Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Tûr Suresi

سُوْرَةُ الطُّوْرِ · 52. sure · 49 âyet · Mekkî · 27. cüz · Mushaf sayfa 523

Tûr suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَٱلطُّورِ ﴿1﴾

veṭṭûr.

1–8. Tûr’a, açık sahifeler üzerine yazılı kitaba, beyt-i ma‘mûra, yükseltilmiş tavana, kaynayan denize andolsun ki, rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olabilecek yoktur!

Kelime meali

وَٱلطُّورِ andolsun Tur'a

وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲ‏ ﴿2﴾

vekitâbim mesṭûr.

Kelime meali

وَكِتَـٰبٍۢ ve Kitaba · مَّسْطُورٍۢ satır satır yazılmış

فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲ‏ ﴿3﴾

fî raḳḳim menşûr.

Kelime meali

فِى ince deri üzerine · رَقٍّۢ · مَّنشُورٍۢ yayılmış

وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ ﴿4﴾

velbeyti-lma`mûr.

Kelime meali

وَٱلْبَيْتِ ve eve (Ka'be'ye) · ٱلْمَعْمُورِ bakımlı

وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ ﴿5﴾

vessaḳfi-lmerfû`.

Kelime meali

وَٱلسَّقْفِ ve tavana (göğe) · ٱلْمَرْفُوعِ yükseltilmiş

وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ ﴿6﴾

velbaḥri-lmescûr.

Kelime meali

وَٱلْبَحْرِ ve denize · ٱلْمَسْجُورِ kaynatılmış

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ‏ ﴿7﴾

inne `aẕâbe rabbike levâḳi`.

Kelime meali

إِنَّ mutlaka · عَذَابَ azabı · رَبِّكَ Rabbinin · لَوَٰقِعٌۭ vukubulacaktır

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲ‏ ﴿8﴾

mâ lehû min dâfi`.

Kelime meali

مَّا yoktur · لَهُۥ ona · مِن hiçbir şey · دَافِعٍۢ engel olacak

يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰ ا ﴿9﴾

yevme temûru-ssemâü mevrâ.

9–10. O gün gök öyle bir sallanıp çalkalanır, dağlar yerinden kopup öyle bir yürür ki!

Kelime meali

يَوْمَ (o) gün · تَمُورُ çalkanır; · ٱلسَّمَآءُ gök · مَوْرًۭا bir çalkalanış

وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰ ا ﴿10﴾

vetesîru-lcibâlü seyrâ.

Kelime meali

وَتَسِيرُ yürür · ٱلْجِبَالُ dağlar · سَيْرًۭا bir yürüyüş

فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿11﴾

feveylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.

11. İşte o gün vay haline (dini) yalan sayanların!

Kelime meali

فَوَيْلٌۭ vay haline · يَوْمَئِذٍۢ o gün · لِّلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların

ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَ ﴿12﴾

elleẕîne hüm fî ḫavḍiy yel`abûn.

12. Onlar daldıkları bataklıkta oyalanıp duruyorlar.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ Onlar ki · هُمْ içinde · فِى · خَوْضٍۢ batıl şeyler · يَلْعَبُونَ oynayıp dururlar

يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ﴿13﴾

yevme yüde``ûne ilâ nâri cehenneme da``â.

13. O gün cehennem ateşine itile kakıla götürülecekler.

Kelime meali

يَوْمَ o gün · يُدَعُّونَ kakılırlar · إِلَىٰ ateşine · نَارِ · جَهَنَّمَ cehennem · دَعًّا sürüklenerek

هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ﴿14﴾

hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.

14. (Onlara şöyle denecek:) “Yalan sayıp durduğunuz ateş işte bu!

Kelime meali

هَـٰذِهِ işte budur · ٱلنَّارُ ateş · ٱلَّتِى olduğunuz · كُنتُم · بِهَا onu · تُكَذِّبُونَ yalanlamış

أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ ﴿15﴾

efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.

15. Peki bu bir sihir mi? Yoksa görmüyor musunuz?

Kelime meali

أَفَسِحْرٌ büyü müymüş? · هَـٰذَآ bu · أَمْ yoksa · أَنتُمْ siz (mi?) · لَا görmüyormuşsunuz · تُبْصِرُونَ

ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿16﴾

iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.

16. Girin oraya! Artık sabretmişsiniz etmemişsiniz, sizin için farketmez. Çünkü sadece yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz.”

Kelime meali

ٱصْلَوْهَا girin ona · فَٱصْبِرُوٓا۟ ve sabredin · أَوْ veyahut · لَا sabretmeyin · تَصْبِرُوا۟ · سَوَآءٌ birdir · عَلَيْكُمْ ۖ sizin için · إِنَّمَا ancak · تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız · مَا göre · كُنتُمْ olduklarınıza · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَعِيمࣲ‏ ﴿17﴾

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.

17–18. Allah’a saygısızlıktan sakınanlar ise, rablerinin kendilerine verdiğiyle mutluluk bularak cennetlerde ve nimetler içinde olacaklardır. Rableri onları cehennem azabından da korumuş olacaktır.

Kelime meali

إِنَّ şüphesiz · ٱلْمُتَّقِينَ korunanlar · فِى içindedirler · جَنَّـٰتٍۢ cennetler · وَنَعِيمٍۢ ve ni'metler

فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ ﴿18﴾

fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.

Kelime meali

فَـٰكِهِينَ sefa sürerler · بِمَآ şeylerle · ءَاتَىٰهُمْ kendilerine verdikleri · رَبُّهُمْ Rablerinin · وَوَقَىٰهُمْ ve onları korumuştur · رَبُّهُمْ Rableri · عَذَابَ azabından · ٱلْجَحِيمِ cehennem

كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﴿19﴾

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.

19–20. (Onlara denecek ki:) “Yaptıklarınızın karşılığı olarak, sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak âfiyetle yiyin için.” Ayrıca onları güzel gözlü eşlerle evlendireceğiz.

Kelime meali

كُلُوا۟ yeyin · وَٱشْرَبُوا۟ ve için · هَنِيٓـًٔۢا afiyetle · بِمَا karşılık · كُنتُمْ olduklarınıza · تَعْمَلُونَ yapıyor(lar)

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏ ﴿20﴾

müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.

Kelime meali

مُتَّكِـِٔينَ yaslanarak · عَلَىٰ üzerine · سُرُرٍۢ koltuklar · مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ sıra sıra dizilmiş · وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir · بِحُورٍ hurilerle · عِينٍۢ iri gözlü

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ‏ ﴿21﴾

velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.

21. İman eden, soylarından gelenlerin de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu zürriyetlerini katacağız; bununla birlikte kendi amellerinden de bir şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · وَٱتَّبَعَتْهُمْ ve kendilerine uyanlar · ذُرِّيَّتُهُم zürriyetleri de · بِإِيمَـٰنٍ imanda · أَلْحَقْنَا kattık · بِهِمْ kendilerine · ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini · وَمَآ ve · أَلَتْنَـٰهُم eksiltmedik · مِّنْ kendi amellerinden · عَمَلِهِم · مِّن hiçbir · شَىْءٍۢ ۚ şey · كُلُّ her · ٱمْرِئٍۭ kişi · بِمَا şeye · كَسَبَ kendi kazandığı · رَهِينٌۭ bağlıdır

وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ﴿22﴾

veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.

22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol veririz.

Kelime meali

وَأَمْدَدْنَـٰهُم ve onlara bol bol verdik · بِفَـٰكِهَةٍۢ meyvadan · وَلَحْمٍۢ ve etten · مِّمَّا canlarının istediği · يَشْتَهُونَ

يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ‏ ﴿23﴾

yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.

23. Orada karşılıklı kadeh alıp verirler, ama o içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye.

Kelime meali

يَتَنَـٰزَعُونَ kapışırlar · فِيهَا orada · كَأْسًۭا bir kadeh · لَّا yoktur · لَغْوٌۭ saçmalama · فِيهَا içinde · وَلَا ve yoktur · تَأْثِيمٌۭ günaha sokma

۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ‏ ﴿24﴾

veyeṭûfü `aleyhim gilmânül lehüm keennehüm lü'lüüm meknûn.

24. Sedeflerinde saklı incilere benzeyen genç hizmetçileri etraflarında dönüp dururlar.

Kelime meali

۞ وَيَطُوفُ çevrelerinde dolaşır · عَلَيْهِمْ onların · غِلْمَانٌۭ civanlar · لَّهُمْ kendilerine mahsus · كَأَنَّهُمْ gibi · لُؤْلُؤٌۭ inci · مَّكْنُونٌۭ saklanmış

وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ ﴿25﴾

veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.

25. (Cennettekiler) birbirlerine dönüp sorarlar:

Kelime meali

وَأَقْبَلَ ve dönmüş(ler) · بَعْضُهُمْ birkısmı · عَلَىٰ diğerine · بَعْضٍۢ · يَتَسَآءَلُونَ soruyorlar

قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ ﴿26﴾

ḳâlû innâ künnâ ḳablü fî ehlinâ müşfiḳîn.

26. “Doğrusu biz” derler, “Daha önce yakınlarımız arasındayken için için bir korku taşımaktaydık (değil mi?)

Kelime meali

قَالُوٓا۟ dediler · إِنَّا elbette biz · كُنَّا idik · قَبْلُ daha önce · فِىٓ içinde · أَهْلِنَا ailemiz · مُشْفِقِينَ korku içinde

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ﴿27﴾

femenne-llâhü `aleynâ veveḳânâ `aẕâbe-ssemûm.

27. Şimdi ise Allah bize lütfuyla muamele etti de bizi kavurucu azaptan korudu.

Kelime meali

فَمَنَّ lutfetti · ٱللَّهُ Allah · عَلَيْنَا bize · وَوَقَىٰنَا ve bizi korudu · عَذَابَ azabdan · ٱلسَّمُومِ hücrelere işleyen

إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ﴿28﴾

innâ künnâ min ḳablü ned`ûh. innehû hüve-lberru-rraḥîm.

28. Elbette biz bundan önce yalnız O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz ihsanı bol ve çok merhametli olan da yalnız O’dur.”

Kelime meali

إِنَّا elbette biz · كُنَّا idik · مِن bundan önce · قَبْلُ · نَدْعُوهُ ۖ yalnız O'na yalvarır · إِنَّهُۥ çünkü O · هُوَ O'dur · ٱلْبَرُّ iyilik eden · ٱلرَّحِيمُ esirgeyen

فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ ﴿29﴾

feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.

29. Sen öğüt vermeye devam et; rabbinin lütfu sayesinde sen asla ne bir kâhinsin ne de bir mecnun.

Kelime meali

فَذَكِّرْ sen hatırlat · فَمَآ değilsin · أَنتَ sen · بِنِعْمَتِ ni'meti sayesinde · رَبِّكَ Rabbinin · بِكَاهِنٍۢ kahin · وَلَا ve değilsin · مَجْنُونٍ mecnun

أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ ﴿30﴾

em yeḳûlûne şâ`irun neterabbeṣu bihî raybe-lmenûn.

30. Demek onlar, “O bir şairdir; zamanın sillesini yiyeceği günü bekliyoruz” diyorlar öyle mi?

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَقُولُونَ diyorlar (mı?) · شَاعِرٌۭ bir şa'irdir · نَّتَرَبَّصُ gözetliyoruz · بِهِۦ onun · رَيْبَ felaketlerine çarpılmasını · ٱلْمَنُونِ zamanın

قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ ﴿31﴾

ḳul terabbeṣû feinnî me`aküm mine-lmüterabbiṣîn.

31. De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte beklemekteyim!”

Kelime meali

قُلْ de ki · تَرَبَّصُوا۟ gözetleyin · فَإِنِّى elbette ben de · مَعَكُم sizinle beraber · مِّنَ gözetleyenlerdenim · ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ ﴿32﴾

em te'müruhüm aḥlâmühüm bihâẕâ em hüm ḳavmün ṭâgûn.

32. Bunu onlara akılları mı emrediyor yoksa onlar azmış bir topluluk mu?

Kelime meali

أَمْ yoksa · تَأْمُرُهُمْ emrediyor · أَحْلَـٰمُهُم akılları (mı?) · بِهَـٰذَآ ۚ bunu · أَمْ yoksa · هُمْ onlar · قَوْمٌۭ bir topluluk (mudur?) · طَاغُونَ azgın

أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ ﴿33﴾

em yeḳûlûne teḳavveleh. bel lâ yü'minûn.

33. “Onu kendisi uydurmuştur” diyorlar öyle mi? Hayır hayır; inanmıyorlar.

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَقُولُونَ diyorlar · تَقَوَّلَهُۥ ۚ onu uydurdu (mu?) · بَل hayır · لَّا onlar inanmıyorlar · يُؤْمِنُونَ

فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ ﴿34﴾

felye'tû biḥadîŝim miŝlihî in kânû ṣâdiḳîn.

34. Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir söz getirsinler.

Kelime meali

فَلْيَأْتُوا۟ haydi getirsinler · بِحَدِيثٍۢ bir söz · مِّثْلِهِۦٓ onun gibi · إِن eğer · كَانُوا۟ iseler · صَـٰدِقِينَ doğru(lardan)

أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ ﴿35﴾

em ḫuliḳû min gayri şey'in em hümü-lḫâliḳûn.

35. Acaba onlar bir yaratıcı bulunmadan mı yaratıldılar, yoksa yaratıcı kendileri midir?

Kelime meali

أَمْ yoksa · خُلِقُوا۟ yaratıldılar · مِنْ hiçbir · غَيْرِ olmadan (mı?) · شَىْءٍ şey · أَمْ yoksa · هُمُ kendileri (midir?) · ٱلْخَـٰلِقُونَ yaratanlar

أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ ﴿36﴾

em ḫaleḳu-ssemâvâti vel'arḍ. bel lâ yûḳinûn.

36. Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratmışlar? Hayır hayır! Onlar bir türlü idrak edip inanmıyorlar.

Kelime meali

أَمْ yoksa · خَلَقُوا۟ yarattılar · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri (mi?) · وَٱلْأَرْضَ ۚ ve yeri · بَل hayır · لَّا onlar düşünüp inanmazlar · يُوقِنُونَ

أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ ﴿37﴾

em `indehüm ḫazâinü rabbike em hümü-lmüṣayṭirûn.

37. Yoksa rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye egemen olan onlar mı?

Kelime meali

أَمْ yoksa · عِندَهُمْ onların yanında (mıdır?) · خَزَآئِنُ hazineleri · رَبِّكَ Rabbinin · أَمْ yahut · هُمُ kendileri (midir?) · ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ hakim olan

أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ ﴿38﴾

em lehüm süllemüy yestemi`ûne fîh. felye'ti müstemi`uhüm bisülṭânim mübîn.

38. Yoksa onların, üstüne çıkıp gizli şeyleri dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Eğer öyleyse, içlerinden dinleyen biri açık bir kanıt getirsin.

Kelime meali

أَمْ yoksa · لَهُمْ onların (var mıdır?) · سُلَّمٌۭ bir merdivenleri · يَسْتَمِعُونَ dinleyecekleri · فِيهِ ۖ orada · فَلْيَأْتِ öyleyse getirsin · مُسْتَمِعُهُم dinleyenleri · بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil · مُّبِينٍ açık

أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ ﴿39﴾

em lehü-lbenâtü velekümü-lbenûn.

39. Kızlar O’na, erkek çocuklar da size öyle mi?

Kelime meali

أَمْ yoksa · لَهُ O'nun (mudur?) · ٱلْبَنَـٰتُ kızlar · وَلَكُمُ ve sizin (midir?) · ٱلْبَنُونَ oğullar

أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ ﴿40﴾

em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.

40. (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar bunun ağırlığı altında mı eziliyorlar?

Kelime meali

أَمْ yoksa · تَسْـَٔلُهُمْ onlardan istiyorsun (da) · أَجْرًۭا bir ücret · فَهُم ve onlar · مِّن bir borç · مَّغْرَمٍۢ · مُّثْقَلُونَ yükü altında (mıdır?)

أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ ﴿41﴾

em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.

41. Ya da gayb bilgisi kendilerinin yanında da onlar (buradan alıp) mı yazıyorlar?

Kelime meali

أَمْ yoksa · عِندَهُمُ onların yanında (mıdır?) · ٱلْغَيْبُ gayb · فَهُمْ kendileri (mi?) · يَكْتُبُونَ yazıyorlar

أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰ اۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ ﴿42﴾

em yürîdûne keydâ. felleẕîne keferû hümü-lmekîdûn.

42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama asıl tuzağa düşecek olanlar inkârcıların kendileridir!

Kelime meali

أَمْ yoksa · يُرِيدُونَ istiyorlar · كَيْدًۭا ۖ bir tuzak kurmak (mı?) · فَٱلَّذِينَ oysa (asıl) · كَفَرُوا۟ inkar edenler · هُمُ onlardır · ٱلْمَكِيدُونَ tuzağa düşecek olanlar

أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ﴿43﴾

em lehüm ilâhün gayru-llâh. sübḥâne-llâhi `ammâ yüşrikûn.

43. Yoksa onların Allah’tan başka bir tanrıları mı var? Allah onların yakıştırdıkları ortaklardan tamamıyla münezzehtir.

Kelime meali

أَمْ yoksa · لَهُمْ onların (var mı?) · إِلَـٰهٌ bir tanrısı · غَيْرُ başka · ٱللَّهِ ۚ Allah'tan · سُبْحَـٰنَ şanı yücedir · ٱللَّهِ Allah'ın · عَمَّا şeylerden · يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları

وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰ ا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ‏ ﴿44﴾

veiy yerav kisfem mine-ssemâi sâḳiṭay yeḳûlû seḥâbüm merkûm.

44. Gökten bir kütlenin düşmekte olduğunu görseler, yine de “Bunlar üst üste yığılmış bulutlar” derler.

Kelime meali

وَإِن ve eğer · يَرَوْا۟ görseler · كِسْفًۭا bir parçanın · مِّنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · سَاقِطًۭا düştüğünü · يَقُولُوا۟ derler · سَحَابٌۭ bulutlardır · مَّرْكُومٌۭ üst üste yığılmış

فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ ﴿45﴾

feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.

45. Artık dehşete kapılacakları gün ile yüzyüze gelinceye kadar onları kendi halleriyle baş başa bırak.

Kelime meali

فَذَرْهُمْ bırak onları · حَتَّىٰ kadar · يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya · يَوْمَهُمُ günlerine · ٱلَّذِى orada · فِيهِ · يُصْعَقُونَ korkudan bayılacakları

يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ﴿46﴾

yevme lâ yugnî `anhüm keydühüm şey'ev velâ hüm yünṣarûn.

46. Kurdukları planlar o gün kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve kendilerine yardım eden de olmayacak!

Kelime meali

يَوْمَ (o) gün · لَا sağlamaz · يُغْنِى · عَنْهُمْ kendilerine · كَيْدُهُمْ tuzakları · شَيْـًۭٔا hiçbir (yarar) · وَلَا ve değildir · هُمْ onlara · يُنصَرُونَ yardım edilecek

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿47﴾

veinne lilleẕîne żalemû `aẕâben dûne ẕâlike velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

47. Şüphesiz o zulmedenlere bundan başka (dünyada başlarına gelecek) bir azap daha var; fakat çoğu bunu bilmez.

Kelime meali

وَإِنَّ ve şüphesiz · لِلَّذِينَ vardır · ظَلَمُوا۟ zulmedenlere · عَذَابًۭا bir azab · دُونَ başka · ذَٰلِكَ bundan · وَلَـٰكِنَّ fakat · أَكْثَرَهُمْ çokları · لَا bilmezler · يَعْلَمُونَ

وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ﴿48﴾

vaṣbir liḥukmi rabbike feinneke bia`yüninâ vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḥîne teḳûm.

48. Sen rabbinin hükmünü sabırla bekle, kuşkusuz sen bizim gözetim ve korumamız altındasın. Her kalktığında rabbini hamd ile tesbih et.

Kelime meali

وَٱصْبِرْ o halde sabret · لِحُكْمِ hükmüne · رَبِّكَ Rabbinin · فَإِنَّكَ çünkü sen · بِأَعْيُنِنَا ۖ gözlerimizin önündesin · وَسَبِّحْ ve tesbih et · بِحَمْدِ övgü ile · رَبِّكَ Rabbini · حِينَ zaman · تَقُومُ kalktığın

وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ ﴿49﴾

vemine-lleyli fesebbiḥhü veidbâra-nnücûm.

49. Gecenin bir kısmında ve yıldızlar çekildiğinde de O’nu tesbih et.

Kelime meali

وَمِنَ bir kısmında · ٱلَّيْلِ gecenin · فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et · وَإِدْبَـٰرَ ve ardından · ٱلنُّجُومِ yıldızların