Anlayarak Kur’an Okuyorum Uygulamayı aç

Zümer Suresi

سُوْرَةُ الزُّمَرِ · 39. sure · 75 âyet · Mekkî · 23. cüz · Mushaf sayfa 458

Zümer suresinin Arapçası, Latin harfleriyle okunuşu, Diyanet meali ve her kelimenin Türkçe anlamı. Sesli dinlemek ve ayet ayet tekrar etmek için uygulamada açın.

▶ Anlayarak oku ve dinle

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﴿1﴾

tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.

1. Kitabın indirilişi, azîz ve hakîm olan Allah’ın katındandır.

Kelime meali

تَنزِيلُ indirilmesi · ٱلْكِتَـٰبِ Kitabını · مِنَ tarafındandır · ٱللَّهِ Allah · ٱلْعَزِيزِ aziz · ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ فَٱعۡبُدِ ٱللَّهَ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُ ٱلدِّينَ ﴿2﴾

innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi fa`büdi-llâhe muḫliṣal lehü-ddîn.

2. Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik; öyleyse içten bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a ibadet et.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَنزَلْنَآ indirdik · إِلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ bu Kitabı · بِٱلْحَقِّ hak ile · فَٱعْبُدِ sen kulluk et · ٱللَّهَ Allah'a · مُخْلِصًۭا halis kılarak · لَّهُ yalnız O'na · ٱلدِّينَ dini

أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ مَا نَعۡبُدُهُمۡ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلۡفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ فِي مَا هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَنۡ هُوَ كَٰذِبࣱ كَفَّارࣱ‏ ﴿3﴾

elâ lillâhi-ddînü-lḫâliṣ. velleẕîne-tteḫaẕû min dûnihî evliyâ'. mâ na`büdühüm illâ liyüḳarribûnâ ile-llâhi zülfâ. inne-llâhe yaḥkümü beynehüm fî mâ hüm fîhi yaḫtelifûn. inne-llâhe lâ yehdî men hüve kâẕibün keffâr.

3. Bilinmeli ki halis dindarlık yalnız Allah için olanıdır. Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler, -ki “sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” diyorlar- ayrılığa düştükleri konularda Allah onların arasında hükmünü verecektir. Yalancı ve inkâra saplanmış kimseyi Allah kesinlikle doğru yola yöneltmez.

Kelime meali

أَلَا iyi bil ki · لِلَّهِ yalnız Allah'ındır · ٱلدِّينُ din · ٱلْخَالِصُ ۚ halis · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · ٱتَّخَذُوا۟ edinen · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦٓ · أَوْلِيَآءَ dostlar · مَا biz bunlara tapmıyoruz · نَعْبُدُهُمْ · إِلَّا dışıda (bir sebeple) · لِيُقَرِّبُونَآ bizi yaklaştırmaları · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · زُلْفَىٰٓ daha yakın · إِنَّ şüphesiz ki · ٱللَّهَ Allah · يَحْكُمُ hükmünü verecektir · بَيْنَهُمْ onlar arasında · فِى ne ki · مَا · هُمْ onlar · فِيهِ onun hakkında · يَخْتَلِفُونَ ۗ ayrılığa düşüyorlar · إِنَّ şüphesiz ki · ٱللَّهَ Allah · لَا doğru yola iletmez · يَهْدِى · مَنْ olanı · هُوَ o · كَـٰذِبٌۭ yalancı · كَفَّارٌۭ nankör

لَّوۡ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدࣰ ا لَّٱصۡطَفَىٰ مِمَّا يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ ﴿4﴾

lev erâde-llâhü ey yetteḫiẕe veledel laṣṭafâ mimmâ yaḫlüḳu mâ yeşâü sübḥâneh. hüve-llâhü-lvâḥidü-lḳahhâr.

4. Eğer Allah (iddia ettikleri gibi) bir evlât sahibi olmak isteseydi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O’nun böyle bir durumla ilgisi yoktur; O bir tek Allah’tır, mutlak otorite sahibidir.

Kelime meali

لَّوْ eğer · أَرَادَ isteseydi · ٱللَّهُ Allah · أَن edinmek · يَتَّخِذَ · وَلَدًۭا çocuk · لَّٱصْطَفَىٰ elbette seçerdi · مِمَّا yarattıklarından · يَخْلُقُ · مَا ne · يَشَآءُ ۚ diliyorsa · سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O (bundan münezzehtir) yücedir · هُوَ O · ٱللَّهُ Allah'tır · ٱلْوَٰحِدُ tek · ٱلْقَهَّارُ kahredici

خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۖ يُكَوِّرُ ٱلَّيۡلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيۡلِۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمًّىۗ أَلَا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ ﴿5﴾

ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳ. yükevviru-lleyle `ale-nnehâri veyükevviru-nnehâra `ale-lleyli veseḫḫara-şşemse velḳamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. elâ hüve-l`azîzü-lgaffâr.

5. O, gökleri ve yeri hikmet ve fayda esasına göre yarattı; sürekli olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarmaktadır; güneşi ve ayı da yasalarına boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Unutmayın ki Allah çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

Kelime meali

خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile · يُكَوِّرُ örter · ٱلَّيْلَ geceyi · عَلَى üzerine · ٱلنَّهَارِ gündüzün · وَيُكَوِّرُ ve örter · ٱلنَّهَارَ gündüzü · عَلَى üzerine · ٱلَّيْلِ ۖ gecenin · وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır · ٱلشَّمْسَ güneşi · وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ayı · كُلٌّۭ her biri · يَجْرِى akıp gitmektedir · لِأَجَلٍۢ süreye kadar · مُّسَمًّى ۗ belli bir · أَلَا iyi bil ki · هُوَ O · ٱلْعَزِيزُ azizdir · ٱلْغَفَّـٰرُ ve çok bağışlayandır

خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ ثُمَّ جَعَلَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ ثَمَٰنِيَةَ أَزۡوَٰجࣲۚ يَخۡلُقُكُمۡ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡ خَلۡقࣰ ا مِّنۢ بَعۡدِ خَلۡقࣲ فِي ظُلُمَٰتࣲ ثَلَٰثࣲۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ لَهُ ٱلۡمُلۡكُۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ ﴿6﴾

ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetin ŝümme ce`ale minhâ zevcehâ veenzele leküm mine-l'en`âmi ŝemâniyete ezvâc. yaḫlüḳuküm fî büṭûni ümmehâtiküm ḫalḳam mim ba`di ḫalḳin fî żulümâtin ŝelâŝ. ẕâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tuṣrafûn.

6. O sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini de var etmiştir; hayvanlardan da sizin için sekiz eş lutfetti. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde türlü yaratılış safhalarından geçirerek yaratmaktadır. İşte bu yaratıcı, rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık O’nundur; O'ndan başka tanrı yoktur. Buna rağmen nasıl olup da hakikatten uzaklaşabiliyorsunuz?

Kelime meali

خَلَقَكُم sizi yarattı · مِّن candan · نَّفْسٍۢ · وَٰحِدَةٍۢ bir tek · ثُمَّ sonra · جَعَلَ meydana getirdi · مِنْهَا ondan · زَوْجَهَا eşini · وَأَنزَلَ ve indirdi · لَكُم sizin için · مِّنَ davarlardan · ٱلْأَنْعَـٰمِ · ثَمَـٰنِيَةَ sekiz · أَزْوَٰجٍۢ ۚ çift · يَخْلُقُكُمْ ve sizi yaratmaktadır · فِى karınlarında · بُطُونِ · أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin · خَلْقًۭا yaratılışla · مِّنۢ sonra · بَعْدِ · خَلْقٍۢ bir yaratılıştan · فِى içinde · ظُلُمَـٰتٍۢ karanlık(lar) · ثَلَـٰثٍۢ ۚ üç · ذَٰلِكُمُ işte budur · ٱللَّهُ Allah · رَبُّكُمْ Rabbiniz · لَهُ O'nundur · ٱلْمُلْكُ ۖ mülk · لَآ yoktur · إِلَـٰهَ tanrı · إِلَّا dışında · هُوَ ۖ O'nun · فَأَنَّىٰ nasıl? · تُصْرَفُونَ çevriliyorsunuz

إِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمۡۖ وَلَا يَرۡضَىٰ لِعِبَادِهِ ٱلۡكُفۡرَۖ وَإِن تَشۡكُرُواْ يَرۡضَهُ لَكُمۡۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرۡجِعُكُمۡ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿7﴾

in tekfürû feinne-llâhe ganiyyün `anküm velâ yerḍâ li`ibâdihi-lküfr. vein teşkürû yerḍahü leküm. velâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ. ŝümme ilâ rabbiküm merci`uküm feyünebbiüküm bimâ küntüm ta`melûn. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.

7. Eğer inkâr ederseniz bilesiniz ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur; ama O, kullarının nankörlüğüne razı olmaz, şükrederseniz bu tutumunuzdan hoşnut olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü yüklenmez; sonunda dönüşünüz rabbinize olacak, ardından O, neler yapıp ettiğinizi size bildirecektir. O, kalplerin derinliklerini bilmektedir.

Kelime meali

إِن eğer · تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz · فَإِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · غَنِىٌّ zengindir · عَنكُمْ ۖ sizden · وَلَا fakat · يَرْضَىٰ razı olmaz · لِعِبَادِهِ kulları için · ٱلْكُفْرَ ۖ küfre · وَإِن ve eğer · تَشْكُرُوا۟ şükrederseniz · يَرْضَهُ ona razı olur · لَكُمْ ۗ sizin için · وَلَا (günahını) çekmez · تَزِرُ · وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar · وِزْرَ günahını · أُخْرَىٰ ۗ diğerinin · ثُمَّ sonra · إِلَىٰ Rabbinizedir · رَبِّكُم · مَّرْجِعُكُمْ dönüşünüz · فَيُنَبِّئُكُم size haber verir · بِمَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَعْمَلُونَ ۚ yapıyorlar · إِنَّهُۥ çünkü O · عَلِيمٌۢ bilir · بِذَاتِ özünü · ٱلصُّدُورِ göğüslerin

۞وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرࣱّ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعۡمَةࣰ مِّنۡهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدۡعُوٓاْ إِلَيۡهِ مِن قَبۡلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦۚ قُلۡ تَمَتَّعۡ بِكُفۡرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلنَّارِ ﴿8﴾

veiẕâ messe-l'insâne ḍurrun de`â rabbehû münîben ileyhi ŝümme iẕâ ḫavvelehû ni`metem minhü nesiye mâ kâne yed`û ileyhi min ḳablü vece`ale lillâhi endâdel liyüḍille `an sebîlih. ḳul temetta` biküfrike ḳalîlen. inneke min aṣḥâbi-nnâr.

8. İnsanın başına bir sıkıntı geldi mi rabbine yönelip O’na yalvarır; sonra rabbi ona katından bir nimet verince, daha önce yalvardığını unutarak yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşmaya kalkar. De ki ona: “İnkârcı tutumunla biraz eğlenedur bakalım! Gerçek şu ki sen ateşi boylayacaklardan birisin!

Kelime meali

۞ وَإِذَا zaman · مَسَّ dokunduğu · ٱلْإِنسَـٰنَ insana · ضُرٌّۭ bir zarar · دَعَا hemen du'a eder · رَبَّهُۥ Rabbine · مُنِيبًا içtenlikle yönelerek · إِلَيْهِ O'na · ثُمَّ sonra · إِذَا zaman · خَوَّلَهُۥ ona verdiği · نِعْمَةًۭ bir ni'met · مِّنْهُ kendisinden · نَسِىَ unutur · مَا olduğunu · كَانَ · يَدْعُوٓا۟ yalvarmakta · إِلَيْهِ O'na · مِن önceden · قَبْلُ · وَجَعَلَ ve koşar · لِلَّهِ Allah'a · أَندَادًۭا eşler · لِّيُضِلَّ saptırmak için · عَن O'nun yolundan · سَبِيلِهِۦ ۚ · قُلْ de ki · تَمَتَّعْ yaşa · بِكُفْرِكَ küfrünle · قَلِيلًا ۖ azıcık · إِنَّكَ şüphesiz sen · مِنْ halkından(sın) · أَصْحَـٰبِ · ٱلنَّارِ ateş

أَمَّنۡ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ سَاجِدࣰ ا وَقَآئِمࣰ ا يَحۡذَرُ ٱلۡأٓخِرَةَ وَيَرۡجُواْ رَحۡمَةَ رَبِّهِۦۗ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿9﴾

emmen hüve ḳânitün ânâe-lleyli sâcidev veḳâimey yaḥẕeru-l'âḫirate veyercû raḥmete rabbih. ḳul hel yestevi-lleẕîne ya`lemûne velleẕîne lâ ya`lemûn. innemâ yeteẕekkeru ülü-l'elbâb.

9. (Bu adam mı,) yoksa âhiret kaygısıyla ve rabbinin rahmetine nâil olma ümidiyle gece vakitlerinde secde ederek, ayakta durarak kendini ibadete veren kişi mi (daha iyi)?” De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!” Doğrusu ancak akıl iz‘an sahipleri bunu anlar.

Kelime meali

أَمَّنْ yoksa gibi midir? · هُوَ o · قَـٰنِتٌ ibadet eden · ءَانَآءَ sa'atlerinde · ٱلَّيْلِ gece · سَاجِدًۭا secde ederek · وَقَآئِمًۭا ve ayakta durarak · يَحْذَرُ korkan · ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiretten · وَيَرْجُوا۟ ve uman · رَحْمَةَ rahmetini · رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin · قُلْ de ki · هَلْ eşitmidir? · يَسْتَوِى · ٱلَّذِينَ kimselerle · يَعْلَمُونَ bilen(lerle) · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · لَا bilmeyen(ler) · يَعْلَمُونَ ۗ · إِنَّمَا doğrusu ancak · يَتَذَكَّرُ öğüt alır · أُو۟لُوا۟ sahipleri · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu

قُلۡ يَٰعِبَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ لِلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةࣱۗ وَأَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٌۗ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجۡرَهُم بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏ ﴿10﴾

ḳul yâ `ibâdi-lleẕîne âmenü-tteḳû rabbeküm. lilleẕîne aḥsenû fî hâẕihi-ddünyâ ḥaseneh. vearḍu-llâhi vâsi`ah. innemâ yüveffe-ṣṣâbirûne ecrahüm bigayri ḥisâb.

10. De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar iyilik bulacaklardır. Allah’ın arzı geniştir. Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.”

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰعِبَادِ ey kullarım · ٱلَّذِينَ inanan · ءَامَنُوا۟ · ٱتَّقُوا۟ korkun · رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden · لِلَّذِينَ kimselere vardır · أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(lara) · فِى bu · هَـٰذِهِ · ٱلدُّنْيَا dünyada · حَسَنَةٌۭ ۗ güzellik · وَأَرْضُ ve yeri · ٱللَّهِ Allah'ın · وَٰسِعَةٌ ۗ geniştir · إِنَّمَا ancak · يُوَفَّى ödenecektir · ٱلصَّـٰبِرُونَ sabredenlere · أَجْرَهُم ödülleri · بِغَيْرِ olmaksızın · حِسَابٍۢ hesabı

قُلۡ إِنِّيٓ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱللَّهَ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُ ٱلدِّينَ ﴿11﴾

ḳul innî ümirtü en a`büde-llâhe muḫliṣal lehü-ddîn.

11. De ki: “Kuşkusuz bana, kendisine içten bir inanç ve bağlılık göstererek Allah’a ibadet etmem emredildi.

Kelime meali

قُلْ de ki · إِنِّىٓ muhakkak bana · أُمِرْتُ emredildi · أَنْ kulluk etmem · أَعْبُدَ · ٱللَّهَ Allah'a · مُخْلِصًۭا halis kılarak · لَّهُ yalnız O'na · ٱلدِّينَ dini

وَأُمِرۡتُ لِأَنۡ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ﴿12﴾

veümirtü lien ekûne evvele-lmüslimîn.

12. Ve bana müslümanların ilki olmam emredildi.”

Kelime meali

وَأُمِرْتُ ve bana emredildi · لِأَنْ olmam · أَكُونَ · أَوَّلَ ilki · ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanların

قُلۡ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏ ﴿13﴾

ḳul innî eḫâfü in `aṣaytü rabbî `aẕâbe yevmin `ażîm.

13. De ki: “Eğer rabbime isyan edersem, dehşetli bir günün azabına uğrayacağımdan korkarım.”

Kelime meali

قُلْ de ki · إِنِّىٓ elbette ben · أَخَافُ korkarım · إِنْ eğer · عَصَيْتُ isyan edersem · رَبِّى Rabbime · عَذَابَ azabından; · يَوْمٍ bir günün · عَظِيمٍۢ büyük

قُلِ ٱللَّهَ أَعۡبُدُ مُخۡلِصࣰ ا لَّهُۥ دِينِي ﴿14﴾

ḳuli-llâhe a`büdü muḫliṣal lehû dînî.

14. (O putperestlere) de ki: “Ben, kendisine içten bir inanç ve bağlılık göstererek yalnız Allah’a ibadet ederim.”

Kelime meali

قُلِ de ki · ٱللَّهَ Allah'a · أَعْبُدُ kulluk ediyorum · مُخْلِصًۭا halis kılarak · لَّهُۥ yalnız O'na · دِينِى dinimi

فَٱعۡبُدُواْ مَا شِئۡتُم مِّن دُونِهِۦۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ ﴿15﴾

fa`büdû mâ şi'tüm min dûnih. ḳul inne-lḫâsirîne-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm veehlîhim yevme-lḳiyâmeh. elâ ẕâlike hüve-lḫusrânü-lmübîn.

15. “Artık siz de O’nun dışında dilediğinize tapın bakalım!” Ve ekle: “Kesin olan şu ki, asıl kaybedenler, kıyamet gününde hem kendilerini hem de yakınlarını ziyan edecek olanlardır. Bilesiniz ki kesin hüsran işte budur!”

Kelime meali

فَٱعْبُدُوا۟ siz de kulluk edin · مَا dilediğinize · شِئْتُم · مِّن O'ndan başka · دُونِهِۦ ۗ · قُلْ de ki · إِنَّ şüphesiz · ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyan edenlerdir · ٱلَّذِينَ ziyana uğrayanlar · خَسِرُوٓا۟ · أَنفُسَهُمْ kendilerini · وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet · أَلَا dikkat edin · ذَٰلِكَ işte · هُوَ bu · ٱلْخُسْرَانُ bir ziyandır · ٱلْمُبِينُ apaçık

لَهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ ظُلَلࣱ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحۡتِهِمۡ ظُلَلࣱۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥۚ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ ﴿16﴾

lehüm min fevḳihim żulelüm mine-nnâri vemin taḥtihim żulelün. ẕâlike yüḫavvifü-llâhü bihî `ibâdeh. yâ `ibâdi fetteḳûn.

16. Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak. İşte Allah kullarını bununla korkutup uyarıyor. Ey kullarım! Bana karşı gelmekten sakının!

Kelime meali

لَهُم onların vardır · مِّن üstlerinden · فَوْقِهِمْ · ظُلَلٌۭ gölgeler · مِّنَ ateşten · ٱلنَّارِ · وَمِن ve · تَحْتِهِمْ altlarından · ظُلَلٌۭ ۚ (ateşten) gölgeler · ذَٰلِكَ işte · يُخَوِّفُ korkutur · ٱللَّهُ Allah · بِهِۦ bu durumdan · عِبَادَهُۥ ۚ kullarını · يَـٰعِبَادِ ey kullarım · فَٱتَّقُونِ benden korkun

وَٱلَّذِينَ ٱجۡتَنَبُواْ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعۡبُدُوهَا وَأَنَابُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰۚ فَبَشِّرۡ عِبَادِ ﴿17﴾

velleẕîne-ctenebu-ṭṭâgûte ey ya`büdûhâ veenâbû ile-llâhi lehümü-lbüşrâ. febeşşir `ibâd.

17–18. Sahte tanrılara kulluk etmekten kaçınan, yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlere müjdeler olsun! Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl iz‘an sahipleri de onlardır.

Kelime meali

وَٱلَّذِينَ kimselere · ٱجْتَنَبُوا۟ kaçınan(lara) · ٱلطَّـٰغُوتَ Tağut'a · أَن kulluk etmekten · يَعْبُدُوهَا · وَأَنَابُوٓا۟ ve yönelenlere · إِلَى Allah'a · ٱللَّهِ · لَهُمُ onlar için vardır · ٱلْبُشْرَىٰ ۚ müjde · فَبَشِّرْ müjdele · عِبَادِ kullarımı

ٱلَّذِينَ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقَوۡلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحۡسَنَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿18﴾

elleẕîne yestemi`ûne-lḳavle feyettebi`ûne aḥseneh. ülâike-lleẕîne hedâhümü-llâhü veülâike hüm ülü-l'elbâb.

Kelime meali

ٱلَّذِينَ onlar ki · يَسْتَمِعُونَ dinlerler · ٱلْقَوْلَ sözü · فَيَتَّبِعُونَ ve uyarlar · أَحْسَنَهُۥٓ ۚ onun en güzeline · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar · ٱلَّذِينَ kimselerdir · هَدَىٰهُمُ doğru yola ilettikleri · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte · هُمْ onlar · أُو۟لُوا۟ sahipleridir · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu

أَفَمَنۡ حَقَّ عَلَيۡهِ كَلِمَةُ ٱلۡعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِي ٱلنَّارِ ﴿19﴾

efemen ḥaḳḳa `aleyhi kelimetü-l`aẕâb. efeente tünḳiẕü men fi-nnâr.

19. Hakkında azap hükmü kesinleşmiş kimseyi, sonuçta ateşi boylayacak olanı sen mi kurtaracaksın?

Kelime meali

أَفَمَنْ kimse mi? · حَقَّ hak olan · عَلَيْهِ üzerine · كَلِمَةُ kararı · ٱلْعَذَابِ azab · أَفَأَنتَ sen mi? · تُنقِذُ kurtaracaksın · مَن bulunanı · فِى ateşte · ٱلنَّارِ

لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ غُرَفࣱ مِّن فَوۡقِهَا غُرَفࣱ مَّبۡنِيَّةࣱ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ ٱلۡمِيعَادَ ﴿20﴾

lâkini-lleẕîne-tteḳav rabbehüm lehüm gurafüm min fevḳihâ gurafüm mebniyyetün tecrî min taḥtihe-l'enhâr. va`de-llâh. lâ yuḫlifü-llâhü-lmî`âd.

20. Öte yandan, rablerine karşı gelmekten sakınanlara gelince onların, altından ırmaklar akan, birbiri üzerine yapılmış odaları olacak. İşte Allah’ın vaadi! Allah sözünden dönmez.

Kelime meali

لَـٰكِنِ fakat · ٱلَّذِينَ onlar ki · ٱتَّقَوْا۟ korkarlar · رَبَّهُمْ Rablerinden · لَهُمْ onlara vardır · غُرَفٌۭ odalar · مِّن üstüste · فَوْقِهَا · غُرَفٌۭ odalar · مَّبْنِيَّةٌۭ yapılmış · تَجْرِى akmaktadır · مِن altından · تَحْتِهَا · ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar · وَعْدَ (bu) va'didir · ٱللَّهِ ۖ Allah'ın · لَا caymaz · يُخْلِفُ · ٱللَّهُ Allah · ٱلْمِيعَادَ va'dinden

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَسَلَكَهُۥ يَنَٰبِيعَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يُخۡرِجُ بِهِۦ زَرۡعࣰ ا مُّخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرࣰّ ا ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ حُطَٰمًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ﴿21﴾

elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mâen feselekehû yenâbî`a fi-l'arḍi ŝümme yuḫricü bihî zer`am muḫtelifen elvânühû ŝümme yehîcü feterâhü muṣferran ŝümme yec`alühû ḥuṭâmâ. inne fî ẕâlike leẕikrâ liüli-l'elbâb.

21. Görmedin mi Allah’ın gökten su indirip onu yerdeki kaynaklara akıttığını? Sonra onunla değişik renklerde ürünler bitirir, sonra bu bitkiler gelişip olgunlaşır; ardından onun sarardığını görürsün, sonunda Allah onu kırılıp ufalanmış hale getirir. Kuşkusuz bunda akıl iz‘an sahipleri için bir ders vardır.

Kelime meali

أَلَمْ görmedin mi? · تَرَ · أَنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · أَنزَلَ indirdi · مِنَ gökten · ٱلسَّمَآءِ · مَآءًۭ bir su · فَسَلَكَهُۥ sonra onu geçirdi · يَنَـٰبِيعَ kaynaklara · فِى içindeki · ٱلْأَرْضِ yerin · ثُمَّ sonra · يُخْرِجُ çıkarıyor · بِهِۦ onunla · زَرْعًۭا ekin · مُّخْتَلِفًا çeşitli · أَلْوَٰنُهُۥ renklerde · ثُمَّ sonra · يَهِيجُ (ekin) kurur · فَتَرَىٰهُ ve onu görürsün · مُصْفَرًّۭا sararmış · ثُمَّ sonra · يَجْعَلُهُۥ onu yapar · حُطَـٰمًا ۚ bir çöp · إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَذِكْرَىٰ bir ibret · لِأُو۟لِى sahipleri için · ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu

أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدۡرَهُۥ لِلۡإِسۡلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورࣲ مِّن رَّبِّهِۦۚ فَوَيۡلࣱ لِّلۡقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ ﴿22﴾

efemen şeraḥa-llâhü ṣadrahû lil'islâmi fehüve `alâ nûrum mir rabbih. feveylül lilḳâsiyeti ḳulûbühüm min ẕikri-llâh. ülâike fî ḍalâlim mübîn.

22. Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o, rabbinden gelen bir aydınlık içinde olmaz mı? Allah’ı anma konusunda kalpleri katılaşmış olanlara ise çok yazık! Onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.

Kelime meali

أَفَمَن kimse değil midir? · شَرَحَ açtığı · ٱللَّهُ Allah'ın · صَدْرَهُۥ göğsünü · لِلْإِسْلَـٰمِ İslam'a · فَهُوَ o · عَلَىٰ üzerinde · نُورٍۢ bir nur · مِّن Rabbinden · رَّبِّهِۦ ۚ · فَوَيْلٌۭ yazıklar olsun · لِّلْقَـٰسِيَةِ katılaşmış olanlara · قُلُوبُهُم yürekleri · مِّن karşı · ذِكْرِ anmağa · ٱللَّهِ ۚ Allah'ı · أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar · فِى içindedirler · ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık · مُّبِينٍ apaçık

ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحۡسَنَ ٱلۡحَدِيثِ كِتَٰبࣰ ا مُّتَشَٰبِهࣰ ا مَّثَانِيَ تَقۡشَعِرُّ مِنۡهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُمۡ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمۡ وَقُلُوبُهُمۡ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُدَى ٱللَّهِ يَهۡدِي بِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادٍ ﴿23﴾

allâhü nezzele aḥsene-lḥadîŝi kitâbem müteşâbihem meŝânî. taḳşe`irru minhü cülûdü-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm. ŝümme telînü cülûdühüm veḳulûbühüm ilâ ẕikri-llâh. ẕâlike hüde-llâhi yehdî bihî mey yeşâ'. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min hâd.

23. Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar dile getiren bir kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi. Rablerinden korkanların onun etkisiyle tüyleri ürperir, sonra yine Allah’ı anmaya yönelerek bedenleri ve kalpleri huzura kavuşur. İşte bu kitap, Allah’ın bir rehberi olup dilediği kimseyi onunla doğruya yönlendirir; ama Allah kimi şaşırtırsa artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · نَزَّلَ indirdi · أَحْسَنَ en güzelini · ٱلْحَدِيثِ sözün · كِتَـٰبًۭا bir Kitap halinde · مُّتَشَـٰبِهًۭا birbirine benzer · مَّثَانِىَ ikişerli · تَقْشَعِرُّ ürperir · مِنْهُ ondan · جُلُودُ derileri · ٱلَّذِينَ kimselerin · يَخْشَوْنَ korkanların · رَبَّهُمْ Rablerinden · ثُمَّ sonra · تَلِينُ yumuşar · جُلُودُهُمْ derileri · وَقُلُوبُهُمْ ve kalbleri · إِلَىٰ zikrine · ذِكْرِ · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · ذَٰلِكَ işte bu · هُدَى rehberidir · ٱللَّهِ Allah'ın · يَهْدِى doğru yola iletir · بِهِۦ bununla · مَن kimseyi · يَشَآءُ ۚ dilediği · وَمَن ama kimi · يُضْلِلِ sapıklığında bırakırsa · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık olmaz · لَهُۥ ona · مِنْ hiçbir · هَادٍ yol gösteren

أَفَمَن يَتَّقِي بِوَجۡهِهِۦ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَقِيلَ لِلظَّٰلِمِينَ ذُوقُواْ مَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ ﴿24﴾

efemey yetteḳî bivechihî sûe-l`aẕâbi yevme-lḳiyâmeh. veḳîle liżżâlimîne ẕûḳû mâ küntüm teksibûn.

24. Kıyamet gününde o şiddetli azaba karşı kendini (çaresizlikten) yüzüyle korumaya çalışan kişi mi (daha kötü durumda, yoksa cennette bulunan mümin mi)? O gün zalimlere, “Vaktiyle kazandığınızı tadın şimdi!” denir.

Kelime meali

أَفَمَن kimse mi? · يَتَّقِى korunmağa çalışan · بِوَجْهِهِۦ yüzüyle · سُوٓءَ en kötü · ٱلْعَذَابِ azabdan · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · وَقِيلَ ve denilir · لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere · ذُوقُوا۟ tadın · مَا şeyleri · كُنتُمْ olduğunuz · تَكْسِبُونَ kazanıyor

كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَأَتَىٰهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَشۡعُرُونَ ﴿25﴾

keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim feetâhümü-l`aẕâbü min ḥayŝü lâ yeş`urûn.

25. Onlardan öncekiler de doğruyu yalan saymışlar; bunun üzerine tepelerine, nereden geldiğini anlamadıkları bir azap inmişti.

Kelime meali

كَذَّبَ yalanladılar · ٱلَّذِينَ kimseler · مِن onlardan öncekiler · قَبْلِهِمْ · فَأَتَىٰهُمُ böylece onlara geldi · ٱلْعَذَابُ azab · مِنْ bir yönden · حَيْثُ · لَا hiç farkına varmadıkları · يَشْعُرُونَ

فَأَذَاقَهُمُ ٱللَّهُ ٱلۡخِزۡيَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ﴿26﴾

feeẕâḳahümü-llâhü-lḫizye fi-lḥayâti-ddünyâ. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.

26. Böylece Allah onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı, âhiretteki azap ise daha büyük olacak. Keşke bilselerdi!

Kelime meali

فَأَذَاقَهُمُ onlara taddırdı · ٱللَّهُ Allah · ٱلْخِزْىَ rezillik · فِى hayatında · ٱلْحَيَوٰةِ · ٱلدُّنْيَا ۖ dünya · وَلَعَذَابُ azabı ise · ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret · أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür · لَوْ keşke · كَانُوا۟ bilselerdi · يَعْلَمُونَ

وَلَقَدۡ ضَرَبۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلࣲ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ﴿27﴾

veleḳad ḍarabnâ linnâsi fî hâẕe-lḳur'âni min külli meŝelil le`allehüm yeteẕekkerûn.

27. Muhakkak ki biz, düşünüp ders alsınlar diye insanlar için bu Kur’an’da her türlü örneği ortaya koyduk.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve andolsun · ضَرَبْنَا biz anlattık · لِلنَّاسِ insanlara · فِى bu · هَـٰذَا · ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da · مِن her · كُلِّ · مَثَلٍۢ temsili · لَّعَلَّهُمْ umulur ki · يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar

قُرۡءَانًا عَرَبِيًّا غَيۡرَ ذِي عِوَجࣲ لَّعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ ﴿28﴾

ḳur'ânen `arabiyyen gayra ẕî `ivecil le`allehüm yetteḳûn.

28. (Bunu) insanlar Allah’a karşı gelmekten korunsunlar diye Arap diliyle indirdiğimiz çelişkisiz Kur’an’da (yaptık).

Kelime meali

قُرْءَانًا Kur'an'dır (bu) · عَرَبِيًّا Arapça · غَيْرَ olmayan · ذِى pürüzü · عِوَجٍۢ · لَّعَلَّهُمْ umulur ki · يَتَّقُونَ sakınırlar

ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا رَّجُلࣰ ا فِيهِ شُرَكَآءُ مُتَشَٰكِسُونَ وَرَجُلࣰ ا سَلَمࣰ ا لِّرَجُلٍ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿29﴾

ḍarabe-llâhü meŝeler racülen fîhi şürakâü müteşâkisûne veracülen selemel liracül. hel yesteviyâni meŝelâ. elḥamdü lillâh. bel ekŝeruhüm lâ ya`lemûn.

29. Allah şöyle bir örnek veriyor: Bir adam var ki onun birbiriyle ihtilâflı birçok ortak efendisi bulunmaktadır; bir adam da var ki bir tek kişiye bağlıdır. Şimdi bu iki adamın durumları eşit olabilir mi? Bütün övgüler Allah’a mahsustur; fakat çoğu bunu anlamamaktadır.

Kelime meali

ضَرَبَ örnek verdi · ٱللَّهُ Allah · مَثَلًۭا (şöyle bir) misalle · رَّجُلًۭا bir adam (köle) · فِيهِ ortakları · شُرَكَآءُ · مُتَشَـٰكِسُونَ birbiriyle çekişen · وَرَجُلًۭا ve bir adam · سَلَمًۭا bağlı olan · لِّرَجُلٍ yalnız bir kişiye · هَلْ midir? · يَسْتَوِيَانِ eşit · مَثَلًا ۚ ikisinin durumu · ٱلْحَمْدُ hamd · لِلَّهِ ۚ yalnız Allah'a mahsustur · بَلْ fakat · أَكْثَرُهُمْ çokları · لَا bilmiyorlar · يَعْلَمُونَ

إِنَّكَ مَيِّتࣱ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ ﴿30﴾

inneke meyyitüv veinnehüm meyyitûn.

30. Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek.

Kelime meali

إِنَّكَ şüphesiz sen · مَيِّتٌۭ öleceksin · وَإِنَّهُم ve onlar da · مَّيِّتُونَ ölecekler

ثُمَّ إِنَّكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عِندَ رَبِّكُمۡ تَخۡتَصِمُونَ ﴿31﴾

ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti `inde rabbiküm taḫteṣimûn.

31. Sonra da kıyamet gününde rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

Kelime meali

ثُمَّ sonra · إِنَّكُمْ şüphesiz siz · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · عِندَ divanında · رَبِّكُمْ Rabbinizin · تَخْتَصِمُونَ davalaşacaksınız

۞فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن كَذَبَ عَلَى ٱللَّهِ وَكَذَّبَ بِٱلصِّدۡقِ إِذۡ جَآءَهُۥٓۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوࣰ ى لِّلۡكَٰفِرِينَ ﴿32﴾

femen ażlemü mimmen keẕebe `ale-llâhi vekeẕẕebe biṣṣidḳi iẕ câeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilkâfirîn.

32. Allah hakkında asılsız inançlar uyduran ve gerçek kendisine ulaştığında onu yalan sayandan daha zalim kim vardır? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?

Kelime meali

۞ فَمَنْ kim olabilir? · أَظْلَمُ daha zalim · مِمَّن kimseden · كَذَبَ yalan uydurandan · عَلَى hakkında · ٱللَّهِ Allah · وَكَذَّبَ ve yalanlayandan · بِٱلصِّدْقِ doğruyu · إِذْ zaman · جَآءَهُۥٓ ۚ kendisine geldiği · أَلَيْسَ yok mudur? · فِى cehennemde · جَهَنَّمَ · مَثْوًۭى bir yer · لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için

وَٱلَّذِي جَآءَ بِٱلصِّدۡقِ وَصَدَّقَ بِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ ﴿33﴾

velleẕî câe biṣṣidḳi veṣaddeḳa bihî ülâike hümü-lmütteḳûn.

33. Gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik edene gelince, işte takvâ sahipleri onlardır.

Kelime meali

وَٱلَّذِى ve kimseler · جَآءَ getiren(ler) · بِٱلصِّدْقِ doğruyu · وَصَدَّقَ ve doğrulayanlar · بِهِۦٓ ۙ onu · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْمُتَّقُونَ korunanlar

لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمۡۚ ذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿34﴾

lehüm mâ yeşâûne `inde rabbihim. ẕâlike cezâü-lmuḥsinîn.

34. Rableri katında onlar için diledikleri her şey vardır; işte bu, güzel davrananların ödülüdür.

Kelime meali

لَهُم onlara vardır · مَّا her şey · يَشَآءُونَ diledikleri · عِندَ yanında · رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin · ذَٰلِكَ işte budur · جَزَآءُ mükafatı · ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların

لِيُكَفِّرَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ أَسۡوَأَ ٱلَّذِي عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَهُمۡ أَجۡرَهُم بِأَحۡسَنِ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿35﴾

liyükeffira-llâhü `anhüm esvee-lleẕî `amilû veyecziyehüm ecrahüm biaḥseni-lleẕî kânû ya`melûn.

35. Çünkü Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü şeyleri bile bağışlayıp silecek ve onları yaptıkları en güzel işlere göre ödüllendirecektir.

Kelime meali

لِيُكَفِّرَ örtmesi içindir · ٱللَّهُ Allah'ın · عَنْهُمْ onlardan · أَسْوَأَ en kötülerini · ٱلَّذِى yaptıklarının · عَمِلُوا۟ · وَيَجْزِيَهُمْ ve mükafatlandırması içindir · أَجْرَهُم ecirlerini · بِأَحْسَنِ en güzeliyle · ٱلَّذِى olduklarının · كَانُوا۟ · يَعْمَلُونَ yapıyorlar

أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبۡدَهُۥۖ وَيُخَوِّفُونَكَ بِٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادࣲ‏ ﴿36﴾

eleyse-llâhü bikâfin `abdeh. veyüḫavvifûneke billeẕîne min dûnih. vemey yuḍlili-llâhü femâ lehû min hâd.

36. Allah kuluna kâfi değil mi? Öyleyken onlar kalkmış seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi şaşırtırsa artık ona doğru yolu gösterecek yoktur.

Kelime meali

أَلَيْسَ değil mi? · ٱللَّهُ Allah · بِكَافٍ kâfi · عَبْدَهُۥ ۖ kuluna · وَيُخَوِّفُونَكَ ve seni korkutuyorlar · بِٱلَّذِينَ kinselerle · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦ ۚ · وَمَن ve kimi · يُضْلِلِ şaşırtırsa · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık olmaz · لَهُۥ onu · مِنْ hiçbir · هَادٍۢ yola getiren

وَمَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّضِلٍّۗ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِعَزِيزࣲ ذِي ٱنتِقَامࣲ‏ ﴿37﴾

vemey yehdi-llâhü femâ lehû mim müḍill. eleyse-llâhü bi`azîzin ẕi-ntiḳâm.

37. Kimi de Allah doğru yola yöneltirse onu şaşırtabilecek bir güç yoktur. Allah, kötülerin hakkından gelen mutlak güç sahibi değil midir?

Kelime meali

وَمَن ve kime · يَهْدِ yol gösterirse · ٱللَّهُ Allah · فَمَا artık olmaz · لَهُۥ onu · مِن hiçbir · مُّضِلٍّ ۗ şaşırtan · أَلَيْسَ değil midir? · ٱللَّهُ Allah · بِعَزِيزٍۢ aziz · ذِى sahibi · ٱنتِقَامٍۢ intikam

وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۚ قُلۡ أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ إِنۡ أَرَادَنِيَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ هَلۡ هُنَّ كَٰشِفَٰتُ ضُرِّهِۦٓ أَوۡ أَرَادَنِي بِرَحۡمَةٍ هَلۡ هُنَّ مُمۡسِكَٰتُ رَحۡمَتِهِۦۚ قُلۡ حَسۡبِيَ ٱللَّهُۖ عَلَيۡهِ يَتَوَكَّلُ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ ﴿38﴾

velein seeltehüm men ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa leyeḳûlünne-llâh. ḳul eferaeytüm mâ ted`ûne min dûni-llâhi in erâdeniye-llâhü biḍurrin hel hünne kâşifâtü ḍurrihî ev erâdenî biraḥmetin hel hünne mümsikâtü raḥmetih. ḳul ḥasbiye-llâh. `aleyhi yetevekkelü-lmütevekkilûn.

38. Gerçek şu ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, tereddüt etmeden “Allah” derler. De ki: “O halde söyler misiniz, Allah’ı bırakıp da taptığınız şu şeyler, Allah bana bir zarar vermek istese, O’nun vereceği zararı önleyebilirler mi? Yahut O bana bir rahmet dilese, onun rahmetini durdurabilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter! Hakkıyla tevekkül edenler yalnız O’na güvenip dayanırlar.”

Kelime meali

وَلَئِن ve andolsun şayet · سَأَلْتَهُم onlara sorsan · مَّنْ kim? · خَلَقَ yarattı · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضَ ve yeri · لَيَقُولُنَّ elbette derler · ٱللَّهُ ۚ Allah · قُلْ de ki · أَفَرَءَيْتُم o halde gördünüz mü? · مَّا şeyleri · تَدْعُونَ yalvardığınız · مِن başka · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · إِنْ eğer · أَرَادَنِىَ bana istese · ٱللَّهُ Allah · بِضُرٍّ bir zarar vermek · هَلْ mı? · هُنَّ onlar · كَـٰشِفَـٰتُ kaldıracaklar · ضُرِّهِۦٓ O'nun zararını · أَوْ yahut · أَرَادَنِى bana dilese · بِرَحْمَةٍ bir rahmet · هَلْ mı? · هُنَّ onlar · مُمْسِكَـٰتُ durduracaklar · رَحْمَتِهِۦ ۚ O'nun rahmetini · قُلْ de ki · حَسْبِىَ bana yeter · ٱللَّهُ ۖ Allah · عَلَيْهِ O'na · يَتَوَكَّلُ dayanırlar · ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler

قُلۡ يَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلࣱۖ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ﴿39﴾

ḳul yâ ḳavmi-`melû `alâ mekânetiküm innî `âmil. fesevfe ta`lemûn.

39–40. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Muhakkak ki ben de yapmam gerekeni yapacağım! Kime alçaltıcı bir azabın geleceğini, kimin tepesine sonu gelmez bir azabın ineceğini yakında öğreneceksiniz!”

Kelime meali

قُلْ de ki · يَـٰقَوْمِ ey kavmim · ٱعْمَلُوا۟ yapın · عَلَىٰ göre · مَكَانَتِكُمْ durumunuza · إِنِّى elbette ben de · عَـٰمِلٌۭ ۖ yapıyorum · فَسَوْفَ yakında · تَعْلَمُونَ bileceksiniz

مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيۡهِ عَذَابࣱ مُّقِيمٌ ﴿40﴾

mey ye'tîhi `aẕâbüy yuḫzîhi veyeḥillü `aleyhi `aẕâbüm müḳîm.

Kelime meali

مَن kime? · يَأْتِيهِ geliyor · عَذَابٌۭ azab · يُخْزِيهِ onu rezil eden · وَيَحِلُّ ve (kimin) konuyor? · عَلَيْهِ üzerine · عَذَابٌۭ azab · مُّقِيمٌ sürekli

إِنَّآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ لِلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّۖ فَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلٍ ﴿41﴾

innâ enzelnâ `aleyke-lkitâbe linnâsi bilḥaḳḳ. femeni-htedâ felinefsih. vemen ḍalle feinnemâ yeḍillü `aleyhâ. vemâ ente `aleyhim bivekîl.

41. Biz sana, insanlar için gerçeği ortaya koymak üzere kitabı indirdik; artık kim doğru yolu izlerse kendi iyiliği için izlemiş olur, kim de yoldan saparsa kendi aleyhine sapmış olur; sen onlardan sorumlu değilsin.

Kelime meali

إِنَّآ elbette biz · أَنزَلْنَا indirdik · عَلَيْكَ sana · ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı · لِلنَّاسِ insanlar için · بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile · فَمَنِ artık kim · ٱهْتَدَىٰ doğru yola gelirse · فَلِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararınadır · وَمَن ve kim de · ضَلَّ saparsa · فَإِنَّمَا şüphesiz · يَضِلُّ sapmış olur · عَلَيْهَا ۖ kendi zararına · وَمَآ ve değil(sin) · أَنتَ sen · عَلَيْهِم onların üzerinde · بِوَكِيلٍ vekil

ٱللَّهُ يَتَوَفَّى ٱلۡأَنفُسَ حِينَ مَوۡتِهَا وَٱلَّتِي لَمۡ تَمُتۡ فِي مَنَامِهَاۖ فَيُمۡسِكُ ٱلَّتِي قَضَىٰ عَلَيۡهَا ٱلۡمَوۡتَ وَيُرۡسِلُ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمًّىۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ ﴿42﴾

allâhü yeteveffe-l'enfüse ḥîne mevtihâ velletî lem temüt fî menâmihâ. feyümsikü-lletî ḳaḍâ `aleyhe-lmevte veyürsilü-l'uḫrâ ilâ ecelim müsemmâ. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yetefekkerûn.

42. Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerlerini ise belli bir süreye kadar (hayata) salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır.

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · يَتَوَفَّى vefat ettirir · ٱلْأَنفُسَ canları · حِينَ sırasında · مَوْتِهَا ölümleri · وَٱلَّتِى ve kimseleri · لَمْ ölmeyen(leri) · تَمُتْ · فِى uykularında · مَنَامِهَا ۖ · فَيُمْسِكُ sonra yanında tutar · ٱلَّتِى kimseleri · قَضَىٰ hükmettiği · عَلَيْهَا üzerlerinde · ٱلْمَوْتَ ölümüne · وَيُرْسِلُ ve salıverir · ٱلْأُخْرَىٰٓ ötekilerini · إِلَىٰٓ kadar · أَجَلٍۢ bir süreye · مُّسَمًّى ۚ belirli · إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler · لِّقَوْمٍۢ bir toplum için · يَتَفَكَّرُونَ düşünen

أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُفَعَآءَۚ قُلۡ أَوَلَوۡ كَانُواْ لَا يَمۡلِكُونَ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يَعۡقِلُونَ ﴿43﴾

emi-tteḫaẕû min dûni-llâhi şüfe`â'. ḳul evelev kânû lâ yemlikûne şey'ev velâ ya`ḳilûn.

43. Yoksa onlar kendilerine Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “O şefaatçiler hiçbir şeye güç yetiremez, hiçbir şeyi kavrayamaz olsalar da mı?”

Kelime meali

أَمِ yoksa · ٱتَّخَذُوا۟ başkami edindiler? · مِن · دُونِ · ٱللَّهِ Allah'tan · شُفَعَآءَ ۚ şefa'atçiler · قُلْ de ki · أَوَلَوْ bile mi? · كَانُوا۟ olsalar · لَا onlar malik olmayan · يَمْلِكُونَ · شَيْـًۭٔا hiçbir şeye · وَلَا ve · يَعْقِلُونَ düşünmeyen

قُل لِّلَّهِ ٱلشَّفَٰعَةُ جَمِيعࣰ اۖ لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ﴿44﴾

ḳul lillâhi-şşefâ`atü cemî`â. lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. ŝümme ileyhi türce`ûn.

44. De ki: “Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir; göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elindedir; sonunda kaçınılmaz olarak dönüp O’na varacaksınız.”

Kelime meali

قُل de ki · لِّلَّهِ Allah'ındır · ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'at · جَمِيعًۭا ۖ tamamen · لَّهُۥ O'nundur · مُلْكُ mülkü · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin · ثُمَّ sonra · إِلَيْهِ O'na · تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz

وَإِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَحۡدَهُ ٱشۡمَأَزَّتۡ قُلُوبُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِۖ وَإِذَا ذُكِرَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦٓ إِذَا هُمۡ يَسۡتَبۡشِرُونَ ﴿45﴾

veiẕâ ẕükira-llâhü vaḥdehü-şmeezzet ḳulûbü-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati. veiẕâ ẕükira-lleẕîne min dûnihî iẕâ hüm yestebşirûn.

45. Ne zaman tek başına Allah’ın ismi zikredilse âhirete inanmayanların kalplerindeki nefret yüzlerine vurur; ama Allah’ın dışındakiler (putlar) anıldığında hemen sevinçten yüzlerinin parladığını görürsün.

Kelime meali

وَإِذَا ve zaman · ذُكِرَ anıldığı · ٱللَّهُ Allah · وَحْدَهُ tek olarak · ٱشْمَأَزَّتْ ürker · قُلُوبُ kalbleri · ٱلَّذِينَ kimselerin · لَا inanmayan(ların) · يُؤْمِنُونَ · بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirete · وَإِذَا ve zaman · ذُكِرَ anıldığı · ٱلَّذِينَ kimseler · مِن O'ndan başka · دُونِهِۦٓ · إِذَا hemen · هُمْ onlar · يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler

قُلِ ٱللَّهُمَّ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ عَٰلِمَ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ أَنتَ تَحۡكُمُ بَيۡنَ عِبَادِكَ فِي مَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ﴿46﴾

ḳuli-llâhümme fâṭira-ssemâvâti vel'arḍi `âlime-lgaybi veşşehâdeti ente taḥkümü beyne `ibâdike fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.

46. De ki: “Ey gökleri ve yeri yaratan, duyular ötesini ve duyular âlemini bilen Allahım! İhtilâfa düştükleri konularda kulların arasında hükmü sen vereceksin.”

Kelime meali

قُلِ de ki · ٱللَّهُمَّ Allah'ım · فَاطِرَ yoktan var eden · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri · وَٱلْأَرْضِ ve yeri · عَـٰلِمَ bilen · ٱلْغَيْبِ görülmeyeni · وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni · أَنتَ (ancak) sen · تَحْكُمُ hükmedersin · بَيْنَ arasında · عِبَادِكَ kullarının · فِى şeylerde · مَا · كَانُوا۟ oldukları · فِيهِ hakkında · يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri

وَلَوۡ أَنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفۡتَدَوۡاْ بِهِۦ مِن سُوٓءِ ٱلۡعَذَابِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَبَدَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يَكُونُواْ يَحۡتَسِبُونَ ﴿47﴾

velev enne lilleẕîne żalemû mâ fi-l'arḍi cemî`av vemiŝlehû me`ahû leftedev bihî min sûi-l`aẕâbi yevme-lḳiyâmeh. vebedâ lehüm mine-llâhi mâ lem yekûnû yaḥtesibûn.

47. O zalimler yeryüzündeki her şeye, hatta bunun yanında bir kat fazlasına daha sahip olsalardı, kıyamet günündeki korkunç azaptan kurtulmak için hepsini feda ederlerdi. Daha önce hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından onların karşısına çıkarılacaktır!

Kelime meali

وَلَوْ ve eğer olsaydı · أَنَّ ve eğer olsaydı · لِلَّذِينَ zulmedenlerin · ظَلَمُوا۟ · مَا bulunanların · فِى yeryüzünde · ٱلْأَرْضِ · جَمِيعًۭا tümü · وَمِثْلَهُۥ ve bir misli daha · مَعَهُۥ onunla beraber · لَٱفْتَدَوْا۟ mutlaka fidye verirlerdi · بِهِۦ onu · مِن kötü-dan (kurtulmak için) · سُوٓءِ kötü · ٱلْعَذَابِ · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet · وَبَدَا ve karşılarına çıkmıştır · لَهُم onların · مِّنَ Allahtan · ٱللَّهِ · مَا şeyler · لَمْ hiç · يَكُونُوا۟ hesabetmedikleri · يَحْتَسِبُونَ

وَبَدَا لَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ﴿48﴾

vebedâ lehüm seyyietü mâ kesebû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

48. İşledikleri kötülükler önlerine apaçık konacak, alay edip durdukları şeyler onları çepeçevre kuşatacaktır.

Kelime meali

وَبَدَا ve görünmüştür · لَهُمْ kendilerine · سَيِّـَٔاتُ kötülükleri · مَا yaptıkları işlerin · كَسَبُوا۟ · وَحَاقَ ve kuşatmıştır · بِهِم onları · مَّا şey · كَانُوا۟ oldukları · بِهِۦ onunla · يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar)

فَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرࣱّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلۡنَٰهُ نِعۡمَةࣰ مِّنَّا قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلۡمِۭۚ بَلۡ هِيَ فِتۡنَةࣱ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿49﴾

feiẕâ messe-l'insâne ḍurrun de`ânâ. ŝümme iẕâ ḫavvelnâhü ni`metem minnâ ḳâle innemâ ûtîtühû `alâ `ilm. bel hiye fitnetüv velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

49. İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır; sonra ona katımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bunu ancak bir bilgi sayesinde elde ettim” der. Aksine o nimet bir imtihandır ama çokları bunu bilmez.

Kelime meali

فَإِذَا zaman · مَسَّ dokunduğu · ٱلْإِنسَـٰنَ insana · ضُرٌّۭ bir zarar · دَعَانَا bize du'a eder · ثُمَّ sonra · إِذَا vakit · خَوَّلْنَـٰهُ ona verdiğimiz · نِعْمَةًۭ bir ni'met · مِّنَّا bizden · قَالَ der · إِنَّمَآ elbette · أُوتِيتُهُۥ bu bana verildi · عَلَىٰ sayesinde · عِلْمٍۭ ۚ bilgi(m) · بَلْ hayır · هِىَ o · فِتْنَةٌۭ bir imtihandır · وَلَـٰكِنَّ fakat · أَكْثَرَهُمْ çokları · لَا bilmiyorlar · يَعْلَمُونَ

قَدۡ قَالَهَا ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿50﴾

ḳad ḳâlehe-lleẕîne min ḳablihim femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.

50. Onlardan öncekiler de böyle sözler söylemişti; ama elde ettikleri şeyler onlara fayda vermedi.

Kelime meali

قَدْ elbette · قَالَهَا bunu demişlerdi · ٱلَّذِينَ kimseler · مِن onlardan öncekiler · قَبْلِهِمْ · فَمَآ ama olmadı · أَغْنَىٰ yararı · عَنْهُم kendilerine · مَّا şeyler · كَانُوا۟ kazandıkları · يَكْسِبُونَ

فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْۚ وَٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡ هَٰٓؤُلَآءِ سَيُصِيبُهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواْ وَمَا هُم بِمُعۡجِزِينَ ﴿51﴾

feeṣâbehüm seyyietü mâ kesebû. velleẕîne żalemû min hâülâi seyüṣîbühüm seyyietü mâ kesebû vemâ hüm bimü`cizîn.

51. İşledikleri kötülükler kendilerine ceza olarak döndü. Bunlardan haksızlığa sapanlar da yaptıkları kötülüklerin cezasını çekeceklerdir. Onlar Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.

Kelime meali

فَأَصَابَهُمْ sonra başlarına geldi · سَيِّـَٔاتُ kötülükleri · مَا kazandıklarının · كَسَبُوا۟ ۚ · وَٱلَّذِينَ kimselere · ظَلَمُوا۟ zulmedenlere · مِنْ bunlardan · هَـٰٓؤُلَآءِ · سَيُصِيبُهُمْ erişecektir · سَيِّـَٔاتُ kötülükleri · مَا yaptıklarının · كَسَبُوا۟ · وَمَا ve değillerdir · هُم onlar · بِمُعْجِزِينَ engel olacak

أَوَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ ﴿52﴾

evelem ya`lemû enne-llâhe yebsüṭu-rrizḳa limey yeşâü veyaḳdir. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yü'minûn.

52. Bilmiyorlar mı ki Allah rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğine de ölçülü verir. Kuşkusuz inanan bir topluluk için bunda dersler vardır.

Kelime meali

أَوَلَمْ mi? · يَعْلَمُوٓا۟ bilmediler · أَنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · يَبْسُطُ açar · ٱلرِّزْقَ rızkı · لِمَن kimseye · يَشَآءُ dilediği · وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar · إِنَّ şüphesiz · فِى vardır · ذَٰلِكَ bunda · لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler · لِّقَوْمٍۢ bir toplum için · يُؤْمِنُونَ inanan

۞قُلۡ يَٰعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ أَسۡرَفُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ لَا تَقۡنَطُواْ مِن رَّحۡمَةِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ﴿53﴾

ḳul yâ `ibâdîye-lleẕîne esrafû `alâ enfüsihim lâ taḳneṭû mir raḥmeti-llâh. inne-llâhe yagfiru-ẕẕünûbe cemî`â. innehû hüve-lgafûru-rraḥîm.

53. De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”

Kelime meali

۞ قُلْ de ki · يَـٰعِبَادِىَ ey kullarım · ٱلَّذِينَ aşırı giden · أَسْرَفُوا۟ · عَلَىٰٓ karşı · أَنفُسِهِمْ nefislerine · لَا asla · تَقْنَطُوا۟ umut kesmeyin · مِن rahmetinden · رَّحْمَةِ · ٱللَّهِ ۚ Allah'ın · إِنَّ şüphesiz · ٱللَّهَ Allah · يَغْفِرُ bağışlar · ٱلذُّنُوبَ günahları · جَمِيعًا ۚ bütün · إِنَّهُۥ çünkü O · هُوَ O · ٱلْغَفُورُ çok bağışlayandır · ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir

وَأَنِيبُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَأَسۡلِمُواْ لَهُۥ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلۡعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ ﴿54﴾

veenîbû ilâ rabbiküm veeslimû lehû min ḳabli ey ye'tiyekümü-l`aẕâbü ŝümme lâ tünṣarûn.

54. Azap size gelip çatmadan önce rabbinize yönelip O’na teslim olun; sonra kimseden yardım göremezsiniz.

Kelime meali

وَأَنِيبُوٓا۟ ve dönün · إِلَىٰ Rabbinize · رَبِّكُمْ · وَأَسْلِمُوا۟ ve teslim olun · لَهُۥ O'na · مِن önce · قَبْلِ · أَن size gelip çatmadan · يَأْتِيَكُمُ · ٱلْعَذَابُ azab · ثُمَّ sonra · لَا asla · تُنصَرُونَ size yardım edilmez

وَٱتَّبِعُوٓاْ أَحۡسَنَ مَآ أُنزِلَ إِلَيۡكُم مِّن رَّبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَكُمُ ٱلۡعَذَابُ بَغۡتَةࣰ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ ﴿55﴾

vettebi`û aḥsene mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm min ḳabli ey ye'tiyekümü-l`aẕâbü bagtetev veentüm lâ teş`urûn.

55. Hiç farkında olmadığınız bir sırada azap ansızın başınıza gelmeden önce rabbinizden size indirilen en güzel hükümlere uyun;

Kelime meali

وَٱتَّبِعُوٓا۟ ve uyun · أَحْسَنَ en güzeline · مَآ indirilenin · أُنزِلَ · إِلَيْكُم size · مِّن Rabbinizden · رَّبِّكُم · مِّن önce · قَبْلِ · أَن size gelmezden · يَأْتِيَكُمُ · ٱلْعَذَابُ azab · بَغْتَةًۭ ansızın · وَأَنتُمْ ve siz · لَا hiç · تَشْعُرُونَ farkına varmadan

أَن تَقُولَ نَفۡسࣱ يَٰحَسۡرَتَىٰ عَلَىٰ مَا فَرَّطتُ فِي جَنۢبِ ٱللَّهِ وَإِن كُنتُ لَمِنَ ٱلسَّٰخِرِينَ ﴿56﴾

en teḳûle nefsüy yâ ḥasratâ `alâ mâ ferraṭtü fî cembi-llâhi vein küntü lemine-ssâḫirîn.

56. Ki sonra hiç kimse, “Allah’a itaat hususunda gerekeni yapmadığım için yazıklar olsun bana! Ben gerçekten de (İslâm ile) alay edenler arasında yer almıştım” diyerek (kendi kendini kınamasın);

Kelime meali

أَن demesinden (sakının) · تَقُولَ · نَفْسٌۭ nefsin · يَـٰحَسْرَتَىٰ eyvah (bana) · عَلَىٰ dolayı · مَا kusur edişimden · فَرَّطتُ · فِى yanında · جَنۢبِ · ٱللَّهِ Allah'ın · وَإِن ve gerçekten · كُنتُ ben oldum · لَمِنَ kimselerden · ٱلسَّـٰخِرِينَ alay edenlerden

أَوۡ تَقُولَ لَوۡ أَنَّ ٱللَّهَ هَدَىٰنِي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُتَّقِينَ ﴿57﴾

ev teḳûle lev enne-llâhe hedânî leküntü mine-lmütteḳîn.

57. Yahut “Eğer Allah bana hidayet nasip etseydi günahtan sakınanlardan olurdum” diyerek;

Kelime meali

أَوْ yahut · تَقُولَ demesinden · لَوْ şayet · أَنَّ elbette · ٱللَّهَ Allah · هَدَىٰنِى bana hidayet etseydi · لَكُنتُ ben olurdum · مِنَ muttakilerden · ٱلْمُتَّقِينَ

أَوۡ تَقُولَ حِينَ تَرَى ٱلۡعَذَابَ لَوۡ أَنَّ لِي كَرَّةࣰ فَأَكُونَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴿58﴾

ev teḳûle ḥîne tera-l`aẕâbe lev enne lî kerraten feekûne mine-lmuḥsinîn.

58. Ya da azabı gördüğünde, “Keşke bana bir fırsat daha tanınsa da iyilerden biri olsam!” diyerek hayıflanmasın.

Kelime meali

أَوْ yahut · تَقُولَ demesinden · حِينَ zaman · تَرَى gördüğü · ٱلْعَذَابَ azabı · لَوْ keşke · أَنَّ gerçekten · لِى benim için olsaydı · كَرَّةًۭ bir kez daha (dönüş) · فَأَكُونَ böylece olsaydım · مِنَ güzel hareket edenlerden · ٱلْمُحْسِنِينَ

بَلَىٰ قَدۡ جَآءَتۡكَ ءَايَٰتِي فَكَذَّبۡتَ بِهَا وَٱسۡتَكۡبَرۡتَ وَكُنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿59﴾

belâ ḳad câetke âyâtî fekeẕẕebte bihâ vestekberte vekünte mine-lkâfirîn.

59. (Allah ona şöyle diyecek:) “Hayır! Vaktiyle âyetlerim sana gelmişti ama sen onların asılsız olduğunu söylemiştin, büyüklük taslayıp inkârcılar arasında yer almıştın.”

Kelime meali

بَلَىٰ hayır · قَدْ elbette · جَآءَتْكَ sana geldi · ءَايَـٰتِى ayetlerim · فَكَذَّبْتَ fakat sen yalanladın · بِهَا onları · وَٱسْتَكْبَرْتَ ve büyüklük tasladın · وَكُنتَ ve oldun · مِنَ nankörlerden · ٱلْكَـٰفِرِينَ

وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ تَرَى ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَى ٱللَّهِ وُجُوهُهُم مُّسۡوَدَّةٌۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوࣰ ى لِّلۡمُتَكَبِّرِينَ ﴿60﴾

veyevme-lḳiyâmeti tera-lleẕîne keẕebû `ale-llâhi vucûhühüm müsveddeh. eleyse fî cehenneme meŝvel lilmütekebbirîn.

60. Artık kıyamet gününde Allah hakkında asılsız inançlar ileri sürenleri, yüzleri kararmış göreceksin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer cehennemde değil midir?

Kelime meali

وَيَوْمَ ve günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · تَرَى görürsün · ٱلَّذِينَ yalan uyduranların · كَذَبُوا۟ · عَلَى karşı · ٱللَّهِ Allah'a · وُجُوهُهُم yüzlerini · مُّسْوَدَّةٌ ۚ kapkara · أَلَيْسَ yok mudur? · فِى cehennemde · جَهَنَّمَ · مَثْوًۭى bir yer · لِّلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenler için

وَيُنَجِّي ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ بِمَفَازَتِهِمۡ لَا يَمَسُّهُمُ ٱلسُّوٓءُ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ﴿61﴾

veyünecci-llâhü-lleẕîne-tteḳav bimefâzetihim. lâ yemessühümü-ssûü velâ hüm yaḥzenûn.

61. İsyandan sakınanları da Allah, amaçlarına ulaşmış olarak kurtuluşa erdirecektir; onlara ne bir kötülük dokunacak ne de üzüntü çekecekler.

Kelime meali

وَيُنَجِّى ve kurtarır; · ٱللَّهُ Allah · ٱلَّذِينَ kimseleri · ٱتَّقَوْا۟ korunanları · بِمَفَازَتِهِمْ başarılarıyle · لَا onlara dokunmaz · يَمَسُّهُمُ · ٱلسُّوٓءُ kötülük · وَلَا ve · هُمْ onlar · يَحْزَنُونَ üzülmezler

ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءࣲۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ وَكِيلࣱ‏ ﴿62﴾

allâhü ḫâliḳu külli şey'. vehüve `alâ külli şey'iv vekîl.

62. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur.

Kelime meali

ٱللَّهُ Allah · خَـٰلِقُ yaratıcısıdır · كُلِّ her · شَىْءٍۢ ۖ şeyin · وَهُوَ ve O · عَلَىٰ üzerine · كُلِّ her · شَىْءٍۢ şey · وَكِيلٌۭ vekildir

لَّهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ﴿63﴾

lehû meḳâlîdü-ssemâvâti vel'arḍ. velleẕîne keferû biâyâti-llâhi ülâike hümü-lḫâsirûn.

63. Göklerin ve yerin anahtarları O’ndadır. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin durumuna gelince işte hüsrana uğrayanlar onlardır.

Kelime meali

لَّهُۥ O'nundur · مَقَالِيدُ anahtarları · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin · وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin · وَٱلَّذِينَ ve kimseler · كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) · بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini · ٱللَّهِ Allah'ın · أُو۟لَـٰٓئِكَ işte · هُمُ onlardır · ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar

قُلۡ أَفَغَيۡرَ ٱللَّهِ تَأۡمُرُوٓنِّيٓ أَعۡبُدُ أَيُّهَا ٱلۡجَٰهِلُونَ ﴿64﴾

ḳul efegayra-llâhi te'mürûnnî a`büdü eyyühe-lcâhilûn.

64. De ki: “Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi teklif ediyorsunuz?”

Kelime meali

قُلْ de ki · أَفَغَيْرَ başkasına mı? · ٱللَّهِ Allah'tan · تَأْمُرُوٓنِّىٓ bana emrediyorsunuz · أَعْبُدُ kulluk etmemi · أَيُّهَا ey · ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller

وَلَقَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكَ لَئِنۡ أَشۡرَكۡتَ لَيَحۡبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ﴿65﴾

veleḳad ûḥiye ileyke veile-lleẕîne min ḳablik. lein eşrakte leyaḥbeṭanne `amelüke veletekûnenne mine-lḫâsirîn.

65. Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer Allah’a ortak koşarsan bilmiş ol ki yaptıkların boşa gidecek ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olacaksın.

Kelime meali

وَلَقَدْ ve elbette · أُوحِىَ şöyle vahyedildi · إِلَيْكَ sana · وَإِلَى ve · ٱلَّذِينَ kimselere · مِن senden önceki · قَبْلِكَ · لَئِنْ andolsun eğer · أَشْرَكْتَ ortak koşarsan · لَيَحْبَطَنَّ boşa çıkar · عَمَلُكَ amelin · وَلَتَكُونَنَّ ve olursun · مِنَ kaybedenlerden · ٱلْخَـٰسِرِينَ

بَلِ ٱللَّهَ فَٱعۡبُدۡ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ ﴿66﴾

beli-llâhe fa`büd veküm mine-şşâkirîn.

66. Hayır! Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!

Kelime meali

بَلِ hayır · ٱللَّهَ Allah'a · فَٱعْبُدْ kulluk et · وَكُن ve ol · مِّنَ den · ٱلشَّـٰكِرِينَ

وَمَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦ وَٱلۡأَرۡضُ جَمِيعࣰ ا قَبۡضَتُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ مَطۡوِيَّٰتُۢ بِيَمِينِهِۦۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ﴿67﴾

vemâ ḳaderü-llâhe ḥaḳḳa ḳadrih. vel'arḍu cemî`an ḳabḍatühû yevme-lḳiyâmeti vessemâvâtü maṭviyyâtüm biyemînih. sübḥânehû vete`âlâ `ammâ yüşrikûn.

67. Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.

Kelime meali

وَمَا ve · قَدَرُوا۟ takdir edemediler · ٱللَّهَ Allah'ı · حَقَّ gereği gibi · قَدْرِهِۦ O'nun kadrini · وَٱلْأَرْضُ ve yer · جَمِيعًۭا tamamen · قَبْضَتُهُۥ O'nun avucu içindedir · يَوْمَ günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet · وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ve gökler · مَطْوِيَّـٰتٌۢ dürülmüştür · بِيَمِينِهِۦ ۚ sağ elinde · سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir · وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir · عَمَّا onların ortak koştuklarından · يُشْرِكُونَ

وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۖ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخۡرَىٰ فَإِذَا هُمۡ قِيَامࣱ يَنظُرُونَ ﴿68﴾

venüfiḫa fi-ṣṣûri feṣa`iḳa men fi-ssemâvâti vemen fi-l'arḍi illâ men şâe-llâh. ŝümme nüfiḫa fîhi uḫrâ feiẕâ hüm ḳiyâmüy yenżurûn.

68. (O gün) sûra üflenecek, ardından -Allah’ın diledikleri dışında- göklerde ve yerde bulunanların hepsi düşüp ölecek; sonra sûra yeniden üflenecek ve onlar birden ayağa kalkmış, etrafa bakıyor olacaklar.

Kelime meali

وَنُفِخَ ve üflenir · فِى Sur'a · ٱلصُّورِ · فَصَعِقَ sonra ölür (bayılır) · مَن olanlar · فِى göklerde · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ · وَمَن ve olanlar · فِى yerde · ٱلْأَرْضِ · إِلَّا dışında · مَن kimseler · شَآءَ dilediği · ٱللَّهُ ۖ Allah'ın · ثُمَّ sonra · نُفِخَ üflenir · فِيهِ ona · أُخْرَىٰ bir daha · فَإِذَا birden · هُمْ onlar · قِيَامٌۭ kalkmış · يَنظُرُونَ bakıyorlardır

وَأَشۡرَقَتِ ٱلۡأَرۡضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ ٱلۡكِتَٰبُ وَجِاْيٓءَ بِٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡحَقِّ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ﴿69﴾

veeşraḳati-l'arḍu binûri rabbihâ vevuḍi`a-lkitâbü vecîe binnebiyyîne veşşühedâi veḳuḍiye beynehüm bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.

69. Artık rabbinin nuruyla yer aydınlanır, hesap kitap ortaya konur, peygamberler ve şahitler getirilir, insanlar hakkında doğruluk ve adalet ölçüsüne göre hüküm verilir, onlara asla haksızlık edilmez.

Kelime meali

وَأَشْرَقَتِ ve parlar · ٱلْأَرْضُ yer · بِنُورِ nuru ile · رَبِّهَا Rabbinin · وَوُضِعَ ve (ortaya) konur · ٱلْكِتَـٰبُ Kitap · وَجِا۟ىٓءَ ve getirilir · بِٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberler · وَٱلشُّهَدَآءِ ve şahidler · وَقُضِىَ ve hükmedilir · بَيْنَهُم aralarında · بِٱلْحَقِّ adaletle · وَهُمْ ve onlara · لَا asla · يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez

وَوُفِّيَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّا عَمِلَتۡ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَا يَفۡعَلُونَ ﴿70﴾

vevuffiyet küllü nefsim mâ `amilet vehüve a`lemü bimâ yef`alûn.

70. Herkese yaptığının karşılığı tastamam ödenir; Allah onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir.

Kelime meali

وَوُفِّيَتْ ve tam verilir · كُلُّ her · نَفْسٍۢ nefse · مَّا karşılığı · عَمِلَتْ yaptığının · وَهُوَ ve O · أَعْلَمُ en iyi bilendir · بِمَا onların ne yaptıklarını · يَفْعَلُونَ

وَسِيقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا فُتِحَتۡ أَبۡوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ رُسُلࣱ مِّنكُمۡ يَتۡلُونَ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِ رَبِّكُمۡ وَيُنذِرُونَكُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَاۚ قَالُواْ بَلَىٰ وَلَٰكِنۡ حَقَّتۡ كَلِمَةُ ٱلۡعَذَابِ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿71﴾

vesîḳa-lleẕîne keferû ilâ cehenneme zümerâ. ḥattâ iẕâ câûhâ fütiḥat ebvâbühâ veḳâle lehüm ḫazenetühâ elem ye'tiküm rusülüm minküm yetlûne `aleyküm âyâti rabbiküm veyünẕirûneküm liḳâe yevmiküm hâẕâ. ḳâlû belâ velâkin ḥaḳḳat kelimetü-l`aẕâbi `ale-lkâfirîn.

71. Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek; nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak; bekçileri onlara, “İçinizden, size rabbinizin âyetlerini okuyup duyuran ve böyle bir günle karşılaşacağınızı bildirerek sizi uyaran bir elçi gelmedi mi?” diye soracak; onlar da “Evet geldi” diyecekler. Ama inkârcılar için artık azap hükmü kesinleşmiştir.

Kelime meali

وَسِيقَ ve sürülürler · ٱلَّذِينَ kimseler · كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) · إِلَىٰ cehenneme · جَهَنَّمَ · زُمَرًا ۖ bölük bölük · حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا zaman · جَآءُوهَا oraya geldikleri · فُتِحَتْ açılır · أَبْوَٰبُهَا kapıları · وَقَالَ ve şöyle der · لَهُمْ onlara · خَزَنَتُهَآ onun bekçileri · أَلَمْ gelmedimi? · يَأْتِكُمْ · رُسُلٌۭ elçiler · مِّنكُمْ kendi aranızdan · يَتْلُونَ okuyan · عَلَيْكُمْ size · ءَايَـٰتِ ayetlerini · رَبِّكُمْ Rabbinizin · وَيُنذِرُونَكُمْ ve sizi uyaran · لِقَآءَ kavuşacağınıza · يَوْمِكُمْ gününüze · هَـٰذَا ۚ bu · قَالُوا۟ derler · بَلَىٰ evet · وَلَـٰكِنْ ama · حَقَّتْ hak olmuştur · كَلِمَةُ sözü · ٱلْعَذَابِ azab · عَلَى üzerine · ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler

قِيلَ ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ ﴿72﴾

ḳîle-dḫulû ebvâbe cehenneme ḫâlidîne fîhâ. febi'se meŝve-lmütekebbirîn.

72. Onlara, “İçinde ebedî olarak kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri!” denilecek. (Vaktiyle) ululuk taslamış olanların kalacağı (bu) yer ne kötü!

Kelime meali

قِيلَ denilir · ٱدْخُلُوٓا۟ girin · أَبْوَٰبَ kapılarından · جَهَنَّمَ cehennemin · خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere · فِيهَا ۖ içinde · فَبِئْسَ ne kötüdür · مَثْوَى yeri · ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin

وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتۡ أَبۡوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُهَا سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ طِبۡتُمۡ فَٱدۡخُلُوهَا خَٰلِدِينَ ﴿73﴾

vesîḳa-lleẕîne-tteḳav rabbehüm ile-lcenneti zümerâ. ḥattâ iẕâ câûhâ vefütiḥat ebvâbühâ veḳâle lehüm ḫazenetühâ selâmün `aleyküm ṭibtüm fedḫulûhâ ḫâlidîn.

73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da gruplar halinde cennete sevkedilecek. Nihayet oraya vardıklarında cennetin kapıları açılmış olacak; bekçileri onlara, “Selâm size! Hoş geldiniz! Ebedî olarak kalmak üzere buyurun girin cennete!” diyecek.

Kelime meali

وَسِيقَ ve sevk edilirler · ٱلَّذِينَ kimseler · ٱتَّقَوْا۟ korunan(lar) · رَبَّهُمْ Rablerinin (azabından) · إِلَى cennete · ٱلْجَنَّةِ · زُمَرًا ۖ bölük bölük · حَتَّىٰٓ nihayet · إِذَا zaman · جَآءُوهَا geldikleri · وَفُتِحَتْ ve açılır · أَبْوَٰبُهَا onun kapıları · وَقَالَ ve derler · لَهُمْ onlara · خَزَنَتُهَا onun bekçileri · سَلَـٰمٌ selam · عَلَيْكُمْ size · طِبْتُمْ (ne) hoşsunuz · فَٱدْخُلُوهَا buraya girin · خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere

وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي صَدَقَنَا وَعۡدَهُۥ وَأَوۡرَثَنَا ٱلۡأَرۡضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ ٱلۡجَنَّةِ حَيۡثُ نَشَآءُۖ فَنِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ ﴿74﴾

veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî ṣadeḳanâ va`dehû veevraŝene-l'arḍa netebevveü mine-lcenneti ḥayŝü neşâ'. feni`me ecru-l`âmilîn.

74. Onlar da “Bize verdiği sözü yerine getiren ve cennetten bize dilediğimiz yerinde mesken kurabileceğimiz yurt bağışlayan Allah’a hamdolsun!” diyecekler. (Bunun için) çalışıp çabalayanların ecri ne güzel!

Kelime meali

وَقَالُوا۟ ve derler · ٱلْحَمْدُ hamdolsun · لِلَّهِ Allah'a · ٱلَّذِى o ki; · صَدَقَنَا bize yerine getirdi · وَعْدَهُۥ verdiği sözünü · وَأَوْرَثَنَا ve bizi varis kıldı · ٱلْأَرْضَ yurda · نَتَبَوَّأُ oturacağımız · مِنَ (-ten) · ٱلْجَنَّةِ cennet · حَيْثُ yerinde · نَشَآءُ ۖ dilediğimiz · فَنِعْمَ ne güzeldir · أَجْرُ ücreti · ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların

وَتَرَى ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ حَآفِّينَ مِنۡ حَوۡلِ ٱلۡعَرۡشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡۚ وَقُضِيَ بَيۡنَهُم بِٱلۡحَقِّۚ وَقِيلَ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿75﴾

vetera-lmelâikete ḥâffîne min ḥavli-l`arşi yüsebbiḥûne biḥamdi rabbihim. veḳuḍiye beynehüm bilḥaḳḳi veḳîle-lḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.

75. Meleklerin de rablerine hamd ile yüceliğini dile getirerek arşın çevresini kuşattıklarını görürsün. Böylece insanlar arasında doğruluk ve adalet ölçüsüne göre hüküm verilir ve şöyle denir: Bütün övgüler âlemlerin rabbi olan Allah içindir.

Kelime meali

وَتَرَى ve görürsün · ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklerin · حَآفِّينَ dönerek · مِنْ çevresinde · حَوْلِ · ٱلْعَرْشِ Arşın · يُسَبِّحُونَ tesbih ettiklerini · بِحَمْدِ hamd ile · رَبِّهِمْ ۖ Rablerini · وَقُضِىَ ve hükmedilir · بَيْنَهُم aralarında · بِٱلْحَقِّ hak ile · وَقِيلَ ve denilir · ٱلْحَمْدُ Hamd · لِلَّهِ Allah'a'dır · رَبِّ Rabbi · ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin