Necm Suresi
Necm suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ﴿1﴾
vennecmi iẕâ hevâ.
1–2. Battığı sırada yıldıza andolsun ki bu arkadaşınız ne sapıtmış ne de eğri yola gitmiştir.
Kelime meali
وَٱلنَّجْمِ yıldıza andolsun · إِذَا zaman · هَوَىٰ aşağı kaydığı
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ ﴿2﴾
mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
Kelime meali
مَا sapmadı · ضَلَّ · صَاحِبُكُمْ arkadaşınız · وَمَا ve · غَوَىٰ azmadı
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ ﴿3﴾
vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.
3. Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır.
Kelime meali
وَمَا ve · يَنطِقُ O konuşmaz · عَنِ hevadan · ٱلْهَوَىٰٓ
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيࣱ يُوحَىٰ ﴿4﴾
in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
4. O (size okuduğu), kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir.
Kelime meali
إِنْ değildir · هُوَ O · إِلَّا başka bir şey · وَحْىٌۭ vahiy(den) · يُوحَىٰ kendisine vahyedilen
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ ﴿5﴾
`allemehû şedîdü-lḳuvâ.
5–7. Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri (Cebrâil) öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü.
Kelime meali
عَلَّمَهُۥ onu öğretti · شَدِيدُ mühtiş olan · ٱلْقُوَىٰ kuvvetleri
ذُو مِرَّةࣲ فَٱسۡتَوَىٰ ﴿6﴾
ẕû mirrah. festevâ.
Kelime meali
ذُو sahibi · مِرَّةٍۢ üstün akıl · فَٱسْتَوَىٰ ve doğruldu
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ ﴿7﴾
vehüve bil'üfüḳi-l'a`lâ.
Kelime meali
وَهُوَ o iken · بِٱلْأُفُقِ ufukta · ٱلْأَعْلَىٰ yüksek
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ﴿8﴾
ŝümme denâ fetedellâ.
8. Sonra yaklaştıkça yaklaştı.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · دَنَا yaklaştı · فَتَدَلَّىٰ ve sarktı
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ ﴿9﴾
fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
9. Öyle ki, iki yay kadar hatta daha yakın oldu.
Kelime meali
فَكَانَ kaldı · قَابَ uzunluğu kadar · قَوْسَيْنِ iki yay · أَوْ yahut · أَدْنَىٰ daha yakın
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ ﴿10﴾
feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.
10. Böylece Allah, kuluna vahyini iletti.
Kelime meali
فَأَوْحَىٰٓ sonra vahyetti · إِلَىٰ kuluna · عَبْدِهِۦ · مَآ vahyettiğini · أَوْحَىٰ
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ﴿11﴾
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
11. Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı.
Kelime meali
مَا yanılmadı · كَذَبَ · ٱلْفُؤَادُ gönül · مَا gördüğünde · رَأَىٰٓ
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ﴿12﴾
efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.
12. Şimdi siz şüpheye düşüp gördükleri hakkında onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz?
Kelime meali
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ kuşku mu duyuyorsunuz? · عَلَىٰ hakkında · مَا şey · يَرَىٰ onun gördüğü
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ ﴿13﴾
veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
13–14. Andolsun ki onu (meleği) iniş esnasında en sondaki sidretü’l-müntehânın yanında bir daha gördü.
Kelime meali
وَلَقَدْ ve andolsun · رَءَاهُ onu görmüştü · نَزْلَةً inişinde · أُخْرَىٰ başka bir
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ ﴿14﴾
`inde sidrati-lmüntehâ.
Kelime meali
عِندَ yanında · سِدْرَةِ Sidretü'l · ٱلْمُنتَهَىٰ Müntehâ'nın
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ ﴿15﴾
`indehâ cennetü-lme'vâ.
15. Ki onun yanında huzur içinde kalınacak cennet vardır.
Kelime meali
عِندَهَا (ki) onun yanındadır · جَنَّةُ Cennet'ül (bahçe) · ٱلْمَأْوَىٰٓ Me'vâ (oturulacak)
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ ﴿16﴾
iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
16. O an sidreyi bürüyen bürümüştü.
Kelime meali
إِذْ hani · يَغْشَى kaplıyordu · ٱلسِّدْرَةَ Sidre'yi · مَا kaplayan · يَغْشَىٰ
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ﴿17﴾
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
17. Göz ne kaydı ne de hedefinden şaştı.
Kelime meali
مَا şaşmadı · زَاغَ · ٱلْبَصَرُ göz(ü) · وَمَا ve · طَغَىٰ azmadı
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ ﴿18﴾
leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
18. Hiç kuşkusuz o, rabbinin âyetlerinden en büyüğünü görmüştü.
Kelime meali
لَقَدْ andolsun · رَأَىٰ gördü · مِنْ bazılarını · ءَايَـٰتِ ayetlerinden · رَبِّهِ Rabbinin · ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ ﴿19﴾
eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.
19–20. Gördünüz değil mi (âciz durumdaki) Lât’ı, Uzzâ’yı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı?
Kelime meali
أَفَرَءَيْتُمُ gördünüz mü? · ٱللَّـٰتَ Lat · وَٱلْعُزَّىٰ ve 'Uzza'yı
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ ﴿20﴾
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
Kelime meali
وَمَنَوٰةَ ve Menat'ı? · ٱلثَّالِثَةَ üçüncüsünü · ٱلْأُخْرَىٰٓ öteki
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ ﴿21﴾
elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.
21. Erkek çocuklar size de kızlar O’na öyle mi?
Kelime meali
أَلَكُمُ size midir? · ٱلذَّكَرُ erkek · وَلَهُ ve O'na · ٱلْأُنثَىٰ kadın
تِلۡكَ إِذࣰ ا قِسۡمَةࣱ ضِيزَىٰٓ ﴿22﴾
tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
22. Ama o takdirde bu insafsızca bir taksim!
Kelime meali
تِلْكَ bu · إِذًۭا o halde · قِسْمَةٌۭ bir taksimdir · ضِيزَىٰٓ insafsızca
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءࣱ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ ﴿23﴾
in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
23. Bunlar sizin ve atalarınızın putlara taktığı boş isimlerden ibarettir. Allah onlara öyle bir yetki ve güç vermemiştir. Onlar (putperestler) sadece kuruntularına ve kişisel arzularına uyuyorlar. Oysa şimdi onlara rablerinden bir yol gösterici gelmiş bulunmaktadır.
Kelime meali
إِنْ değildir · هِىَ onlar · إِلَّآ başka bir şey · أَسْمَآءٌۭ isimler(den) · سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiğiniz · أَنتُمْ sizin · وَءَابَآؤُكُم ve babalarınızın · مَّآ indirmemiştir · أَنزَلَ · ٱللَّهُ Allah · بِهَا onlara · مِن hiçbir · سُلْطَـٰنٍ ۚ güç · إِن hayır · يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar · إِلَّا ancak · ٱلظَّنَّ zanna · وَمَا ve · تَهْوَى hevesine · ٱلْأَنفُسُ ۖ nefislerin · وَلَقَدْ oysa · جَآءَهُم kendilerine gelmiştir · مِّن tarafından · رَّبِّهِمُ Rableri · ٱلْهُدَىٰٓ yol gösterici
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ﴿24﴾
em lil'insâni mâ temennâ.
24. İnsan arzu ettiği her şeye sahip olabilir mi ki?
Kelime meali
أَمْ yoksa · لِلْإِنسَـٰنِ insan için midir? · مَا her · تَمَنَّىٰ arzu ettiği
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ ﴿25﴾
felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.
25. Âhiret de Allah’ındır, dünya da.
Kelime meali
فَلِلَّهِ Allah'ındır · ٱلْـَٔاخِرَةُ son (ahiret) · وَٱلْأُولَىٰ ve ilk (dünya)
۞وَكَم مِّن مَّلَكࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ ﴿26﴾
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
26. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kulları için izin vermedikçe onların bile şefaati hiçbir fayda sağlamaz.
Kelime meali
۞ وَكَم nicesi var ki · مِّن melek(ler)den · مَّلَكٍۢ · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · لَا işe yaramaz · تُغْنِى · شَفَـٰعَتُهُمْ onların şefa'ati · شَيْـًٔا hiçbir · إِلَّا dışında · مِنۢ sonrası · بَعْدِ · أَن izin vermesinden · يَأْذَنَ · ٱللَّهُ Allah'ın · لِمَن kimseye · يَشَآءُ dilediği · وَيَرْضَىٰٓ ve razı olduğu
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ ﴿27﴾
inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'ünŝâ.
27. Âhirete inanmayanlar meleklere dişi varlıkların isimlerini veriyorlar.
Kelime meali
إِنَّ şüphesiz · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا inanmayan(lar) · يُؤْمِنُونَ · بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete · لَيُسَمُّونَ adlandırıyorlar · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklere · تَسْمِيَةَ adlarını · ٱلْأُنثَىٰ dişilerin
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـࣰٔ ا ﴿28﴾
vemâ lehüm bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şey'â.
28. Oysa onların bu konuda bir bildikleri yok; sadece zanna uyuyorlar. Zan ise asla gerçek bilginin yerini tutamaz.
Kelime meali
وَمَا ve yoktur · لَهُم onların · بِهِۦ bu hususta · مِنْ hiçbir · عِلْمٍ ۖ bilgileri · إِن hayır · يَتَّبِعُونَ onlar uyuyorlar · إِلَّا sadece · ٱلظَّنَّ ۖ zanna · وَإِنَّ ve elbette · ٱلظَّنَّ zan · لَا kazandırmaz · يُغْنِى · مِنَ yana · ٱلْحَقِّ hak(tan) · شَيْـًۭٔا hiçbir şey
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ﴿29﴾
fea`riḍ `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.
29. O halde bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka arzusu olmayan kişilerden sen de yüz çevir.
Kelime meali
فَأَعْرِضْ o halde yüz çevir · عَن kimseden · مَّن · تَوَلَّىٰ yüz çeviren · عَن bizi anmaktan · ذِكْرِنَا · وَلَمْ ve · يُرِدْ istemeyen · إِلَّا başka bir şey · ٱلْحَيَوٰةَ hayatından · ٱلدُّنْيَا dünya
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ﴿30﴾
ẕâlike mebleguhüm mine-l`ilm. inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlihî vehüve a`lemü bimeni-htedâ.
30. İşte bildikleri bu kadar. Şüphesiz kendi yolundan sapanı en iyi bilen rabbindir, doğru yolu bulanı da en iyi bilen O’dur.
Kelime meali
ذَٰلِكَ işte budur · مَبْلَغُهُم onların erişebilecekleri · مِّنَ bilgiden · ٱلْعِلْمِ ۚ · إِنَّ şüphesiz · رَبَّكَ Rabbin · هُوَ O · أَعْلَمُ iyi bilir · بِمَن kimseyi · ضَلَّ sapan · عَن yolundan · سَبِيلِهِۦ · وَهُوَ ve O · أَعْلَمُ iyi bilir · بِمَنِ kimseyi · ٱهْتَدَىٰ yola gelen
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى ﴿31﴾
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.
31–32. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Sonunda O, kötülük yapanlara işlediklerinin cezasını verecek; iyilik yapanları, ufak tefek kusurlar hariç, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanları ise daha güzeliyle ödüllendirecektir. Şüphesiz rabbinin bağışlaması çok geniştir. Sizi topraktan yarattığı zamanki halinizi de, annelerinizin karınlarında cenin olarak bulunuşunuzu da en iyi bilen O’dur. Şu halde kendinizi temize çıkarmayın! Kimin günahtan sakındığını en iyi bilen O’dur.
Kelime meali
وَلِلَّهِ Allah'ındır · مَا herşey · فِى bulunan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde · وَمَا ve ne varsa · فِى bulunan · ٱلْأَرْضِ yerde · لِيَجْزِىَ cezalandırsın diye · ٱلَّذِينَ kimseleri · أَسَـٰٓـُٔوا۟ kötülük eden(leri) · بِمَا yaptıklarıyle · عَمِلُوا۟ · وَيَجْزِىَ ve mükafatlandırsın diye · ٱلَّذِينَ kimseleri · أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(ları) · بِٱلْحُسْنَى güzellikle
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةࣱ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ﴿32﴾
elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmagfirah. hüve a`lemü biküm iẕ enşeeküm mine-l'arḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a`lemü bimeni-tteḳâ.
Kelime meali
ٱلَّذِينَ ki onlar · يَجْتَنِبُونَ kaçınırlar · كَبَـٰٓئِرَ büyüklerinden · ٱلْإِثْمِ günahın · وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden · إِلَّا dışında · ٱللَّمَمَ ۚ küçük hatalar · إِنَّ şüphesiz · رَبَّكَ Rabbinin · وَٰسِعُ geniştir · ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ affı · هُوَ O · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِكُمْ sizi · إِذْ zaman · أَنشَأَكُم sizi inşa ettiği · مِّنَ topraktan · ٱلْأَرْضِ · وَإِذْ ve zaman · أَنتُمْ siz · أَجِنَّةٌۭ cenin halinde iken · فِى karınlarında · بُطُونِ · أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ annelerinizin · فَلَا artık · تُزَكُّوٓا۟ övüp yüceltmeyin · أَنفُسَكُمْ ۖ kendinizi · هُوَ O · أَعْلَمُ daha iyi bilir · بِمَنِ kimseyi · ٱتَّقَىٰٓ korunan
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ ﴿33﴾
eferaeyte-lleẕî tevellâ.
33. Gördün mü o yüz çevireni;
Kelime meali
أَفَرَءَيْتَ gördün mü? · ٱلَّذِى kimseyi · تَوَلَّىٰ arkasını dönen
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلࣰ ا وَأَكۡدَىٰٓ ﴿34﴾
vea`ṭâ ḳalîlev veekdâ.
34. Azıcık verip sonra keseni!
Kelime meali
وَأَعْطَىٰ ve vereni · قَلِيلًۭا azıcık · وَأَكْدَىٰٓ ve gerisini elinde tutanı
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ﴿35﴾
e`indehû `ilmü-lgaybi fehüve yerâ.
35. Gaybın bilgisine sahip de onunla mı görüyor?
Kelime meali
أَعِندَهُۥ kendi yanında mı? · عِلْمُ bilgisi · ٱلْغَيْبِ gayb'ın · فَهُوَ ve o (mu?) · يَرَىٰٓ görüyor
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ ﴿36﴾
em lem yünebbe' bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.
36–37. Yoksa Mûsâ’nın ve ahde vefa örneği İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu hususlardan haberi yok mu?
Kelime meali
أَمْ yoksa · لَمْ haber verilmedi mi? · يُنَبَّأْ · بِمَا bulunan · فِى sahifelerinde · صُحُفِ · مُوسَىٰ Musa'nın
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ ﴿37﴾
veibrâhime-lleẕî veffâ.
Kelime meali
وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim'in · ٱلَّذِى ki · وَفَّىٰٓ çok vefalıdır
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ ﴿38﴾
ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.
38. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.
Kelime meali
أَلَّا yüklenmez · تَزِرُ · وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar · وِزْرَ (günah) yükünü · أُخْرَىٰ başkasının
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ﴿39﴾
veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.
39. İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.
Kelime meali
وَأَن ve · لَّيْسَ yoktur · لِلْإِنسَـٰنِ insana · إِلَّا başka bir şey · مَا çalışmasından · سَعَىٰ
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ ﴿40﴾
veenne sa`yehû sevfe yürâ.
40. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.
Kelime meali
وَأَنَّ ve muhakkak · سَعْيَهُۥ onun çalışması · سَوْفَ yakında · يُرَىٰ görülecektir
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ ﴿41﴾
ŝümme yüczâhü-lcezâe-l'evfâ.
41. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.
Kelime meali
ثُمَّ sonra · يُجْزَىٰهُ ona verilecektir · ٱلْجَزَآءَ karşılığı · ٱلْأَوْفَىٰ tastamam
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ ﴿42﴾
veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.
42. En sonunda yalnız rabbine varılacaktır.
Kelime meali
وَأَنَّ ve sonunda · إِلَىٰ senin Rabbine · رَبِّكَ · ٱلْمُنتَهَىٰ varılacaktır
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ ﴿43﴾
veennehû hüve aḍḥake veebkâ.
43. Güldüren de O’dur, ağlatan da.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O · هُوَ O'dur · أَضْحَكَ güldüren · وَأَبْكَىٰ ve ağlatan
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا ﴿44﴾
veennehû hüve emâte veaḥyâ.
44. Öldüren de O’dur, yaşatan da.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O · هُوَ O'dur · أَمَاتَ öldüren · وَأَحْيَا ve yaşatan
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ ﴿45﴾
veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.
45–46. Rahime atıldığı zaman nutfeden (embriyo) erkeğiyle dişisiyle iki cinsi yaratan da O’dur.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O · خَلَقَ yarattı · ٱلزَّوْجَيْنِ iki çifti · ٱلذَّكَرَ erkeği · وَٱلْأُنثَىٰ ve dişiyi
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ ﴿46﴾
min nuṭfetin iẕâ tümnâ.
Kelime meali
مِن nutfe(sperm)den · نُّطْفَةٍ · إِذَا zaman · تُمْنَىٰ atıldığı
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ ﴿47﴾
veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.
47. Öteki yaratma da (öldükten sonra diriltme) O’na aittir.
Kelime meali
وَأَنَّ ve şüphesiz · عَلَيْهِ O'nun işidir · ٱلنَّشْأَةَ yaratmak · ٱلْأُخْرَىٰ tekrar
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ ﴿48﴾
veennehû hüve agnâ veaḳnâ.
48. Çok veren de O’dur, az veren de.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O · هُوَ O'dur · أَغْنَىٰ zengin eden · وَأَقْنَىٰ ve bol veren
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ ﴿49﴾
veennehû hüve rabbü-şşi`râ.
49. Şi‘râ yıldızının rabbi de O’dur.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥ ve şüphesiz O · هُوَ O'dur · رَبُّ Rabbi · ٱلشِّعْرَىٰ Şi'ra'nın
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ ﴿50﴾
veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.
50. Eski Âd kavmini helâk eden de O’dur.
Kelime meali
وَأَنَّهُۥٓ ve şüphesiz O · أَهْلَكَ helak etti · عَادًا Ad'ı · ٱلْأُولَىٰ önce gelen
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ ﴿51﴾
veŝemûde femâ ebḳâ.
51. Semûd’u da öyle. Hem de geriye bir şey bırakmadan!
Kelime meali
وَثَمُودَا۟ ve Semud'u · فَمَآ geriye bırakmadı · أَبْقَىٰ
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ ﴿52﴾
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.
52. Bunlardan da önce Nûh kavmini. Çünkü onlar çok zalim ve çok azgın idiler.
Kelime meali
وَقَوْمَ ve kavmini (helak etmişti) · نُوحٍۢ Nuh · مِّن önceden · قَبْلُ ۖ · إِنَّهُمْ çünkü onlar · كَانُوا۟ idiler · هُمْ onlar · أَظْلَمَ daha zalim · وَأَطْغَىٰ ve azgın
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ ﴿53﴾
velmü'tefikete ehvâ.
53. Altı üstüne getirilmiş şehirleri de O helâk etti.
Kelime meali
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ altı üstüne getirilen kentleri · أَهْوَىٰ devirip yıktı
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ﴿54﴾
fegaşşâhâ mâ gaşşâ.
54. Onları üzerilerine yağan felâketlere gömdü!
Kelime meali
فَغَشَّىٰهَا sardırttı onlara · مَا sardırdığını · غَشَّىٰ
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ﴿55﴾
febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.
55. Artık rabbinin hangi nimetlerinden şüphe duyabilirsin?
Kelime meali
فَبِأَىِّ o halde hangi? · ءَالَآءِ ni'metinden · رَبِّكَ Rabbinin · تَتَمَارَىٰ kuşku duyuyorsun
هَٰذَا نَذِيرࣱ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ ﴿56﴾
hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-l'ûlâ.
56. Bu (Kur’an) da önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
Kelime meali
هَـٰذَا bu · نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır · مِّنَ uyarıcılardan · ٱلنُّذُرِ · ٱلْأُولَىٰٓ ilk
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ ﴿57﴾
ezifeti-l'âzifeh.
57. Artık yaklaştı o yaklaşmakta olan.
Kelime meali
أَزِفَتِ yaklaştı · ٱلْـَٔازِفَةُ yaklaşıcı
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ﴿58﴾
leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
58. Onu Allah’tan başka ortaya çıkaracak yoktur.
Kelime meali
لَيْسَ yoktur · لَهَا onu · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · كَاشِفَةٌ açacak kimse
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ ﴿59﴾
efemin hâẕe-lḥadîŝi ta`cebûn.
59. Yoksa bu haberi tuhaf mı buluyorsunuz?
Kelime meali
أَفَمِنْ bu-den mi? · هَـٰذَا bu · ٱلْحَدِيثِ · تَعْجَبُونَ şaşıyorsunuz
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ ﴿60﴾
vetaḍḥakûne velâ tebkûn.
60. Ağlayacağınıza gülüyorsunuz!
Kelime meali
وَتَضْحَكُونَ ve gülüyorsunuz · وَلَا ve · تَبْكُونَ ağlamıyorsunuz
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ ﴿61﴾
veentüm sâmidûn.
61. Ve gaflet içinde oyalanıp duruyorsunuz.
Kelime meali
وَأَنتُمْ ve siz · سَـٰمِدُونَ baş kaldırıyorsunuz
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩ ﴿62﴾
fescüdû lillâhi va`büdû.
62. Haydi artık Allah için secdeye kapanıp kulluk ediniz.
Kelime meali
فَٱسْجُدُوا۟ haydi secde edin · لِلَّهِ Allah'a · وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ve kulluk edin