࣲ مُّبَيِّنَٰتࣲۚ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ﴿46﴾
leḳad enzelnâ âyâtim mübeyyinât. vellâhü yehdî mey yeşâü ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
46. Kuşkusuz (açıkladıklarını) tam anlamıyla açıklayan âyetler indirdik; Allah dilediğini doğru yola iletir.
Kelime meali
لَّقَدْ andolsun · أَنزَلْنَآ biz indirdik · ءَايَـٰتٍۢ ayetler · مُّبَيِّنَـٰتٍۢ ۚ (gerçekleri) açıklayan · وَٱللَّهُ ve Allah · يَهْدِى iletir · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · إِلَىٰ yola · صِرَٰطٍۢ · مُّسْتَقِيمٍۢ doğru
وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعۡنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴿47﴾
veyeḳûlûne âmennâ billâhi vebirrasûli veeṭa`nâ ŝümme yetevellâ ferîḳum minhüm mim ba`di ẕâlik. vemâ ülâike bilmü'minîn.
47. “Allah’a da, resule de inandık ve boyun eğdik” diyorlar, bunu söyledikten sonra da içlerinden bir grup yan çiziyor. Bunlar asla inanmış kimseler değildir.
Kelime meali
وَيَقُولُونَ ve diyorlar · ءَامَنَّا inandık · بِٱللَّهِ Allah'a · وَبِٱلرَّسُولِ ve Rasule · وَأَطَعْنَا ve ita'at ettik · ثُمَّ sonra · يَتَوَلَّىٰ dönüyor · فَرِيقٌۭ bir grup · مِّنْهُم onladan · مِّنۢ ardından · بَعْدِ · ذَٰلِكَ ۚ bunun · وَمَآ ve değillerdir · أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar · بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanmış
وَإِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُم مُّعۡرِضُونَ ﴿48﴾
veiẕâ dü`û ile-llâhi verasûlihî liyaḥküme beynehüm iẕâ ferîḳum minhüm mü`riḍûn.
48. Aralarındaki anlaşmazlıklar hakkında karar versin diye Allah’a ve resulüne çağırıldıklarında bir de bakıyorsun içlerinden bir grup buna karşı çıkmış!
Kelime meali
وَإِذَا zaman · دُعُوٓا۟ çağırıldıkları · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦ ve Rasulüne · لِيَحْكُمَ hükmetmesi için · بَيْنَهُمْ aralarında · إِذَا hemen · فَرِيقٌۭ bir grup · مِّنْهُم onlardan · مُّعْرِضُونَ yüz çevirirler
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلۡحَقُّ يَأۡتُوٓاْ إِلَيۡهِ مُذۡعِنِينَ ﴿49﴾
veiy yekül lehümü-lḥaḳḳu ye'tû ileyhi müẕ`inîn.
49. Haklı çıkacaklarını bilirlerse koşarak ona geliyorlar.
Kelime meali
وَإِن ve eğer · يَكُن olursa · لَّهُمُ kendi lehlerine · ٱلْحَقُّ hüküm · يَأْتُوٓا۟ gelirler · إِلَيْهِ ona · مُذْعِنِينَ ita'at ederek
أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ٱرۡتَابُوٓاْ أَمۡ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَرَسُولُهُۥۚ بَلۡ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴿50﴾
efî ḳulûbihim meraḍun emi-rtâbû em yeḫâfûne ey yeḥîfe-llâhü `aleyhim verasûlüh. bel ülâike hümu-żżâlimûn.
50. Bunların kalplerinde çürüklük mü var, yoksa şüpheye mi düştüler ya da Allah’ın ve resulünün kendilerine haksızlık etmesinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl haksızlık edenler kendileridir.
Kelime meali
أَفِى kalblerinde-mı var? · قُلُوبِهِم kalblerinde · مَّرَضٌ · أَمِ yoksa · ٱرْتَابُوٓا۟ şüphe mi ettiler? · أَمْ yoksa · يَخَافُونَ korkuyorlar mı? · أَن diye · يَحِيفَ haksızlık yapacak · ٱللَّهُ Allah'ın · عَلَيْهِمْ kendilerine · وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisinin · بَلْ hayır · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir
إِنَّمَا كَانَ قَوۡلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ أَن يَقُولُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ﴿51﴾
innemâ kâne ḳavle-lmü'minîne iẕâ dü`û ile-llâhi verasûlihî liyaḥküme beynehüm ey yeḳûlû semi`nâ veeṭa`nâ. veülâike hümü-lmüfliḥûn.
51. Aralarındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlasın diye Allah’a ve resulüne çağrıldıklarında müminlerin sözü, “Dinledik ve boyun eğdik” demekten ibarettir. İşte kurtuluşa erenler de bunlardır!
Kelime meali
إِنَّمَا ancak · كَانَ sözü · قَوْلَ · ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların · إِذَا zaman · دُعُوٓا۟ çağırıldıkları · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · وَرَسُولِهِۦ ve Rasulüne · لِيَحْكُمَ hükmetmesi için · بَيْنَهُمْ aralarında · أَن demeleridir · يَقُولُوا۟ · سَمِعْنَا işittik · وَأَطَعْنَا ۚ ve ita'at ettik · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُفْلِحُونَ kurtuluşa erenler
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخۡشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقۡهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ ﴿52﴾
vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû veyaḫşe-llâhe veyettaḳhi feülâike hümü-lfâizûn.
52. Allah’a ve resulüne itaat eden, Allah’a itaatsizlikten korkan, O’na saygısızlıktan korunanlar var ya, işte asıl kazananlar bunlardır!
Kelime meali
وَمَن ve kim(ler) · يُطِعِ ita'at ederse · ٱللَّهَ Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne · وَيَخْشَ ve korkarsa · ٱللَّهَ Allah'tan · وَيَتَّقْهِ ve sakınırsa · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْفَآئِزُونَ kazananlar
۞وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِنۡ أَمَرۡتَهُمۡ لَيَخۡرُجُنَّۖ قُل لَّا تُقۡسِمُواْۖ طَاعَةࣱ مَّعۡرُوفَةٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ﴿53﴾
veaḳsemû billâhi cehde eymânihim lein emertehüm leyaḫrucünn. ḳul lâ tuḳsimû. ṭâ`atüm ma`rûfeh. inne-llâhe ḫabîrum bimâ ta`melûn.
53. Emir verirsen mutlaka çıkacaklarına dair büyük yeminler ettiler. De ki: “Boşuna yemin etmeyin, itaat belli bir şeydir; Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Kelime meali
۞ وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler · بِٱللَّهِ Allah'a · جَهْدَ var gücüyle · أَيْمَـٰنِهِمْ yeminlerinin · لَئِنْ eğer · أَمَرْتَهُمْ onlara emredersen · لَيَخْرُجُنَّ ۖ (savaşa) çıkacaklarına · قُل de ki · لَّا yemin etmeyin · تُقْسِمُوا۟ ۖ · طَاعَةٌۭ itaatiniz · مَّعْرُوفَةٌ ۚ malumdur · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · خَبِيرٌۢ haberdardır · بِمَا şeylerden · تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
قُلۡ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنَّمَا عَلَيۡهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيۡكُم مَّا حُمِّلۡتُمۡۖ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهۡتَدُواْۚ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ ﴿54﴾
ḳul eṭî`ü-llâhe veeṭî`ü-rrasûl. fein tevellev feinnemâ `aleyhi mâ ḥummile ve`aleyküm mâ ḥummiltüm. vein tüṭî`ûhü tehtedû. vemâ `ale-rrasûli ille-lbelâgu-lmübîn.
54. De ki: “Allah’a itaat edin, resule itaat edin.” Yine de (ey müşrikler!), söz dinlemezseniz onun (peygamberin) sorumluluğu ona, sizin sorumluluğunuz da size aittir. Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz; resule düşen yalnızca apaçık bildirip anlatmaktır.
Kelime meali
قُلْ de ki · أَطِيعُوا۟ ita'at edin · ٱللَّهَ Allah'a · وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱلرَّسُولَ ۖ Rasule · فَإِن eğer · تَوَلَّوْا۟ dönerseniz · فَإِنَّمَا artık ancak · عَلَيْهِ onun sorumluluğu · مَا şeydir · حُمِّلَ kendisine yükletilen · وَعَلَيْكُم ve sizin sorumluluğunuz · مَّا şeydir · حُمِّلْتُمْ ۖ size yükletilen · وَإِن ve eğer · تُطِيعُوهُ ona ita'at ederseniz · تَهْتَدُوا۟ ۚ doğru yolu bulursunuz · وَمَا ve değildir · عَلَى düşen · ٱلرَّسُولِ Rasule · إِلَّا başka bir şey · ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktan · ٱلْمُبِينُ açık bir şekilde
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَيَسۡتَخۡلِفَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ كَمَا ٱسۡتَخۡلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمۡ دِينَهُمُ ٱلَّذِي ٱرۡتَضَىٰ لَهُمۡ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّنۢ بَعۡدِ خَوۡفِهِمۡ أَمۡنࣰ اۚ يَعۡبُدُونَنِي لَا يُشۡرِكُونَ بِي شَيۡـࣰٔ اۚ وَمَن كَفَرَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ﴿55﴾
ve`ade-llâhü-lleẕîne âmenû minküm ve`amilu-ṣṣâliḥâti leyestaḫlifennehüm fi-l'arḍi keme-staḫlefe-lleẕîne min ḳablihim. veleyümekkinenne lehüm dînehümü-lleẕi-rteḍâ lehüm veleyübeddilennehüm mim ba`di ḫavfihim emnâ. ya`büdûnenî lâ yüşrikûne bî şey'â. vemen kefera ba`de ẕâlike feülâike hümü-lfâsiḳûn.
55. Allah, içinizden iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapan kimselere vaad etti ki, kendilerinden öncekilere verdiği gibi onlara da yeryüzünde hâkimiyet verecek, onlar için hoşnutluğuna vesile kıldığı dinlerinin yerleşip yayılmasını sağlayacak, şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir; çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.
Kelime meali
وَعَدَ va'detmiştir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimselere · ءَامَنُوا۟ inanan(lara) · مِنكُمْ sizden · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ onları hükümran kılacaktır · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · كَمَا gibi · ٱسْتَخْلَفَ hükümran kıldığı · ٱلَّذِينَ kimseleri · مِن onlardan önceki · قَبْلِهِمْ · وَلَيُمَكِّنَنَّ ve sağlamlaştıracaktır · لَهُمْ kendilerine · دِينَهُمُ dinlerini · ٱلَّذِى razı olduğu · ٱرْتَضَىٰ · لَهُمْ kendileri için · وَلَيُبَدِّلَنَّهُم ve onları erdirecektir · مِّنۢ ardından · بَعْدِ · خَوْفِهِمْ korkularının · أَمْنًۭا ۚ (tam) bir güvene · يَعْبُدُونَنِى bana kulluk edecekler · لَا ortak koşmayacaklar · يُشْرِكُونَ · بِى bana · شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi · وَمَن ama kim(ler) · كَفَرَ inkar ederse · بَعْدَ sonra · ذَٰلِكَ bundan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlar · ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlardır
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ﴿56﴾
veeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâte veeṭî`ü-rrasûle le`alleküm türḥamûn.
56. Namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin ve resule itaat edin ki esirgenesiniz.
Kelime meali
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَءَاتُوا۟ ve verin · ٱلزَّكَوٰةَ zekatı · وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin · ٱلرَّسُولَ Elçiye · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تُرْحَمُونَ merhamet olunursunuz
لَا تَحۡسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿57﴾
lâ taḥsebenne-lleẕîne keferû mü`cizîne fi-l'arḍ. veme'vâhümü-nnâr. velebi'se-lmeṣîr.
57. İnkârcıların yeryüzünde Allah’ı âciz bırakabileceklerini zannetme, onların gideceği yer ateştir, bu gerçekten kötü bir son!
Kelime meali
لَا sanma · تَحْسَبَنَّ · ٱلَّذِينَ kimselerin · كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) · مُعْجِزِينَ (Allah'ı) aciz bırakacaklarını · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ ۚ · وَمَأْوَىٰهُمُ ve onların varacağı yer · ٱلنَّارُ ۖ ateştir · وَلَبِئْسَ ve ne kötü · ٱلْمَصِيرُ bir varış yeridir
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِيَسۡتَـٔۡذِنكُمُ ٱلَّذِينَ مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ وَٱلَّذِينَ لَمۡ يَبۡلُغُواْ ٱلۡحُلُمَ مِنكُمۡ ثَلَٰثَ مَرَّٰتࣲۚ مِّن قَبۡلِ صَلَوٰةِ ٱلۡفَجۡرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ ٱلظَّهِيرَةِ وَمِنۢ بَعۡدِ صَلَوٰةِ ٱلۡعِشَآءِۚ ثَلَٰثُ عَوۡرَٰتࣲ لَّكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ وَلَا عَلَيۡهِمۡ جُنَاحُۢ بَعۡدَهُنَّۚ طَوَّٰفُونَ عَلَيۡكُم بَعۡضُكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ ﴿58﴾
yâ eyyühe-lleẕîne âmenû liyeste'ẕinkümü-lleẕîne meleket eymânüküm velleẕîne lem yeblügü-lḥulûme minküm ŝelâŝe merrât. min ḳabli ṣalâti-lfecri veḥîne teḍa`ûne ŝiyâbeküm mine-żżahîrati vemim ba`di ṣalâti-l`işâ'. ŝelâŝü `avrâtil leküm. leyse `aleyküm velâ `aleyhim cünâḥum ba`dehünn. ṭavvâfûne `aleyküm ba`ḍuküm `alâ ba`ḍ. keẕâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyât. vellâhü `alîmün ḥakîm.
58. Ey iman edenler! Hizmetinizde bulunanlarla içinizden henüz ergenlik çağına gelmemiş olanlar yanınıza gelmek için sizden üç vakitte izin alsınlar. Sabah namazından önce, öğle sıcağından dolayı (istirahata çekilirken) elbisenizi çıkardığınızda ve yatsı namazından sonra. Bunlar, örtülmesi gereken yerlerinizin açık bulunabileceği üç vakittir. Bunlar dışında ne size ne de onlara bir sakınca vardır. Bunlar sıkça yanınıza girip çıkan, birbirinizle iç içe olduğunuz kimselerdir. Allah size âyetleri işte böyle açıklar, Allah her şeyi bilir, yerli yerinde yapar.
Kelime meali
يَـٰٓأَيُّهَا ey · ٱلَّذِينَ kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ izin istesinler · ٱلَّذِينَ kimseler · مَلَكَتْ altında bulunan (köle ve hizmetçi) · أَيْمَـٰنُكُمْ ellerinizin · وَٱلَّذِينَ ve olanlar · لَمْ henüz ermemiş · يَبْلُغُوا۟ · ٱلْحُلُمَ erginliğe · مِنكُمْ sizden · ثَلَـٰثَ üç · مَرَّٰتٍۢ ۚ vakitte · مِّن önce · قَبْلِ · صَلَوٰةِ namazından · ٱلْفَجْرِ sabah · وَحِينَ ve zaman · تَضَعُونَ çıkar(ıp yat)acağınız · ثِيَابَكُم elbisenizi · مِّنَ öğle vakti · ٱلظَّهِيرَةِ · وَمِنۢ ve · بَعْدِ sonra · صَلَوٰةِ namazından · ٱلْعِشَآءِ ۚ yatsı · ثَلَـٰثُ üç vakittir · عَوْرَٰتٍۢ mahrem olan · لَّكُمْ ۚ sizin için · لَيْسَ yoktur · عَلَيْكُمْ size · وَلَا ve yoktur · عَلَيْهِمْ onlara · جُنَاحٌۢ bir günah · بَعْدَهُنَّ ۚ bunların dışında · طَوَّٰفُونَ girip çıkarsınız · عَلَيْكُم yanına · بَعْضُكُمْ biriniz · عَلَىٰ diğerinin · بَعْضٍۢ ۚ · كَذَٰلِكَ böyle · يُبَيِّنُ açıklar · ٱللَّهُ Allah · لَكُمُ size · ٱلْـَٔايَـٰتِ ۗ ayetleri · وَٱللَّهُ Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
وَإِذَا بَلَغَ ٱلۡأَطۡفَٰلُ مِنكُمُ ٱلۡحُلُمَ فَلۡيَسۡتَـٔۡذِنُواْ كَمَا ٱسۡتَـٔۡذَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ ﴿59﴾
veiẕâ belega-l'aṭfâlü minkümü-lḥulûme felyeste'ẕinû keme-ste'ẕene-lleẕîne min ḳablihim. keẕâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtih. vellâhü `alîmün ḥakîm.
59. Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, onlardan önceki ergenler nasıl izin alıyorlarsa onlar da öyle izin alsınlar. Allah âyetlerini işte size böyle açıklıyor; O her şeyi bilir, yerli yerinde yapar.
Kelime meali
وَإِذَا zaman · بَلَغَ erdikleri · ٱلْأَطْفَـٰلُ çocuklarınız · مِنكُمُ sizin · ٱلْحُلُمَ erginlik çağına · فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟ izin istesinler · كَمَا gibi · ٱسْتَـْٔذَنَ izin istedikleri · ٱلَّذِينَ kimselerin · مِن kendilerinden önceki · قَبْلِهِمْ ۚ · كَذَٰلِكَ işte böyle · يُبَيِّنُ açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمْ size · ءَايَـٰتِهِۦ ۗ ayetlerini · وَٱللَّهُ ve Allah · عَلِيمٌ bilendir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
وَٱلۡقَوَٰعِدُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا يَرۡجُونَ نِكَاحࣰ ا فَلَيۡسَ عَلَيۡهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعۡنَ ثِيَابَهُنَّ غَيۡرَ مُتَبَرِّجَٰتِۭ بِزِينَةࣲۖ وَأَن يَسۡتَعۡفِفۡنَ خَيۡرࣱ لَّهُنَّۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ ﴿60﴾
velḳavâ`idü mine-nnisâi-llâtî lâ yercûne nikâḥan feleyse `aleyhinne cünâḥun ey yeḍa`ne ŝiyâbehünne gayra müteberricâtim bizîneh. veey yesta`fifne ḫayrul lehünn. vellâhü semî`un `alîm.
60. Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınların, açılıp saçılmadan giysilerini çıkarmalarında onlar için bir sakınca yoktur, bununla beraber iffetlerini korumaya özen göstermeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah herşeyi işitip bilmektedir.
Kelime meali
وَٱلْقَوَٰعِدُ ve (ihtiyar) oturan · مِنَ kadınlardan · ٱلنِّسَآءِ · ٱلَّـٰتِى ki · لَا ümidi kalmamıştır · يَرْجُونَ · نِكَاحًۭا evlenmeye · فَلَيْسَ yoktur · عَلَيْهِنَّ kendileri için · جُنَاحٌ bir günah · أَن bırakmalarında · يَضَعْنَ · ثِيَابَهُنَّ dış örtülerini · غَيْرَ göstermeden · مُتَبَرِّجَـٰتٍۭ · بِزِينَةٍۢ ۖ süslerini · وَأَن ama · يَسْتَعْفِفْنَ sakınmaları · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · لَّهُنَّ ۗ kendileri için · وَٱللَّهُ ve Allah · سَمِيعٌ işitendir · عَلِيمٌۭ bilendir
لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ أَن تَأۡكُلُواْ مِنۢ بُيُوتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ ءَابَآئِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أُمَّهَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ إِخۡوَٰنِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخَوَٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَعۡمَٰمِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ عَمَّٰتِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ أَخۡوَٰلِكُمۡ أَوۡ بُيُوتِ خَٰلَٰتِكُمۡ أَوۡ مَا مَلَكۡتُم مَّفَاتِحَهُۥٓ أَوۡ صَدِيقِكُمۡۚ لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَأۡكُلُواْ جَمِيعًا أَوۡ أَشۡتَاتࣰ اۚ فَإِذَا دَخَلۡتُم بُيُوتࣰ ا فَسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمۡ تَحِيَّةࣰ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُبَٰرَكَةࣰ طَيِّبَةࣰۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ ﴿61﴾
leyse `ale-l'a`mâ ḥaracüv velâ `ale-l'a`raci ḥaracüv velâ `ale-lmerîḍi ḥaracüv velâ `alâ enfüsiküm en te'külû mim büyûtiküm ev büyûti âbâiküm ev büyûti ümmehâtiküm ev büyûti iḫvâniküm ev büyûti eḫavâtiküm ev büyûti a`mâmiküm ev büyûti `ammâtiküm ev büyûti aḫvâliküm ev büyûti ḫâlâtiküm ev mâ melektüm mefâtiḥahû ev ṣadîḳiküm. leyse `aleyküm cünâḥun en te'külû cemî`an ev eştâtâ. feiẕâ deḫaltüm büyûten fesellimû `alâ enfüsiküm teḥiyyetem min `indi-llâhi mübâraketen ṭayyibeh. keẕâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyâti le`alleküm ta`ḳilûn.
61. Gözleri görmeyen için bir sakınca yoktur, topal için bir sakınca yoktur, hasta için de bir sakınca yoktur. Sizin için de kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarı elinizde bulunan evlerden ve arkadaşınızdan yiyip içmenizde bir sakınca yoktur. Birlikte veya ayrı ayrı yemenizde sizin için bir günah yoktur. Evlere girdiğinizde, Allah katından mübarek ve güzel bir selâmlama ile kendinize birbirinize selâm verin. Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.
Kelime meali
لَّيْسَ yoktur · عَلَى üzerine · ٱلْأَعْمَىٰ kör · حَرَجٌۭ bir güçlük · وَلَا ve yoktur · عَلَى üzerine · ٱلْأَعْرَجِ topal · حَرَجٌۭ bir güçlük · وَلَا ve yoktur · عَلَى üzerine · ٱلْمَرِيضِ hasta · حَرَجٌۭ güçlük · وَلَا ve (bir güçlük) yoktur · عَلَىٰٓ üzerinize · أَنفُسِكُمْ sizin · أَن yemenizde · تَأْكُلُوا۟ · مِنۢ kendi evlerinizden · بُيُوتِكُمْ · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · ءَابَآئِكُمْ babalarınızın · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · إِخْوَٰنِكُمْ kardeşlerinizin · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · أَخَوَٰتِكُمْ kızkardeşlerinizin · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · أَعْمَـٰمِكُمْ amcalarınızın · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · عَمَّـٰتِكُمْ halalarınızın · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · أَخْوَٰلِكُمْ dayılarınızın · أَوْ yahut · بُيُوتِ evlerinden · خَـٰلَـٰتِكُمْ teyzelerinizin · أَوْ yahut · مَا sahip olduğunuzun · مَلَكْتُم · مَّفَاتِحَهُۥٓ anahtarlarına · أَوْ yahut · صَدِيقِكُمْ ۚ arkadaşınızın · لَيْسَ yoktur · عَلَيْكُمْ üzerinize · جُنَاحٌ bir günah · أَن yemenizde · تَأْكُلُوا۟ · جَمِيعًا toplu olarak · أَوْ yahut · أَشْتَاتًۭا ۚ ayrı ayrı · فَإِذَا zaman · دَخَلْتُم girdiğiniz · بُيُوتًۭا evlere · فَسَلِّمُوا۟ selam verin; · عَلَىٰٓ kendinize · أَنفُسِكُمْ · تَحِيَّةًۭ (bir yaşam) dileğiyle · مِّنْ tarafından · عِندِ · ٱللَّهِ Allah · مُبَـٰرَكَةًۭ bereketli · طَيِّبَةًۭ ۚ güzel · كَذَٰلِكَ işte böyle · يُبَيِّنُ açıklıyor · ٱللَّهُ Allah · لَكُمُ size · ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri · لَعَلَّكُمْ umulur ki · تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِذَا كَانُواْ مَعَهُۥ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ جَامِعࣲ لَّمۡ يَذۡهَبُواْ حَتَّىٰ يَسۡتَـٔۡذِنُوهُۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَـٔۡذِنُونَكَ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ فَإِذَا ٱسۡتَـٔۡذَنُوكَ لِبَعۡضِ شَأۡنِهِمۡ فَأۡذَن لِّمَن شِئۡتَ مِنۡهُمۡ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمُ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ﴿62﴾
inneme-lmü'minûne-lleẕîne âmenû billâhi verasûlihî veiẕâ kânû me`ahû `alâ emrin câmi`il lem yeẕhebû ḥattâ yeste'ẕinûh. inne-lleẕîne yeste'ẕinûneke ülâike-lleẕîne yü'minûne billâhi verasûlih. feiẕe-ste'ẕenûke liba`ḍi şe'nihim fe'ẕel limen şi'te minhüm vestagfir lehümü-llâh. inne-llâhe gafûrur raḥîm.
62. Müminler ancak Allah’a ve resulüne iman edenlerdir ve onunla ortak bir iş için toplanmış iken kendisinden izin almadan çekip gitmeyenlerdir. Senden izin isteyenler, evet işte onlar Allah’a ve resulüne hakkıyla iman edenlerdir. Bazı özel işlerinden dolayı senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve Allah’tan onların bağışlanmasını dile. Kuşkusuz Allah çok bağışlar, çok esirger.
Kelime meali
إِنَّمَا şüphesiz · ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler · ٱلَّذِينَ inanırlar · ءَامَنُوا۟ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine · وَإِذَا ve ne zaman ki · كَانُوا۟ olurlar · مَعَهُۥ onunla beraber · عَلَىٰٓ için · أَمْرٍۢ bir iş · جَامِعٍۢ toplumsal · لَّمْ gitmezler · يَذْهَبُوا۟ · حَتَّىٰ kadar · يَسْتَـْٔذِنُوهُ ۚ ondan izin alıncaya · إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ senden izin alanlar · يَسْتَـْٔذِنُونَكَ · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlardır · ٱلَّذِينَ inananlar · يُؤْمِنُونَ · بِٱللَّهِ Allah'a · وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisine · فَإِذَا zaman · ٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin istedikleri · لِبَعْضِ bazı · شَأْنِهِمْ işleri için · فَأْذَن izin ver · لِّمَن kimseye · شِئْتَ dilediğin · مِنْهُمْ onlardan · وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile · لَهُمُ onlar için · ٱللَّهَ ۚ Allah'tan · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ çok bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir
لَّا تَجۡعَلُواْ دُعَآءَ ٱلرَّسُولِ بَيۡنَكُمۡ كَدُعَآءِ بَعۡضِكُم بَعۡضࣰ اۚ قَدۡ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمۡ لِوَاذࣰ اۚ فَلۡيَحۡذَرِ ٱلَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنۡ أَمۡرِهِۦٓ أَن تُصِيبَهُمۡ فِتۡنَةٌ أَوۡ يُصِيبَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ﴿63﴾
lâ tec`alû dü`âe-rrasûli beyneküm kedü`âi ba`ḍiküm ba`ḍâ. ḳad ya`lemü-llâhü-lleẕîne yetesellelûne minküm livâẕâ. felyaḥẕeri-lleẕîne yüḫâlifûne `an emrih en tüṣîbehüm fitnetün ev yüṣîbehüm `aẕâbün elîm.
63. Resulün çağrısını aranızda, birinizin diğerini çağırması gibi görmeyin. Aranızdan gizlice sıvışıp gidenleri Allah elbette bilir. Onun emrine aykırı davrananlar başlarına ya bir belânın gelmesinden yahut can yakan bir cezaya çarpılmaktan korksunlar!
Kelime meali
لَّا bir tutmayın · تَجْعَلُوا۟ · دُعَآءَ davetini · ٱلرَّسُولِ Rasulün · بَيْنَكُمْ aranızda · كَدُعَآءِ daveti gibi · بَعْضِكُم herhangi birinizin · بَعْضًۭا ۚ diğerini · قَدْ andolsun · يَعْلَمُ bilir · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ sıvışıp gidenleri · يَتَسَلَّلُونَ · مِنكُمْ içinizden · لِوَاذًۭا ۚ birbirinin arkasına gizlenerek · فَلْيَحْذَرِ o halde sakınsınlar · ٱلَّذِينَ kimseler · يُخَالِفُونَ aykırı davranan(lar) · عَنْ onun emrine · أَمْرِهِۦٓ · أَن kendilerine uğramasından · تُصِيبَهُمْ · فِتْنَةٌ bir belanın · أَوْ yahut · يُصِيبَهُمْ onlara çarpmasından · عَذَابٌ bir azabın · أَلِيمٌ acıklı
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ قَدۡ يَعۡلَمُ مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ وَيَوۡمَ يُرۡجَعُونَ إِلَيۡهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ﴿64﴾
elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. ḳad ya`lemü mâ entüm `aleyh. veyevme yürce`ûne ileyhi feyünebbiühüm bimâ `amilû. vellâhü bikülli şey'in `alîm.
64. Evet, göklerde ve yerde olan her şey şüphesiz Allah’a aittir. O şu andaki durumunuzu da, O’na götürüldükleri zamandaki durumu da iyi bilir. O zaman kendilerine de yapıp ettiklerini bir bir haber verecektir. Allah her şeyi bilmektedir.
Kelime meali
أَلَآ iyi bilinki · إِنَّ şüphesiz · لِلَّهِ Allah'ındır · مَا olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde · قَدْ andolsun · يَعْلَمُ bilir · مَآ ne iş · أَنتُمْ sizin · عَلَيْهِ üzerinde olduğunuzu · وَيَوْمَ ve gün · يُرْجَعُونَ döndürül(üp götürül)dükleri · إِلَيْهِ O'na · فَيُنَبِّئُهُم onlara haber verir · بِمَا ne · عَمِلُوا۟ ۗ yaptıklarını · وَٱللَّهُ Allah · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۢ bilendir