Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Şûrâ Suresi

سُوْرَةُ الشُّوْرٰي · 42. sure · 53 âyet · Mekkî · 25. cüz · Mushaf sayfa 483

Şûrâ suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

حمٓ ﴿1﴾

ḥâ-mîm.

1. Hâ-mîm.

Kelime meali

حمٓ Hâ Mîm

عٓسٓقٓ ﴿2﴾

`ayn-sîn-ḳâf.

2. Ayn-sîn-kâf.

Kelime meali

عٓسٓقٓ Ayn Sîn Kâf

كَذَٰلِكَ يُوحِيٓ إِلَيۡكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكَ ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﴿3﴾

keẕâlike yûḥî ileyke veile-lleẕîne min ḳablike-llâhü-l`azîzü-lḥakîm.

3. Aziz ve derin hikmet sahibi olan Allah sana ve senden öncekilere işte böyle vahiy gönderiyor.

Kelime meali

كَذَٰلِكَ böyle · يُوحِىٓ vahyeder · إِلَيْكَ sana · وَإِلَى ve · ٱلَّذِينَ senden öncekilere · مِن · قَبْلِكَ · ٱللَّهُ Allah · ٱلْعَزِيزُ aziz · ٱلْحَكِيمُ hakim

لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ ﴿4﴾

lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vehüve-l`aliyyü-l`ażîm.

4. Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. O çok yücedir, çok uludur.

Kelime meali

لَهُۥ O'nundur · مَا bulunan herşey · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve bulunan herşey · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۖ · وَهُوَ ve O · ٱلْعَلِىُّ yücedir · ٱلْعَظِيمُ uludur

تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّۚ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ﴿5﴾

tekâdü-ssemâvâtü yetefeṭṭarne min fevḳihinne velmelâiketü yüsebbiḥûne biḥamdi rabbihim veyestagfirûne limen fi-l'arḍ. elâ inne-llâhe hüve-lgafûru-rraḥîm.

5. Gökler (haşyetten) neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler de rablerinin yüceliğini hamd ile dile getiriyorlar ve yerdekilerin bağışlanmasını diliyorlar. İyi biliniz ki bağışlaması ve merhameti sınırsız olan ancak Allah’tır.

Kelime meali

تَكَادُ neredeyse · ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler · يَتَفَطَّرْنَ çatlayacaklar · مِن üstlerinden · فَوْقِهِنَّ ۚ · وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler · يُسَبِّحُونَ tesbih ederler · بِحَمْدِ hamd ile · رَبِّهِمْ Rablerini · وَيَسْتَغْفِرُونَ ve mağfiret dilerler · لِمَن kimseler için · فِى yerdeki · ٱلْأَرْضِ ۗ · أَلَآ iyi bil ki · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · هُوَ O'dur · ٱلْغَفُورُ çok bağışlayan · ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyen

وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيۡهِمۡ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلࣲ‏ ﴿6﴾

velleẕîne-tteḫaẕû min dûnihî evliyâe-llâhü ḥafîżun `aleyhim. vemâ ente `aleyhim bivekîl.

6. Kendisinden başkasını dost ve koruyucu bilenleri Allah sürekli gözetlemektedir. Senin onlarla ilgili bir sorumluluğun yok.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve kimseleri · ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦٓ · أَوْلِيَآءَ dostlar · ٱللَّهُ Allah · حَفِيظٌ kollamaktadır · عَلَيْهِمْ onları · وَمَآ ve değilsin · أَنتَ sen · عَلَيْهِم onların üzerinde · بِوَكِيلٍۢ bir vekil

وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَتُنذِرَ يَوۡمَ ٱلۡجَمۡعِ لَا رَيۡبَ فِيهِۚ فَرِيقࣱ فِي ٱلۡجَنَّةِ وَفَرِيقࣱ فِي ٱلسَّعِيرِ ﴿7﴾

vekeẕâlike evḥaynâ ileyke ḳur'ânen `arabiyyel litünẕira ümme-lḳurâ vemen ḥavlehâ vetünẕira yevme-lcem`i lâ raybe fîh. ferîḳun fi-lcenneti veferîḳun fi-sse`îr.

7. İşte sana, Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman ve hakkında asla şüphe bulunmayan toplanma gününün dehşetini haber vermen için böyle Arapça bir Kur’an indirdik. Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır.

Kelime meali

وَكَذَٰلِكَ ve böyle · أَوْحَيْنَآ biz vahyettik ki · إِلَيْكَ sana · قُرْءَانًا bir Kur'an · عَرَبِيًّۭا arapça · لِّتُنذِرَ uyarman için · أُمَّ anasını · ٱلْقُرَىٰ kentlerin (Mekke'yi) · وَمَنْ ve · حَوْلَهَا çevresindekileri · وَتُنذِرَ ve uyarman için · يَوْمَ gününe karşı · ٱلْجَمْعِ toplanma · لَا asla bulunmayan · رَيْبَ kuşku · فِيهِ ۚ onda · فَرِيقٌۭ bir bölük · فِى cennette · ٱلْجَنَّةِ · وَفَرِيقٌۭ ve bir bölük · فِى ateştedir · ٱلسَّعِيرِ

وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَهُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن يُدۡخِلُ مَن يَشَآءُ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّٰلِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ ﴿8﴾

velev şâe-llâhü lece`alehüm ümmetev vâḥidetev velâkiy yüdḫilü mey yeşâü fî raḥmetih. veżżâlimûne mâ lehüm miv veliyyiv velâ neṣîr.

8. Allah dileseydi onları elbette (aynı inançta) tek bir ümmet yapardı, fakat O kimi dilerse onu rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise ne bir velisi (arka çıkanı) ne de bir yardımcısı olacaktır.

Kelime meali

وَلَوْ ve şayet · شَآءَ dileseydi · ٱللَّهُ Allah · لَجَعَلَهُمْ onları yapardı · أُمَّةًۭ millet · وَٰحِدَةًۭ bir tek · وَلَـٰكِن fakat · يُدْخِلُ sokar · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · فِى rahmetine · رَحْمَتِهِۦ ۚ · وَٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlere gelince · مَا yoktur · لَهُم onların · مِّن hiçbir · وَلِىٍّۢ velisi · وَلَا ve yoktur · نَصِيرٍ yardımcısı

أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡوَلِيُّ وَهُوَ يُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏ ﴿9﴾

emi-tteḫaẕû min dûnihî evliyâ'. fellâhü hüve-lveliyyü vehüve yuḥyi-lmevtâ. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.

9. Onlar Allah’tan başka velîler edindiler öyle mi? Halbuki asıl dost ve koruyucu Allah’tır. Ölüleri de O diriltecektir ve O’nun gücü her şeye yeter.

Kelime meali

أَمِ yoksa · ٱتَّخَذُوا۟ edindiler (mi?) · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦٓ · أَوْلِيَآءَ ۖ dostlar · فَٱللَّهُ halbuki Allah'tır · هُوَ O · ٱلْوَلِىُّ dost olan · وَهُوَ ve O · يُحْىِ diriltir · ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri · وَهُوَ ve O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · قَدِيرٌۭ kadirdir

وَمَا ٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِيهِ مِن شَيۡءࣲ فَحُكۡمُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّي عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ ﴿10﴾

veme-ḫteleftüm fîhi min şey'in feḥukmühû ile-llâh. ẕâlikümü-llâhü rabbî `aleyhi tevekkelt. veileyhi ünîb.

10. Ayrılığa düştüğünüz bütün konularda (doğru) hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah benim rabbimdir; yalnız O’na güvenip dayanmışımdır ve daima O’na yönelirim.

Kelime meali

وَمَا ve ne varsa · ٱخْتَلَفْتُمْ ayrılığa düştüğünüz · فِيهِ hakkında · مِن herhangi bir · شَىْءٍۢ · فَحُكْمُهُۥٓ hüküm vermek · إِلَى aittir · ٱللَّهِ ۚ Allah'a · ذَٰلِكُمُ işte budur · ٱللَّهُ Allah · رَبِّى Rabbim · عَلَيْهِ O'na · تَوَكَّلْتُ dayandım · وَإِلَيْهِ ve O'na · أُنِيبُ yöneldim

فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ أَزۡوَٰجࣰ ا يَذۡرَؤُكُمۡ فِيهِۚ لَيۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَيۡءࣱۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ﴿11﴾

fâṭiru-ssemâvâti vel'arḍ. ce`ale leküm min enfüsiküm ezvâcev vemine-l'en`âmi ezvâcâ. yeẕraüküm fîh. leyse kemiŝlihî şey'. vehüve-ssemî`u-lbeṣîr.

11. Gökleri ve yeri yaratan O’dur. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür.

Kelime meali

فَاطِرُ yoktan var edendir · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yeri · جَعَلَ yaratmıştır · لَكُم size · مِّنْ kendinizden · أَنفُسِكُمْ · أَزْوَٰجًۭا çiftler · وَمِنَ ve · ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlardan · أَزْوَٰجًۭا ۖ çiftler · يَذْرَؤُكُمْ sizi üretiyor · فِيهِ ۚ bu(düzen içi)nde · لَيْسَ yoktur · كَمِثْلِهِۦ O'na benzer · شَىْءٌۭ ۖ hiçbir şey · وَهُوَ ve O · ٱلسَّمِيعُ işitendir · ٱلْبَصِيرُ görendir

لَهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏ ﴿12﴾

lehû meḳâlîdü-ssemâvâti vel'arḍ. yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü veyaḳdir. innehû bikülli şey'in `alîm.

12. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Rızkı dilediğine bol verir, dilediğine de kısar. Çünkü O her şeyi bilmektedir.

Kelime meali

لَهُۥ O'nundur · مَقَالِيدُ anahtarları · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin · يَبْسُطُ açar · ٱلرِّزْقَ rızkı · لِمَن kimse niçin · يَشَآءُ dilediği · وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar · إِنَّهُۥ şüphesiz O · بِكُلِّ her · شَىْءٍ şeyi · عَلِيمٌۭ bilendir

۞شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحࣰ ا وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ وَمَا وَصَّيۡنَا بِهِۦٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓۖ أَنۡ أَقِيمُواْ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُواْ فِيهِۚ كَبُرَ عَلَى ٱلۡمُشۡرِكِينَ مَا تَدۡعُوهُمۡ إِلَيۡهِۚ ٱللَّهُ يَجۡتَبِيٓ إِلَيۡهِ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَن يُنِيبُ ﴿13﴾

şera`a leküm mine-ddîni mâ veṣṣâ bihî nûḥav velleẕî evḥaynâ ileyke vemâ veṣṣaynâ bihî ibrâhîme vemûsâ ve`îsâ en eḳîmü-ddîne velâ teteferraḳû fîh. kebüra `ale-lmüşrikîne mâ ted`ûhüm ileyh. allâhü yectebî ileyhi mey yeşâü veyehdî ileyhi mey yünîb.

13. O, Nûh’a buyurduklarını, sana vahyettiklerimizi, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya buyurduklarımızı size din kıldı ki o dini ayakta tutasınız, o konuda ayrılığa düşmeyesiniz. Kendilerini davet ettiğin bu din müşriklere ağır geldi. Allah (dini tebliğ için) dilediğini seçer ve kendisine yöneleni doğruya iletir.

Kelime meali

۞ شَرَعَ şeri'at (hukuk düzeni) yaptı · لَكُم size · مِّنَ dinden · ٱلدِّينِ · مَا ne varsa · وَصَّىٰ tavsiye ettiği · بِهِۦ onunla · نُوحًۭا Nuh'a · وَٱلَّذِىٓ ve · أَوْحَيْنَآ vahyettiğimizi · إِلَيْكَ sana · وَمَا ve · وَصَّيْنَا tavsiye ettiğimizi · بِهِۦٓ onunla · إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e · وَمُوسَىٰ ve Musa'ya · وَعِيسَىٰٓ ۖ ve ve Îsa'ya · أَنْ şöyle ki · أَقِيمُوا۟ doğru tutun · ٱلدِّينَ dini · وَلَا ve · تَتَفَرَّقُوا۟ ayrılığa düşmeyin · فِيهِ ۚ onda · كَبُرَ ağır geldi · عَلَى ortak koşanlara · ٱلْمُشْرِكِينَ · مَا onları çağırdığın · تَدْعُوهُمْ · إِلَيْهِ ۚ kendisine · ٱللَّهُ Allah · يَجْتَبِىٓ seçer · إِلَيْهِ kendisine · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · وَيَهْدِىٓ ve iletir · إِلَيْهِ kendisine · مَن kimseyi · يُنِيبُ iyi niyyetle yönelen

وَمَا تَفَرَّقُوٓاْ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى لَّقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ‏ ﴿14﴾

vemâ teferraḳû illâ mim ba`di mâ câehümü-l`ilmü bagyem beynehüm. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike ilâ ecelim müsemmel leḳuḍiye beynehüm. veinne-lleẕîne ûriŝü-lkitâbe mim ba`dihim lefî şekkim minhü mürîbün.

14. Onlar (peygamberlerin muhatapları), özellikle kendilerine dine dair bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden bölünüp parçalandılar. Rabbin tarafından belirli bir süre tanıma sözü verilmemiş olsaydı, aralarında hemen hüküm verilir, iş bitirilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içine düşmüşlerdir.

Kelime meali

وَمَا ve · تَفَرَّقُوٓا۟ onlar ayrılığa düşmediler · إِلَّا başka sebeple · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا kendilerine geldikten · جَآءَهُمُ · ٱلْعِلْمُ ilim · بَغْيًۢا çekememezlik · بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki · وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı · كَلِمَةٌۭ sözü · سَبَقَتْ geçmiş · مِن Rabbinden · رَّبِّكَ · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süre · مُّسَمًّۭى belirli · لَّقُضِىَ hüküm verilirdi · بَيْنَهُمْ ۚ aralarında · وَإِنَّ ve şüphesiz · ٱلَّذِينَ varis kılınanlar · أُورِثُوا۟ · ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba · مِنۢ onlardan sonra · بَعْدِهِمْ · لَفِى içindedirler · شَكٍّۢ bir şüphe · مِّنْهُ ondan · مُرِيبٍۢ kuşku veren

فَلِذَٰلِكَ فَٱدۡعُۖ وَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡۖ وَقُلۡ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبࣲۖ وَأُمِرۡتُ لِأَعۡدِلَ بَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡۖ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡۖ لَا حُجَّةَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿15﴾

feliẕâlike fed`u. vesteḳim kemâ ümirt. velâ tettebi` ehvâehüm. veḳul âmentü bimâ enzele-llâhü min kitâb. veümirtü lia`dile beyneküm. allâhü rabbünâ verabbüküm. lenâ a`mâlünâ veleküm a`mâlüküm. lâ ḥuccete beynenâ vebeyneküm. allâhü yecme`u beynenâ. veileyhi-lmeṣîr.

15. İşte bunun için sen çağrına devam et ve emrolunduğun gibi doğru çizgini sürdür. Onların arzularına uyma ve şöyle de: “Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara iman ettim ve bana aranızda âdil davranmam emredildi. Allah bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size. Sizinle bizim aramızda mesele yok. Allah hepimizi bir araya getirecektir. Dönüş ancak O’nadır.”

Kelime meali

فَلِذَٰلِكَ bundan dolayı sen · فَٱدْعُ ۖ (Hakka) çağır · وَٱسْتَقِمْ ve doğru ol · كَمَآ gibi · أُمِرْتَ ۖ emrolunduğun · وَلَا ve · تَتَّبِعْ uyma · أَهْوَآءَهُمْ ۖ onların keyiflerine · وَقُلْ ve de ki · ءَامَنتُ ben inandım · بِمَآ indirdiği · أَنزَلَ · ٱللَّهُ Allah'ın · مِن her · كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaba · وَأُمِرْتُ ve emrolundum · لِأَعْدِلَ adalet yapmakla · بَيْنَكُمُ ۖ aranızda · ٱللَّهُ Allah · رَبُّنَا bizim de Rabbimizdir · وَرَبُّكُمْ ۖ sizin de Rabbinizdir · لَنَآ bize aittir · أَعْمَـٰلُنَا bizim eylemlerimiz · وَلَكُمْ ve size aittir · أَعْمَـٰلُكُمْ ۖ sizin eylemleriniz · لَا yoktur · حُجَّةَ bir tartışma nedeni · بَيْنَنَا bizimle · وَبَيْنَكُمُ ۖ sizin aranızda · ٱللَّهُ Allah · يَجْمَعُ bulur (bir araya toplar) · بَيْنَنَا ۖ aramızı · وَإِلَيْهِ ve O'nadır · ٱلْمَصِيرُ dönüş

وَٱلَّذِينَ يُحَآجُّونَ فِي ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ٱسۡتُجِيبَ لَهُۥ حُجَّتُهُمۡ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَعَلَيۡهِمۡ غَضَبࣱ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدٌ ﴿16﴾

velleẕîne yüḥâccûne fi-llâhi mim ba`di me-stücîbe lehû ḥuccetühüm dâḥiḍatün `inde rabbihim ve`aleyhim gaḍabüv velehüm `aẕâbün şedîd.

16. O’nun çağrısı (birçok insan tarafından) kabul edildikten sonra Allah hakkında tartışmaya kalkışanların delilleri rableri katında geçersizdir. Üzerlerine gazap çökmüştür ve onlar için çetin bir azap vardır.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve kimselerin · يُحَآجُّونَ tartışan(ların) · فِى hakkında · ٱللَّهِ Allah · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا kabul ettikten · ٱسْتُجِيبَ · لَهُۥ onu · حُجَّتُهُمْ delilleri · دَاحِضَةٌ batıldır · عِندَ yanında · رَبِّهِمْ Rableri · وَعَلَيْهِمْ ve üzerlerine vardır · غَضَبٌۭ bir gazab · وَلَهُمْ ve onlara vardır · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌ şiddetli

ٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ وَٱلۡمِيزَانَۗ وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ قَرِيبࣱ‏ ﴿17﴾

allâhü-lleẕî enzele-lkitâbe bilḥaḳḳi velmîzân. vemâ yüdrîke le`alle-ssâ`ate ḳarîb.

17. Hak ve hakikat içerikli kitabı ve o sayede ölçü ve dengeyi gönderen Allah’tır. Nereden bileceksin, kıyamet vakti belki de çok yakın!

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah'tır · ٱلَّذِىٓ ki · أَنزَلَ indirdi · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · بِٱلْحَقِّ gerçeği içeren · وَٱلْمِيزَانَ ۗ ve ölçüyü · وَمَا ne? · يُدْرِيكَ bilirsin · لَعَلَّ belki · ٱلسَّاعَةَ (o) sa'at · قَرِيبٌۭ yakındır

يَسۡتَعۡجِلُ بِهَا ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِهَاۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مُشۡفِقُونَ مِنۡهَا وَيَعۡلَمُونَ أَنَّهَا ٱلۡحَقُّۗ أَلَآ إِنَّ ٱلَّذِينَ يُمَارُونَ فِي ٱلسَّاعَةِ لَفِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدٍ ﴿18﴾

yesta`cilü bihe-lleẕîne lâ yü'minûne bihâ. velleẕîne âmenû müşfiḳûne minhâ veya`lemûne ennehe-lḥaḳḳ. elâ inne-lleẕîne yümârûne fi-ssâ`ati lefî ḍalâlim be`îd.

18. Ona inanmayanlar onun çabuk gelmesini istiyorlar; inananlar ise gerçek olduğunu bilerek ondan kaygılanmaktalar. Şu iyi bilinmeli ki, kıyameti tartışma konusu yapanlar derin bir sapkınlık içindedirler.

Kelime meali

يَسْتَعْجِلُ çabuk gelmesini isterler · بِهَا onun · ٱلَّذِينَ kimseler · لَا inanmayan(lar) · يُؤْمِنُونَ · بِهَا ۖ ona · وَٱلَّذِينَ kimseler ise · ءَامَنُوا۟ inanan(lar) · مُشْفِقُونَ korkarlar · مِنْهَا ondan · وَيَعْلَمُونَ ve bilirler · أَنَّهَا onun · ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğunu · أَلَآ iyi bil ki · إِنَّ elbette · ٱلَّذِينَ kimseler · يُمَارُونَ tartışan(lar) · فِى hakkında · ٱلسَّاعَةِ (o) sa'at · لَفِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık · بَعِيدٍ uzak

ٱللَّهُ لَطِيفُۢ بِعِبَادِهِۦ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ ﴿19﴾

allâhü leṭîfüm bi`ibâdihî yerzüḳu mey yeşâ'. vehüve-lḳaviyyü-l`azîz.

19. Allah kullarına çok lütufkârdır, dilediğine rızık verir. Güçlü ve üstün olan da O’dur..

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · لَطِيفٌۢ lutufkardır · بِعِبَادِهِۦ kullarına · يَرْزُقُ rızıklandırır · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۖ dilediği · وَهُوَ ve O · ٱلْقَوِىُّ kuvvetlidir · ٱلْعَزِيزُ galiptir

مَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلۡأٓخِرَةِ نَزِدۡ لَهُۥ فِي حَرۡثِهِۦۖ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلدُّنۡيَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ ﴿20﴾

men kâne yürîdü ḥarŝe-l'âḫirati nezid lehû fî ḥarŝih. vemen kâne yürîdü ḥarŝe-ddünyâ nü'tihî minhâ vemâ lehû fi-l'âḫirati min neṣîb.

20. Kim âhiret kazancını isterse onun bu kazancını arttırırız; kim dünya kazancını tercih ederse ona da bundan veririz; ama onun âhirette hiçbir nasibi olmaz.

Kelime meali

مَن kim · كَانَ ise · يُرِيدُ istiyor · حَرْثَ ekinini · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret · نَزِدْ artırırız · لَهُۥ onun için · فِى onun ekinini · حَرْثِهِۦ ۖ · وَمَن ve kim · كَانَ ise · يُرِيدُ istiyor · حَرْثَ ekinini · ٱلدُّنْيَا dünya · نُؤْتِهِۦ ona veririz · مِنْهَا ondan bir şey · وَمَا fakat olmaz · لَهُۥ onun · فِى ahirette · ٱلْـَٔاخِرَةِ · مِن hiçbir · نَّصِيبٍ nasibi

أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَٰٓؤُاْ شَرَعُواْ لَهُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا لَمۡ يَأۡذَنۢ بِهِ ٱللَّهُۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةُ ٱلۡفَصۡلِ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿21﴾

em lehüm şürakâü şera`û lehüm mine-ddîni mâ lem ye'ẕem bihi-llâh. velevlâ kelimetü-lfaṣli leḳuḍiye beynehüm. veinne-żżâlimîne lehüm `aẕâbün elîm.

21. Yoksa onların ortak koştukları tanrıları var da Allah’ın izin vermediği kuralları bunlar için din mi yapıyorlar? Nihaî hükümle ilgili söz (hesabın âhirete bırakılması) olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, iş bitirilirdi. Ama o zalimler için can yakıcı bir azap var!

Kelime meali

أَمْ yoksa · لَهُمْ onların var (mı?) · شُرَكَـٰٓؤُا۟ ortakları · شَرَعُوا۟ şeriat kılan · لَهُم kendilerine · مِّنَ dini · ٱلدِّينِ · مَا izin vermediği · لَمْ · يَأْذَنۢ · بِهِ onu · ٱللَّهُ ۚ Allah'ın · وَلَوْلَا eğer olmasaydı · كَلِمَةُ sözü · ٱلْفَصْلِ ayırım · لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi · بَيْنَهُمْ ۗ aralarında · وَإِنَّ ve kuşkusuz · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler (için) · لَهُمْ onlara vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

تَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ مُشۡفِقِينَ مِمَّا كَسَبُواْ وَهُوَ وَاقِعُۢ بِهِمۡۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي رَوۡضَاتِ ٱلۡجَنَّاتِۖ لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمۡۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِيرُ ﴿22﴾

tera-żżâlimîne müşfiḳîne mimmâ kesebû vehüve vâḳi`um bihim. velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti fî ravḍâti-lcennât. lehüm mâ yeşâûne `inde rabbihim. ẕâlike hüve-lfaḍlü-lkebîr.

22. Zalimlerin yaptıklarından ötürü korkuya kapıldıklarını göreceksin; ama bu mutlaka başlarına gelecek. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar ise cennet bahçelerinde olacaklar. Onlar için rableri katında istedikleri her şey vardır. İşte büyük lutuf budur.

Kelime meali

تَرَى görürsün · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · مُشْفِقِينَ korkudan titrediklerini · مِمَّا yüzünden · كَسَبُوا۟ yaptıkları işler · وَهُوَ ve o · وَاقِعٌۢ başlarına inerken · بِهِمْ ۗ onların · وَٱلَّذِينَ fakat · ءَامَنُوا۟ inananlar · وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · فِى bahçelerindedirler · رَوْضَاتِ · ٱلْجَنَّاتِ ۖ cennet · لَهُم onlara vardır · مَّا her şey · يَشَآءُونَ diledikleri · عِندَ yanında · رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin · ذَٰلِكَ işte · هُوَ budur · ٱلْفَضْلُ lutuf · ٱلْكَبِيرُ büyük

ذَٰلِكَ ٱلَّذِي يُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِۗ قُل لَّآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًا إِلَّا ٱلۡمَوَدَّةَ فِي ٱلۡقُرۡبَىٰۗ وَمَن يَقۡتَرِفۡ حَسَنَةࣰ نَّزِدۡ لَهُۥ فِيهَا حُسۡنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ شَكُورٌ ﴿23﴾

ẕâlike-lleẕî yübeşşiru-llâhü `ibâdehü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti. ḳul lâ es'elüküm `aleyhi ecran ille-lmeveddete fi-lḳurbâ. vemey yaḳterif ḥaseneten nezid lehû fîhâ ḥusnâ. inne-llâhe gafûrun şekûr.

23. Allah’ın, iman edip dünya ve âhirete faydalı işler yapan kullarına verdiği müjde işte bu! De ki: “Sizden akrabalık sevgisinden başka bir karşılık istemiyorum.” Kim çaba harcayıp bir iyiliği gerçekleştirirse bu konuda ona daha büyük güzellikler bahşederiz. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır ve iyiliği asla karşılıksız bırakmaz.

Kelime meali

ذَٰلِكَ bu · ٱلَّذِى müjdelediğidir · يُبَشِّرُ · ٱللَّهُ Allah'ın · عِبَادَهُ kullarını · ٱلَّذِينَ inanan · ءَامَنُوا۟ · وَعَمِلُوا۟ ve yapan · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۗ iyi işler · قُل de ki · لَّآ ben sizden istemiyorum · أَسْـَٔلُكُمْ · عَلَيْهِ bunu karşılık · أَجْرًا bir ücret · إِلَّا ancak · ٱلْمَوَدَّةَ arzu ediyorum · فِى (Allah'a) yaklaşmayı · ٱلْقُرْبَىٰ ۗ · وَمَن ve kim · يَقْتَرِفْ yaparsa · حَسَنَةًۭ bir iyilik · نَّزِدْ artırırız · لَهُۥ ona · فِيهَا onun · حُسْنًا ۚ iyiliğini · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَفُورٌۭ bağışlayandır · شَكُورٌ karşılık verendir

أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ اۖ فَإِن يَشَإِ ٱللَّهُ يَخۡتِمۡ عَلَىٰ قَلۡبِكَۗ وَيَمۡحُ ٱللَّهُ ٱلۡبَٰطِلَ وَيُحِقُّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿24﴾

em yeḳûlûne-fterâ `ale-llâhi keẕibâ. feiy yeşei-llâhü yaḫtim `alâ ḳalbik. veyemḥu-llâhü-lbâṭile veyüḥiḳḳu-lḥaḳḳa bikelimâtih. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

24. Yoksa onlar, “Allah hakkında bir yalan uydurdu” mu diyorlar? Halbuki Allah dilese senin kalbini de mühürler. Allah bâtılı siler ve gerçeği sözleriyle ortaya çıkarır. Şüphesiz O kalplerde olanı çok iyi bilmektedir.

Kelime meali

أَمْ yoksa · يَقُولُونَ diyorlar (mı?) · ٱفْتَرَىٰ uydurdu · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · كَذِبًۭا ۖ yalan · فَإِن öyle bir durumda · يَشَإِ dilese · ٱللَّهُ Allah · يَخْتِمْ mühür basar · عَلَىٰ üzerine · قَلْبِكَ ۗ senin kalbin · وَيَمْحُ ve mahveder · ٱللَّهُ Allah · ٱلْبَـٰطِلَ batılı · وَيُحِقُّ ve yerleştirir · ٱلْحَقَّ hakkı · بِكَلِمَـٰتِهِۦٓ ۚ sözleriyle · إِنَّهُۥ şüphesiz O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin

وَهُوَ ٱلَّذِي يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَعۡفُواْ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ ﴿25﴾

vehüve-lleẕî yaḳbelü-ttevbete `an `ibâdihî veya`fû `ani-sseyyiâti veya`lemü mâ tef`alûn.

25. Kullarının tövbesini kabul eden, günahları bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O’dur.

Kelime meali

وَهُوَ ve O'dur ki · ٱلَّذِى kabul eder · يَقْبَلُ · ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi · عَنْ kullarından · عِبَادِهِۦ · وَيَعْفُوا۟ ve affeder · عَنِ kötülüklerden · ٱلسَّيِّـَٔاتِ · وَيَعْلَمُ ve bilir · مَا ne · تَفْعَلُونَ yapıyorsunuz

وَيَسۡتَجِيبُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۚ وَٱلۡكَٰفِرُونَ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱ‏ ﴿26﴾

veyestecîbü-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veyezîdühüm min faḍlih. velkâfirûne lehüm `aẕâbün şedîd.

26. İman edip rızâsına uygun işler yapanların dualarını kabul buyuran ve kendi lutfundan onlara fazlasını veren de O’dur. İnkârcılara gelince, onlar için çetin bir azap vardır.

Kelime meali

وَيَسْتَجِيبُ ve dileklerini kabul eder · ٱلَّذِينَ kimselerin · ءَامَنُوا۟ inanan(ların) · وَعَمِلُوا۟ ve yapanların · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler · وَيَزِيدُهُم ve onlara daha fazlasını verir · مِّن lutuf ve kereminden · فَضْلِهِۦ ۚ · وَٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlere gelince · لَهُمْ onlara da vardır · عَذَابٌۭ bir azab · شَدِيدٌۭ çetin

۞وَلَوۡ بَسَطَ ٱللَّهُ ٱلرِّزۡقَ لِعِبَادِهِۦ لَبَغَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَٰكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرࣲ مَّا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرُۢ بَصِيرࣱ‏ ﴿27﴾

velev beseṭa-llâhü-rrizḳa li`ibâdihî lebegav fi-l'arḍi velâkiy yünezzilü biḳaderim mâ yeşâ'. innehû bi`ibâdihî ḫabîrum beṣîr.

27. Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye göre vermektedir. Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmektedir.

Kelime meali

۞ وَلَوْ ve eğer · بَسَطَ bollaştırsaydı · ٱللَّهُ Allah · ٱلرِّزْقَ rızkı · لِعِبَادِهِۦ kullarına · لَبَغَوْا۟ azarlardı · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · وَلَـٰكِن fakat · يُنَزِّلُ indiriyor · بِقَدَرٍۢ ölçüde · مَّا dilediği · يَشَآءُ ۚ · إِنَّهُۥ çünkü O · بِعِبَادِهِۦ kullarını(n her halini) · خَبِيرٌۢ haber alandır · بَصِيرٌۭ görendir

وَهُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ مِنۢ بَعۡدِ مَا قَنَطُواْ وَيَنشُرُ رَحۡمَتَهُۥۚ وَهُوَ ٱلۡوَلِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ﴿28﴾

vehüve-lleẕî yünezzilü-lgayŝe mim ba`di mâ ḳaneṭû veyenşüru raḥmeteh. vehüve-lveliyyü-lḥamîd.

28. İnsanlar bütün ümitlerini yitirdikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. Gerçek dost ve koruyucu, her türlü hamde lâyık olan da O’dur.

Kelime meali

وَهُوَ ve O'dur · ٱلَّذِى indiren · يُنَزِّلُ · ٱلْغَيْثَ yağmuru · مِنۢ sonra · بَعْدِ · مَا umutlarını kestikten · قَنَطُوا۟ · وَيَنشُرُ ve yayan · رَحْمَتَهُۥ ۚ rahmetini · وَهُوَ ve O · ٱلْوَلِىُّ velidir · ٱلْحَمِيدُ övülmüştür

وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَآبَّةࣲۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمۡعِهِمۡ إِذَا يَشَآءُ قَدِيرࣱ‏ ﴿29﴾

vemin âyâtihî ḫalḳu-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beŝŝe fîhimâ min dâbbeh. vehüve `alâ cem`ihim iẕâ yeşâü ḳadîr.

29. Gökleri, yeri ve oralarda üretip yaydığı canlıları yaratması O’nun kanıtlarındandır. O dilediği zaman onları bir araya getirme gücüne de sahiptir.

Kelime meali

وَمِنْ ve · ءَايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerindendir · خَلْقُ yaratması · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضِ ve yeri · وَمَا ve · بَثَّ yaydığı · فِيهِمَا bunların içine · مِن canlılardan · دَآبَّةٍۢ ۚ · وَهُوَ ve O · عَلَىٰ onları toplamağa · جَمْعِهِمْ · إِذَا zaman · يَشَآءُ dilediği · قَدِيرٌۭ kadirdir

وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةࣲ فَبِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَيَعۡفُواْ عَن كَثِيرࣲ‏ ﴿30﴾

vemâ eṣâbeküm mim müṣîbetin febimâ kesebet eydîküm veya`fû `an keŝîr.

30. Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.

Kelime meali

وَمَآ ve · أَصَـٰبَكُم başınıza gelen · مِّن herhangi bir · مُّصِيبَةٍۢ musibet · فَبِمَا yüzündendir · كَسَبَتْ yaptığı (işler) · أَيْدِيكُمْ kendi ellerinizin · وَيَعْفُوا۟ ve affeder · عَن birçoğunu · كَثِيرٍۢ

وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرࣲ‏ ﴿31﴾

vemâ entüm bimü`cizîne fi-l'arḍ. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ neṣîr.

31. Siz, dünyanın hiçbir yerinde O’nun gücünün önünde duramazsınız. Sizin için Allah’tan başka gerçek dost ve yardımcı yoktur.

Kelime meali

وَمَآ ve değilsiniz · أَنتُم siz · بِمُعْجِزِينَ aciz bıracacak · فِى yer yüzünde · ٱلْأَرْضِ ۖ · وَمَا ve yoktur · لَكُم sizin · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · مِن hiçbir · وَلِىٍّۢ veliniz · وَلَا ne de · نَصِيرٍۢ bir yardımcı(nız)

وَمِنۡ ءَايَٰتِهِ ٱلۡجَوَارِ فِي ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَٰمِ ﴿32﴾

vemin âyâtihi-lcevâri fi-lbaḥri kel'a`lâm.

32. Denizde (yelkenlerini) bayraklar gibi (açarak) süzülüp giden gemiler de O’nun kudretinin kanıtlarındandır.

Kelime meali

وَمِنْ ve · ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir · ٱلْجَوَارِ akıp giden(gemi)ler · فِى denizde · ٱلْبَحْرِ · كَٱلْأَعْلَـٰمِ dağlar gibi

إِن يَشَأۡ يُسۡكِنِ ٱلرِّيحَ فَيَظۡلَلۡنَ رَوَاكِدَ عَلَىٰ ظَهۡرِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورٍ ﴿33﴾

iy yeşe' yüskini-rrîḥa feyażlelne ravâkide `alâ żahrih. inne fî ẕâlike leâyâtil likülli ṣabbârin şekûr.

33. O dilese rüzgârı dindirir de gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Kelime meali

إِن eğer · يَشَأْ dilerse · يُسْكِنِ durdurur da · ٱلرِّيحَ rüzgarı · فَيَظْلَلْنَ sonra kalırlar · رَوَاكِدَ hareketsiz · عَلَىٰ (denizin) sırtında · ظَهْرِهِۦٓ ۚ · إِنَّ kuşkusuz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler · لِّكُلِّ herkes için · صَبَّارٍۢ sabreden · شَكُورٍ şükreden

أَوۡ يُوبِقۡهُنَّ بِمَا كَسَبُواْ وَيَعۡفُ عَن كَثِيرࣲ‏ ﴿34﴾

ev yûbiḳhünne bimâ kesebû veya`fü `an keŝîr.

34. Yahut yapıp ettiklerinden dolayı onları batırıp içindekileri helâk eder; birçoğunu da bağışlar.

Kelime meali

أَوْ yahut · يُوبِقْهُنَّ onları helak eder · بِمَا yüzünden; · كَسَبُوا۟ yaptıkları (işler) · وَيَعْفُ ve affeder (kurtarır) · عَن birçoğunu da · كَثِيرٍۢ

وَيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصࣲ‏ ﴿35﴾

veya`leme-lleẕîne yücâdilûne fî âyâtinâ. mâ lehüm mim meḥîṣ.

35. Böylece âyetlerimize karşı mücadele verenler bilsinler ki kendileri için kaçacak yer yoktur.

Kelime meali

وَيَعْلَمَ ve bilsinler · ٱلَّذِينَ tartışanlar · يُجَـٰدِلُونَ · فِىٓ hakkında · ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz · مَا olmadığını · لَهُم kendileri için · مِّن hiçbir · مَّحِيصٍۢ kaçacak yer

فَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءࣲ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ ﴿36﴾

femâ ûtîtüm min şey'in femetâ`u-lḥayâti-ddünyâ. vemâ `inde-llâhi ḫayruv veebḳâ lilleẕîne âmenû ve`alâ rabbihim yetevekkelûn.

36. Size verilen her şey dünya hayatının geçici zevklerinden ibarettir. Allah katında olanlar ise daha iyi ve daha kalıcıdır. Bunlar, iman eden ve rablerine dayanıp güvenenler içindir.

Kelime meali

فَمَآ size verilen · أُوتِيتُم · مِّن şeyler · شَىْءٍۢ · فَمَتَـٰعُ geçimidir · ٱلْحَيَوٰةِ hayatının · ٱلدُّنْيَا ۖ dünya · وَمَا ve · عِندَ yanında bulunan ise · ٱللَّهِ Allah'ın · خَيْرٌۭ daha hayırlıdır · وَأَبْقَىٰ ve daha kalıcıdır · لِلَّذِينَ için · ءَامَنُوا۟ inananlar · وَعَلَىٰ ve · رَبِّهِمْ Rablerine · يَتَوَكَّلُونَ dayananlar (için)

وَٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُواْ هُمۡ يَغۡفِرُونَ ﴿37﴾

velleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe veiẕâ mâ gaḍibû hüm yagfirûn.

37. Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, öfkelendiklerinde dahi bağışlarlar.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · يَجْتَنِبُونَ onlar kaçınırlar · كَبَـٰٓئِرَ büyük · ٱلْإِثْمِ günahlardan · وَٱلْفَوَٰحِشَ ve çirkin işlerden · وَإِذَا ve zaman · مَا kızdıkları · غَضِبُوا۟ · هُمْ onlar · يَغْفِرُونَ affederler

وَٱلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِرَبِّهِمۡ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَمۡرُهُمۡ شُورَىٰ بَيۡنَهُمۡ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ﴿38﴾

velleẕîne-stecâbû lirabbihim veeḳâmu-ṣṣalâh. veemruhüm şûrâ beynehüm. vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.

38. Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve · ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına gelirler · لِرَبِّهِمْ Rablerinin · وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar · ٱلصَّلَوٰةَ namazı · وَأَمْرُهُمْ ve işleri · شُورَىٰ danışma iledir · بَيْنَهُمْ aralarında · وَمِمَّا şeylerden · رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız · يُنفِقُونَ infak ederler

وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَهُمُ ٱلۡبَغۡيُ هُمۡ يَنتَصِرُونَ ﴿39﴾

velleẕîne iẕâ eṣâbehümü-lbagyü hüm yenteṣirûn.

39. Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ ve onlar · إِذَآ zaman · أَصَابَهُمُ uğradıkları · ٱلْبَغْىُ saldırıya · هُمْ kendilerini · يَنتَصِرُونَ savunurlar

وَجَزَٰٓؤُاْ سَيِّئَةࣲ سَيِّئَةࣱ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴿40﴾

vecezâü seyyietin seyyietüm miŝlühâ. femen `afâ veaṣleḥa feecruhû `ale-llâh. innehû lâ yüḥibbu-żżâlimîn.

40. Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez.

Kelime meali

وَجَزَٰٓؤُا۟ ve cezası · سَيِّئَةٍۢ kötülüğün · سَيِّئَةٌۭ bir kütülüktür · مِّثْلُهَا ۖ yine onun gibi · فَمَنْ fakat kim · عَفَا affederse · وَأَصْلَحَ ve barışırsa · فَأَجْرُهُۥ onun mükafatı · عَلَى aittir · ٱللَّهِ ۚ Allah'a · إِنَّهُۥ doğrusu O · لَا sevmez · يُحِبُّ · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri

وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعۡدَ ظُلۡمِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَا عَلَيۡهِم مِّن سَبِيلٍ ﴿41﴾

velemeni-nteṣara ba`de żulmihî feülâike mâ `aleyhim min sebîl.

41. Haksızlığa uğradığı için karşılık verenlere gelince, onlar aleyhine bir yol tutulamaz.

Kelime meali

وَلَمَنِ ve elbette kim · ٱنتَصَرَ kendini savunursa · بَعْدَ sonra · ظُلْمِهِۦ zulme uğradıktan · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin · مَا yoktur · عَلَيْهِم aleyhine · مِّن hiçbir · سَبِيلٍ yol

إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَظۡلِمُونَ ٱلنَّاسَ وَيَبۡغُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏ ﴿42﴾

inneme-ssebîlü `ale-lleẕîne yażlimûne-nnâse veyebgûne fi-l'arḍi bigayri-lḥaḳḳ. ülâike lehüm `aẕâbün elîm.

42. Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.

Kelime meali

إِنَّمَا ancak vardır · ٱلسَّبِيلُ bir yol · عَلَى aleyhine · ٱلَّذِينَ zulmedenler · يَظْلِمُونَ · ٱلنَّاسَ insanlara · وَيَبْغُونَ ve saldıranlar · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · بِغَيْرِ haksız yere · ٱلْحَقِّ ۚ haksız yere · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · لَهُمْ onlara vardır · عَذَابٌ bir azab · أَلِيمٌۭ acıklı

وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ ﴿43﴾

velemen ṣabera vegafera inne ẕâlike lemin `azmi-l'ümûr.

43. Ama kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu güçlü irade gerektiren işlerdendir.

Kelime meali

وَلَمَن fakat kim · صَبَرَ sabrederse · وَغَفَرَ ve affederse · إِنَّ şüphesiz · ذَٰلِكَ bu · لَمِنْ şüphesiz · عَزْمِ çok önemli · ٱلْأُمُورِ işlerdendir

وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِيࣲّ مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَتَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ يَقُولُونَ هَلۡ إِلَىٰ مَرَدࣲّ مِّن سَبِيلࣲ‏ ﴿44﴾

vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû miv veliyyim mim ba`dih. vetera-żżâlimîne lemmâ raevu-l`aẕâbe yeḳûlûne hel ilâ meraddim min sebîl.

44. Allah kimi sapkınlığıyla baş başa bırakırsa, artık onun bir velîsi olmaz. Azapla yüz yüze geldiklerinde zalimlerin, “Geri dönmenin bir yolu yok mu?” diye feryat ettiklerini göreceksin.

Kelime meali

وَمَن ve kimi · يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık yoktur · لَهُۥ onun · مِن hiçbir · وَلِىٍّۢ velisi · مِّنۢ O'ndan sonra · بَعْدِهِۦ ۗ · وَتَرَى ve görürsün · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin · لَمَّا zaman · رَأَوُا۟ gördükleri · ٱلْعَذَابَ azabı · يَقُولُونَ dediklerini · هَلْ var mı? · إِلَىٰ geri dönecek · مَرَدٍّۢ · مِّن hiçbir · سَبِيلٍۢ yol

وَتَرَىٰهُمۡ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا خَٰشِعِينَ مِنَ ٱلذُّلِّ يَنظُرُونَ مِن طَرۡفٍ خَفِيࣲّۗ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ فِي عَذَابࣲ مُّقِيمࣲ‏ ﴿45﴾

veterâhüm yü`raḍûne `aleyhâ ḫâşi`îne mine-ẕẕülli yenżurûne min ṭarfin ḫafiyy. veḳâle-lleẕîne âmenû inne-lḫâsirîne-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm veehlîhim yevme-lḳiyâmeh. elâ inne-żżâlimîne fî `aẕâbim müḳîm.

45. Yine ateşe atılırlarken onların, aşağılanmaktan ötürü başları eğik halde göz ucuyla etrafa baktıklarını göreceksin. İman edenler de, “Gerçek anlamda kayba uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem kendilerine uyanları ziyan edenlermiş meğer!” diyecekler. İyi bilinmeli ki zalimler sürekli bir azap içinde olacaklardır.

Kelime meali

وَتَرَىٰهُمْ yine onları görürsün · يُعْرَضُونَ sunulurlarken · عَلَيْهَا ona (ateşe) · خَـٰشِعِينَ başlarını öne eğik · مِنَ aşağılıktan · ٱلذُّلِّ · يَنظُرُونَ bakarlar · مِن göz ucuyla · طَرْفٍ · خَفِىٍّۢ ۗ gizli gizli · وَقَالَ ve demişlerdir · ٱلَّذِينَ inananlar · ءَامَنُوٓا۟ · إِنَّ şüphesiz · ٱلْخَـٰسِرِينَ asıl ziyana uğrayanlar · ٱلَّذِينَ ziyan edenlerdir · خَسِرُوٓا۟ · أَنفُسَهُمْ kendilerini · وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet · أَلَآ bakın · إِنَّ gerçekten · ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler · فِى içindedirler · عَذَابٍۢ bir azab · مُّقِيمٍۢ sürekli

وَمَا كَانَ لَهُم مِّنۡ أَوۡلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ ﴿46﴾

vemâ kâne lehüm min evliyâe yenṣurûnehüm min dûni-llâh. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min sebîl.

46. Onların Allah’a karşı kendilerine yardım edebilecek dostları yoktur. Allah sapkınlığı ile baş başa bırakmış ise onun için artık kurtuluşa çıkan bir yol da yoktur.

Kelime meali

وَمَا ve yoktur · كَانَ onların · لَهُم · مِّنْ hiçbir · أَوْلِيَآءَ velileri · يَنصُرُونَهُم kendilerine yardım edecek · مِّن başka · دُونِ · ٱللَّهِ ۗ Allah'tan · وَمَن ve kimi · يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık yoktur · لَهُۥ onun için · مِن hiçbir · سَبِيلٍ yol

ٱسۡتَجِيبُواْ لِرَبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۚ مَا لَكُم مِّن مَّلۡجَإࣲ يَوۡمَئِذࣲ وَمَا لَكُم مِّن نَّكِيرࣲ‏ ﴿47﴾

istecîbû lirabbiküm min ḳabli ey ye'tiye yevmül lâ meradde lehû mine-llâh. mâ leküm mim melceiy yevmeiẕiv vemâ leküm min nekîr.

47. Allah’ın hükmü gereği, geri çevrilemez olan bir gün gelmeden önce rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne bir sığınak ne de bir inkâr yolu vardır.

Kelime meali

ٱسْتَجِيبُوا۟ uyun · لِرَبِّكُم Rabbinize · مِّن önce · قَبْلِ · أَن gelmezden · يَأْتِىَ · يَوْمٌۭ bir gün · لَّا mümkün olmayan · مَرَدَّ geri çevrilmesi · لَهُۥ onun · مِنَ Allahtan · ٱللَّهِ ۚ · مَا yoktur · لَكُم sizin için · مِّن hiçbir · مَّلْجَإٍۢ sığınacak yer · يَوْمَئِذٍۢ o gün · وَمَا ve yoktur · لَكُم sizin için · مِّن hiçbir · نَّكِيرٍۢ inkar

فَإِنۡ أَعۡرَضُواْ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظًاۖ إِنۡ عَلَيۡكَ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُۗ وَإِنَّآ إِذَآ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةࣰ فَرِحَ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَإِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ كَفُورࣱ‏ ﴿48﴾

fein a`raḍû femâ erselnâke `aleyhim ḥafîżâ. in `aleyke ille-lbelâg. veinnâ iẕâ eẕaḳne-l'insâne minnâ raḥmeten feriḥa bihâ. vein tüṣibhüm seyyietüm bimâ ḳaddemet eydîhim feinne-l'insâne kefûr.

48. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, bil ki biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Şu bir gerçek ki, biz insana rahmetimizi tattırdığımız zaman ona sevinir; yapıp ettiklerinden ötürü başlarına bir fenalık geliverse, o zaman da insan pek nankör olur.

Kelime meali

فَإِنْ eğer · أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse · فَمَآ biz seni göndermedik · أَرْسَلْنَـٰكَ · عَلَيْهِمْ onların üzerine · حَفِيظًا ۖ bekçi · إِنْ değildir · عَلَيْكَ sana düşen · إِلَّا başkası · ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktan · وَإِنَّآ elbette biz · إِذَآ zaman · أَذَقْنَا taddırdığımız · ٱلْإِنسَـٰنَ insana · مِنَّا bizden · رَحْمَةًۭ bir rahmet · فَرِحَ sevinir · بِهَا ۖ ona · وَإِن ama eğer · تُصِبْهُمْ başlarına gelirse · سَيِّئَةٌۢ bir kötülük · بِمَا dolayı · قَدَّمَتْ öne sürdüğü işlerden · أَيْدِيهِمْ ellerinin · فَإِنَّ şüphesiz hemen · ٱلْإِنسَـٰنَ insan · كَفُورٌۭ nankör olur

لِّلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ يَهَبُ لِمَن يَشَآءُ إِنَٰثࣰ ا وَيَهَبُ لِمَن يَشَآءُ ٱلذُّكُورَ ﴿49﴾

lillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. yaḫlüḳu mâ yeşâ'. yehebü limey yeşâü inâŝev veyehebü limey yeşâü-ẕẕükûra.

49. Göklerin ve yerin egemenliği Allah’a aittir. O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları bahşeder, dilediğine de erkek çocukları bahşeder.

Kelime meali

لِّلَّهِ Allah'ındır · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin · يَخْلُقُ yaratır · مَا ne · يَشَآءُ ۚ diliyorsa · يَهَبُ bahşeder · لِمَن kimse için · يَشَآءُ dilediği · إِنَـٰثًۭا dişiler · وَيَهَبُ ve bahşeder · لِمَن kimse için · يَشَآءُ dilediği · ٱلذُّكُورَ erkekler

أَوۡ يُزَوِّجُهُمۡ ذُكۡرَانࣰ ا وَإِنَٰثࣰ اۖ وَيَجۡعَلُ مَن يَشَآءُ عَقِيمًاۚ إِنَّهُۥ عَلِيمࣱ قَدِيرࣱ‏ ﴿50﴾

ev yüzevvicühüm ẕükrânev veinâŝâ. veyec`alü mey yeşâü `aḳîmâ. innehû `alîmün ḳadîr.

50. Yahut erkek ve kız çocuklarını birlikte verir. Dilediğini de çocuksuz bırakır. Şüphesiz O her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.

Kelime meali

أَوْ yahut · يُزَوِّجُهُمْ onları çift (ikiz) yapar · ذُكْرَانًۭا erkekler · وَإِنَـٰثًۭا ۖ ve dişiler · وَيَجْعَلُ ve yapar · مَن kimseyi · يَشَآءُ dilediği · عَقِيمًا ۚ kısır · إِنَّهُۥ şüphesiz O · عَلِيمٌۭ bilendir · قَدِيرٌۭ gücü yetendir

۞وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ ٱللَّهُ إِلَّا وَحۡيًا أَوۡ مِن وَرَآيِٕ حِجَابٍ أَوۡ يُرۡسِلَ رَسُولࣰ ا فَيُوحِيَ بِإِذۡنِهِۦ مَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ عَلِيٌّ حَكِيمࣱ‏ ﴿51﴾

vemâ kâne libeşerin ey yükellimehü-llâhü illâ vaḥyen ev miv verâi ḥicâbin ev yürsile rasûlen feyûḥiye biiẕnihî mâ yeşâ'. innehû `aliyyün ḥakîm.

51. Herhangi bir beşer ile Allah’ın konuşması ancak vahiy ile yahut perde arkasından ya da bir elçi gönderip, izni ile, dilediğini vahyetmesi şeklinde olabilir. Muhakkak ki O çok yücedir, engin hikmet sahibidir.

Kelime meali

۞ وَمَا ve yoktur olmaz' · كَانَ bir insanla · لِبَشَرٍ · أَن (karşılıklı) konuşması · يُكَلِّمَهُ · ٱللَّهُ Allah'ın · إِلَّا dışında · وَحْيًا vahiy · أَوْ yahut · مِن arkasından · وَرَآئِ · حِجَابٍ perde · أَوْ yahut · يُرْسِلَ gönderir · رَسُولًۭا bir elçi · فَيُوحِىَ vahyedecek · بِإِذْنِهِۦ izniyle · مَا ne · يَشَآءُ ۚ diliyorsa · إِنَّهُۥ şüphesiz O · عَلِىٌّ yücedir · حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir

وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ رُوحࣰ ا مِّنۡ أَمۡرِنَاۚ مَا كُنتَ تَدۡرِي مَا ٱلۡكِتَٰبُ وَلَا ٱلۡإِيمَٰنُ وَلَٰكِن جَعَلۡنَٰهُ نُورࣰ ا نَّهۡدِي بِهِۦ مَن نَّشَآءُ مِنۡ عِبَادِنَاۚ وَإِنَّكَ لَتَهۡدِيٓ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏ ﴿52﴾

vekeẕâlike evḥaynâ ileyke rûḥam min emrinâ. mâ künte tedrî me-lkitâbü vele-l'îmânü velâkin ce`alnâhü nûran nehdî bihî men neşâü min `ibâdinâ. veinneke letehdî ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

52–53. İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu, göklerin ve yerin yegâne sahibi olan Allah’ın yolunu göstermektesin. İyi bilinmeli ki bütün işler dönüp dolaşır Allah’a varır.

Kelime meali

وَكَذَٰلِكَ işte böyle · أَوْحَيْنَآ vahyettik · إِلَيْكَ sana · رُوحًۭا bir ruh · مِّنْ emrimizden · أَمْرِنَا ۚ · مَا sen değildin · كُنتَ · تَدْرِى biliyor · مَا nedir · ٱلْكِتَـٰبُ Kitap · وَلَا ve nedir · ٱلْإِيمَـٰنُ iman · وَلَـٰكِن fakat · جَعَلْنَـٰهُ biz onu yaptık · نُورًۭا bir nur · نَّهْدِى doğru yola ilettiğimiz · بِهِۦ onunla · مَن kimseyi · نَّشَآءُ dilediğimiz · مِنْ kullarımızdan · عِبَادِنَا ۚ · وَإِنَّكَ şüphesiz sen · لَتَهْدِىٓ götürüyorsun · إِلَىٰ yola · صِرَٰطٍۢ · مُّسْتَقِيمٍۢ doğru

صِرَٰطِ ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِلَى ٱللَّهِ تَصِيرُ ٱلۡأُمُورُ ﴿53﴾

ṣirâṭi-llâhi-lleẕî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. elâ ile-llâhi teṣîru-l'ümûr.

Kelime meali

صِرَٰطِ yoluna · ٱللَّهِ Allah'ın · ٱلَّذِى sahibi olan · لَهُۥ · مَا bulunan herşeyin · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَا ve bulunan herşeyin · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ ۗ · أَلَآ iyi bilin ki · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · تَصِيرُ sonunda varır · ٱلْأُمُورُ bütün işler