Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Kamer Suresi

سُوْرَةُ الْقَمَرِ · 54. sure · 55 âyet · Mekkî · 27. cüz · Mushaf sayfa 528

Kamer suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ ﴿1﴾

iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.

1. Vakit yaklaştı ve ay yarıldı.

Kelime meali

ٱقْتَرَبَتِ yaklaştı · ٱلسَّاعَةُ sa'at · وَٱنشَقَّ ve yarıldı · ٱلْقَمَرُ ay

وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏ ﴿2﴾

veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.

2. Onlar bir mûcize görseler hemen yüz çevirip, “Bu öteden beri bilinen bir sihir!” derler.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · يَرَوْا۟ görecek olsalar · ءَايَةًۭ bir mu'cize · يُعْرِضُوا۟ yüz çevirirler · وَيَقُولُوا۟ ve derler · سِحْرٌۭ bir büyüdür · مُّسْتَمِرٌّۭ süregelen

وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏ ﴿3﴾

vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.

3. Hep yalan saydılar ve kişisel arzularına uydular; oysa her iş yerli yerindedir.

Kelime meali

وَكَذَّبُوا۟ ve yalanladılar · وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uydular · أَهْوَآءَهُمْ ۚ heveslerine · وَكُلُّ ve her · أَمْرٍۢ iş · مُّسْتَقِرٌّۭ yerini bulacaktır

وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ ﴿4﴾

veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.

4. Andolsun ki onlara tuttukları yoldan vazgeçirecek nice haberler geldi;

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · جَآءَهُم onlara geldi · مِّنَ haberlerden · ٱلْأَنۢبَآءِ · مَا olan · فِيهِ içinde · مُزْدَجَرٌ önleyici

حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ ﴿5﴾

ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.

5. Eksiksiz bir hikmet! Ama uyarılar fayda vermiyor.

Kelime meali

حِكْمَةٌۢ hikmettir · بَـٰلِغَةٌۭ ۖ üstün · فَمَا ama · تُغْنِ fayda vermiyor · ٱلنُّذُرُ uyarılar

فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ ﴿6﴾

fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.

6. Öyleyse sen de onlardan yüz çevir. Çağrıcının görülmedik bilinmedik bir şeye çağırdığı günde;

Kelime meali

فَتَوَلَّ öyleyse sen de yüz çevir · عَنْهُمْ ۘ onlardan · يَوْمَ gün · يَدْعُ çağıracağı · ٱلدَّاعِ çağırıcının · إِلَىٰ bir şeye · شَىْءٍۢ · نُّكُرٍ görülmemiş tanınmamış

خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏ ﴿7﴾

ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.

7–8. Gözlerini korku bürümüş halde kabirlerinden çıkıp etrafa yayılmış çekirgeler gibi o çağrıcıya doğru koşarlar. İnkârcılar, “Bu, gerçekten zor bir gün!” derler.

Kelime meali

خُشَّعًا korkarak · أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri · يَخْرُجُونَ çıkarlar · مِنَ kabirlerden · ٱلْأَجْدَاثِ · كَأَنَّهُمْ tıpkı gibidirler · جَرَادٌۭ çekirgeler · مُّنتَشِرٌۭ yayılan

مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏ ﴿8﴾

mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.

Kelime meali

مُّهْطِعِينَ koşarlarken · إِلَى doğru · ٱلدَّاعِ ۖ çağırana · يَقُولُ derler · ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler · هَـٰذَا bu · يَوْمٌ bir gündür · عَسِرٌۭ çetin;

۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ ﴿9﴾

keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.

9. Bunlardan önce Nûh’un kavmi de (peygamberlerini) yalancılıkla itham etmişti. O kulumuzu yalancı saydılar, “Delinin biri!” dediler ve o görevinden alıkondu.

Kelime meali

۞ كَذَّبَتْ yalanlamıştı · قَبْلَهُمْ onlardan önce · قَوْمُ kavmi · نُوحٍۢ Nuh'un · فَكَذَّبُوا۟ yalanladılar · عَبْدَنَا kulumuzu · وَقَالُوا۟ ve dediler · مَجْنُونٌۭ cinlenmiştir · وَٱزْدُجِرَ ve o menedildi

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ ﴿10﴾

fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.

10. Bunun üzerine Nûh, “Artık yenik düştüm; yardımını esirgeme!” diye rabbine yalvardı.

Kelime meali

فَدَعَا bunun üzerine yalvardı · رَبَّهُۥٓ Rabbine · أَنِّى ben · مَغْلُوبٌۭ yenik düştüm · فَٱنتَصِرْ yardım et

فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏ ﴿11﴾

fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.

11. Hemen göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına inen bir yağmura açtık.

Kelime meali

فَفَتَحْنَآ biz de açtık · أَبْوَٰبَ kapılarını · ٱلسَّمَآءِ göğün · بِمَآءٍۢ bir su ile · مُّنْهَمِرٍۢ boşalan

وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ ﴿12﴾

vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.

12. Yerden de sular fışkırttık; derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti.

Kelime meali

وَفَجَّرْنَا ve fışkırttık · ٱلْأَرْضَ yeri · عُيُونًۭا kaynaklar halinde · فَٱلْتَقَى sonra birleşti · ٱلْمَآءُ su(ları) · عَلَىٰٓ için · أَمْرٍۢ bir iş · قَدْ takdir edilmiş · قُدِرَ

وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏ ﴿13﴾

veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.

13. Onu tahtalar ve mıhlarla yapılmış gemide taşıdık.

Kelime meali

وَحَمَلْنَـٰهُ Onu (Nuh'u) taşıdık · عَلَىٰ üzerinde · ذَاتِ (yapılanın) · أَلْوَٰحٍۢ tahtalarla · وَدُسُرٍۢ ve çivilerle

تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ ﴿14﴾

tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.

14. Gözetim ve korumamız altında akıp gidiyordu, kendisine inanılmamış olan o kulumuza bir mükâfat olmak üzere.

Kelime meali

تَجْرِى akıp gidiyordu · بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde · جَزَآءًۭ bir mükafat olmak üzere · لِّمَن kimseye · كَانَ edilen · كُفِرَ nankörlük

وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿15﴾

veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.

15. Andolsun, bunu bir ibret levhası olarak bıraktık; ibret alacak yok mu?

Kelime meali

وَلَقَد ve andolsun · تَّرَكْنَـٰهَآ onu bıraktık · ءَايَةًۭ bir ibret olarak · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ ibret alan

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿16﴾

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

16. Azabım ve uyarılarım nasılmış görün!

Kelime meali

فَكَيْفَ nasıl · كَانَ imiş · عَذَابِى benim azabım · وَنُذُرِ ve uyarılarım

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿17﴾

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

17. Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · لِلذِّكْرِ öğüt almak için · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan

كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿18﴾

keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

18. Âd kavmi de (peygamberlerini) yalancılıkla itham etti. Azabım ve uyarılarım nasılmış bir bakın!

Kelime meali

كَذَّبَتْ yalanladı · عَادٌۭ Ad (da) · فَكَيْفَ ama nasıl? · كَانَ oldu · عَذَابِى azabım · وَنُذُرِ ve uyarılarım

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏ ﴿19﴾

innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.

19. Onların üzerine bitmek bilmeyen o kara günde şiddetli bir kasırga gönderdik.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَا gönderdik · عَلَيْهِمْ onların üstüne · رِيحًۭا bir kasırga · صَرْصَرًۭا uğultulu · فِى bir günde · يَوْمِ · نَحْسٍۢ uğursuzluğu · مُّسْتَمِرٍّۢ devam eden

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏ ﴿20﴾

tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.

20. İnsanları sökülmüş hurma kütükleri gibi çekip alıyordu.

Kelime meali

تَنزِعُ koparıp deviriyordu · ٱلنَّاسَ insanları · كَأَنَّهُمْ sanki gibi · أَعْجَازُ kütükleri · نَخْلٍۢ hurma · مُّنقَعِرٍۢ köklerinden sökülmüş

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿21﴾

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

21. Azabım ve uyarılarım nasılmış bir bakın!

Kelime meali

فَكَيْفَ nasıl? · كَانَ oldu · عَذَابِى benim azabım · وَنُذُرِ ve uyarılarım

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿22﴾

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

22. Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · لِلذِّكْرِ öğüt almak için · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ﴿23﴾

keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.

23. Semûd kavmi de uyarıları ciddiye almadılar.

Kelime meali

كَذَّبَتْ yalandı · ثَمُودُ Semud (da) · بِٱلنُّذُرِ uyarıları

فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ ﴿24﴾

feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.

24. Dediler ki: “İçimizden tek başına bir beşere mi uyacağız? O takdirde doğru yoldan sapmış olur, yanarız.

Kelime meali

فَقَالُوٓا۟ dediler · أَبَشَرًۭا insana mı? · مِّنَّا bizden · وَٰحِدًۭا bir · نَّتَّبِعُهُۥٓ uyacağız · إِنَّآ elbette biz · إِذًۭا o takdirde · لَّفِى içine düşmüş oluruz · ضَلَـٰلٍۢ apaçık bir sapıklık · وَسُعُرٍ ve çılgınlık

أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏ ﴿25﴾

eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.

25. İlâhî mesaj içimizden ona mı gönderilmiş? Hayır o, yalancının, küstahın biri!”

Kelime meali

أَءُلْقِىَ Zikir-mı bırakıldı? · ٱلذِّكْرُ Zikir · عَلَيْهِ · مِنۢ aramızdan · بَيْنِنَا · بَلْ hayır · هُوَ o · كَذَّابٌ yalancıdır · أَشِرٌۭ küstahtır

سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ ﴿26﴾

seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.

26. Yarın onlar asıl yalancı, küstah kimmiş görecekler!

Kelime meali

سَيَعْلَمُونَ onlar bilecekler · غَدًۭا yarın · مَّنِ kim olduğunu · ٱلْكَذَّابُ yalancı · ٱلْأَشِرُ küstahın

إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ ﴿27﴾

innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.

27. (Allah Sâlih peygambere şöyle buyurdu:) “Şüphesiz biz (mucizevi özelliği olan o deveyi) onları sınamak için göndermiş bulunuyoruz. Şimdi sen onların ne yapacağını izle ve sabret.

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · مُرْسِلُوا۟ onlara göndereceğiz · ٱلنَّاقَةِ dişi deveyi · فِتْنَةًۭ sınamak için · لَّهُمْ kendilerini · فَٱرْتَقِبْهُمْ sen onları gözetle · وَٱصْطَبِرْ ve sabret

وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏ ﴿28﴾

venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.

28. Bir de onlara, suyun aralarında paylaşımlı olacağını bildir. Her hissenin sahibi (suyun) başına gelsin.”

Kelime meali

وَنَبِّئْهُمْ onlara haber ver · أَنَّ muhakkak · ٱلْمَآءَ suyun · قِسْمَةٌۢ paylaştırılacağını · بَيْنَهُمْ ۖ aralarında · كُلُّ her · شِرْبٍۢ içme (sırası gelen) · مُّحْتَضَرٌۭ hazır bulunsun (suyunu alsın)

فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ﴿29﴾

fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.

29. Derken ilgili adamlarını çağırdılar; o da (deveye) saldırıp hunharca öldürdü.

Kelime meali

فَنَادَوْا۟ çağırdılar · صَاحِبَهُمْ bir arkadaşlarını · فَتَعَاطَىٰ o da bıçağı çekti · فَعَقَرَ (deveyi) kesti

فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿30﴾

fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.

30. Azabım ve uyarılarım nasılmış bir bakın!

Kelime meali

فَكَيْفَ ama nasıl? · كَانَ oldu · عَذَابِى azabım · وَنُذُرِ ve uyarılarım

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ ﴿31﴾

innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.

31. Üzerlerine tek bir ses yolladık da hayvan ağılındaki (çiğnenip ufalanmış) kuru çalılar gibi oluverdiler.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَا gönderdik · عَلَيْهِمْ onların üzerine · صَيْحَةًۭ sayha (korkunç bir ses) · وَٰحِدَةًۭ tek · فَكَانُوا۟ oldular · كَهَشِيمِ kuru ot gibi · ٱلْمُحْتَظِرِ ağıldaki

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿32﴾

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

32. Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?

Kelime meali

وَلَقَدْ ave ndolsun · يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · لِلذِّكْرِ öğüt almak için · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ ﴿33﴾

keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.

33. Lût kavmi de uyarıları ciddiye almadı.

Kelime meali

كَذَّبَتْ yalanladı · قَوْمُ kavmi · لُوطٍۭ Lut'un · بِٱلنُّذُرِ uyarıları

إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏ ﴿34﴾

innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.

34–35. Biz de üzerlerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Ancak Lût ailesi hariç tutuldu; onları katımızdan bir lutuf olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَرْسَلْنَا gönderdik · عَلَيْهِمْ üstlerine · حَاصِبًا bir fırtına · إِلَّآ dışında · ءَالَ ailesi · لُوطٍۢ ۖ Lut · نَّجَّيْنَـٰهُم onları kurtardık · بِسَحَرٍۢ seher vakti

نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ ﴿35﴾

ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.

Kelime meali

نِّعْمَةًۭ bir ni'met olarak · مِّنْ katımızdan · عِندِنَا ۚ · كَذَٰلِكَ böyle · نَجْزِى biz mükafatlandırırız · مَن kimseyi · شَكَرَ şükreden

وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ ﴿36﴾

veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.

36. Aslında Lût, kendilerini bizim amansız yakalayışımıza karşı uyarmıştı; ama onlar bu uyarıları şüpheyle karşıladılar.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · أَنذَرَهُم onları uyarmıştı · بَطْشَتَنَا bizim yakalamamıza karşı · فَتَمَارَوْا۟ fakat kuşku duydular · بِٱلنُّذُرِ uyarılara karşı

وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿37﴾

veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

37. Üstelik onun misafirleriyle ilgili çirkin bir talepte bulundular. Biz de gözlerini silme kör ediverdik; tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · رَٰوَدُوهُ murad almağa kalkıştılar · عَن onun konuklarından · ضَيْفِهِۦ · فَطَمَسْنَآ biz de siliverdik · أَعْيُنَهُمْ gözlerini · فَذُوقُوا۟ haydi tadın · عَذَابِى azabımı · وَنُذُرِ ve uyarılarımı

وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏ ﴿38﴾

veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.

38. Ve nihayet bir sabah erkenden kalıcı bir azap onları yakalayıverdi.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · صَبَّحَهُم sabah onları yakaladı · بُكْرَةً erken · عَذَابٌۭ bir azab · مُّسْتَقِرٌّۭ kararlı

فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ ﴿39﴾

feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.

39. Tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!

Kelime meali

فَذُوقُوا۟ haydi tadın · عَذَابِى azabımı · وَنُذُرِ ve uyarılarımı

وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿40﴾

veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.

40. Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · يَسَّرْنَا biz kolaylaştırdık · ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı · لِلذِّكْرِ öğüt almak için · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan

وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ ﴿41﴾

veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.

41. Şüphesiz Firavun’un halkına da uyarılar gelmişti.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · جَآءَ gelmiştir · ءَالَ kavmine · فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın · ٱلنُّذُرُ uyarılar

كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ ﴿42﴾

keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.

42. Ama onlar bütün delillerimizi yalan saydılar, biz de onları üstün ve güçlü olana yaraşır biçimde kıskıvrak yakaladık.

Kelime meali

كَذَّبُوا۟ yalanladılar · بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi · كُلِّهَا bütün · فَأَخَذْنَـٰهُمْ biz de onları yakaladık · أَخْذَ yakalaması gibi · عَزِيزٍۢ aziz olanın · مُّقْتَدِرٍ ve güçlü olanın

أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ ﴿43﴾

eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.

43. Şimdi söyleyin bakalım (ey putperestler), sizin inkârcılarınız şu anılanlardan daha mı iyi; yoksa sizin için kitaplarda bir kurtuluş hükmü mü var?

Kelime meali

أَكُفَّارُكُمْ sizin kafirleriniz mi? · خَيْرٌۭ hayırlı · مِّنْ ötekilerinizden · أُو۟لَـٰٓئِكُمْ · أَمْ yoksa · لَكُم sizin için (var mı?) · بَرَآءَةٌۭ bir beraet · فِى Kitaplarda · ٱلزُّبُرِ

أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏ ﴿44﴾

em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.

44. Yoksa onlar “Biz yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَقُولُونَ diyorlar (mı?) · نَحْنُ biz · جَمِيعٌۭ bir topluluğuz · مُّنتَصِرٌۭ muzaffer (yenilmez)

سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ﴿45﴾

seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.

45. Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.

Kelime meali

سَيُهْزَمُ bozulacak · ٱلْجَمْعُ o topluluk · وَيُوَلُّونَ ve dönüp kaçacaklardır · ٱلدُّبُرَ geriye

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ ﴿46﴾

beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.

46. Ama asıl vadeleri kıyamet günüdür ve kıyamet günü şüphesiz daha dehşetli ve daha acıdır.

Kelime meali

بَلِ hayır · ٱلسَّاعَةُ o sa'attir · مَوْعِدُهُمْ buluşma zamanları · وَٱلسَّاعَةُ ve o sa'at · أَدْهَىٰ cidden çok fecidir · وَأَمَرُّ ve acıdır

إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏ ﴿47﴾

inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.

47. Şu bir gerçek ki günaha batmış olanlar, doğru yoldan sapmış ve kendilerini yakmışlardır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular · فِى içindedir · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · وَسُعُرٍۢ ve çılgınlık

يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ ﴿48﴾

yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.

48. O gün yüzüstü ateşe sürüklenirler: “Tadın bakalım cehennemin dokunuşunu!”

Kelime meali

يَوْمَ o gün · يُسْحَبُونَ sürüklenecekler · فِى içine · ٱلنَّارِ ateş · عَلَىٰ üzerine · وُجُوهِهِمْ yüzleri · ذُوقُوا۟ tadın · مَسَّ dokunuşunu · سَقَرَ cehennemin

إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏ ﴿49﴾

innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.

49. Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · كُلَّ her · شَىْءٍ şeyi · خَلَقْنَـٰهُ yarattık · بِقَدَرٍۢ bir kadere göre

وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ ﴿50﴾

vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.

50. Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter.

Kelime meali

وَمَآ ve yoktur · أَمْرُنَآ bizim buyruğumuz · إِلَّا dışında · وَٰحِدَةٌۭ bir tek · كَلَمْحٍۭ göz açıp yumma gibi · بِٱلْبَصَرِ bakış ile

وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏ ﴿51﴾

veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.

51. Andolsun biz sizin nice benzerlerinizi helâk ettik. Düşünecek yok mu?

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · أَهْلَكْنَآ biz helak ettik · أَشْيَاعَكُمْ sizin benzerlerinizi · فَهَلْ yok mudur? · مِن hiç · مُّدَّكِرٍۢ öğüt alan

وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ ﴿52﴾

veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.

52. Yaptıkları her şey defterlerde kayıtlıdır.

Kelime meali

وَكُلُّ ve her · شَىْءٍۢ şey · فَعَلُوهُ yaptıkları · فِى mevcuttur · ٱلزُّبُرِ Kitaplarda

وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ ﴿53﴾

veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.

53. Büyük küçük hepsi satır satır yazılmıştır.

Kelime meali

وَكُلُّ ve hepsi · صَغِيرٍۢ küçük · وَكَبِيرٍۢ ve büyük · مُّسْتَطَرٌ satır satır yazılmıştır

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏ ﴿54﴾

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.

54. Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmak kenarlarındadır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler · فِى cennetlerdedir · جَنَّـٰتٍۢ · وَنَهَرٍۢ ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar

فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ ﴿55﴾

fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.

55. Doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, gücüne sınır olmayan bir hükümdarın huzurundadırlar.

Kelime meali

فِى koltuklarındadırlar · مَقْعَدِ · صِدْقٍ doğruluk · عِندَ huzurunda · مَلِيكٍۢ padişahın · مُّقْتَدِرٍۭ güçlü